Avrupa, İran’a tıbbi malzeme gönderdi, Ruhani ise sosyal izolasyonu genişletiyor

Tahran (AP)
Tahran (AP)
TT

Avrupa, İran’a tıbbi malzeme gönderdi, Ruhani ise sosyal izolasyonu genişletiyor

Tahran (AP)
Tahran (AP)

İran’da yeni tip koronavirüse bağlı vaka sayıları yoğun bir şekilde artmaya devam ederken Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ise sosyal izolasyonu genişletmeye devam ediyor. Nükleer anlaşmayı imzalamış olan Avrupa üçlüsü ise ABD yaptırımlarının İran’a etkisinin azaltılmasına izin veren takas temelli ticaret mekanizması INSTEX aracılığıyla yaptığı ilk işlemle İran'a tıbbi malzeme gönderdiğini açıkladı.
İran Sağlık Bakanlığı, virüs nedeniyle 141 kişinin daha hayatını kaybettiğini, böylece toplam can kaybının 3 bin 36’ya çıktığını doğruladı.
İran Sağlık Bakanlığı Sözcüsü Kiyanuş Cihanpur, 24 saat içerisinde 3 bin 111 vakanın daha doğrulandığını, böylece toplamda kaydedilen vaka sayısının 47 bin 593’e çıktığını bildirdi. Cihanpur, 3 bin 703 kişinin durumunun kritik olduğunu, toplamda 15 bin 473 kişinin ise iyileştiğini açıkladı.
Bakanlık Sözcüsü, virüsün neden olduğu hastalığa iyi geldiği gerekçesiyle 3 bin 117 kişinin sahte metanol içerek zehirlendiğini, bunlardan bin 66’sının hastanede tedavi gördüğünü söyledi. Cihanpur, zehirlenenlerden 32’sinin hayatını kaybettiğini, 73’ünün durumunun kritik olduğunu, 62 kişinin ise görme yetisini kaybettiğini sözlerine ekledi.
Diğer yandan, Almanya Dışişleri Bakanlığı, Avrupa üçlüsünün, ABD yaptırımlarının İran’a etkisinin azaltılmasına izin veren takas temelli ticaret mekanizması INSTEX aracılığıyla yaptığı ilk işlemle İran'a tıbbi malzeme gönderdiğini açıkladı.
Bakanlığın açıklamasında, “Fransa, Almanya ve İngiltere, Avrupa'dan İran'a tıbbi mal ihracatını kolaylaştırarak ilk işlemini başarıyla tamamladığını teyit ediyor. Malzemeler şu anda İran’da. İlk işlem tamamlandı. INSTEX ve İran’daki muadili STFI, daha fazla işlem gerçekleştirmek üzerinde çalışacak ve mekanizmayı geliştirecek” denildi.
Şarku’l Avsat’ın Reuters haber ajansından aktardığı habere göre, bakanlıktan bir kaynak; anlaşmanın salgınla mücadelede İran’a destek olmak için bu ayın başında İngiltere, Almanya ve Fransa tarafından başlatılan girişimden ayrı bir adım olduğunu doğruladı. Bu girişim kapsamında İran’a test ekipmanları, laboratuvar testleri, koruyucu giysi ve eldivenler yollanmıştı.
Almanya, İngiltere ve Fransa, ABD yaptırımlarına karşı İran ile ticaret yapmak amacıyla Ocak 2019’da INSTEX adlı bir mekanizma kurmuştu. ABD doları kullanılmadan çalışacak olan mekanizma, İran’ın petrol satışı karşılığında Avrupalı şirketlerden ürün ya da hizmet almasına imkan tanıyor. Ancak bu mekanizma altında bugüne kadar herhangi bir işlem yapılmamıştı.
Diğer yandan Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, İran halkının evde kalmaları çağrısını yenileyerek ülkedeki parkların Çarşamba günü yani Sizdah Bedar (Doğa Günü) bayramında kapatılacağını duyurdu. Zirâ İranlılar bu günü park ve bahçelerde topluca kutluyor. AFP’nin haberine göre, vatandaşları bir süreliğine gelenekleri terk etmeye çağıran Ruhani, alınan önlemlerin ihmalleri karşılığında para cezası verileceğini vurguladı.
Koronavirüsle mücadelede kullanılan sert yasaların bir hafta daha devam edeceğini söyleyen Ruhani, bu sürenin uzatılıp uzatılmayacağı konusunda Sağlık Bakanlığı’ndan rapor çıkarılmasını beklediğini ifade etti. Virüsten etkilenen şehirlerde karantina uygulamayı reddeden İran hükümeti, sosyal izolasyon planının onaylanmasının ardından 26 Mart’ta şehirler arası hareketi engellemişti.
Resmi kaynakların 8 milyon İranlının Nevruz tatilinin ilk haftasında şehirlerinden ayrıldığını duyurduğu bir zamanda İran hükümetine yöneltilen yoğun eleştiri ve baskı, hükümetin katı önlemler almaya başlamasına neden oldu.
IRNA’nın haberine göre, İran Koronayla Ulusal Mücadele Kurulu, virüsün yayılmasına neden olması sebebiyle kağıt gazete yayıncılığının 8 Nisan’a kadar askıya alınmasını emrederek medyayı internet üzerinden yayın yapmaya çağırdı.
Koronavirüs, İran’da birçok devlet yetkilisine bulaştı, bazılarının ise ölümüne neden oldu. Tasnim haber ajansının, İran Meclisi Başkanlık Heyeti Sözcüsü Esedullah Abbasi’den naklettiğine göre, İran Şura Meclisi’nin 290 üyesinden 23’ü salgına yakalandı. Çeşitli ajanslar, 100 üyenin teste tabi tutulduğunu, bunlardan 40’ının hastalık belirtileri taşıdığını bildirdi.
IRNA’nın haberine göre, Refah Örgütü Psikolojik Danışmanlık Genel Müdürü Behzad Vahidinya, örgütün ailelerle temaslarına göre, ülkede koronavirüs salgınının görüldüğü dönemde aile içi anlaşmazlıkların 3 katına çıktığını duyurdu.
Yetkili, anlaşmazlıkların kişisel hijyen, bir aile üyesinin eve girip çıkması, okulların kapanması dolayısıyla çocukların evde kalmalarının neden olduğu gerginlikler ve çiftlerin birbirleriyle çok daha fazla vakit geçirmek zorunda kalmaları sebebiyle arttığını vurguladı.
Diğer yandan, salgının neden olduğu panik İran cezaevlerinde isyanların çıkmasına yol açtı. Son gelişmelere göre, Ahvaz şehrindeki Sepidar ve Şiban cezaevlerindeki mahkumlar isyan etti.
Yerel kaynaklar, Sepidar Cezaevi mahkumlarının özel kuvvetlerin müdahalesi öncesinde cezaevinin kontrolünü ellerine aldığını ifade etti. İnsan aktivistleri ise sosyal ağlarda Şiban cezaevinden silah seslerinin geldiği ve dumanların yayıldığı görüntülerini paylaştı.
 



