Mısır koronavirüs ile mücadele ediyorhttps://turkish.aawsat.com/home/article/2209546/%E2%80%8Bm%C4%B1s%C4%B1r-koronavir%C3%BCs-ile-m%C3%BCcadele-ediyor
Görevini tamamlayıp hastaneden ayrılan sağlık ekibi (Esna Uzman Hastanesi idaresi)
İstanbul/Şarku'l Avsat
TT
TT
Mısır koronavirüs ile mücadele ediyor
Görevini tamamlayıp hastaneden ayrılan sağlık ekibi (Esna Uzman Hastanesi idaresi)
Abdurrahman Ebubeki
Ülkedeki yeni tip koronavirüsü (Kovid-19) vakalarının karantinaya alınması için Mısır Sağlık Bakanlığı tarafından seçilen Esna Uzman Hastanesi, toplamda 76 kişiden 49’unun iyileşmesinin ardından, ilk sağlık ekibinin hastaneden ayrılışını kutladı.
Bu ekip sonrasında hemşire ve doktorlardan oluşan yeni bir ekip gelecek. Görevini tamamlayan ekipten birkaç kişiyle iletişime geçen Independent Arabia, bu sağlık görevlilerinin katil koronavirüsle mücadelede yaşadıkları deneyim ve hikayeleri dinledi.
Mısır Bakanlar Kurulu tarafından yapılan açıklamaya göre, ülkede doğrulanan ilk vaka, Nil’de seyreden bir turist gemisinin yolcusuydu. Virüs, bu kişiye ABD vatandaşı bir Tayvanlı turistten bulaşmıştı. Luksor şehri Sağlık İşleri Müdürlüğünde önleyici sağlık kadrosundan olan Dr. Muhammed en-Nubi ise, ilk vakalara karantina sürecinde eşlik edecek olan söz konusu ekipteki sağlık görevlilerinden biriydi. Nubi, ailesinin bu görevden muaf tutulmasını talep etmesini istemesine rağmen beyaz yeleğin çağrısına kulak vererek göreve koştu.
Vakanın görüldüğü gemiye binmek
İlk vakanın ilan edilmesinin ardından ekibiyle beraber söz konusu gemiye binen Nubi, hem turist hem de gemi mürettebatını psikolojik çöküşün eşiğinde bulduğunu anlatıyor. Durum böyle olunca da onlara umut vermeye çalışarak iradenin sağlam tutulması gerektiğini ve bu şekilde virüsü yenebileceklerini dile getirmiş. Gemide bulunanların çoğunun genç olması da Nubi’nin işini kolaylaştırmış. Bu konuda şöyle söylüyor:
“Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından onaylanan prosedürlere göre yaptığımız muayeneler neticesinde, aralarında yabancı ve Mısırlıların da olduğu 34 kişinin yeni tip koronavirüsü Kovid-19’a yakalandığını tespit ettik. Test sonuçları pozitifti”
Hastaneden taburcu olan vatandaşlar, doktor ve hemşirelere teşekkürlerini sundu (Esna Uzman Hastanesi idaresi)
Ne zaman öleceğiz?
Dr. Nubi, koronavirüse yakalanan bir kişinin hem karantina hem de tedavi sürecinde kuvvetli bir psikolojik desteğe ihtiyacı olduğunu, zirâ dünya medyasının koronavirüsü insanların gözünde yenmesi imkansız bir canavara konumuna soktuğunu söylüyor. Bazı hastaların “Ne zaman öleceğiz? Bir ay sonra mı yoksa iki ay sonra mı?” dediğini ifade eden Nubi, koronavirüs konusunda daha fazla farkındalık ve doğru bilgi alışveriş olması gerektiğini vurguluyor. Karantinayla görevlendirilen hastanenin bu konudaki ekibinin oldukça profesyonel olduğunun altını çizen Nubi, bazı turistlerin ülkelerine döndüklerinde ekip üyeleriyle iletişime geçerek teşekkür mektupları yolladığını da dile getiriyor.
6 doktor da virüse yakalandı
Hastanede sekiz gün çalışmasının ardından kendisinin de test yaptırmaya karar veren doktor, söz konusu gemiye yardım etmeye giden kişilerden 5’iyle birlikte yeni tip koronavirüse yakalandığının teşhis edildiğini anlatarak şöyle diyor:
“Doktorken birden hastaya dönüştük. Tamamen iyileşene kadar diğer doktor ve hemşire arkadaşlarımızdan muazzam bir ilgi gördük”
Çocuklarını 25 gün boyunca göremeyen bir hemşire
Ekipteki hemşirelerden Hazra Abdurrabbu, görevli olduğu 25 günlük karantina sürecinde çocuklarını göremediğini, yalnızca telefonla konuştuğunu dile getiriyor. Oğullarının görevden ayrılması ve dinlenmesi konusunda ısrar etmelerine rağmen, önceliği görevini bitirmeye verdiğini de ekliyor.
