Suriye’deki savaşın devam eden bölümleri, İdlip’te bitmeyecek

İdlib’te Suriye ayaklanmasının 9.yıl dönümü kutlaması gerçekleştirildi (SPA)
İdlib’te Suriye ayaklanmasının 9.yıl dönümü kutlaması gerçekleştirildi (SPA)
TT

Suriye’deki savaşın devam eden bölümleri, İdlip’te bitmeyecek

İdlib’te Suriye ayaklanmasının 9.yıl dönümü kutlaması gerçekleştirildi (SPA)
İdlib’te Suriye ayaklanmasının 9.yıl dönümü kutlaması gerçekleştirildi (SPA)

Manal Nahas
İdlib’te yeni bir savaşın başlayacağı ve Türk-Rus anlaşmasının devam etmeyeceği düşünülüyor. NATO, İdlib’te Ankara’yı desteklemenin yollarını arıyor ancak Suriye savaşı, İdlip’deki savaş ile son bulmayacak.
Rus ve Türk güçlerinin, 2011’de Suriye’de patlak veren protestoların yıldönümünde, Halep-Lazkiye yolunda ortak devriyeler düzenlemeye başladı. Buna rağmen Fransa'nın eski Şam Büyükelçisi Michel Duclos gibi Batılı diplomatlar, İdlip savaşında ikinci bir çatışma faslının başlayacağını düşünüyor. Duclos, 5 Mart’ta varılan mutabakatın yalnızca Erdoğan’ın durup nefes aldığı bir durak olduğu görüşünde. Anlaşmanın bazı hükümleri -güvenli bir koridor oluşturulması gibi- bölgeyi doğu ve batı olarak iki kısma ayırıyor. Esed rejimi, tüm İdlib’i yeniden kontrol altına almakta kararlıyken, Rusların ise bu mutabakata uymayacağı öngörülüyor. Şu an İdlib’te Türklerin elinde bulunan bölgede bulunan 40-50 bin isyancının önemli bir kısmı yalnızca Heyetu Tahriru’ş Şam (HTŞ) ile değil, El Kaide ile de bağlantılı.
Doğrusu Suriye'deki savaşın aşamaları henüz sona ermedi. Duclos’un ifadelerine göre, bu savaş veya savaşların “jeopolitik” olduğu üzerinde görüş birliği var. Fransız araştırmacı Alexandra de Hoop Scheffer’ın belirttiğine göre ise, Ortadoğu'daki ABD askeri rolünün değişmesi, askeri ittifakların akışkanlığına izin veren bir dönüm noktası oldu. Washington’un kendi polisinin bu bölgedeki rolünden kısmen vazgeçme kararı, geleneksel müttefiklerinin karar vermede bağımsız olmalarına, Rusya ve İran gibi düşmanlarına ise nüfuzlarını yaymak için kendilerine sunulanı test etmelerine ve oluşan boşlukları doldurmalarına neden oldu.
Ankara ile NATO arasındaki mesafe ve yakınlık
Ancak Ankara’nın Nato ile uzaklığı, çok büyük bir ayrılık değil, yalnızca göreli bir uzaklık. Hürriyet gazetesinden Barçın Yinanç’ın dikkat çektiğine göre, Türk ile Suriye-Rus (Rusların rolü gizlidir) kuvvetleri arasındaki son çatışmada, Türk kuvvetleri NATO askeri teknolojisini talep etmişti. Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi (EDAM) Başkanı Sinan Ülgen’e göre ise, Türkiye, askerlerinin öldürülmesine ve Rus radarlarının ihlaline yanıt olarak Rus yapımı iki Suriye uçağını düşürdüğünü açıklamış, Türkiye'nin bu olayda etkinliğini kanıtlayan operasyonel gücünün NATO uyumlu mimariye dayandığını söylemişti. Türk kuvvetleri aynı zamanda Türk teknolojisine ve proje babasının Erdoğan’ın ünlü Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) doktora yapan damadı olduğu yerli yapım dronelara başvurdu.
Yinanç, Türkiye’nin Sovyetler Birliği döneminde bile Batı ile Rusya arasında kesin bir tercih yapmak zorunda kalmadığına dikkat çekiyor. Tarımdan sanayiye geçiş döneminde NATO müttefiklerinin kendisine kapılarını kapatmasının ardından Sovyetler ile işbirliğine başvurmuştu; bu yüzden Sovyet yapımı Türk fabrikalarının listesi epey uzundur. Türkiye, Soğuk Savaş’ın zirvesinde olduğu 1960 ve 70’lerde, sosyalist olmayan ülkelerdeki Rus yardımlarının da önde gelen alıcılarındandı. Yinanç, dostlarla düşman kesilmeden “düşmanlarla” işbirliği yapmayı gerektiren bir denge kurmanın dikkatli bir diplomasi gerektirdiğini söylüyor. Türkiye’nin Soğuk Savaş’ın ardından Rusya ile ilişkilerini pekiştirmesi de dikkat çekiciydi. Ancak mevcut dünya düzeninin içinde bulunduğu kaosu düşünüldüğünde ve Moskova'nın isteği ile Ankara'nın hedeflediğinin çatıştığı bir zamanda, askeri ve stratejik olarak Rusya ile işbirliğinde bir sınır bulunuyor. Buna en iyi örnekler Suriye, Kırım ve Libya'daki gerçeklerdir.
