Hafız Esed’in kara kutusu Haddam’ın ardından

​Lübnan'da ‘yüksek elçi’ lakabıyla anılan Abdülhalim Haddam (Getty)
​Lübnan'da ‘yüksek elçi’ lakabıyla anılan Abdülhalim Haddam (Getty)
TT

Hafız Esed’in kara kutusu Haddam’ın ardından

​Lübnan'da ‘yüksek elçi’ lakabıyla anılan Abdülhalim Haddam (Getty)
​Lübnan'da ‘yüksek elçi’ lakabıyla anılan Abdülhalim Haddam (Getty)

Sevsen Mehanna
Suriye’nin eski Devlet Başkanı Hafız Esed’in Fransa'da vefat eden Yardımcısı Abdülhalim Haddam’ın hayatı, bir polis devleti olan Suriye’nin tarihini ve iktidardaki Baas rejimini tüm ayrıntılarıyla yansıtıyor.
17 yaşında Arap Sosyalist Baas Partisi'ne katılan Haddam, Hafız Esed döneminde ve ardından halihazırdaki Devlet Başkanı Beşşar Esed döneminde, 30 yıl boyunca Kuneytra Valiliği’nden Dışişleri Bakanlığı’na kadar çeşitli makamlarda bulundu ve 1984 yılında Devlet Başkanı Yardımcılığına atandı.
Haddam, 2005 yılının Aralık ayında rejimden ayrıldı. Yolsuzluk davalarına karışmakla ve Refik Hariri suikastı hakkında Uluslararası Soruşturma Komisyonu’na yalan ifade vermekle itham edildi. 17 Ağustos 2008 tarihinde Şam'da gıyabında ağır koşullarda ömür boyu hapis cezası verildi.

Haddam’ın rejimden kopuşu
Haddam, Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin öldürülmesinden sonra yurtdışına kaçtı ve orada yaşamaya başladı. Beşşar Esed’e düşmanlığını ilan ederek onu İran'ın bölgedeki nüfuzundan ve Hariri suikastından sorumlu tutan Haddam, rejimle ters düştü. Esed’in suikasttan aylar önce Hariri’yi tehdit ettiğini söyleyen Haddam, Hariri'nin kendisinden ‘Esed’in onu tehdit ettiği ve sert konuştuğunu’ duyduğunu belirtti.
1970'li yıllarda Suriye Müslüman Kardeşler (İhvan) Teşkilatı’na karşı verilen siyasi savaşa öncülük eden Haddam, 2006 yılında İhvan ile ittifak yaparak “Ulusal Kurtuluş Cephesi”ni kurdu.

“Rejimin sırlarını ifşa etmeyen adam”
Abdülhalim Haddam, Banyas şehrinden orta sınıf Sünni bir aileden geliyordu ve Hafız Esed’in halefi olacak muhtemel adaydı. Fakat bunun aksi oldu. Haddam, Hafız Esed’in vefatının ardından oğlu Esed’in iktidarını sağlamlaştırması için ona yardımcı oldu.  
Haddam, 10 Haziran 2000’de 37 günlük bir geçiş döneminde geçici olarak Devlet Başkanlığı görevini üstlendi. Aynı yıl 17 Temmuz'da Esed devlet başkanı oldu. Anayasanın 83’üncü maddesi, Esed’in Devlet Başkanlığı’na adaylığını koymasına imkân verecek şekilde değiştirildi. Ertesi gün Haddam, 11 Haziran 2000 tarihinde çıkardığı 9 Sayılı Kanun ile Devlet Başkanlığı için aday yaşının 34 olmasını öngören ilgili maddede değişiklik yaptı. Sonrasında Esed, Albay rütbesinden Generalliğe terfi etti ve Silahlı Kuvvetler Komutanı olarak atandı.
“Rejimin sırlarını ifşa etmeyen adam” olarak bilinen Haddam, verdiği birçok röportajda, Esed rejiminin ancak ABD liderliğindeki bir koalisyonun üstleneceği askeri bir operasyonla düşebileceğini dile getirdi. Ayrıca Suriyelilerin 2011 yılında devriminin patlak vermesinden sonra, dünyanın onları korumak için müdahale etmemeleri durumunda kendilerini savunmak için silahlanmaları gerektiğini söyledi. Ancak buna rağmen Haddam, Suriyelilerin gözünde ‘Baba Liderin’ yolunun yolcusu olarak görüldüğünden dolayı, rejime muhalif bir portre çizemedi.
Independent Arabia Başyazarı Advan el-Ahmeri, Şarku’l Avsat gazetesi için 3 Haziran 2014 tarihinde Abdülhalim Haddam ile bir röportaj yaptı. Haddam bu röportajında, Lübnan dosyasıyla ilgili olarak şu açıklamalarda bulundu:
“Lübnan Cumhurbaşkanı Emil Lahud’un görev süresinin yenilenmesinin ardından Hafız Esed ile bir anlaşmazlık yaşadık. Esed, Lahud’un görev süresinin yenilenmesini istiyordu. Çünkü oğlu Beşşar, onun yanındaydı. Burada Hafız'ı, Lahud aracılığıyla Lübnan'ı kontrol edebileceğine ikna eden kimseler vardı. Lahud’un görev süresi yenilenince Lübnan dosyasını bıraktım. Hafız Esed, sürpriz bir şekilde Lübnan dosyasını oğlu Beşşar’a teslim etti.”

