​Suriye’nin yakın tarihinin şahidi Abdulhalim Haddam, Paris’te öldü

Abdulhalim Haddam’ın 2011 yılında Brüksel’de düzenlenen bir toplantıya katılmıştı. (Reuters)
Abdulhalim Haddam’ın 2011 yılında Brüksel’de düzenlenen bir toplantıya katılmıştı. (Reuters)
TT

​Suriye’nin yakın tarihinin şahidi Abdulhalim Haddam, Paris’te öldü

Abdulhalim Haddam’ın 2011 yılında Brüksel’de düzenlenen bir toplantıya katılmıştı. (Reuters)
Abdulhalim Haddam’ın 2011 yılında Brüksel’de düzenlenen bir toplantıya katılmıştı. (Reuters)

Suriye eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdulhalim Haddam, Paris’te öldü. Haddam’ın hikâyesi, Suriye’nin yakın tarihinin önemli bir yönünü anlatıyor. İlk gençliğinde Baas Partisi’ne katıldı, Hama isyanında şehre vali olarak atandı, Kuneytra işgal edildiğinde yine aynı görevdeydi. Hafız Esed hastalandığında ‘yakın dostu’ olarak hep yanındaydı, iyileştiğinde de başkan yardımcılığına getirildi. ‘Lübnan dosyasından’ sorumluydu ve Suriye’nin Lübnan’dan çıkışını organize etti. Son yıllarını muhalif olarak sürgünde geçirdi. Doğduğu yer olan Banyas’a korona salgını yaklaştığında Paris’te kalp krizi geçirerek hayata veda etti.
Haddam, 1932’de Banyas’ta dünyaya geldi. İlk eğitimini bu şehirde aldı. Daha sonra Şam Üniversitesi’nde hukuk fakültesine kaydoldu. Mişel Eflak ve Salah Baytar başkanlığındaki Baas Partisi’ne katıldı. Baas Partisi, Mart 1963’teki darbe ile yönetime geldi. Üniversite yıllarında hava kuvvetlerinde pilot olan Hafız Esed ile arkadaşlık geliştirdi. Her ne kadar Esed, Nusayri kendisi ise Sünni olsa da aynı bölgeden olmaları ve aynı ideolojileri paylaşmaları ikili arasında sıkı bir ilişkinin kurulmasına neden oldu. Üniversiteyi bitirmesinin ardından Lazkiye’ye döndü ve siyasal faaliyetler yürüten bir avukat olarak bir süre çalıştı.

Hama kuşatması
Haddam, Baas Partisi Suriye’de yönetime geldiğinde rejime ve Cumhurbaşkanı Emin el-Hafız’a muhaliflerin yoğun yaşadığı Hama şehrine vali olarak atandı. Sami Mubeyyid, ‘Çelik ve İpek’ adındaki kitabında şunları aktardı:
“1964 Nisan’ında Suriye’deki Müslüman Kardeşler’in bir bölümü Hama merkez olmak üzere isyan başlattı. Haddam krizi diplomatik yollarla çözmeye çalışsa da başarılı olamadı. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Emin el-Hafız isyancıların konuşlandığı camiye hava saldırısı düzenlenmesini emretti.”
Söz konusu olayın ardından Hama’daki başkaldırı şiddet kullanılarak bastırıldı. Haddam daha sonra Golan Tepeleri’ndeki Kuneytra valisi olarak görevlendirildi. Ancak 5 Haziran 1967’de İsrail’in bu bölgeyi işgal etmesi üzerine şehirden ayrılmak zorunda kaldı. Bu kritik süreçte rejimde üç doktor görev almaktaydı. Bu isimler Devlet Başkanı Nureddin el-Atasi,  Başbakan Yusuf ez-Zeyn ve Dışişleri Bakanı İbrahim Mahus’tu. Suriye diplomasisinin başkanı Mahus, Golan Tepeleri işgal edildiğinde (Baas Partisi’ni iktidara getiren Mart Devrimi’ni kast ederek) şu meşhur sözü söylemişti:
“Şehirleri kaybetmemiz o kadar da önemli değildir. Çünkü düşmanın amacı devrimi sonlandırmaktır.”
 Bu cümlenin günümüze dek yansımaları bulunmakta. Zira Suriye’de şu anda üç nüfuz bölgesinde beş ülkenin ordusu mevcut.
Devlet Başkanı Atasi, 1968’de Haddam’ı kısa süreliğine Şam Valisi olarak atadı. Ardından Haziran 1969’da İktisat Bakanı olarak görevlendirildi. Bu süreçte Baas içindeki derin ihtilaflar gün yüzüne çıktı. Salah Cedid, Atasi ve Mahus evrensel solcular olarak nitelenirken Savunma Bakanı Hafız Esed ‘pragmatist’ olarak değerlendiriliyordu. Sonunda Hafız Esed, 17 Kasım 1970’te Tashih Hareketi (Reform) adını verdiği hareketle rakiplerini saf dışı bırakarak yönetime el koydu. Esed arkadaşlarını hapse attı ancak Mahus Cezayir’e kaçmayı başardı.

