​Koronavirüs: Gülüyoruz ağlanacak halimize!

New York’ta sosyal medya sitelerine göz atma pozu (Getty Images)
New York’ta sosyal medya sitelerine göz atma pozu (Getty Images)
TT

​Koronavirüs: Gülüyoruz ağlanacak halimize!

New York’ta sosyal medya sitelerine göz atma pozu (Getty Images)
New York’ta sosyal medya sitelerine göz atma pozu (Getty Images)

Emin ez-Zavi
Gülmek bir felsefedir. Henri Bergson, 1900 yılında kaleme aldığı ‘Gülme’ (Laughter) adlı kitabında gülmeyi böyle gördü, okudu ve yorumladı. Gülmek, insanın hayal kırıklıklarına direnme yoludur ve en nihayetinde toplumsal ve bireysel bilincin bir işaretidir. Mizah kültürünün geliştiği toplumlar, ayrıcalıklı ve kültürel mizah bilinci olan toplumlardır.
İnsanlık tarihi, felaketlerin bize gözyaşı, trajedi ve yıkım literatürü bıraktığını öğretiyor. Ancak tarihin bu mantığı, kaygı ve ölümle karşı karşıya kaldığı anlarda veya bir felaketin beklendiği durumlarda insanın, kaderi ve acizliği karşısında alay ederek, kahkaha atarak ve şakalar yaparak bir tür psikolojik direniş gösterme literatürü olduğunu da ortaya koyuyor.
... Ve gülüyoruz ağlanacak halimize!
Arap ve Mağrip ülkelerindeki insanların zihinlerinde bugünlerde neler ürettiğine ilişkin bir okuma yapıldığında, binlerce kurbanı olduğu şeklindeki haberle kendisini kuşatan koronavirüs salgınıyla karşı karşıya iken bunun bir konuda bize yapılan bir uyarı olduğunu düşündüğü görülüyor. O da salgının getirdiği ölümle boğuşan insanoğlunun salgın karşısında kim olursa olsun aynı sınıfta yer aldığı, tüm ideolojilerinin öldüğü ve kurtuluş arayışında ne kadar aciz kaldığıdır.
İster İtalya’da, Güney Kore’de, ister Çin’de, Cezayir’de, ister Mısır’da, ABD’de veya Güney Afrika'da olsun herkes, aynı cümleleri kuruyor, aynı kurtuluşu arıyor ve aynı salgınla mücadele ediyor.
... Ve gülüyoruz ağlanacak halimize!
Sosyal ağlarda, din, dil, ırk, renk ve kültür ayrımı olmadan, sıcak veya soğuk, kuzey veya güney demeden coğrafyaların ötesine geçen yüzlerce, hatta binlerce şaka ve espri yapılıyor. Bunlara yine dini, etnik, kültürel veya renk ırkçılığı olmadan yorumlar yapılıyor, yanıtlar veriliyor ve gülünüyor.
Siyaset, cinsellik, kadın, erkek, korku, budalalık, yeme, içme, süslenme, zina, okuma ve hayvanlar gibi günlük yaşamın her alanında, sosyal medya üzerinden dünyanın bir ucundan diğer ucuna ulaşan yüzlerce, hatta binlerce şaka yapılıyor.
Bu mizah akışına daha yakından bakıldığında, cinsellikle ilgili şakaların daha fazla olduğu görülüyor. Çünkü cinsellik dil bilmeyi gerektirmeyen insani bir ihtiyaçtır ve herkes, samimi fiziksel ve duygusal bir birliktelik olduğunda hemfikirdir. Dolayısıyla sosyal medya ağları üzerinde bu konudaki etkileşim güçlü, doğrudan ve geneldir. Cinsellikle ilgili yapılan şakalar, tüm kültürel, ideolojik ve dilsel sınırların ötesine güçlü bir geçiştir.
Daha sonra evin bölümlerinin dağılımıyla ilgili şakalar yapılmaya başladı. Özellikle kadınla özdeşleşmiş mutfak ile ilgili taş fırın erkeğinin yerini mutfak erkeğinin aldığı esprileri yapıldı. Birçok şaka, evdeki dağılımı, kamusal alandaki dağılım gibi ‘kadınlar için’ ve ‘erkekler için’ olarak tanımlayan bu sınırlarla ilişkilidir.
Bu şakalar aynı zamanda bizi kendiliğinden evde iş dağılımı yapma, köle ve efendi rolü dağıtma felsefesine götürüyor. Bu karantina süreci bize bir kadının dışarıda nasıl olursa olsun evde döndüğünde çalışmak, çamaşır ve bulaşık yıkamak, yemek pişirmek ve temizlik yapmak zorunda olduğunu gösteriyor. Bu tür şakalara şöyle bir bakıldığında, esas olarak kadınların evde üzerilerine düşen iş dağılımındaki insanlık dışı uygulamalar ortaya çıkıyor. Karantina süreci, bu haksız dağılımın günümüzde hala var olduğunu gözler önüne seriyor. Çünkü kadınlar hala daha fazlasına katlanmaya çalışıyor.
