​Mısır koronavirüs ile mücadele ediyor

Görevini tamamlayıp hastaneden ayrılan sağlık ekibi (Esna Uzman Hastanesi idaresi)
Görevini tamamlayıp hastaneden ayrılan sağlık ekibi (Esna Uzman Hastanesi idaresi)
TT

​Mısır koronavirüs ile mücadele ediyor

Görevini tamamlayıp hastaneden ayrılan sağlık ekibi (Esna Uzman Hastanesi idaresi)
Görevini tamamlayıp hastaneden ayrılan sağlık ekibi (Esna Uzman Hastanesi idaresi)

Abdurrahman Ebubeki
Ülkedeki yeni tip koronavirüsü (Kovid-19) vakalarının karantinaya alınması için Mısır Sağlık Bakanlığı tarafından seçilen Esna Uzman Hastanesi, toplamda 76 kişiden 49’unun iyileşmesinin ardından, ilk sağlık ekibinin hastaneden ayrılışını kutladı.
Bu ekip sonrasında hemşire ve doktorlardan oluşan yeni bir ekip gelecek. Görevini tamamlayan ekipten birkaç kişiyle iletişime geçen Independent Arabia, bu sağlık görevlilerinin katil koronavirüsle mücadelede yaşadıkları deneyim ve hikayeleri dinledi.
Mısır Bakanlar Kurulu tarafından yapılan açıklamaya göre, ülkede doğrulanan ilk vaka, Nil’de seyreden bir turist gemisinin yolcusuydu. Virüs, bu kişiye ABD vatandaşı bir Tayvanlı turistten bulaşmıştı. Luksor şehri Sağlık İşleri Müdürlüğünde önleyici sağlık kadrosundan olan Dr. Muhammed en-Nubi ise, ilk vakalara karantina sürecinde eşlik edecek olan söz konusu ekipteki sağlık görevlilerinden biriydi. Nubi, ailesinin bu görevden muaf tutulmasını talep etmesini istemesine rağmen beyaz yeleğin çağrısına kulak vererek göreve koştu.
Vakanın görüldüğü gemiye binmek
İlk vakanın ilan edilmesinin ardından ekibiyle beraber söz konusu gemiye binen Nubi, hem turist hem de gemi mürettebatını psikolojik çöküşün eşiğinde bulduğunu anlatıyor. Durum böyle olunca da onlara umut vermeye çalışarak iradenin sağlam tutulması gerektiğini ve bu şekilde virüsü yenebileceklerini dile getirmiş. Gemide bulunanların çoğunun genç olması da Nubi’nin işini kolaylaştırmış. Bu konuda şöyle söylüyor:
“Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından onaylanan prosedürlere göre yaptığımız muayeneler neticesinde, aralarında yabancı ve Mısırlıların da olduğu 34 kişinin yeni tip koronavirüsü Kovid-19’a yakalandığını tespit ettik. Test sonuçları pozitifti”
Hastaneden taburcu olan vatandaşlar, doktor ve hemşirelere teşekkürlerini sundu (Esna Uzman Hastanesi idaresi)

Ne zaman öleceğiz?
Dr. Nubi, koronavirüse yakalanan bir kişinin hem karantina hem de tedavi sürecinde kuvvetli bir psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunu, zirâ dünya medyasının koronavirüsü insanların gözünde yenmesi imkansız bir canavara konumuna soktuğunu söylüyor. Bazı hastaların “Ne zaman öleceğiz? Bir ay sonra mı yoksa iki ay sonra mı?” dediğini ifade eden Nubi, koronavirüs konusunda daha fazla farkındalık ve doğru bilgi alışveriş olması gerektiğini vurguluyor. Karantinayla görevlendirilen hastanenin bu konudaki ekibinin oldukça profesyonel olduğunun altını çizen Nubi, bazı turistlerin ülkelerine döndüklerinde ekip üyeleriyle iletişime geçerek teşekkür mektupları yolladığını da dile getiriyor.

