​Mısır koronavirüs ile mücadele ediyor

Görevini tamamlayıp hastaneden ayrılan sağlık ekibi (Esna Uzman Hastanesi idaresi)
Görevini tamamlayıp hastaneden ayrılan sağlık ekibi (Esna Uzman Hastanesi idaresi)
TT

​Mısır koronavirüs ile mücadele ediyor

Görevini tamamlayıp hastaneden ayrılan sağlık ekibi (Esna Uzman Hastanesi idaresi)
Görevini tamamlayıp hastaneden ayrılan sağlık ekibi (Esna Uzman Hastanesi idaresi)

Abdurrahman Ebubeki
Ülkedeki yeni tip koronavirüsü (Kovid-19) vakalarının karantinaya alınması için Mısır Sağlık Bakanlığı tarafından seçilen Esna Uzman Hastanesi, toplamda 76 kişiden 49’unun iyileşmesinin ardından, ilk sağlık ekibinin hastaneden ayrılışını kutladı.
Bu ekip sonrasında hemşire ve doktorlardan oluşan yeni bir ekip gelecek. Görevini tamamlayan ekipten birkaç kişiyle iletişime geçen Independent Arabia, bu sağlık görevlilerinin katil koronavirüsle mücadelede yaşadıkları deneyim ve hikayeleri dinledi.
Mısır Bakanlar Kurulu tarafından yapılan açıklamaya göre, ülkede doğrulanan ilk vaka, Nil’de seyreden bir turist gemisinin yolcusuydu. Virüs, bu kişiye ABD vatandaşı bir Tayvanlı turistten bulaşmıştı. Luksor şehri Sağlık İşleri Müdürlüğünde önleyici sağlık kadrosundan olan Dr. Muhammed en-Nubi ise, ilk vakalara karantina sürecinde eşlik edecek olan söz konusu ekipteki sağlık görevlilerinden biriydi. Nubi, ailesinin bu görevden muaf tutulmasını talep etmesini istemesine rağmen beyaz yeleğin çağrısına kulak vererek göreve koştu.
Vakanın görüldüğü gemiye binmek
İlk vakanın ilan edilmesinin ardından ekibiyle beraber söz konusu gemiye binen Nubi, hem turist hem de gemi mürettebatını psikolojik çöküşün eşiğinde bulduğunu anlatıyor. Durum böyle olunca da onlara umut vermeye çalışarak iradenin sağlam tutulması gerektiğini ve bu şekilde virüsü yenebileceklerini dile getirmiş. Gemide bulunanların çoğunun genç olması da Nubi’nin işini kolaylaştırmış. Bu konuda şöyle söylüyor:
“Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından onaylanan prosedürlere göre yaptığımız muayeneler neticesinde, aralarında yabancı ve Mısırlıların da olduğu 34 kişinin yeni tip koronavirüsü Kovid-19’a yakalandığını tespit ettik. Test sonuçları pozitifti”
Hastaneden taburcu olan vatandaşlar, doktor ve hemşirelere teşekkürlerini sundu (Esna Uzman Hastanesi idaresi)

Ne zaman öleceğiz?
Dr. Nubi, koronavirüse yakalanan bir kişinin hem karantina hem de tedavi sürecinde kuvvetli bir psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunu, zirâ dünya medyasının koronavirüsü insanların gözünde yenmesi imkansız bir canavara konumuna soktuğunu söylüyor. Bazı hastaların “Ne zaman öleceğiz? Bir ay sonra mı yoksa iki ay sonra mı?” dediğini ifade eden Nubi, koronavirüs konusunda daha fazla farkındalık ve doğru bilgi alışveriş olması gerektiğini vurguluyor. Karantinayla görevlendirilen hastanenin bu konudaki ekibinin oldukça profesyonel olduğunun altını çizen Nubi, bazı turistlerin ülkelerine döndüklerinde ekip üyeleriyle iletişime geçerek teşekkür mektupları yolladığını da dile getiriyor.

6 doktor da virüse yakalandı
Hastanede sekiz gün çalışmasının ardından kendisinin de test yaptırmaya karar veren doktor, söz konusu gemiye yardım etmeye giden kişilerden 5’iyle birlikte yeni tip koronavirüse yakalandığının teşhis edildiğini anlatarak şöyle diyor:
“Doktorken birden hastaya dönüştük. Tamamen iyileşene kadar diğer doktor ve hemşire arkadaşlarımızdan muazzam bir ilgi gördük”

Çocuklarını 25 gün boyunca göremeyen bir hemşire
Ekipteki hemşirelerden Hazra Abdurrabbu, görevli olduğu 25 günlük karantina sürecinde çocuklarını göremediğini, yalnızca telefonla konuştuğunu dile getiriyor. Oğullarının görevden ayrılması ve dinlenmesi konusunda ısrar etmelerine rağmen, önceliği görevini bitirmeye verdiğini de ekliyor.
Koronavirüse yakalanan hastalarla kurduğu bağa değinen Abdurrabbu, hastaların aileleriyle de her gün bizzat iletişime geçip hastanın durumu hakkında bilgi verdiğini açıklıyor ve şöyle diyor:
“En az 15 hastanın yaşları 60-70 ve 80’lerdeydi. Açıkçası iyileşmelerinin mümkün olmadığı görüşündeydik, ancak yoğun sağlık bakımı ve samimi bir destek sayesinde test sonuçları pozitiften negatife geçti”