Dindarlıkla ilgili şakalar ise üçüncü sırada geliyor. Dinin siyasete alet edilmesinden mustarip toplumlar tarafından halk zekasıyla üretilen çok sayıda şakaya rastlıyoruz. Bu şakalar, her zaman çeşitli platformlara ve televizyon ekranlarına çıkıp, Kur’an’dan bir ayet okuyarak veya bir hadis söyleyerek ya da bir dua ederek ‘sadece Müslümanları’ ıstıraplarından kurtarabileceklerini öne süren bir grup vaizi utandırmak için hicivli bir üslupla ve zekice hazırlanmıştır. Bugün fırtınanın geçmesini beklerken ortadan kaybolan bu vaizler, fırtına geçtikten sonra eski konuşmalarına ve vaazlarına yeniden dönebilirler.
Dördüncü sırada ise korona ve karantina ile ilgili şakalar yer alıyor. Uzun zamandır sağlık alanında kaydettikleri gelişmeleri ve sağlık sistemlerinin ne kadar mükemmel olduğunu öven bazı ülkelerde şuan mevcut olan korkunç sağlık durumuyla ilgili yapılan bu şakalar sırasında, sağlıkçıların giydiği kıyafetlerin garip tezahürlerinin yanı sıra siyasetçi, bilim adamı veya din adamı gibi önde gelen bazı isimleri garip maskeler takmış gibi gösteren tasvirler ortaya çıkıyor. Bununla birlikte koronavirüsle mücadele ve hijyen konusunda panik derecesine ulaşmış abartılı bir korku tasvir ediliyor.
Öte yandan duygusal bir bakış açısıyla, yüksek ironiyle ve karantina altında yapılan şakalar yoluyla, modern evlilik ilişkisi ve eşlerin birbirine bir gün veya birkaç gün ya da bir hafta veya haftalar boyu tahammül etme kapasitesi gözler önüne seriliyor. Karantina şakaları, eşler arasındaki duygusal ve fiziksel bağlılığı ortaya koyuyor.
Mizah sanatı kadının karantina sürecinde ayna ile olan ilişkisine, güzelliğine ve fiziğine verdiği öneme ironik bir şekilde değiniyor. Bu ironi, karantinanın, ekonomik tehdidi altındaki kozmetik ürünler üreten uluslararası şirketlerin endişelerine ilişkin eleştiriler barındırıyor. Bu tür şakalar çoğu zaman, kadının karantina altında güzelliğine ve fiziğine daha az özen göstermeye başlamasından dolayı erkeklerin eskiye duyduğu özlem ile ilgili yapılıyor.
...Ve gülüyoruz ağlanacak halimize!
Karantina ve hastalığın gölgesi ile birçok insanın maruz kaldığı salgın fobisinin neden olduğu psikolojik çöküş ve patolojik saplantıyla savaşmak için farklı ülkelerden, farklı kültürlerden ve farklı dinlerden binlerce insan, çeşitli mecralarda, karantina günleri ve vatandaşların zor koşullar altındaki günlük yaşamları hakkında şaka videoları paylaşıyor. Paylaşım yapılan bu mecralar, adeta yenilgi psikolojisine karşı direnen bir güce dönüşmüş durumda.
Sosyal medyadaki gruplar, sayfalar ve kullanıcılar arasında dolaşan videolar, metinler, karikatürler veya fotoğraflarla mizah yapılıyor. Karantina ve koronavirüs salgını ile ilgili kültürel ve sanatsal üretimin sosyo-politik ve sosyo-kültürel okuması yapıldığında, bu sanatsal ve kültürel medya üretiminin, toplumlarımızın ulaştığı sosyal, siyasi, kültürel ve dini düzeylerde toplumsal ve bireysel farkındalık derecesinin gerçek bir resmini çizdiği görülüyor. Bu farklı inançlardan, siyasi sistemlerden ve farklı dillerden insanların bir araya gelmesiyle üretilen bir mizahtır ve korku karşısında kullanılan kolektif bir silahtır. Aynı zamanda kadınlarla, evdeki görev dağılımıyla, din ve dindarlıkla, arkadaşlıkla, kurumlarla ve çocuklarla ilişkilerdeki eski davranışların gözden geçirilmesi anıdır.
...Ve gülüyoruz ağlanacak halimize, belki karşılaştığımız felaket bir nebze olsun yumuşar diye.  Çünkü eğer herkes bir araya gelirse buna direnebilir ve başarıyı umabiliriz.