Koronavirüse yakalanan hastalarla kurduğu bağa değinen Abdurrabbu, hastaların aileleriyle de her gün bizzat iletişime geçip hastanın durumu hakkında bilgi verdiğini açıklıyor ve şöyle diyor:
“En az 15 hastanın yaşları 60-70 ve 80’lerdeydi. Açıkçası iyileşmelerinin mümkün olmadığı görüşündeydik, ancak yoğun sağlık bakımı ve samimi bir destek sayesinde test sonuçları pozitiften negatife geçti”
49 hasta iyileşti
Hastanenin Yoğun bakım Birimi Başkanı Şerif Şaban, bu ilk sağlık ekibin tüm hastaları tedavi etmek için 28 gün boyunca gece gündüz çalıştığını ifade ediyor. Bununla birlikte, hastaneye mart ayı boyunca 76 vakanın geldiğini, yoğun çabalar sayesinde içlerinden 49’unun ise iyileştiğini vurguluyor. Şaban, ekip üyelerinin hastalarla temasta olmaları dolayısıyla virüse yakalanmaları ihtimali nedeniyle laboratuvar testlerine tâbi tutulduğunu da ekliyor.
Güney Vadisi Üniversitesi Başkanı Yusuf el-Garbavi, üniversitenin Esna Hastanesi’ne gönderdiğini üç adet danışmanın raporlarına göre bu hastanenin Ortadoğu’nun en iyi iyileşme oranlarına sahip olduğunu bildirdi.
Esna Hastanesi’nin 155 yatağı, 27 yoğun bakım yatağı, 15 ayakta tedavi hizmeti, 5 laboratuvarı, kalp kateterizasyonu bölümü iki radyoloji bölümü, 10 çocuk küvezi, son teknoloji sonar, EKG ve tomografi cihazları mevcut.
Sağlık ekibinden mesajlar
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Göğüs Hastalıkları Uzmanı Muhammed Abdullah; ellerin sıklıkla yıkanması, kalabalıklardan uzak durulması, sebze gibi besin değeri yüksek gıdaların tüketilmesi gibi koronavirüsle mücadele önlemlerinin hafife alınmaması çağrısında bulunuyor. Aynı zamanda sağlık imkanları Mısır’ınkinden kat kat daha fazla olan ülkelerin günde yüzlerce ölüm kaybettiğini vurguluyor. Ekibin diğer doktorları ise şu çağrıda bulunuyor:
“Mısır’ın iki yoldan birini seçmesi lazım. Salgının genişliğine rağmen vatandaşların önlemlere uyması yardımıyla virüsü kontrol altına alan Çin’in izlediği yol mu yoksa halkın alınan talimatları ihmal etmesi sebebiyle salgının tüm şehirlerinde oldukça ciddi bir hal aldığı İtalya’nın yolu mu.”
İtalyan Konsolosluğundan Esna Hastanesi’ne teşekkür mesajı
Mısır’ın güneyindeki İtalyan Konsolosu Francis Emin, “muazzam sağlık bakımı yürüterek 70’lerinde olan 10 İtalyan hastayı iyileştirdikleri için” Esna Hastanesi’nde görev yapan söz konusu ekibe teşekkürlerini sundu.
Bu ekibin ayrım gözetmeksizin herkes için güvenli bir sığınak görevi gördüğünü kanıtladığını vurgulayan Emin, İtalyan Büyükelçiliğinin küresel kriz sonrasında bu ekip onuruna bir tören düzenlemeyi planladığını müjdeledi.
31 Mart itibariyle Mısır’da 656 kişi yeni tip koronavirüsüne yakalandı. 150 hasta taburcu olurken 41 hasta ise salgında can verdi. 465 kişi ise halen tedavi görüyor.
