Sudanlıların Mısır sevgisi azalıyor mu?

Mısır-Sudan ilişkilerinin gerilmesinde dış etkenlerin rolü yadsınamaz. Geçmişte İngiltere’nin ‘ihtilafları kazıma’ yönteminin bugün Etiyopya tarafından kullanıldığına şahit oluyoruz.

Nahda Barajı, Mısırlılar ile Sudanlıların sosyal medya üzerinden tartışmalar yaşamasına neden oluyor. (Reuters)
Nahda Barajı, Mısırlılar ile Sudanlıların sosyal medya üzerinden tartışmalar yaşamasına neden oluyor. (Reuters)
TT

Sudanlıların Mısır sevgisi azalıyor mu?

Nahda Barajı, Mısırlılar ile Sudanlıların sosyal medya üzerinden tartışmalar yaşamasına neden oluyor. (Reuters)
Nahda Barajı, Mısırlılar ile Sudanlıların sosyal medya üzerinden tartışmalar yaşamasına neden oluyor. (Reuters)

Emani Tavil
Sudan gündemiyle yakından ilgili olmayan Mısırlılar, sosyal medya sitelerinde Mısır karşıtı düşmanca ifadeler kullanılmasından dolayı şaşkın. Nahda Barajı hususundaki politik çekişmenin şiddetlenmesine neden olan bu nefret dili, Sudanlıların Mısırlılara olan sevgisinin azaldığını düşündürüyor. Mısır bilindiği üzere milyonlarca Sudanlıyı kendi topraklarında barındırıyor. Nil Nehri’nin çocukları, tarihin farklı dönemlerde karşılıklı göç yapmıştı. Yani iki halk birbirine, kopması mümkün olmayan insani ilişkiler ağıyla bağlıdır.
Öyleyse Mısırlılar ve Sudanlılar arasındaki bu atışmaların sebebi nedir? İki ülke insanları arasındaki ‘yanlış anlamalar’ yeni midir yoksa tarihsel bir geçmişi var mıdır? Karşılıklı saldırganlığın politik ve kültürel arka planı nedir? İki ülke ilişkilerinin bu olumsuz seyrinde ‘dış güçlerin’ bir rolü var mıdır? İki kardeş ülkenin ‘uçuruma’ düşmesini engellemek için ne yapmak gerekir? En azından ekonomik anlamda iş birliği yapabilmeleri için nasıl adımlar atılmalıdır? Ki şu an Afrika’daki tüm ülkeler komşularıyla iş birliği yapmanın önemini kavramış durumda. Üstelik çoğu ülkenin koşulları Nil Vadisi’ndeki bu kardeş ülkelerin koşullardan daha zorludur.