Başkanın dostu
Esed, 1970 yılında iktidarı ele geçirdiğinde ‘gençlik dostu’ Haddam’ı Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak atadı. Haddam aynı zamanda Esed’in cumhurbaşkanlığına eşzamanlı olarak üstlendiği Meclis Başkanı’nın yardımcısı pozisyonundaydı. Haddam, Sünni olması sebebiyle 1970’lerden 1980’lere kadar Müslüman Kardeşler’e karşı sürdürülen mücadelede ‘süngü başı’ olarak istihdam edildi. Ayrıca yeni rejimin savunması için entelektüellerle de yakın ilişkiler geliştirmek üzere görevlendirilmişti. Hafız Esed, 1983’te kalp krizi geçirip yatağa düşünce Haddam devlet yönetiminden sorumlu askeri-siyasi heyetin içinde yer aldı. Bu heyet o zamanlar Esed’in kardeşi Rıfat Esed’in iktidar hırsını dizginlemekle meşguldü. Rıfat Esed, Müslüman Kardeşler’le mücadele ettiği süreçte ‘Savunma Tugayları’nın’ başındaydı ve iyice güçlenmişti. Hafız Esed, 1984’te iyileştiğinde kendisine üç yardımcı atadı. Bunlar Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Abdulhalim Haddam, Askeri İşlerden Sorumlu Rıfat Esed ve parti işlerinden sorumlu olarak da Zuheyr Meşarika’ydı. Bu süreçte Haddam ve Savunma Bakanı Mustafa Atlas, Hafız Esed’in en yakın adamları olarak öne çıktılar. (Atlas sürgünde olduğu Paris’te 2017’de öldü) Haddam’ın Cumhurbaşkanı Yardımcısı olması üzerine boşalan koltuğuna Faruk Şara getirildi. İç savaş sonrası Lübnan’da konuşlu olan Suriye askerleri Haddam’ın sorumluluğundaydı. Haddam Lübnan’daki taraflarla birebir ilişkiler geliştirdi. 1979’dan sonra Tahran’la ilişkileri de Haddam yürüttü.

İzolasyonu sonlandırdı
‘Çelik ve İpek’ kitabında, Haddam'ın dışişleri bakanı olarak Baas Partisi’nin iktidara geldiği 1963-1970 yılları arasında Suriye’ye uygulanan uluslararası izolasyonun sona ermesi için etkili bir rol oynadığına işaret ediliyor. Haddam’ın Suriye’nin Arap komşularıyla iyi ilişkiler geliştirmesini sağladığı savunuluyor. Özellikle Suudi Arabistan, Lübnan, Ürdün ve Irak ile ilişkileri güçlendirdiği ifade ediliyor. Mayıs 1974'te Suriye ve Mısır'ın İsrail’e karşı müşterek savaşından sonra eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger tarafından hazırlanan ‘çatışmasızlık anlaşması’ karşıtlarına siyasi baskı uyguladı. 1978’de Hafız Esed’in İsrail ile görüşmelerde bulunan Enver Sedat karşıtı mektuplarını Arap liderlere götürmekle görevlendirildi.  Şam üzerine uluslararası baskıların artması üzerine Şah Pehlevi’nin devrilmesinin ardından İran ile ilişkiler geliştirdi. Ağustos 1979'da Tahran'ı ziyaret eden Haddam, İran Devrimi’ni “çağdaş tarihteki en önemli olay” olarak niteledi. Bu süreçte Devrim Lideri Humeyni ile ittifak geliştirilmesine öncülük etti. Ancak bir yandan da Suudi Arabistan liderliğindeki Arap ülkeleri ile iyi ilişkiler geliştirerek bir denge politikası izlenmesini savunuyordu.

