​Suriye’nin yakın tarihinin şahidi Abdulhalim Haddam, Paris’te öldü

Abdulhalim Haddam’ın 2011 yılında Brüksel’de düzenlenen bir toplantıya katılmıştı. (Reuters)
Abdulhalim Haddam’ın 2011 yılında Brüksel’de düzenlenen bir toplantıya katılmıştı. (Reuters)
TT

​Suriye’nin yakın tarihinin şahidi Abdulhalim Haddam, Paris’te öldü

Abdulhalim Haddam’ın 2011 yılında Brüksel’de düzenlenen bir toplantıya katılmıştı. (Reuters)
Abdulhalim Haddam’ın 2011 yılında Brüksel’de düzenlenen bir toplantıya katılmıştı. (Reuters)

Suriye eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdulhalim Haddam, Paris’te öldü. Haddam’ın hikâyesi, Suriye’nin yakın tarihinin önemli bir yönünü anlatıyor. İlk gençliğinde Baas Partisi’ne katıldı, Hama isyanında şehre vali olarak atandı, Kuneytra işgal edildiğinde yine aynı görevdeydi. Hafız Esed hastalandığında ‘yakın dostu’ olarak hep yanındaydı, iyileştiğinde de başkan yardımcılığına getirildi. ‘Lübnan dosyasından’ sorumluydu ve Suriye’nin Lübnan’dan çıkışını organize etti. Son yıllarını muhalif olarak sürgünde geçirdi. Doğduğu yer olan Banyas’a korona salgını yaklaştığında Paris’te kalp krizi geçirerek hayata veda etti.
Haddam, 1932’de Banyas’ta dünyaya geldi. İlk eğitimini bu şehirde aldı. Daha sonra Şam Üniversitesi’nde hukuk fakültesine kaydoldu. Mişel Eflak ve Salah Baytar başkanlığındaki Baas Partisi’ne katıldı. Baas Partisi, Mart 1963’teki darbe ile yönetime geldi. Üniversite yıllarında hava kuvvetlerinde pilot olan Hafız Esed ile arkadaşlık geliştirdi. Her ne kadar Esed, Nusayri kendisi ise Sünni olsa da aynı bölgeden olmaları ve aynı ideolojileri paylaşmaları ikili arasında sıkı bir ilişkinin kurulmasına neden oldu. Üniversiteyi bitirmesinin ardından Lazkiye’ye döndü ve siyasal faaliyetler yürüten bir avukat olarak bir süre çalıştı.

Hama kuşatması
Haddam, Baas Partisi Suriye’de yönetime geldiğinde rejime ve Cumhurbaşkanı Emin el-Hafız’a muhaliflerin yoğun yaşadığı Hama şehrine vali olarak atandı. Sami Mubeyyid, ‘Çelik ve İpek’ adındaki kitabında şunları aktardı:
“1964 Nisan’ında Suriye’deki Müslüman Kardeşler’in bir bölümü Hama merkez olmak üzere isyan başlattı. Haddam krizi diplomatik yollarla çözmeye çalışsa da başarılı olamadı. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Emin el-Hafız isyancıların konuşlandığı camiye hava saldırısı düzenlenmesini emretti.”
Söz konusu olayın ardından Hama’daki başkaldırı şiddet kullanılarak bastırıldı. Haddam daha sonra Golan Tepeleri’ndeki Kuneytra valisi olarak görevlendirildi. Ancak 5 Haziran 1967’de İsrail’in bu bölgeyi işgal etmesi üzerine şehirden ayrılmak zorunda kaldı. Bu kritik süreçte rejimde üç doktor görev almaktaydı. Bu isimler Devlet Başkanı Nureddin el-Atasi,  Başbakan Yusuf ez-Zeyn ve Dışişleri Bakanı İbrahim Mahus’tu. Suriye diplomasisinin başkanı Mahus, Golan Tepeleri işgal edildiğinde (Baas Partisi’ni iktidara getiren Mart Devrimi’ni kast ederek) şu meşhur sözü söylemişti:
“Şehirleri kaybetmemiz o kadar da önemli değildir. Çünkü düşmanın amacı devrimi sonlandırmaktır.”
 Bu cümlenin günümüze dek yansımaları bulunmakta. Zira Suriye’de şu anda üç nüfuz bölgesinde beş ülkenin ordusu mevcut.
Devlet Başkanı Atasi, 1968’de Haddam’ı kısa süreliğine Şam Valisi olarak atadı. Ardından Haziran 1969’da İktisat Bakanı olarak görevlendirildi. Bu süreçte Baas içindeki derin ihtilaflar gün yüzüne çıktı. Salah Cedid, Atasi ve Mahus evrensel solcular olarak nitelenirken Savunma Bakanı Hafız Esed ‘pragmatist’ olarak değerlendiriliyordu. Sonunda Hafız Esed, 17 Kasım 1970’te Tashih Hareketi (Reform) adını verdiği hareketle rakiplerini saf dışı bırakarak yönetime el koydu. Esed arkadaşlarını hapse attı ancak Mahus Cezayir’e kaçmayı başardı.