Tarihe dönüş
Mısır, Sudan'ı 1899'dan 1956'ya kadar Büyük Britanya ile ortaklaşa olarak yönetti. Bu süreçte iki ülke ilişkileri oldukça karışıktı. Zira İngiltere, Sudan’la birlikte Mısır’ı da sömürüyordu. Mısır, Sudan’ı yönetirken aslında kendisi de başkaları tarafından yönetiliyordu. İngiltere, Mısır’ın birçok kaynağını Sudan’daki bazı yatırımlarında kullanıyordu. Bu yaklaşım Sudan’dan çok Mısır’a zarar veriyordu. Mısır en büyük zararı da 1950’lerde Afrika’nın ‘sömürgecilerden özgürleşmesi’ sürecine öncülük yaptığında gördü. İngiltere, Sudan’ın bağımsızlığının sınırlı olmasını istiyordu. Kuzey Sudan’a bağımsızlık önerilirken Güney Sudan’ın İngiliz Valisi’nin yönetiminde kalması planlanıyordu. Mısır’ın girişimleriyle bu plan çöktü ve Sudan’ın tümünün bağımsızlığına kavuşması sağlandı. Ancak İngilizler girişimlerini sürdürdüler ve Kuzey Sudan’daki siyasi erkin Londra yanlı bir ekipten oluşması için çaba gösterdiler. Sudan Özgürlük Hareketi, 1936 yılında ‘Mısırla ilişkilerimizin doğası ne olmalıdır?’ sorusu etrafında görüş ayrılığı yaşıyordu. Bir kısmı, yani Hatmiler, Mısır’ın tarafını tuttu. Diğer kısmı ise, yani ‘Ensar’, İngiltere’ye yakın bir tutum benimsedi. Her iki tarafı da temsil eden büyük birer parti bulunuyordu. Bu partiler Sudan siyasetinde halen aktif olarak yer alıyor.
İngiltere’nin Mısır karşıtı ‘kartları’ Nil Nehri suları ve milliyetçilikti. İngiltere bu iki kartı dâhice kullanmayı bildi. İngiltere arşivlerindeki açıklanan belgeler, 1954-1957 yılları arasında İngilizlerin su kanalları sistemiyle Nil Nehri sularını 800 bin pamuk fidanının sulanmasında kullandığını gösteriyor. İngiltere’deki tekstil fabrikaları söz konusu yıllarda pamuk hammaddesinin yüzde 49,2’sini Sudan’dan elde ediyordu. Ayrıca İngiltere’nin bu süreçte Mısır karşıtı ırkçı söylemlerin yayılmasını sağladığı anlaşılıyor. Mısırlı bir yetkiliye ait olduğu iddia edilen bir ses kaydının yaygınlık kazanması da bu bağlamda zikrediliyor. Ses kaydına göre Mısırlı yetkili Sudanlı bir yetkiliye “Daha çok su elde etseniz bile teninizin rengi beyazlamayacak” diyor. Ayrıca Güney Sudanlıları “Mısırlılar gelip topraklarınızı elinizden alacak ve mısır yerine pirinç ekecekler diye” korkuttukları da biliniyor. İngiltere’nin bu yalanları yıllar geçmesine rağmen halen bazı Sudanlıların hafızasında yankılanıyor. Doğrusu bu yalanları farklı bir şekilde yeniden duruma göre uyarlandığına şahit oluyoruz.

Dış etkenlerin rolü
Mısır-Sudan ilişkilerinin gerilmesindeki dış etkenlerin rolü yadsınamaz. Geçmişte İngiltere’nin ‘ihtilafları kazıma’ metodunun bugün Etiyopya tarafından kullanıldığına şahit oluyoruz. Etiyopya menşeli hesaplar, sosyal medya mecralarında Arapça yayın yapıyor. Başlıklarına baktığınızda Etiyopya’yı tanıtım amacı taşıyor gibiler. Ancak içeriklerini incelediğinizde Mısır-Sudan ilişkisini bozmayı hedeflediklerini görüyorsunuz. Şöyle ki; sürekli olarak Halayib, Şelatin gibi Mısır-Sudan arasındaki sorunlu meseleleri ele alıyorlar. Etiyopya-Sudan arasındaki sınır gerginliklerine ise hiç işaret etmiyorlar. Ayrıca Mısır’ın Afrika ve Nil Havzası’nda yayılımcı bir politika izlediğini ve bu politikanın kanıtının da Eritre ile olan ilişkilerinde açığa çıktığını vurguluyorlar. Sudanlılar ve Etiyopyalılar arasındaki etnik yakınlıkları ele alırken Sudanlılar ve Mısırlılar arasındaki kültürel-dini yakınlığı görmezden geliyorlar. Takdir ederseniz; bu yazılanların Etiyopya’yı Araplara tanıtmakla bir ilgisi olmadığı açıktır.