49 hasta iyileşti
Hastanenin Yoğun bakım Birimi Başkanı Şerif Şaban, bu ilk sağlık ekibin tüm hastaları tedavi etmek için 28 gün boyunca gece gündüz çalıştığını ifade ediyor. Bununla birlikte, hastaneye mart ayı boyunca 76 vakanın geldiğini, yoğun çabalar sayesinde içlerinden 49’unun ise iyileştiğini vurguluyor. Şaban, ekip üyelerinin hastalarla temasta olmaları dolayısıyla virüse yakalanmaları ihtimali nedeniyle laboratuvar testlerine tâbi tutulduğunu da ekliyor.
Güney Vadisi Üniversitesi Başkanı Yusuf el-Garbavi, üniversitenin Esna Hastanesi’ne gönderdiğini üç adet danışmanın raporlarına göre bu hastanenin Ortadoğu’nun en iyi iyileşme oranlarına sahip olduğunu bildirdi.
Esna Hastanesi’nin 155 yatağı, 27 yoğun bakım yatağı, 15 ayakta tedavi hizmeti, 5 laboratuvarı, kalp kateterizasyonu bölümü iki radyoloji bölümü, 10 çocuk küvezi, son teknoloji sonar, EKG ve tomografi cihazları mevcut.

Sağlık ekibinden mesajlar
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Göğüs Hastalıkları Uzmanı Muhammed Abdullah; ellerin sıklıkla yıkanması, kalabalıklardan uzak durulması, sebze gibi besin değeri yüksek gıdaların tüketilmesi gibi koronavirüsle mücadele önlemlerinin hafife alınmaması çağrısında bulunuyor.  Aynı zamanda sağlık imkanları Mısır’ınkinden kat kat daha fazla olan ülkelerin günde yüzlerce ölüm kaybettiğini vurguluyor.
Ekibin diğer doktorları ise şu çağrıda bulunuyor:
“Mısır’ın iki yoldan birini seçmesi lazım. Salgının genişliğine rağmen vatandaşların önlemlere uyması yardımıyla virüsü kontrol altına alan Çin’in izlediği yol mu yoksa halkın alınan talimatları ihmal etmesi sebebiyle salgının tüm şehirlerinde oldukça ciddi bir hal aldığı İtalya’nın yolu mu.”
İtalyan Konsolosluğundan Esna Hastanesi’ne teşekkür mesajı
Mısır’ın güneyindeki İtalyan Konsolosu Francis Emin, “muazzam sağlık bakımı yürüterek 70’lerinde olan 10 İtalyan hastayı iyileştirdikleri için” Esna Hastanesi’nde görev yapan söz konusu ekibe teşekkürlerini sundu.
Bu ekibin ayrım gözetmeksizin herkes için güvenli bir sığınak görevi gördüğünü kanıtladığını vurgulayan Emin, İtalyan Büyükelçiliğinin küresel kriz sonrasında bu ekip onuruna bir tören düzenlemeyi planladığını müjdeledi.
31 Mart itibariyle Mısır’da 656 kişi yeni tip koronavirüsüne yakalandı. 150 hasta taburcu olurken 41 hasta ise salgında can verdi. 465 kişi ise halen tedavi görüyor.



Libya meselesinde istihbarat öne geçerken diplomasi zayıflıyor

Abdusselam ez-Zobi, Massad Boulos ve AFRICOM Komutan Yardımcısı Korgeneral John W. Brennan ile birlikte (Ulusal Birlik Hükümeti'nin resmi sayfası)
Abdusselam ez-Zobi, Massad Boulos ve AFRICOM Komutan Yardımcısı Korgeneral John W. Brennan ile birlikte (Ulusal Birlik Hükümeti'nin resmi sayfası)
TT

Libya meselesinde istihbarat öne geçerken diplomasi zayıflıyor

Abdusselam ez-Zobi, Massad Boulos ve AFRICOM Komutan Yardımcısı Korgeneral John W. Brennan ile birlikte (Ulusal Birlik Hükümeti'nin resmi sayfası)
Abdusselam ez-Zobi, Massad Boulos ve AFRICOM Komutan Yardımcısı Korgeneral John W. Brennan ile birlikte (Ulusal Birlik Hükümeti'nin resmi sayfası)

Kerime Naci

Geçtiğimiz perşembe günü Washington'da yaptığı görüşmede, Ulusal Birlik Hükümeti Savunma Bakanlığı Müsteşarı General Abdusselam ez-Zobi, ABD Başkanı'nın Arap, Ortadoğu ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos ve ABD Afrika Komutanlığı (AFRICOM) Komutan Yardımcısı Korgeneral John W. Brennan ile Libya'nın istikrarını desteklemek ve bölgesel güvenliği güçlendirmeye katkıda bulunmak için, Libya askeri kurumunu birleştirme çabalarını desteklemeyi, askeri iş birliği alanlarını genişletmeyi, eğitim ve kapasite geliştirme programlarını, terörle mücadelede koordinasyonu artırma, sınırları güvence altına alma ve sınır ötesi tehditlerle mücadele etme yollarını ele aldı.

