​Mısır koronavirüs ile mücadele ediyor

Görevini tamamlayıp hastaneden ayrılan sağlık ekibi (Esna Uzman Hastanesi idaresi)
Görevini tamamlayıp hastaneden ayrılan sağlık ekibi (Esna Uzman Hastanesi idaresi)
TT

​Mısır koronavirüs ile mücadele ediyor

Görevini tamamlayıp hastaneden ayrılan sağlık ekibi (Esna Uzman Hastanesi idaresi)
Görevini tamamlayıp hastaneden ayrılan sağlık ekibi (Esna Uzman Hastanesi idaresi)

Abdurrahman Ebubeki
Ülkedeki yeni tip koronavirüsü (Kovid-19) vakalarının karantinaya alınması için Mısır Sağlık Bakanlığı tarafından seçilen Esna Uzman Hastanesi, toplamda 76 kişiden 49’unun iyileşmesinin ardından, ilk sağlık ekibinin hastaneden ayrılışını kutladı.
Bu ekip sonrasında hemşire ve doktorlardan oluşan yeni bir ekip gelecek. Görevini tamamlayan ekipten birkaç kişiyle iletişime geçen Independent Arabia, bu sağlık görevlilerinin katil koronavirüsle mücadelede yaşadıkları deneyim ve hikayeleri dinledi.
Mısır Bakanlar Kurulu tarafından yapılan açıklamaya göre, ülkede doğrulanan ilk vaka, Nil’de seyreden bir turist gemisinin yolcusuydu. Virüs, bu kişiye ABD vatandaşı bir Tayvanlı turistten bulaşmıştı. Luksor şehri Sağlık İşleri Müdürlüğünde önleyici sağlık kadrosundan olan Dr. Muhammed en-Nubi ise, ilk vakalara karantina sürecinde eşlik edecek olan söz konusu ekipteki sağlık görevlilerinden biriydi. Nubi, ailesinin bu görevden muaf tutulmasını talep etmesini istemesine rağmen beyaz yeleğin çağrısına kulak vererek göreve koştu.
Vakanın görüldüğü gemiye binmek
İlk vakanın ilan edilmesinin ardından ekibiyle beraber söz konusu gemiye binen Nubi, hem turist hem de gemi mürettebatını psikolojik çöküşün eşiğinde bulduğunu anlatıyor. Durum böyle olunca da onlara umut vermeye çalışarak iradenin sağlam tutulması gerektiğini ve bu şekilde virüsü yenebileceklerini dile getirmiş. Gemide bulunanların çoğunun genç olması da Nubi’nin işini kolaylaştırmış. Bu konuda şöyle söylüyor:
“Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından onaylanan prosedürlere göre yaptığımız muayeneler neticesinde, aralarında yabancı ve Mısırlıların da olduğu 34 kişinin yeni tip koronavirüsü Kovid-19’a yakalandığını tespit ettik. Test sonuçları pozitifti”
Hastaneden taburcu olan vatandaşlar, doktor ve hemşirelere teşekkürlerini sundu (Esna Uzman Hastanesi idaresi)

Ne zaman öleceğiz?
Dr. Nubi, koronavirüse yakalanan bir kişinin hem karantina hem de tedavi sürecinde kuvvetli bir psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunu, zirâ dünya medyasının koronavirüsü insanların gözünde yenmesi imkansız bir canavara konumuna soktuğunu söylüyor. Bazı hastaların “Ne zaman öleceğiz? Bir ay sonra mı yoksa iki ay sonra mı?” dediğini ifade eden Nubi, koronavirüs konusunda daha fazla farkındalık ve doğru bilgi alışveriş olması gerektiğini vurguluyor. Karantinayla görevlendirilen hastanenin bu konudaki ekibinin oldukça profesyonel olduğunun altını çizen Nubi, bazı turistlerin ülkelerine döndüklerinde ekip üyeleriyle iletişime geçerek teşekkür mektupları yolladığını da dile getiriyor.

6 doktor da virüse yakalandı
Hastanede sekiz gün çalışmasının ardından kendisinin de test yaptırmaya karar veren doktor, söz konusu gemiye yardım etmeye giden kişilerden 5’iyle birlikte yeni tip koronavirüse yakalandığının teşhis edildiğini anlatarak şöyle diyor:
“Doktorken birden hastaya dönüştük. Tamamen iyileşene kadar diğer doktor ve hemşire arkadaşlarımızdan muazzam bir ilgi gördük”