Siyasi Troyka
Lübnanlı siyasetçiler arasında Ebu Cemal olarak da anılan Abdulhalim Haddam, Beşşar’ın yıldızının parlamasının ardından Lübnan dosyasını bıraktı. Fakat 1976 yılından itibaren Lübnan arenasında önemli bir rol oynamıştı ve geniş bir nüfuzu vardı. Lübnan'da kendisine ‘yüksek elçi’ lakabı takılan Haddam, meşhur “Lübnan ya Suriye ile birlikte olacak ya da Suriye’ye bağlanacak” sözünün de sahibidir.
Haddam, Lübnan’da iç savaşın yaşandığı 1975-1990 yılları arasında; Aramoun Zirvesi'nden, 1985'teki üçlü anlaşmanın ve 1989'daki Taif Anlaşması’nın hazırlanmasına dek aktif rol oynadı. Velid Canbolat’ın yanı sıra İlyas el-Heravi, Nebih Berri ve Refik Hariri’nin oluşturduğu ‘siyasi troyka’ ile güçlü bir ilişkisi vardı. Fakat Hariri ile olan ilişkisi diğerlerinden farklıydı.
Hariri’nin Haddam’a Paris yakınlarındaki Onassis Kasrı’nı hediye ettiği söylenir. Haddam, rejimden ayrıldıktan sonra buraya yerleşti ve vefat edene dek burada yaşadı.
Lübnan Müstakbel Hareketi’nin eski bakanlarından Cemal Cerrah’ın paylaşmış olduğu bir tweet, ikili arasındaki ilişkinin derinliğini yansıtıyor.
Haddam’ın vefat haberini kamoyuna ilk kez duyuran kişi olarak Cerrah, Twitter hesabı üzerinden Haddam ve Hariri’nin bir arada bulunduğu bir fotoğraf yayınladı ve altına şu yorumu yazdı: “Mekânın cennet olsun Ey Ebu Cemal! Ey benim sadık ve vefalı dostum!”
Velid Canbolat, Rachid Taha’nın Ya Rayah şarkısını paylaştı. Onun bu paylaşımının Haddam’ın vefatı dolayısıyla olduğu belirtildi.