Esed'in elçisi
Haddam, Nisan 1975'te Esed’in Lübnan Özel Temsilcisi olarak görevlendirildi. İç savaş başlamadan önce Lübnan’daki taraflar arasında gerçekleşen müzakerelerde aracı oldu. Suriye muhaberatının Lübnan sorumlusu Gazi Kenan ve Şam İstihbarat Müdürü Muhammed Nasif Hayrbek ile birlikte Lübnan siyasi çevrelerinde Suriye nüfuzunun artmasını sağladı. (Gazi Kenan’ın 2005’te intihar ettiği duyuruldu. Nasif Hayrbek Haziran 2015’te öldü.) 1985'te Velid Canbolat, Nebih Berri ve İyleh Habika’yı ateşkese ikna ederek ‘Üçlü Anlaşma’nın’ yapılmasını koordine etti. Suriye ve Suudi Arabistan, Ekim 1989'da tarafların çoğunun 17 yıllık iç savaşı sona erdirmeyi kabul ettiği Taif Anlaşması’nın imzalanmasında etkili oldu. İsrail’in 1996’da Güney Lübnan’ı işgal etmesinin ardından Lübnan Başbakanı Mişel Avn’ı ‘Nisan İttifakı’ ve benzeri uluslararası anlaşmaları imzalamaya ikna etti. Abdulhalim Haddam, 1990’lı yıllarda İsrail ile müzakerelerde diplomatik kişiliğiyle öne çıkmayı başardı. Siyasi tarih uzmanları, Haddam’ın Esed’in izniyle 1992-2000 yılları arasında Refik Hariri’nin başbakanlığını desteklediğini aktarıyor. Huddam Lübnan siyasi çevrelerinde ‘Lübnan’ın hâkimi’ olarak nitelendiriliyordu. Zira Lübnan’daki tüm siyasi çevreler üzerinde ciddi etkileri vardı. Hafız Esed, Lübnan dosyasını 1998’e kadar Haddam’a vermişti. Ancak Basil Esed’in trafik kazasında ölmesi üzerine Londra’dan dönen Beşşar Esed Lübnan dosyasında görevlendirildi. Bu durum Haddam’ın ve Lübnan’daki müttefiklerinin hoşuna gitmemişti.

Yumuşak geçiş
Hafız Esed’in 2000 yılında vefat etmesi üzerine ‘geçiş dönemini’ kimin üstleneceği üzerinde tartışmalar başladı. Haddam bu süreçte öne çıkmayı denedi ancak baskıların artması üzerine ‘yumuşak geçiş’ olarak adlandırılan kararnameyi imzalamak zorunda kaldı. Beşşar Esed başkomutan olarak atandı. Temmuz ayında ise anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanı tayin edildi. Beşşar Esed, Haddam’ın Başkan Yardımcısı görevini sürdürmesini talep etti. Eylül 2000’de Maruni Patriği Nasrallah Butrus’un muhalefet hareketini sonlandırmakla görevlendirildi. Temmuz 2001’de Cumhurbaşkanı Emil Lahud ve Başbakan Refik Hariri çatışmasında arabulucu oldu. Suriyeli uzmanlar, Haddam’ın bu süreçte Lahud ve Hariri’nin arasını düzelttiğini ve Hafız Esed’in ölümüyle Suriye ile arası bozulan Velid Canbolat’ın gönlünü kazandığını söylüyor. Haddam’ın siyasi rolü azaldığında, 2003 yılında, siyasi görüşleri özgürlük ve demokrasi hakkında ‘Çağdaş Arap Düzeni’ başlıklı bir kitap yazdı. Baas Partisi’nin Haziran 2005’teki kurultayında Cumhurbaşkanlığı Yardımcısı görevinden istifa ettiğini ancak parti merkez yönetim teşkilatındaki görevini sürdüreceğini duyurdu. Daha sonra Lübnan üzerinden sürgün hayatı yaşayacağı Paris’e gitti. Dışişleri Bakanı Faruk Şara, Haddam’ın pozisyonuna getirildi. Velid el-Muallim de Dışişleri Bakanı olarak tayin edildi. Refik Hariri’nin suikasta kurban gitmesinin ardından birçok Arap ve Avrupa ülkesi Suriye’yi boykot etti. Haddam bu süreçte rejimden ayrıldığını ilan etti ve rejimi ‘dostu’ olan Hariri’yi öldürmekle suçladı. Haddam ayrıca Sadrettin Beyanuni aracılığıyla Müslüman Kardeşler’le ilişki kurarak ‘Kurtuluş Cephesi’ adı altında muhalif bir oluşumun içinde yer aldı. Haddam ‘vatana ihanetle’ suçlandı. Şam ve Banyas’taki özel mülklerine el konuldu. 
Haddam 2011 devriminde önemli bir siyasi rol üstlenmemeyi tercih etti. Ancak dünya devletleri müdahil olmazsa Suriyelilerin kendilerini korumak için silahlanmaları gerektiğini söyledi. Son yıllarında Suriye ve Lübnan’ın yakın tarihine dair hatırlarını yazmaya yoğunlaştı. Haddam’a yakın olanlar, son dönemlerde maddi durumunun oldukça kötüleştiğini aktarıyor. Birçok hastalıktan mustarip olan Haddam dün sabah geçirdiği kalp krizi sonucu yaşama veda etti.
 



Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, “ateşkes plus” formülünü ve düşmanlığa son vermeyi gündeme taşırken barış ise ertelendi

Sivil Savunma görevlileri, salı günü Lübnan'ın güneyinde İsrail saldırısında hayatını kaybeden iki meslektaşlarının tabutlarını taşıyor (EPA)
Sivil Savunma görevlileri, salı günü Lübnan'ın güneyinde İsrail saldırısında hayatını kaybeden iki meslektaşlarının tabutlarını taşıyor (EPA)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı Avn, “ateşkes plus” formülünü ve düşmanlığa son vermeyi gündeme taşırken barış ise ertelendi

Sivil Savunma görevlileri, salı günü Lübnan'ın güneyinde İsrail saldırısında hayatını kaybeden iki meslektaşlarının tabutlarını taşıyor (EPA)
Sivil Savunma görevlileri, salı günü Lübnan'ın güneyinde İsrail saldırısında hayatını kaybeden iki meslektaşlarının tabutlarını taşıyor (EPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, ‘ateşkes plus’ formülünü bugün Washington'da başlayıp yarın da sürecek olan İsrail ile müzakerelere taşıyor. Lübnan bu müzakerelere, İsrail ile barış anlaşması ya da normalleşmeyle sonuçlanmayacağı net bir tutumla katılıyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi bir kaynak, Cumhurbaşkanı Avn'ın müzakerelere yalnızca güvenlik prosedürleri ve düzenlemeleriyle sınırlı bir süreç gözüyle baktığını belirtti. Kaynağa göre bu süreç nihai olarak, 1949 yılında imzalanan ateşkes anlaşmasına benzeyen, ancak bazı yetkililerin ‘ateşkes plus’ olarak tanımladığı geliştirilmiş bir formüle ulaşmayı amaçlıyor. Kaynak, Lübnan'ın müzakerelerden beklentisinin henüz olgunlaşmamış bir Arap sürecine bağlı bir barış anlaşması değil, düşmanlık halinin sona erdirilmesi olduğunu vurguladı.

Kaynak, ateşkesi durdurmayacağı anlaşılan İsrail engelinin yanı sıra bir diğer engelin Lübnan’ın içinden kaynaklandığına, bunun da iletişim kurulamayan Hizbullah olduğuna dikkati çekti. Washington'ın ateşkesin ilan edilmesi halinde Hizbullah'ın buna uyacağına dair güvencelere ilişkin Lübnan talebine soru işaretleriyle yanıt verdiğini aktaran kaynak, Cumhurbaşkanı Avn'ın bu konuda Hizbullah'a sorular ilettiğini, ancak herhangi bir yanıt alamadığını da ortaya koydu.


Lübnan ile İsrail arasındaki üçüncü tur görüşmeler bugün Washington’da yapılacak

Güney Lübnan’daki Deyr ez-Zehrani köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Deyr ez-Zehrani köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

Lübnan ile İsrail arasındaki üçüncü tur görüşmeler bugün Washington’da yapılacak

Güney Lübnan’daki Deyr ez-Zehrani köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Deyr ez-Zehrani köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

Lübnan ve İsrail bugün Washington’da yeni bir barış görüşmeleri sürecine başlıyor. Görüşmeler, yürürlükte olan ancak süresinin sonuna yaklaşan ateşkesin devam ettiği bir dönemde gerçekleştiriliyor. Süreç, İsrail’in düzenlediği hava saldırılarında yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği bir ortamda ilerliyor.

