Koronavirüs insanların kötü yönlerini ortaya çıkardı: Zorbalık, hırsızlık ve ırkçılık

Koronavirüs bulaşanlara ‘cüzzamlı muamelesi’ yapılıyor, devletler diğerlerinin mallarına el koyuyor

 İtalya’da koronavirüs salgının Afrikalı mülteciler yüzünden büyüdüğü iddia ediliyor. (AFP)
İtalya’da koronavirüs salgının Afrikalı mülteciler yüzünden büyüdüğü iddia ediliyor. (AFP)
TT

Koronavirüs insanların kötü yönlerini ortaya çıkardı: Zorbalık, hırsızlık ve ırkçılık

 İtalya’da koronavirüs salgının Afrikalı mülteciler yüzünden büyüdüğü iddia ediliyor. (AFP)
İtalya’da koronavirüs salgının Afrikalı mülteciler yüzünden büyüdüğü iddia ediliyor. (AFP)

Emine Hayri
İnsanlığa faydalı, acı çekenleri kurtaran ve yoksullarla dayanışma içinde olan bir bilim insanını ağırlayan rahim, insanlıktan nasibini almamış, acı çekenleri aşağılayan ve yoksulları ezen bir insanı da doğurabiliyor.
Evlerinde izole olmuş yetenekli insanlar, balkon çıkıp müzik yapıyor ve karantina altındaki diğer insanları neşelendirmek ve biraz olsun acılarını hafifletmek için şarkılar söylüyor. Diğer yandan bazıları gerginliği artırıyor, felaket tellallığı yapıyor ve ırkçı ‘zehirli tohumlar’ ekerek bu zorlu ‘korona günlerinde’ ahlaki zafiyetlerini açığa vuruyor.
‘Korona zamanları’ dünyamız üzerinde yaşayan insanlara, insaniyetin geri döndüğünü hatırlattığı gibi aynı zamanda insanların bastırdığı en kötü düşünce ve davranışların da ortaya çıkmasına neden oldu.

Çin virüsü
Sanki insanlık, ‘damgalama ve zorbalıktan’ yeterince mustarip değilmiş gibi koronavirüs, bazılarına ayrımcılık ve zorbalık için gerekçe verdi. Bu durum dünya genelinde zorbalığın daha fazla artmasına neden oldu. Gün geçmiyor ki ABD’deki Asyalılar yeni bir ayrımcılığa, nefrete ve aşağılamaya maruz kalmasın... Körfez ülkelerindeki yabancı işçiler koronavirüsü yaymakla suçlanıyor. Kenyalılar ‘yarasa katilleri’ olarak tanımladıkları Çinlilere saldırıyor. Mısırlı bir taksici, Çinli müşterisini yolun ortasında aracından kovuyor. Diğerleri de yol ortasında kalan adamın dramını videoya alıp dalga geçiyor. İngiliz öğrenciler, Asya kökenli arkadaşlarını gerçek yaşamda ve sanal dünyada “Çinli virüsler” olarak niteliyor. ABD Başkanı Donald Trump, Kovid-19 virüsünü ısrarla ‘Çin virüsü’ olarak nitelendiriyor. Kuveytli bir sanatçı, yabancı işçilerin tedavi edilmemesini ve derhal ülkelerine gönderilmesini talep ediyor. Avustralyalı aileler, Asya kökenli Avustralya vatandaşları tarafından tedavi edilmeyi reddediyor. Çek devleti, Çin’den İtalya’ya giden tıbbi malzemelere kendi kullanımı için el koyuyor. Koronavirüs salgını insanları öldürmeye devam ederken bazı insanlar da insani ilkeleri ihlal ediyor.
Bazı düşünürler, ‘korona salgını zamanlarında’ insani kuralların bireylerden önce, devletler ve hükümetler tarafından ihlal edilmeye başlandığını belirtiyor. Çoğu kişi, Başbakan Boris Johnson liderliğindeki İngiliz hükümetinin ilk başlarda benimsediği ‘sürü bağışıklığı’ yaklaşımının milyonlarca insanın hayatta kalma hakkını elinden almak olduğunu savunuyor.