Mısır kaynaklı faktörler
Kahire ile Hartum arasındaki ilişkilerin gerilmesine Mısır kaynaklı bazı faktörlerin de katkı sağladığı söylenebilir. Şöyle ki Mısır devleti, Sudan ve Güney Sudan’la ilgili verileri direk olarak bu ülkelerin kurumlarından alıyor ve bu ülke yöneticileri ile muhatap oluyor. Bu ülkelerdeki muhalefet ya da siyasi partiler yerine devlet kurumlarını desteklemekle yetiniyor. Oysa çoğu zaman sivil toplum ile devlet aynı kanaati paylaşmıyor. Dolayısıyla haz etmedikleri devletle muhatap olan yönetimlerden de hoşlanmıyorlar. Bunun sebeplerinden biri de Sudanlı sivil toplum kuruluşlarının baskılar nedeniyle Mısır’da etkin olamamasıdır. Mısır’ın bu tutumu ilk cumhuriyetten Cemal Abdunnasır dönemine ve sonrasına kadar hiç değişmemiştir. Kahire yönetimi, Aralık 2019’da patlak veren Sudan Devrimi’ne ilk başlarda temkinli yaklaşmıştı. Bir süre gözlemci olmakla yetindi. 11 Nisan 2019’da Ömer el-Beşir’in azledilmesinden sonra ise Sudan ordusunu destekledi. Sonraki süreçte ise belirsiz bir tutum takındı. Sudan Devrimi’nde yer alan gençlerin Mısır yönetimine öfke duymasının nedenlerinden biri de Sudan sivil hareketlerinin kazanımlarını baltalamasından endişe duymaları olabilir. Oysa başka bölgesel güçler şu anda bu endişelerini haklı çıkaracak bir rol üstlenmiş durumda. Üstelik Sudan sivil toplum kuruluşları da devrime uygun bir şekilde üzerine düşen vazifeleri yerine getirmekte yetersiz kalıyor.
Meselenin kültürel boyutlarını ele alacak olursak…
Mısır’da eğitim seviyesinin, özellikle son yıllardaki çalkantılı süreçte düştüğü bir gerçektir. Okuma yazma bilmeyenlerin oranının yüksek olması da Mısır halkının bazı dışlanmış kesimlerinin Sudanlılar aleyhinde ırkçılığa varacak söylemleri benimsemesine olanak sağlamıştır. Sudanlılar gündelik yaşamda da ayrımcılığa maruz kalıyor. Her ne kadar Mısır yönetimi bu eylemleri tasvip etmese de önüne geçemiyor. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi geçenlerde yaptığı bir konuşmaya, arkadaşları tarafından şiddete maruz kalmış Sudanlı bir çocuğu da davet etmiş ve yanına oturtmuştu. Sisi Sudanlılardan çok Mısırlılara bir mesaj vermeyi amaçlıyordu. Meselenin medya boyutuna işaret etmemiz gerekirse; şüphesiz Mısır medyasında kavramların kullanımı ile ilgili ciddi sorunlar var. Sadece Sudanlılarla ilgili olmasa da öteki halklara dair yer yer ırkçı, kışkırtıcı ve alaycı ifadelerin kullanıldığı görülüyor. Mısır-Sudan ilişkisi de bu sorundan nasibini alıyor. Yanlış yayın politikalarının Sudan kamuoyunda olumsuz yansımaları oluyor.

