Fas, koronavirüs tedavisinde klorokin kullanmaya karar verdi

​Marakeş’teki koronavirüs kurbanlarının cenazeleri (AFP)
​Marakeş’teki koronavirüs kurbanlarının cenazeleri (AFP)
TT

Fas, koronavirüs tedavisinde klorokin kullanmaya karar verdi

​Marakeş’teki koronavirüs kurbanlarının cenazeleri (AFP)
​Marakeş’teki koronavirüs kurbanlarının cenazeleri (AFP)

Fas makamları tarafından dün yapılan açıklamada, 4 kişinin daha yeni tip koronavirüs (Kovid-19)  nedeniyle hayatını kaybettiği, vaka sayısının ise 275’e yükseldiği duyuruldu. İkisi Marakeş, biri Kazablanka ve bir diğerinin Rabat’ta hayatını kaybettiği 4 ölüm vakası ile ülkede koronavirüs kaynaklı ölü sayısı 10’a yükseldi. Fas Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan son açıklamada, ülkede iyileşenlerin sayısı 8’e yükseldi. Bakanlıktan bir kaynak, ölen kimselerin genellikle yaşlı olduğunu ve kronik hastalıkları bulunduğunu söyledi.
Kaynak açıklamasında 2 bin 341 kişini tıbbi gözlem altında olduğunu, 14 gün boyunca izole edildiğini bildirdi.
Kazablankada’ki İbn Rüşd Üniversite Hastanesi’nde uzman olan Dr. Abdulfettah Şekib, ülkede koronavirüse yakalanan hastaların tedavisi için reçetelere klorokin yazabileceklerini söyledi.
Şekib, dün Fas haber ajansına yaptığı açıklamada, Fas Sağlık Bakanlığı'nda grip, akut ve şiddetli solunum yolu enfeksiyonlarının önlenmesi ve kontrolü için bilimsel komitenin, sadece ciddi vakaların değil tüm hastaların tedavisi için bu protokolü uygulamaya karar verdiğini söyledi. Bakanlığın ilacın tüm stoklarını satın aldığını belirten Şekib, ilaç şirketlerinin dünya çapında klorokin üretim ve dağıtmaya hazır olduğunu söyledi.
İlaç kullanımından doğan yan etkilere de değinen doktor, ilaç bileşiminin kardiyovasküler hastalıktan mustarip kişilerde komplikasyonlara neden olabileceğini söyledi.
Bulaşıcı hastalık uzmanı olan Dr. Şekib, insanların klorokin alıp almayacağına karar vermeden önce hastanın kalbinde bir sorun olup olmadığına dair doktor tavsiyesi almalarını söyledi.
Klorokin ilacının da diğer tüm ilaçlar gibi hafif yan etkisinin olabileceğini belirten Şekib, özellikle sindirim sistemini etkiyebileceğini hatırlattı.
Öte yandan, Fas Aile ve Sosyal Kalkınma Bakanı Cemile el Musali, ülkede virüsün sizlerin durumuna dikkati çekti.
Bakan açıklamasında, Sağlık Bakanlığı'nın ülkedeki evsizleri muayene ettiğini, onları evlere yerleştirmeden önce muayeneden geçirilmesi gerektiğini vurguladı. Musali açıklamasında, geçtiğimiz Cumartesi gününden bu yana bin 600’ü aşkın evsizin barınma ihtiyacının giderildiğini bildirdi.
Fas’ta olağan üstü hal ilan edilmesinden bir hafta geçmesine rağmen onlarca kişide vaka görüldüğü kaydedildi.
Ülkenin birçok yerinde evlerde karantina sürüyor. Bir güvenlik kaynağı, bir ailenin yapmış olduğu seyahat neticesinde gözaltına alındığını belirtti. Kaynak açıklamasında, ailenin olağan üstü hal ilan edildikten sonra bulunduğu şehri terk etmek için yola koyulduğunu dile getirdi.
Fas yasalarına göre, olağan üstü hal kapsamında alınan tedbirleri ihlal edenlere yönelik ceza uygulanabilir. Bahsi geçen ailenin, koronavirüsün yayılmasını önlemek amacıyla alınan önlemleri hiçe sayarak, başkalarının hayatını tehlikeye atmak suçundan 1 ila 3 ay hapis cezası alabilir.