Müzakerelerin arifesinde Lübnan Sağlık Bakanlığı dün İsrail’in hava saldırılarını yoğunlaştırması sonucu 22 kişinin hayatını kaybettiğini, bunlar arasında sekiz çocuğun da bulunduğunu açıkladı.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA) ise İsrail saldırılarının ülkenin güneyi ve doğusunda yaklaşık 40 hedefi vurduğunu bildirdi.

Lübnan ile İsrail arasındaki son görüşme 23 Nisan’da Beyaz Saray’da gerçekleşmişti. O görüşmede ABD Başkanı Donald Trump, ateşkesin üç hafta daha uzatıldığını açıklamış ve tarihi bir anlaşmaya varılacağına dair iyimserlik dile getirmişti.

Trump, o dönemde yaptığı açıklamada, ateşkes süresi içinde İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn’ı Washington’da ağırlayarak taraflar arasında ilk ‘tarihi zirvenin’ yapılabileceğini öngörmüştü.

Ancak söz konusu zirve gerçekleşmedi. Avn, böyle sembolik bir toplantıdan önce güvenlik anlaşmasına varılması ve İsrail saldırılarının durdurulması gerektiğini ifade etti.

Ateşkes daha sonra pazar gününe kadar uzatıldı. 17 Nisan’da yürürlüğe girdiğinden bu yana İsrail saldırılarında 400’den fazla kişinin hayatını kaybettiği, bu verinin AFP tarafından Lübnan makamlarına dayandırılarak aktarıldığı bildirildi.

İsrail ise İran destekli Hizbullah hedeflerine yönelik saldırılarını ateşkes sürecine rağmen sürdüreceğini açıkladı.

Netanyahu, geçen hafta Beyrut’un merkezine düzenlenen ve Hizbullah’ın üst düzey bir komutanının öldüğü hava saldırısının ardından yaptığı açıklamada, “Düşmanlarımıza açıkça söylüyorum: Hiçbir teröristin dokunulmazlığı yoktur. İsrail’i tehdit eden herkes bedelini ödeyecektir” ifadelerini kullandı.

Lübnan ateşkesin kalıcı hale getirilmesi için çaba gösteriyor

Lübnanlı bir yetkili, kimliğinin açıklanmaması koşuluyla AFP’ye yaptığı açıklamada, ülkesinin Washington’daki görüşmeler sırasında ateşkesi ‘güçlendirmeye ve kalıcı hale getirmeye’ çalışacağını söyledi. Yetkili, en önemli önceliğin ‘ölüm ve yıkımın sona erdirilmesi’ olduğunu vurguladı.

Öte yandan İran, Lübnan’da kalıcı bir ateşkes sağlanmadan daha geniş çaplı çatışmanın sona erdirilmesine yönelik herhangi bir anlaşmaya karşı çıkarak kalıcı ateşkes çağrısında bulundu. Bu tutumun, Trump’ın kendi şartlarına uygun bir anlaşma yapılması yönündeki taleplerinin kabul edilmemesi nedeniyle rahatsızlık yarattığı belirtildi.

Hizbullah üzerindeki baskı

Lübnan’da savaşın başlamasından bu yana Lübnan Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre en az 2 bin 896 kişi hayatını kaybetti, 8 bin 824 kişi ise yaralandı.

Söz konusu kayıplar arasında, Hizbullah tarafından yapılan açıklamalara göre, İsrail saldırılarında ölen örgüt mensupları da bulunuyor.

İsrail’in, Şii nüfusun yoğun olduğu bölgeleri, özellikle de Beyrut’un güneyindeki banliyöleri hedef aldığı; ayrıca güney bölgelerde kara operasyonları gerçekleştirdiği bildirildi.

ABD ise Lübnan’ın tüm toprakları üzerinde egemenliğini korumasına yönelik çağrıları desteklediğini belirtirken, aynı zamanda Hizbullah’a karşı adım atılması için Beyrut yönetimine sık sık baskı uyguladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, ‘kapsamlı barışın, Lübnan devlet otoritesinin tamamen yeniden tesis edilmesine ve Hizbullah’ın tamamen silahsızlandırılmasına bağlı olduğu’ ifade edildi.

