Suriyeli siyasetçi yazar Fayiz Sare: Suriye, bölgesel ve uluslararası güçlerin bölüştüğü işgal altındaki bir yapı haline geldi

Sare’ye göre Suriyelilerin problemi, Esed’e alternatif rejim oluşturamamaları (AFP)
Sare’ye göre Suriyelilerin problemi, Esed’e alternatif rejim oluşturamamaları (AFP)
TT

Suriyeli siyasetçi yazar Fayiz Sare: Suriye, bölgesel ve uluslararası güçlerin bölüştüğü işgal altındaki bir yapı haline geldi

Sare’ye göre Suriyelilerin problemi, Esed’e alternatif rejim oluşturamamaları (AFP)
Sare’ye göre Suriyelilerin problemi, Esed’e alternatif rejim oluşturamamaları (AFP)

Suriyeli siyasetçi yazar Fayiz Sare, Suriye muhalefetinin önde gelen isimleri arasında yer alıyor. Kasım 1970’de Hafız Esed’e karşı düzenlenen ilk protestolara katılma ve 1978’de rejime muhalif örgütlerin faaliyetlerinde yer alma gerekçesiyle hapis yatan Sare, oğul Esed döneminde de Ocak 2008’de Şam Baharı’nın aktivistleri arasında yer alma suçlamasıyla iki buçuk yıl hapis yattı.

Esed rejimi bağımlıdır
Konuşmasına devrimin başlangıcı ile Suriye’nin mevcut durumu arasında bir kıyaslama yaparak başlayan Sare;
Tek tek sayması zor, birçok ve büyük farklar var. Bu nedenle devrimin başlangıcı ile Suriye’nin mevcut durumu arasındaki farklarla ilgili 3 nokta üzerinde duracağım.
Birinci nokta, karşımızda artık bildiğimiz Suriye yok. Bilakis, bölgesel ve uluslararası güçlerin bölüştüğü işgal altındaki bir yapıyla karşı karşıyayız. Yani Rusya ve İran milislerini kastediyorum. Esed rejimi, kendisini koruması ve düşüşünü önlemek için bu güçleri çağırdı. Geriye kalanlar ise sahadaki ve siyaset alanındaki gelişmelerin bir sonucu olarak geldi. Bu hususta dini ve milliyetçi radikal örgütlerin yanı sıra muhalif grupların özellikle de kendisine destek verenlerin çıkarlarını Suriye ve Suriye halkının çok çok üstünde tutan silahlı yapıların rolünü göz ardı etmemek gerekir. Destek verenlerden kastım da Suriye’de geçici hakimiyeti bulunan ABD ve Türkiye’dir.
İkinci nokta, iki temel grup arasında artık ortak bir pozisyon yok. Halkın oluşturduğu ilk grup içinde siyasi ve kanaat önderleri ile teşkilatlar yer alıyor. Rejimin oluşturduğu ikinci grubun kapsamında ise destekçiler, askeri ve güvenlik kurumları yer alıyor. Birinci grubun temel hedefi rejimi değiştirmek ve yerine bütün Suriyelilere eşitlik, adalet ve özgürlük sunacak demokratik rejimi kurmaktı. İkinci grubun hedefi ise rejimin düşmesini engellemek ve devrimcileri rejimin ahırına geri döndürmekti. Ancak bugün ana hedeflerin boyutu aynı olmadığı gibi destekleyicileri de yok. İki grubun da farklı hesapları var. Bazen de statükonun korunması amacıyla ortak hedef üzerinde birleşirler. Bu ortak hedef ise, çatışmanın her iki tarafında yer alan savaş lordlarının ve bu iki gruptan faydalananların gösterdiği hedeftir.
Üçüncü nokta ise, Suriyeliler (halkı ve rejimi) devrimin patlak verdiği sırada Suriye’nin geleceğini belirleyecek etkili güç konumdaydı. Bugün bu tablo tamamen değişmiş vaziyette. Zira Suriyelilere kendilerinin ve ülkelerinin kaderini eski haline döndürme imkanının hatırlatılmasının bir etkisi yok. Esed rejimi, kararlarında tamamen Rus ve İranlılara bağlı. Söz konusu kararlar sadece siyasi, askeri ve güvenlik kararıyla sınırlı değil. Bilakis, Rus ve İranlıların mevcut durumunu ve geleceğe etki edecek her türlü kararı kastediyorum. Muhalefetin ise konuşma hakkı olmadığı gibi etki yaratma, güç ve mecali de yok. Muhalefet sadece destek verenlerin yörüngesinde dönen bir vızıltı.
 