Filistin Yönetimi iki yıl sonra Gazze'nin idaresini tamamen devralmak istiyor

İsrail askeri araçları dün Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki bölgelerde hareket etti (Reuters)
İsrail askeri araçları dün Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki bölgelerde hareket etti (Reuters)
TT

Filistin Yönetimi iki yıl sonra Gazze'nin idaresini tamamen devralmak istiyor

İsrail askeri araçları dün Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki bölgelerde hareket etti (Reuters)
İsrail askeri araçları dün Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki bölgelerde hareket etti (Reuters)

Filistin Başbakanı Muhammed Mustafa, Gazze Şeridi'nin yönetimine ilişkin mevcut düzenlemelerin "geçici bir durum" olduğunu vurgulayarak, "nihayetinde, yaklaşık iki yıl sonra, her şey tamamen Filistin Yönetimi'ne geri dönmelidir" dedi.

Davos'taki Dünya Ekonomik Forumu'nun oturum aralarında Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda Mustafa, acil insani ihtiyaçlarla başlayıp Gazze ve Batı Şeridi'nin birleşmesiyle sonuçlanacak bir sonraki aşama için yol haritası çizdi.

Mustafa, “İnsanlar hâlâ ölüyor ve acı çekiyor” diyerek, İsrail'in yeniden yapılanma ekipmanlarının girişine “kısıtlamalar getirmeye devam ettiğini” söyledi.

Sınır dışı etme planının hâlâ gerçek bir tehdit oluşturup oluşturmadığı sorusuna Mustafa, “Sınır dışı etmenin gerçek olmamasını ve başarılı olmamasını umuyoruz. Ancak başarısız olmasını sağlamak için müzakere ettiğimiz konuları gerçekleştirmeliyiz: yeniden yapılanma, yardım, barınma ve güvenlik.” İfadelerini kullandı.


SDG'nin yenilgisinin İsrail-Suriye anlaşması açısından sonuçları nelerdir?

İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
TT

SDG'nin yenilgisinin İsrail-Suriye anlaşması açısından sonuçları nelerdir?

İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)

Michael Harari

Bu ayın başlarında Paris'te İsrail ve Suriye arasında yeniden başlayan müzakereler resmi bir anlaşmayla sonuçlanmadı, ancak bir dizi uzlaşıya varılmasını sağlamış gibi görünüyor. Bu toplantılar o dönemde İsrail medyasında kendisine geniş bir yer bulmadı, ancak konu son günlerde, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Suriye rejimi arasındaki devam eden çatışmalar ve rejimin askeri kazanımları ışığında, yeniden manşetlerde yer almaya başladı.

Genel olarak, İsrail medyasının haberleri Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'ya karşı artan bir şüpheciliği ifade ediyor, tekrarlanan haberlerinde cihatçı geçmişine ve niyetleri ile İsrail'in güvenlik çıkarlarını ne kadar dikkate alabileceği ile ilgili soru işaretlerine odaklanıyor.

İki taraf arasındaki görüşmelerin özüne ilişkin olarak, İsrail medyasında yer alan haberlerde de yansıtıldığı üzere, birkaç noktanın vurgulanması gerekiyor. Bu noktalar; yanlış değerlendirmeleri önlemeyi amaçlayan bir mekanizmanın kurulması, düzenli periyodik toplantıların yapılmasının yanı sıra, karşılıklı güven artırıcı adımların atılmasında uzlaşıya varılmasıdır.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın korunmasına ilişkin olarak, iki tarafın da bunu dış müdahale veya güç kullanımı olmaksızın çözülmesi gereken Suriye’nin bir iç meselesi olarak değerlendirme konusunda anlaşmış olduğu görülüyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamada, “Anlaşma, ortak hedeflere ulaşmak ve ülkedeki Dürzi azınlığın güvenliğini sağlamak için diyaloğun devamını öngörüyor” denildi.

İsrail medyasında yer alan haberlerde, 8 Aralık 2024'te eski Suriye rejiminin çöküşünün ardından İsrail'in ele geçirdiği topraklardan çekilmesinin kapsamına ilişkin herhangi bir ayrıntı yer almıyor. İsminin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir ABD’li yetkili, ABD'nin her iki tarafa da Ürdün'de ortak bir operasyon merkezi kurulmasını ve sınırın her iki tarafında da silahsızlandırılmış bir bölge oluşturulmasını önerdiğini belirtti.