Libya-Amerikan güvenlik istişarelerinden önce yoğun bir küresel istihbarat faaliyeti yürütüldü. Bölünmüş ülkenin doğu ve batı bölgeleri, Libya dosyasına dahil olan bölgesel ve uluslararası güçlerin istihbarat şeflerini ağırladı; bunlar arasında Mısır istihbarat şefi Hasan Reşad, Türkiye istihbarat şefi İbrahim Kalın ve İtalyan istihbarat şefi Giovanni Caravelli de vardı. Görüşmeler, güvenlik ve siyasi kurumların birleştirilmesine odaklandı.

Bu istihbarat ve askeri hareketliliğin eş zamanlı olması, Libya meselesinin “geleneksel diplomasi”den, güvenlik ve siyasi uzlaşı ve mutabakatların resmi olarak açıklanmadan önce kapalı kapılar ardında formüle edildiği ve “istihbarat diplomasisi” olarak tanımlanabilecek bir alana ne ölçüde kaydığı konusunda soruları gündeme getirdi.

İstihbarat diplomasisi

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Uluslararası Hukuk ve Diplomatik İlişkiler Profesörü Yusuf el-Sağir, Türkiye, Mısır ve İtalya istihbarat şeflerinin Libya'ya eş zamanlı ziyaretlerinin, ülkenin artık “istihbarat diplomasisi” olarak adlandırılan durumla karşı karşıya olduğunu doğruladığını düşünüyor. Diplomatik ilişkiler uzmanı, “Dışişleri bakanlıkları genellikle ülkeler arasındaki siyasi iletişimi yönetirken, istihbarat teşkilatları arka planda kalır. Ancak, konular son derece hassas hale geldiğinde ve taraflar arasındaki güven sınırlı olduğunda, inisiyatif gizlice faaliyet gösterebilen güvenlik ve istihbarat kanallarına kayar. Bu bağlamda, istihbarat diplomasisi, resmi siyasi duyurulara geçmeden önce, pozisyonları test etmek ve bir ön uzlaşıya varmak amacıyla gizli müzakereler için bir araç olarak öne çıkar” diye açıkladı.

Diplomatik ilişkiler uzmanı, istihbarat şeflerinin kısa bir süre içinde Trablus ve Bingazi'ye yaptıkları ziyaretlerin dikkat çekici bir şekilde eş zamanlı olmasının tesadüf gibi görünmediğini de sözlerine ekledi. Zira istihbarat teşkilatları, ortak konular veya birden fazla taraf arasında koordine edilen siyasi mesajlar olmadıkça genellikle bu kadar yakın bir tempoda hareket etmezler.

Sağir, ındependent Arabia’ya verdiği röportajda, toplantıları takip eden kısa resmi açıklamaların, temasların hâlâ istikşafi aşamada olduğu izlenimini güçlendirdiğini, çünkü ayrıntıların kamuoyunun gözünden uzak tutulmasının tercih edildiğini söyledi. Bu aktivizm, Libya'daki siyasi bölünmeyi sona erdirmeyi ve yürütme yetkisini yeni bir uzlaşmaya dayalı çerçeve içinde yeniden yapılandırmayı amaçlayan küresel ve bölgesel girişimler hakkında söylenenlerin ışığında daha da önem kazanıyor.

Uzman şu açıklamalarda da bulundu: “Bu koşullar altında, yalnızca siyasi bir anlaşmaya varmak değil, aynı zamanda sürdürülebilirliğini sağlayacak ve sahadaki ilk sınavda çökmesini önleyecek güvenlik garantileri sağlamak da bir gerekliliktir. Bu açıdan bakıldığında, güvenlik kurumlarının neden diplomatların önüne geçtikleri anlaşılabilir. Bu kurumlar sadece siyasi pozisyonları değil, aynı zamanda tarafların sahadaki gerçek güç dengesine ne kadar bağlı kalabileceklerini ve olası bir çözümün başarısı için gereken garantilerin niteliğini de incelerler. Bu nedenle, rolleri sadece bilgi toplamanın ötesine geçerek doğrudan uzlaşıların oluşturulmasına katkıda bulunmayı da kapsar.”

 Libya'nın bugün yaşadıklarının, klasik anlamda istihbarat diplomasisiyle sınırlı olmadığını, aksine güvenlik alanında istikşafi işlevlerin siyasi müzakere ve yürütme garantilerinin oluşturulmasıyla iç içe geçtiği “sessiz güvenlik-siyasi müzakere” olarak adlandırılabilecek bir modele daha yakın olduğunu belirtti. Bunun temel bir gerçeği, Libya dosyasının, bölgesel ve uluslararası aktörler tarafından hâlâ aynı anda hem güvenlik hem de siyasi bir mesele olarak görüldüğünü yansıttığını söyledi.