Sudan kaynaklı faktörler
Sudan’daki yönetici kadrolar yakın tarih boyunca maalesef Mısır karşıtlığının artmasında aktif rol oynadılar. Bu tutumlarının nedeni milliyetçilik ya da ‘iç sorunların’ dışa yönlendirilmesiydi. Ümmet Partisi’nin 1958 yılında Mısır düşmanlığıyla tanınan Abdullah Halil’e yönetimi teslim etmesi ya da eski Başbakan Sadık el-Mehdi’nin 1985’te ‘Mısırla Bütünleşme Anlaşması’nı ortadan kaldırması da bu tezimize örnek gösterilebilir. Tabii en dikkat çekici gerginlikler, 1989-2019 tarihleri arasında, İslami Milli Cephe iktidarı döneminde yaşandı. Turabi, 1. Körfez Savaşı sonrasında Mısır karşıtı gösterilere öncülük etti ve Nil Nehri’ni kesmekle tehdit etti. Sudan yönetimi ayrıca Mısır’a bağlı özel okulların ve üniversitelerin kamulaştırılması kararı aldı. Ayrıca Sudan yönetimi, siyasal İslam karşıtlığıyla suçladıkları Hüsnü Mübarek’e karşı da daima mesafeliydi. Bu süreçte, 1995 yılında Mübarek’e Etiyopya’da bir başarısız suikast girişimi oldu. Körfez Savaşı sonrasında Mısır-Sudan ilişkileri asla eskisine dönmedi. Ömer el-Beşir’in yönetimden ayrılmasıyla sonuçlanan iç kriz ortamında bazı Sudanlılar yeniden Mısır-Sudan sınırları meselesini gündeme getirdi. Sınırlar meselesi hem Sudan hem de Mısır tarafında şöhrete ulaşmak isteyen gazetecilerin sık sık dile getirdiği konu oldu. Buna karşılık gerek devrimci kadrolar içinde gerekse siyasal İslamcı çevrelerde Mısır’la ilişkilerin geliştirilmesini savunan ciddi kesimler de bulunuyor. Bu kesimler, Mısır ile kurulacak ilişkilerin, özellikle ekonomik iş birliğin ‘devrimi’ güçlendireceğini ve eski rejimin yeniden canlanmasının önüne geçeceğini savunuyor.

Ne yapılmalıdır?
Kişisel kanaatim, Sudan’daki Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’nin iyi bir okuma yaparak Mısır’la ilişkilerine dair stratejik bir tutum benimsemesi yönündedir. Mısır’ı boykot etmek asla çözüm değildir. Ömer el-Beşir’in azledilmesinin üstünden bir yıl geçmesine rağmen henüz Kahire büyükelçisi atanmamıştır. Mısır’ın Sudan ordusunun rolünü güçlendirici bir etken olarak değerlendirilmesi de gerçekçi değildir. Bunu iki gerekçeyle açıklayabilirim. Birincisi; Sudan ordusu kendi içinde bölünmeler yaşıyor. Ordunun bir kısmı gayrı meşru işlere bulaşmış durumda. Resmi yönetimi ise birçok farklı siyasi tarafın baskısı altında. Sudanlılar ordunun ideolojik ve yapısal olarak dönüşümünü savunuyor. İkincisi; Batı dünyası ordunun yönetimde öne çıkmasını şiddetle reddediyor. Sudan’da devrimci güçler içinde yer alan ve Mısır karşıtlığıyla öne çıkan gençler iki konuya dikkat etmelidir. İlki, eski rejimin Mısır’la gerginliğin artmasından istifade ettiğidir. İkincisi de Mısır’la ilişkilerin düzeltilmesinin ülke ekonomisine ciddi katkılarının olacağıdır. Mısır tarafının yapması gereken şey ise ‘ırkçı ve ayrımcı’ söylemleri cezalandıran yasaları bir an önce medya alanında uygulamalıdır. Ayrıca Mısır’ın dış politikalarını sekteye uğratan medya dilinin iyileştirilmesi için de harekete geçilmelidir. Sorumsuz yayın anlayışı, Sudan-Mısır ilişkilerini sekteye uğratarak ‘bulanık suda balık avlamayı’ hedefleyenlere istedikleri örnekleri vermektedir.



Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
TT

Trump'ın girişimi ve Rönesans Barajı: Son derece istikrarsız bir jeopolitik ortamda Mısır'ı desteklemek

ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Dünya Ekonomik Forumu sırasında Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile görüştü (Reuters)

Amr İmam

ABD Başkanı Donald Trump, Mısır ve Etiyopya arasında Nil sularının paylaşımı konusunda uzun süredir devam eden anlaşmazlık konusunda arabuluculuk teklifinde bulundu; bu, ilk bakışta Kahire'ye yönelik olumlu bir jest gibi görünebilir. Nitekim Mısır, İsrail ile imzaladığı barışı onlarca yıldır korudu, hayati önem taşıyan Süveyş Kanalı'nı güvence altına aldı, güvenlik, istihbarat ve askeri iş birliği alanlarında Washington için önemli bir ortak olmaya devam etti ve kırılgan ancak devam eden Gazze ateşkesine ulaşılmasında önemli bir rol oynadı.