6 doktor da virüse yakalandı
Hastanede sekiz gün çalışmasının ardından kendisinin de test yaptırmaya karar veren doktor, söz konusu gemiye yardım etmeye giden kişilerden 5’iyle birlikte yeni tip koronavirüse yakalandığının teşhis edildiğini anlatarak şöyle diyor:
“Doktorken birden hastaya dönüştük. Tamamen iyileşene kadar diğer doktor ve hemşire arkadaşlarımızdan muazzam bir ilgi gördük”

Çocuklarını 25 gün boyunca göremeyen bir hemşire
Ekipteki hemşirelerden Hazra Abdurrabbu, görevli olduğu 25 günlük karantina sürecinde çocuklarını göremediğini, yalnızca telefonla konuştuğunu dile getiriyor. Oğullarının görevden ayrılması ve dinlenmesi konusunda ısrar etmelerine rağmen, önceliği görevini bitirmeye verdiğini de ekliyor.
Koronavirüse yakalanan hastalarla kurduğu bağa değinen Abdurrabbu, hastaların aileleriyle de her gün bizzat iletişime geçip hastanın durumu hakkında bilgi verdiğini açıklıyor ve şöyle diyor:
“En az 15 hastanın yaşları 60-70 ve 80’lerdeydi. Açıkçası iyileşmelerinin mümkün olmadığı görüşündeydik, ancak yoğun sağlık bakımı ve samimi bir destek sayesinde test sonuçları pozitiften negatife geçti”

49 hasta iyileşti
Hastanenin Yoğun bakım Birimi Başkanı Şerif Şaban, bu ilk sağlık ekibin tüm hastaları tedavi etmek için 28 gün boyunca gece gündüz çalıştığını ifade ediyor. Bununla birlikte, hastaneye mart ayı boyunca 76 vakanın geldiğini, yoğun çabalar sayesinde içlerinden 49’unun ise iyileştiğini vurguluyor. Şaban, ekip üyelerinin hastalarla temasta olmaları dolayısıyla virüse yakalanmaları ihtimali nedeniyle laboratuvar testlerine tâbi tutulduğunu da ekliyor.
Güney Vadisi Üniversitesi Başkanı Yusuf el-Garbavi, üniversitenin Esna Hastanesi’ne gönderdiğini üç adet danışmanın raporlarına göre bu hastanenin Ortadoğu’nun en iyi iyileşme oranlarına sahip olduğunu bildirdi.
Esna Hastanesi’nin 155 yatağı, 27 yoğun bakım yatağı, 15 ayakta tedavi hizmeti, 5 laboratuvarı, kalp kateterizasyonu bölümü iki radyoloji bölümü, 10 çocuk küvezi, son teknoloji sonar, EKG ve tomografi cihazları mevcut.

Sağlık ekibinden mesajlar
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Göğüs Hastalıkları Uzmanı Muhammed Abdullah; ellerin sıklıkla yıkanması, kalabalıklardan uzak durulması, sebze gibi besin değeri yüksek gıdaların tüketilmesi gibi koronavirüsle mücadele önlemlerinin hafife alınmaması çağrısında bulunuyor.  Aynı zamanda sağlık imkanları Mısır’ınkinden kat kat daha fazla olan ülkelerin günde yüzlerce ölüm kaybettiğini vurguluyor.
Ekibin diğer doktorları ise şu çağrıda bulunuyor:
“Mısır’ın iki yoldan birini seçmesi lazım. Salgının genişliğine rağmen vatandaşların önlemlere uyması yardımıyla virüsü kontrol altına alan Çin’in izlediği yol mu yoksa halkın alınan talimatları ihmal etmesi sebebiyle salgının tüm şehirlerinde oldukça ciddi bir hal aldığı İtalya’nın yolu mu.”
İtalyan Konsolosluğundan Esna Hastanesi’ne teşekkür mesajı
Mısır’ın güneyindeki İtalyan Konsolosu Francis Emin, “muazzam sağlık bakımı yürüterek 70’lerinde olan 10 İtalyan hastayı iyileştirdikleri için” Esna Hastanesi’nde görev yapan söz konusu ekibe teşekkürlerini sundu.
Bu ekibin ayrım gözetmeksizin herkes için güvenli bir sığınak görevi gördüğünü kanıtladığını vurgulayan Emin, İtalyan Büyükelçiliğinin küresel kriz sonrasında bu ekip onuruna bir tören düzenlemeyi planladığını müjdeledi.
31 Mart itibariyle Mısır’da 656 kişi yeni tip koronavirüsüne yakalandı. 150 hasta taburcu olurken 41 hasta ise salgında can verdi. 465 kişi ise halen tedavi görüyor.