 Siyasi girişimlerin başarısız olması
Suriye’deki siyasi girişimlerin ve müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının sebeplerine değinen Sare, konuşmasını şöyle sürdürdü;
Suriye’deki siyasi girişimlerin ve bütün müzakerelerin çıkmaza girmesinin sebebi rejimdir. Bunu siyaseten muhalefet etmek için değil, bilakis rejimin 10 yıldır süren devrim döneminde ve ondan önceki 10 yıllık süreçte Suriyelilerle kurduğu ilişkinin gerçekliğinden hareketle söylüyorum.
Beşşar Esedi’in iktidara geldiği 2000 yılından bu yana Suriyeliler, ülkede reform yapma ve ülkeyi, özellikle siyasi ve ekonomi başta olmak üzere her anlamda içinde bulunduğu trajik durumdan çıkarma yönünde tekrar tekrar çaba gösterdi. Fakat rejim bunu reddetti. Hatta reddetmenin de ötesine geçerek, halk hareketini ve muhalefeti 2000-2005 arasındaki Şam Baharı dönemindeki faaliyetlerini bastırdı. Bu kapsamda kulüpleri kapattı, toplanmayı yasakladı ve her türlü faaliyete sıkı sansürler uyguladı. Rejim bu eylemleriyle Suriyelilerle uzlaşmayı reddetti. Rejimin bu reddedici tavrı devrimin başında da tekrarlandı. Nitekim göstericilerin, devrim hareketi liderlerinin, muhalif parti ve üyelerinin talepleri reddedildi ve bunlar ya öldürüldü ya tutuklandı ya da sürgün edildi.
Rejimin Suriye meselesinde çözümü hedefleyen müzakere ve girişimleri reddetmesi sadece bir reddetme eyleminden daha fazlasını ifade ediyor. Burada iki durum söz konusu: Birincisi, Rusya, Çin ve İran gibi ülkelerin verdiği destek. İkincisi, uluslararası toplumun özellikle de batının, rejimin yapıp ettikleri karşısında takındığı tavır, rejimin rehavete kapılmasına sebep oldu. Örneğin batının, rejimin kimyasal silah kullanmasının ardından sanki hiçbir şey olmamış gibi davranması buna örnektir.
 
Rejimin hiçbir hükmü ve otoritesi yok
Esed rejimi ve Suriye devriminin bugün vardığı noktayla ilgili değerlendirmelerde bulunan Sare, şunları kaydetti;
Esed rejimi ve müttefikleri ile bazıları devrimle bağlantılı olan başka çevrelere, ‘Suriyelilerin devrimi başarısız oldu ve Esed rejimi zafer kazandı’ demek tatlı geliyor. Muhtemelen bazıları rejim için zafer kutlamaları, devrim için de taziye merasimi düzenlemeyi bile düşünüyordur. Bunun Suriyelilere ve devrimlerine karşı savaşın bir parçası olduğuna eminim. Rejim ve müttefiklerini buna alıştırdık. Bu, başka açıdan büyük bir hata.
Devrimin hedefi Suriyeliler için durumu değiştirmekti ve açıkçası durum değişti. Ne Suriye artık eski Suriye ne de halkı. Aynı şekilde bölgedeki komşularına korku salan rejim de eski rejim değil. Artık hiç kimseyi korkutmuyor. Neredeyse her şey değişti. Ancak bu değişimin faturası, hem maddi hem beşeri açıdan acı ve çok büyük oldu. Bu durum Esed rejimine karşı devrimin artık gerekli ve kaçınılmaz olduğunu doğruluyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktadığı habere göre, yazının bundan sonraki bölümleri sahadaki gelişmelerle ilgilidir.
 
