​Suriye’nin yakın tarihinin şahidi Abdulhalim Haddam, Paris’te öldü

Abdulhalim Haddam’ın 2011 yılında Brüksel’de düzenlenen bir toplantıya katılmıştı. (Reuters)
Abdulhalim Haddam’ın 2011 yılında Brüksel’de düzenlenen bir toplantıya katılmıştı. (Reuters)
TT

​Suriye’nin yakın tarihinin şahidi Abdulhalim Haddam, Paris’te öldü

Abdulhalim Haddam’ın 2011 yılında Brüksel’de düzenlenen bir toplantıya katılmıştı. (Reuters)
Abdulhalim Haddam’ın 2011 yılında Brüksel’de düzenlenen bir toplantıya katılmıştı. (Reuters)

Suriye eski Devlet Başkan Yardımcısı Abdulhalim Haddam, Paris’te öldü. Haddam’ın hikâyesi, Suriye’nin yakın tarihinin önemli bir yönünü anlatıyor. İlk gençliğinde Baas Partisi’ne katıldı, Hama isyanında şehre vali olarak atandı, Kuneytra işgal edildiğinde yine aynı görevdeydi. Hafız Esed hastalandığında ‘yakın dostu’ olarak hep yanındaydı, iyileştiğinde de başkan yardımcılığına getirildi. ‘Lübnan dosyasından’ sorumluydu ve Suriye’nin Lübnan’dan çıkışını organize etti. Son yıllarını muhalif olarak sürgünde geçirdi. Doğduğu yer olan Banyas’a korona salgını yaklaştığında Paris’te kalp krizi geçirerek hayata veda etti.
Haddam, 1932’de Banyas’ta dünyaya geldi. İlk eğitimini bu şehirde aldı. Daha sonra Şam Üniversitesi’nde hukuk fakültesine kaydoldu. Mişel Eflak ve Salah Baytar başkanlığındaki Baas Partisi’ne katıldı. Baas Partisi, Mart 1963’teki darbe ile yönetime geldi. Üniversite yıllarında hava kuvvetlerinde pilot olan Hafız Esed ile arkadaşlık geliştirdi. Her ne kadar Esed, Nusayri kendisi ise Sünni olsa da aynı bölgeden olmaları ve aynı ideolojileri paylaşmaları ikili arasında sıkı bir ilişkinin kurulmasına neden oldu. Üniversiteyi bitirmesinin ardından Lazkiye’ye döndü ve siyasal faaliyetler yürüten bir avukat olarak bir süre çalıştı.

Hama kuşatması
Haddam, Baas Partisi Suriye’de yönetime geldiğinde rejime ve Cumhurbaşkanı Emin el-Hafız’a muhaliflerin yoğun yaşadığı Hama şehrine vali olarak atandı. Sami Mubeyyid, ‘Çelik ve İpek’ adındaki kitabında şunları aktardı:
“1964 Nisan’ında Suriye’deki Müslüman Kardeşler’in bir bölümü Hama merkez olmak üzere isyan başlattı. Haddam krizi diplomatik yollarla çözmeye çalışsa da başarılı olamadı. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı Emin el-Hafız isyancıların konuşlandığı camiye hava saldırısı düzenlenmesini emretti.”
Söz konusu olayın ardından Hama’daki başkaldırı şiddet kullanılarak bastırıldı. Haddam daha sonra Golan Tepeleri’ndeki Kuneytra valisi olarak görevlendirildi. Ancak 5 Haziran 1967’de İsrail’in bu bölgeyi işgal etmesi üzerine şehirden ayrılmak zorunda kaldı. Bu kritik süreçte rejimde üç doktor görev almaktaydı. Bu isimler Devlet Başkanı Nureddin el-Atasi,  Başbakan Yusuf ez-Zeyn ve Dışişleri Bakanı İbrahim Mahus’tu. Suriye diplomasisinin başkanı Mahus, Golan Tepeleri işgal edildiğinde (Baas Partisi’ni iktidara getiren Mart Devrimi’ni kast ederek) şu meşhur sözü söylemişti:
“Şehirleri kaybetmemiz o kadar da önemli değildir. Çünkü düşmanın amacı devrimi sonlandırmaktır.”
 Bu cümlenin günümüze dek yansımaları bulunmakta. Zira Suriye’de şu anda üç nüfuz bölgesinde beş ülkenin ordusu mevcut.
Devlet Başkanı Atasi, 1968’de Haddam’ı kısa süreliğine Şam Valisi olarak atadı. Ardından Haziran 1969’da İktisat Bakanı olarak görevlendirildi. Bu süreçte Baas içindeki derin ihtilaflar gün yüzüne çıktı. Salah Cedid, Atasi ve Mahus evrensel solcular olarak nitelenirken Savunma Bakanı Hafız Esed ‘pragmatist’ olarak değerlendiriliyordu. Sonunda Hafız Esed, 17 Kasım 1970’te Tashih Hareketi (Reform) adını verdiği hareketle rakiplerini saf dışı bırakarak yönetime el koydu. Esed arkadaşlarını hapse attı ancak Mahus Cezayir’e kaçmayı başardı.