Libya’nın batısındaki milis güçlerini dağıtma girişimleri neden bu kadar karmaşık hale geliyor?

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, geçen ay Misrata ve Zaviye’den gelen aşiret ve milis liderleriyle yaptığı görüşmede (UBH)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, geçen ay Misrata ve Zaviye’den gelen aşiret ve milis liderleriyle yaptığı görüşmede (UBH)
TT

Libya’nın batısındaki milis güçlerini dağıtma girişimleri neden bu kadar karmaşık hale geliyor?

Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, geçen ay Misrata ve Zaviye’den gelen aşiret ve milis liderleriyle yaptığı görüşmede (UBH)
Libya Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe, geçen ay Misrata ve Zaviye’den gelen aşiret ve milis liderleriyle yaptığı görüşmede (UBH)

Libya’nın batısında milislerin yayılmasının üzerinden 15 yılı aşkın süre geçmesine rağmen, bu grupları dağıtma ve nüfuzlarını sona erdirme girişimleri, yalnızca silahların toplanması veya belirli oluşumların lağvedilmesinden çok daha karmaşık bir denklemle karşı karşıya. Art arda gelen Libya hükümetleri, bu grupların çok sayıda mensubunu devlet kurumlarına entegre etmeyi ve onlara resmî finansman kaynakları sağlamayı başardı. Ancak bu grupların birçoğunun karar alma süreçleri üzerindeki bağımsızlığını sona erdiremedi.

Güvenlik meselesinin Libya’nın batısındaki birçok kentte adeta bir ‘kısır döngüye’ dönüşmesiyle birlikte, milislerin dağıtılmasının sahadaki gelişmelerin gerisinde kalmış ve artık ‘geri dönülemez’ bir aşamaya girmiş bir hedef olup olmadığı ya da bu grupların nüfuzlarının hâlâ yeniden düzenlenip kontrol altına alınarak nihayetinde sona erdirilip erdirilemeyeceği sorusu gündeme geliyor.

Zaviye kenti, silahlı gruplar arasında tekrarlanan çatışmalar nedeniyle bu açmazın belirgin örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu durum, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid Dibeybe’yi geçen ay silahlı grupların liderleriyle iki ayrı görüşme yapmaya yöneltti. Dibeybe, çatışmaların ‘derhal ve kesin olarak’ durdurulması ve askerî disipline bağlı kalınması çağrısında bulundu.

Gözlemcilere göre Dibeybe’nin Zaviye’deki gruplarla ilişkisi, Libya’nın batısındaki diğer kentlerde de olduğu gibi, karşılıklı çıkarlara dayalı pragmatik bir yaklaşımı yansıtıyor. Hükümeti, bu gruplardan bazılarının askerî gücünden yararlanırken karşılığında mensuplarını ve liderlerini devlet kurumlarına entegre etti, ayrıca onlara destek ve resmî koruma sağladı.

Ancak gözlemciler, hükümetin çıkarlarının milislerin hesaplarıyla çatışması veya nüfuz ve kaynaklar üzerindeki rekabetin yeniden alevlenmesi durumunda bu uzlaşının bozulabileceğini vurguluyor. Bu durum, grupları kontrol altına alma politikasının sınırlarını ve söz konusu oluşumları sisteme dahil etme aşamasından dağıtma aşamasına geçmenin zorluğunu ortaya koyuyor.

Libya Güvenlik ve Askerî Araştırmalar Merkezi, Libya’nın batısındaki milislerin henüz ‘geri dönülemez’ bir aşamaya girdiği görüşünde değil. Bununla birlikte merkez, temel sorunun bu grupların ‘halihazırda devlet sistemine dahil olmuş ve ekonomik, siyasi, askerî ve güvenlik kurumlarında varlık göstermeye başlamış’ olmasından kaynaklandığına dikkat çekiyor.

Merkezin Direktörü Şerif Buferde, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, söz konusu oluşumların mensuplarından bazılarının ‘güvenlik veya askerî kurumlara katılarak ve devletten maaş alarak resmî meşruiyet kazandığını’ belirtti.

xcdvfg
Trablus’ta silahlı milisler arasında çıkan çatışmaların ardından (AFP)

Buvferde’ye göre bu iç içe geçmiş ilişkiler, meselenin çözümünü daha da zorlaştırdı. Milisler artık devletten tamamen ayrı yapılar olmaktan çıkıp bazı durumlarda devletin kurumsal yapısının, çıkarlarının ve ekonomik ağlarının bir parçası haline geldi.