Sürü bağışıklığındaki etik sorun
‘Sürü bağışıklığı’ demek, milyonlarca insanın olağan bir şekilde hayatını sürdürürken virüse yakalanmaları anlamına geliyor. Sürü bağışıklığı, toplumda yeterli sayıda insanın herhangi bir enfeksiyona karşı topluca bağışıklı olduğu durumu ifade ediyor. Bu görüşe göre yeni koronavirüs enfeksiyonu ile giderek daha fazla insan enfekte olduğunda iyileşen ve daha sonra gelecekteki enfeksiyonlara karşı bağışıklık kazanan insan sayısı artacaktır.
İngiltere’de ağır vakaların artmasından sonra vazgeçilen bu yaklaşım, toplumdaki zayıf halkaların, yaşlılar ya da kronik rahatsızlıkları olanların virüs sonucu ölmeleri anlamına geliyordu. Doğruluğu açık olan diğer önlemlerin aksine bu yaklaşım, aynı zamanda sağlıklı insanlara da virüsün bulaştırılması ve toplu ölüm riskinin artmasını içeriyordu. Başbakan Boris Johnson enfekte olmadan birkaç gün önce yaptığı konuşmada “Birçok İngiliz ailesinin yakınlarını kaybedeceğini” söyledi. Bu söz doğal olarak toplumda büyük bir panik ve şok etkisi yarattı. Uzmanlar Johnson ile siyasi ve tıbbi danışmanlarının, ‘mantıklı’ hesaplamalarla yaklaşık 66 milyon İngiliz vatandaşından 1 milyonunu ölüme terk etme kararı aldığını düşündü. Bu yaklaşıma göre 47 milyon insan enfekte olacaktı ve yaklaşık 8 milyon kişi tedavi edilecekti. Bu süreçte de 500 bin ila 1 milyon arasında yaşlı ve kronik rahatsızlığı olan insan ölecekti. Böylelikle geride kalanlar hayatın olağan akışına devam edecekti.

Soykırım
Hükümetin, ‘güçlülerin hayatta kalması için zayıfların feda edilmesi’ yaklaşımını ‘ahlaksızlık’ olarak niteleyen muhalif çevreler, sosyal medya paylaşım sitesi Twitter üzerinden “Muhafazakar Parti’den soykırım” etiketi altında bir hashtag açtılar. (Boris Johnson’ın partisi) “#torygenocide” ifadesi aynı zamanda İngiliz müzik grubu Killdren’in bir şarkısının (Kill Tory Scum) adını çağrıştırıyordu. Bu grup, Muhafazakâr Parti karşıtıydı ve 2019 Glastonbury Çağdaş Performans Sanatları Festivali’nde bir konser vermeyi planlıyordu. Şarkı sözlerinde, “Tory pisliğini davulların ritminde öldür” diyordu. Festival yönetimi, şiddet ve nefret ifadeleri içerdiği için bu şarkının söylenmesine izin vermemişti. Ancak ‘korona zamanlarında’ işler tersine döndü ve aynı çevreler “Muhafazakârlardan soykırım” başlığına destek verdi. Çünkü ‘zayıfların güçlülere kurban edilmesi’ kabul edilebilir bir tutum değildi.

 
Çin’de tıbbi malzemeleri sevk etmeye hazırlanan bir kargo uçağı. (AFP)

Güçlü olanın hayatta kalması
Güçlülerin hayatta kalması hiçbir zaman ahlaklı olacaklarını garanti etmiş değildir. Fransız bir doktor, televizyonda yaptığı açıklamada araştırma aşamasında olan Kovid-19 aşısının Afrikalıları üzerinde denenmesini önerdi. Her ne kadar Paris'teki Cochin Hastanesi yoğun bakım ünitesinin başındaki isim olan Dr. Jean-Paul Mira sosyal medyada linçe maruz kalmasının ardından bu sözlerinden ötürü özür dilemiş olsa da aslında bu düşüncesiyle zaten var olan bir eğilimi yansıtmaktaydı. Kimse dillendirmemiş olsa da bu düşüncenin pratikteki yansımaları biliniyordu.
Belirli bir insan ırkının diğer ırklar üzerindeki üstünlüğü konusunda yargılar içeren ‘ırkçı yaklaşımın’ on yıllar önce tükendiğini düşünenler yanılıyor. Aynı ırkçılığın maske değiştirerek biraz gizlenmiş bir biçimde devam ettiğine şahit oluyoruz. Fransız ‘beyaz’ tabip, aşı denemelerinde ‘siyah’ Afrikalıların kullanılmasını öneriyorsa bunun ardında beyazların siyahlardan üstün olduğuna dair ırkçı zihniyet vardır. Batılılarda Afrikalı siyahlardan sayıca fazla akılca eksik olduğu, dolayısıyla aşağı ırk olduğu yönünde maalesef yaygın bir kanaat mevcuttur. Irkçılık son bulmaz, sadece şekil değiştirir ve çok yönlüdür.
Son dönemlerde internet üzerinde ‘Afro Amerikalılardan Afrika’daki kardeşlerine uyarılar’ başlığıyla birçok video dolaşıma sokuldu. Bu videolarda ABD vatandaşı siyahlar, Afrikalılara ‘beyaz adamın’ virüsüne karşı dikkatli olmalarını tavsiye ediyorlar. Bu videoların altında yapılan yorumlarda yıllar içinde kaybolduğunu sandığımız ırkçı ifadelere sıklıkla rastlanıyor. Batılılar Afrikalıları ebola ve AIDS gibi virüsleri dünyaya yaymakla suçluyor.