Suriyeli yazar Sare, konuşmasına şöyle devam etti;
Devrim düşünce evresinde gerçekleşti. Yani asıl kısmı gerçekleşti. Suriyeliler, devrimden korkan bir rejime karşı ayaklandılar ve rejimin yönetiminde yorgun düşen ülkelerinin gerçekliğini değiştirdiler. Ancak Suriyelilerin ve devrimlerinin en büyük problemi alternatif bir rejim inşa etme aşamasına geçememeleridir. Bu aynı zamanda devrimin ana hedefiydi. Fakat kanlı rejim ve müttefiklerinin olduğu, bölgesel ve uluslararası tarafların müdahalelerde bulunduğu, uluslararası toplumun vurdumduymaz davrandığı bir ortamda, bu kolay bir iş değil. Alternatif rejim oluşturmak vakit ve çaba ister.
Rejimin zafer kazandığı yönündeki ifadeler kuruntu ve yalanın bir çeşididir. Bugün rejim Suriye'de hiçbir şeye hükmetmiyor ve hiçbir şey üzerinde otoritesi bulunmuyor. Ancak Rus ve İranlı işgalcilerin aracılığıyla bir şeyleri halledebiliyor. Rejim, Kardaha’daki iktidar ailesinin kalesinde bile yakıt veya güvenliği sağlamak gibi küçük meseleler dahil hiçbir sorunu çözemez. Tüm bunları göz önüne alınca rejimin hangi zaferinden söz edilebilir. Beşşar’ın iktidarda kalmaya devam etmesi onun güç ve nüfuzuna dayanmıyor. Bilakis kendisine destek veren müttefiklerinin alternatif üzerinde uzlaşamaması ve uluslararası toplumun sorumluluklarını bir kenara atmasından kaynaklanıyor.
 
Suriye ve Arap dünyası arasındaki ilişkiler
Arap ülkelerinin büyük bir çoğunluğu hem baba Esed hem de oğul Esed konusunda acı ve kötü tecrübeler edindi. Suriye ve Arap dünyası arasındaki ilişkilerin geçmişi yüzlerce olay ve talihsiz örneklerle doludur. Nitekim baba ve oğul Esed dönemlerinde rejim Arap hükümetlerine, pozisyonlarına ve vatandaşlarına karşı düşmanca bir tavır benimsedi. Bunun yanı sıra Arap ülkelerinin iç işlerine müdahalede bulundular. İçişlerine müdahale ettiği devletler arasında Filistin, Lübnan, Irak, Ürdün ve Körfez ülkeleri bulunuyor.
2011’de Suriye devrimi başladığında Arap ülkelerinin çoğu, Esed rejimiyle çatışmaya mahal vermemek adına devrime destek vermekten kaçındı. Ancak bazıları farklı sebeplerden ötürü Esed rejimi ile Suriye’de çözümün sağlanması için çabaladı. Fakat rejim Arap dünyasının bütün girişimlerini reddetti ve bu durumu askeri yollardan çözmede ısrar etti. Bu da Arap dünyası ile rejimin arasındaki çatlağı daha da genişletti. Akabinde Araplar, Esed’in izlediği stratejiye ve halka karşı başlattığı savaşa karşı pozisyon aldılar. Bu pozisyon Körfez ülkelerinin çoğu tarafından destek gördü. Böylece bu ülkeler muhalefete siyasi ve ekonomik açıdan destek verdiler. Ancak bazı ülkeler silahlı oluşumları destekleme yolunu seçti. Bu oluşumların geneli radikal İslamcı örgütlerdi. Bu seçenek devrime hiç kuşkusuz zarar verdi. Bu seçenek, rejime ve müttefiklerine, devrime, ‘terörizm’ ve ‘radikal İslami gruplar’ gibi kulplar takmasına ve yalanlar uydurmasına fırsat verdi.
Rejime önemli destek verenlerin başında, İran destekli grupların iktidarda kontrolü ele geçirdiği Irak ve İran gelmekte. Lübnan yönetimi Suriye krizinde tarafsız olduğunu ilan etse de Hizbullah’ın Suriye’ye milislerini göndermesi karşısında sessiz kalarak, tarafsız olmadığını gösterdi. Suriye halkına karşı savaşmak için rejime destek sunmaya gelen Hizbullah milisleri, Suriye halkını katletti, köylerini yakıp yıktı. Irak’taki Haşdi Şabi milisleri de aynı şekilde Suriye’ye gelerek rejimin Suriye halkına karşı yürüttüğü savaşa destek verdi. Lübnan ve Irak örnekleri Arap dünyasının Suriye krizine yönelik ortak bir tutum benimseyemediğinin göstergesidir. Bu durum aynı zamanda Arap sisteminin çöktüğünün bir realitesini yansıtıyor.
 