Güvenlik meseleleri uzmanı araştırmacı İbrahim el-Usayfir, sorunun yalnızca silahların meşrulaştırılmasıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda bölünmüşlük yıllarında ve art arda gelen hükümetler döneminde oluşan ‘nüfuz ve çıkar ağları ile yerel bağlantılardan’ kaynaklandığını düşünüyor.

Bu nedenle UBH’nin son yıllardaki politikası, bazı silahlı grupları kontrol altına almak, diğerleriyle ise mücadele etmek arasında gidip geldi. Bunlar arasında Trablus’taki İstikrarı Destekleme ve Caydırıcılık birimleri de bulunuyor. Ancak bu yaklaşım, silahlı güçlerin güvenlik ve siyaset sahnesindeki rolünü sona erdiremedi.

El-Usayfir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, devletin son yıllarda bu oluşumların büyük bir bölümünü kontrol altına almayı ve bazılarını resmî kurumlara bağlamayı başardığını belirtti. Ancak bunun, tüm grupların karar alma ve silah kullanma konusundaki bağımsızlığını sona erdirmeye henüz yetmediğini vurguladı.

El-Usayfir ayrıca, hükümetin milis liderleriyle yaptığı görüşmelerin, son olarak Zaviye’de gerçekleştirilen toplantının da, ‘kontrol altına alma, gerilimin tırmanmasını önleme ve istikrarı koruma’ politikasını yansıttığını ifade etti. Ancak bu yaklaşımın, ‘birleşik bir güvenlik ve askerî kurum inşa etmenin yerini kalıcı olarak tutamayacağını’ dile getirdi.

cd
Geçen ay Misrata’da düzenlenen bir buluşmada Zaviyeli milis liderleri (UBH)

Dibeybe, bir yılı aşkın süre önce Zaviye’de ‘kaçakçılık çeteleri’ olarak nitelendirdiği gruplara karşı askerî operasyon başlatmış, ancak operasyon belirgin bir sonuç alınamadan sona ermişti. Dibeybe daha sonra gerilimi azaltma politikasına geri dönerek silahlı gruplarla iletişim kanallarını açtı. Buna rağmen geçen temmuz ayında yeniden milislerin dağıtılması konusunu gündeme getirdi.

Dış faktör de bu tablonun dışında değil. Buferde, “Uluslararası aktörler, sahadaki çıkarları doğrultusunda bazı silahlı oluşumlarla ilişki kuruyor” dedi. Zaviye ve Trablus’un batısında faaliyet gösteren ve ‘insan ve göçmen kaçakçılığı yapan’ gruplara işaret etti.

Bununla birlikte Buferde, milislerin kalıcı bir fiilî duruma dönüşeceği ihtimalini düşük görüyor. Bu görüşünü, Trablus Devrimcileri ve el-Ka’ka gibi daha önceki silahlı oluşumların faaliyetlerinin sona ermesiyle ve Mayıs 2025’te lideri Abdulgani el-Kekli’nin öldürülmesinin ardından İstikrarı Destekleme Birimi’nin rolünün sınırlandırılmasıyla destekliyor. Buferde’ye göre birçok silahlı oluşumun kendi liderlerine bağlı olması, ‘liderin kaybedilmesini, söz konusu oluşumun dağılmasına yol açabilecek bir faktör hâline getiriyor.’

ctyj
UBH’ye bağlı unsurlar, Trablus’ta güvenliği güçlendirme operasyonu düzenledi. (Reuters)

Buna karşılık el-Usayfir, bu grupların dağıtılması için yeni bir askerî çatışmaya ihtiyaç olmadığını, bunun yerine ‘yeniden yapılandırma ve entegrasyonu’ kapsayan, finansman kaynaklarını ve güvenlik alanındaki karar alma süreçlerini denetim altına alan kademeli bir sürecin gerekli olduğunu düşünüyor. Yalnızca güç kullanımına dayalı bir yaklaşımın ‘sorunun başka bir biçimde yeniden ortaya çıkmasına yol açabileceği’ uyarısında bulunuyor.