Virüsler ve ırklar
Korona salgını, insan ruhunun derinliklerindeki ‘kötü niyetleri’ ortaya çıkartmaya devam edecek gibi. Avrupa ve ABD’de sosyal medya ağları üzerinden koronavirüsün Afrikalılara bulaşmadığı yönünde yalan haberler dolaşıyor. Söylediklerine bakılırsa Afrikalıların bu virüse karşı bağışıklığı bulunuyor. Bu tür teoriler, yani sadece belirli türlerin belirli hastalıklara maruz kaldığına dair inanç da aynı ırkçı zihniyete işaret ediyor. Sadece dolaylı yollardan ırkçılık yapılmış oluyor.

İdris Elba
Afrika kökenli İngiliz aktör İdris Elba,  mart ayının ortalarında koronavirüse yakalandı. Sosyal medya hesabından açıklama yapan Elba, ırk üzerinden bağışıklık sistemi üzerine yapılan haberleri eleştirdi. Elba şunları söyledi:
“Aileme, dostlarıma ve ırkdaşım olan siyahlara seslenmek istiyorum; bilin ki bu virüs size de bulaşabilir. Siyahlara virüs bulaşmadığı yönündeki ‘komplo teorilerine’ itimat etmeyin ve korunun. Bu teoriler siyahların en kısa yoldan ölmesine neden olabilir. Biz de diğer ırklar gibi bu hastalığa yakalanabiliriz.’’
Korona günlerinde, renge ve etnik üstünlüğe dayanan ‘asil kan’ duygusu, gizlendiği yerden gün yüzüne çıkmış durumda. Popülist kültür, salgının büyüdüğü bu günlerde ‘hayâ maskelerini’ yırtıyor ve daha önce kanunlarla önüne geçilen ırkçılık dalgaları kaostan yararlanarak büyüyor. Dünyanın birçok köşesinde popülist politikaların artışına şahitlik ediyoruz. Sağ popülist siyasi liderler, artan yabancı düşmanlığını oy oranlarını yükseltmek için daha fazla kışkırtıyor. Özellikle Avrupa’da mültecilerin ve yabancıların sınır dışı edilmesi çağrıları artıyor. Bazıları ise tümü kovulmasa da sayılarının azaltılmasını ve haklarının kısıtlanmasını savunuyor. Şüphesiz büyük krizlerde ve felaket anlarında ‘ırkçılıkta’ yükselişin olduğu tarihi bir gerçekliktir. Varoluş savaşında gıda stoklarının yetersizliği ve imkânların kısıtlılığı bahane edilerek bunun sorumluluğu yabancılara yüklenilir. Maalesef dünya genelinde her geçen gün ‘ayrımcı’ sesler daha da yükseliyor.
 
Popülizm ve milliyetçilik
Popülist ve milliyetçi eğilimler, Avrupa'daki sağ partilerin daha fazla hâkimiyeti ve kontrolü anlamına geliyor. Virüsün ilk Uzakdoğu’da ortaya çıkması ve dışarıdan gelenler tarafından taşınması, göç politikalarında daha sert bir tutum takınılması çağrılarını güçlendiriyor. Bu yaklaşımı ilk benimseyen liderlerden biri de İtalya sağ muhalefet Kuzey Ligi Partisi’nin başkanı Matteo Salvini’ydi. Salvini salgının büyümesinin nedeninin Afrikalı mülteciler olduğunu söyledi ve daha fazla büyümesinin önüne geçilmesi için sınırlarda sert önlemler alınmasını istedi.
Salvini’nin ifadeleri, ABD Başkanı Donald Trump’ın emriyle ABD-Meksika sınırına inşa edilen ‘Ayrımcılık Duvarını’ hatırlattı.
Trump’ın bu kararı alması başta ABD olmak üzere tüm dünyada eleştirilere neden olmuştu. ABD-Meksika sınırında 280 km uzunlukta inşa edilen söz konusu duvarın amacı ülkeye yasal olmayan yollarla gerçekleştirilen göçü durdurmaktı. Trump birkaç gün önce duvar çalışmasının ara verilmeksizin sürdürüleceğini ilan etti. Ancak bir ironi örneği olarak bugünlerde Meksikalılar duvarın inşası nedeniyle rahatlamış hissediyor. Nitekim ABD koronavirüs salgının en fazla yayıldığı ülke haline geldi ve söz konusu duvarın virüsün Meksika’ya geçmesine engel olacağı konuşuluyor.


