Topyekun koordineli bir savaş mı, yoksa 'önce can, sonra canan' mı?

Fotoğraf: Pixabay
Fotoğraf: Pixabay
TT

Topyekun koordineli bir savaş mı, yoksa 'önce can, sonra canan' mı?

Fotoğraf: Pixabay
Fotoğraf: Pixabay

Son günlerde dillere pelesenk olmuş bir söz var. Ne kadar doğruyu yansıtıyor ya da gerçeği bilmiyorum.

"Kovid-19 küresel bir salgın, ancak mücadele/savaş, milli sınırlar içinde devletler tarafından yürütülüyor."
Böyle bir konseptle ne olduğunu tam olarak bilmediğimiz bir küresel salgının üstesinden gelebilir miyiz.
Şu andaki durum Birleşmiş Milletler (BM), Dünya Sağlık Örgütü gibi bir kuruluş ve çok sayıda sivil toplum kuruluşu olmasına rağmen "Önce can, sonra canan" atasözünde olduğu gibi.
Her ülke bu salgınla gücü ölçeğinde mücadele ediyor, parası olanlar ve/veya iyi organize olmuş/olan ülkelerin mücadelesi/savaşı daha başarılı gidiyor. En azından şimdilik.
Bütün ülkelerin yaptığı bu virüse karşı bir çare bulununcaya ya da mutasyona uğrayıncaya kadar zaman kazanmak, mümkün olduğu kadar az zayiat vermek.
Sağlık sisteminin, ekonominin ve kamu düzeninin çökmesini önlemek. Yani şu anda aldığımız tedbirlerle sadece zaman kazanıyoruz. Ne zamana kadar bilmiyoruz...
Peki, bu sürdürülebilir bir durum mudur? Tabii ki mevcut dünya düzeni açısından soruyorum.
Başta Çin ve ABD olmak üzere dünya düzeni bu sıkışmışlığa, belirsizliğe ne kadar dayanabilir? Bir yıl, üç yıl, beş yıl?..
Devletlerin tek başına mücadelesi/savaşı bu salgını önleyebilecek veya belli alanlarla, belli insan topluluklarıyla sınırlı tutabilecek midir?
Çünkü söz konusu virüsün aşısı ve/veya ilacı bulununcaya kadar böyle bir hedefin/amacın sürdürülmek istendiğini görüyoruz.
Bu yaklaşımın hem dünya için hem de ülkeler için çok tehlikeli bir düşünce olduğunu söylemeliyiz.
İnsanların tabii ihtiyaçlarının karşılanması insan olmalarının gereğidir. Ancak bu salgının belli alanlarla (uluslararası ve ulusal düzeyde) sınırlandırılması hem ülkelerin içinde hem de uluslararası ortamda sonu gelmeyen terörü ve savaşları başlatır.
Dünyanın bu salgından sonra ve salgının uzun bir süre daha devam durumunda yeni bir döneme geçeceğini ve yeni uygulamaların başlayacağını söyleyebiliriz.
Bunun için salgının sona erdirilmesinin beklenmeyeceği aşikar.
Sonuçta dördüncü dalganın; "dijitalleşme, genetik uygulamalar, yeni enerji kaynakları, sanal para, robotlar, otomasyon vb" hususların yaşama geçirildiğini gözlemliyoruz.  
Şimdi de bu salgın sayesinde gerçek bir duruma bağlı olarak çok sayıda uygulama hayat buluyor.
Bütün bu alınan önlemlerin geçici önlemler olacağını sanmıyorum.
Bunların büyük kısmı gerçek ortamda denendiği için kalıcı önlemler olacak ve dünyadaki düzensizliğin, zaten var olan eşitsizliğin daha da büyümesine ve sonu gelmeyen savaşlar, terör olaylarıyla insanların özel korumalı yerlerde yaşamasına neden olacaktır.
Peki, bu salgın dünyayı tehdit ederken hangi ülke ve kuruluş liderlik yapmıştır?
Gariptir ki hiçbir ülkenin salgın sırasında böyle bir girişimi olmamıştır.
O zaman yeni kurulacak dünya düzeninde kim söz sahibi olacaktır?
Bir virüs salgınına karşı kendi ülkesini ve vatandaşını, ekonomisini, kamu düzenini korumaktan aciz liderler hala ülkelerinin başında duracak mıdır?
Söz konusu salgına dünyanın hazır olmadığı aşikardır.
Ayrıca zamanında seferberlik ilan ederek sağlık sistemini, kamu düzenini, üretimi, teknolojiyi, ekonomiyi vb. hususları salgını önleyecek ya da geriletecek şekilde dizayn eden kaç ülke vardır?
Bu konuda ne kadar geç kalınmıştır? Bunun hesabını kim verecektir ya da kim soracaktır?
Daha önceki yazılarımda da belirttim, mevcut durumda önemli olan kaynakların yönetimi, bilim ve teknoloji ve yetişmiş, kaliteli insan gücünün kaybedilmemesidir.
Dünya olarak ve biz ülke olarak bu krizden ya da savaştan nasıl çıkacağız?
Bu konudaki nihai amacımız (end state) nedir? 
Bu krizden edindiğimiz tecrübeleri kriz sonrası için geliştiriyor muyuz?
Bunların hepsi sonraki yaşamımız ve geleceğimiz açısından çok önemli imkanlar sağlayacaktır.