‘Hariri mecbur bırakıldı’
Cerrah yaptığı bir basın açıklamasında, Suriye rejiminin birkaç kanatlı olduğunu ve elbette Haddam’ın da rejimin kompozisyonu içerisinde yer aldığını söyledi. Fakat kendisini ilgilendiren şeyin Haddam’ın Lübnan Başbakanı Refik Hariri ile olan ilişkisi olduğunu kaydeden Cerrah, ikili arasındaki ilişkinin dostluk, sevgi ve karşılıklı saygıya dayandığını söyledi. Haddam’ın anlaşmazlık yaşanan meseleleri çözmek için daima müdahil olduğunu dile getiren Cerrah, Suriye'nin Lübnan'daki müttefiklerinden ve hatta rejim tarafından haksızlığa maruz kaldığında Hariri'yi desteklediğini belirtti.
Buna karşılık Müstakbel Hareketi’nin destekçilerinden bazıları Cerrah’ın tweetine eleştiriler yönelterek şu değerlendirmede bulundular:
“Baba Hariri bu katil rejimle uğraşmak zorunda kaldı. Abdulhalim Haddam da bu rejimin maşalarından biriydi.”
Diğer yandan Müstakbel Hareketi’nin eski milletvekillerinden Mustafa Aluş, yaptığı basın açıklamasında, Cerrah’ın paylaşımının tamamen kişisel olduğunu, Müstakbel Hareketi'nin bu konuyla herhangi bir ilgisi olmadığını söyledi.
Eski Milletvekili Boutros Harb ise Haddam’ın, Lübnan’da nüfuz sahibi olduğu dönemde yaşananlardan sorumlu olmadığı yönündeki sözlerin doğru olmadığını söylediği açıklamasında, “Bu tarihi saptırmaktır. Çünkü Haddam, Suriye ve Lübnan istihbarat servislerinden de yardım alarak ülkeye güç ve kuvvetle hâkim oldu” ifadelerini kullandı.
Haddam’ın doğrudan veya yardımcıları ve müttefikleri aracılığıyla Lübnan siyasi ve güvenlik yaşamının tüm ayrıntılarında kendini gösterdiğini söyleyen Harb, onun Lübnan'ı Şam'dan yöneten ‘Yüksek Elçi’ olduğunu dile getirdi. Haddam’ı sorumluluğundan kurtarmaya yönelik hiçbir girişimin işe yaramayacağı değerlendirmesinde bulunan Harb, tarihi gerçeklerin unutulmayacağını söyledi.

‘Kalbi kırık bir şekilde yaşadı ve öldü’
Lübnanlı gazeteci Necm Haşim ise onun hakkında şu ifadeleri kullandı:
“Baabda’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na sanki iktidarın bir ortağıymış gibi geldi ve birtakım şartlar dayattı. Sarayda uyur ve suikast korkusundan dolayı yastığının altında silah bulundururdu. Muhtemelen en önemli kayıtlar, ona ‘Sasa Üniversitesi mezunu’ lakabı takan Cumhurbaşkanı Kamil Şemun ile aralarında yaşananlardır.
Lübnan merkezli (Maruni Hristiyan) Marada Hareketi Başkanı Süleyman Franciye’nin destekçilerinden birinin onun hakkında şöyle dediği söyleniyor:
“Abdulhalim Haddam, kalbi kırık bir şekilde yaşadı ve öldü. Çünkü Süleyman Franciye onu ofisinde hiç ziyaret etmedi.”



‘Zorunlu koordinasyon’ DEAŞ liderlerinin hapishaneden kaçmasını engelliyor

Suriye'nin kuzeydoğusunda DEAŞ üyelerinin ailelerinin kaldığı el-Hol Kampı’nın kapısının önünde duran Suriye güvenlik güçleri (EPA)
Suriye'nin kuzeydoğusunda DEAŞ üyelerinin ailelerinin kaldığı el-Hol Kampı’nın kapısının önünde duran Suriye güvenlik güçleri (EPA)
TT

‘Zorunlu koordinasyon’ DEAŞ liderlerinin hapishaneden kaçmasını engelliyor

Suriye'nin kuzeydoğusunda DEAŞ üyelerinin ailelerinin kaldığı el-Hol Kampı’nın kapısının önünde duran Suriye güvenlik güçleri (EPA)
Suriye'nin kuzeydoğusunda DEAŞ üyelerinin ailelerinin kaldığı el-Hol Kampı’nın kapısının önünde duran Suriye güvenlik güçleri (EPA)

DEAŞ’a bağlı tutuklularla ilgili saha gelişmeleri, Rakka ve Haseke’deki en büyük gözaltı merkezlerinin fiilen Suriye hükümetinin kontrolüne geçmesiyle doruğa ulaştı. Diğer yandan DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK), en tehlikeli isimleri Suriye dışına, özellikle Irak’a nakletme operasyonlarını hızlandırdı.