Kürt güçler ve Suriye devrimi
Suriyeli yazar Sare’ye göre ‘Kürt güçleri’ denilen olgunun ortaya çıkmasının üç sebebi var.
Birinci sebep, devrimin silahlandırılması ve sivil faaliyetlerinin askeri faaliyetlere dönüştürülmesidir. İkinci sebep, Suriye’deki bölünmeleri, özellikle de Arap ve Kürtler arasında ırk temelli bölünmeleri körükleyen politikalardır. Üçüncü sebep, Türkiye’deki PKK’nın Suriye’deki uzantısı PYD’nin Suriye’deki askeri varlığını artırma çabalarıdır.
Devrimin silahlandırılması -ki rejim başından beri bunu istiyordu- Suriye krizine müdahale eden çoğu bölgesel ve uluslararası aktörlerin etnik veya din temelli bir silahlı milis örgütü kurmak için aradığı fırsatı sundu. Böylece DEAŞ ve Nusra Cephesi gibi radikal İslami örgütlerin yapıp ettiklerine karşı PYD ortaya çıkarıldı. Bu örgütün ana kadroları, Türkiye’de silahlı eylemler konusunda uzun bir deneyime sahipti. Örgütün kuruluş felsefesi Kürtlerin zulme uğradığı fikri üzerine inşa edildi.
YPG ve Suriye Demokratik Güçleri, DEAŞ ve Nusra gibi radikal İslami gruplarla şiddetli çatışmalara giriştiler. Aynı zamanda Özgür Suriye Ordusu gibi ılımlı gruplarla da çatıştılar. Her zaman rejimle belli bir düzeyde ilişkileri sürdürürken, diğer taraftan ABD ile doğrudan ve aleni bağlantılar kurdular. Türkiye’ye karşı büyük düşmanlıklar gösterdi ve en sonunda iki taraf arasında doğrudan üç büyük çatışma meydana geldi: 2016’da Fırat Kalkanı, 2018’de Zeytin Dalı ve 2019’da Barış Pınarı.
PYD yönetimi, Suriye krizine müdahale eden bölgesel ve uluslararası taraflarla yaptığı çatışmalar veya kurduğu dostluklar sebebiyle Suriye denkleminde bir problem haline geldi. Bu durum Suriye meselesinde siyasi bir çözüme ulaşmayı olumsuz etkiliyor.
 