Türkiye ve Rusya ortaklıklarını güçlendiriyor olsa da (Türk Akımı gaz hattı, S-400 sistemi, Mersin’deki Akkuyu Nükleer Santrali) ilgili jeostratejik hedefleri ve stratejik vizyonları değişiklik gösteriyor. Bu nedenle Alexandra de Hoop Scheffer, Ankara’nın Rus yörüngesinde dönüşünün tam bir deveran olmadığını, NATO ve ABD’ye bağlı kalmasının muhtemel olduğunu söylüyor. Gerçekten de Türkiye’nin İdlib ve Libya’da Rusya ile karşı karşıya gelerek çıkmaza düşmesi, Ankara’yı ABD ve NATO’ya yönelmeye itti.
Putin, azılı bir müttefik
Duclos ise, bugün karşılaşılan en önemli sorunun bir yandan Rusya, diğer yandan Avrupa ve NATO arasında gidip gelen Türkiye'nin kaderini belirlediğini söylüyor. Zirâ Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan'a hak ettiği saygıyı göstermedi. Moskova’ya gelen Türk heyetinin 18. yüzyılda Osmanlılara karşı zafer kazanan Katerina heykelinin önünde durduğu, Erdoğan ile Putin’in arkasında duran heykelin ise Osmanlı Devleti’nin 19. yüzyılın sonlarında Bulgaristan’daki yenilgisini simgelediği hakkında haberler çıkmıştı. Erdoğan taraftarları ise bu heykellerin o salonda ilk defa bulunmadığını, başka görüşmelerde de dikkat çektiğini, bu yüzden bunun bir hakaret ya da mesaj niteliğinde olmadığını dile getirmişti. Putin’in çıkarı, Türkiye’yi NATO’dan uzak tutmak yolunda ilerlerken Erdoğan ise, Moskova'nın ülkesini Suriye'de hapsettiği tuzaklardan kurtarabileceğinin ya da büyük askeri kayıplara maruz bırakabileceğinin farkında. Ancak Rusya ile olan ittifakın üzerinde dikenler yer alıyor. Suriye’deki güçler olan Türkiye, Rusya ve İran’ın -liderlerinin önceki toplantılarda söyledikleri ne olursa olsun- hedefleri farklı. Ancak Esed’in tüm Suriye topraklarını kontrol eden Rus ve İran yardımları yoluyla geri çekilmesi, vaziyeti 2011 öncesine döndürmeyecek. Lübnan, Ürdün ve Türkiye'deki Suriyeli mülteciler, Esad rejiminin himayesinde yaşamak için geri dönmeyecek. Zaten bugün savaş alanlarından rejimin kontrolü altındaki alanlara değil, Türkiye’ye doğru kaçıyorlar.
Avrupa destek mi oluyor yoksa uzaklaşıyor mu?
Duclos, “Erdoğan’ın Putin’in pençelerine düşmemesinin” Avrupa ve ABD’nin yararına olacağını söylüyor. NATO’daki Avrupalılar, silahlı gruplar ve HTŞ ile mücadelesinde Türkiye’ye teknik destek sunmayı düşünüyor. Ancak bu destek, Erdoğan'ın aşırılık yanlıları ile olan bağlarını kesme kararını rehin alıyor. Şayet İdlib’teki askeri saldırı, NATO’nun Türkiye’ye desteği olmadan başlarsa bu Avrupa’nın çıkarına olmayacak.
Batı'da, Suriye'de Putin ile işbirliği yapmak, ülkenin yeniden inşasına katkıda bulunmak ve mülteci krizini çözmek için çağrıda bulunanlar var. Ancak Putin ile Esed’in mülteci meselesine ağırlık vermediğini unutuyorlar. Zirâ bu ikili, nüfusun mezhepsel yapısını değiştiren bir “nüfus mühendisliği” politikasını benimsiyor. Yani mültecilik; Suriye, Rusya ve İran’ın askeri operasyonlarının bir sonucu değil, aksine bu ülkelerin zaten hesaplamış olduğu bir hedeftir. Nitekim mülteci krizi, Avrupa halklarının hançeri Avrupa Birliği’ne saplayan eğilimini şişirdiğinde, Ruslar bu hesaplı politikanın meyvelerini toplamış oldu. Putin, Avrupa'ya yeniden bir mülteci akışının olmasını önemsemiyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre Suriyelilerin yerinden edilmesi, İran'ın, Suriye'de daimî askeri üsler oluşturma ve topraklarından Akdeniz'e kadar uzanan bir kara koridoru oluşturma çıkarına da hizmet ediyor. Bunu reddeden İsrail de muhtemelen Suriye’deki İran bölgelerini bombalamaya devam edecek. Esed ise Suriye’deki Sünnilerden “kurtulmadığı” sürece, işlerin rejimi için yolunda gitmeyeceğini düşünüyor. Zirâ 2017’deki bir konuşmasında nüfusun homojenliğine övgüde bulunarak; “Gelişigüzel anlamda değil, gerçek anlamda daha sağlıklı ve daha homojen bir toplum kazandık. Bu homojenlik, ulusal birliktir, inanç, fikir, gelenek, görenek ve vizyon birliğidir” demişti.
Bugün Suriye’deki vaziyeti belki de en iyi özetleyen şey, Fransız analist Alain Frachon’un şu sözleridir:
“Üç eski imparatorluk olan Rus, Fars ve Osmanlı, ölmekte olan hasta bir Arab’ın yatağını kolluyor. Hepsinin bölge hakkındaki niyetleri farklı. Bu durum, ne Suriye’deki savaşın sonu olacak ne de mülteci krizini çözecek.”
 