Ayrıca, dünya liderlerinin Barış Konseyi’nin yetkilerinin genişlemesi ve karar alma mekanizmalarının şeffaf olmaması konusunda endişelerini dile getirdiği bir dönemde, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'nin, etrafında dönen tartışmalara rağmen, yeni kurulan Barış Konseyi'ne katılma konusunda Trump'ın davetini kabul etmesi, bu oluşuma çok ihtiyaç duyduğu uluslararası meşruiyeti kazandırdı

Bununla birlikte, ABD'nin arabuluculuk teklifi, bölgede, Kızıldeniz kıyısında ve Afrika Boynuzu'nda jeopolitik dönüşümlerin hızlandığı, ittifakların değiştiği ve güç dengesinin yeniden şekillendiği bir anda geldi. Bu zamanlama, girişimin gerçekten on yıldan fazla süren bir anlaşmazlığı çözmeyi mi amaçladığı yoksa başka stratejik çıkarlara mı hizmet ettiğini sorgulamayı gerektiriyor.

Mısır-Etiyopya anlaşmazlığının merkezinde, Mısır'ın tatlı su kaynağı olan Nil Nehri'nin ana kolu olan Mavi Nil üzerinde inşa edilen Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı yer alıyor. İnşaatına on yıldan fazla bir süre önce başlanmasından bu yana, milyarlarca dolarlık bu hidroelektrik projesi, bölgesel bir altyapı girişiminden Kahire'deki karar vericiler için sürekli bir endişe kaynağına ve zaten ciddi bir su kriziyle karşı karşıya olan 110 milyon Mısırlı için ufukta duran bir tehdide dönüştü.

Ağustos 2025'te tam kapasite faaliyete geçen baraj, Mısır'ın su güvenliğine doğrudan ve uzun vadeli bir tehdit oluşturuyor. Mısır, tatlı su ihtiyacı için neredeyse tamamen Nil Nehri'ne bağımlı ve mevcut uluslararası anlaşmalara göre uluslararası alanda kabul gören  55,5 milyar metreküp su payına sahip.

Ancak, barajın devasa rezervuarı, su akışında önemli aksamalara neden olabiliyor. Yıllar boyunca yapılan dolum sırasında Etiyopya, Mısır'a akacak olan muazzam miktarda suyu tuttu. Elektrik üretimine başlandıktan sonra bile, baraj Mısır'ın yıllık su payının önemli bir bölümünün akışını engellemeye veya kontrol etmeye devam ediyor.

Şarku’k Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanı, mecliste yaptığı son konuşmada, devletin, su akışındaki azalmanın doğrudan etkilerinden vatandaşlarını korumak amacıyla, atık su arıtma tesislerinin genişletilmesinden deniz suyu arıtma kapasitesinin artırılmasına ve su tasarrufu projelerine yatırım yapılmasına kadar, krizi hafifletecek önlemler için on milyarlarca Mısır lirası harcadığını açıkladı.

Bu maliyetli önlemler şimdiye kadar şoku hafifletmeye yardımcı oldu, ancak Mısır uzun vadede çok daha büyük kayıplar ile yüzleşmeye hazırlanıyor. Normal hidrolojik koşullar altında, baraj mevcut su akışının azalmasına yol açtı. Kuraklık veya uzun süreli kıtlık dönemlerindeyse, ekonomide geniş çaplı bir aksama, tarım sektörünün çöküşü ve zaten dünyanın en çok su sıkıntısı çeken ülkelerinden biri olan Mısır'da ciddi su kıtlığı gibi yıkıcı sonuçları olabilir.

fgthy
Rönesans Barajı'nın açılış töreninde barajın önünde dalgalanan Etiyopya bayrağı, 9 Eylül 2025 (AFP)

Mısır, Eylül ve Ekim 2025'te, yağmur mevsiminde büyük miktarda suyun planlanmamış bir şekilde serbest bırakılması sonucu Nil Vadisi'nin geniş alanlarının, tarım arazilerinin ve köylerin sular altında kalması ile birlikte barajın kötü yönetiminin tehlikelerine dair erken bir uyarı almış oldu. Bundan kaynaklanan zarar ve kayıplar, devam eden iç savaşın devletin bu tür ani sellere hazırlanma veya bunları kontrol altına alma kapasitesini engellediği Sudan'da daha da şiddetliydi.