Başkanın dostu
Esed, 1970 yılında iktidarı ele geçirdiğinde ‘gençlik dostu’ Haddam’ı Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak atadı. Haddam aynı zamanda Esed’in cumhurbaşkanlığına eşzamanlı olarak üstlendiği Meclis Başkanı’nın yardımcısı pozisyonundaydı. Haddam, Sünni olması sebebiyle 1970’lerden 1980’lere kadar Müslüman Kardeşler’e karşı sürdürülen mücadelede ‘süngü başı’ olarak istihdam edildi. Ayrıca yeni rejimin savunması için entelektüellerle de yakın ilişkiler geliştirmek üzere görevlendirilmişti. Hafız Esed, 1983’te kalp krizi geçirip yatağa düşünce Haddam devlet yönetiminden sorumlu askeri-siyasi heyetin içinde yer aldı. Bu heyet o zamanlar Esed’in kardeşi Rıfat Esed’in iktidar hırsını dizginlemekle meşguldü. Rıfat Esed, Müslüman Kardeşler’le mücadele ettiği süreçte ‘Savunma Tugayları’nın’ başındaydı ve iyice güçlenmişti. Hafız Esed, 1984’te iyileştiğinde kendisine üç yardımcı atadı. Bunlar Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Abdulhalim Haddam, Askeri İşlerden Sorumlu Rıfat Esed ve parti işlerinden sorumlu olarak da Zuheyr Meşarika’ydı. Bu süreçte Haddam ve Savunma Bakanı Mustafa Atlas, Hafız Esed’in en yakın adamları olarak öne çıktılar. (Atlas sürgünde olduğu Paris’te 2017’de öldü) Haddam’ın Cumhurbaşkanı Yardımcısı olması üzerine boşalan koltuğuna Faruk Şara getirildi. İç savaş sonrası Lübnan’da konuşlu olan Suriye askerleri Haddam’ın sorumluluğundaydı. Haddam Lübnan’daki taraflarla birebir ilişkiler geliştirdi. 1979’dan sonra Tahran’la ilişkileri de Haddam yürüttü.