El-Usayfir, silahlı grupların ‘bağımsız güç merkezlerinden devletin bir parçasına’ dönüştürülmesini öneriyor. Bunun için silah taşıyan kişileri ‘tek bir yasa ve tek bir komuta altında’ tek bir resmî kurum bünyesinde birleştirecek açık bir projenin hayata geçirilmesi gerektiğini belirtiyor.

Buferde ise bu grupların nüfuzunun dağıtılabilmesi için kendilerine sağlanan resmî desteğin kaldırılması, kamu kaynaklarından sağlanan finansmanın kesilmesi, denetim mekanizmalarının etkinleştirilmesi ve suçlarla ilgili soruşturmaların yürütülmesi gerektiğini savunuyor. Ayrıca Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) aracılığıyla uluslararası toplumun devreye girmesi ve süreci engelleyenlere yaptırım uygulanması gerektiğini ifade ediyor.


Arap ülkelerinden İsrail'in Somaliland'daki “ilerleyişine” tepki

İsrail'in Somaliland'daki büyükelçisi, güvenlik bölgesinin başkanlık makamında güven mektubunu sunarken. (Somaliland Başkanlık Ofisi)
İsrail'in Somaliland'daki büyükelçisi, güvenlik bölgesinin başkanlık makamında güven mektubunu sunarken. (Somaliland Başkanlık Ofisi)
TT

Arap ülkelerinden İsrail'in Somaliland'daki “ilerleyişine” tepki

İsrail'in Somaliland'daki büyükelçisi, güvenlik bölgesinin başkanlık makamında güven mektubunu sunarken. (Somaliland Başkanlık Ofisi)
İsrail'in Somaliland'daki büyükelçisi, güvenlik bölgesinin başkanlık makamında güven mektubunu sunarken. (Somaliland Başkanlık Ofisi)

İsrail'in Somaliland bölgesine büyükelçi atadığını açıklaması Arap ülkelerinin tepkisine yol açtı. Mısır, söz konusu adımı kesin bir dille reddederek bunun “herhangi bir hukuki sonuç doğurmayacağını ve Afrika Boynuzu'ndaki güvenliği zayıflatacağını” belirtirken, Arap Birliği dün yayımladığı açıklamada Aden Körfezi açıklarında İsrail'in askerî ve siyasi nüfuzunu artırma girişimlerine karşı uyarıda bulundu.

İsrail'in Somaliland büyükelçisi Michael Lotem, geçen hafta başkent Hargeisa'daki başkanlık sarayında, İsrail'in büyükelçi olarak atadığı ismi tanıtan güven mektubunu ayrılıkçı bölgenin lideri Abdurrahman Muhammed Abdullah'a (Cirro) sundu. İbranice yayın yapan medya kuruluşları, bu adımın iki taraf arasındaki diplomatik ilişkileri güçlendirdiğini bildirdi.

İsrail merkezli i24NEWS internet sitesine göre güven mektubunun sunulduğu tören kapsamında, bölgede gelecekte açılması planlanan İsrail büyükelçiliğinin temel atma töreni de gerçekleştirildi.

Mısır Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Nadir Zeki Şarku'l Avsat'a yaptığı özel açıklamada, “Mısır, Somali Federal Cumhuriyeti'nin birliğini ve egemenliğini desteklemektedir. Bu egemenliği zedeleyecek bir fiilî durum dayatma girişimlerinin Afrika Boynuzu'nda güvenlik ve istikrar üzerinde sonuçları olacağı görüşündedir” dedi.

Zeki, “Mısır, Somali topraklarının bütünlüğünü hedef alan tek taraflı adımlar veya uygulamalar atan ya da uluslararası hukuk kuralları ve ilgili uluslararası meşruiyet kararlarıyla çelişen hukuka aykırı bir fiilî durumu pekiştirmeye çalışan her türlü girişimi kınamaktadır. Bu tür uygulamaların geçersiz olduğunu ve hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağını vurgulamaktadır” ifadelerini kullandı.

Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil Fehmi de İsrail'in büyükelçi atama ve Somaliland'da büyükelçilik açma niyetini kınadı. Fehmi dün yayımladığı resmî açıklamada, söz konusu iki adımın “Somali Federal Cumhuriyeti'nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün açık bir ihlali olduğunu, ülkenin kuzeyindeki mevcut yönetimle çeşitli düzenlemeler kurmaya yönelik Arap ve uluslararası düzeyde reddedilen ve kınanan girişimlerin devamı niteliği taşıdığını” belirtti.