Mağaralardan sınır ötesi füzelere... Husilerin silah cephaneliğinin öyküsühttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5330855-ma%C4%9Faralardan-s%C4%B1n%C4%B1r-%C3%B6tesi-f%C3%BCzelere-husilerin-silah-cephaneli%C4%9Finin-%C3%B6yk%C3%BCs%C3%BC
Yakın zamanda yayınlanan bir raporda, 25 ülkede tedarik ağları izlendi; ele geçirilen malların yüzde 35’ini Çin menşeli ürünler, yüzde 21’ini ise İran menşeli ürünler oluşturdu. (Reuters)
Mağaralardan sınır ötesi füzelere... Husilerin silah cephaneliğinin öyküsü
Yakın zamanda yayınlanan bir raporda, 25 ülkede tedarik ağları izlendi; ele geçirilen malların yüzde 35’ini Çin menşeli ürünler, yüzde 21’ini ise İran menşeli ürünler oluşturdu. (Reuters)
Eymen el-Gabivi
Üzerine geçirdiği ilkel bir kamuflaj ve ağzını dolduran yeşil gat bitkisi ile bir Husi milisi, ülkenin meşru yönetimini ve hükümetini tehdit ederek Sana’yı kontrol altına alma yolunda ilerlediklerini söyledi.
Resmî bir askerî üniforma giymeyen bu adam, herhangi bir tabur ya da tugay adına konuşmuyordu. Onun gibi çok sayıda milis, Saada’nın mağaralarında ve dağlarında saklanan liderleri Abdulmelik el-Husi adına konuşuyordu.
Meşru hükümet, resmî askerî üniformaları ve Vatan Kalkanı Güçleri, Amalika Tugayları ile diğer tugaylardan oluşan güçleriyle varlık gösterirken, İran destekli Husiler ortak bir askerî üniforma giymeden ve resmî adlar taşıyan taburlar halinde örgütlenmeden hareket ediyor. Japon yapımı dört çeker araçlarla gruplar halinde ya da bireysel olarak dolaşan bu güçler, söz konusu araçların bir kısmını silahlı araçlara dönüştürmüş durumda.
İşin çelişkili yanı, bu küçük ve ilkel milislerin 2014 yılında, ordu da dahil olmak üzere koca bir devleti yutmuş olması. Husiler, silah zoruyla yalnızca Kuzey Yemen’deki nüfuzlarına göre şekillendirdikleri bir hâkimiyet alanı oluşturdu. Kızıldeniz kıyısındaki Sana’dan Hudeyde’ye uzanan bu alanın ardından, koalisyonun uyanık davranarak meşru yönetime destek vermesi sayesinde engellenseler de nüfuzlarını güneydeki Umman Denizi’ne kadar genişletmeye yaklaştılar.
Silah ve güç konusundaki önceki bazı soruları anlayabilmek için, Arap Baharı sloganlarının yükseldiği 2011 yılına ve savaşın ilk kıvılcımına dönmek gerekiyor.
O dönem, isyancı grupla kurduğu ittifakların günahları olmasaydı belki de cumhurbaşkanlığı sarayında tarihe geçecek olan liderin iktidardan uzaklaştırılmasının zeminini hazırladı. Burada söz konusu kişi, Saada’dan Mukalla’ya kadar Yemen üzerindeki hâkimiyetini 33 yılı aşkın süre boyunca pekiştiren Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih.
Uzun iktidarına yakışır bir son yaşayamayan Salih, 1990 yılında parçalanmış Yemen’in kuzeyini ve güneyini birleştirmişti. Sanki iktidarının sona ermesinin ardından ülkeyi yeniden pek çok parçaya bölmeyi istemiş gibiydi. Nitekim yaşanan da bu oldu. Salih’i iktidardan uzaklaştıran kıvılcım, Husilerin Sana’da iktidara gelmesinin önünü açtı.
“Açtık... Şimdi hem açız hem de korku içinde yaşıyoruz”
Geçtiğimiz ocak ayında Yemen’e gerçekleştirdiğim bir gezi sırasında 70 yaşına ulaşmış bir Yemenliye, Ocak 2011 devriminden bu yana ülkeyi kasıp kavuran süreci sordum. “Farkında olmadan yağmurdan kaçarken doluya tutulduk” yanıtını veren Yemenli sözlerini şöyle sürdürdü: “Salih döneminde açtık ama bugün hem açız hem de korku içinde yaşıyoruz.”
Geleneksel kıyafetler giymiş Husi milisleri (Reuters)
Yukarıdaki tablo değerlendirildiğinde, Husilerin ülke içindeki ortaklarını ve coğrafi çevresini tehdit etmek için kullandığı silahların bir bölümünün Salih’ten kalan miras olduğu görülüyor. Buna daha sonra gelen İran kaynaklı silah sevkiyatları ve deniz yoluyla gerçekleştirilen kaçakçılık faaliyetleri de ekleniyor. Bu sevkiyatlar, isimleri genellikle üstü kapalı biçimde anılan müttefikler aracılığıyla ulaştırılıyor.