İzolasyonu sonlandırdı
‘Çelik ve İpek’ kitabında, Haddam'ın dışişleri bakanı olarak Baas Partisi’nin iktidara geldiği 1963-1970 yılları arasında Suriye’ye uygulanan uluslararası izolasyonun sona ermesi için etkili bir rol oynadığına işaret ediliyor. Haddam’ın Suriye’nin Arap komşularıyla iyi ilişkiler geliştirmesini sağladığı savunuluyor. Özellikle Suudi Arabistan, Lübnan, Ürdün ve Irak ile ilişkileri güçlendirdiği ifade ediliyor. Mayıs 1974'te Suriye ve Mısır'ın İsrail’e karşı müşterek savaşından sonra eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger tarafından hazırlanan ‘çatışmasızlık anlaşması’ karşıtlarına siyasi baskı uyguladı. 1978’de Hafız Esed’in İsrail ile görüşmelerde bulunan Enver Sedat karşıtı mektuplarını Arap liderlere götürmekle görevlendirildi.  Şam üzerine uluslararası baskıların artması üzerine Şah Pehlevi’nin devrilmesinin ardından İran ile ilişkiler geliştirdi. Ağustos 1979'da Tahran'ı ziyaret eden Haddam, İran Devrimi’ni “çağdaş tarihteki en önemli olay” olarak niteledi. Bu süreçte Devrim Lideri Humeyni ile ittifak geliştirilmesine öncülük etti. Ancak bir yandan da Suudi Arabistan liderliğindeki Arap ülkeleri ile iyi ilişkiler geliştirerek bir denge politikası izlenmesini savunuyordu.

Esed'in elçisi
Haddam, Nisan 1975'te Esed’in Lübnan Özel Temsilcisi olarak görevlendirildi. İç savaş başlamadan önce Lübnan’daki taraflar arasında gerçekleşen müzakerelerde aracı oldu. Suriye muhaberatının Lübnan sorumlusu Gazi Kenan ve Şam İstihbarat Müdürü Muhammed Nasif Hayrbek ile birlikte Lübnan siyasi çevrelerinde Suriye nüfuzunun artmasını sağladı. (Gazi Kenan’ın 2005’te intihar ettiği duyuruldu. Nasif Hayrbek Haziran 2015’te öldü.) 1985'te Velid Canbolat, Nebih Berri ve İyleh Habika’yı ateşkese ikna ederek ‘Üçlü Anlaşma’nın’ yapılmasını koordine etti. Suriye ve Suudi Arabistan, Ekim 1989'da tarafların çoğunun 17 yıllık iç savaşı sona erdirmeyi kabul ettiği Taif Anlaşması’nın imzalanmasında etkili oldu. İsrail’in 1996’da Güney Lübnan’ı işgal etmesinin ardından Lübnan Başbakanı Mişel Avn’ı ‘Nisan İttifakı’ ve benzeri uluslararası anlaşmaları imzalamaya ikna etti. Abdulhalim Haddam, 1990’lı yıllarda İsrail ile müzakerelerde diplomatik kişiliğiyle öne çıkmayı başardı. Siyasi tarih uzmanları, Haddam’ın Esed’in izniyle 1992-2000 yılları arasında Refik Hariri’nin başbakanlığını desteklediğini aktarıyor. Huddam Lübnan siyasi çevrelerinde ‘Lübnan’ın hâkimi’ olarak nitelendiriliyordu. Zira Lübnan’daki tüm siyasi çevreler üzerinde ciddi etkileri vardı. Hafız Esed, Lübnan dosyasını 1998’e kadar Haddam’a vermişti. Ancak Basil Esed’in trafik kazasında ölmesi üzerine Londra’dan dönen Beşşar Esed Lübnan dosyasında görevlendirildi. Bu durum Haddam’ın ve Lübnan’daki müttefiklerinin hoşuna gitmemişti.