 



Hakan Fidan: Bölgesel işbirliği kapsayıcı olmalı, yeni cepheler istemiyoruz

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Hakan Fidan: Bölgesel işbirliği kapsayıcı olmalı, yeni cepheler istemiyoruz

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Al Jazeera kanalına verdiği röportajda Ortadoğu’da bölgesel paktlar, Suriye, Filistin-İsrail hattı ve İran’a ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bölgesel güvenlik mimarisinin kapsayıcı olması gerektiğini vurgulayan Fidan, Türkiye’nin ulusal güvenlik hassasiyetlerine de dikkat çekti.

“Kapsayıcı olmayan anlaşmalar bölücü olur”

Ortadoğu’da kurulabilecek bölgesel paktlara ilişkin konuşan Fidan, herhangi bir anlaşmanın dar çerçeveli olmaması gerektiğini belirterek, “Bölgedeki herhangi bir anlaşma daha kapsayıcı olmalı. Aksi halde bölücü olmak ya da yeni bir cephe oluşturmak istemiyoruz” dedi.

Başlangıçta sınırlı sayıda ülkeyle işbirliğinin mümkün olabileceğini ifade eden Fidan, “2-3 ülkeyle başlayabilir ancak zamanla bölgedeki çoğu ülkeyi kapsayan bir yapıya dönüşürse bu ideal olur” diye konuştu.