Suriye ordusu son dönemde Haseke, Rakka ve Deyrizor kırsalındaki cezaevleri ve gözaltı tesislerinin kritik bölümlerini güvence altına aldı. Bu arada adli makamlar, Rakka’daki el-Aktan Cezaevi’nde DEAŞ bağlantısı iddiasıyla tutulan 18 yaş altı 126 çocuğu serbest bıraktı.

Yerel raporlar, serbest bırakılan bazı çocukların ruhsal durumlarını ‘çok kötü’ olarak nitelendirirken, uzun süreli gözaltı nedeniyle çoğunun kötü beslenmeye bağlı sağlık sorunları yaşadığı belirtildi. Öte yandan Suriye güvenlik güçleri, geçen haftanın ortasında Şeddadi Cezaevi’nden kaçan tutukluların izini sürmeye devam ediyor. Resmî açıklamalara göre İçişleri Bakanlığı, kaçanlardan 81’ini yeniden gözaltına almayı başardı.

El-Aktan Cezaevi’ndeki çocuklar

Suriye İçişleri Bakanlığı yetkilisi Albay Halid Casım, Şarku’l Avsat’a yaptığı özel açıklamada, Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) özellikle Şeddadi Cezaevi’nden onlarca DEAŞ mensubunu ‘kasten’ serbest bırakmakla suçladı. Casım, bakanlığın serbest bırakılanların çoğunu yeniden gözaltına almayı başardığını belirtti.

Casım, SDG’nin hükümetle yapılan anlaşmalarda ‘tereddüt gösterdiğini’ vurgulayarak, Arap aşiretlerinin kendi bölgelerini kontrol altına alıp SDG’yi bölgeden çıkarmasının ardından örgüt üyelerini serbest bırakarak hükümete uluslararası baskı uygulamaya ve DEAŞ’la mücadele çabalarını aksatmaya çalıştığını ileri sürdü.

sgt
Rakka'daki el-Aktan Cezaevi’nden serbest bırakılan tutukluların yakınları (Reuters)

Casım ayrıca, SDG’nin DEAŞ’la ilgisi olmayan aileleri ve çocukları da gözaltına aldığını; tutuklular arasında zorunlu askerlikten kaçanlar ve farklı suçlamalarla alıkonulanların bulunduğunu ifade etti.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne (KDSÖY) bağlı cezaevi idaresi, 25 Ocak Pazar günü el-Aktan Cezaevi’nde bazı çocukların bulunduğu yönünde bir açıklama yaptı. Açıklamada, cezaevinin belirli bir bölümünde çeşitli suçlara karışmış ve resmi şikâyetlere konu olmuş çocukların bulunduğu belirtildi.

Cezaevi idaresi, söz konusu çocukların yaklaşık üç ay önce Çocuk Cezaevi’nden el-Aktan Cezaevi’ne nakledildiğini ve bu adımın mevcut güvenlik koşulları nedeniyle alındığını ifade etti. Açıklamada, nakil işleminin önleyici ve düzenleyici tedbirler çerçevesinde gerçekleştirildiği vurgulandı.

Guveyran Hapishanesi

Suriye güvenlik güçleri, Haseke şehir merkezine yakın noktalarda konuşlanmış durumda. Bu önlem, SDG’nin kontrolündeki Guveyran Hapishanesi’nden olası bir kaçış girişimi veya cezaevinin açılma ihtimaline karşı alınmış. Cezaevinde 3 ila 5 bin tutuklu bulunuyor ve aralarında DEAŞ’ın en tehlikeli liderleri yer alıyor.

Medya raporlarına göre, SDG yönetiminde bulunan çeşitli cezaevlerinde en az 9 bin DEAŞ mensubu tutuklu bulunuyor. Bazı raporlarda bu sayı 12 bine kadar çıkarılırken, cezaevlerindeki tutukluların büyük kısmını Iraklılar ve yabancılar oluşturuyor.

efrgty
Suriye Demokratik Güçleri (SDG) salı günü Rakka'daki el-Aktan Cezaevi’nden çekildikten sonra hükümet yetkilileri hapishaneyi denetledi. (AP)

Son gelişmeler çerçevesinde, Rakka’daki el-Aktan Cezaevi artık Suriye ordusunun kontrolünde bulunurken, Haseke kırsalının güneyindeki Şeddadi Cezaevi’nin yönetimi Suriye İçişleri Bakanlığı’na geçti. DEAŞ mensuplarının ailelerinin bulunduğu el-Hol Kampı da, SDG’nin çekilmesinin ardından Suriye İçişleri Bakanlığı’nın denetimine alındı.