Arap ve Ortadoğu güvenlik sistemine doğru

İran’ın yeni bir füze yağmurunun ardından İsrail'in merkezindeki sahil şehri Netanya semalarında füzelerin etkileri açıkça görülüyor, 15 Mart 2026 (AFP)
İran’ın yeni bir füze yağmurunun ardından İsrail'in merkezindeki sahil şehri Netanya semalarında füzelerin etkileri açıkça görülüyor, 15 Mart 2026 (AFP)
TT

Arap ve Ortadoğu güvenlik sistemine doğru

İran’ın yeni bir füze yağmurunun ardından İsrail'in merkezindeki sahil şehri Netanya semalarında füzelerin etkileri açıkça görülüyor, 15 Mart 2026 (AFP)
İran’ın yeni bir füze yağmurunun ardından İsrail'in merkezindeki sahil şehri Netanya semalarında füzelerin etkileri açıkça görülüyor, 15 Mart 2026 (AFP)

Nebil Fehmi

Makalede yer alan düşünceleri, İran ile ilgili son olaylardan önce yazmıştım, olaylar başlayınca bu makale yerine mevcut krizi ele alan başka bir makale yayınlamıştım. Ancak, şimdi orijinal makaleyi değiştirmeden yayınlamanın önemli olduğunu düşünüyorum, çünkü bu makale belirli bir krizi aşan bir konuyu gündeme getiriyor; anlık olarak meydana gelen gelişmelere sadece tepki vermek yerine, bölgesel güvenliği sistematik ve kapsamlı bir şekilde ele alma gerekliliği. Bununla birlikte, gelecekteki gelişmeler doğal olarak sunduğumuz bazı önerileri değiştirmeyi veya geliştirmeyi de gerektirebilir.