Yumuşak geçiş
Hafız Esed’in 2000 yılında vefat etmesi üzerine ‘geçiş dönemini’ kimin üstleneceği üzerinde tartışmalar başladı. Haddam bu süreçte öne çıkmayı denedi ancak baskıların artması üzerine ‘yumuşak geçiş’ olarak adlandırılan kararnameyi imzalamak zorunda kaldı. Beşşar Esed başkomutan olarak atandı. Temmuz ayında ise anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanı tayin edildi. Beşşar Esed, Haddam’ın Başkan Yardımcısı görevini sürdürmesini talep etti. Eylül 2000’de Maruni Patriği Nasrallah Butrus’un muhalefet hareketini sonlandırmakla görevlendirildi. Temmuz 2001’de Cumhurbaşkanı Emil Lahud ve Başbakan Refik Hariri çatışmasında arabulucu oldu. Suriyeli uzmanlar, Haddam’ın bu süreçte Lahud ve Hariri’nin arasını düzelttiğini ve Hafız Esed’in ölümüyle Suriye ile arası bozulan Velid Canbolat’ın gönlünü kazandığını söylüyor. Haddam’ın siyasi rolü azaldığında, 2003 yılında, siyasi görüşleri özgürlük ve demokrasi hakkında ‘Çağdaş Arap Düzeni’ başlıklı bir kitap yazdı. Baas Partisi’nin Haziran 2005’teki kurultayında Cumhurbaşkanlığı Yardımcısı görevinden istifa ettiğini ancak parti merkez yönetim teşkilatındaki görevini sürdüreceğini duyurdu. Daha sonra Lübnan üzerinden sürgün hayatı yaşayacağı Paris’e gitti. Dışişleri Bakanı Faruk Şara, Haddam’ın pozisyonuna getirildi. Velid el-Muallim de Dışişleri Bakanı olarak tayin edildi. Refik Hariri’nin suikasta kurban gitmesinin ardından birçok Arap ve Avrupa ülkesi Suriye’yi boykot etti. Haddam bu süreçte rejimden ayrıldığını ilan etti ve rejimi ‘dostu’ olan Hariri’yi öldürmekle suçladı. Haddam ayrıca Sadrettin Beyanuni aracılığıyla Müslüman Kardeşler’le ilişki kurarak ‘Kurtuluş Cephesi’ adı altında muhalif bir oluşumun içinde yer aldı. Haddam ‘vatana ihanetle’ suçlandı. Şam ve Banyas’taki özel mülklerine el konuldu. 
Haddam 2011 devriminde önemli bir siyasi rol üstlenmemeyi tercih etti. Ancak dünya devletleri müdahil olmazsa Suriyelilerin kendilerini korumak için silahlanmaları gerektiğini söyledi. Son yıllarında Suriye ve Lübnan’ın yakın tarihine dair hatırlarını yazmaya yoğunlaştı. Haddam’a yakın olanlar, son dönemlerde maddi durumunun oldukça kötüleştiğini aktarıyor. Birçok hastalıktan mustarip olan Haddam dün sabah geçirdiği kalp krizi sonucu yaşama veda etti.
 



Sudan, Hartum Havalimanı’na yapılan İHA saldırısında Etiyopya’nın rolü olduğunu öne sürerek büyükelçisini geri çağırdı

Hızlı Destek Kuvvetleri ile Sudan ordusu arasında daha önce yaşanan çatışmalar sırasında Hartum havaalanının içinden duman yükseliyor (Reuters)
Hızlı Destek Kuvvetleri ile Sudan ordusu arasında daha önce yaşanan çatışmalar sırasında Hartum havaalanının içinden duman yükseliyor (Reuters)
TT

Sudan, Hartum Havalimanı’na yapılan İHA saldırısında Etiyopya’nın rolü olduğunu öne sürerek büyükelçisini geri çağırdı

Hızlı Destek Kuvvetleri ile Sudan ordusu arasında daha önce yaşanan çatışmalar sırasında Hartum havaalanının içinden duman yükseliyor (Reuters)
Hızlı Destek Kuvvetleri ile Sudan ordusu arasında daha önce yaşanan çatışmalar sırasında Hartum havaalanının içinden duman yükseliyor (Reuters)

Sudan, Hartum Havalimanı’na yönelik insansız hava aracı (İHA) saldırısında Etiyopya’nın rolü olduğunu öne sürerek Addis Ababa’daki büyükelçisini istişare için geri çağırdı.