Bölgesel güvenlik yapısının önemine dikkat çeken Fidan, “Bir tarafla savaşacaksak bu taraf terörist olmalıdır. Birlikte terörizmle mücadele etmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Suriye: Uzlaşıya destek, kırmızı çizgiler vurgusu

Suriye’de olası iç uzlaşı süreçlerine Türkiye’nin yaklaşımını da değerlendiren Fidan, “Prensip gereği, Türkiye olarak taraflar kim olursa olsun bir uzlaşıya varırlarsa bunu destekleriz” dedi.

Buna karşın Türkiye’nin ulusal güvenlik çıkarları doğrultusunda kırmızı çizgileri olduğunu belirten Fidan, Şam yönetiminin SDG ile yaptığı anlaşmalarda bu hassasiyetlerin genellikle gözetildiğini söyledi.

Fidan, SDG’nin kontrolündeki bölgelerde Türkiye’ye karşı faaliyet yürüten unsurlara alan sağlandığını da ifade ederek, bu durumun Ankara açısından ciddi bir güvenlik sorunu olduğunu vurguladı.

Filistin-İsrail: Sorun İsrail politikalarıyla

Gazze’deki gelişmelere ilişkin Türkiye’nin tutumunu da aktaran Fidan, mevcut barış sürecine insani, askeri ve siyasi anlamda mümkün olan her türlü katkıyı sağlamaya hazır olduklarını söyledi.
Türkiye’nin İsrail’le bir sorun yaşamadığını belirten Fidan, “Sorunumuz İsrail’le değil, bölgedeki İsrail politikalarıyla. Özellikle Filistinlilere yönelik tutumları ve son olarak Gazze’deki soykırım” dedi.

İran: Rejim değişikliği dış müdahaleyle olmaz

İran’a yönelik olası bir İsrail saldırısına dair değerlendirmelerde bulunan Fidan, İsrail’in temel hedefinin İran ordusunun bazı kritik kapasitelerini yok etmek olacağını düşündüğünü ifade etti.

Rejim değişikliği tartışmalarına da değinen Fidan, bunun dış askeri müdahaleyle değil, İran halkının iradesiyle ilgili olduğunu belirterek, “İran halkı savaş zamanında ve dışarıdan gelen bir saldırıda, özellikle de bu saldırı İsrail’den geliyorsa, her zaman liderlerinin etrafında kenetlenir” değerlendirmesinde bulundu.

Independent Türkçe, Al Jazeera


Fidan ile Barrack, SDG’nin 15 günlük ateşkesi ihlallerini ele aldı

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile perşembe günü Suriye’deki son gelişmeleri görüştü (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile perşembe günü Suriye’deki son gelişmeleri görüştü (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
TT

Fidan ile Barrack, SDG’nin 15 günlük ateşkesi ihlallerini ele aldı

Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile perşembe günü Suriye’deki son gelişmeleri görüştü (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi ve Ankara Büyükelçisi Tom Barrack ile perşembe günü Suriye’deki son gelişmeleri görüştü (Türkiye Dışişleri Bakanlığı)

Türkiye, Suriye’deki gelişmeleri ve hükümeti ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında imzalanan ateşkesin uygulanmasını yakından izlediğini, SDG’nin anlaşmayı ihlal etmeyi sürdürdüğünü bildirdi.

Bu çerçevede Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ile perşembe günü Dışişleri Bakanlığı’nda bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede, Suriye’deki son gelişmeler, Suriye ordusu ile SDG arasında 18 Ocak’ta imzalanan ve geçen cumartesi 15 gün süreyle uzatılan ateşkes ile SDG’nin Suriye devlet kurumlarına entegrasyonu ele alındı.