Çocuklarını 25 gün boyunca göremeyen bir hemşire
Ekipteki hemşirelerden Hazra Abdurrabbu, görevli olduğu 25 günlük karantina sürecinde çocuklarını göremediğini, yalnızca telefonla konuştuğunu dile getiriyor. Oğullarının görevden ayrılması ve dinlenmesi konusunda ısrar etmelerine rağmen, önceliği görevini bitirmeye verdiğini de ekliyor.
Koronavirüse yakalanan hastalarla kurduğu bağa değinen Abdurrabbu, hastaların aileleriyle de her gün bizzat iletişime geçip hastanın durumu hakkında bilgi verdiğini açıklıyor ve şöyle diyor:
“En az 15 hastanın yaşları 60-70 ve 80’lerdeydi. Açıkçası iyileşmelerinin mümkün olmadığı görüşündeydik, ancak yoğun sağlık bakımı ve samimi bir destek sayesinde test sonuçları pozitiften negatife geçti”

49 hasta iyileşti
Hastanenin Yoğun bakım Birimi Başkanı Şerif Şaban, bu ilk sağlık ekibin tüm hastaları tedavi etmek için 28 gün boyunca gece gündüz çalıştığını ifade ediyor. Bununla birlikte, hastaneye mart ayı boyunca 76 vakanın geldiğini, yoğun çabalar sayesinde içlerinden 49’unun ise iyileştiğini vurguluyor. Şaban, ekip üyelerinin hastalarla temasta olmaları dolayısıyla virüse yakalanmaları ihtimali nedeniyle laboratuvar testlerine tâbi tutulduğunu da ekliyor.
Güney Vadisi Üniversitesi Başkanı Yusuf el-Garbavi, üniversitenin Esna Hastanesi’ne gönderdiğini üç adet danışmanın raporlarına göre bu hastanenin Ortadoğu’nun en iyi iyileşme oranlarına sahip olduğunu bildirdi.
Esna Hastanesi’nin 155 yatağı, 27 yoğun bakım yatağı, 15 ayakta tedavi hizmeti, 5 laboratuvarı, kalp kateterizasyonu bölümü iki radyoloji bölümü, 10 çocuk küvezi, son teknoloji sonar, EKG ve tomografi cihazları mevcut.

Sağlık ekibinden mesajlar
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Göğüs Hastalıkları Uzmanı Muhammed Abdullah; ellerin sıklıkla yıkanması, kalabalıklardan uzak durulması, sebze gibi besin değeri yüksek gıdaların tüketilmesi gibi koronavirüsle mücadele önlemlerinin hafife alınmaması çağrısında bulunuyor.  Aynı zamanda sağlık imkanları Mısır’ınkinden kat kat daha fazla olan ülkelerin günde yüzlerce ölüm kaybettiğini vurguluyor.
Ekibin diğer doktorları ise şu çağrıda bulunuyor:
“Mısır’ın iki yoldan birini seçmesi lazım. Salgının genişliğine rağmen vatandaşların önlemlere uyması yardımıyla virüsü kontrol altına alan Çin’in izlediği yol mu yoksa halkın alınan talimatları ihmal etmesi sebebiyle salgının tüm şehirlerinde oldukça ciddi bir hal aldığı İtalya’nın yolu mu.”
İtalyan Konsolosluğundan Esna Hastanesi’ne teşekkür mesajı
Mısır’ın güneyindeki İtalyan Konsolosu Francis Emin, “muazzam sağlık bakımı yürüterek 70’lerinde olan 10 İtalyan hastayı iyileştirdikleri için” Esna Hastanesi’nde görev yapan söz konusu ekibe teşekkürlerini sundu.
Bu ekibin ayrım gözetmeksizin herkes için güvenli bir sığınak görevi gördüğünü kanıtladığını vurgulayan Emin, İtalyan Büyükelçiliğinin küresel kriz sonrasında bu ekip onuruna bir tören düzenlemeyi planladığını müjdeledi.
31 Mart itibariyle Mısır’da 656 kişi yeni tip koronavirüsüne yakalandı. 150 hasta taburcu olurken 41 hasta ise salgında can verdi. 465 kişi ise halen tedavi görüyor.



Geoffrey Hinton’dan Husilere

Bir Husi militanı, askeri bir araca monte edilmiş top ile ateş açarken. (AP)
Bir Husi militanı, askeri bir araca monte edilmiş top ile ateş açarken. (AP)
TT

Geoffrey Hinton’dan Husilere

Bir Husi militanı, askeri bir araca monte edilmiş top ile ateş açarken. (AP)
Bir Husi militanı, askeri bir araca monte edilmiş top ile ateş açarken. (AP)

İbrahim Hamidi

Yapay zekânın öncülerinden ve Nobel Ödülü sahibi Geoffrey Hinton, geliştirilmesine katkıda bulunduğu teknolojiye karşı uyarıda bulunuyor: Yapay zekâ, insanlığın yok olmasına yol açabilir. Bu kaçınılmaz bir son değil; fakat temennilerin değil algoritmaların adamından gelen ürkütücü bir uyarı.