Irak makamları ve Avrupa vatandaşları

Önemli bir gelişme olarak, 24 Ocak 2026 itibarıyla tutuklu nakil operasyonları yeni bir aşamaya girdi. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Suriye’den Irak’taki güvenli gözaltı merkezlerine günlük yaklaşık 500 DEAŞ mensubunun taşınacağı bir ‘hava köprüsü’ başlatıldığını duyurdu. Toplamda Irak’a nakledilmesi planlanan tutuklu sayısı ise 7 bine kadar ulaşıyor.

Güvenlik kaynaklarına göre, Irak’a teslim edilen ilk grup 150 tutukludan oluşuyor. Bu grup, 2014’ten bu yana büyük kanlı eylemlere karışmış ‘birinci sınıf’ liderlerden oluşuyor.

xsdefr
DEAŞ'ın eski üyesi Fransız Emilie König, Suriye'nin kuzeydoğusunda terör örgütü üyeliği şüphesi bulunan kişilerin aile üyelerinin barındırıldığı er-Roj Kampı’nda (AFP)

Uzmanlar, ABD, Suriye ve Irak arasında yürütülen üçlü koordinasyonla gerçekleştirilen operasyonun, SDG kontrolünde bulunan Suriye cezaevlerindeki en tehlikeli unsurları boşaltmayı ve örgütün kuzey ile kuzeydoğu Suriye’deki savaş ortamını kötüye kullanmasını önlemeyi amaçladığını belirtiyor.

Irak hükümeti, bu adımı ‘ulusal güvenliği korumaya yönelik önleyici bir tedbir’ olarak nitelendiriyor. Suriye’de olayların hızla gelişmesi ve güç dengelerindeki değişim, tutukluların güvenli tesislerde tutulmasını ve olası kaçış girişimlerinin önlenmesini zorunlu kıldı.

Irak Yüksek Mahkemesi, nakledilen tüm tutukluların, milliyetleri ne olursa olsun (Iraklılar ve 56 farklı ülkeden tutuklular), sadece Irak yargısının yetkisi altında olacağını ve yasal prosedürlerin eksiksiz uygulanacağını açıkladı. Süreçte, sınır ötesi suçların belgelenmesine özen gösterilecek, böylece mağdurların hakları korunacak ve hukukun üstünlüğü pekiştirilecek. Bazı raporlarda ise Irak’ın, ilgili ülkelerle iletişim kurarak vatandaşlarının teslim alınmasını sağlayacağı belirtiliyor.

Yabancı savaşçılar ve aileleriyle ilgili durum, el-Hol ve er-Roj kamplarında hâlâ ABD ve diğer dünya ülkeleri için ciddi bir güvenlik kaygısı oluşturuyor. El-Hol Kampı’nda 43 binden fazla kişi bulunuyor. Irak’la koordinasyon sağlanarak yaklaşık 18 bin Iraklının kademeli şekilde ülkelerine iade edilmesi planlanıyor.

sdfrgt
Suriye Demokratik Güçleri'nin (SDG) Haseke kentinden çekilmesinin ardından Suriye hükümetinin kontrolünü ele geçirdiği el-Hol Kampı’ndan (Reuters)

Yayınlanan istatistikler, Avrupa ülkelerinden tutukluların sayısını da ortaya koyuyor: Fransa 450, Almanya 77, Belçika 55, Birleşik Krallık 27 ve Hollanda 90 tutuklu bildirdi. Şam yönetimi, bu kişilerin Suriye topraklarında işledikleri suçlardan sorumlu tutulmaları gerektiği yönünde net bir tutum sergiliyor. Suriye hükümeti, yasal, insani ve güvenlik boyutlarını kapsayan bütüncül bir süreç uygulamaya hazır olduğunu da vurguluyor.