Afrikalılar, koronavirüse bağışıklıkları oldukları yönündeki haberlere karşı uyarılıyor. (AFP)

 
Irkçılık yarışı
Koronavirüs salgınının küresel boyutlara ulaşması, popülist ve milliyetçi akımları güçlendiriyor. Bu hareketler önceliğin ‘asli vatandaşlara’ verilmesini ve başka ülkelerden olup vatandaşlık hakkı kazananların ikinci sınıf olarak değerlendirilmesini talep ediyor. Ayrıca diğer ülke vatandaşlarına karşı da nefret söylemleri artıyor. Her ne kadar koronavirüs ırklar ve ülkeler arasındaki dayanışma ruhunun öne çıkmasını sağlamış olsa da bir denge durumu tespiti yapacak olursak milliyetçiliğin, ırklar arası dayanışmaya baskın geldiğini söyleyebiliriz. Kuveytli sanatçı Hayat el-Fehd’in yabancıların tedavi edilmemesi çağrısı bunun sadece bir örneğidir. Fehd söz konusu açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştı:
“Biz artık bıktık. Hastanelerimiz yeterli gelmiyor. Niçin kendi ülkelerine dönmeyip başımıza bela oluyorlar? Artık buramıza kadar geldi. Tahammül sınırını geçtik. Hepsini ülke dışına gönderin.”
ABD Başkanı Trump’ın koronavirüsü ‘Çin virüsü’ olarak tanımlaması üzerine Çin’den karşı hamle geldi ve virüsü ‘ABD virüsü’ olarak nitelediler. Bazı Müslümanlar ise ‘kâfirlerin’ davranışlarının salgına neden olduğunu söyleyerek Allah’tan salgını Müslümanların üzerinden kaldırıp kâfirlere yönlendirmesini istediler. Aşırılık yanlısı Yahudiler, Malezya’da BM’nin tavsiyelerine uymadan cemaatle namaz kılan Müslümanlara virüs bulaştığı için sevinç çığlıkları atıyor. Diğer yandan bazı Müslümanlar salgının İsrail’deki Yahudi köylerinde görülmesi nedeniyle seviniyor. Bu arada söz konusu köylerde ağırlıklı olarak Yahudi Ortodokslar yaşıyor ve ‘salgının ibadet etmek için toplanan inançlı insanlara’ bulaşmayacağına inanıyorlar. Yani sadece etnik kökene dayalı değil, dini referansla da ırkçılık yapılıyor.

Müzik yasağı
İtalya’da balkonlara çıkılarak müzik yapılmasının bir benzeri de Mısır’da gerçekleştirilmek istendi. Ancak bazıları dini, daha doğrusu ‘kültürel ve toplumsal’ gerekçelerle bu eylemlere şiddetle karşı çıktı. Bazı Mısırlılar komşularının moralini düzeltmek için müzik yapıp şarkı söyledi, bazıları ise ‘müziğin şeriatta yasak olduğu ve kâfirleri taklit ettikleri’ gerekçesiyle bu insanlara baskı kurdu. Yani böylesi bir eylem dahi Mısırlılar arasındaki bölünmeyi derinleştirmek için vesile oldu.
 