* Emin ez-Zavi’nin Independent Arabia’da yer alan bu yazısı, Şarku’l Avsat tarafından çevirisi yapılmıştır.



Dünyanın en pahalı yiyeceklerinin besin değerleri gerçekten maddi değerlerine eşdeğer mi?

Havyar, trüf mantarı ve safran, 2026 yılında dünyanın en pahalı yiyecekleri oldu (Pexels)
Havyar, trüf mantarı ve safran, 2026 yılında dünyanın en pahalı yiyecekleri oldu (Pexels)
TT

Dünyanın en pahalı yiyeceklerinin besin değerleri gerçekten maddi değerlerine eşdeğer mi?

Havyar, trüf mantarı ve safran, 2026 yılında dünyanın en pahalı yiyecekleri oldu (Pexels)
Havyar, trüf mantarı ve safran, 2026 yılında dünyanın en pahalı yiyecekleri oldu (Pexels)

İran kökenli havyar ve safran, dünyanın en pahalı gıdaları listesinin başında yer alıyor. Bu durum, insanı neredeyse “Donald Trump, İran'la savaşa onun gıda zenginliklerine el koymak için mi girdi?” şeklindeki alaycı soruyu sormaya itiyor.

‘Zenginlik’ kelimesinin kullanımında hiçbir abartı yok. Safran ‘kızıl altın’ lakabıyla anılırken İran havyarı ‘elmas’ adıyla biliniyor ve bir kilosunun fiyatı 25 bin dolara kadar alıcı buluyor.

sdvbrth
Dünyanın en pahalı yiyeceklerinin kilogram başına fiyatları (Kaynak: Worldostats)

Birkaç hafta önce istatistik platformu Worldostats, 2026 yılının en pahalı yiyecekler listesini yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın Worldostats’tan aktardığı listenin zirvesinde adını hakkıyla taşıyan Elmas Havyarı yer aldı. İran kökenli Elmas Havyarı’nın kilosu 25 bin ile 35 bin dolar arasında değişiyor. Yalnızca İran'ın karasuları içindeki Hazar Denizi'nin güneyindeki derinliklerde bulunan bu havyar, daha önce dünyanın en pahalı yiyeceği olarak Guinness Rekorlar Kitabı'na da girdi.