Açıklamada ayrıca, bu görüşmelerin son yirmi yıldır izlenen ve ‘devlet dışı silahlı grupların kökleşmesine, kendilerini finanse etmelerine, Lübnan devlet otoritesini zayıflatmalarına ve İsrail’in kuzey sınırını tehdit etmelerine yol açan başarısız yaklaşımı kırmayı amaçladığı’ belirtildi.

Bu tur, diplomatik ilişkisi bulunmayan iki taraf arasında gerçekleştirilecek üçüncü müzakere turu olacak.

Üçüncü tura kimler katılıyor?

Lübnan ile İsrail arasında daha önce Beyaz Saray’da düzenlenen son oturumun aksine ya da ilk turdan farklı olarak, bu kez ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve ABD Başkanı Donald Trump görüşmelere katılmayacak.

İki gün sürecek ve ABD Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacak toplantılarda ABD tarafında arabulucu olarak İsrail ve Lübnan büyükelçileri yer alacak. Bunlar arasında, Evanjelik bir papaz geçmişine sahip ve İsrail’in bölgesel hedeflerine güçlü desteğiyle bilinen Mike Huckabee, Lübnan doğumlu iş insanı ve Trump’ın golf arkadaşı olan Michel Issa ve Marco Rubio’ya yakın bir isim olarak bilinen Mike Needham bulunuyor.

Lübnan tarafını ise Lübnan’ın egemenliğini güçlü şekilde savunan deneyimli hukukçu ve diplomat Simon Karam temsil edecek. Karam aynı zamanda Lübnan’ın Washington Büyükelçisi olarak görev yapıyor.

İsrail heyetinde ise Washington Büyükelçisi Yechiel Leiter yer alacak. Leiter’in, Netanyahu’ya yakın bir isim olduğu ve işgal altındaki Batı Şeria’daki yerleşimci hareketiyle güçlü bağlara sahip olduğu belirtildi.


Suçlamalar ve askeri yığınak... Sudan ve Etiyopya bir çatışmanın eşiğinde mi?

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, daha önce Hartum’da gerçekleşen bir görüşmede (Etiyopya Başbakanlık Ofisi)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, daha önce Hartum’da gerçekleşen bir görüşmede (Etiyopya Başbakanlık Ofisi)
TT

Suçlamalar ve askeri yığınak... Sudan ve Etiyopya bir çatışmanın eşiğinde mi?

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, daha önce Hartum’da gerçekleşen bir görüşmede (Etiyopya Başbakanlık Ofisi)
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, daha önce Hartum’da gerçekleşen bir görüşmede (Etiyopya Başbakanlık Ofisi)

Sudan ile Etiyopya arasındaki ilişkiler, silahlı gruplara destek verilmesi ve insansız hava araçlarıyla (İHA) saldırılar düzenlenmesi yönündeki karşılıklı suçlamaların ardından benzeri görülmemiş bir gerilim sürecine girdi. Ortak sınır hattında yaşanan askeri hareketlilik ise krizin bölgesel çapta açık bir çatışmaya dönüşebileceği yönündeki endişeleri artırıyor.

Bu gerilim, Sudan’ın, ordu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasında süren savaş nedeniyle son derece karmaşık bir iç krizden geçtiği dönemde yaşanıyor. Söz konusu durum, Hartum yönetiminin yeni bir dış krizle başa çıkma kapasitesine ilişkin soru işaretlerini gündeme getirirken, karşılıklı suçlamaların siyasi ve güvenlik boyutunda mı kalacağı yoksa doğrudan askeri çatışmaya mı dönüşeceği tartışılıyor.

Gözler, Afrika Boynuzu uzmanı Cameron Hudson’ın değerlendirmelerine çevrilmiş durumda. Hudson, Sudan ile Etiyopya arasındaki diplomatik ilişkilerin kötüleştiğine ve Hartum’un ortak sınır yakınında askeri güç yığınağı yaptığına dikkat çekti. Bu değerlendirme, Sudan ordusunun birkaç gün önce Addis Ababa yönetimini Sudan’a yönelik düşmanca faaliyetlere karışmakla suçlamasının ardından geldi. Sudan ordusu ayrıca, Etiyopya’daki Bahir Dar Havalimanı’nın, HDK’ye ait İHA’ların kalkış noktası olarak kullanılmasına izin verildiğini öne sürdü.