Açıklamaları kısa ve öz. Sözleri hesaplı. Ağzından çıkan her bir kelimenin ağırlığını biliyor; sanki bir genelkurmay başkanı ya da bir istihbarat teşkilatı başkanı gibi. Dünya eskiden ne yapacağını beklerdi, şimdiyse ne söyleyeceğini bekliyor. Hinton’ın reçetesi ise net: ‘Ejderha’ ve ‘Kartal’, bu varoluşsal tehdide karşı iş birliği yapmalı.

Peki, bu şu an mümkün mü?

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra uluslararası düzen, onlarca yıl altında yaşadığı ilkeler üzerine kuruldu. Devletler, egemenlik, sınırlar, uluslararası hukuk, kurumlar, ittifaklar ve milislere karşı duran devletler vardı. Soğuk Savaş’ın en kızgın anlarında bile ABD ve Sovyetler Birliği silahlanma yarışına giriyor, nüfuz mücadelesi veriyor ve vekalet savaşları yürütüyordu; fakat küresel bir nükleer savaşı önlemenin ortak bir çıkar olduğunu anlamışlardı. Seçenek, zafer ile yok oluş arasında kaldığında, iş birliği bir zorunluluk haline gelir.

Bu denklem artık değişiyor. Avrupa’da, Ortadoğu’da, Afrika’da ve Latin Amerika’da pek çok savaş giderek tırmanıyor. Hinton bizi gelecekte yaratıcısının denetiminden çıkabilecek bir makineyle olası bir savaşa karşı uyarırken; gözümüzün önündeki dünya, insanoğlunun bugünün savaşlarını yönetmekten ve gidişatı dizginlemekten ne kadar aciz olduğuna dair her gün yeni bir kanıt sunuyor.

Çağımızı, son Husi macerasından daha yoğun bir şekilde özetleyen bir tablo bulmak zor. Silah geliştirmek üzerine çalışan bir Husi hücresi; aralarında bir balistik füzenin de bulunduğu silahlanma programları için yönlendirme, seyrüsefer ve kontrol yazılımları geliştirmeye yardımcı olması amacıyla en gelişmiş yapay zekâ uygulamalarından biri olan Anthropic’in Claude Code sistemini kullandı. Güdümlü bir füze denemesi başarısız olduğunda ise hücre, başarısızlığın nedenlerini analiz etmek için yine yapay zekâya başvurdu.

İkinci çelişki ise şu: Dünyanın en yoksul ve en çalkantılı bölgelerinden birindeki savaşçılar, silah geliştirmeye yardımcı olması için insan teknolojisinin en gelişmiş ürünlerinden birini kullanıyor; yanı başlarında ise küresel ticaretin en önemli kapılarından biri olan Babu’l Mendeb duruyor. Kıyısında konuşlanmış bir milis gücü, geleceğin teknolojisinin temel bileşenlerini taşıyan gemileri tehdit edebiliyor ve onları Asya ile Avrupa arasındaki rotalarına binlerce kilometre eklemeye zorluyor.

Yapay zekâ sanal bir dünyadan ibaret değil. Algoritmaların arkasında devasa bir maddi dünya yatar: Çipler, veri merkezleri, elektrik, kritik mineraller, fabrikalar, gemiler ve kıtalar arasına uzanan tedarik zincirleri. İnsanlık tarihinin en gelişmiş teknolojisi, nihayetinde limanlara, boğazlara, deniz rotalarına, ana damarlara ve ‘yalnız bir kurdun’, bir milis üyesinin ya da bir savaşın fırlattığı tek bir füze veya İHA ile altüst olabilecek ikmal yollarına bağımlıdır.

İşte Hinton ile Husiler burada buluşuyor. Birincisi soruyor: Makine bizden daha akıllı hale gelir ve insana başkaldırırsa insanlığı nasıl koruyacağız? Yemen ise daha basit ve daha acil bir soru ortaya atıyor: Bir milis gücünün insanlık için hayati bir damarı ele geçirmesini engelleyecek kuralları koymaktan bile acizken, makine için nasıl kural koyacağız?

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Hinton’ın uyarısı sadece yapay zekâyla ilgili değil. Bugün makinenin insandan daha akıllı hale gelmesinden korkuyoruz. Fakat daha yakın olan tehlike, makine giderek akıllanırken dünyamızın kendi yarattığı gücü yönetme yeteneğini kaybetmesi olabilir. Hinton, yakın zamanda ABD’de bir araya gelecek olan Trump ve Şi Cinping’den teknoloji kuralları üzerinde anlaşmalarını istiyor; bu sırada iki süper güç ise çipler, yapay zekâ, silahlanma, denizler ve nüfuz için yarışmayı sürdürüyor.