Türkiye’nin rolü
Sare, Türkiye’nin Suriye’de bulunmasıyla ilgili de şu değerlendirmelerde bulundu;
Türkiye, Suriye’nin en önemli komşusudur. Türkiye’nin Suriye için önemi şu an olduğu gibi gelecekte de geçerli olacaktır. Bu nedenle Türkiye’nin, devrim öncesinde rejim ile iyi ilişkilere sahip olmasına rağmen başından beri Suriyelilerin devrimine destek vermesi önemli ve anlaşılır bir durum. Türkiye’nin devrim öncesinde rejimi Suriye’deki durumu askeri yöntemlerden uzak bir şekilde siyasi yollarla çözmeye yönelik ikna çabaları başarısız oldu.
Son yaşanan gelişmeler, Türkiye'nin Suriye politikasında köklü bir değişime açılan kapıydı. Nitekim Türkiye, silahlı ve siyasi muhalif güçlerin ve şahsiyetlerin topraklarına girmesine izin verdi ve Suriye ile sınırları iki yönlü olarak açtı. Sınırları açma kararı, yüz binlerce Suriyelinin savaştan kurtulmasına vesile olmasına rağmen radikal İslami grupların Suriye’ye girmelerini de beraberinde getirdi. Bu grupların bazıları Türkiye’ye yerleşti. Bu da bölgesel ve uluslararası güçlerin Türkiye’yi ‘teröristleri besleme’ ve ‘Suriye’ye geçişlerine yardımcı olma’ gibi şeylerle itham etmesine sebep oldu.
Türkiye’nin Suriye’deki rolü muğlak başladığı gibi halen kafa karışıklığına neden olmaya ve çelişkili bir görüntü vermeye devam ediyor. Bunun sebebi yalnızca bölgesel ve uluslararası güçlerin Suriye meselesiyle ilgili değişken tutumlarından kaynaklanmıyor. Bu belirsizliğin arkasında Türkiye’nin iç dinamiklerinin yanı sıra Türklerin Suriye gerçekliğini ve karmaşık ilişkiler ağını anlamaması ve Suriye krizindeki gelişmeleri ve ihtimalleri yanlış değerlendirmesi bulunuyor.
Devrimin başında muhaliflere ve Suriyeli devrimci güçlere etkili ve güçlü bir ittifak sunması hasebiyle Türkiye’nin Suriye meselesinde bulunma ve rol alma arayışı doğal bir durum. Ancak Türkler bu fırsatı kendi gözetiminde bir güvenli bölge kuramaması sebebiyle kaçırdı. Bu fırsatı kaçırmasında aynı şekilde ABD ve Batı’nın kandırma ve oyalama taktileri etkili oldu. Bu da Türkiye’yi Kürt kartını kullanmaya itti. Bu elindeki son karttı. Böylece Türkiye Suriye’deki silahlı grupların ve Astana’daki ortağı Rusya ile yaptığı uzlaşının da desteğiyle üç harekat düzenledi. Türkiye iki durum aracılığıyla Suriye meselesinin çözümünde çıkarlarını sağlamak ya da en azından bunlarla çelişmemek için rol almayı umuyor.
 
Suriye'nin geleceği
Sare’ye göre, meselenin önemli olan kısmı Suriye’nin geleceği. Bunun önemini 3 maddede ele alan Sare, sözlerine şöyle devam etti;
Rejimin son 50 yılda yol açtığı sorunlar ve Suriye halkının son yıllarda biriken sorunlarının çözümüne odaklanılması gerekiyor. İkinci olarak, Rejim ve müttefikine karşı verilen kurbanların bir anlamı olması için Suriye’nin geleceğine hizmet edecek tüm olaylardan faydalanılmalıdır. Üçüncü olarak da Suriyelilerin yaşadığı dramların dünyanın başka hiçbir bölgesinde bir daha tekrarlanmaması adına uluslararası toplumla işbirliği yapılmalıdır.
Suriyeliler için gelecek mefhumunun merkezinde birçok şey katılabilir. Ancak aciliyeti bulunan meselelerden başlanılmalı. Öncelikler arasında ölümün, sürgünün ve yıkımın durdurulması, tutukluların ve kaçırılanların serbest kalması, yerlerinden edilenlerin evlerine ger dönmesi yer alıyor. Bunların gerçekleşmesi için önce silahlı çatışmanın durdurulması gerekiyor. Bu en acil ve öncelikli görevdir.
*Bu yazı, Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
TT

İsrail, Lübnan'da “önleyici” saldırılarını yoğunlaştırdı

İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)
İsrail’in dün Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi'ndeki Bednayel Köyü’ne düzenlediği saldırının ardından geride kalan yıkımı inceleyen köy sakinleri (EPA)

ABD’nin İran'a yakında saldırı düzenleyeceği yönündeki söylentilerin yeniden gündeme gelmesiyle birlikte İsrail, Lübnan'daki saldırılarını yoğunlaştırdı. Uzmanlar ve gözlemcilere göre bu saldırılar, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın İran ile yeni bir savaşın patlak vermesi halinde Hizbullah’ın tarafsız kalmayacağını açıklamasının ardından, Hizbullah'ı askeri ‘destek’ eylemlerinden caydırmak için önleyici bir hamle.