 

Ortadoğu, uzun süreli çatışmaların çeşitli ve önemli dış etkenle iç içe geçtiği, dünyanın en çalkantılı ve karmaşık bölgelerinden biri olmaya devam ediyor. Son yıllarda bölgedeki gerilimler ve çatışmalar yoğunlaşırken, etkili bir bölgesel kolektif güvenlik mekanizmasının yokluğu, bölgesel sistemin en belirgin eksikliklerinden biri olmaya devam ediyor. Bu bağlamda, Ortadoğu için bölgesel bir güvenlik örgütü kurulması fikrini gündeme getirmiştim.

Bu öneri prensipte çekici olmasına rağmen, mevcut koşullar pratikte uygulanmasına izin vermeyebilir. Bölge, sınır ötesi de dahil olmak üzere, güç kullanımında bir artışa sahne oluyor. Dahası, bazı taraflar, bölgedeki baskın Arap kimliğini sınırlayabilecek veya marjinalleştirebilecek şekilde bölgesel dengeleri yeniden şekillendirmeye çalışıyor.

Ortadoğu'daki güvenlik durumu son derece karmaşık, göz ardı edilemez veya ardı ardına gelen krizlere yalnızca ara sıra verilen yanıtlar ile yetinilemez. Ancak, seçim, Arap çıkarlarına uygun olmayabilecek koşullar altında tüm bölge için kapsamlı bir güvenlik sistemi kurmak için acele etmek ile bunu ihmal etmek arasında değildir. Daha ihtiyatlı yaklaşım, izole güvenlik hesaplarına veya değişen güç dengelerine güvenmek yerine, hukukun üstünlüğüne ve meşruiyetine dayalı bir güvenliği ve istikrarı sağlamak için bilgece hareket etmek ve kademeli bir şekilde ilerlemektir.

Bu perspektiften bakıldığında, mevcut aşamada en gerçekçi yaklaşım, öncelikle bir Arap kolektif güvenlik kavramı formüle etmek ve ardından bu kavramın kademeli olarak Ortadoğu'yu kapsayan daha geniş bir bölgesel çerçeveye dönüşmesini sağlamaktır. Bu yaklaşım, mevcut Arap kurum ve mekanizmalarını değiştirmek yerine, bunları temel olarak ele almayı ve etkinliklerini geliştirerek ilerlemeyi esas alır. Bu, kriz önleme ve yönetimi mekanizmalarını güçlendirmek, anlaşmazlıkların barışçıl çözümünü teşvik etmek, bölgesel güvenlik ve silahsızlanma alanlarında iş birliğini geliştirmek, ayrıca afetler, insani krizler, su güvenliği sorunları ve deniz güvenliği konularındaki çabaları koordine etmek gibi Arap düzeyinde bir dizi pratik önlemi gündeme getirmeyi içerir.

Arap güvenlik iş birliği için pratik mekanizmalar da geliştirilebilir; bunlar arasında potansiyel krizlerin proaktif bir şekilde değerlendirilmesi, askeri manevralar ve hareketlilikler hakkında bilgi paylaşımı ve krizler sırasında yanlış hesapları önlemek için acil iletişim hatlarının kurulması da dahil olmak üzere askeri ve siyasi liderler arasında doğrudan iletişim kanallarının etkinleştirilmesi yer alabilir.

Ayrıca, mevcut araştırma ve stratejik kurumlar arasında bölgesel ve ulusal güvenlik konularında ortak Arap çalışmalarını teşvik etmek veya güvenlik sorunlarına ilişkin ortak bir anlayış geliştirmeye katkıda bulunacak bir Arap güvenlik ve savunma çalışmaları akademisi kurmayı düşünmek de faydalıdır. Bu bağlamda, özellikle güven artırıcı mekanizmalar ve kriz yönetimi konusunda dünyanın diğer bölgelerindeki mevcut güvenlik düzenlemelerinin deneyimlerinden yararlanılabilir.

Bu çabaların ikili olarak veya hızlı hareket edebilecek ve istekli sınırlı sayıda Arap devleti arasında başlaması ve kademeli olarak daha geniş bir Arap çerçevesini kapsayacak şekilde genişlemesi daha pratik olabilir. Bu çerçevede, Arap Birliği, Ortadoğu boyutunu da içerecek şekilde kademeli olarak genişletilecek kapsamlı bir Arap güvenlik anlayışının geliştirilmesinde merkezi referans noktası olarak kalmalıdır. Bu güvenlik anlayışı, nihayetinde Arap dünyası ve Ortadoğu için bölgedeki Arap kimliğinin merkeziliğini korurken, diğer tarafları dengeli bir çerçeve içinde entegre edebilen bir güvenlik örgütünün kurulmasıyla sonuçlanabilir.