Sudan yönetimi, pazartesi günü Hartum Havalimanı’nı hedef alan İHA saldırısından Etiyopya’yı sorumlu tuttu. Buna karşılık Etiyopya suçlamaları reddederek Sudan ordusunu, ülkenin kuzeyindeki Tigray Halk Kurtuluş Cephesi militanlarına silah ve finansman sağlamakla suçladı.

Şarku’l Avsat’ın Fransız Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre Sudanlı askeri bir yetkili pazartesi günü Hartum Havalimanı ile Omdurman’daki Vadi Seyidna askeri üssü İHA’larla hedef alındığını açıkladı. Havalimanı yakınındaki bir yerleşim alanına da bir mühimmatın düştüğü bildirildi.

Salı sabahı Sudan ordusu sözcüsü Asım Avad Abdülvahhab, saldırılarda kullanılan İHA’ların Etiyopya’daki Bahir Dar Havalimanı’ndan kalktığına dair “kesin kanıtlar” bulunduğunu söyledi. Bu açıklama, mart ayında Kuzey ve Güney Kordofan ile Mavi Nil eyaletlerini hedef alan benzer saldırıların ardından geldi.

svfbgtr
Sudanlı bir kadın, Omdurman'da savaşta öldürülen Sudanlıların mezarları arasında yürüyor (AFP)

Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim, düzenlediği basın toplantısında büyükelçinin geri çağrıldığını doğrulayarak, “Hükümet olarak bu saldırıya uygun gördüğümüz şekilde karşılık verme hakkımız vardır” dedi.

Etiyopya Dışişleri Bakanlığı ise sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada suçlamaları “asılsız” olarak nitelendirdi. Açıklamada, Sudan Silahlı Kuvvetleri’nin Tigraylı unsurlara silah ve mali destek sağlayarak Etiyopya’nın batı sınırı boyunca saldırıları kolaylaştırdığı ileri sürüldü.

Tigray bölgesinde Kasım 2020 ile Kasım 2022 arasında federal hükümet ile Tigray güçleri arasında, Eritre ordusu ve yerel milislerin de dahil olduğu savaşta Afrika Birliği tahminlerine göre en az 600 bin kişi hayatını kaybetti.

Önceki iddialar ve gelişmeler

Hartum’daki son saldırılar, birkaç gün önce başkentin güneyinde düzenlenen ve beş kişinin ölümüne yol açan, Sudan yönetiminin Hızlı Destek Kuvvetleri’ni sorumlu tuttuğu İHA saldırılarının ardından geldi.

Ayrıca Beyaz Nil eyaletinde yer alan Kenana kentindeki bir etanol fabrikasının da İHA saldırısıyla ciddi hasar gördüğü bildirildi.

Sudan hükümeti mart ayında ilk kez, bazı İHA saldırılarının Etiyopya’dan başlatıldığını öne sürmüştü. Nisan ayında Yale Üniversitesi bünyesindeki bir araştırma biriminin yayımladığı raporda ise Etiyopya sınırına yakın bir askeri üssün Hızlı Destek Kuvvetleri’ne destek sağladığı, uydu görüntüleri analizine dayanarak iddia edildi. Etiyopya bu suçlamaları da reddetti.

Sudan’daki savaşın seyri

Nisan 2023’ten bu yana Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri arasında süren savaşta İHA’lar ve hava saldırıları belirleyici rol oynuyor. Birleşmiş Milletler yetkililerine göre, yıl başından bu yana bu tür saldırılarda 700’den fazla kişi hayatını kaybetti.

Çatışmalar son dönemde özellikle Kordofan ve Mavi Nil bölgelerinde yoğunlaşırken, Hızlı Destek Kuvvetleri ülkenin doğusu ile batısını bağlayan stratejik yolu kontrol altına almaya çalışıyor. Örgüt, geçen yılın sonunda Darfur bölgesinin tamamında kontrol sağlamıştı.