Teknoloji sınırları kaldırıyor, siyaset ise onları yeniden inşa ediyor. Yapay zekâ küresel bir iş birliğine ve istikrara ihtiyaç duyuyor. Ekonomi küresel tedarik zincirlerine ihtiyaç duyarken hükümetler gümrük vergilerine ve korumacılığa geri dönüyor. Sorunlar giderek daha küresel hale gelirken, bazı çözümler milislerin elinde rehine kalıyor.

Elimizde 21. yüzyılın teknolojisi var; ancak bazı yönleriyle 19. yüzyıla geri dönen bir siyaset anlayışına sahibiz. Uluslararası bir geçidin, kendi savaşlarında ve İran’ın savaşında bir cepheye dönüşebileceğine karar veren milisler var. Geoffrey Hinton’dan Husilere uzanan bu tablo, çağımızın en büyük çelişkilerinden biri.


Yemen yönetimi Batı Sahili'ndeki kaybın şokunu aşmaya çalışıyor

Husilerin tırmanışından kaçarak Yemen'in Taiz kentinin batısında ağaçların arasında kendisine barınak kuran yerinden edilmiş bir Yemenli (AFP)
Husilerin tırmanışından kaçarak Yemen'in Taiz kentinin batısında ağaçların arasında kendisine barınak kuran yerinden edilmiş bir Yemenli (AFP)
TT

Yemen yönetimi Batı Sahili'ndeki kaybın şokunu aşmaya çalışıyor

Husilerin tırmanışından kaçarak Yemen'in Taiz kentinin batısında ağaçların arasında kendisine barınak kuran yerinden edilmiş bir Yemenli (AFP)
Husilerin tırmanışından kaçarak Yemen'in Taiz kentinin batısında ağaçların arasında kendisine barınak kuran yerinden edilmiş bir Yemenli (AFP)

Yemen yönetimi, Batı Sahili'nde hükümet güçlerinin yaşadığı kaybın mücadelede belirleyici bir kırılmaya dönüşmesini önlemeye çalışıyor. Hükümet ve Başkanlık Konseyi, askerî güçlerini yeniden düzenleyerek sahada inisiyatifi geri almanın yanı sıra yeni yerinden edilme dalgasının sonuçlarını hafifletmeye yöneliyor.

Bu yaklaşımın son örneklerinden birini, Yemen Başkanlık Konseyi üyesi ve Marib Valisi Sultan el-Arade verdi. El-Arade, Batı Sahili'nde yaşananların “acı verici ve üzücü” olduğunu ancak bunun, kendi ifadesiyle, savaşların doğasında bulunan ilerleme ve geri çekilme kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Yaşananların ana hedeften sapmaya yol açmayacağını vurgulayan el-Arade, hükümet güçlerinin sahilden çekilen unsurlarının yeniden toparlandığını ve “bir şekilde” yeniden savaşa döneceğini belirtti.

Batı Sahili'ndeki son saha gelişmeleri, bölgede konuşlu hükümet güçlerinin, Husilerin geniş çaplı tırmanışı karşısında bazı mevziler ve bölgelerde kontrolü kaybetmesinin ardından yeniden konuşlanmasını zorunlu kıldı. Gelişmeler yeni bir yerinden edilme dalgasına yol açarken bazı askerî personel Marib'e geçti. El-Arade, yetkililerin bu askerler için bir kamp hazırladığını, yerinden edilenleri karşılamak ve ihtiyaçlarını karşılamak için de gerekli düzenlemelerin yapıldığını söyledi.

vgtrhyj
Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Sultan el-Arade (Hükümet medyası)

El-Arade'nin açıklamaları, Yemen yönetiminin Batı Sahili'ndeki kaybı bir saha şoku olmaktan çıkararak yeniden yapılanma ve savaşma kapasitesinin yeniden kazanılması sürecine dönüştürmeye çalıştığını ortaya koyuyor. Bu yaklaşım, Başbakan Şai' Zindani'nin Aden'de düzenlenen Bakanlar Kurulu toplantısında yaptığı açıklamalarla da örtüşüyor. Zindani, son günlerde yaşanan zorlu gelişmelerin mücadelenin sona erdiği veya seyrinin kesin biçimde belirlendiği şeklinde yorumlanmaması gerektiğini vurguladı.