Önce güvenlik istikrarı

“İbd’a Çalışmalar Vakfı” Direktörü Abdullah el-Garyani, “Mısır, Türkiye ve İtalya gibi Libya dosyasına dahil olmuş ülkelerin son istihbarat ziyaretlerinin, herhangi bir siyasi anlaşmanın güvenlik açısından gücünü anlamayı amaçladığını” belirtti. “Bu ülkeler için Libya'da çok önemli güvenlik hususları var; bunlar arasında istihbarat alanında iş birliği ve çatışmanın taraflarının ve özellikle de Batı Libya'nın gerekli güvenlik ve askeri dengeleri sağlamaya hazır olup olmadıklarının değerlendirilmesi de yer alıyor” diye ekledi.

Garyani şu ihtimali de dile getirdi: “Bu istihbarat akışı, Libya'da gelecekteki herhangi bir siyasi süreci güvence altına alabilecek bir güvenlik istikrarının olduğuna dair bölgesel mesajlar gönderme çerçevesi içinde yer alıyor, çünkü güvenlik konuları, ister Mossad Boulos’un girişimi, ister ülkenin batısında durumu istikrara kavuşturmaya yönelik diğer siyasi manevralar çerçevesinde olsun, herhangi bir anlaşmanın sağlamlığının temel garantisidir. Kaldı ki Doğu Libya, Boulos’un girişimini desteklediğini duyurdu ve Genel Komutanlıktan yapılan açıklama ile silahlı kuvvetlerin hayata geçene kadar bu girişimi koruyacağını vurguladı.”

sdfvfdbv
Libya Ulusal Ordusu Başkomutan Yardımcısı Saddam Hafter, Bingazi'de Türkiye’nin İstihbarat Şefi ile bir araya geldi (Libya Ordusu Genel Komutanlığı sayfası)

Uluslararası ilişkiler uzmanı Halid Hicazi, Libya sahnesinde diplomatik temsilciler yerine istihbarat şeflerinin öne çıkmasının nedenini şöyle açıkladı: “15 yılı aşkın süren bölünme ve çatışmanın ardından, siyasi meseleler doğrudan güvenlik ve askeri konularla bağlantılı hale geldi. Güvenlik sorunlarını çözmeden, askeri kurumları birleştirmeden, sınırları güvence altına almadan, petrol tesislerini korumadan ve silahlı çatışmaların tekrar yaşanmamasını sağlamadan birleşik bir hükümet, seçimler veya siyasi bir çözümden bahsetmek artık mümkün değil. Bu nedenle, güvenlik ve istihbarat kanalları, mesajları iletmede, yerel ve bölgesel taraflar arasında uzlaşılar sağlamada geleneksel diplomatik kanallardan daha hızlı ve etkili hale geldi.”

Hicazi, bu ziyaretlerin kötüleşen güvenlik durumuna ilişkin endişeleri mi yansıttığı yoksa yeni bir siyasi aşamanın yaklaştığını mı gösterdiği sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Her iki faktörü de bir araya getiriyor. İlgili ülkeler, devam eden siyasi ve ekonomik bölünmenin, sınır güvenliği, terörizmle mücadele, yasadışı göç veya enerji güvenliği gibi doğrudan çıkarlarını tehdit eden güvenlik gerilimlerine yol açabileceğinin farkındalar. Bu nedenle, bu ülkeler olası bir patlamayı gerçekleşmeden önce önlemeye çalışıyorlar.”

Sözlerini sürdürerek: “İletişimin yoğunluğu ve hareketlilik, kurumların birleştirilmesi, yürütme organının yeniden yapılandırılması ve genel seçimlerin yapılması için koşulların oluşturulması gibi yaklaşan siyasi düzenlemeler, ayrıca gelecekteki herhangi bir çözümün sürekliliğini garanti altına alacak bölgesel ve uluslararası uzlaşılar ile ilgili ciddi istişarelere işaret ediyor” dedi.

Hicazi şuna da dikkat çekti: “Bu hareketlilik, bölünmeyi sona erdirme ve daha istikrarlı bir aşamaya geçme çağrılarının arttığı bir dönemde yaşanıyor. İstihbarat teşkilatlarının başkanları bu düzeyde bir aktivizmle hareket ettiklerinde, bu genellikle, siyasi girişimler olarak duyurulmadan önce perde arkasında uzlaşıların formüle edildiğinin bir göstergesidir.”

Uluslararası ilişkiler uzmanı, Libya'nın bugün yaşadıklarının geçici güvenlik adımlarından ibaret olmadığını, aksine Libya'da bölgesel ve küresel güçlerin, önümüzdeki dönemde Libya'nın siyasi sahnesini yeniden şekillendirebilecek siyasi düzenlemelere geçmeden önce istikrarı sağlamaya öncelik verecekleri yeni bir siyasi aşamanın öncüsü olabileceğini düşünüyor.