‘DEAŞ’ı herkesten daha iyi tanıyoruz’

10 Mart anlaşması uyarınca tüm SDG unsurlarının Savunma ve İçişleri bakanlıkları bünyesine dahil edilmesi kararlaştırılmıştı; bu da pratikte cezaevleri ve kampların güvenliğinden Suriye ordusu ve iç güvenlik güçlerinin sorumlu olacağı anlamına geliyor. Albay Halid Casım, SDG’nin DEAŞ cezaevlerini Suriye devletine teslim etmekten kaçındığını, böylece DMUK’da terörle mücadelede temel bir ortak olarak konumunu güçlendirmeye çalıştığını ileri sürdü.

cuı8o9
Suriye güvenlik güçleri, ülkenin kuzeydoğusundaki Haseke'de bulunan, DEAŞ üyelerinin ailelerinin barındığı el-Hol Kampı’na giriyor. (DPA)

Casım, Suriye hükümetinin görevinin, güvenliği sağlamak, cezaevlerini yönetmek ve SDG’ye bağlı olmadığı kanıtlanan kişileri serbest bırakmak olduğunu belirtti. “Biz SDG’den daha fazla bilgi ve deneyime sahibiz” diyen Casım, DEAŞ ile mücadelede geçmişteki operasyonları örnek gösterdi. Casım, hükümetin DEAŞ’ı yakından takip ettiğini, DMUK’un bu çabaları bildiğini ve desteklediğini vurguladı. Casım ayrıca, “SDG’nin, DEAŞ dosyasını Suriye içinde güvenliği sarsmak için kullanmasına izin vermeyeceğiz” dedi.

‘Zorunlu koordinasyon’

Silahlı gruplar uzmanı Raid el-Hamed, Suriye cezaevlerindeki en tehlikeli savaşçıların Irak’a naklinin, aslında bir ‘zorunlu koordinasyon’ olduğunu belirtti. Hamed’e göre Washington, lider konumdaki unsurların bölgedeki çatışmalardan kaynaklanabilecek olası kaos sırasında kaçmalarını önlemeyi hedefliyor. Hamed, Suriye devletinin DEAŞ tutukluları dosyasını devralmasıyla birlikte, işin şimdi Arap veya yabancı başkentlere düştüğünü söyledi; bu ülkelerin vatandaşlarını geri almak istemeyebileceğini, çünkü bu kişilerin kendi toplumlarında örgüt için çekirdek oluşturma riski ve güvenlik maliyetlerini artırabileceğini vurguladı. Ayrıca, bu ülkelerin suçları kanıtlayacak yeterli delil toplamak ve yargı süreçlerini işletmek konusunda ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğunu ifade etti.

Hamed, tutukluların Suriye dışına taşınmasının, ‘daha zorlu koşullarda gözaltı süreci nedeniyle yeni radikalleşme risklerini ortadan kaldırmadığını’ da belirtti. Bu nedenle, operasyonun başarısının, uluslararası yüksek düzeyde koordinasyon ve Suriye ile Irak hükümetlerinin, dünyanın en tehlikeli tutuklularıyla başa çıkma çabalarına destek verilmesine bağlı olduğunu söyledi.


Refah Sınır Kapısı’nın açılışı beklenirken, işleyişiyle ilgili belirsizlikler devam ediyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında bekleyen yakıt tankerleri ve insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında bekleyen yakıt tankerleri ve insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)
TT

Refah Sınır Kapısı’nın açılışı beklenirken, işleyişiyle ilgili belirsizlikler devam ediyor

Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında bekleyen yakıt tankerleri ve insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)
Refah Sınır Kapısı’nın Mısır tarafında bekleyen yakıt tankerleri ve insani yardım malzemesi yüklü tırlar (AFP)

Mısır ile Gazze Şeridi arasındaki Refah Sınır Kapısı’nın açılmasının önündeki engel, İsrail’in son cesedin kalıntılarını bulmasının ardından aşıldı. Ancak kapının çalışma mekanizmasına ilişkin Mısır ile İsrail arasında istişareler sürüyor. Kapının yarın (cuma) ya da en geç pazar günü yeniden faaliyete geçmesi bekleniyor.