Bu astronomik rakamı belirleyen birkaç etken söz konusu. Bunların başında nadir bu havyarın bulunması ve sınırlı üretilmesi geliyor. Elmas Havyarı yalnızca son derece nadir bir tür olan beyaz mersin balığının yumurtalarından elde ediliyor. Bunun yanı sıra yalnızca 60 ila 100 yaşındaki balıklardan elde edilmesi, özgün niteliklerini daha da artırıyor. Üretim süreci de kalite ve özgünlüğü güvence altına alan sıkı koşullara tabi.

gbrhy
Elmas Havyarı'nın kilosunun fiyatı 25 bin ile 35 bin dolar arasında değişiyor (Facebook)

Elmas Havyarı’nın görüntüsü, açık altın sarısından beyaza doğru açılan bir renk skalasıyla inci tanelerine benziyor. Tek bir tanenin boyutu 4 milimetreyi geçmiyor. Tadı, ince ve zarif olup genellikle hafif bir tuzlulukla birlikte ceviz ve fındığa yakın bir lezzet olarak tanımlanıyor.

Elmas Havyarı'nın besin değeri maddi değeriyle boy ölçüşebilir. Sağlıklı yağlar, omega-3, B12 vitamini ve protein bakımından zengin olan bu havyar, kalp ve beyin sağlığına faydalıyken iltihabı azaltma, bağışıklığı güçlendirme ve cilt yaşlanmasıyla mücadele eden özellikleriyle biliniyor.

thjyum
Elmas Havyarı’nın elde edildiği beyaz mersin balığı (Reuters)

Beluga havyarı

İkinci sırada bir başka havyar türü yer alıyor. O da Hazar Denizi'nin derinliklerinden elde ediliyor. Beluga balinasindan aldığı adla anılan Beluga Havyarı'nın kilosu 7 bin ile 20 bin dolar arasında değişiyor.

Bu havyarın yüksek fiyatı, dişi mersin balığının son derece uzun olgunlaşma sürecinden kaynaklanıyor. Çünkü dişi mersin balığının yumurtlamaya hazır hale gelmesi 25 yıl alıyor. Bu durum, havyar yetiştiricisinin yatırımını geri almadan önce balıklarını beslemek için hem büyük miktarda para hem de uzun zaman harcamak zorunda olduğu anlamına geliyor. İklim değişikliği, yaşam alanlarının yok olması ve ithalat yasakları da bu havyarı daha da nadir hale getiriyor. Havyarın genel olarak fiyatının yüksek olmasının bir diğer nedeni ise lüks bir ürün olarak zenginliğin simgesi sayılması. Tarihte bu havyarı ilk popüler hale getirenlerin 12. yüzyılda Rus çarları olduğu biliniyor.

sdsd
Beluga Havyarı'nın fiyatı 7 bin ile 20 bin dolar arasında değişiyor (Pixabay)

Beluga Havyarı'nın rengi açık griden siyaha doğru bir skalada değişirken genellikle hiçbir ek malzeme kullanılmadan doğrudan kaşıkla yeniyor. Zaman zaman ‘Blini’ olarak bilinen küçük Rus gözlemesi üzerine de konuluyor.

Bu havyar türünün de kalp, beyin, bağışıklık sistemi ve cilt gençliği gibi sağlık üzerinde yararları bulunuyor.

dfvgth
Rus blini gözlemesiyle servis edilen Beluga Havyarı (Pexelsl)

Beyaz trüf mantarı

Mevsimlik yabani bir mantar türü olan trüfün pahalı olduğu herkes tarafından bilinir. Ancak belirli bir çeşidi fiyat açısından diğerlerinin çok üzerinde kalıyor. İtalyan beyaz trüfü mantarının kilosu 5 bin dolara ulaşıyor.

Beyaz trüf yalnızca erişilmesi güç, ıslak ve yabani ortamlarda, özellikle de İtalya'nın Alba bölgesinde yetişiyor. Karanlık oyuklar ve nadir ağaç kökleri arasında gizlendiğinden bulunması son derece güç olduğundan toprağın altında arama için özel olarak eğitilmiş köpeklerden yararlanılıyor.