Savunma Üretim Yasası
Çek Cumhuriyeti’nin Çin’den İtalya’ya giden cerrahi maskelere el koyması tüm dünyanın gündeminde yer aldı. Bunun üzerine açıklamada bulunan Çek yetkililer söz konusu malzemelere ‘kaçakçılıkla mücadele’ çerçevesinde el koyduklarını söylediler.
‘Evin ihtiyacı olan vergi toplayıcısına yasaktır’’ deyimi ‘korona zamanlarında’ benimsenen bir ilkeye dönüşmüş görünüyor.
Geçtiğimiz günlerde solunum maskeleri üreten 3M şirketi, ABD hükümetinin Kanada ve Latin Amerika ülkelerine ihracat gerçekleştirmelerine izin vermediğini, gerekçe olarak da ‘savunma üretimi’ kanunun gösterildiğini duyurdu.  Şirket yetkilisi böylesi bir kararın insani felaketlere neden olabileceğini, başka ülkelerin de ABD’yi taklit ederek benzer kararlar alabileceğini söyledi. Kanada Başbakanı Justin Trudeau ise söz konusu kararı ‘’büyük bir hata’’ olarak niteledi. ABD Başkanı Trump, General Motors'tan solunum cihazı üretmesini talep etmişti. Trump geçtiğimiz günlerde twitter üzerinden yaptığı duyuruda “Bize acil olarak ihtiyaç duyduğumuz 40 bin solunum cihazı üreteceklerinin sözünü verdiler. Şimdi de nisan sonuna kadar sadece 6 bin cihaz üreteceklerini söylüyorlar. Bu kaotik bir durumdur” ifadelerini kullandı. ABD’deki Savunma Üretim Yasası 1950’de yürürlüğe girmişti. Bu yasa acil durumlarda hükümetin sanayi üretimini yönlendirmesini öngörüyor.
ABD’de artan ölüm vakaları, medyanın çirkin yüzünü bir kez daha gösterdi. Bazı medya organlarına karşı sert tutumuyla bilinen Başkan Trump’ın salgına neden olduğu yönünde yapılan yayınların yanı sıra bazı medya organlarında Trump yönetimini zayıflatacağı öngörüsüyle salgın sevinçle karşılandı. NBC News muhabiri Peter Alexander, “Sayın başkan, kaygı içindeki milyonlarca ABD’liye nasıl bir müjde verebilirsiniz’’ diye sordu. Trump ise “Kötü bir muhabir olduğunu ve art niyetli bir soru sorduğunu düşünüyorum” diye yanıtladı.
 
Reklamlar ve dolandırıcılar
Dünyamızdaki birçok ülkede yanılsama, abartı ve dolandırıcılık içeren ‘reklam seline’ şahit olunuyor. Yoksullara yardım gerekçesiyle yapılan ‘vurgunlar’ da söz konusu. Özellikle temizlik ürünleri ve dezenfektanlarda sahteciliğe sıklıkla rastlanıyor. İçeriği bilinmeyen bu ürünler insan sağlığını tehlikeye atıyor. Orijinal ürünlerde stokların tükenmesi ya da üretici firmaların fiyat yükseltmek için piyasalara sınırlı sayıda ürün arz etmesi üzerine taklit ürünler ortaya çıktı. Bazı ürünler ise karaborsaya düştü. Bu arada bazı şarlatanlar, insanları tedavi vaadiyle kandırıp paralarını iç etti. Bu arada herhangi bir bilimsel tetkikten geçmeyen kaynağı belirsiz koruyucu ürünler fahiş fiyatlarla marketlerde ve e-ticaret sitelerinde yer almaya başladı.
Diğer yandan ‘korona günlerinde’ devletlerarası ticari savaşlar da hız kazandı. Komplo teorisyenleri, ABD’nin Çin ekonomisine virüs aracılığıyla saldırdığını, Çin’in toparlanarak karşı saldırı başlattığını ve nihayet iki ülke liderinin virüsle ortak mücadele kararı almak zorunda kaldığını ileri sürdü.

 Özel yaşamın gizliliği
Felaketler ve kriz anlarında özel yaşamın mahremiyeti ve bireysel haklar değişen öncelikler bahanesiyle yok sayılabilir. İngiliz The Guardian gazetesinde yer alan bir habere göre milyonlarca Güney Korelinin telefonuna kısa mesaj gönderilerek virüslü insanların hareketlerini tespit etmek amacıyla izlendikleri bildirildi. Devletin resmi internet sitesinden yaptığı yayınlarda ‘şu kişide virüs tespit edildi, eğer daha önce nerelerde bulunduğunu öğrenmek istersen tıkla’ butonlarının yer alması özel hayatın mahremiyetini ihlal ettiği gerekçesiyle eleştirilere neden oldu. Kocasının sekreteriyle Wuhan’da bir otelde aynı odada konakladığını öğrenen kadın şok oldu. Estetik doktoruna muayene olan bir kadın bu ziyaretinin sitede yer alması üzerine isyan etti. Genç bir adam gizlediği cinsel eğiliminin çevresi tarafından öğrenilmesi üzerine öfkelendi. 