Husi güçleri, Yemen nüfusunun yüzde 0,9’unu oluşturuyor
Çelişkili olan şu ki, Yemen’in yaklaşık 40 milyonluk nüfusunun yalnızca yüzde 0,9’unu oluşturan Husiler, gayriresmi tahminlere göre savaşçı sayıları 350 bini aşmamasına rağmen askerî bir güç oluşturmayı ve geniş bölgelerde nüfuzlarını dayatmayı başardı.
Bu milislerin tehditleri Yemen’in ve Yemenlilerin sınırlarını da aşarak, meşru hükümetin Mart 2015’te, Salih’in ardından geçiş döneminde cumhurbaşkanlığı görevini üstlenen Abdurabbu Mansur Hadi’ye karşı gerçekleştirilen darbenin ardından yardımına başvurduğu devleti de hedef aldı. Hadi, biri hastalığın, diğeri ise kendisinden sonra parçalanan ülkesine duyduğu derin üzüntünün yol açtığı iki ayrı gurbet yaşadı.
Salih, otuz yıl boyunca silah depolarını Sovyet, Amerikan ve İngiliz yapımı silahlarla doldurdu. İktidarda kaldığı 33 yıl boyunca T-55 ve T-62 gibi Sovyet yapımı tankların yanı sıra zırhlı personel taşıyıcılarına, sahra toplarına ve BM-21 Grad çok namlulu roketatar sistemlerine sahip oldu.
Ancak Şubat 2011 devriminden başlayarak kendisini iktidardan uzaklaştıran herkesten intikam alma arzusuna kapıldı. Sıradan Yemenlilerden, iktidarı dönemindeki yardımcısı Abdurabbu Hadi’ye, ordudan ayrılan Tümgeneral Ali Muhsin el-Ahmer’e ve kendisini deviren harekete katkıda bulunan herkese kadar uzanan bu intikam arzusuyla Husilerin yanında yer almayı ve onlarla yakın bir ittifak kurmayı seçti.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre fikir ve mezhep bakımından kendisinden farklı olan bu grupla kurduğu ittifak, üç yıl sonra başına isabet eden bir kurşunla sona erdi. Eylül 2014’te Sana’nın kontrolünü ele geçirmelerinden 4 Aralık 2017’de Salih’in öldürülmesine kadar geçen süreç, onun bir arazi aracının kasasında cesede dönüşmesiyle noktalandı. Husiler, bedenini kurşun yağmuruna tutmuştu.
Buradan hareketle günümüzdeki silah meselesine bakıldığında, Husilerin Yemen ordusunun tanklar, hafif ve orta sınıf silahlar, ağır makineli tüfekler ve uçaksavarların yanı sıra balistik füze sistemleri ve hükümet güçlerinin envanterinde bulunan hava araçlarından oluşan cephaneliğini devraldığı görülüyor.
Yüzde 68... Salih ve Husilerin silahları
Birleşmiş Milletler (BM) Uzmanlar Paneli’nin raporuna göre, Husiler ile Salih’in ittifakı 2015 yılına gelindiğinde tanklar, zırhlı araçlar, topçu sistemleri, çok namlulu roketatarlar ve mühimmatın yanı sıra hava ve füze silahlarını da kapsayan büyük bir askerî güç oluşturdu. Bu cephaneliğin, Yemen’in toplam silah stokunun yaklaşık yüzde 68’ini oluşturduğu tahmin ediliyor.
BM raporları ayrıca, Husilerin Scud-B ve Hwasong-6 (Scud-C) tipi balistik füzelere sahip olduğunu, daha sonraki dönemde ise Burkan-2H füzelerinin ortaya çıktığını belirtiyor.
İran… Operasyon merkezi
Bunlar Salih’ten kalan mirastı. Peki ya onların ilk mürşidi ve inançlarının ilk kıblesi olan İran? BM uzmanlarının hazırladığı rapora göre, Salih döneminin ardından kullanılan İHA’lar İran menşeli.
İngiliz Daily Mail gazetesinin okurlarından birinin, küçük milis grupları hakkındaki bir haberin altına yazdığı alaycı yorum dikkatimi çekti: “Görünüşe göre okuma yazma bilmeyen bu kişiler, füze fırlatma talimatlarını okumayı gayet iyi biliyor.”