Başkanın dostu
Esed, 1970 yılında iktidarı ele geçirdiğinde ‘gençlik dostu’ Haddam’ı Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak atadı. Haddam aynı zamanda Esed’in cumhurbaşkanlığına eşzamanlı olarak üstlendiği Meclis Başkanı’nın yardımcısı pozisyonundaydı. Haddam, Sünni olması sebebiyle 1970’lerden 1980’lere kadar Müslüman Kardeşler’e karşı sürdürülen mücadelede ‘süngü başı’ olarak istihdam edildi. Ayrıca yeni rejimin savunması için entelektüellerle de yakın ilişkiler geliştirmek üzere görevlendirilmişti. Hafız Esed, 1983’te kalp krizi geçirip yatağa düşünce Haddam devlet yönetiminden sorumlu askeri-siyasi heyetin içinde yer aldı. Bu heyet o zamanlar Esed’in kardeşi Rıfat Esed’in iktidar hırsını dizginlemekle meşguldü. Rıfat Esed, Müslüman Kardeşler’le mücadele ettiği süreçte ‘Savunma Tugayları’nın’ başındaydı ve iyice güçlenmişti. Hafız Esed, 1984’te iyileştiğinde kendisine üç yardımcı atadı. Bunlar Siyasi İşlerden Sorumlu Yardımcısı Abdulhalim Haddam, Askeri İşlerden Sorumlu Rıfat Esed ve parti işlerinden sorumlu olarak da Zuheyr Meşarika’ydı. Bu süreçte Haddam ve Savunma Bakanı Mustafa Atlas, Hafız Esed’in en yakın adamları olarak öne çıktılar. (Atlas sürgünde olduğu Paris’te 2017’de öldü) Haddam’ın Cumhurbaşkanı Yardımcısı olması üzerine boşalan koltuğuna Faruk Şara getirildi. İç savaş sonrası Lübnan’da konuşlu olan Suriye askerleri Haddam’ın sorumluluğundaydı. Haddam Lübnan’daki taraflarla birebir ilişkiler geliştirdi. 1979’dan sonra Tahran’la ilişkileri de Haddam yürüttü.

İzolasyonu sonlandırdı
‘Çelik ve İpek’ kitabında, Haddam'ın dışişleri bakanı olarak Baas Partisi’nin iktidara geldiği 1963-1970 yılları arasında Suriye’ye uygulanan uluslararası izolasyonun sona ermesi için etkili bir rol oynadığına işaret ediliyor. Haddam’ın Suriye’nin Arap komşularıyla iyi ilişkiler geliştirmesini sağladığı savunuluyor. Özellikle Suudi Arabistan, Lübnan, Ürdün ve Irak ile ilişkileri güçlendirdiği ifade ediliyor. Mayıs 1974'te Suriye ve Mısır'ın İsrail’e karşı müşterek savaşından sonra eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger tarafından hazırlanan ‘çatışmasızlık anlaşması’ karşıtlarına siyasi baskı uyguladı. 1978’de Hafız Esed’in İsrail ile görüşmelerde bulunan Enver Sedat karşıtı mektuplarını Arap liderlere götürmekle görevlendirildi.  Şam üzerine uluslararası baskıların artması üzerine Şah Pehlevi’nin devrilmesinin ardından İran ile ilişkiler geliştirdi. Ağustos 1979'da Tahran'ı ziyaret eden Haddam, İran Devrimi’ni “çağdaş tarihteki en önemli olay” olarak niteledi. Bu süreçte Devrim Lideri Humeyni ile ittifak geliştirilmesine öncülük etti. Ancak bir yandan da Suudi Arabistan liderliğindeki Arap ülkeleri ile iyi ilişkiler geliştirerek bir denge politikası izlenmesini savunuyordu.