Suriye rejimi ile SDG arasındaki ateşkes geniş yankı uyandırdı ve özellikle SDG’nin ve bunun bir yandan İsrail, diğer yandan Türkiye için potansiyel sonuçları üzerinde duruldu

Son günlerde, Suriye rejimi güçleri ile SDG arasındaki şiddetli çatışmaların ortasında dört önemli nokta öne çıktı.

Birincisi, özellikle Esed rejiminin çöküşünün ardından İsrail'in kontrolünü pekiştirdiği Golan Tepeleri’ndeki topraklardan çekilmesi durumunda Tel Aviv’in hayati çıkarlarını tehdit edebilecek riskler konusunda, Şara yönetimine ilişkin şüpheler belirgin bir şekilde arttı. Benzer şekilde, önde gelen İsrailli askeri kaynaklar, silah kaçakçılığı (Hizbullah dahil) veya radikal İslamcı unsurların yeni rejimin tam kontrol edemediği bölgelere geri dönme olasılığı gibi nedenlerle İsrail’in aşırı bir şekilde geri çekilmesinden endişe duyduklarını dile getirdiler.

İkincisi, Suriye rejimi ile Kürtler arasındaki ateşkes geniş yankı uyandırdı ve özellikle “Kürtlerin yenilgisi” ve bunun bir yandan İsrail, diğer yandan da Türkiye için potansiyel sonuçları üzerinde duruldu; Türkiye, olaylardan en büyük faydayı sağlayan ülke olarak gösterildi.

sc vcf
İsrail güçleri, işgal altındaki Golan Tepeleri'ndeki Mecdel Şems köyü yakınlarında Suriye ile sınır hattında devriye geziyor, 23 Temmuz 2025 (AFP)

Üçüncüsü, Suriye rejimi ile Kürtler arasındaki çatışmanın sonucu ışığında Dürzi azınlığının kaderiyle ilgili endişeler arttı. Hükümetin Dürzi toplumunu koruma rolünden vazgeçmeyi ve bu konudaki etkisinden vazgeçmeyi kabul edebileceği korkusu da belirginleşti.

Dördüncüsü, medyanın İsrail güvenlik teşkilatı ile siyasi liderlik arasında ortaya çıkardığı uçurumla ilgili önemli bir ayrıntıyla bağlantılı. Haberlere göre, ordu daha geniş güvenlik mesafelerini korumaya çalışıyor ve Suriye sınırından kaynaklanabilecek daha fazla sürpriz olasılığı konusunda uyarıyor.

Bu, iki ülke arasında bir güvenlik anlaşmasına varılma şansının azalması anlamına gelmiyor, ancak dikkatlice değerlendirilmesi gereken çeşitli sonuçlar var.

İsrail ve Suriye arasında bir güvenlik anlaşmasına varılmasının önünde halen engeller bulunuyor. Bu engeller aşılmaz görünmese de, özellikle Kürtlerle ilgili son gelişmeler ışığında, bunların üstesinden gelmek daha fazla açıklık ve netlik gerektiriyor

İsrail, özellikle Kürtler tarafından fiili bir teslimiyet teşkil edip etmediği konusunda, Şara ile Kürtler arasında yapılan son anlaşmayı yakından inceleyecektir. Bu gelişme, İsrail'in Dürzi azınlığı ve Kürt nüfusunu koruma konusundaki duruşu açısından önemli sonuçlar doğuracaktır.

Türkiye faktörü son derece önemli ve hassas bir konu; zira İsrailli karar vericiler, Türkiye'nin Suriye'deki artan müdahalesinin ve bunun uzun vadeli sonuçlarının etkilerini kapsamlı bir şekilde değerlendirmek zorunda.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suriye ile güvenlik anlaşması konusunda ilerleme kaydedilirse, İsrail'in siyasi liderliğinin bunu eskisinden daha ciddi bir şekilde pazarlaması gerekiyor. Erken seçim olasılığı da dahil olmak üzere iç siyasi gelişmeler de bu bağlamda özellikle önemli.

cdtgh
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda, 18 Ocak 2026 (AFP)

Amerikan faktörü de çok önemli. İsrail, Başkan Donald Trump'ın Şara'nın Suriye'deki yönetimini sağlamlaştırma arzusunun yanı sıra, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin ABD yönetiminin politikaları üzerindeki etkisinin de farkında.