Dijital kontrol uygulamaları
‘Korona zamanlarında’ ihlal edilen bir diğer mahremiyet örneği de okulların kapanması dolayısıyla internet üzerinden yayın yapan uygulamalarda izleyicilerin özel bilgilerinin yer almasıydı. Bu, ‘özel hayat ihlalcileri’ için bulunmaz bir fırsattı. Katılımcıların nerede yaşadıklarından, şu anda nerede olduklarına kadar birçok bilgiye zorlanmadan ulaşabildiler. Özel yaşamın sınırları tartışmaya açıldı. Bazıları özel yaşamı savunurken diğerleri de toplumun sağlığı için özel yaşamın ihlal edilebileceğini savundu. Rusya’da koronavirüs testi pozitif olan hastaların konumu uygulamalar aracılığıyla görülebiliyor. Tayvan’da sokağa çıkma yasağı online olarak takip ediliyor. İsrail’de de enfekte kişilerin yakın takibe alınması kararı alındı. ‘Korona günlerinde’ yaşanan özel hayat ihlallerinin korona sonrası dönemde de devam etmesinden endişe duyuluyor. Koronavirüs testleri pozitif çıkıp daha sonra iyileşerek taburcu edilenler damgalanmaktan mustarip. Birçok kişi koronavirüse yakalandıktan sonra insanların kendilerine yaklaşımında farklılıklar olduğunu ve şüpheli bakışlara maruz kaldığını aktarıyor. Bazılarının uzaktan selam dahi vermediğinden şikâyetçiler. Bazıları ise konakladıkları evlerden sürülüyor. ‘Damgalama’ kişinin ailesine kadar uzanıyor. Ayrıca virüse yakalananlar sanki ahlaksızlık yapmışlar gibi zorbalığa maruz kalıyor.

Gezegen nüfusunun davranışı
İnsanların ‘korona zamanında’ sergilediği davranışları düzeltmesi gerekiyor. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres bazı ülkelerde, Kovid-19 karantinası altında artan kadına şiddetin ve enfekte hastalara yönelik ayrımcılığın önlenmesi çağrısında bulundu. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet, koronavirüsün Çin ve Güneydoğu Asya halklarına karşı nefret söylemlerinin artmasına sebebiyet vermesinin endişe kaynağı olduğunu söyledi. Bachelet, “Avrupa ve diğer yerlerde Uzakdoğu kökenli insanların ayrımcılığa ve şiddete maruz kaldığını kanıtlayan raporlar, bu konuda alınan önlemlerin artırılmasını gerektiriyor’’ dedi.
Koronavirüs salgını insanların en kötü yönlerini ortaya çıkarmış olabilir. Ancak aynı zamanda en iyi yönlerini de ortaya çıkarıyor. Nitekim insanlar aynı rahimden dünyaya gelmiştir ancak yaklaşımları farklıdır.



Yeni James Bond parçasını, yükselen yıldız mı yapacak?

26. Bond filminin sinemalara gelmesinin 2028'i bulabileceği tahmin ediliyor (Universal Pictures)
26. Bond filminin sinemalara gelmesinin 2028'i bulabileceği tahmin ediliyor (Universal Pictures)
TT

Yeni James Bond parçasını, yükselen yıldız mı yapacak?

26. Bond filminin sinemalara gelmesinin 2028'i bulabileceği tahmin ediliyor (Universal Pictures)
26. Bond filminin sinemalara gelmesinin 2028'i bulabileceği tahmin ediliyor (Universal Pictures)

007 serisinin geçmişteki müziklerini Madonna, Adele, Sam Smith, Billie Eilish, Paul McCartney ve Tina Turner gibi pek çok ünlü sanatçının yaptığı düşünüldüğünde yeni film bu konuda da heyecan uyandırıyor. 

Üç Grammy ödüllü Charli xcx'e merakla beklenen James Bond filmine müzik yapıp yapmayacağı Amerikan radyosu SiriusXM'deki The Julia Cunningham Show'da soruldu.

Son dönemde Jacob Elordi ve Margot Robbie'nin başrollerinde oynadığı ve Emerald Fennell'ın çektiği Uğultulu Tepeler (Wuthering Heights) uyarlamasına yaptığı müzikle konuşulan 33 yaşındaki Britanyalı şu yanıtı verdi:

Açıkçası buna uygun olduğumu sanmıyorum. James Bond'a göre çok fazla AutoTune kullanarak şarkı söylediğimi düşünüyorum. Asla asla deme. Beni ararlarsa bu fikre açığım ama aramayacaklar fakat olur.

Şakayla karışık serinin prodüktörü Barbara Broccoli'ye seslenen şarkıcı "Barbara, ara beni" dedi. 

Tüm James Bond filmlerinin yapımcılığını üstlenen MGM Stüdyoları'nı 2022'de satın alan Amazon, serinin kontrolünü önceki aylarda tamamen ele geçirmişti. 