Dünyanın yeni düzeninin nasıl şekilleneceği konusunda tasarımda bulunuyor muyuz?
Muhtemel gelişmeleri, sorunlarımızın çözümü için muhtemel ittifakları, yerimizin nerede olduğunu belirleyecek bir çalışma yürütüyor muyuz?
Bütün bu gelişmeler nasıl bir dünya düzeni dayatacaktır?
Uluslararası kuruluşlar ve bunların kontrolü, çalışması nasıl olacaktır. Bizim ülke olarak bu gelişmelere yön verme imkanımız olabilecek midir?
Ülkeler bir taraftan salgınla mücadele ederken bir taraftan da kendilerine avantaj sağlayacak faaliyetlere devam etmektedirler. 
Mesela Suriye, İdlib’in güneyine yığınak yapmaya devam etmektedir.
Bu arada İran paramiliter güçleri Fırat’ın doğusundan Halep’in batısına getirilmiştir.
Rusya, Suriye rejimini tank ve ağır silahlarla takviye etmeye devam etmektedir.
İran, Kudüs Tugaylarının bir kısmını Ebu Kamal’den Suriye’ye sokmaya devam etmektedir.
ABD, Irak’taki El Kaim ve iki üssü boşaltıp Suriye sınırına yakın El Anbar bölgesindeki üsse taşımıştır.
Ayrıca Ürdün-Suriye sınırına yakın Ürdün’deki üssüne F15 ve F35’leri konuşlandırmaktadır. ABD, PKK/YPG/PYD’ye silah ve mühimmat sevkiyatına devam etmektedirler.
İsrail, ABD ve Hindistan arasındaki ittifak ve iş birliği görüşmeleri devam etmektedir.
Bu konuda daha yazacak ve söyleyecek çok söz var; ama amacım ülkelerin bölgemizde ve dünyada güçlerini hedefleri doğrultusunda nasıl konuşlandırdıklarını anlatmaktı.
Türkiye de İdlib bölgesine gerekli takviyeleri yapıyor. Diğer bölgelere de tabii.
Hawk bataryalarının İdlib ve Libya’ya gönderilmesi Bu konuda ABD’nin onayının alındığı anlamına geliyor. Önemli bir gelişme.
Bazı ülkeler ve terör örgütleri söz konusu salgından istifade edip, kendi lehlerine olabilecekleri bir takım hareketler veya davranışlar içine girebilirler. Bu konuda da gereken hazırlığın yapılması elzemdir. 
Şu anda farkına varmıyor olabiliriz ama dünya yepyeni bir dalganın etkisinde ve önceden olmaz diye baktığımız birçok şeyin hayata geçtiğini göreceğiz.
Ancak dünyada nasıl bir sınıflandırma olacak, insanların ne kadarlık bir kısmı dikkate alınacak ya da yaşam hakları korunacak, bu maliyet ile robotların dahil olduğu yeni sistemin maliyeti arasındaki fark insanların aleyhine olursa nasıl bir karar alınacak bilemiyorum.
Acaba belirli bir alım gücüne ulaşan ülkeler ya da toplumlar dışında kalanlar için nasıl bir yaşam biçimi öngörülecektir?
Söz konusu ülkeler ve toplumlar tecrit edilmiş ve silahlı güçler tarafından muhafaza altına alınmış topraklarda ve gettolarda mı yaşayacaklar?
Yeni toplama kampları mı oluşacak ya da gaz odaları benzeri şeyler?
Bütün bunların dünyayı bitmeyen bir terör ve savaş ortamına sürükleyeceğini ifade etmek istiyorum. O zaman bir planlama grubu teşkil etmeliyiz.
Bu krizden çıkışımızı ve istediğimiz sonucu nasıl gerçekleştirebileceğimizi planlamalı ve organize olmalıyız.
Dünya şimdiye kadar nükleer silahlar dışında kimyasal silahların da kontrolünü sağladı.
Kimyasal silahlar konusunda zaman zaman bazı kullanımlar önlenemese de bu konularda başarılı olundu.
Ancak söz konusu virüs karşısındaki çaresizliğimiz ve şaşkınlığımız bazı örgütleri ve devletleri cesaretlendirebilir.
Bu konudaki mücadele önem kazanmaktadır. Biyolojik silahlar terör örgütleri ve bazı devletler tarafından kullanıldığı gibi bazı ülkelerin ve/veya ırkların nüfusunu kontrol etmek amacıyla da kullanılabilir.
Yeni dünya düzeni bütün bunlara ne cevap verecek, adil bir yaşam, eşitlik getirecek mi yoksa daha büyük bir sömürüyle mi karşılaşacağız?  
Yazımı bitirirken tekrar dünyaya ve devletlere soralım.
Topyekun bir savaş yürütüyor muyuz? Bütün varlıklarımızla seferberlik halinde miyiz?
Yoksa bazıları daha büyük bir yükü mü omuzluyor? Bazı insanlar ve bazı ülkeler gözden çıkarıldı mı?
İnsansız bölgeler mi oluşturulmak isteniyor?
Maliyeti artıran dayanıksız ve hasta insanlara yönelik bir senaryonun uygulanması aşamasında mıyız?
Bu ve buna benzer soruların cevaplarını araştırmak ve bulmak durumundayız.