Bu ürünü değerli kılan bir diğer etken da sezonunun (Eylül sonundan Aralık'a kadar) sınırlı olması. Hasat edilir edilmez kokusu ve ağırlığının yaklaşık yüzde beşini kaybetmeye başlayan beyaz trüfün yüksek maliyetlerle pazarlara hızla ulaştırılması gerekiyor.

cddsc
Beyaz trüfün kilosu 5 bin dolara ulaşıyor (Reuters)

Beyaz trüfün eşsiz kokusu ve aroması, onu dünya genelindeki restoranların sınırlı doğal üretimi aşan miktarlarda talep ettiği son derece aranan bir ürün haline getiriyor.

Genellikle çiğ olarak ince dilimler halinde sıcak ve sade yemeklerin üzerine servis edilen beyaz trüfün böylece güçlü aromasının açığa çıkması sağlanıyor. Bu yemeklerin başında makarna, risotto ve çırpılmış ya da kızartılmış yumurta geliyor.

Beyaz trüfün sağlık için de faydaları bulunuyor. İçerdiği antioksidan maddeler sayesinde hücreleri hasardan ve yaşlanmaya karşı korurken iltihaplanmayı önlüyor ve C vitamini ile selenyum bakımından zengin olması nedeniyle bağışıklık sistemini destekliyor.

sdcdvd
Makarna tabağının üzerine servis edilmiş beyaz trüf dilimleri (Pexels)

Safran

İran safranı ‘kızıl altın’ lakabıyla anılıyor ve kilosu 5 bin dolara satılıyor. Bilimsel adı ‘crocus sativus’ olan nadir mor çiçeklerden elde edilen bir baharat türüdür. Bu çiçeklerin her birinde yalnızca 3 kırmızı dişicik bulunur. Safran bu ince saplardan elde edilir. Yarım kilogram safran elde edebilmek için 83 bin çiçeğe ihtiyaç duyulur. Hasat süreci son derece titiz bir çalışma gerektirir, dişicikler elle tek tek koparılır ve bir kilogram kuru safran üretmek 400 saatlik emek ister.

cdsvds
Safranın elde edildiği kırmızı dişicikli çiçek (Pexels)

Bu çiçek yalnızca dondurucu kışları ve sıcak yazları olan belirli bir iklimde yetişebiliyor ve hasat dönemi yalnızca 6 hafta sürüyor. Dünya safran arzının yüzde doksanından fazlasını İran karşılıyor ve gıda, kozmetik ve tıbbi kullanım amaçlı yüksek talep fiyatları yukarı çekiyor.

Gıda alanında safran, pilavlarda, deniz ürünlerinde ve tatlılarda altın rengi ve kendine özgü aroma katması için kullanılmiyor. Tıbbi açıdan ise depresyon ve anksiyete vakalarında yardımcı olan bir besin takviyesi olan safranın Alzheimer hastalığı belirtilerini hafiflettiği biliniyor.

sdfv
Bir kilogram safran üretmek için 400 saatlik emek harcanıyor (Pexels)

Geyik peyniri

Dünyada bu peyniri üreten yalnızca tek bir çiftlik bulunuyor. İsveç'teki bu çiftlikte süt veren yalnızca 3 geyik yaşıyor. Bu durum peyniri son derece nadir kılıyor.

Geyik peynirinin kilosu 2 bin 200 doları buluyor. Üretim koşulları da bu peyniri daha da özel hale getiriyor. Her bir geyiğin sağılması iki saat sürüyor ve hayvanları strese sokup sütlerinin kesilmesini önlemek amacıyla bu süreç tam bir sessizlik içinde gerçekleştiriliyor. Her geyik günlük yalnızca 5 litre süt üretiyor ve bu üretim yalnızca mayıs ile eylül ayları arasında gerçekleşiyor.

grth
Dünyanın en pahalı peynirinin (pecorino) elde edildiği Moza geyiği (Pexels)

Geyik peyniri genellikle İsveç'in lüks restoranlarına satılır. Ekmek ve kraker eşliğinde ya da kremsi ve hafif ekşi aromasını ön plana çıkaran salatalarda servis edilir.