İsrail ateşkese rağmen İHA'larla Lübnan'da istihbarat ve psikolojik savaş yürütüyor

İsrail'e ait insansız hava araçları, Lübnan'ın farklı bölgelerinde yaşayan halk üzerinde psikolojik baskı unsuruna dönüştü. (AP)
İsrail'e ait insansız hava araçları, Lübnan'ın farklı bölgelerinde yaşayan halk üzerinde psikolojik baskı unsuruna dönüştü. (AP)
TT

İsrail ateşkese rağmen İHA'larla Lübnan'da istihbarat ve psikolojik savaş yürütüyor

İsrail'e ait insansız hava araçları, Lübnan'ın farklı bölgelerinde yaşayan halk üzerinde psikolojik baskı unsuruna dönüştü. (AP)
İsrail'e ait insansız hava araçları, Lübnan'ın farklı bölgelerinde yaşayan halk üzerinde psikolojik baskı unsuruna dönüştü. (AP)

Ateşkesin yürürlüğe girmesine rağmen, İsrail'e ait insansız hava araçlarının (İHA) uğultusu Lübnan'da güneyden Beyrut'un güney banliyölerine ve Bekaa Vadisi'ne kadar günlük hayatın değişmeyen unsurlarından biri olmayı sürdürüyor.

Bu uçuşlar artık yalnızca askeri keşif faaliyeti olarak görülmüyor. İsrail'in istihbarat toplama, hedef listesini güncelleme ve ihtiyaç halinde suikast ya da nokta operasyonları gerçekleştirmeye hazır olma stratejisinin temel unsurlarından biri olarak değerlendiriliyor.

Bunun yanında İHA'lar, savaşın henüz sona ermediği ve Lübnan hava sahasının hâlâ İsrail'in kontrolü altında bulunduğu hissini canlı tutarak siviller üzerinde sürekli psikolojik baskı oluşturuyor.

Askeri uzmanlar, bu uçuşların sürmesinin, İsrail'in Hizbullah ile mücadelenin henüz sonuçlanmadığı ve silah meselesine nihai bir çözüm bulunmadan hava sahasındaki hareket serbestisini terk etmeyeceği yönündeki yaklaşımını yansıttığı konusunda görüş birliği içinde.

"İHA'lar bitmeyen savaşın parçası"

Güvenlik ve savunma uzmanı Riyad Kahveci, İsrail İHA'larının Lübnan hava sahasındaki yoğun varlığının olağanüstü bir durum olmadığını, bunun İsrail'in ateşkese rağmen Hizbullah'a karşı sürdürdüğü mücadelenin doğal bir parçası olarak gördüğü keşif ve istihbarat faaliyetleri kapsamında değerlendirildiğini söyledi.

Kahveci, Şarku'l Avsat’a yaptığı açıklamada, "İHA'lar Lübnan semalarında kalmaya devam edecek. İsrail bunları sürekli keşif ve gözetleme amacıyla kullanıyor. Güney banliyöleri, Beyrut ve çevresi, güney Lübnan ile Bekaa'daki Hizbullah hareketliliğini bu araçlarla izliyor. İsrail'e göre Hizbullah'la savaş sona ermiş değil. Bugün yaşanan yalnızca bir ateşkes veya gerilimin geçici olarak düşmesidir. İsrail'in bakış açısına göre çatışma devam ediyor" dedi.

cdfvfrb
İsrail'e ait insansız hava araçları Lübnan semalarından eksik olmuyor. (EPA)

İsrail'in Lübnan hava sahasında serbest hareket ettiğini düşündüğünü belirten Kahveci, "Geçmişte daha çok uzak mesafeden keşif faaliyetlerine ağırlık veriliyordu. Bugün ise donmuş bir savaş süreci yaşanıyor. Suikastlar ve sınırlı askeri operasyonlar devam ettiği için keşif faaliyetleri de İsrail'in askeri faaliyetlerinin ayrılmaz bir parçası olmayı sürdürüyor" ifadelerini kullandı.

Yakın zamanda  bu uçuşların sona ermesini beklemediğini belirten Kahveci, "Bunların kısa vadede duracağını kesinlikle düşünmüyorum. Silah meselesine ilişkin bir çözüme ulaşılıncaya kadar devam edecekler. Bu nedenle mevcut aşamada İHA uçuşlarının sona ermesini beklemiyorum" diye konuştu.

Sessiz İHA diye bir şey yok

Teknik açıdan da değerlendirmelerde bulunan Kahveci, kamuoyunda dile getirilen "sessiz İHA" iddialarının gerçeği yansıtmadığını söyledi.

"Sessiz İHA diye bir şey yoktur. Bütün İHA'lar ses çıkarır; fark yalnızca motor tipine bağlı olarak ses seviyesindedir." diyen Kahveci, casusluk amacıyla kullanılan küçük bataryalı İHA'ların daha düşük ses çıkardığını, ancak İsrail'in Lübnan üzerinde kullandığı araçların farklı modellerden oluştuğunu ve keşif-gözetleme görevleri için tasarlandığını ifade etti.

Kahveci, İHA'nın daha yüksek ya da daha düşük ses çıkarmasının tek başına askeri bir anlam taşımadığını belirterek, bunun yalnızca kullanılan platform ve motor tipiyle ilgili olduğunu söyledi.