Zindani, savaşların tek bir günün sonucu veya bir mevzinin el değiştirmesiyle ölçülemeyeceğini belirterek devletin çabalarını yeniden organize etme, kaynaklarını seferber etme, güçlerini destekleme, kurumlarının bütünlüğünü koruma ve inisiyatifi yeniden ele alma kapasitesinin belirleyici olduğunu söyledi.

Askerî kapasitenin yeniden inşası

Yemen yönetiminin önümüzdeki dönemdeki önceliğinin, Batı Sahili'nden çekilen güçleri yeniden düzenleyerek operasyonların bir parçası haline getirmek ve hükümetin silahlı kuvvetler ile güvenlik güçlerine verdiği desteği artırmak olduğu görülüyor. Bakanlar Kurulu, Savunma Bakanı'nın çeşitli cephelerdeki askerî durum, hazırlık düzeyi ve operasyonel ihtiyaçlara ilişkin raporunu dinlediğini belirterek güçlerin tırmanışla mücadele etme ve inisiyatifi yeniden ele alma kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

vfghyju
Yemen Başkanlık Konseyi üyesi Osman Mücali, kuzeydeki Sada cephelerini ziyaret etti (Hükümet medyası)

Marib'de el-Arade, vilayet güçlerinin yalnızca zaferi ve çeşitli cephelerin desteklenmesini düşündüğünü belirtti. Marib dahil tüm cephelerin nihai hedefinin başkent Sana'yı yeniden ele geçirmek olduğunu söyleyen el-Arade, bunu halkın iradesiyle ilişkilendirdi. Sahadaki güçler ve komutanların devletin ve ulusal onurun savunulmasında tarihî bir sorumluluk taşıdığını ifade etti.

Siyasi yönetim de yeniden konuşlanmanın mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmediği mesajını vermek amacıyla kuzey ve batı cephelerine yönelik temaslarını artırdı. Başkanlık Konseyi üyesi Şeyh Osman Mücali, Sada vilayetindeki Ketaf el-Buk bölgesinde konuşlanan 4. Acil Müdahale Tümeni güçlerini ziyaret ederek birliklerin hazırlık seviyesini, konuşlanmasını ve sahadaki görevlerini inceledi. Bölgedeki komutanlar ise Husilerle mücadele için hazırlıkların sürdüğünü vurguladı.

ju
Husilerin askerî tırmanışı nedeniyle Batı Yemen'de köylerini terk ederek koyunlarıyla birlikte kaçan köylüler (AFP)

Taiz'de ise vilayetin savunma, güvenlik ve kalkınma işlerinden sorumlu vali yardımcıları, Sabr el-Mevâdım bölgesine gerçekleştirdikleri ziyaret sırasında hazırlık ve seferberlik düzeyinin artırılması ve cephelerin desteklenmesi gerektiğini vurguladı. Bu açıklama, yerel yönetimin iç cephedeki bütünlüğü korumaya ve Batı Sahili'ndeki son gelişmelerin güçlere yönelik halk desteğini zayıflatmasına izin vermemeye çalıştığına işaret ediyor.

İnsani sonuçların kontrol altına alınması

Kaybın aşılması çabaları yalnızca askerî alanla sınırlı değil. Yemen hükümeti, çatışma bölgelerinden yaşanan yeni yerinden edilme dalgalarının doğrudan insani sonuçlarıyla da karşı karşıya. Bakanlar Kurulu, sivillerin ve yerinden edilenlerin korunmasının acil bir ulusal ve insani sorumluluk olduğunu vurgulayarak hükümet kurumlarına ihtiyaçların ve yerinden edilenlerin sayısının tespit edilmesi, barınma, gıda, su, sağlık hizmetleri ve temel ihtiyaçların karşılanması talimatı verdi.

Marib bu müdahalenin merkezlerinden biri konumunda. El-Arade, Batı Sahili'nden gelenlerin vilayette kendi ortamlarını ve halkını bulacağını belirterek Marib halkının onları hak ve yükümlülüklerde eşit kişiler olarak destekleyeceğini söyledi. Bakanlar Kurulu da Aden'deki yerel yönetimin yerinden edilen aileleri karşılamaya ve tırmanışın sonuçlarıyla başa çıkmaya yönelik çabalarını takdir etti.

gthyju
Yemen hükümetinin geçici başkent Aden'de gerçekleştirdiği son toplantıdan bir görüntü (Hükümet medyası)

Hükümet aynı zamanda askerî gelişmelerin kontrolündeki bölgelerde daha geniş çaplı bir istikrarsızlığa dönüşmesini önlemeye çalışıyor. Zindani, hükümetin geçici başkent Aden'den süreci yönettiğini, gelişmeleri takip ederek öncelikleri belirlediğini ve sahadaki gelişmelere göre kararlar aldığını söyledi. Zindani, tırmanışın ciddiyetine rağmen devlet kurumlarının çalışmalarında karmaşaya veya Husilerin istismar edebileceği bir boşluğa dönüşmesine izin verilmeyeceğini vurguladı.