Bu peynir türünün yüksek omega-3, çinko, demir ve selenyum içeriği sayesinde sağlık için önemli faydaları bulunuyor. İltihaplanmayı azaltma ve kalp hastalıkları ile obezite riskini düşürme konusundaki rolü de biliniyor.

sdvfgt
Gazelle peyniri (İsveç Çiftliği Üretimi)

En pahalı yiyecekler listesi, kilogram fiyatı 2 bin dolara ulaşan Japon ‘Matsutake’ mantarıyla devam ediyor. Onu İspanya’nın ‘İberya’ eti, Endonezya’nın ‘Kopi Luwak’ kahvesi, Japonya’nın ‘Kobe’ eti ve ‘Otoro’ adlı mavi yüzgeçli ton balığı izliyor.


Yapay zeka bot saldırıları sadece bir yılda 10 kat arttı

2024'te botlar ilk kez küresel internet trafiğinin insanlardan daha büyük bir kısmını oluşturdu (Unsplash)
2024'te botlar ilk kez küresel internet trafiğinin insanlardan daha büyük bir kısmını oluşturdu (Unsplash)
TT

Yapay zeka bot saldırıları sadece bir yılda 10 kat arttı

2024'te botlar ilk kez küresel internet trafiğinin insanlardan daha büyük bir kısmını oluşturdu (Unsplash)
2024'te botlar ilk kez küresel internet trafiğinin insanlardan daha büyük bir kısmını oluşturdu (Unsplash)

Yeni bir araştırmada, yapay zeka botları tarafından internette gerçekleştirilen siber saldırıların sayısının son bir yılda 10 kattan fazla arttığı bulundu.

Thales'in siber güvenlik araştırmacılarının hazırladığı 2026 Kötü Niyetli Bot Raporu'na göre, yapay zeka destekli botların günlük saldırı sayısı sadece bir yıl içinde 2 milyondan 25 milyona çıktı.

Raporda, "Yapay zeka destekli saldırılardaki bu artış önemli olsa da 2025'teki daha büyük değişim, internet altyapısında yapay zeka ve otomasyonun normalleşmesiydi" ifadelerine yer verildi.

Yapay zeka tabanlı saldırıların çok çeşitli sektörlerde ve coğrafyalarda gözlemlenmesi, yapay zeka destekli otomasyonun küresel ölçeğini ve erişimini vurguluyor.

Yapay zeka botlarının hedef aldığı sektörler, perakende ve iş dünyasından eğitim ve kamu sektörüne kadar uzanıyor.

Aynı raporda geçen yıl, 2024'teki tüm internet trafiğinin yarısından fazlasının botlardan oluştuğu ve bu eğilimin 2025'te de süreceği tespit edilmişti.

Botlar artık tüm internet trafiğinin yüzde 53'ünden fazlasını oluştururken, bu oran bir önceki yıl belirlenen yüzde 51'den daha yüksek.

İnternet trafiğinin yaklaşık yüzde 40'ı artık kötü niyetli bot denen yazılımlardan meydana geliyor. Bunlar, veri çalmak için tasarlanmış otomatik sistemlerden, internet sitelerini çökertmek amacıyla yoğun trafik gönderen botnetlere kadar uzanabiliyor.

2025'te bot saldırılarının en çok hedef aldığı ülke ABD olurken onu Avustralya, Birleşik Krallık ve Fransa izledi.

Kötü niyetli yapay zeka botlarının yükselişi, sürekli evrim geçiren bu tehdide karşı interneti korumakla görevli siber güvenlik uzmanları için yeni zorluklar yaratıyor.

Thales'in uygulama ve güvenlikten sorumlu genel müdürü Tim Chang, "Yapay zeka, otomasyonu kuruluşların engellemeye çalıştığı bir şeyden, aynı zamanda yönetmek zorunda oldukları bir şeye dönüştürüyor" diyor.