Keşif ve saldırı görevini birlikte yürütüyorlar

Kahveci, Lübnan üzerinde uçan İsrail İHA'larının tamamının yalnızca keşif amaçlı olmadığını da vurguladı.

Bu araçların kameralarla donatıldığını belirten Kahveci, "Bazıları silahlıdır ve küçük füzeler taşır. Dolayısıyla gerektiğinde doğrudan hedef vurabilirler. Keşif görevinin yanında saldırı kapasitesine de sahiptirler." dedi.

fvfevbef
İsrail'e ait insansız hava araçlarının Lübnan semalarındaki varlığı, henüz sona ermeyen savaşın bir parçası olarak görülüyor. (AFP)

İsrail'in bu İHA'ları düşük irtifada yoğun şekilde kullandığını belirten Kahveci, bunun nedeninin Hizbullah'ın hava savunma kapasitesinin oldukça sınırlı olması olduğunu söyledi.

Kahveci, "Her İHA'nın belirli bir görevi vardır. Bazıları belirli kişileri izlerken, bazıları belli bölgeleri gözetler. Her platformun kendine özgü operasyonel görevi bulunuyor." ifadelerini kullandı.

Amaç hedef listesini sürekli güncellemek

Emekli Tuğgeneral Said Kazah da İsrail İHA'larının Lübnan üzerindeki faaliyetlerinin, İsrail'in Hizbullah'la savaşın henüz sona ermediğine inandığını gösterdiğini belirtti.

Kazah, bu İHA'ların aynı anda istihbarat, saldırı ve psikolojik savaş görevleri yürüttüğünü söyledi.

"İHA uçuşlarının ilk mesajı, İsrail'in savaşın hâlâ sürdüğünü göstermek istemesidir. İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşın resmen sona erdiği ya da taraflar arasında nihai bir düşmanlıkların sona erdirilmesi anlaşmasının yapıldığı açıklanmış değildir." dedi.

Bu uçuşların amacı yalnızca siyasi mesaj vermeyi hedeflemediğini İfade eden Kazah, "Asıl hedef, hedef bankasını sürekli güncellemektir. Aynı zamanda İsrail'in kendisi açısından tehdit olarak değerlendirdiği her türlü faaliyeti, ister Beyrut'un güney banliyölerinden ister Lübnan'ın başka bölgelerinden kaynaklansın, kesintisiz biçimde izlemektir" ifadelerini kullandı.

İHA'ların her gün hava fotoğrafları çektiğini belirten Kazah, bu görüntülerin önceki kayıtlarla karşılaştırıldığını, daha sonra yapay zekâ sistemleri ve askeri analistler tarafından incelenerek askeri nitelik taşıyan yeni hedeflerin belirlenmeye çalışıldığını söyledi.

Psikolojik savaşın da önemli bir parçası

Kazah, daha düşük ses çıkaran İHA modellerinin bulunduğunu ancak bunların bugün Lübnan üzerinde görev yapan araçların yerine kullanılmasının uygun olmadığını belirtti.

Bunun nedeninin mevcut İHA'ların yalnızca keşif değil, aynı zamanda saldırı görevlerini de yerine getirmesi olduğunu vurgulayan Kazah, bu platformların gelişmiş keşif sistemleri ve füzelerle donatıldığını, böylece tehdit olarak değerlendirilen hedeflere anında müdahale edebildiğini söyledi.

Kazah, İsrail'in bu İHA'ları yalnızca operasyonel gerekçelerle kullanmadığını belirterek şu değerlendirmede bulundu:

"Bu araçlar psikolojik savaşın da önemli bir unsurudur. İsrail, Lübnanlıların İsrail ordusunun hâlâ sahada olduğu, savaşın kapanmadığı ve düşmanlıkların tamamen sona ermesini ve silah meselesinin çözüme kavuşmasını garanti altına alacak nihai bir anlaşma sağlanmadan operasyonlarını durdurmayacağı mesajını sürekli hissetmesini istiyor."


Lübnan ordusu yakında ABD gözetiminde iki pilot bölgede konuşlanacak

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda "Önce Lübnan" sloganını taşıyan afişler görülüyor. (AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda "Önce Lübnan" sloganını taşıyan afişler görülüyor. (AP)
TT

Lübnan ordusu yakında ABD gözetiminde iki pilot bölgede konuşlanacak

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda "Önce Lübnan" sloganını taşıyan afişler görülüyor. (AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda "Önce Lübnan" sloganını taşıyan afişler görülüyor. (AP)

Lübnan, ABD'nin arabuluculuğunda İsrail ile imzaladığı “Çerçeve Anlaşması” sonrasında, önceki dönemden farklı yeni bir siyasi ve güvenlik sürecine girmeye hazırlanıyor. Bu kapsamda Lübnan ordusunun önümüzdeki saatlerde Bint Cubeyl ilçesine bağlı Frun ile Nebatiye ilçesine bağlı Batı Zutar (Zoutr el-Gharbiye) beldelerinde konuşlanması bekleniyor. Her iki bölge de İsrail'in güvenlik kuşağı olarak gördüğü ve "Sarı Hat" olarak adlandırılan hattın dışında yer alıyor. İsrail, Hizbullah'ın silahsızlandırılması gerçekleşmeden bu güvenlik kuşağından çekilmeyeceğini belirtiyor.