Dune: Çöl Gezegeni (Dune), Blade Runner 2049: Bıçak Sırtı (Blade Runner 2049) ve Sicario gibi yapımlarla tanınan Denis Villenueve'ün yöneteceği yeni Bond filmi merakla bekleniyor. 

Bond serisinin son 5 filminde Britanyalı ajanı canlandıran Daniel Craig'in yerine kimin geçeceği de spekülasyonlara konu oluyor. 

Britanyalı aktör ve model Callum Turner en muhtemel görülen adaylar arasında. 

Bahis şirketlerine göre 35 yaşındaki oyuncu; Henry Cavill, Theo James ve Harris Dickinson gibi rakiplerinin önüne geçti. 

Independent Türkçe, Deadline, Billboard


Hollywood yasa boğuldu: "Anne, daha zamanımız var sanıyordum"

Evde Tek Başına, 1990'lara damga vururken Culkin'i de dünyanın en çok bilinen oyuncularından biri haline getirmişti (20th Century Fox)
Evde Tek Başına, 1990'lara damga vururken Culkin'i de dünyanın en çok bilinen oyuncularından biri haline getirmişti (20th Century Fox)
TT

Hollywood yasa boğuldu: "Anne, daha zamanımız var sanıyordum"

Evde Tek Başına, 1990'lara damga vururken Culkin'i de dünyanın en çok bilinen oyuncularından biri haline getirmişti (20th Century Fox)
Evde Tek Başına, 1990'lara damga vururken Culkin'i de dünyanın en çok bilinen oyuncularından biri haline getirmişti (20th Century Fox)

Kanada ve ABD pasaportlarına sahip deneyimli oyuncu Catherine O'Hara, 71 yaşında yaşamını yitirdi.

Evde Tek Başına (Home Alone) filmlerinde Macaulay Culkin'in annesini canlandıran aktrisin Los Angeles'taki evinde öldüğü duyuruldu.

O'Hara'nın "kısa bir rahatsızlığın ardından" hayatını kaybettiği açıklanırken başka detay verilmedi. 

Catherine O'Hara, 1981-1983'te ekranlara gelen komedi programı SCTV Network 90'da kalemiyle, 2015-2020'de 6 sezon boyunca yayımlanan Schitt’s Creek dizisinde de oyunculuğuyla Emmy kazanmıştı. 

Ünlü aktris, Tim Burton'ın 1984 tarihli Beterböcek'inde (Beetlejuice) ve 40 yıl sonra gelen devam filminde oynamıştı. Martin Scorsese'nin 1985'te vizyona giren kara komedisi Geç Saatler'de (After Hours) de yer almıştı. 

Artık 45 yaşına gelen Macaulay Culkin, iki Evde Tek Başına filminde kendisini evde unutan annesini canlandıran aktrisi Instagram hesabında yaptığı paylaşımla andı:

Anne, daha zamanımız var sanıyordum. Daha fazlasını isterdim. Yanındaki bir sandalyede oturmak isterdim. Seni duydum ama söyleyecek çok fazla şeyim vardı. Seni çok seviyorum. Görüşürüz.

Macaulay Culkin'in adı 2023'te Hollywood Şöhretler Kaldırımı'ndaki yerini alırken bir konuşma yapan O'Hara, şöyle demişti:

Tebrikler Macaulay! Hollywood Şöhret Kaldırımı'ndaki yıldızı fazlasıyla hak ettin. Aynı zamanda seni bir değil iki kez evde tek bırakan bırakan annen olarak beni de bu mutlu güne çağırdığın için teşekkür ederim. Seninle gurur duyuyorum.

Bu sözlerin ardından Culkin'in gözyaşlarını tutamadığı görülmüştü.

Geçen sene başlayan The Studio dizisindeki rol arkadaşı Seth Rogen, "Onunla ilk tanıştığımda ekranda izlediğim en komik insan olduğunu söylemiştim. Onunla çalışmak gerçek bir onurdu" diyerek ünlü aktrisi andı.

1986'da beyazperdede gösterilen Baş Belası'nda (Heartburn) O'Hara'yla çalışmış olan Meryl Streep, "O bizim dünyamıza aşk ve ışık getirdi" dedi. 

The Last of Us'ın dizisinde terapistini canlandıran oyuncu için Pedro Pascal da "Sonsuza kadar sana minnettarım. Dünyamda artık daha az ışık var" ifadesini kullandı. 