Bakan Fidan ayrıca çarşamba günü Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile yaptığı telefon görüşmesinde Suriye ve Gazze’deki gelişmeler ile bazı bölgesel ve uluslararası meseleleri değerlendirdi.

frgthyu
Suriye’nin Rakka kentinde yaşayanlar, geçen pazar günü Fırat Nehri üzerindeki hasarlı bir köprüden geçiyor (AP)

Öte yandan, Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Selçuk Bayraktaroğlu, çarşamba günü Suriye Genelkurmay Başkanı Ali Nuruddin en-Nassan ile telefon görüşmesi yaparak Suriye’deki son durumu ele aldı. Görüşmeye ilişkin bilgi, Türk Genelkurmay Başkanlığı’nın “X” hesabından paylaşıldı.

SDG’ye tepki

Milli Savunma Bakanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Zeki Aktürk, perşembe günü düzenlenen basın bilgilendirme toplantısında, “Suriye sahasındaki gelişmeleri yakından takip ediyor, kuvvetlerimizin, personelimizin ve sınırlarımızın güvenliği için gerekli tüm tedbirleri alıyoruz” dedi.

Aktürk, 18 Ocak’ta imzalanan ve 15 gün süreyle uzatılan ateşkesin SDG tarafından ihlal edildiğini belirterek, SDG’nin 10 Mart 2025 ve 18 Ocak tarihli anlaşmaları ihlal etmesinin, Suriye’de kalıcı istikrara yönelik kritik bir adım olan entegrasyon sürecini olumsuz etkilediğini ifade etti.

Aktürk, SDG tarafından kazılan tüneller, mağaralar, sığınaklar, mayınlar ve el yapımı patlayıcıların tespit edilerek imha edilmesine yönelik faaliyetlerin sürdüğünü, Türkiye’nin askeri operasyon bölgelerinde SDG’ye ait toplam 753 kilometrelik tünelin imha edildiğini söyledi.

Türkiye’nin yalnızca coğrafi değil stratejik olarak da nüfuzunu artırma, bölgesel caydırıcılığını güçlendirme ve güvenliğine yönelik tehditlerin bulunduğu her yerde gerekli tedbirleri alma konusunda kararlı olduğunu vurgulayan Aktürk, sahada ve diplomatik alanda etkin ve önleyici bir savunma politikası izleneceğini kaydetti.

fgthy
Türkiye Milli Savunma Bakanlığı Sözcüsü Zeki Aktürk (MSB – X)

Aktürk ayrıca, Suriye hükümetinin kuzey Suriye’de kontrol altına aldığı bölgede insani yardımlar için bir koridor açmasını memnuniyetle karşıladıklarını ifade etti.

Suriye’ye destek

Zeki Aktürk, “Tek devlet, tek ordu” ilkesi doğrultusunda Türkiye’nin, terör örgütlerine karşı mücadelesinde Suriye’ye desteğini sürdüreceğini, savunma kapasitesinin güçlendirilmesine, ülkenin birliği ve toprak bütünlüğünün sağlanmasına katkı sunacağını söyledi.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Türkiye’nin savunma ve güvenliğinin teminatı olduğunu vurgulayan Aktürk, ordunun ülkenin varlığına yönelik her türlü tehdit ve tehlikeye karşı kararlılıkla mücadelesini sürdürdüğünü belirtti.

Öte yandan, Türkiye Cumhuriyeti Milli Güvenlik Kurulu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında çarşamba günü yaptığı toplantının ardından yayımladığı bildiride, Suriye’nin egemenliği, toprak bütünlüğü ve siyasi birliğinin korunmasına yönelik çabalara Türkiye’nin güçlü desteğinin devam edeceğini açıkladı.

axsdfrgt
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında Ankara’da çarşamba günü yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısından bir kare (Türkiye Cumhurbaşkanlığı)

Aynı zamanda, Türkiye’nin güney ve güneydoğusunda Kürt nüfusun çoğunlukta olduğu 16 ildeki baro ve avukat dernekleri, Suriye’nin kuzeyindeki çoğunluğu Kürt olan Ayn el-Arab (Kobani) kentine insani yardım ulaştırılabilmesi için Türkiye sınırları içindeki Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılması çağrısında bulundu.