Bu, sürekli gündeme gelen bir soru. Ancak BM raporları ve uzmanları da bu meseleyi göz ardı etmedi. Husilerin dışarıdan yardım almadan gerekli uzmanlığa sahip olmadığını defalarca vurguladılar. Kısa ve orta menzilli balistik füzeler, seyir füzeleri, gemi savar balistik ve seyir füzeleri, İHA’lar, hava savunma sistemleri ve deniz radarları gibi karmaşık sistemleri geliştirme ve üretme kapasitesine ulaşmak, uzman desteği olmadan mümkün değil.
Husilere destek veren, onları eğiten ve savunan çok sayıda uzman ve destekçi bulunuyor. Ancak İran’ın sağladığı yardımları ele alan raporlara göre bunların başında İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) mensupları geliyor.
Bu durum kimse için bir sır değil. Mağaralarda ve dağların arasında varlık gösteren bu grup, DMO tarafından eğitildi ve himaye edildi.
Meşru hükümete ve müttefikine karşı gizli bir ittifak
Yemen’deki meşru yönetimin, müttefiki Suudi Arabistan ile birlikte bugün yalnızca Husilerle mücadele ettiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.
Suudi Arabistan ve meşru yönetim, 25 ülkeye yayılan uluslararası bir ittifak ve kıtalar arası bir tedarik ağıyla karşı karşıya. Bu ağda, en önemli askerî ve teknik destek sağlayıcısı olarak İran öne çıkarken Çin, Husilerin Yemen içinde silah üretmesine yardımcı olan parça ve ham maddelerin başlıca kaynaklarından biri olarak dikkat çekiyor.
Bu konu, dün yayımlanan ‘Kaçakçılardan Tedarik Zincirlerine’ başlıklı yeni bir raporda ele alındı.
Raporda, 25 ülkeye yayılan kaynaklar ve güzergâhlar tespit edildi. 2021-2025 yılları arasında ele geçirilen malzeme ve parçaların yüzde 35’inin Çin, yüzde 21’inin ise İran menşeli olduğu belirtildi.
Çin’in Husilerle ilişkisi ne?
Tahran, DMO ve Kudüs Gücü aracılığıyla en önemli askerî ve teknik destek sağlayıcısı olarak öne çıkarken Çin, Husilerin Yemen içinde silah üretmesine yardımcı olan parça ve ham maddelerin en büyük kaynağı olmakla suçlanıyor.
Raporda, parçaların menşei tespit edilen ülkeler arasında Hindistan, Almanya, Hollanda, Güney Kore, İsviçre, ABD, Tayland ve Vietnam da yer alıyor. Ayrıca Cibuti, Somali ve diğer ülkeler üzerinden uzanan nakliye güzergâhlarına dikkat çekiliyor.
Raporda adı geçen ülkeler menşeli parçaların bulunması ya da sevkiyatların bu ülkelerin topraklarından geçmesi, söz konusu ülkelerin hükümetlerinin Husileri silahlandırmaya dahil olduğunu kanıtlamaz. Ancak bu durumun aksinin de kanıtlanması gerekiyor.
Raporda en açık biçimde ortaya konulan husus ise İran’ın rolü ve Husilerle bağlantılı tedarik ve kaçakçılık ağları.
Tanıklıklar ve kanıtlar...
Yaklaşık 150 tanıklık ve derinlemesine görüşmeye dayanan araştırma raporu, güvenlik ve istihbarat alanlarında görev yapan üst düzey yetkililerin de aralarında bulunduğu uzmanlar ve gizli kaynaklardan elde edilen bilgileri içeriyor. Rapora göre Husiler, son on yılda askerî kapasitelerini geliştirerek sınırlı silah donanımına sahip bir gruptan, 2 bin 600 kilometreye kadar uzaklıktaki hedefleri vurabilen füze ve İHA kullanan bir güce dönüştü. Bu süreçte, Yemen içinde daha fazla silah üretmelerini sağlayan uluslararası tedarik ağından yararlandılar.
İran ve arkasındaki destek sayesinde grup, Ekim 2023 ile Ekim 2025 arasında Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’ndaki ticari ve askerî gemilere yönelik 115’ten fazla karmaşık saldırı düzenleyebildi. Ayrıca İsrail yönüne füzeler ve İHA’lar fırlattı.