*​İsmail Hakkı Pekin Independent Türkçe için yazdı



Trump, İran'a nasıl bir saldırı düzenlemeyi planlıyor?

Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
TT

Trump, İran'a nasıl bir saldırı düzenlemeyi planlıyor?

Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)
Trump, İran'da aralık ayında patlak veren protestoların ardından askeri harekat tehdidinde bulunmaya başlamıştı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağı artırırken, Amerikan medyası İran'a saldırı senaryolarını masaya yatırdı.

CNN'in analizinde, İran'a saldırı durumunda askeri ve siyasi liderlerin hedef alınabileceği veya nükleer tesislere sınırlı saldırılar düzenlenebileceği belirtiliyor.

Nükleer tesislere saldırının, geçen yıl haziranda düzenlenenlere kıyasla "daha büyük ölçekli" olacağı savunuluyor.

İran'a yönelik olası saldırılar için ABD ordusuna bir hedef listesi sunulmadı. Bu da Trump'ın henüz herhangi bir askeri harekat emri vermediğinin işareti. Beyaz Saray yetkilileri, Cumhuriyetçi liderin diplomatik çözümden yana tercihini sürdürdüğünü söylüyor.

ABD Başkanı, perşembe günkü açıklamasında "10 gün içinde" bir anlaşmanın yapılıp yapılamayacağının belli olacağını söylemiş, daha sonra bu süreyi 15 güne çıkardığını bildirmişti. Müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde İran'a saldırma tehdidini de yinelemişti.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla konuşan Trump'a yakın iki üst düzey yetkili, ABD Başkanı'nın hazirandaki saldırı emrini vermeden önce de son ana kadar beklediğini söylüyor. Venezuela'ya geçen ay düzenlenen operasyonda da benzer bir sürecin yaşandığını aktarıyorlar.

Wall Street Journal'ın analizinde, İran'ın anlaşmaya yanaşmaması halinde Trump'ın geniş ölçekli saldırı talimatı vererek Tahran yönetimini devirmeye çalışabileceği yazılıyor.

Bunun yanı sıra Trump'ın "sınırlı saldırı" seçeneğini değerlendirdiği de belirtiliyor. Bu seçenekle Trump, küçük ölçekli saldırılarla İran'ı anlaşmaya yapmaya zorlayabilir.

Kimliğinin paylaşılmamasını isteyen bir ABD'li yetkili, İran uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurana kadar saldırıların artarak devam edebileceğini savunuyor. Diğer yandan böyle bir hamlenin Tahran yönetiminin müzakerelerden çekilmesine yol açabileceğine de dikkat çekiliyor.

İran muhtemel ABD saldırılarına karşı güçlü misilleme yapılacağı uyarısında bulunmuştu. Ülkenin dini lideri Ali Hamaney, bu haftaki açıklamasında "Dünyanın en güçlü ordusu bile bazen öyle bir tokat yiyebilir ki yerinden kalkamayabilir" demişti.

İsrail ve ABD'nin Haziran 2025'te İran'a düzenlediği saldırılarla 12 gün süren savaş nedeniyle kesintiye uğrayan diplomatik süreç, tarafların Umman'da masaya oturmasıyla yeniden başladı.

Maskat'taki ilk tur görüşmelerin ardından müzakereler Cenevre'ye taşındı. İran heyetine Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlık ederken, ABD'yi ise Trump'ın Ortadoğu Özel Temsilcisi Witkoff temsil ediyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
TT

İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, dün Akdeniz'e girerken görüntülendi. Bu durum, Başkan Donald Trump'ın emriyle yoğunlaştırılmış askeri konuşlandırma kapsamında İran'a karşı askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi.