Sudan fiilen ikiye bölünmüş durumda: Ordu Hartum ile ülkenin doğusu ve merkezini kontrol ederken, Hızlı Destek Kuvvetleri batıdaki Darfur ve güneyin bazı bölgelerinde hâkimiyet kurmuş durumda.

Mart 2025’te ordunun Hartum’u yeniden kontrol altına almasının ardından başkentte görece bir sakinlik sağlanmış, ancak zaman zaman İHA saldırıları devam etmişti. Son aylarda yaklaşık 1,8 milyon yerinden edilmiş kişi kente geri dönerken, iç hat uçuşları da yeniden başlamıştı. Buna rağmen elektrik ve temel hizmetlerde ciddi eksiklikler sürüyor.

Sudan Kültür, Enformasyon ve Turizm Bakanlığı, teknik kontrollerin tamamlanmasının ardından Hartum Havalimanı’nın yeniden faaliyete geçeceğini açıkladı.

Dördüncü yılına giren savaşta on binlerce kişi hayatını kaybetti; bazı tahminlere göre ölü sayısı 200 bini aştı. Milyonlarca insanın yerinden edilmesine yol açan kriz, Birleşmiş Milletler tarafından dünyanın en ağır insani felaketlerinden biri olarak tanımlanıyor.


Sudan, Hartum havaalanına yapılan saldırıya karışmakla suçladığı Etiyopya'daki büyükelçisini geri çağırdı

HDK ile Sudan ordusu arasında yaşanan çatışmalarda Hartum havaalanından yükselen dumanlar (Arşiv-Reuters)
HDK ile Sudan ordusu arasında yaşanan çatışmalarda Hartum havaalanından yükselen dumanlar (Arşiv-Reuters)
TT

Sudan, Hartum havaalanına yapılan saldırıya karışmakla suçladığı Etiyopya'daki büyükelçisini geri çağırdı

HDK ile Sudan ordusu arasında yaşanan çatışmalarda Hartum havaalanından yükselen dumanlar (Arşiv-Reuters)
HDK ile Sudan ordusu arasında yaşanan çatışmalarda Hartum havaalanından yükselen dumanlar (Arşiv-Reuters)

Sudan, dün Hartum Havalimanı’nı hedef alan insansız hava aracı (İHA) saldırısında Etiyopya’nın rolü olduğunu öne sürerek, Addis Ababa’daki büyükelçisini istişareler için geri çağırdı.

Etiyopya ise suçlamaları reddederek karşı hamlede bulundu ve Sudan ordusunu, ülkenin kuzeyindeki Tigray bölgesinde faaliyet gösteren silahlı gruplara silah ve finansman sağlamakla suçladı. Söz konusu gruplar, 2020-2022 yılları arasında Etiyopya federal güçleriyle şiddetli çatışmalara girmişti.

Sudan’ın suçlamaları, dün Hartum Havalimanı ile Omdurman’daki Vadi Seyidna askeri üssünün İHA’larla hedef alınmasının ardından geldi. Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre askeri bir kaynak saldırıları doğrularken, bir mühimmatın havalimanı yakınındaki yerleşim alanına düştüğü bildirildi.

Sudan ordusu sözcüsü Asım Avad Abdülvehhab bu sabah, saldırılarda kullanılan İHA’ların Etiyopya’daki Bahir Dar Havalimanı’ndan havalandığına dair “kesin kanıtlar” bulunduğunu söyledi. Sudan Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim ise düzenlediği basın toplantısında, “Bu saldırıya karşı uygun gördüğümüz şekilde karşılık verme hakkına sahibiz” ifadelerini kullandı.

Buna karşılık Etiyopya, Sudan’ın suçlamalarını “asılsız” olarak nitelendirerek, Sudan ordusunun Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’ne silah ve mali destek sağladığını iddia etti. Etiyopya Dışişleri Bakanlığı, X platformunda yayımladığı açıklamada, Sudan ordusunun bu grupların Etiyopya’nın batı sınırındaki faaliyetlerini kolaylaştırdığı öne sürüldü.