Baro ve dernekler, perşembe günü yayımladıkları ortak açıklamada, Ayn el-Arab’daki insani krizin derinleştiğini, gıda, sağlık ve barınma gibi temel ihtiyaçlara erişimin kısıtlı olduğunu ve sivillerin yaşam hakkının ciddi biçimde tehdit altında bulunduğunu ifade etti.

Açıklamada, Türkiye sınırları içindeki Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın kapalı tutulmasının ve Kobani’ye insani yardımın engellenmesinin uluslararası insancıl hukuk ve temel insan haklarına aykırı olduğu savunularak, insani yardımların siyasi veya güvenlik gerekçeleriyle engellenemeyeceği vurgulandı.

Baro ve dernekler, krizin daha da derinleşmesini önlemek amacıyla ilgili tüm kurumlara yazılı başvurular yapılacağını ve sürecin hukuki ve insani boyutlarıyla yakından izleneceğini kaydetti.


Suudi Arabistan-Mısır-Türkiye koordinasyonu bölgedeki gerilimin azaltılmasına nasıl destek sağlıyor?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 19 Aralık 2024’te yeni idari başkentte düzenlenen Gelişen Sekiz Ülke Ekonomik İşbirliği Zirvesi kapsamında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 19 Aralık 2024’te yeni idari başkentte düzenlenen Gelişen Sekiz Ülke Ekonomik İşbirliği Zirvesi kapsamında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Suudi Arabistan-Mısır-Türkiye koordinasyonu bölgedeki gerilimin azaltılmasına nasıl destek sağlıyor?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 19 Aralık 2024’te yeni idari başkentte düzenlenen Gelişen Sekiz Ülke Ekonomik İşbirliği Zirvesi kapsamında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, 19 Aralık 2024’te yeni idari başkentte düzenlenen Gelişen Sekiz Ülke Ekonomik İşbirliği Zirvesi kapsamında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bir araya geldi. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın önümüzdeki hafta Suudi Arabistan ve Mısır'a yapacağı ziyaret, Riyad, Kahire ve Ankara arasındaki üçlü koordinasyonun, ulusların egemenliğini ve istikrarını tehdit eden çeşitli tehlikelerle mücadelede üç ülkenin aktif rollerine olan bağımlılıkla birlikte, bölgedeki krizlerin yatıştırılmasında ne ölçüde olumlu bir etki yaratacağı konusunda soruları gündeme getiriyor.

Türkiye Cumhurbaşkanı, 3 ve 4 Şubat tarihlerinde Suudi Arabistan ve ardından Mısır'ı ziyaret edecek. Anadolu Ajansına (AA) göre, bu ziyaret sırasında Filistin sorunu ve Suriye'deki gelişmelerin yanı sıra "Ankara ile Riyad ve Kahire arasındaki ekonomik ilişkilerin güçlendirilmesi" konularına odaklanarak bölgesel meseleleri ele alacak.

Ziyaretin Suudi Arabistan'da düzenlenecek Suudi-Türk İş Forumu ile başlaması ve ardından Mısır'da benzer bir forumun düzenlenmesi planlanıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan gözlemci ve uzmanlara göre üç ülke bölgedeki birçok krizin, özellikle de Gazze Şeridi'ndeki durumun çözümünde büyük etkiye sahip. Suudi Arabistan ve Mısır'ın Arap davalarını destekleme ve bölgedeki birçok ülkenin karşı karşıya kaldığı bölünme senaryolarıyla mücadele etme vizyonunu benimsediğini ve Türkiye ile koordinasyonun sükunetin yolunu açabileceğini belirttiler.

Erdoğan'ın Kahire ziyareti, Mısır-Türkiye ilişkilerindeki son gelişmeleri yansıtacak. Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi, Eylül 2014'te Türk Cumhurbaşkanı'nın daveti üzerine Ankara'yı ziyaret etmiş ve bu ziyaret, Erdoğan'ın aynı yılın 14 Şubat'ında Kahire'ye yaptığı ziyarete bir karşılık niteliğinde olmuştu.

O dönemde Mısır Cumhurbaşkanı, bu ziyareti "bölgesel ve uluslararası alanlardaki kilit rolleri temelinde Mısır ve Türkiye arasında yeni bir dostluk ve iş birliği aşamasına başlama arzusunu" yansıttığı şeklinde değerlendirmişti.