Esed'in elçisi
Haddam, Nisan 1975'te Esed’in Lübnan Özel Temsilcisi olarak görevlendirildi. İç savaş başlamadan önce Lübnan’daki taraflar arasında gerçekleşen müzakerelerde aracı oldu. Suriye muhaberatının Lübnan sorumlusu Gazi Kenan ve Şam İstihbarat Müdürü Muhammed Nasif Hayrbek ile birlikte Lübnan siyasi çevrelerinde Suriye nüfuzunun artmasını sağladı. (Gazi Kenan’ın 2005’te intihar ettiği duyuruldu. Nasif Hayrbek Haziran 2015’te öldü.) 1985'te Velid Canbolat, Nebih Berri ve İyleh Habika’yı ateşkese ikna ederek ‘Üçlü Anlaşma’nın’ yapılmasını koordine etti. Suriye ve Suudi Arabistan, Ekim 1989'da tarafların çoğunun 17 yıllık iç savaşı sona erdirmeyi kabul ettiği Taif Anlaşması’nın imzalanmasında etkili oldu. İsrail’in 1996’da Güney Lübnan’ı işgal etmesinin ardından Lübnan Başbakanı Mişel Avn’ı ‘Nisan İttifakı’ ve benzeri uluslararası anlaşmaları imzalamaya ikna etti. Abdulhalim Haddam, 1990’lı yıllarda İsrail ile müzakerelerde diplomatik kişiliğiyle öne çıkmayı başardı. Siyasi tarih uzmanları, Haddam’ın Esed’in izniyle 1992-2000 yılları arasında Refik Hariri’nin başbakanlığını desteklediğini aktarıyor. Huddam Lübnan siyasi çevrelerinde ‘Lübnan’ın hâkimi’ olarak nitelendiriliyordu. Zira Lübnan’daki tüm siyasi çevreler üzerinde ciddi etkileri vardı. Hafız Esed, Lübnan dosyasını 1998’e kadar Haddam’a vermişti. Ancak Basil Esed’in trafik kazasında ölmesi üzerine Londra’dan dönen Beşşar Esed Lübnan dosyasında görevlendirildi. Bu durum Haddam’ın ve Lübnan’daki müttefiklerinin hoşuna gitmemişti.

Yumuşak geçiş
Hafız Esed’in 2000 yılında vefat etmesi üzerine ‘geçiş dönemini’ kimin üstleneceği üzerinde tartışmalar başladı. Haddam bu süreçte öne çıkmayı denedi ancak baskıların artması üzerine ‘yumuşak geçiş’ olarak adlandırılan kararnameyi imzalamak zorunda kaldı. Beşşar Esed başkomutan olarak atandı. Temmuz ayında ise anayasa değişikliği ile cumhurbaşkanı tayin edildi. Beşşar Esed, Haddam’ın Başkan Yardımcısı görevini sürdürmesini talep etti. Eylül 2000’de Maruni Patriği Nasrallah Butrus’un muhalefet hareketini sonlandırmakla görevlendirildi. Temmuz 2001’de Cumhurbaşkanı Emil Lahud ve Başbakan Refik Hariri çatışmasında arabulucu oldu. Suriyeli uzmanlar, Haddam’ın bu süreçte Lahud ve Hariri’nin arasını düzelttiğini ve Hafız Esed’in ölümüyle Suriye ile arası bozulan Velid Canbolat’ın gönlünü kazandığını söylüyor. Haddam’ın siyasi rolü azaldığında, 2003 yılında, siyasi görüşleri özgürlük ve demokrasi hakkında ‘Çağdaş Arap Düzeni’ başlıklı bir kitap yazdı. Baas Partisi’nin Haziran 2005’teki kurultayında Cumhurbaşkanlığı Yardımcısı görevinden istifa ettiğini ancak parti merkez yönetim teşkilatındaki görevini sürdüreceğini duyurdu. Daha sonra Lübnan üzerinden sürgün hayatı yaşayacağı Paris’e gitti. Dışişleri Bakanı Faruk Şara, Haddam’ın pozisyonuna getirildi. Velid el-Muallim de Dışişleri Bakanı olarak tayin edildi. Refik Hariri’nin suikasta kurban gitmesinin ardından birçok Arap ve Avrupa ülkesi Suriye’yi boykot etti. Haddam bu süreçte rejimden ayrıldığını ilan etti ve rejimi ‘dostu’ olan Hariri’yi öldürmekle suçladı. Haddam ayrıca Sadrettin Beyanuni aracılığıyla Müslüman Kardeşler’le ilişki kurarak ‘Kurtuluş Cephesi’ adı altında muhalif bir oluşumun içinde yer aldı. Haddam ‘vatana ihanetle’ suçlandı. Şam ve Banyas’taki özel mülklerine el konuldu. 
Haddam 2011 devriminde önemli bir siyasi rol üstlenmemeyi tercih etti. Ancak dünya devletleri müdahil olmazsa Suriyelilerin kendilerini korumak için silahlanmaları gerektiğini söyledi. Son yıllarında Suriye ve Lübnan’ın yakın tarihine dair hatırlarını yazmaya yoğunlaştı. Haddam’a yakın olanlar, son dönemlerde maddi durumunun oldukça kötüleştiğini aktarıyor. Birçok hastalıktan mustarip olan Haddam dün sabah geçirdiği kalp krizi sonucu yaşama veda etti.
 



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.