Mısırlı ve Filistinli iki bilgi sahibi kaynak, dün Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, sınır kapısının yakın zamanda açılmasına yönelik dikkat çekici bir beklenti olduğunu, nihai çalışma usullerinin ise önümüzdeki saatlerde Mısır-İsrail arasındaki mutabakatlarla belirleneceğini ifade etti.

Mısırlı kaynak, sınır kapısının işleyiş mekanizmasına dair Mısır, ABD ve İsrail arasında istişareler yürütüldüğünü belirterek, İsrail’in özellikle Gazze Şeridi’ne giriş mekanizması konusunda engeller koymasının beklendiğini, zira Tel Aviv’in yalnızca tehcir seçeneğini istediğini, buna karşılık Mısır’ın yaralıları ve ailelerini acil ve geçici olarak kabul etmeye hazır olduğunu söyledi.

Aynı kaynak, İsrail’in güvenlik gerekçeleriyle sınır kapısında karmaşık ve sıkı prosedürler uygulamasının da beklendiğini, kapının yalnızca bireylerin geçişine tahsis edileceğini kaydetti. Kahire’nin tutumunun ise sahadaki fiili duruma ve İsrail tarafından engellerle karşılaşılıp karşılaşılmayacağına göre şekilleneceğini belirtti.

Filistinli kaynak da sınır kapısının açılma tarihinin artık yakın olduğunu ifade ederek, bu konuda bir görüş ayrılığı bulunmadığını, özellikle Mısır ile İsrail arasında süren düzenleme ve mutabakatların beklendiğini söyledi. Kaynak, çalışma mekanizmasının ise henüz netlik kazanmadığını, ancak kapının 2005 Anlaşması uyarınca Avrupa denetiminde ve Filistin Yönetimi’nin katılımıyla işletileceğinin bilindiğini kaydetti.

Kaynak, belirsizliğin nedenini, geçmişte sınır kapısından Hamas’a bağlı İçişleri biriminin sorumlu olmasına bağlayarak, İsrail’in şu aşamada isim listelerini önceden teslim alıp incelemede ısrar ettiğini, Gazze Şeridi’nden çıkışlarda görece esneklik, bölgeye girişlerde ise sıkı denetimler uygulanmasını istediğini aktardı. Kahire’nin Washington ve Tel Aviv ile mutabakata varması halinde dahi, asıl belirleyici unsurun sahadaki uygulama olacağını vurgulayan kaynak, İsrail’in olası sıkılaştırmaları ve engellerine yönelik endişelere dikkat çekti.

Öte yandan, Refah Sınır Kapısı’nın açılma tarihi ve çalışma usulleri İsrail medyasında da kesinlik kazanmış görünmüyor. İsrail’in Haaretz gazetesi, güvenlik kaynaklarına dayandırdığı haberinde, İsrail ordusunun Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması için hazırlıklarını tamamladığını bildirdi. Gazete, Avrupalı bir diplomata atıfla, Refah’tan geçişine izin verilecek Filistinlilerin sayısının hâlâ İsrail ile Mısır arasında müzakere edildiğini aktardı. İsrail merkezli Walla haber sitesi ise sınır kapısının pazar günü açılmasının mümkün olabileceğini yazdı.

defrgty6
Han Yunus'ta İsrail ordusu tarafından yıkılan binaların enkazı arasında top oynayan Filistinli bir kız çocuğu (AFP)

İsrail Ordu Radyosu, Refah Sınır Kapısı’nda uygulanması planlanan yeni çalışma mekanizmasına ilişkin olarak, Gazze Şeridi’ne giriş ve çıkışların öncelikle Mısır’ın onayını gerektireceğini, ardından isim listelerinin İsrail’e iletilerek onay alınacağını bildirdi.

Haberde, sınır kapısı içinde bir İsrailli güvenlik görevlisinin, Gazze Şeridi’nden Mısır topraklarına geçiş yapanları gözetlemekle görevli olacağı, bölgeden çıkan kişilerin doğrudan fiziki aramaya tabi tutulmayacağı ancak güvenlik denetimi altında geçiş yapacakları ifade edildi.