Hudson, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Sudan’ın ‘Etiyopya ile diplomatik ilişkilerini kestiğini ve sınır bölgesine yeni askeri birlikler sevk ettiğini’ öne sürdü. Hudson, iki ülke arasındaki tarihsel gerilimin daha geniş çaplı bir çatışmaya dönüşme ihtimalinden duyduğu endişeyi dile getirirken, Sudan’ın 2023’ten bu yana devam eden iç savaş nedeniyle son derece hassas bir süreçten geçtiğine dikkat çekti. Sudan tarafından diplomatik ilişkilerin tamamen kesildiğine dair resmî bir açıklama yapılmamış olsa da Hartum yönetimi Etiyopya Büyükelçisi’ni geri çağırdı. Bu adım, Sudan ordusunun Etiyopya ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni (BAE), Hartum Havalimanı ve diğer noktaları hedef alan İHA saldırılarına karışmakla suçlamasının ardından geldi.

Sudan ordusu geçen hafta yaptığı açıklamada, son saldırıların Etiyopya’daki Bahir Dar Havalimanı’ndan başlatıldığını öne sürerken, Addis Ababa yönetimi bu suçlamaları kesin bir dille reddederek ‘hiçbir temele dayanmadığını’ savundu.

Bu gelişmeler, Reuters tarafından aylar önce yayımlanan bir araştırma dosyasının ardından gündeme geldi. Söz konusu haberde, Etiyopya’nın Sudan sınırındaki Benishangul-Gumuz bölgesinde, HDK mensubu binlerce savaşçının eğitildiği gizli bir kamp bulunduğu iddia edilmişti. Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre bu bilgiler saha kaynakları ve uydu görüntülerinden elde edildi.

Haberde ayrıca bu kampın, Sudan’daki savaşın bölgesel boyuta taşındığının göstergesi olduğu değerlendirmesi yapılırken, Etiyopya makamları konuya ilişkin resmî bir açıklama yapmadı. Aynı bağlamda, Yale Üniversitesi bünyesindeki İnsani Araştırmalar Laboratuvarı tarafından yayımlanan bir raporda da,geçtiğimiz nisan ayında Asosa kentindeki bir askeri üste HDK lehine Etiyopya kaynaklı askeri destek işaretlerinin tespit edildiği belirtildi.

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ile Aralık 2023’te Addis Ababa’da bir araya geldi. (X)Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) Komutanı Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu (Hamideti) ile Aralık 2023’te Addis Ababa’da bir araya geldi. (X)

Etiyopya ise suçlamalara karşılık vererek, Sudan’ın Tigray bölgesindeki hükümet karşıtı grupları desteklediğini ve Etiyopya’nın toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini öne sürdü. Etiyopya Dışişleri Bakanlığı ayrıca Hartum yönetimini, HDK ile yürütülen savaşta bazı Tigraylı isyancıları kullanmakla suçladı. Bakanlık, iki ülke arasındaki ilişkileri koruma amacıyla bu iddiaları daha önce kamuoyuna açıklamaktan kaçındığını belirtti.

Mevcut gerilim, iki ülke arasında uzun yıllardır süregelen karşılıklı güvensizlik ve örtülü çatışma geçmişine dayanıyor. Etiyopya, farklı dönemlerde Sudanlı muhalif gruplara ev sahipliği yaparken, özellikle Sudan Halk Kurtuluş Hareketi lideri John Garang ile Sudanlı taraflar arasındaki arabuluculuk süreçlerinde de siyasi rol üstlendi. Sudan’daki mevcut savaşın başlamasının ardından Addis Ababa yönetimi, Korgeneral Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) liderliğindeki HDK heyetini ağırlarken, eski Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk öncülüğündeki Sivil Demokratik Güçler Koordinasyonu (Tekaddum) da dahil olmak üzere Sudanlı sivil muhalif grupların toplantılarına ev sahipliği yaptı.

Öte yandan Sudan da geçmişte Etiyopya’nın iç çatışmalarında etkili roller üstlendi. Sudanlı İslamcı lider Hasan et-Turabi, geçmişte verdiği röportajlarda Etiyopyalı isyancıların Addis Ababa’ya Etiyopyalılar tarafından kullanılan Sudan tanklarıyla girdiklerini söylemişti. Sudan Ulusal Güvenlik Eski Danışmanı el-Fatih Urve ise 1991 yılında Mengistu Haile Mariam rejiminin devrilmesinin ardından, Etiyopya eski Devlet Başkanı Meles Zenawi’yi Hartum’dan Addis Ababa’ya taşıyan uçağı kendisinin kullandığını açıklamıştı.