Türkiye'de uluslararası ilişkiler alanında araştırmacı Taha Odeh, "Suudi Arabistan, Mısır ve Türkiye" üçlüsünün "bölgedeki birçok krizin, özellikle de Gazze'deki durumun çözümünde büyük bir etkiye sahip olduğuna" inanıyor. Ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının uygulanmasının başlaması ve bölgesel ittifakların yeniden şekillendirilmesine dair görüşmelerin, "özellikle Batı'nın Ortadoğu meselelerindeki varlığının azaldığı bir dönemde, gerilimi azaltmak için üç ülke arasında müzakere ve koordinasyonu gerektiren iki unsur" olduğunu ifade etti.

Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada değerlendirmesine şöyle devam etti: "Bölgedeki çetrefilli sorunlara çözüm bulmak için Suudi Arabistan-Mısır-Türkiye koordinasyonu gereklidir." Ziyaretin, Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan arasında bir savunma ittifakı kurulması yönündeki görüşmelerin ardından gerçekleştiğini belirten yetkili, bu adımların "özellikle bölgesel çatışma cephelerinde gerilimi azaltma çabalarını desteklediğini" kaydetti.

Erdoğan, geçen Ekim ayında Gazze için imzalanan Şarm eş-Şeyh barış anlaşmasına katıldı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)Erdoğan, geçen Ekim ayında Gazze için imzalanan Şarm eş-Şeyh barış anlaşmasına katıldı (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

AA’nın haberine göre Erdoğan'ın görüşmelerinde, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan'ı kapsayan ortak bir savunma grubunun kurulmasına ilişkin gelişmelerin yanı sıra, "Gazze ve Suriye'nin yeniden inşası mekanizmaları ve istikrarın sağlanmasına yönelik bölgesel girişimler, Dünya Barış Konseyi de dahil olmak üzere" konuları ele alınacak.

Mısır Dışişleri Konseyi üyesi Büyükelçi Rakha Ahmed Hassan'ın değerlendirmesine göre ziyaret, önceden yapılan düzenlemelere rağmen önemli bir zamanda gerçekleşiyor. Türk Cumhurbaşkanı'nın turu, "Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye olmak üzere üç bölgesel sütunla koordinasyon gerektiren bir dizi cephede bölgesel gelişmelerle eş zamanlı olarak geliyor."

Hassan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, "Erdoğan, Suudi Arabistan ve Mısır liderliğiyle bölgesel konularda, özellikle Gazze'deki durum, ateşkes planının ikinci aşamasının gereklilikleri, Sudan'daki savaşı durdurma yolları, Somali'ye destek ve egemenliğinin korunması, Libya'daki siyasi çözüm ve Suriye'nin birlik ve istikrarının korunması konularında koordinasyon mekanizmalarını görüşecek" dedi ve ayrıca "özellikle ekonomik düzeyde ikili ilişkileri güçlendirecek" değerlendirmesinde bulundu.

Suudi siyasi analist Halid el-Mecarşi, Suudi Arabistan ve Mısır'ın "Ortadoğu'daki istikrarın iki kanadını temsil ettiğini ve son Arap ve İslam krizleri nedeniyle birçok yükü omuzladığını" belirterek, bu aşamanın üç ülke arasında koordinasyon ve iş birliği gerektirdiğini ve "bölgesel krizlerin yatıştırılması ve çözümlenmesinin yolunu açacak bir Arap-İslam ittifakı kurulması gerektiğini" kaydetti.

El Mecarşi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamaya devam ederek, Riyad ve Kahire'nin "bölgedeki birçok dış emel ile özellikle Sudan, Somali ve Yemen gibi bir dizi Arap ülkesinin karşı karşıya kaldığı bölünme senaryolarıyla mücadele ettiğini" belirtti ve iki ülkenin "Gazze'deki durumdan başlayarak Arap davalarını destekleme vizyonunu benimsediğini, ayrıca bölge ülkelerinin birliğini ve egemenliğini desteklediğini" ifade etti.