Şarku’l Avsat’a konuşan bakanlık kaynakları, son iki gün içinde iç ve dış temasların yapıldığını, ancak net bir cevap alınamadığını ve Lübnan'ın savaşın tırmanması halinde daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyeceğine dair herhangi bir garanti almadığını bildirdi. Hizbullah'ın tutumu ile ilgili olarak kaynaklar, Meclis Başkanı Nebih Berri'nin verdiği mesajın ‘Hizbullah’ın İran'a saldırı olması durumunda herhangi bir eylemde bulunmayacağı’ yönünde olduğunu belirtti.


Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze anlaşmasının ikinci aşaması, yaşanan aksaklıkların üstesinden gelmek için ‘kontrollü bir geçiş’ hedefliyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki ateşkes anlaşmasının ikinci aşaması, ABD’li yetkililerin teorik olarak başlatıldığını duyurmasından bu yana yaklaşık bir aydır ilerleme kaydedemiyor. Sürecin, istikrarın sağlanması ve çatışmaların yeniden başlamasının önlenmesi için düzenli bir geçişle sürdürülmesi yönünde çağrılar yapılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ikinci aşamaya geçişin eş zamanlı ve kademeli şekilde yürütülmesi gerektiğini, Hamas ile İsrail’in yükümlülüklerini paralel biçimde yerine getirmesinin mevcut tıkanıklığı aşabileceğini belirtti. Uzmanlar, savaşın yeniden patlak verme ihtimali ve anlaşmanın uygulanmasındaki gecikmelere ilişkin kaygılara dikkat çekerken, ABD Başkanı Donald Trump’ın Nobel Barış Ödülü hedefi doğrultusunda kişisel bir başarı elde etmek için baskı yapabileceği değerlendirmesinde bulundu.

Mısır resmi haber ajansı MENA dün yaptığı açıklamada, Mısır Kızılayı’nın 15’inci yaralı, hasta ve engelli Filistinli grubunun karşılanması, uğurlanması ve geçiş işlemlerinin tamamlanmasına refakat edilmesine yönelik insani çabalarını sürdürdüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi’ne dönmeyi bekleyen bu kişilerin umutları, Washington’ın 15 Ocak’ta başladığını duyurduğu ikinci aşamasında aksaklıklar yaşanan ateşkes anlaşmasına bağlanmış durumda. Uluslararası toplum ise anlaşmayı tehdit eden risklere dikkat çekiyor.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, Ortadoğu’da kalıcı barış ve güvenliğe ulaşmak için şiddet ve acı döngüsünü kırmaya yönelik önemli bir fırsat bulunduğunu belirtti. Ancak Gazze Şeridi’ndeki ateşkesin kırılganlığını koruduğunu ve her iki taraftan gelen ihlallerin ABD’nin barış planı sürecini zayıflatabileceğini ifade etti.

Cooper, cuma akşamı yaptığı açıklamada, ikinci aşamaya düzenli bir geçiş çağrısında bulunarak, İsrail ordusunun çekilmesiyle eş zamanlı olarak uluslararası bir istikrar gücünün konuşlandırılması ve insani krizin ele alınması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Hamas’ın silahsızlandırılması ve gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde herhangi bir rol üstlenmemesi şartına dikkat çekti.

dfvgth
Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat Mülteci Kampı’nda yıkılmış evler (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanlarından Dr. Amr el-Şobaki, ikinci aşamanın esas olarak eş zamanlı bir geçiş gerektirdiğini belirterek, “Trump planı Hamas’ın silahsızlandırılmasını öngörürken, aynı zamanda İsrail’in Gazze Şeridi’nden tamamen çekilmesini de içeriyor. Bu nedenle Gazze’ye tek bir perspektiften bakılmalı ve yükümlülükler bir taraf üzerinde yoğunlaşmadan herkese hatırlatılmalı” dedi.