Değişen jeopolitik

Yıllardır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi, Rönesans Barajı üzerindeki anlaşmazlığı Mısır devleti için varoluşsal bir tehdit olarak tanımladı. Kahire'nin krizi çözmek için harcadığı yoğun diplomatik çabalara rağmen, ABD Başkanı Donald Trump'ın arabuluculuk teklifi, bölgesel jeopolitik sahnede derin dönüşümlerin yaşandığı bir anda geldi; bu dönüşümler, Mısır'ın dizginleri ele geçirme eğiliminin giderek arttığını yansıtıyor.

Son on yılda Mısır, Addis Ababa'ya barajın işletilmesi konusunda bağlayıcı bir anlaşmaya varılması için baskı yapmak da dahil olmak üzere, mevcut tüm siyasi ve diplomatik yolları denedi. Bu yollar tükendiğinde, Kahire, Nil sularındaki hayati payını korumak ve Etiyopya'nın barajı siyasi bir şantaj aracı olarak kullanmasını önlemek için proaktif önlemler almaya başladı.

Etiyopya bu tür niyetlere sahip olmadığını defalarca belirtmesine rağmen, ülkenin elektrik ihtiyacını veya komşularına elektrik ihracatı kapasitesini çok aşan baraj, Afrika Boynuzu'nda ve belki de ötesinde su gücü politikasında yeni bir dönemi başlatmak üzere tasarlanmış gibi görünüyor.

Bu meydan okumaya karşılık olarak Mısır, Eritre ve Somali'den Cibuti, Kenya ve Uganda'ya kadar Etiyopya'ya komşu ülkelerle askeri iş birliği ve ortak savunma anlaşmaları ağı kurdu. Haritalar, Kahire'nin benimsediği bir çevreleme stratejisini açıkça gösteriyor ve bu Addis Ababa'ya, Mısır'ın can damarı olan Nil'in akışına herhangi bir müdahalenin Etiyopya'yı Kahire'nin askeri ve stratejik eylem alanına dahil edeceği mesajını veriyor.

Bu hamleler ayrıca Etiyopya'nın denizcilik emellerini dizginlemeyi ve tek taraflı deklare edilen Somaliland Cumhuriyeti'nde bir deniz üssü kurarak Kızıldeniz'e erişme girişimini engellemeyi de amaçlıyor. Buna paralel olarak Somali, Kızıldeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için Suudi Arabistan ile bir ittifak kurmak istiyor.

Bu ittifak eğer kurulursa, Mogadişu'daki merkezi hükümeti destekleyerek Somali devletinin dağılmasını önleyecek, federasyonun tüm toprakları üzerindeki otoritesini güçlendirecek, bölgesel güçlerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi'ne açılan güney kapısında stratejik kazanımlar elde etmek için Somali kıyılarını kullanma girişimlerine karşı koyacaktır. Sonuç olarak, daha güçlü bir Somali, Etiyopya'nın denize yönelik emellerini sınırlayacak ve jeopolitik istikrarsızlıkla dolu bir arenada Mısır'ın konumunu güçlendirecektir.


Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
TT

Selam: Biz silahların münhasırlığı ilkesine ve Taif Anlaşması'na bağlıyız

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, cuma günü Elysee Sarayı'nda Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam'ı kabul etti (AFP)

Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam, "devletin güç kullanımındaki tekelinden geri adım atmayacağız" diyerek, devletin "Litani Nehri'nin güneyindeki bölge üzerinde tam operasyonel kontrol sağladığını ve orada paralel bir askeri güç oluşturulamayacağını" belirtti.