Kasım 2020 ile Kasım 2022 arasında Tigray’da yaşanan savaşta, Etiyopya federal güçlerine yerel milisler ve Eritre ordusu destek vermiş, Afrika Birliği’ne göre en az 600 bin kişi hayatını kaybetmişti.

Dün gerçekleşen saldırılar, başkentin güneyinde HDK’ne atfedilen ve 5 kişinin ölümüne yol açan İHA saldırılarından günler sonra gerçekleşti.

Ülkenin güneyindeki Beyaz Nil eyaletinde ise bir hükümet kaynağı, Kanan kentindeki etanol fabrikasının İHA saldırısında ciddi hasar gördüğünü açıkladı.

Sudan hükümeti mart ayında ilk kez, Etiyopya’dan kalktığını iddia ettiği İHA saldırılarını kınadı. Nisan ayında Yale Üniversitesi’ne bağlı bir araştırma biriminin yayımladığı raporda ise Etiyopya sınırına yakın bir askeri üssün Aralık 2025 ile Mart 2026 arasında uydu görüntülerine dayanarak HDK’ne destek sağladığı öne sürülmüştü. Etiyopya ise bu iddiaları reddetmişti.

Sudanlı bir kadın, Omdurman'da savaşta öldürülen Sudanlıların mezarları arasında yürüyor (AFP).Sudanlı bir kadın, Omdurman'da savaşta öldürülen Sudanlıların mezarları arasında yürüyor (AFP).

Nisan 2023’ten bu yana Sudan ordusu ile HDK arasında süren savaşta, son aylarda İHA saldırılarının yoğunlaştığı ve tarafların bu yöntemi giderek daha fazla kullandığı belirtiliyor. Birleşmiş Milletler yetkililerine göre, yılbaşından beri bu saldırılarda 700’den fazla kişi hayatını kaybetti.

Çatışmalar son dönemde özellikle güneydeki Kurdufan ve Mavi Nil bölgelerinde yoğunlaşırken, HDK’nin ülkenin doğusunu batısına bağlayan stratejik yolu kontrol altına almaya çalıştığı ifade ediliyor. Söz konusu güçler, geçen yılın sonunda batıdaki Darfur bölgesinin tamamında kontrol sağlamıştı.

Ülke fiilen ikiye bölünmüş durumda: Ordu, Hartum ile ülkenin orta ve doğu kesimlerini kontrol ederken, HDK batıdaki Darfur ve güneyin bazı bölgelerinde hakimiyet kurmuş durumda.

Mart 2025’te ordunun Hartum’u yeniden ele geçirmesinin ardından şehirde görece bir sakinlik yaşanmış, ancak yıl sonuna doğru askeri hedefler ile enerji ve su altyapısına yönelik İHA saldırıları görülmüştü.

Son aylarda başkentte hayat kademeli olarak normale dönmeye başlamış, 1,8 milyondan fazla yerinden edilmiş kişi geri dönmüş ve iç hat uçuşları yeniden başlatılmıştı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre buna rağmen kentin geniş kesimlerinde elektrik ve temel hizmetlerde aksaklıklar sürüyor.

Kültür, Enformasyon, Turizm ve Eski Eserler Bakanlığı, dünkü saldırıların ardından gerekli teknik işlemlerin tamamlanması sonrasında Hartum Havalimanı’nda faaliyetlerin yeniden başlayacağını duyurdu.

Dördüncü yılına giren savaşta on binlerce kişi hayatını kaybederken, bazı tahminler ölü sayısının 200 bini aştığını gösteriyor. Milyonlarca insanın yerinden edilmesine yol açan çatışmalar, Birleşmiş Milletler’e göre dünyanın en ağır insani krizine neden olmuş durumda.


