Hafız Esed’in kara kutusu Haddam’ın ardından

​Lübnan'da ‘yüksek elçi’ lakabıyla anılan Abdülhalim Haddam (Getty)
​Lübnan'da ‘yüksek elçi’ lakabıyla anılan Abdülhalim Haddam (Getty)
TT

Hafız Esed’in kara kutusu Haddam’ın ardından

​Lübnan'da ‘yüksek elçi’ lakabıyla anılan Abdülhalim Haddam (Getty)
​Lübnan'da ‘yüksek elçi’ lakabıyla anılan Abdülhalim Haddam (Getty)

Sevsen Mehanna
Suriye’nin eski Devlet Başkanı Hafız Esed’in Fransa'da vefat eden Yardımcısı Abdülhalim Haddam’ın hayatı, bir polis devleti olan Suriye’nin tarihini ve iktidardaki Baas rejimini tüm ayrıntılarıyla yansıtıyor.
17 yaşında Arap Sosyalist Baas Partisi'ne katılan Haddam, Hafız Esed döneminde ve ardından halihazırdaki Devlet Başkanı Beşşar Esed döneminde, 30 yıl boyunca Kuneytra Valiliği’nden Dışişleri Bakanlığı’na kadar çeşitli makamlarda bulundu ve 1984 yılında Devlet Başkanı Yardımcılığına atandı.
Haddam, 2005 yılının Aralık ayında rejimden ayrıldı. Yolsuzluk davalarına karışmakla ve Refik Hariri suikastı hakkında Uluslararası Soruşturma Komisyonu’na yalan ifade vermekle itham edildi. 17 Ağustos 2008 tarihinde Şam'da gıyabında ağır koşullarda ömür boyu hapis cezası verildi.

Haddam’ın rejimden kopuşu
Haddam, Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin öldürülmesinden sonra yurtdışına kaçtı ve orada yaşamaya başladı. Beşşar Esed’e düşmanlığını ilan ederek onu İran'ın bölgedeki nüfuzundan ve Hariri suikastından sorumlu tutan Haddam, rejimle ters düştü. Esed’in suikasttan aylar önce Hariri’yi tehdit ettiğini söyleyen Haddam, Hariri'nin kendisinden ‘Esed’in onu tehdit ettiği ve sert konuştuğunu’ duyduğunu belirtti.
1970'li yıllarda Suriye Müslüman Kardeşler (İhvan) Teşkilatı’na karşı verilen siyasi savaşa öncülük eden Haddam, 2006 yılında İhvan ile ittifak yaparak “Ulusal Kurtuluş Cephesi”ni kurdu.

“Rejimin sırlarını ifşa etmeyen adam”
Abdülhalim Haddam, Banyas şehrinden orta sınıf Sünni bir aileden geliyordu ve Hafız Esed’in halefi olacak muhtemel adaydı. Fakat bunun aksi oldu. Haddam, Hafız Esed’in vefatının ardından oğlu Esed’in iktidarını sağlamlaştırması için ona yardımcı oldu.  
Haddam, 10 Haziran 2000’de 37 günlük bir geçiş döneminde geçici olarak Devlet Başkanlığı görevini üstlendi. Aynı yıl 17 Temmuz'da Esed devlet başkanı oldu. Anayasanın 83’üncü maddesi, Esed’in Devlet Başkanlığı’na adaylığını koymasına imkân verecek şekilde değiştirildi. Ertesi gün Haddam, 11 Haziran 2000 tarihinde çıkardığı 9 Sayılı Kanun ile Devlet Başkanlığı için aday yaşının 34 olmasını öngören ilgili maddede değişiklik yaptı. Sonrasında Esed, Albay rütbesinden Generalliğe terfi etti ve Silahlı Kuvvetler Komutanı olarak atandı.
“Rejimin sırlarını ifşa etmeyen adam” olarak bilinen Haddam, verdiği birçok röportajda, Esed rejiminin ancak ABD liderliğindeki bir koalisyonun üstleneceği askeri bir operasyonla düşebileceğini dile getirdi. Ayrıca Suriyelilerin 2011 yılında devriminin patlak vermesinden sonra, dünyanın onları korumak için müdahale etmemeleri durumunda kendilerini savunmak için silahlanmaları gerektiğini söyledi. Ancak buna rağmen Haddam, Suriyelilerin gözünde ‘Baba Liderin’ yolunun yolcusu olarak görüldüğünden dolayı, rejime muhalif bir portre çizemedi.
Independent Arabia Başyazarı Advan el-Ahmeri, Şarku’l Avsat gazetesi için 3 Haziran 2014 tarihinde Abdülhalim Haddam ile bir röportaj yaptı. Haddam bu röportajında, Lübnan dosyasıyla ilgili olarak şu açıklamalarda bulundu:
“Lübnan Cumhurbaşkanı Emil Lahud’un görev süresinin yenilenmesinin ardından Hafız Esed ile bir anlaşmazlık yaşadık. Esed, Lahud’un görev süresinin yenilenmesini istiyordu. Çünkü oğlu Beşşar, onun yanındaydı. Burada Hafız'ı, Lahud aracılığıyla Lübnan'ı kontrol edebileceğine ikna eden kimseler vardı. Lahud’un görev süresi yenilenince Lübnan dosyasını bıraktım. Hafız Esed, sürpriz bir şekilde Lübnan dosyasını oğlu Beşşar’a teslim etti.”