Bu yaklaşım, Arap boyutunu göz ardı eden veya marjinalleştiren bir Ortadoğu güvenlik sisteminin kurulmasını savunan önceki bazı girişimlerden farklıdır. Arap Birliği, 1945 yılında üye devletleri arasında bir siyasi koordinasyon çerçevesi olması için kuruldu. Herhangi bir saldırıya karşı kolektif bir yanıt verilmesini öngören Ortak Arap Savunma Antlaşması'nı onayladı. Ancak, üye devletler arasındaki farklı ulusal ve dış politika öncelikleri nedeniyle bu antlaşma uygulamada beklentilerin altında kaldı. Körfez İşbirliği Konseyi (KİK), Yarımada Kalkanı Gücü, ortak askeri tatbikatlar ve bilgi paylaşımı gibi girişimler aracılığıyla üyeleri arasında bir dereceye kadar güvenlik entegrasyonu sağlamayı başardı. Dahası bu kurumların korunması ve geliştirilmesi, bölgesel güvenlik için gelecekteki herhangi bir vizyonun temel bir unsuru olmaya devam ediyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre kademeli ilerleme ilkesine bağlı kalarak, Arap çerçevesinden Ortadoğu çerçevesine geçişte, Arap olmayan taraflarla diyaloğa hazırlanmak hayati önem taşıyor. Bu, bölgesel güvenlik sisteminin inşasına katılmak isteyen her devletin bağlı kalması gereken bir dizi temel bölgesel güvenlik ve iş birliği ilkesinin formüle edilmesini gerektiriyor. Bu ilkelerin en önemlileri arasında uluslararası hukuka bağlılık, devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı, güç kullanarak toprak edinmenin kabul edilemezliği ve devletlerin iç işlerine müdahale etmeme yer almaktadır. Ayrıca, tüm devletler için eşit güvenlik ilkesinin sağlanması da şarttır. Taraflar arasında güven inşa etmek, gelecekteki herhangi bir güvenlik sisteminin temel bir unsurudur. Bu, sürpriz saldırılardan kaçınmak, kitle imha silahlarının yayılmasını sınırlamak, uluslararası insancıl hukuk kurallarına saygı göstermek ve çatışmalar sırasında sivilleri hedef almaktan kaçınmak gibi pratik önlemlerle sağlanabilir.

Ortadoğu'da güvenlik ve istikrarın sağlanması, bölgedeki hızlı dönüşümlere ayak uyduran ciddi ve sürekli bir çalışma ve çaba gerektirir. Son yıllar, bölgesel tehditlerin temel zorluk olmaya devam ettiğini ve güvenlik konularında dış güçlere aşırı bağımlılığın istenen güvenlik ve istikrarı her zaman sağlamadığını açıkça gösterdi. Bu nedenle, ulusal düzeyden başlayarak, Arap düzeyine ve nihayetinde bölgesel Ortadoğu düzeyine kadar kademeli bir güvenlik anlayışı geliştirmek, bölgenin güvenliğini ve halkının çıkarlarını korumak için stratejik bir gereklilik olmaya devam ediyor.


İsrail, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da 16 Filistinliyi öldürdü

Ez-Zevayide kasabasının girişine yakın bir yerde hedef alınan polis aracı (AFP)
Ez-Zevayide kasabasının girişine yakın bir yerde hedef alınan polis aracı (AFP)
TT

İsrail, Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da 16 Filistinliyi öldürdü

Ez-Zevayide kasabasının girişine yakın bir yerde hedef alınan polis aracı (AFP)
Ez-Zevayide kasabasının girişine yakın bir yerde hedef alınan polis aracı (AFP)

Sağlık yetkilileri, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi ve Batı Şeria’da 16 Filistinliyi öldürdüğünü açıkladı. Bu, haftalardır kaydedilen en yüksek vefat sayısının görüldüğü günlerden biri olarak kayıtlara geçti. Aynı zamanda İsrail, Lübnan ve İran’a yönelik saldırılarını sürdürdü.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Gazze Şeridi’ndeki sağlık görevlileri ve İçişleri Bakanlığı, ez-Zevayide kasabasının girişine yakın bir yerde gerçekleşen İsrail hava saldırısında bir üst düzey polis yetkilisi ile sekiz kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, çoğunluğu yoldan geçen kişiler olmak üzere en az 14 kişinin de yaralandığını açıkladı.