Ancak iki ülke arasındaki ilişkiler, 1995 yılında dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’e yönelik Addis Ababa’daki suikast girişiminin ardından ciddi bir gerilim sürecine girdi. Mübarek, o dönemde Afrika Birliği (AfB) zirvesine katılmak üzere Etiyopya’da bulunuyordu. Etiyopya ve Mısır, Sudan eski Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir yönetimini ve Ulusal İslam Cephesi hareketini saldırıya karışmakla suçlamış, Hartum yönetimi ise bu iddiaları reddetmişti. İki ülke arasındaki gerilimin önemli başlıklarından biri de Sudan’ın doğusundaki el-Faşka sınır bölgesi olmaya devam etti. Sudan ordusu, 2020 yılının sonunda bölgede yeniden konuşlanarak uzun yıllardır Etiyopyalı grupların kontrolünde bulunan bazı alanları geri aldı. Addis Ababa yönetimi ise bu hamleyi, Etiyopya’nın Tigray bölgesindeki savaşla meşgul olmasının fırsata çevrilmesi olarak değerlendirdi.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Port Sudan’da daha önceki bir görüşmede (Sudan Egemenlik Konseyi)Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah el-Burhan ve Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Port Sudan’da daha önceki bir görüşmede (Sudan Egemenlik Konseyi)

Mevcut gerilim ortamında temel sorulardan biri, karşılıklı suçlamaların doğrudan bir savaşa dönüşüp dönüşmeyeceği olarak öne çıkıyor. Askeri uzmanlar, taraflar açısından siyasi, askeri ve ekonomik maliyetlerin yüksek olması nedeniyle kapsamlı bir savaş ihtimalinin halen sınırlı olduğu görüşünde birleşiyor. Uzmanlara göre Sudan ordusu zaten Nisan 2023’ten bu yana HDK ile geniş çaplı bir savaş yürütürken, Etiyopya da çeşitli bölgelerde iç karışıklıklar ve karmaşık güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya bulunuyor.

Sudanlı askeri uzman Dr. Cemal eş-Şehid, Sudan ile Etiyopya arasındaki gerilimin artık geleneksel diplomatik anlaşmazlıkların ötesine geçtiğini, stratejik mesajlar ve güvenlik baskılarının karşılıklı olarak verildiği bir aşamaya ulaştığını söyledi. Ancak eş-Şehid, mevcut koşullarda taraflar arasında kapsamlı bir askeri çatışma çıkmasını düşük ihtimal olarak değerlendirdi. Gerilimin özellikle el-Faşka bölgesi, Nahda (Hedasi) Barajı ve silahlı gruplara destek verildiği yönündeki karşılıklı suçlamalar nedeniyle sınırlı sınır çatışmalarına dönüşebileceğini belirten eş-Şehid, Sudan’ın şu anda önceliğinin iç savaşı sonuçlandırmak ve ülke içinde istikrarı yeniden sağlamak olduğunu, bu nedenle dış cephede bir savaşın son derece maliyetli olacağını ifade etti.

Öte yandan emekli pilot yarbay et-Tayyib el-Malekabi, mevcut gerilimin yalnızca siyasi söylem düzeyinde kalmadığını ve bölgesel bir çatışmanın yaklaşmakta olduğuna işaret edebileceğini savundu. Bununla birlikte el-Malekabi, Sudan ordusunun Etiyopya ile açık bir savaşa girecek düzeyde fiili askeri hazırlığa sahip olmadığını düşündüğünü söyledi. El-Malekabi ayrıca dış tehdit söyleminin, iç savaşın yarattığı baskıları hafifletmeye yönelik bir araç olarak da kullanılıyor olabileceğini dile getirdi.

Diplomatik gerilim, askeri hareketlilik, sınır anlaşmazlıkları ve karşılıklı müdahale suçlamalarının gölgesinde, Sudan ile Etiyopya arasındaki ilişkilerin son derece hassas bir sınavdan geçtiği değerlendiriliyor. Uzmanlara göre güvenlik kırılganlığının ve çok katmanlı çatışmaların hâkim olduğu Afrika Boynuzu’nda olası bir doğrudan çatışma, yalnızca iki ülke için değil, bölgenin tamamının istikrarı açısından yeni bir tehdit oluşturabilir.