İsrail, Gazze’ye giden filodaki aktivistlere gözaltı süresini uzattı

Brezilyalı aktivist Tiago de Avila, 5 Mayıs 2026’da İsrail’in kıyı kenti Aşkelon’da mahkemeye götürülürken (AFP)
Brezilyalı aktivist Tiago de Avila, 5 Mayıs 2026’da İsrail’in kıyı kenti Aşkelon’da mahkemeye götürülürken (AFP)
TT

İsrail, Gazze’ye giden filodaki aktivistlere gözaltı süresini uzattı

Brezilyalı aktivist Tiago de Avila, 5 Mayıs 2026’da İsrail’in kıyı kenti Aşkelon’da mahkemeye götürülürken (AFP)
Brezilyalı aktivist Tiago de Avila, 5 Mayıs 2026’da İsrail’in kıyı kenti Aşkelon’da mahkemeye götürülürken (AFP)

Gazze’ye doğru ilerleyen “Sumud (Direniş) Filosu”nda yer alan yabancı aktivistler Tiago de Avila ve Saif AbuKeshek’in tutukluluk süresini pazar gününe kadar uzatıldı.

Meryem Azzam, Adalah bünyesinde uluslararası savunuculuk koordinatörü olarak yaptığı açıklamada, “Mahkeme, savcılığın gözaltı süresini pazar sabahına kadar uzatılması talebini kabul etti” dedi.

De Avila ve Abukeshek, salı günü Aşkelon Sulh Mahkemesi’nde, Gazze’ye insani yardım ulaştırmayı amaçlayan filonun gemilerinden birinden alınmalarından altı gün sonra hâkim karşısına çıktı.

Adalah, pazartesi günü yaptığı açıklamada, gözaltındaki aktivistlerin “psikolojik istismar ve kötü muameleye” maruz kaldığını belirtti. Kuruluş, aktivistlerle yaptığı görüşmelerde, tek seferde 8 saate kadar süren sorgular, ölüm tehditleri veya “100 yıl hapis cezası” tehdidi, hücrelerde yoğun ışık kullanımı ve hücre dışına çıkarıldıklarında — tıbbi ziyaretler sırasında dahi — sürekli gözlerinin bağlanması gibi uygulamaların aktarıldığını bildirdi.

rfgfrtbfr
İspanyol aktivist Saif Abukeshek, 3 Mayıs 2026’da İsrail’in Aşkelon kentindeki bir mahkemeye ulaşırken (AFP)

Kuruluş ayrıca, “tıbbi muayene sırasında hastanın gözlerinin bağlanmasının, tıbbi etik standartların açık bir ihlali” olduğunu vurguladı.

İsrail, Abukeshek ve De Avila’yı perşembe günü, Yunanistan açıklarında yaklaşık 20 tekneden oluşan Küresel Sumud Filosu’nda bulunan yaklaşık 175 diğer aktivistle birlikte gözaltına aldı. Filonun amacı, Gazze Şeridi’ne uygulanan İsrail ablukasını kırmak ve bölgeye insani yardım ulaştırmaktı. Ancak Gazze’ye yardım erişimi hâlen büyük ölçüde kısıtlı durumda.

Sivil toplum kuruluşu ayrıca, sorgulamaların büyük bölümünün filoya odaklandığını ve bunun “barışçıl bir insani misyon” olduğunu belirterek, gözaltının “insani yardımı ve dayanışmayı kriminalize etme girişimi” olduğunu savundu.

xsdc
Brezilyalı aktivist Tiago de Avila, 3 Mayıs 2026’da İsrail’in Aşkelon kentindeki bir mahkemeye gelişinde el işareti yaparken (AFP)

Diğer aktivistlerin ise Yunanistan ile İsrail arasında varılan bir anlaşma kapsamında Girit Adası’na götürüldüğü bildirildi.

İsrail, Saif Abukeshek ve Tiago de Avila’yı Filistinli “Hamas” hareketiyle bağlantılı olmakla suçluyor.