Dün sabah saatlerinde ise sağlık yetkilileri, Nuseyrat Mülteci Kampı’na düzenlenen bir başka hava saldırısında, hamile bir kadın ve çocuğunun bulunduğu bir aileden üç kişinin yaşamını yitirdiğini duyurdu.

safrgt
İsrail’in Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Nuseyrat’ta bir eve düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden Filistinlilerin cenaze töreninden (Reuters)

İsrail ordusu, dün Gazze’ye düzenlediği saldırının, bir gün önce Hamas mensuplarının İsrail güçlerine ateş açmasına karşılık olduğunu açıkladı.

Ordu, polisin hayatını kaybettiği saldırıya mı yoksa Nuseyrat’taki saldırıya mı atıfta bulunduğunu belirtmedi. İşgal altındaki Batı Şeria’da ise Filistin sağlık yetkilileri, İsrail güçlerinin bir aileden anne, baba ve iki çocuğu araçlarında katlettiğini açıkladı. İsrail ordusu, olayla ilgili inceleme yürüttüğünü bildirdi.

Gazze Şeridi, 7 Ekim 2023’te Hamas önderliğindeki saldırıların ardından patlak veren ve iki yıl süren yıkıcı savaşın ardından geçtiğimiz ekim ayında yürürlüğe giren ateşkesten bu yana tekrarlanan şiddet dalgalarına tanık oldu.

Bölge sakinleri, sağlık görevlileri ve analistlere göre, ABD ile İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın başlangıcında Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılar azalmış, ancak daha sonra yeniden artış göstermeye başlamıştı.

Gazze Şeridi’ndeki sağlık yetkilileri, İsrail’in İran’la savaşın başlamasından bu yana en az 36 Filistinliyi öldürdüğünü açıkladı.

Öte yandan Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, ekim ayındaki ateşkesten bu yana en az 670 kişinin İsrail saldırıları sonucu hayatını kaybettiğini duyurdu. İsrail ise aynı dönemde Gazze’de militanlar tarafından dört askerinin öldürüldüğünü açıkladı.

“Bize doğrudan ateş açıldı”

Batı Şeria’daki Tammun kasabası sağlık yetkilileri, 37 yaşındaki Ali Halid Beni Avde, eşi 35 yaşındaki Vâd ve çocukları 5 yaşındaki Muhammed ile 7 yaşındaki Osman’ın başlarından vurularak öldürüldüğünü, iki çocuğun da yaralandığını açıkladı.

İsrail ordusu, Tammun’da ‘güvenlik güçlerine karşı terör faaliyetlerine karıştıkları’ iddiasıyla aranan Filistinlileri yakalamak için bir operasyon düzenlendiğini duyurdu.

Ordu açıklamasında, “Operasyon sırasında bir araç hızla kuvvetlere doğru ilerledi. Kuvvetler bunu doğrudan bir tehdit olarak görüp ateş açtı. Sonuç olarak, araçtaki dört Filistinli öldü. Olayın ayrıntıları inceleniyor” ifadeleri yer aldı.

Hayatta kalan çocuklardan 12 yaşındaki Halid, Reuters’a verdiği röportajda, annesinin ağladığını ve babasının dua ettiğini duyduğunu, ancak diğer kardeşlerinden hiçbir ses gelmediğini, ardından aracın kurşun yağmuruna tutulmasıyla sessizlik çöktüğünü anlattı.

Halid, “Bir anda doğrudan ateş açıldı. Araçtaki herkes hayatını kaybetti, sadece ben ve kardeşim Mustafa kurtulduk” dedi.

sdfergty
Filistinli Mustafa, dün onları taşıyan araca ateş açan İsrail askerleri tarafından yaralandı; aynı saldırıda anne babası ve iki kardeşi hayatını kaybetti. (AFP)

Halid, askerlerin onu araçtan çıkardıktan sonra kendisine, “Köpekleri öldürdük” dediklerini aktardı.

Filistin Sağlık Bakanlığı, bir Filistinlinin de gece saatlerinde yerleşimciler tarafından düzenlenen bir saldırıda hayatını kaybettiğini açıkladı.

İnsan hakları örgütleri ve sağlık görevlileri, Batı Şeria’daki İsrailli yerleşimcilerin, ABD-İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş sırasında uygulanan hareket kısıtlamalarını fırsat bilerek Filistinlilere saldırdıklarını belirtiyor. Ayrıca, askeri kontrol noktalarının ambulansların kurbanlara hızlı ulaşmasını engellediği vurgulanıyor.