Artık işin zor kısmı botları tespit etmek değil. Botun, ajanın veya otomasyonun ne yaptığını, bunun iş amaçlarıyla uyumlu olup olmadığını ve kritik sistemlerle nasıl etkileşime girdiğini anlamak.

Independent Türkçe

 


Akreplerin ölümcül sırrı metallerde saklı çıktı

Çok iyi avcılar olan akrepler bazı metallerden de yararlanıyor (Mohamed Mousaid)
Çok iyi avcılar olan akrepler bazı metallerden de yararlanıyor (Mohamed Mousaid)
TT

Akreplerin ölümcül sırrı metallerde saklı çıktı

Çok iyi avcılar olan akrepler bazı metallerden de yararlanıyor (Mohamed Mousaid)
Çok iyi avcılar olan akrepler bazı metallerden de yararlanıyor (Mohamed Mousaid)

Bilim insanları, akreplerin iğne ve kıskaçlarını çinko ve demir gibi metallerle güçlendirdiğini tespit etti.

8 bacaklı araknidler olan akrepler, böcekleri kıskaçlarıyla yakalayıp zehirli iğnelerini saplayarak avlanıyor.

Avlarını etkisiz hale getirmek için bazı türler büyük kıskaçlarına, diğerleriyse iğnelerine daha çok bel bağlıyor.

Bilim insanları bazı akrep türlerinin vücudunda metaller bulunduğunu biliyordu ancak bunların avlanma biçimlerini nasıl etkilediği belirsizliğini koruyordu. Farklı türlerin avlanırken farklı vücut bölümlerini öne çıkarması, bu tercihlerle metal dağılımı arasında bir bağlantı olabileceğini düşündürüyordu.

Smithsonian Enstitüsü Ulusal Doğa Tarihi Müzesi'nden araştırmacılar, akreplerin "silah" gibi kullandığı uzuvlardaki metal içeriğinin avlanma biçimleriyle ilişkisini inceledi.

Ekip müzedeki koleksiyonlardan yararlanarak 18 akrep türünü X ışınları, elektron mikroskopları ve son derece ince lazerlerle analiz etti.

Bulguları hakemli dergi Journal of the Royal Society Interface'te bugün (29 Nisan) yayımlanan çalışmada çinko, manganez ve demir gibi metallerin belirli bölgelerde yoğunlaştığı görüldü.

Örneğin iğnelerin ucunda bir çinko tabakası, hemen arkasında ise manganez bulundu. Kıskaçların ise özellikle kesici kenarlarında çinko ve demir saptandı.

Araştırmacılar, eğer iğne veya kıskaçta yüksek oranda çinko varsa diğer uzuvda daha az çinko bulunduğunu tespit etti. Bu durum, bazı türlerin avlanırken iğneyi, bazılarınınsa kıskaçları daha çok kullanmasıyla örtüşüyor.

Bilim insanları ayrıca kıskaçları daha küçük ve zayıf olan türlerin bu vücut kısımlarında, diğerine göre daha fazla çinko ve demir olduğunu gözlemledi. Bu metaller, kıskaçları daha dayanıklı  hale getirmeye yarıyor olabilir. 

Araştırmacılar ince kıskaçların daha hızlı hareket ederek avı yakalamayı kolaylaştıracağını ancak kalın olanara kıyasla daha çabuk kırılacağını söylüyor. Bulgular, çinko ve demirin bu kırılganlığı azaltabileceğine işaret ediyor.

Yeni çalışma, bir türün avlanma davranışıyla kendine özgü metal bileşimi arasında açık bir evrimsel bağlantı olduğunu gösteriyor.

Bilim insanları çalışmadaki yöntemin, karıncalar, yaban arıları ve kırkayaklar gibi çeşitli vücut parçalarında metal bulunan türleri daha iyi anlamaya yaramasını umuyor.

Independent Türkçe, Interesting Engineering, Smithsonian Magazine, Journal of the Royal Society Interface