Topyekun koordineli bir savaş mı, yoksa 'önce can, sonra canan' mı?

Fotoğraf: Pixabay
Fotoğraf: Pixabay
TT

Topyekun koordineli bir savaş mı, yoksa 'önce can, sonra canan' mı?

Fotoğraf: Pixabay
Fotoğraf: Pixabay

Son günlerde dillere pelesenk olmuş bir söz var. Ne kadar doğruyu yansıtıyor ya da gerçeği bilmiyorum.

"Kovid-19 küresel bir salgın, ancak mücadele/savaş, milli sınırlar içinde devletler tarafından yürütülüyor."
Böyle bir konseptle ne olduğunu tam olarak bilmediğimiz bir küresel salgının üstesinden gelebilir miyiz.
Şu andaki durum Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Sağlık Örgütü gibi bir kuruluş ve çok sayıda sivil toplum kuruluşu olmasına rağmen "Önce can, sonra canan" atasözünde olduğu gibi.
Her ülke bu salgınla gücü ölçeğinde mücadele ediyor, parası olanlar ve/veya iyi organize olmuş/olan ülkelerin mücadelesi/savaşı daha başarılı gidiyor. En azından şimdilik.
Bütün ülkelerin yaptığı bu virüse karşı bir çare bulununcaya ya da mutasyona uğrayıncaya kadar zaman kazanmak, mümkün olduğu kadar az zayiat vermek.
Sağlık sisteminin, ekonominin ve kamu düzeninin çökmesini önlemek. Yani şu anda aldığımız tedbirlerle sadece zaman kazanıyoruz. Ne zamana kadar bilmiyoruz...
Peki, bu sürdürülebilir bir durum mudur? Tabii ki mevcut dünya düzeni açısından soruyorum.
Başta Çin ve ABD olmak üzere dünya düzeni bu sıkışmışlığa, belirsizliğe ne kadar dayanabilir? Bir yıl, üç yıl, beş yıl?..
Devletlerin tek başına mücadelesi/savaşı bu salgını önleyebilecek veya belli alanlarla, belli insan topluluklarıyla sınırlı tutabilecek midir?
Çünkü söz konusu virüsün aşısı ve/veya ilacı bulununcaya kadar böyle bir hedefin/amacın sürdürülmek istendiğini görüyoruz.
Bu yaklaşımın hem dünya için hem de ülkeler için çok tehlikeli bir düşünce olduğunu söylemeliyiz.
İnsanların tabii ihtiyaçlarının karşılanması insan olmalarının gereğidir. Ancak bu salgının belli alanlarla (uluslararası ve ulusal düzeyde) sınırlandırılması hem ülkelerin içinde hem de uluslararası ortamda sonu gelmeyen terörü ve savaşları başlatır.
Dünyanın bu salgından sonra ve salgının uzun bir süre daha devam durumunda yeni bir döneme geçeceğini ve yeni uygulamaların başlayacağını söyleyebiliriz.
Bunun için salgının sona erdirilmesinin beklenmeyeceği aşikar.
Sonuçta dördüncü dalganın; "dijitalleşme, genetik uygulamalar, yeni enerji kaynakları, sanal para, robotlar, otomasyon vb" hususların yaşama geçirildiğini gözlemliyoruz.  
Şimdi de bu salgın sayesinde gerçek bir duruma bağlı olarak çok sayıda uygulama hayat buluyor.
Bütün bu alınan önlemlerin geçici önlemler olacağını sanmıyorum.
Bunların büyük kısmı gerçek ortamda denendiği için kalıcı önlemler olacak ve dünyadaki düzensizliğin, zaten var olan eşitsizliğin daha da büyümesine ve sonu gelmeyen savaşlar, terör olaylarıyla insanların özel korumalı yerlerde yaşamasına neden olacaktır.
Peki, bu salgın dünyayı tehdit ederken hangi ülke ve kuruluş liderlik yapmıştır?
Gariptir ki hiçbir ülkenin salgın sırasında böyle bir girişimi olmamıştır.
O zaman yeni kurulacak dünya düzeninde kim söz sahibi olacaktır?
Bir virüs salgınına karşı kendi ülkesini ve vatandaşını, ekonomisini, kamu düzenini korumaktan aciz liderler hala ülkelerinin başında duracak mıdır?
Söz konusu salgına dünyanın hazır olmadığı aşikardır.
Ayrıca zamanında seferberlik ilan ederek sağlık sistemini, kamu düzenini, üretimi, teknolojiyi, ekonomiyi vb. hususları salgını önleyecek ya da geriletecek şekilde dizayn eden kaç ülke vardır?
Bu konuda ne kadar geç kalınmıştır? Bunun hesabını kim verecektir ya da kim soracaktır?
Daha önceki yazılarımda da belirttim, mevcut durumda önemli olan kaynakların yönetimi, bilim ve teknoloji ve yetişmiş, kaliteli insan gücünün kaybedilmemesidir.
Dünya olarak ve biz ülke olarak bu krizden ya da savaştan nasıl çıkacağız?
Bu konudaki nihai amacımız (end state) nedir? 
Bu krizden edindiğimiz tecrübeleri kriz sonrası için geliştiriyor muyuz?
Bunların hepsi sonraki yaşamımız ve geleceğimiz açısından çok önemli imkanlar sağlayacaktır.