Filistin Sağlık Bakanlığı, yerleşimcilerin şubat ayı sonunda başlayan İran savaşıyla birlikte Batı Şeria’da en az beş Filistinliyi öldürdüğünü bildirdi.


Starmer: NATO çerçevesi dışında Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak için müttefiklerimizle birlikte çalışıyoruz

İngiliz Başbakanı Keir Starmer (EPA)
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (EPA)
TT

Starmer: NATO çerçevesi dışında Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak için müttefiklerimizle birlikte çalışıyoruz

İngiliz Başbakanı Keir Starmer (EPA)
İngiliz Başbakanı Keir Starmer (EPA)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin Hürmüz Boğazı'nı yeniden açmak için müttefikleriyle "uygulanabilir" bir plan geliştirmek üzere çalıştığını ve bunun Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) çatısı altında olmayacağını vurguladı.

Starmer'ın bu tutumu, ABD Başkanı Donald Trump'ın, ittifakın üye devletlerinin, ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a saldırmasından bu yana fiilen kapalı olan, küresel enerji arzı için hayati önem taşıyan boğazı yeniden açmasına yardım etmeyi reddetmeleri halinde ittifakın "çok kötü" bir gelecekle karşı karşıya kalacağı uyarısından kısa bir süre sonra geldi.

Starmer, “Avrupa ortaklarımız da dahil olmak üzere tüm müttefiklerimizle birlikte, bölgede seyrüsefer özgürlüğünü mümkün olan en kısa sürede yeniden tesis edecek ve ekonomik etkileri azaltacak kolektif ve uygulanabilir bir plan geliştirmek için çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.

Konuyu Trump ile görüştüğünü de belirtti.

Starmer, İngiltere'nin kendisini ve müttefiklerini savunmak için gerekli adımları attığını, ancak Ortadoğu'da daha geniş bir savaşa sürüklenmeyeceğini vurguladı.

Boğazın yeniden açılmasına yönelik herhangi bir planın NATO misyonu olmayacağını vurguladı.

Şöyle dedi: “Bu misyonun NATO misyonu olmadığını ve olmayacağını açıkça belirtmek istiyorum. Bu, ortaklardan oluşan bir koalisyon olacak; bu nedenle Avrupa, Körfez ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki ortaklarla iş birliği yapıyoruz.”

Diplomasi çözümdür

İtalyan Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise bugün yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'ndaki krizi çözmenin en iyi yolunun diplomasi olduğunu ve İtalya'nın dahil olduğu, bölgeyi kapsayacak şekilde genişletilebilecek hiçbir deniz misyonu bulunmadığını söyledi.

Tajani, Brüksel'deki bir toplantının kulisinde gazetecilere yaptığı açıklamada, "Hürmüz konusunda diplomasinin en iyi çözüm olduğuna inanıyorum" dedi.

İtalya'nın Kızıldeniz'de savunma amaçlı deniz misyonlarına katıldığını belirten Tajani, "Ancak Hürmüz'ü da kapsayacak şekilde genişletilebilecek herhangi bir misyon göremiyorum" diye belirtti.

Alman hükümet sözcüsü bugün yaptığı açıklamada, İran ile savaşın NATO ile hiçbir bağlantısının olmadığını belirterek, Almanya'nın savaşa katılmayacağını ve Hürmüz Boğazı'nın askeri yollarla açık tutulmasına katkıda bulunmayacağını yineledi.

Sözcü şöyle devam etti: "Bu savaş devam ettiği sürece, Hürmüz Boğazı'nın askeri yollarla açık tutulması çabası da dahil olmak üzere hiçbir şekilde katılım olmayacaktır."

Trump, savaşın başlamasından bu yana Hürmüz Boğazı'ndan geçişin neredeyse tamamen durması ve bunun sonucunda özellikle petrol olmak üzere enerji fiyatlarının yıllardır görülmemiş seviyelere yükselmesi üzerine, birçok ülkeyi boğazdan geçen tankerleri ve ticari gemileri korumaya yardımcı olmak için savaş gemileri göndermeye çağırdı.

Dünya petrol üretiminin beşte birinin geçtiği boğaz, İran'ın saldırıları ve tehditleri nedeniyle neredeyse tamamen kapalı durumda.

Trump, Financial Times'a verdiği röportajda, NATO'nun müttefiklerine boğazı açmada yardımcı olmaması halinde "çok kötü" bir gelecekle karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile planlanan zirveyi ertelemekle tehdit etti.