Independent Türkçe, Variety, Hollywood Reporter, AP


Harry Potter dizisinin Hagrid'i, bu rolü "manifestlemiş"

Meşhur fantastik serinin ilk iki filmini çeken Chris Columbus, "Bizim tasarladığımız Hagrid kostümünün aynısını giyiyor. Her şeyin farklı olacağını düşünmüştüm ama tıpkısının aynısı" demişti (HBO)
Meşhur fantastik serinin ilk iki filmini çeken Chris Columbus, "Bizim tasarladığımız Hagrid kostümünün aynısını giyiyor. Her şeyin farklı olacağını düşünmüştüm ama tıpkısının aynısı" demişti (HBO)
TT

Harry Potter dizisinin Hagrid'i, bu rolü "manifestlemiş"

Meşhur fantastik serinin ilk iki filmini çeken Chris Columbus, "Bizim tasarladığımız Hagrid kostümünün aynısını giyiyor. Her şeyin farklı olacağını düşünmüştüm ama tıpkısının aynısı" demişti (HBO)
Meşhur fantastik serinin ilk iki filmini çeken Chris Columbus, "Bizim tasarladığımız Hagrid kostümünün aynısını giyiyor. Her şeyin farklı olacağını düşünmüştüm ama tıpkısının aynısı" demişti (HBO)

Yeni Harry Potter dizisinde oynayan Nick Frost, çok istediği rolü nasıl aldığını anlattı. 

Britanyalı aktör, Guardian'a verdiği röportajda 8 Harry Potter filmini televizyonda izleyip, bir kağıda 7 bin kere Hagrid yazdığını açıkladı. 

Hot Fuzz ve Zombilerin Şafağı (Shaun of The Dead) gibi filmlerle bilinen oyuncu, şu ifadeleri kullandı:

Tüm filmleri izledim. Her sene ailece Noel'de onları seyrediyoruz. 20 Aralık'ta başlıyoruz, 10 günde bitiyor. Hagrid rolü bana verilmeden önce partnerim manifestleme önerisinde bulundu. Geçen Noel tüm filmleri arka arkaya izleyip 7 bin kere Hagrid yazdım.

Sosyal medyada son dönemde popüler olan "manifestlemek" bir kişinin isteğinin gerçekleşmesini dilemek anlamına geliyor.

HBO'nun Rubeus Hagrid rolündeki Nick Frost'un ilk görüntüsünü yazın yayımlamasıyla hayranlar arasında bazı tartışmalar patlak vermişti.

Dost canlısı bekçiyi canlandıracak 53 yaşındaki oyuncuyu bu role yakıştıranlar da oldu, sakil bulanlar da…

Daha önce Harry Potter serisinde Rubeus Hagrid'i canlandıran Robbie Coltrane, 8 filmin tamamında sevilen yarı dev rolünde oynamış ve 2022'de 72 yaşındayken çoklu organ yetmezliğinden hayatını kaybetmişti.

Frost geçen yıl verdiği bir röportajda Coltrane'in performansını överken İskoç aktörü birebir taklit etmeyeceğini vurgulamıştı. 

HBO Max'in 2023'te onayladığı üzere 2027'de başlaması beklenen ünlü serinin dizi versiyonu, "yazar ve yürütücü yapımcı J.K. Rowling'in sevilen Harry Potter kitap serisinin sadık bir uyarlaması" olmayı hedefliyor.

Dizinin 10 yıl sürmesi ve her sezonun Rowling'in 7 kitabından birine dayanması bekleniyor. Kitaplar 11 yaşındaki Harry Potter'ın cadılık ve büyücülük okulu Hogwarts'a kabul edildiğini öğrenmesi ve kötü Lord Voldemort'u yenme çabalarını anlatıyor.

HBO'nun J.K. Rowling'in çok satan roman serisinden esinlenerek yeniden çekilecek bir dizi için oyuncu seçimine başladığı 2024'te duyurulmuştu. 

Üç ana karakter için 30 binden fazla oyuncuyla yapılan seçmelerin ardından, yapım ekibi Harry rolüne Dominic McLaughlin'i, Hermione rolüne Arabella Stanton'ı ve Ron rolüne Alastair Stout'u seçmişti. Üç yeni oyuncunun hayat vereceği karakterler daha önce sırasıyla Daniel Radcliffe, Emma Watson ve Rupert Grint tarafından canlandırılmıştı.

Öte yandan John Lithgow, Hogwarts Müdürü Albus Dumbledore'u, Paapa Essiedu, Severus Snape'i, Janet McTeer da Minerva McGonagall'ı canlandıracak.

Independent Türkçe, Variety, Guardian