Dünyanın yeni düzeninin nasıl şekilleneceği konusunda tasarımda bulunuyor muyuz?
Muhtemel gelişmeleri, sorunlarımızın çözümü için muhtemel ittifakları, yerimizin nerede olduğunu belirleyecek bir çalışma yürütüyor muyuz?
Bütün bu gelişmeler nasıl bir dünya düzeni dayatacaktır?
Uluslararası kuruluşlar ve bunların kontrolü, çalışması nasıl olacaktır. Bizim ülke olarak bu gelişmelere yön verme imkanımız olabilecek midir?
Ülkeler bir taraftan salgınla mücadele ederken bir taraftan da kendilerine avantaj sağlayacak faaliyetlere devam etmektedirler. 
Mesela Suriye, İdlib’in güneyine yığınak yapmaya devam etmektedir.
Bu arada İran paramiliter güçleri Fırat’ın doğusundan Halep’in batısına getirilmiştir.
Rusya, Suriye rejimini tank ve ağır silahlarla takviye etmeye devam etmektedir.
İran, Kudüs Tugaylarının bir kısmını Ebu Kamal’den Suriye’ye sokmaya devam etmektedir.
ABD, Irak’taki El Kaim ve iki üssü boşaltıp Suriye sınırına yakın El Anbar bölgesindeki üsse taşımıştır.
Ayrıca Ürdün-Suriye sınırına yakın Ürdün’deki üssüne F15 ve F35’leri konuşlandırmaktadır. ABD, PKK/YPG/PYD’ye silah ve mühimmat sevkiyatına devam etmektedirler.
İsrail, ABD ve Hindistan arasındaki ittifak ve iş birliği görüşmeleri devam etmektedir.
Bu konuda daha yazacak ve söyleyecek çok söz var; ama amacım ülkelerin bölgemizde ve dünyada güçlerini hedefleri doğrultusunda nasıl konuşlandırdıklarını anlatmaktı.
Türkiye de İdlib bölgesine gerekli takviyeleri yapıyor. Diğer bölgelere de tabii.
Hawk bataryalarının İdlib ve Libya’ya gönderilmesi Bu konuda ABD’nin onayının alındığı anlamına geliyor. Önemli bir gelişme.
Bazı ülkeler ve terör örgütleri söz konusu salgından istifade edip, kendi lehlerine olabilecekleri bir takım hareketler veya davranışlar içine girebilirler. Bu konuda da gereken hazırlığın yapılması elzemdir. 
Şu anda farkına varmıyor olabiliriz ama dünya yepyeni bir dalganın etkisinde ve önceden olmaz diye baktığımız birçok şeyin hayata geçtiğini göreceğiz.
Ancak dünyada nasıl bir sınıflandırma olacak, insanların ne kadarlık bir kısmı dikkate alınacak ya da yaşam hakları korunacak, bu maliyet ile robotların dahil olduğu yeni sistemin maliyeti arasındaki fark insanların aleyhine olursa nasıl bir karar alınacak bilemiyorum.
Acaba belirli bir alım gücüne ulaşan ülkeler ya da toplumlar dışında kalanlar için nasıl bir yaşam biçimi öngörülecektir?
Söz konusu ülkeler ve toplumlar tecrit edilmiş ve silahlı güçler tarafından muhafaza altına alınmış topraklarda ve gettolarda mı yaşayacaklar?
Yeni toplama kampları mı oluşacak ya da gaz odaları benzeri şeyler?
Bütün bunların dünyayı bitmeyen bir terör ve savaş ortamına sürükleyeceğini ifade etmek istiyorum. O zaman bir planlama grubu teşkil etmeliyiz.
Bu krizden çıkışımızı ve istediğimiz sonucu nasıl gerçekleştirebileceğimizi planlamalı ve organize olmalıyız.
Dünya şimdiye kadar nükleer silahlar dışında kimyasal silahların da kontrolünü sağladı.
Kimyasal silahlar konusunda zaman zaman bazı kullanımlar önlenemese de bu konularda başarılı olundu.
Ancak söz konusu virüs karşısındaki çaresizliğimiz ve şaşkınlığımız bazı örgütleri ve devletleri cesaretlendirebilir.
Bu konudaki mücadele önem kazanmaktadır. Biyolojik silahlar terör örgütleri ve bazı devletler tarafından kullanıldığı gibi bazı ülkelerin ve/veya ırkların nüfusunu kontrol etmek amacıyla da kullanılabilir.
Yeni dünya düzeni bütün bunlara ne cevap verecek, adil bir yaşam, eşitlik getirecek mi yoksa daha büyük bir sömürüyle mi karşılaşacağız?  
Yazımı bitirirken tekrar dünyaya ve devletlere soralım.
Topyekun bir savaş yürütüyor muyuz? Bütün varlıklarımızla seferberlik halinde miyiz?
Yoksa bazıları daha büyük bir yükü mü omuzluyor? Bazı insanlar ve bazı ülkeler gözden çıkarıldı mı?
İnsansız bölgeler mi oluşturulmak isteniyor?
Maliyeti artıran dayanıksız ve hasta insanlara yönelik bir senaryonun uygulanması aşamasında mıyız?
Bu ve buna benzer soruların cevaplarını araştırmak ve bulmak durumundayız.

*​İsmail Hakkı Pekin Independent Türkçe için yazdı



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.