Geçiş mekanizmasına ilişkin rakamlar ise çelişkili. Şarku’l Avsat’ın İsrail medyasından aktardığına göre, Gazze Şeridi’ne günlük yaklaşık 150 kişinin girişine izin verilmesi, daha fazla sayıda kişinin ise bölgeden çıkış yapabilmesi öngörülüyor. Diğer sızıntılarda ise İsrail’in, sınır kapısının açılmasının ilk aşamasında Gazze Şeridi’ne döneceklerin sayısını günlük 50 kişiyle sınırlamayı planladığı belirtiliyor. Bu konunun, bugün İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun üst düzey güvenlik yetkilileriyle yapacağı ve Gazze’deki yeni düzenlemelerin ele alınacağı güvenlik toplantısında netleşmesi bekleniyor.

Netanyahu’nun ofisi, geçtiğimiz pazar günü yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nde kalan son İsrailli rehinenin cesedinin yerinin tespit edilmesine yönelik operasyonun tamamlanmasının ardından, Refah Sınır Kapısı’nın yalnızca bireylerin geçişi için yeniden açılacağını duyurmuştu. İsrail ordusu, açıklamadan saatler sonra söz konusu cesede ulaşıldığını bildirmişti.

Netanyahu dün, pazartesi günü cesedi İsrail’e getirilen Ran Gvili’nin cenaze törenine katılanlara hitaben yaptığı konuşmada, “Görevlerimizi tamamlamaya kararlıyız: Hamas’ı silahsızlandırmak ve Gazze Şeridi’ni silahsız bir bölge haline getirmek. Bunu başaracağız. Düşmanlarımız bilsin ki İsrail’e el kaldıran herkes çok ağır bir bedel ödeyecektir” dedi.

Filistinli siyaset analisti Dr. Eymen er-Rakab ise Netanyahu’nun meydan okuyan söylemlerinin ötesinde, Mayıs 2024’ten bu yana kontrolü altında tuttuğu Refah Sınır Kapısı’nı açmaktan başka bir seçeneği bulunmadığını savundu. Rakab, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin son açıklamaların ve benzeri çıkışların, sınır kapısının açılmasının uygulanmasını bekleyen tabloyu karmaşıklaştırmaya yönelik olduğunu belirtti. Rakab, söz konusu açılışın, 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasının ilk aşamasında hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.


Şara ve Putin ikili ilişkileri güçlendirecek

Moskova'da dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden (EPA)
Moskova'da dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden (EPA)
TT

Şara ve Putin ikili ilişkileri güçlendirecek

Moskova'da dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden (EPA)
Moskova'da dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden (EPA)

Suriye Devlet Başkanı Ahmed el-Şara ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında dün Moskova'da gerçekleşen, üç ay içinde ikinci kez yapılan görüşme, iki ülke arasındaki ilişkileri yeniden kurma arzusunu yansıtıyor.

Putin, iki ülke arasındaki ilişkilerin "Başkan Şara'nın kişisel çabaları sayesinde somut ilerleme kaydettiğini" söyledi. Putin Şara'ya hitaben, "Yeniden yapılanma ve rehabilitasyon konusunda yapılacak çok iş olduğunu biliyorum... ve inşaat sektörü de dahil olmak üzere ekonomik kurumlarımız bu ortak çabaya tamamen hazır" dedi.

El-Şara ise Suriye'nin "geçtiğimiz yıl birçok aşama ve engeli aştığını, bunların en sonuncusunun da Suriye topraklarının birleştirilmesi sorunu olduğunu" söyledi. "Şam, bölgedeki yıkım halinden istikrar ve barışa geçişe bel bağlıyor" ifadesini kullandı.

İki cumhurbaşkanı yeniden yapılanma ve Suriye'nin kuzeydoğusundaki durumu görüşürken, görüşmenin açık bölümünde potansiyel olarak tartışmalı olabilecek noktalara değinmekten kaçındılar. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu noktalar arasında Suriye'deki Rus askeri üslerinin akıbeti veya Suriye kıyılarındaki durum yer alıyor; zira Rus topraklarında bulunan eski rejimin bazı kalıntılarının bölgedeki durumu alevlendirmeye çalıştığı yönünde suçlamalar da mevcut.