Peter Salisbury, Henry Thompson ve Veena Ali Khan tarafından hazırlanan rapora göre araştırmacılar, Mart 2024 ile Kasım 2025 arasında deniz kuvvetleri, gümrük birimleri, sınır muhafızları ile Yemen’deki, bölgesel ve uluslararası güvenlik kurumlarının gerçekleştirdiği 140’tan fazla sevkiyat ele geçirme operasyonunu kapsayan bir veri tabanı oluşturdu.
Kaçak yollarla ülkeye sokulan silahlar, Husi milislerinin eline parça parça geçiyor ve daha sonra grubun kontrolündeki bölgelerde yeniden birleştiriliyor. (ABD Donanması)
Veriler, 2024 ve 2025 yıllarında Husilere gönderilirken ele geçirilen malzemelerin yüzde 80’inden fazlasının tamamlanmış silah sistemlerinden ziyade silah üretiminde kullanılan parçalar ve ham maddeler olduğunu ortaya koydu.
Rapora göre, 2021-2025 yılları arasında kayıtlara geçen malzemelerin yüzde 35’ini Çin menşeli ürünler oluştururken İran menşeli ürünlerin oranı yüzde 21 oldu.
Raporda ayrıca, 2025 yılında Aden Limanı’nda bazı sevkiyatlara el konulduğu belirtildi. Bunlar arasında, ağustos ayında ele geçirilen ve İHA’lara ait parçalar ile gelişmiş üretim ekipmanları içeren 44 konteynerlik bir sevkiyat da bulunuyordu.
Rapora göre, yerli üretimin gelişmesi ve kaçakçılık güzergâhlarının çeşitlenmesi, yalnızca silah sevkiyatlarının engellenmesini yetersiz kılıyor. Bu nedenle tedarik ve finansman ağlarının işleyişini bozmak amacıyla daha kapsamlı bir uluslararası koordinasyon sağlanması çağrısında bulunuluyor.
Daha açık bir ifadeyle, Yemen’in meşru yönetimi ve ona bağlı güçler, yalnızca okuma yazma bilmeyen bir avuç Husi savaşçıyla karşı karşıya değil. Uluslararası tedarik ağlarından ve dışarıdan sağlanan teknik uzmanlıktan yararlanan, aynı zamanda taraftarlarını seferber etmek için ideolojik bağlılığa ve dinî vaatlere başvuran bir grupla mücadele ediyorlar.
Yemen’de iki DMO mensubu öldürüldü
Yemen hükümetini destekleyen koalisyon güçlerinin düzenlediği hava saldırıları, operasyonlarla ilgili rapor ve açıklamalarda belirtildiği üzere, silahlandırma ve eğitim alanlarında İran’ın sağladığı desteğe dair işaretler ortaya koydu.
Geçtiğimiz ağustos ayında Yemen’deki çatışmalarda, iki DMO mensubunun yanı sıra İranlı ve Iraklı üç uzmanın hayatını kaybettiği açıklanmıştı.
Silahların popülizmi
Örgütün geçmişi ve yürüttüğü savaşta dikkat çeken noktalardan biri, Filistin ve Tufan adlı füzelerinde olduğu gibi, silahlarına isim vererek taraftarlarının ve destekçilerinin duygularına hitap etmeyi iyi bilmesi. Jerusalem Post gazetesine göre Filistin adıyla bilinen füzenin tasarımı, İran’ın Şahab-3 füzesinin geliştirilmiş bir versiyonu olan Kadir füzesini temel alıyor.
Dolayısıyla Husilerin silahları yalnızca askerî işlevleriyle sınırlı kalmıyor; aynı zamanda grubun kapasitesini bölgesel meselelerle ilişkilendiren ve onu Yemen sınırlarını aşan daha geniş bir mücadelenin parçası olarak sunmaya çalışan bir propaganda aracına dönüşüyor.
Arap Enerji Fonu Yatırım ve Ortaklıklar Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Yatırım varlıklarının yüzde 54’ü Suudi Arabistan’dahttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5330842-arap-enerji-fonu-yat%C4%B1r%C4%B1m-ve-ortakl%C4%B1klar-ba%C5%9Fkan%C4%B1-%C5%9Farku%E2%80%99l-avsat%E2%80%99-konu%C5%9Ftu-yat%C4%B1r%C4%B1m
Suudi Arabistan’daki Arap Enerji Fonu (TAEF) Genel Merkezi (TAEF’in internet sitesi)
Riyad:Dane ed-Dureys
TT
Riyad:Dane ed-Dureys
TT
Arap Enerji Fonu Yatırım ve Ortaklıklar Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Yatırım varlıklarının yüzde 54’ü Suudi Arabistan’da
Suudi Arabistan’daki Arap Enerji Fonu (TAEF) Genel Merkezi (TAEF’in internet sitesi)
Arap Enerji Fonu’nun (TAEF) Yatırım ve Ortaklıklar Birimi tarafından yönetilen toplam varlıklarının yaklaşık yüzde 54’ü Suudi Arabistan’da bulunuyor. Yeni yatırım fırsatlarını değerlendiren TAEF, Suudi Arabistan ve bölge genelinde veri merkezleri ve bunlarla bağlantılı altyapı, petrol ve gaz sahalarına yönelik hizmetler ile yakıt ve petrol ürünleri depolama tesislerini kapsayan alanlarla ilgileniyor.