Bununla birlikte, ki bu çok önemli bir nokta, İsrail'in hayati önemde gördüğü güvenlik çıkarları söz konusu olduğunda, Washington kendisini çok dikkatli bir şekilde dinlemektedir. Bu nedenle, Suriye'deki son gelişmeleri ve bunların Kudüs'te nasıl yorumlandığını (doğru veya yanlış) anlamanın önemi açıkça ortaya çıkmaktadır.

Sonuç olarak, İsrail ve Suriye arasında bir güvenlik anlaşmasına varılmasının önünde halen engeller bulunuyor. Bu engeller aşılmaz görünmese de, özellikle Kürtlerle ilgili son gelişmeler ışığında, bunların üstesinden gelmek daha fazla açıklık ve netlik gerektiriyor. Temel stratejik çerçeve değişmeden kalsa da, son iki yılın son derece istikrarsız bölgesel gerçekliği, hassas ve dengeli bir diplomasiyi zorunlu kılıyor. Hükümetin ayrıca, Suriye ile olası herhangi bir anlaşma için İsrail kamuoyunun desteğini kazanmak üzere iyi planlanmış bir kampanya başlatması da gerekiyor.


Sudan, savaş nedeniyle dünyada en uzun süre okulların kapalı kalması rekorunu kırdı

Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
TT

Sudan, savaş nedeniyle dünyada en uzun süre okulların kapalı kalması rekorunu kırdı

Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)

Sivil toplum kuruluşu Save the Children tarafından bugün yapılan açıklamada, Sudan’da yaklaşık üç yıldır süren savaşın 8 milyondan fazla çocuğu eğitimden mahrum bıraktığını ve bunun dünyanın en uzun süreli okulların kapanması süresi olduğunu belirtti.

Açıklamada, “8 milyondan fazla çocuk, yani okul çağındaki çocukların yaklaşık yarısı, 484 gün boyunca derslere katılmadan geçirdi” denildi.

Save the Children, bu durumun, koronavirüs (Kovid-19) salgını sırasında okulların kapalı kaldığı gün sayısını aşan ‘dünyanın en uzun süreli okul kapatma süresi’ olduğunu vurguladı.

Sudan, ordu ile Hızlı Destek Güçleri arasında üç yıldır süren savaşın etkilerinden muzdarip. Bu savaş, on binlerce kişinin ölümüne, milyonlarca kişinin yerinden edilmesine ve sağlık ve eğitim altyapısının büyük bir kısmının tahrip olmasına neden oldu.

Save the Children'a göre Sudan, ‘birçok okulun kapatıldığı, diğerlerinin ise çatışmalarda hasar gördüğü veya barınak olarak kullanıldığı, dünyanın en kötü eğitim krizlerinden biriyle’ karşı karşıya.

Büyük bölümü Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolü altında olan Darfur bölgesi, özellikle ‘Kuzey Darfur eyaletinde bin 100'den fazla okulun sadece yüzde 3'ünün faaliyet göstermesi’ nedeniyle en çok etkilenen bölge olarak kabul ediliyor.

HDK, geçtiğimiz ekim ayında, Kuzey Darfur'un yönetim şehri Faşir’i ele geçirerek tüm bölge üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdı.

O tarihten beri çatışmalar komşu eyalet Kordofan’a da sıçradı ve HDK bu bölgede kontrolünü giderek genişletiyor. Batı Kordofan eyaletinde şu anda okulların sadece yüzde 15'i faaliyet gösteriyor. Açıklamada, birçok öğretmenin maaşlarını alamadıkları için işlerini bıraktıkları bildirildi.

Save the Children Başkanı Inger Ashing, “Eğitime yatırım yapmazsak, tüm bir nesli fırsatlardan ziyade çatışmaların hakim olduğu bir geleceğe mahkum etme riskiyle karşı karşıya kalırız” diye uyardı.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk bu hafta, hastaneler, pazarlar ve okullar başta olmak üzere ‘temel sivil altyapıya’ yönelik saldırıların artmasını kınadı ve ‘toplumun militarizasyon’ ve çocukların silah altına alınması konusunda endişelerini dile getirdi.