Barıştan devletin yeniden tesisine

Siyasi açıdan bakıldığında el-Arade'nin açıklamaları, Yemen yönetiminin 2022'den bu yana benimsediği barış sürecine öncelik verme politikasından, devletin yeniden tesis edilmesini önceleyen bir yaklaşıma geçişini daha açık biçimde ortaya koyuyor. El-Arade, Husilerin barış sürecini çıkmaza sürüklediğini ve yeniden savaş seçeneğini dayattığını savundu.

Başkanlık Konseyi ve hükümetin savaşı sona erdirmek ve kan dökülmesini önlemek amacıyla son yıllarda büyük tavizler verdiğini söyleyen el-Arade, bu çabaların Suudi Arabistan, Umman, Birleşmiş Milletler ve diğer ülkelerin desteğiyle yürütüldüğünü belirtti. Ancak kendi anlatımına göre Husiler barış çabalarını reddederek ülkeyi yeniden savaşın başına döndürdü.

Bu yaklaşım, hükümetin Husilerin tırmanışının Yemen sahasının ötesine geçtiği ve Yemen'in stratejik konumunun bölgenin güvenliği ile uluslararası deniz taşımacılığını tehdit etmek amacıyla İran'ın gündemi doğrultusunda kullanıldığı yönündeki açıklamalarıyla eş zamanlı ilerliyor.

Yemen Bakanlar Kurulu ayrıca Batı Sahili, Bab el-Mendeb ve uluslararası ticaret trafiğindeki tırmanışın sonuçlarını ele alarak gemiler ve ikmal hatlarına yönelik tehditlerin oluşturduğu risklere karşı uyarıda bulundu.

Husiler, 3-11 Eylül tarihleri arasında Yemen'in batı kıyısındaki cephelerde kara birliklerinin yanı sıra İHA ve füze desteğiyle geniş çaplı bir askerî operasyon başlattı. Operasyon sonucunda Hays, el-Huha ve el-Muha'nın yanı sıra Bab el-Mendeb'e ve Kızıldeniz'in güneyindeki Yemen adalarına kadar uzanan bölgelerde kontrol sağladı.


Burhan, Washington’ı ‘kimyasal silah’ iddialarını soruşturmaya çağırdı

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Hartum’daki Ordu Genel Komutanlığı’nda bir grup medya mensubuna hitap ederken (Egemenlik Konseyi Medya Ofisi)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Hartum’daki Ordu Genel Komutanlığı’nda bir grup medya mensubuna hitap ederken (Egemenlik Konseyi Medya Ofisi)
TT

Burhan, Washington’ı ‘kimyasal silah’ iddialarını soruşturmaya çağırdı

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Hartum’daki Ordu Genel Komutanlığı’nda bir grup medya mensubuna hitap ederken (Egemenlik Konseyi Medya Ofisi)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Hartum’daki Ordu Genel Komutanlığı’nda bir grup medya mensubuna hitap ederken (Egemenlik Konseyi Medya Ofisi)

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, ABD’ye, savaş sırasında silahlı kuvvetlerin kimyasal silah kullandığını iddia ettiği bölgelerden herhangi birine soruşturma ekibi göndermesi çağrısında bulundu. Burhan, Hartum yönetiminin daha önce Washington’a bu yönde davet gönderdiğini ancak herhangi bir yanıt alamadığını belirtti.

Burhan, Hartum’daki ordu karargâhında medya mensuplarıyla gerçekleştirdiği geniş kapsamlı toplantıda, Sudan’ın kimyasal madde üretimi yapan fabrikalara sahip olmadığını söyledi. Uluslararası düzenlemeler ve teamüller uyarınca sivil amaçlarla kullanılmak üzere kimyasal maddelere sahip olma hakkının bulunduğunu ifade etti.

Burhan bu kapsamda, eski ABD Başkanı Bill Clinton döneminde 1998 yılında Hartum Bahri’deki Şifa İlaç Fabrikası’nın ABD tarafından bombalanmasını hatırlattı. Saldırı, fabrikanın kimyasal silah üretimiyle bağlantılı maddeler barındırdığı yönündeki suçlamaların ardından gerçekleştirilmişti. Sudan hükümeti ise söz konusu suçlamaları o tarihten bu yana reddediyor.

bgrb
Daha önce zehirli madde kullandığı suçlamaları nedeniyle hedef alınan el-Ceyli petrol rafinerisi (X)

Burhan’ın açıklamaları, Euronews’in, Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nde (OPCW) görev yapmış eski yetkililerin öncülük ettiği bir ekip tarafından hazırlanan rapora dayanan bir soruşturma yayımlamasından günler sonra geldi. Soruşturmada, başta Hartum’un kuzeyindeki el-Ceyli petrol rafinerisi olmak üzere, zehirli maddelerin kullanıldığından şüphelenilen olaylara ilişkin tanıklıklar ve görüntüler yer aldı. Washington Post ve New York Times gazeteleri de klor yüklü mühimmat geliştirmeye yönelik olduğu öne sürülen gizli bir program hakkında soruşturmalar yayımladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı, Nisan 2025’te Sudan ordusunun 2024 yılı içinde kimyasal silah kullandığı sonucuna varmış ve daha sonra Sudan’a yaptırım uygulamıştı. Ancak Washington, bu sonuca ilişkin ayrıntılı kanıtları yayımlamadı. Hartum suçlamaları reddederken, OPCW de şu ana kadar iddiaları doğrulayan veya çürüten bağımsız bir teknik sonuç açıklamadı. Bu süreçte, sahada uluslararası bir soruşturma yürütülmesi yönündeki çağrılar sürüyor.

Cidde Bildirgesi’ne bağlılık

Burhan, Cidde Bildirgesi’ne bağlılıklarını yineleyerek, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) sivil bölgelerden çekilmesi gerektiğini vurguladı. Burhan, Sudan halkına karşı işlendiğini söylediği ‘ihlaller ve vahşetlerin’ ardından HDK’nin devletin geleceğinde herhangi bir rolünün olmayacağını belirtti.

cdfh
Mayıs 2023’te Cidde Bildirgesi’nin imzalanması sırasında Sudan’daki çatışmanın iki tarafının temsilcileri (Reuters)

Burhan, uluslararası arabulucular tarafından insani ateşkes sağlanması amacıyla sunulan girişimlerin, kendi değerlendirmesine göre HDK’yi yeniden siyasi sahneye taşımayı hedeflediğini söyledi. Son girişimde önce ateşkes uygulanmasının, ardından güçlerin kontrol ettikleri bölgelerden çekilmesi için bir takvim belirlenmesinin önerildiğini aktaran Burhan, “Bu öneriyi reddettik” dedi.

Burhan ayrıca, Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde Darfur’a uygulanan silah ambargosunun Sudan’ın tamamını kapsayacak şekilde genişletilmesine yönelik girişimlere değindi. Birçok ülkenin Hartum’un tutumunu desteklediğini ve ambargonun kapsamının genişletilmesine karşı çıktığını söyledi.

BM Güvenlik Konseyi, Darfur’a yönelik yaptırımları; silah ambargosu, mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasağı da dahil olmak üzere bir ay süreyle uzatmış, ancak ABD’nin yaptırımların ülkenin tamamını kapsayacak şekilde genişletilmesi önerisini kabul etmemişti. Kararın, önerilen tedbirlerin kapsamı konusunda Konsey üyeleri arasındaki görüş ayrılıkları ve yeni müzakerelere imkân tanınması çerçevesinde alındığı belirtilmişti. Burhan ise silah ambargosunun genişletilmesine yönelik herhangi bir kararın, silahlı kuvvetleri veya ordunun askeri operasyonlardaki sahadaki tutumunu etkilemeyeceğini söyledi.

Helikopterle çıkış

Burhan ilk kez, aylar boyunca kuşatma altında kaldığı Genel Komutanlık Karargâhı’ndan nasıl ayrıldığına ilişkin ayrıntıları açıkladı. Burhan, karargâhtan bir helikopterle ayrıldığını ve operasyondan yalnızca hava üssü komutanı ile helikopter pilotunun haberdar olduğunu söyledi.

Savaşın ilk aylarını, HDK’nin Zırhlı Birlikler dışında çok sayıda askeri mevziyi ele geçirmesinin ardından ‘zorlu’ olarak nitelendiren Burhan, ordunun karargâhta ve diğer bölgelerde kuşatma altında bulunan birliklere gıda, ilaç ve askeri ihtiyaçları ulaştırmak için havadan ikmal yöntemine başvurduğunu belirtti.

Burhan, savaşın Nisan 2023’te başlamasından bu yana, adını vermediği bazı ülkelerin orduya ihtiyaç duyduğu hava ikmal paraşütlerini satın alma girişimlerini engellemekle suçladı. Hartum’un geri alınması operasyonunun altı muharip birlik tarafından gerçekleştirildiğini belirten Burhan, ordunun başkentteki mahallelerden HDK’yi çıkarmayı başardığı ana kadar çatışmaların seyrini operasyon odasından takip ettiğini aktardı.