Ordunun konuşlandırılması, ABD ordusuna bağlı gözlemcilerin denetiminde gerçekleştirilecek. Bu gelişme, Washington ile Tahran arasında, Pakistan ve Katar'ın arabuluculuğunda Cenevre'de imzalanan Mutabakat Muhtırası'nın yorumlanmasına ilişkin görüş ayrılıklarının yeniden sertleştiği bir dönemde yaşanıyor.

Şarku'l Avsat’a konuşan üst düzey bir hükümet kaynağına göre iki beldeye yapılacak konuşlanma, ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper gözetiminde gerçekleşecek. Cooper'ın, Tel Aviv'den beraberindeki askeri gözlemci ekibiyle gece saatlerinde Lübnan'a gelmesi bekleniyor. Ekibin görevi, Çerçeve Anlaşması'nda pilot uygulama olarak belirlenen bu iki bölgede Lübnan ordusunun konuşlanmasını kolaylaştırmak olacak.

sdbgrtn
Kuzey İsrail'de, Lübnan sınırı yakınlarında bir tırın üzerinde taşınan İsrail tankı. (AP)

Aynı modelin, İsrail ordusunun aşamalı olarak boşaltacağı diğer beldelerde de uygulanması planlanıyor. Böylece ABD himayesinde yürütülen Lübnan-İsrail müzakereleri doğrultusunda, Çerçeve Anlaşması'nın gündem maddelerinin hayata geçirilmesi ve nihayetinde İsrail'in Lübnan topraklarının tamamından çekilmesi hedefleniyor.

Frun'un stratejik önemi

Hükümet kaynağına göre Frun, fiilen İsrail ordusunun kontrolünde bulunmasa da İsrail tarafından ateş altına alınarak kuşatılmış durumda. Batı Zutar ise İsrail'in doğrudan kontrolü altında bulunuyor.

Bu iki beldenin pilot bölge olarak seçilmesinin temel nedeni stratejik konumları. Frun, Bint Cubeyl ilçesindeki beldelere açılan ana giriş noktasında yer alırken, Nebatiye ilçesindeki Kakaat el-Cisr beldesine komşu bulunuyor. Ayrıca tepelerinden biri Marjayun ilçesindeki Tayyibe ve Kantara beldelerini görebiliyor. Vadi el-Huceyr de Frun'un coğrafi sınırları içerisinde yer alıyor.

Batı Zutar ise Litani Nehri'nin kuzey kıyısında, güneye hâkim stratejik bir konumda bulunuyor. Bölge, Vadi es-Suluki üzerinden Kantara ve Deyr Süryan beldelerine uzanan bağlantı hattını kontrol ediyor.

Konuşlanma planında değişiklik

Kaynak, başlangıçta Batı Zutar'ın yanı sıra Doğu Zutar, Arnun ve Yahmur eş-Şakif beldelerinin de plana dahil edildiğini söyledi. Ancak İsrail'in bu bölgelerden çekilmeyi reddetmesi üzerine plan değiştirildi.

İsrail'in, Şakif Kalesi çevresindeki işgalini tahkim etmek amacıyla bu bölgelerde kalmak istediğini belirten kaynak, Tel Aviv'in çekilmeyi Hizbullah'ın hâlâ kuşatma altında tuttuğu Ali et-Tahir Tepesi'ni boşaltmasına bağlayıp bağlamadığını sorguladı.

Beyrut'un Trump-Netanyahu görüş ayrılığına yönelik hesabı

Lübnan yönetimi, ABD'den İsrail üzerinde baskı kurmasını ve Şakif Kalesi ile çevresindeki beldelerin boşaltılmasını sağlamasını talep etmeyi sürdürüyor. Böylece Nebatiye'nin üst ve alt mahallelerinin, zaman zaman İsrail ile Hizbullah arasında yaşanan çatışmalardan uzak tutulması hedefleniyor.

Kaynağa göre Beyrut, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasındaki görüş ayrılıklarından yararlanarak Çerçeve Anlaşması'ndaki şartlarını iyileştirmeyi umuyor. Kaynak, iki lider arasındaki farklılıklara rağmen her ikisinin de İsrail'in güneyden çekilmesini Hizbullah'ın silahsızlandırılması şartına bağlama konusunda ortak tutum sergilediğini vurguladı.

defrbrtbtr
Lübnan ve İsrail'in Washington büyükelçileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun huzurunda "Çerçeve Anlaşması"nı imzalıyor. (AFP)

Aynı kaynak, Çerçeve Anlaşması'nın Netanyahu üzerinde baskı kurulabilecek en uygun seçenek olduğunu savundu. Özellikle ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun, beşinci tur müzakerelerin başarısızlığa uğramasını önlemek için görüşmeler bir gün uzatıldıktan sonra bizzat devreye girmesinin anlaşmanın sağlanmasında belirleyici rol oynadığını ifade etti.