Atlantik Okyanusu'nu Akdeniz'den ayıran Cebelitarık Boğazı'nı geçen geminin fotoğrafı, AFP tarafından Cebelitarık'tan yayınlandı.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (AP)Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (Arşiv-AP)

Trump dün, Tahran ve Washington arasında İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi "değerlendirdiğini" söyledi.

Bir önceki gün ise karar verme süresinin 10 ila 15 gün olduğunu belirtmişti.

ABD'ye ait bir diğer uçak gemisi olan USS Abraham Lincoln, ocak ayının sonundan beri Ortadoğu'da bulunuyor.

USS Gerald R. Ford'un Akdeniz'e gelmesiyle birlikte, İran'a karşı olası saldırılara hazırlık amacıyla önemli bir askeri yığılmanın yaşandığı bölgede ABD'nin ateş gücü önemli ölçüde arttı.

Aşağıda, Orta Doğu'da veya yakınlarında konuşlandırılmış en önemli Amerikan askeri varlıklarının listesi yer almaktadır:

Gemiler

ABD'li bir yetkilinin açıklamasına göre Washington'un şu anda Ortadoğu'da 13 savaş gemisi bulunuyor: bir uçak gemisi (USS Abraham Lincoln), dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisi.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Ford, dün çekilen fotoğrafta Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e geçerken görüntülendi. Üç muhrip eşliğinde konuşlanan geminin varlığıyla, Ortadoğu'daki ABD savaş gemisi sayısı toplam 17'ye ulaşacak.

Her bir uçak gemisi binlerce denizci ve onlarca savaş uçağından oluşan hava filoları taşıyor. İki ABD uçak gemisinin aynı anda Ortadoğu'da bulunması nadir görülen bir durumdur.

Uçaklar

İki uçak gemisinde bulunan uçaklara ilave olarak, X platformundaki açık kaynaklı istihbarat bilgilerine, Flightradar24 uçuş takip sitesine ve medya haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'ya onlarca başka savaş uçağı konuşlandırdı.

Bu uçaklar arasında F-22 Raptor ve F-35 Lightning hayalet savaş uçakları, F-15 ve F-16 savaş uçakları ve operasyonlarını desteklemek için gerekli olan KC-135 havadan yakıt ikmal tankerleri de bulunmaktadır.

New York'taki Soufan Araştırma Merkezi, "50 ilave Amerikan savaş uçağı, F-35, F-22 ve F-16, bu hafta Körfez Arap devletlerindeki üslerde konuşlandırılmış yüzlerce uçağa katılmak üzere bölgeye gönderildi" diye yazdı ve bu adımların "Trump'ın (neredeyse her gün tekrarladığı) görüşmelerin başarısız olması durumunda geniş çaplı bir hava ve füze harekatına girişme tehdidini güçlendirdiğini" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'ten aktardığına göre bu hafta onlarca askeri yakıt ikmal ve nakliye uçağı Atlantik Okyanusu'nu geçti. Flightradar24'ten alınan verilere göre son üç günde 39 tanker uçağı potansiyel operasyon bölgelerine daha yakın yerlere yeniden konumlandırıldı. Aynı dönemde C-17 Globemaster III'ler de dahil olmak üzere 29 ağır nakliye uçağı ise Avrupa'ya uçtu.

Bir C-17 uçağı üsten Ürdün'e doğru yola çıktı. Gerçek zamanlı komuta ve kontrol operasyonlarının önemli bir bileşeni olan altı adet E-3 Sentry AWACS erken uyarı ve kontrol uçağı da konuşlandırıldı.

Trump, Tahran'dan yaklaşık 5 bin 200 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'daki ortak ABD-İngiltere üssünü saldırılar başlatmak için kullanma olasılığını öne sürdü; Londra ise bu öneriye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

 "Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Hava savunma sistemleri

Raporlar ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki karasal hava savunmasını güçlendirdiğini, bölgedeki güdümlü füze destroyerlerinin ise denizde hava savunma yetenekleri sağladığını gösteriyor.

Bu ay, Patriot ve THAAD füze ve uçak savunma sistemlerini işleten 69. Hava Savunma Tugayı'nın merkezi olan Fort Hood'dan altı uçuş gerçekleştirildi.

Üslerdeki ABD güçleri

Kara birliklerinin İran'a karşı herhangi bir saldırı eylemine katılmaları beklenmese de Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'da misillemeye karşı savunmasız kalabilecek on binlerce askeri personeli bulunmaktadır.

Tahran, Haziran 2015 yılında Washington'un üç İran nükleer tesisini bombalamasının ardından Katar'daki Amerikan üssüne füze fırlatmıştı, ancak bu füzeler hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.


Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.