El-Şobaki, ikinci aşamanın Hamas’ın askeri varlığının sona erdirilmesini kapsadığını ifade ederek, bunun ancak İsrail’in de Gazze Şeridi’nden çekilme, Filistinlileri hedef almama, siyasi bir ufka yönelme, Filistinli bir polis gücüne izin verme ve Gazze’de bir teknokrat komitenin çalışmasına olanak tanıma gibi yükümlülüklerini yerine getirmesi halinde mümkün olacağını söyledi.

Filistinli siyasi analist Eymen er-Rakab ise ikinci aşamanın yalnızca düzenli değil, aynı zamanda sorunsuz bir geçişe ihtiyaç duyduğunu kaydetti. Ancak er-Rakab, bu hususların büyük ölçüde şeklî olduğunu, zira anlaşmanın silahsızlanma, İsrail’in çekilmesi, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması ve diğer maddeler konusunda mutabakat eksikliği nedeniyle uygulama aşamasında çok sayıda engelle karşı karşıya bulunduğunu dile getirdi.

Bu gelişmelerin gölgesinde AFP, cuma günü Hamas’ın Gazze Şeridi’nde İsrail ordusunun çekildiği bir bölgenin kontrolünü yeniden sağladığını, yerel bir polis gücü konuşlandırdığını ve kamu kurumlarını yeniden faaliyete geçirmeye çalıştığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump tarafından Gazze’de savaş sonrası koordinasyonu denetlemek üzere görevlendirilen Nikolay Mladenov, Barış Konseyi toplantısında yaptığı açıklamada, başvuruların açılmasının ardından ilk saatlerde yaklaşık 2 bin Filistinlinin polis teşkilatına kaydolduğunu söyledi.

Gazze Şeridi’ndeki çok uluslu barış gücünün komutanı olarak atanan ABD’li Tümgeneral Jasper Jeffers ise aynı toplantıda, uzun vadeli planın bölgede görev yapacak yaklaşık 12 bin polisi eğitmek olduğunu ifade etti.

scdfgh
Gazze şehrindeki Meçhul Asker Meydanı yakınlarında bulunan bir mülteci kampındaki çadırlar ve barınaklar (AFP)

Er-Rakab, 12 bin polisin eğitileceğine ilişkin açıklamaların Gazze Şeridi’nin güvenliğini sağlamaya yeterli olmayacağını belirterek, Hamas’a bağlı polis gücünün sahadan çekilmesinin yerine bir alternatif oluşturulmadan gerçekleşmesi halinde güvenlik boşluğu doğacağını söyledi. Er-Rakab, Hamas’ın böyle bir durumu kabul etmeyeceğini ve aylar sürebilecek bir geçiş döneminde kısmi bir yetki devri önereceğini ifade etti. Bu nedenle düzenli ve sorunsuz bir geçişin mutabakatlarla hızlandırılması gerektiğini vurgulayan er-Rakab, mevcut durgunluk ortamında Washington’ın İsrail’in kontrolü altındaki bölgelerde yeniden imar sürecini başlatabileceği ve Tel Aviv’e harekete karşı askeri operasyonlara izin verebileceği uyarısında bulundu.

Er-Rakab, en uygun geçiş yolunun Hamas ile güvenlik görevlerinin devrinde kademeli bir anlayışa dayalı mutabakatlardan geçtiğini belirterek, “Sahada gördüklerimiz çatışmayı sona erdirecek bir çözüm değil; krizi uzatmaktan başka sonuç doğurmayan geçici pansuman tedbirlerdir” değerlendirmesinde bulundu.

El-Şobaki ise İsrail’in yalnızca Hamas’ın bedel ödemesinde ısrarcı olduğunu savundu. Buna karşın el-Şobaki, ABD Başkanı Donald Trump’ın kendisini bir barış adamı olarak konumlandırdığına ve Nobel Barış Ödülü dahil çeşitli uluslararası kazanımlar elde etme arayışında olduğuna dikkat çekerek, planın başarısızlığa uğramaması için hâlâ fırsat bulunduğunu ve Trump’ın karmaşık ayrıntılar ile çok sayıdaki zorluğa rağmen daha fazla baskı uygulayabileceğini ifade etti.


Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
TT

Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı: Prefabrik evler Gazze Şeridi'ne ulaşmadı

Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkılmış evlerin arasında iftar için bir araya gelen Filistinliler (EPA)

Filistinli sivil toplum kuruluşlarının çatı kuruluşu Filistin Sivil Toplum Kuruluşları Ağı (PNGO) Başkanı Emced eş-Şeva dün yaptığı açıklamada, yerinden edilmiş kişilerin insani ihtiyaçlarının çok büyük olmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir prefabrik evin Gazze Şeridi'ne girmediğini söyledi. Şeva, İsrail ordusunu, ‘Gazze Şeridi'nin geniş alanlarını kontrol etmeye devam etmekle ve sarı hat olarak bilinen alanı yerleşim bölgelerine doğru genişletmekle’ suçladı.

Şeva, Alman Haber Ajansı DPA’nın aktardığı basın açıklamasında, gerçek konut çözümlerinin bulunmaması ve insani yardım anlaşmalarında öngörülen prefabrik evlerin girişine izin verilmemesi nedeniyle binlerce ailenin halen harap haldeki çadırlarda veya açıkta yaşadığını söyledi.

vfvfd
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki yıkıntılar arasında yapılan toplu iftar (EPA)

İsrail ordusunun ‘Gazze Şeridi'nin yaklaşık yüzde 60'ını fiilen kontrol ettiğini’ belirten Şeva, ‘sarı hattın’ genişletilmesinin, özellikle Gazze Şeridi'nin doğu ve kuzey kesimlerinde, sakinlerin kullanabileceği alanları azalttığını kaydetti.

Bu hamlelerin devam etmesinin yardım çalışmalarını zorlaştırdığını ve yerel ve uluslararası kuruluşların en çok etkilenen gruplara ulaşma kabiliyetini sınırladığını söyleyen Şeva, ‘barınak malzemeleri, yeniden inşa malzemeleri ve insani yardımın girişine izin vermek için sınır geçişlerinin tamamen ve düzenli olarak açılması’ çağrısında bulundu.

Sınır geçişlerinin hareketliliği ile ilgili olarak Şeva, yardımların girişinin ‘ihtiyaç duyulanın altında’ kaldığını açıkladı. PNGO Başkanı, inşaat malzemeleri ve prefabrik evlerin girişine getirilen kısıtlamaların, aylardır kötüleşen konut krizini çözme çabalarını engellediğini belirtti. İsrail tarafı bu açıklamalara ilişkin herhangi bir yorumda bulunmadı.

Bu durum, 7 Ekim 2023'te İsrail ile Hamas arasında patlak veren savaşın ardından Gazze Şeridi'nde yaşanan zorlu insani koşullar ve altyapı ile evlerin yaygın olarak tahrip olmasıyla ortaya çıktı.

dsvds
Binlerce Filistinli aile, Gazze Şeridi'nde yıkık evlerinin enkazı arasında, harap çadırlarda veya açık havada yaşamaya devam ediyor (AFP)

Geçtiğimiz ekim ayında bir ateşkes anlaşması yürürlüğe girdi, ancak Gazze'deki yerel kuruluşlar, hareket ve geçiş kısıtlamalarının bölgeye giren yardım ve yeniden inşa malzemelerinin hızını etkilemeye devam ettiğini belirtiyor.

“Sarı hat” terimi, İsrail ordusunun konuşlandırıldığı ve Gazze Şeridi sınırı yakınlarında tampon bölge olarak sınıflandırılan, Gazzelilerin erişiminin kısıtlandığı ve konut ve tarım faaliyetleri için kullanılabilir alanın azaldığı bölgeleri ifade etmek için kullanılıyor.

Birleşmiş Milletler (BM) ve yerel kuruluşlar, yüzbinlerce Filistinlinin halen geçici veya kalıcı barınma çözümlerine ihtiyaç duyduğunu tahmin ederken, uluslararası toplum Gazze Şeridi'ne giden sınır kapılarından insani yardım ve yeniden inşa çalışmalarının kolaylaştırılması için çağrılar yapmaya devam ediyor.