Siyasi Troyka
Lübnanlı siyasetçiler arasında Ebu Cemal olarak da anılan Abdulhalim Haddam, Beşşar’ın yıldızının parlamasının ardından Lübnan dosyasını bıraktı. Fakat 1976 yılından itibaren Lübnan arenasında önemli bir rol oynamıştı ve geniş bir nüfuzu vardı. Lübnan'da kendisine ‘yüksek elçi’ lakabı takılan Haddam, meşhur “Lübnan ya Suriye ile birlikte olacak ya da Suriye’ye bağlanacak” sözünün de sahibidir.
Haddam, Lübnan’da iç savaşın yaşandığı 1975-1990 yılları arasında; Aramoun Zirvesi'nden, 1985'teki üçlü anlaşmanın ve 1989'daki Taif Anlaşması’nın hazırlanmasına dek aktif rol oynadı. Velid Canbolat’ın yanı sıra İlyas el-Heravi, Nebih Berri ve Refik Hariri’nin oluşturduğu ‘siyasi troyka’ ile güçlü bir ilişkisi vardı. Fakat Hariri ile olan ilişkisi diğerlerinden farklıydı.
Hariri’nin Haddam’a Paris yakınlarındaki Onassis Kasrı’nı hediye ettiği söylenir. Haddam, rejimden ayrıldıktan sonra buraya yerleşti ve vefat edene dek burada yaşadı.
Lübnan Müstakbel Hareketi’nin eski bakanlarından Cemal Cerrah’ın paylaşmış olduğu bir tweet, ikili arasındaki ilişkinin derinliğini yansıtıyor.
Haddam’ın vefat haberini kamoyuna ilk kez duyuran kişi olarak Cerrah, Twitter hesabı üzerinden Haddam ve Hariri’nin bir arada bulunduğu bir fotoğraf yayınladı ve altına şu yorumu yazdı: “Mekânın cennet olsun Ey Ebu Cemal! Ey benim sadık ve vefalı dostum!”
Velid Canbolat, Rachid Taha’nın Ya Rayah şarkısını paylaştı. Onun bu paylaşımının Haddam’ın vefatı dolayısıyla olduğu belirtildi.

‘Hariri mecbur bırakıldı’
Cerrah yaptığı bir basın açıklamasında, Suriye rejiminin birkaç kanatlı olduğunu ve elbette Haddam’ın da rejimin kompozisyonu içerisinde yer aldığını söyledi. Fakat kendisini ilgilendiren şeyin Haddam’ın Lübnan Başbakanı Refik Hariri ile olan ilişkisi olduğunu kaydeden Cerrah, ikili arasındaki ilişkinin dostluk, sevgi ve karşılıklı saygıya dayandığını söyledi. Haddam’ın anlaşmazlık yaşanan meseleleri çözmek için daima müdahil olduğunu dile getiren Cerrah, Suriye'nin Lübnan'daki müttefiklerinden ve hatta rejim tarafından haksızlığa maruz kaldığında Hariri'yi desteklediğini belirtti.
Buna karşılık Müstakbel Hareketi’nin destekçilerinden bazıları Cerrah’ın tweetine eleştiriler yönelterek şu değerlendirmede bulundular:
“Baba Hariri bu katil rejimle uğraşmak zorunda kaldı. Abdulhalim Haddam da bu rejimin maşalarından biriydi.”
Diğer yandan Müstakbel Hareketi’nin eski milletvekillerinden Mustafa Aluş, yaptığı basın açıklamasında, Cerrah’ın paylaşımının tamamen kişisel olduğunu, Müstakbel Hareketi'nin bu konuyla herhangi bir ilgisi olmadığını söyledi.
Eski Milletvekili Boutros Harb ise Haddam’ın, Lübnan’da nüfuz sahibi olduğu dönemde yaşananlardan sorumlu olmadığı yönündeki sözlerin doğru olmadığını söylediği açıklamasında, “Bu tarihi saptırmaktır. Çünkü Haddam, Suriye ve Lübnan istihbarat servislerinden de yardım alarak ülkeye güç ve kuvvetle hâkim oldu” ifadelerini kullandı.
Haddam’ın doğrudan veya yardımcıları ve müttefikleri aracılığıyla Lübnan siyasi ve güvenlik yaşamının tüm ayrıntılarında kendini gösterdiğini söyleyen Harb, onun Lübnan'ı Şam'dan yöneten ‘Yüksek Elçi’ olduğunu dile getirdi. Haddam’ı sorumluluğundan kurtarmaya yönelik hiçbir girişimin işe yaramayacağı değerlendirmesinde bulunan Harb, tarihi gerçeklerin unutulmayacağını söyledi.

‘Kalbi kırık bir şekilde yaşadı ve öldü’
Lübnanlı gazeteci Necm Haşim ise onun hakkında şu ifadeleri kullandı:
“Baabda’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na sanki iktidarın bir ortağıymış gibi geldi ve birtakım şartlar dayattı. Sarayda uyur ve suikast korkusundan dolayı yastığının altında silah bulundururdu. Muhtemelen en önemli kayıtlar, ona ‘Sasa Üniversitesi mezunu’ lakabı takan Cumhurbaşkanı Kamil Şemun ile aralarında yaşananlardır.
Lübnan merkezli (Maruni Hristiyan) Marada Hareketi Başkanı Süleyman Franciye’nin destekçilerinden birinin onun hakkında şöyle dediği söyleniyor:
“Abdulhalim Haddam, kalbi kırık bir şekilde yaşadı ve öldü. Çünkü Süleyman Franciye onu ofisinde hiç ziyaret etmedi.”



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.