Fehmi, Somali'nin bölünmesi ve halk arasındaki anlaşmazlıkların Aden Körfezi karşısında İsrail'in askerî ve siyasi nüfuzunu artırmak amacıyla kullanılmasına karşı uyarıda bulundu.

Görsel kaldırıldı.
Mısır Cumhurbaşkanı, daha önce Kahire'de düzenlenen bir görüşmede Somalili mevkidaşıyla birlikte. (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Arap Birliği açıklamasında, “Bu hukuka aykırı uygulamalar, Somaliland bölgesinin Somali Federal Cumhuriyeti'nin ayrılmaz bir parçası olduğu gerçeğini değiştirmemektedir” denildi. Birlik, Somali devletinin ulusal egemenliği dışında bölge yönetimiyle resmî veya yarı resmî herhangi bir ilişki kurulmasına karşı olduğunu yineledi.

Arap Birliği Konseyi, daha önce 28 Aralık 2025'te olağanüstü toplantısında ve Eylül 2026'daki olağan oturumunda, Somali'yi bölmeye yönelik İsrail girişimlerini reddettiğini ve kınadığını açıklamıştı.

Birlik, dün yaptığı açıklamasında Somali Federal Cumhuriyeti ile tam dayanışma içinde olduğunu ve meşru kurumlarını desteklediğini vurgulayarak, söz konusu girişimlerin Afrika Boynuzu, Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nde güvenlik ve istikrar üzerindeki olası sonuçlarına dikkat çekti.

İsrail, geçen nisan ayında Lotem'i Somaliland büyükelçisi olarak atadığını duyurmuştu. Bu karar, Somali'nin yanı sıra aralarında 15 ülkenin ve Arap Birliği'nin de bulunduğu Arap ve İslam ülkelerinden geniş çaplı tepki ve kınama açıklamalarına neden olmdu. Mogadişu ve Arap başkentleri, kararı Somali'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünün ihlali, Afrika Boynuzu ve Babülmendeb Boğazı'nın güvenliğine yönelik tehdit olarak değerlendirmişti.

Büyükelçi ataması, İsrail'in Aralık 2025'te Somaliland'ı bağımsız bir devlet olarak resmen tanıyan Birleşmiş Milletler üyesi ilk ülke olmasının ardından geldi. Ayrılıkçı bölge yönetimi de geçen şubat ayında Muhammed Haci'yi İsrail büyükelçisi olarak atadığını açıkladı. Bu gelişmeleri üst düzey ziyaretler ve temsilciliklerin açılması izlemiş, bölge yönetimi daha sonra İsrail'deki büyükelçiliğini işgal altındaki Kudüs'te açmayı planladığını duyurmuştu. Bu karar da Arap ve İslam ülkelerinin tepkisine yol açtı.

Gözlemcilere göre İsrail, bu adımı Afrika Boynuzu'ndaki ve Aden Körfezi kıyılarındaki stratejik nüfuzunu genişletmek için bir fırsat olarak görüyor. Buna karşılık Somaliland yönetiminin de uluslararası alanda daha fazla tanınma çabalarına destek kazanmayı hedeflediği değerlendiriliyor.

Afrika işleri uzmanı Dr. Rafat Mahmud, İsrail büyükelçisinin Somaliland'da güven mektubunu sunması ve büyükelçilik binasının temelinin atılmasının, “Mısır ve Arap ülkelerinin ulusal güvenliğini doğrudan ilgilendiren tehlikeli bir jeopolitik gelişme” olduğunu söyledi.

Mahmud, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Kahire'nin İsrail'in Somaliland'daki nüfuzunu genişletme girişimine karşı üç yönde hareket edebileceğini öngördü.

İlk yolun kesin diplomatik ret ve Somali'nin birliğini savunmak olduğunu belirten Mahmud, Mısır'ın Somali'nin toprak bütünlüğüne ilişkin ilkesel tutumunu güçlendirmesi ve Somaliland'ın bağımsız bir devlet olarak tanınmasına yönelik her türlü girişimi bölgesel ve uluslararası platformlarda açıkça reddetmesi gerektiğini ifade etti.