TAEF Yatırım ve Ortaklıklar Başkanı Maheur Mourali, Riyad’da düzenlenen Dünya Enerji Kongresi kapsamında Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan enerji sektörünün bölgede en cazip pazarlardan biri olduğunu belirtti. Mourali, bunun yalnızca pazarın büyüklüğünden değil, aynı zamanda Vizyon 2030 çerçevesinde yaşanan yapısal dönüşümlerden, sanayi ve altyapı yatırımlarındaki genişlemeden ve enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesinden kaynaklandığını ifade etti.
TAEF’in petrol ve gazla bağlantılı hizmetler, petrokimya sanayisi, enerji altyapısı, lojistik ve depolama hizmetleri başta olmak üzere çeşitli sektörlerde önemli fırsatlar gördüğünü kaydeden Mourali, yenilenebilir enerji, merkezi soğutma sistemleri, su yönetimi ve enerji verimliliği çözümleri gibi enerji sistemindeki dönüşümle bağlantılı alanların da bu fırsatlar arasında yer aldığını söyledi.
Arap Enerji Fonu (TAEF) Yatırım ve Ortaklıklar Başkanı Maheur Mourali (TAEF Basın Ofisi)
Mourali, fonun organik büyüme veya satın almalar yoluyla faaliyetlerini genişletme kapasitesine sahip şirketlere ve operasyonel platformlara yatırım yapmaya odaklandığını belirtti. Bu yaklaşımın, Suudi Arabistan pazarından hareketle bölgesel ölçekte faaliyet gösteren şirketlerin kurulmasını desteklemeyi amaçladığını ifade etti.
Önümüzdeki dönemin, uzun vadeli sermaye sağlayabilen kurumsal yatırımcılar için önemli fırsatlar sunacağını belirten Mourali, şirketlerin büyümesini ve rekabet gücünü artıracak sektörel uzmanlığın ve stratejik ortaklıkların da bu süreçte belirleyici olacağını kaydetti.
Mourali’nin verdiği bilgilere göre, TAEF’in toplam varlıkları 2026’nın ilk yarısı sonunda yaklaşık 14 milyar dolara ulaştı. Yıllık bazda yüzde 16 büyüme kaydeden TAEF’in bu performansının, mali yapısının sağlamlığını ve finansman ile yatırım faaliyetlerini genişletmeyi sürdürme kapasitesini yansıttığı belirtildi.
Veri merkezleri
Yapay zekâ ve veri merkezlerinin yaygınlaşmasıyla bağlantılı yatırım fırsatlarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Mourali, bu uygulamaların hızla büyümesinin önümüzdeki yıllarda elektrik talebini artıran başlıca etkenlerden biri olacağını söyledi. Veri merkezlerinin yüksek elektrik kapasitesine, güvenilir ve kesintisiz enerji arzına, ayrıca gelişmiş soğutma çözümlerine ve enerji tüketiminin yönetimine ihtiyaç duyduğunu belirtti.
Arap Enerji Fonu (TAEF) Genel Merkezi’nden (TAEF’in internet sitesi)
Mourali, dijital altyapı, yapay zekâ ve bulut bilişim alanlarındaki yatırımların arttığı Suudi Arabistan’da bu eğilimin özel önem taşıdığını vurguladı. Yatırım fırsatlarının yalnızca veri merkezleriyle sınırlı olmadığını belirten Mourali, elektrik üretimi, yenilenebilir enerji, enerji depolama sistemleri, soğutma, elektrik altyapısı ve su yönetimi dahil olmak üzere bu merkezlerle bağlantılı tüm değer zincirinin fırsatlar sunduğunu kaydetti.