"Tek seçenek diplomasi"

Kaynak, Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Başbakan Nevaf Selam yönetiminin, İsrail'in güney Lübnan'dan çekilmesini sağlamak için ABD'nin desteğiyle diplomatik yolu tercih ettiğini belirtti.

Buna karşılık Hizbullah'ın daha önce benimsediği askeri seçeneğin ağır insani ve maddi kayıplara yol açtığını, çok sayıda yerleşim yerinin sistematik biçimde tahrip edildiğini ve halkın yoğun İsrail bombardımanı nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kaldığını söyledi.

Hizbullah'ın itirazı

Kaynak, Hizbullah'ın Çerçeve Anlaşması'na karşı sert bir siyasi kampanya başlattığını belirterek, milletvekillerinin ve Genel Sekreter Naim Kasım'ın anlaşmayı reddeden açıklamalar yaptığını söyledi.

Kaynak, Hizbullah'ın itirazlarını daha sakin ve kurumsal yöntemlerle dile getirmesi gerektiğini savunarak, bunun yerine hareketin İslamabad'da imzalanan İran-ABD Mutabakat Muhtırası'nı savunduğunu ve Cumhurbaşkanı Avn ile Başbakan Selam'ı bu süreci engellemekle suçladığını ifade etti.

Ayrıca Hizbullah'ın alışılmadık sertlikte bir dil kullandığını, medya üzerinden geniş çaplı ihanet suçlamaları ve tehdit kampanyası yürüttüğünü, Beyrut merkezinde anlaşmayı protesto gösterileri düzenlediğini ve İran-ABD mutabakatının Lübnan'ın işgalden kurtulmasının tek yolu olduğunu ileri sürdüğünü söyledi.

"İran'ı Lübnan denkleminden çıkarma" hedefi

Kaynağa göre Hizbullah'ın Çerçeve Anlaşması'na yönelik saldırılarının temelinde, İran'ın Lübnan dosyasından güvenlik ve askeri açıdan dışlanmasına karşı çıkması bulunuyor.

Kaynak, Hizbullah'ın yürüttüğü kampanyayı, bu kez askeri değil siyasi nitelikte olan "2 Mart sürecine" benzetti. Ayrıca Naim Kasım'ın, Meclis Başkanı Nebi Berri'ye İran'a askeri destek vermeyeceğine dair verdiği söze rağmen, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesine misilleme olarak İsrail'e altı roket fırlatılmasına siyasi destek verdiğini öne sürdü.

Kaynak ayrıca Kasım'a, "Diyalog çağrısını nasıl hayata geçirecek? Milletvekili Hasan Fadlallah'ın Çerçeve Anlaşması'na karşı iç savaş tehdidinde bulunmasıyla bu çağrı nasıl bağdaşabilir?" sorularını yöneltti.

Kaynağa göre Hizbullah, diyalog çağrısını ancak karşı tarafın kendi şartlarını kabul etmesi temelinde yapıyor ve bunların başında İsrail ile doğrudan müzakerelerin reddedilmesi geliyor. Kasım'ın uzlaşı aramak yerine siyasi gerilimi daha da tırmandırdığı ve farklı görüşte olanları ihanetle suçladığı öne sürülüyor.

Lübnan'da iç barış vurgusu

Kaynak, Hizbullah'ın söylemine rağmen Lübnan'daki siyasi aktörlerin büyük çoğunluğunun iç savaşa sürüklenmeyi kesin biçimde reddettiğini söyledi.

Ülkedeki geniş kesimlerin iç barışa bağlı olduğunu belirten kaynak, geçmişte yaşanan iç çatışmaların ve dış güçlerin Lübnan topraklarında yürüttüğü savaşların toplumda derin izler bıraktığını, bu nedenle yeni bir iç savaş çağrısının karşılık bulmayacağını ifade etti.

Öte yandan İran'ın Çerçeve Anlaşması hakkında henüz resmi bir açıklama yapmadığına dikkat çeken kaynak, Tahran'ın kampanyayı bilinçli şekilde Hizbullah'a bırakıp bırakmadığını ve bunun Lübnan'ın İran'ın Beyrut Büyükelçisi Muhammed Rıza Şeybani'nin güven mektubunu geri çekmesini sağlamaya yönelik bir baskı olup olmadığını sorguladı.

Kaynağa göre tüm bu süreçte en önemli güvence yine Meclis Başkanı Nebi Berri olarak görülüyor. Her ne kadar Çerçeve Anlaşması konusunda hükümetle görüş ayrılığı bulunsa da, Berri'nin siyasi anlaşmazlıkların sokağa taşınmasını önleyen en önemli isim olduğu değerlendiriliyor.

Kaynak, Berri'nin daha önce de Hizbullah'ın sokağı kullanarak Başbakan Nevaf Selam hükümetini düşürmesini engellediğini belirterek, Lübnan'da mezhepsel çatışmanın önlenmesinin aşılmaması gereken kırmızı çizgi olmaya devam ettiğini vurguladı.