İkinci yolun, Mogadişu'daki merkezi hükümete yönelik askerî ve güvenlik desteğinin artırılması olduğunu kaydeden Mahmud, askerî iş birliğinin hızlandırılması, Somali Federal Hükümeti'ne daha fazla askerî teçhizat sağlanması ve Somali ordusunun ülke genelinde egemenlik kurabilecek kapasiteye ulaştırılması gerektiğini belirtti.

Üçüncü yolun ise Eritre ve Cibuti gibi bu gelişmeden kaygı duyan bölge ülkeleriyle koordinasyon sağlanması olduğunu ifade eden Mahmud, ayrıca Arap-Türk iş birliğinin devreye sokularak diplomatik ve ekonomik baskı yoluyla bu tanınmanın yayılmasının önlenebileceğini söyledi.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, İsrail'in ayrılıkçı bölgeyi tanımasının ve Kızıldeniz'in girişinde varlık göstermeye yönelik girişimlerinin ardından Somali ve Kızıldeniz'in güvenliği konusunda defalarca uyarılarda bulunmuştu.

Sisi, geçen şubat ayında Somalili mevkidaşı Hasan Şeyh Mahmud'un Mısır ziyareti sırasında düzenlenen ortak basın toplantısında, Somali'nin güvenliğini, istikrarını ve toprak bütünlüğünü destekleme taahhüdü çerçevesinde ülkedeki barış gücü misyonuna asker göndermeye devam edeceklerini açıkladı.

Mısır, Aralık 2024'ün sonunda Somali'deki Afrika Birliği barış gücü misyonuna asker katkısında bulunacağını duyurmuştu.


Irak'ta Koordinasyon Çerçevesi'ni bölünme tehlikesi bekliyor

Ez-Zeydi, İslam Konseyi Başkanı Hemmam Hammudi ile birlikte. (Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi, İslam Konseyi Başkanı Hemmam Hammudi ile birlikte. (Başbakanlık Basın Ofisi)
TT

Irak'ta Koordinasyon Çerçevesi'ni bölünme tehlikesi bekliyor

Ez-Zeydi, İslam Konseyi Başkanı Hemmam Hammudi ile birlikte. (Başbakanlık Basın Ofisi)
Ez-Zeydi, İslam Konseyi Başkanı Hemmam Hammudi ile birlikte. (Başbakanlık Basın Ofisi)

Irak'ta iktidardaki Şii Koordinasyon Çerçevesi'ni oluşturan siyasi güçler arasında bölünme belirtileri giderek belirginleşiyor. Çerçeveye yakın kaynakların büyük bölümü, derin görüş ayrılıklarının ve yakın ya da orta vadede ittifakın dağılmasına yol açabilecek çatlakların ortaya çıktığına işaret ediyor. Siyasi gelişmeleri takip edenler, ittifakın önde gelen isimleri arasında son dönemde kamuoyuna yansıyan bazı anlaşmazlıkları, görüş ayrılıklarının derinleştiğinin somut göstergeleri olarak değerlendiriyor.

Koordinasyon Çerçevesi'ne yakın kaynaklar, bir dizi etken ve çelişkili tutum nedeniyle ittifak içinde ciddi bir kutuplaşma yaşandığını belirtiyor. Bu ayrışma, Başbakan Ali ez-Zeydi ile ilişkilerden genel ve özel konulardaki görüş farklılıklarına kadar uzanıyor. Söz konusu başlıklar arasında silahlı grupların silahsızlandırılması, ülkenin içinde bulunduğu mali kriz, boş bulunan veya Koordinasyon Çerçevesi'ne bağlı güçler arasında paylaştırılan hükümet makamları da yer alıyor.

Kaynaklar, Şarku'l Avsat'a yaptıkları açıklamada, anlaşmazlığın temelinde bazı Koordinasyon Çerçevesi bileşenlerinin Başbakan Ali ez-Zeydi'yi desteklemesine karşılık, diğer grupların onun devlet yönetimini sorgulamaya ve silahlı grupların silahsızlandırılmasına yönelik girişimlerini engellemeye çalışmasının bulunduğunu belirtti.

Kaynaklar ayrıca, Başbakan'ın yurt dışı ziyaretlerine, özellikle son Suriye ziyaretine yönelik itirazların ve boş bulunan hükümet makamları üzerindeki rekabetin de anlaşmazlıkları derinleştirdiğini ifade etti. Bu makamlar arasında başbakanlık ve Ulusal Güvenlik Teşkilatı başkanlığı da bulunuyor.