Burhan ayrıca komşu ülkeleri savaşın içine dahil olmakla suçlamayı sürdürdü. Bazı ülkelerin havaalanlarının kullanılmasına izin verdiğini ve toprakları içinde askeri kamplar kurulmasına müsaade ederek HDK’ye askeri teçhizat sevkiyatının gerçekleştirilmesine olanak sağladığını söyledi.

HDK’nin silahlandırılması

Savaş öncesindeki döneme ilişkin konuşan Burhan, görevden uzaklaştırılan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir’den birçok kez HDK’nin silahlandırılmasını durdurmasını ve silahlanmanın yalnızca orduyla sınırlı tutulmasını istediğini söyledi.

Burhan, bu konuyla ilgili eski Savunma Bakanı Abdurrahim Muhammed Hüseyin’in de katıldığı bir toplantı yapıldığını belirtti. Hüseyin’in, HDK Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) Beşir’e karşı darbe yapabileceği uyarısında bulunduğunu aktaran Burhan, Beşir’in ise “Hamideti benim cebimde” yanıtını verdiğini ve ikisinden de söz konusu güçlerin işlerine müdahale etmemelerini istediğini söyledi. Burhan, eski rejimi orduyu dağıtmaya ve HDK’ye entegre etmeye çalışmakla suçladı. Rejimin bu düzenlemelerin hayata geçirilmesine yardımcı olmaları için Rus uzmanlardan da yararlandığını öne sürdü.

vf
Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Reuters)

Burhan ayrıca, ordunun başkomutanlığı görevini üstlenmesinden bu yana HDK mensuplarından hiçbirine askeri rütbe vermediğini belirtti. Söz konusu güçlerin askere alma faaliyetlerini yurt dışından aldıkları paralarla finanse ettiğini ifade etti.

Sivil dönüşüm

Siyasi konulara ilişkin değerlendirmelerde bulunan Burhan, 25 Ekim 2021’de alınan kararları “devrimin rotasını düzeltmeye yönelik bir adım, darbe değil” olarak nitelendirdi. Eski Başbakan Abdullah Hamduk’un ilk hükümetinin devlet kurumlarını oluşturmakta başarısız olduğunu ve resmî kurumlar pahasına siyasi partilerin etkinliğini artırmaya çalıştığını savundu.

Burhan, Hamduk’un yürütme organının feshedilmesi ve devlet kurumlarının inşası ile geçiş sürecinin ilerletilmesini üstlenecek yeni bir hükümet kurulmasını kabul ettiğini öne sürdü. Ayrıca Özgürlük ve Değişim Güçleri’nin önde gelen isimlerinden Meryem Sadık el-Mehdi, Halid Ömer Yusuf ve Babeker Faysal’ın da aralarında bulunduğu bir grubun kendisine sunduğu, Çerçeve Anlaşması’na alternatif bir anlaşma taslağı hazırlama teklifini reddettiğini açıkladı. Burhan, 15 maddeden oluşan söz konusu öneride, bu isimlerin iktidardaki konumlarını korumalarının ve HDK’nin 10 yıl içinde orduya entegre edilmesinin öngörüldüğünü, buna karşılık kendisinin devletin başında kalmasının teklif edildiğini söyledi.

fgthyj
Eski Başbakan Abdullah Hamduk, son Addis Ababa toplantılarına katıldı (Ulusal Ümmet Partisi Basın Bürosu)

Burhan, sivil ve demokratik yönetime geçişi ve Sudanlıların kendilerini kimin temsil edeceğini seçmesini desteklediğini vurguladı. Ancak “Dünyada hiçbir güç Hamduk’u veya onun temsil ettiği kişileri yeniden iktidara getiremez” dedi. Ordu yönetimi ile Hamduk liderliğindeki Sivil Demokratik Devrim Güçleri İttifakı (Sumud) arasında herhangi bir iletişim bulunduğunu da reddetti.

Burhan, beklenen Sudan-Sudan diyaloğunun siyasi ve sivil güçleri kapsayacağını, ancak askeri güçlerin bu sürecin dışında tutulacağını söyledi. “Hiçbir grubun silah kullanarak siyasi kazanımlar elde etmesine izin vermeyeceğiz” diyen Burhan, fraksiyonların ve silahlı hareketlerin güçlerinin orduya entegre edilmesi gerektiğini vurguladı. Burhan, “Savaşın sona ermesiyle birlikte devlet içinde hiçbir milis bulunmayacak” dedi.