Selam, Lübnan'ın "devlet otoritesini genişletmeyi ve savaş ve barışla ilgili karar alma gücünü geri kazandırmayı içeren Taif Anlaşması'nı uygulamaya kararlı olduğunu" vurgulayarak, "Litani Nehri'nin kuzeyi ve güneyi arasında hiçbir fark olmadığını; kanunun herkese uygulanacağını" ifade etti.

Selam'ın açıklaması, Fransa ziyaretinin sona ermesinin ardından dün Paris'teki Lübnan Büyükelçiliği'nden geldi. Salam, cuma akşamı Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile bir araya gelmişti.

Büyükelçilikteki görüşme sırasında Selam, "Lübnan'a yatırım akışı, güvenliğin sağlanmasına ve bankacılık sektörünün reformuna bağlıdır" dedi. Ayrıca, "Başkan Macron'a mali açığı kapatma yasasının detaylarını sundum ve Uluslararası Para Fonu ile ilişkiler kurmada yeni bir aşamaya giriyoruz" ifadesini kullandı.


Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

TT

Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

Suriye hükümeti, daha önce SDG’nin  kontrolünde olan bir hapishaneden 126 çocuğu serbest bıraktı

Resmi medyaya göre, Suriye hükümeti dün, iki taraf arasında varılan bir anlaşmanın parçası olarak Suriye Demokratik Güçleri’nden (SDG) kontrolü ele geçirdikten sonra, ülkenin kuzeyindeki Rakka'da bulunan el-Aktan hapishanesinde tutulan en az 126 çocuğu serbest bıraktı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre devlet televizyonunda yayınlanan görüntülerde serbest bırakılan küçükler için büyük bir karşılama töreni düzenlendiği görülürken, resmi haber ajansı SANA da hapishanede hayatta kalanların isimlerini yayınlayarak internette aranabilir hale getirdi.

Televizyon kanalı, DEAŞ üyelerinin tutulduğu el-Aktan hapishanesinden "18 yaşın altındaki 126 tutuklunun" serbest bırakıldığını bildirdi.

SDG, bu haberlerle ilgili yorum taleplerine yanıt vermedi.

SDG, son günlerde bu bölgelerde ilerleyen hükümet güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından ülkenin kuzey ve doğusundaki geniş alanlardan çekildi.

Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, bugün SDG ile ateşkesi ve üyelerinin hükümet güçlerinin saflarına entegrasyonunu içeren bir anlaşmaya varıldığını duyurdu.

Bu anlaşma, çatışma yıllarında kurdukları özerk yönetimin kazanımlarını korumayı uman Kürtlere ağır bir darbe indirdi. Bu kazanımlar arasında, Suriye'nin kuzey ve doğusundaki geniş alanları yöneten örgütlü ve eğitimli sivil ve askeri kurumlar da yer alıyordu. Anlaşma ayrıca, Şam'daki yetkililerle yapılan müzakereler sırasında ısrar ettikleri merkezi olmayan yönetim modeline de son verdi.

Cuma günü, Kürt savaşçıların El-Aktan hapishanesinden, Halep kırsalında Kürtlerin kontrolündeki Ain el-Arab (Kobani olarak da bilinir) şehrine nakli, "iki taraf arasında varılan güvenlik düzenlemeleri" kapsamında başladı.

SANA'nın orduya dayandırdığı habere göre el-Aktan mahkumlarının nakli, "İçişleri Bakanlığı'nın hapishaneyi devralıp yönetimini üstleneceği 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasında atılan ilk adımdır."

SANA haber ajansı orduya dayandırdığı haberinde, El-Aktan cezaevindeki mahkumların naklinin, "İçişleri Bakanlığı'nın cezaevini devralıp yönetmesini öngören 18 Ocak anlaşmasının uygulanmasına yönelik ilk adım" olduğunu belirtti.