Veri merkezleri ve bunlarla bağlantılı altyapıya yatırım yapmanın, TAEF’in Suudi Arabistan ve bölgedeki stratejik odak alanlarından biri olduğunu belirten Mourali, bu alanda hâlihazırda çeşitli fırsatların değerlendirildiğini ve geliştirildiğini, gerekli süreçler ile onayların tamamlanmasının ardından bunların kamuoyuna duyurulacağını ifade etti.
Yeni yatırımlar
Mevcut yatırımlar ve olası anlaşmalar konusunda ise Morali, TAEF’in enerji sektöründe ve bu sektörle bağlantılı alanlarda faaliyet gösteren şirketlerin büyümesini desteklemeyi, altyapıyı geliştirmeyi ve enerji güvenliğini güçlendirmeyi hedefleyen yatırımlarla Suudi Arabistan ve bölgedeki varlığını artırmayı sürdürdüğünü belirtti.
Mourali, TAEF’in 2026 yılının başında uçaklara yakıt ikmali ve madeni yağ dağıtımı alanlarında faaliyet gösteren APSCO şirketine önemli bir yatırım yaptığını duyurduğunu hatırlatarak, bu anlaşmanın TAEF’in güçlü pazar konumuna ve büyüme ve genişleme potansiyeline sahip şirketlere yöneldiğini gösterdiğini ifade etti.
TAEF’in stratejisinin, küresel altyapı fonları, uluslararası stratejik ortaklar veya yerel iş gruplarıyla iş birliği içinde şirketlerde etkili azınlık hisseleri edinmeye dayandığını belirten Mourali, güçlü yönetim ekiplerine ve üstün operasyonel deneyime sahip şirketlere öncelik verdiklerini kaydetti.
TAEF’in rolünün yalnızca sermaye sağlamakla sınırlı olmadığını vurgulayan Mourali, şirketlerin operasyonel kapasitelerini desteklediklerini, coğrafi olarak genişlemelerine ve faaliyetlerini geliştirmelerine yardımcı olduklarını söyledi.
Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman, TAEF’in yeni kurumsal kimliğinin tanıtım töreninde (Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı)
Mourali, TAEF’in değerlendirdiği fırsatlar arasında enerji ihracatının esnekliğini ve sürekliliğini destekleyen altyapının, petrol ve gaz sahalarına yönelik hizmetlerin, yakıt ve petrol ürünleri depolama tesislerinin yanı sıra geniş anlamıyla enerji hizmetlerinin bulunduğunu belirtti.
Bu fırsatların farklı inceleme, değerlendirme ve müzakere aşamalarında olduğunu ifade eden Mourali, TAEF’in gerekli süreçleri tamamlayıp onayları aldıktan sonra yeni yatırımlarını duyurmayı hedeflediğini söyledi. Mourali, bu yaklaşımın varlık kalitesine ve uzun vadede sürdürülebilir değer yaratılmasına odaklanan seçici bir yatırım stratejisine dayandığını kaydetti.
Çok taraflı bir kalkınma finans kuruluşu olan TAEF, 1974 yılında petrol ihraç eden 10 Arap ülkesinin katılımıyla kuruldu ve 1975 yılında faaliyetlerine başladı. Merkezi Riyad’da bulunan TAEF, Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki enerji sektörü projelerini borç finansmanı çözümleri, hisse yatırımları ve danışmanlık hizmetleri aracılığıyla finanse ediyor.
TAEF, 2023 yılında adını ve kurumsal kimliğini Arap Enerji Fonu olarak değiştirmeden önce Arap Petrol Yatırımları Şirketi (APICORP) adıyla faaliyet gösteriyordu.
Koalisyon: Necran bölgesinde keşif helikopterinin düşmesi sonucu iki subay şehit olduhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5330725-koalisyon-necran-b%C3%B6lgesinde-ke%C5%9Fif-helikopterinin-d%C3%BC%C5%9Fmesi-sonucu-iki-subay
Koalisyon: Necran bölgesinde keşif helikopterinin düşmesi sonucu iki subay şehit oldu
Yemen'de Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Pilot Türki el-Maliki (Şarku’l Avsat)
Yemen'de meşruiyeti destekleme güçlerinden oluşan Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu Sözcüsü Tümgeneral Pilot Türki el-Maliki, bugün (pazar) yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan Ulusal Muhafızları'na ait AH-6i tipi keşif helikopterinin teknik arıza nedeniyle Suudi Arabistan topraklarında, Necran bölgesinde düştüğünü ve kaza sonucu kullanılamaz hale geldiğini bildirdi.
El-Maliki, “Kazanın sonucunda helikopterde görev yapan iki subaydan oluşan hava mürettebatı şehit oldu” dedi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة