​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
TT

​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ta Fetih Koalisyonu ve diğer bazı Şii güçlerin Adnan ez-Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı olmalarına rağmen Zurfi, parlamentodan güvenoyu almasını sağlayacak çoğunluğun desteğini kazanmak üzere gibi görünüyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii güçlerini Zurfi’ye alternatif bir isim belirlemeye zorlama çabaları pratik sonuçlar vermezken Zurfi’nin çok sayıda Şii tarafın desteğini aldığı, bununla birlikte Sünni ve Kürt siyasi bloklarından açıkça bir ret ile karşılaşmadığı anlaşılıyor.
Ancak Zurfi’nin adaylığına,  Asaib Ehli'l Hak’a bağlı Sadikun Grubu’nun içinde yer aldığı Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, eski başbakanlardan Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu ve gözlemcilerin hala kararsız olduğuna inandıkları Ammar el-Hekim liderliğindeki Ulusal Hikmet Koalisyonu gibi önde gelen Şii siyasi bloklar tarafından karşı çıkılıyor.
Buna karşın Irak eski Başbakanı Haydar el-İbadi liderliğindeki Nasır (Zafer) Koalisyonu ve Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi'nin desteklediği Sairun Koalisyonu gibi Şii siyasi bloklar, Zurfi’yi destekliyorlar. Sünni ve Kürt blokları ise Zurfi’yi destekleme veya desteklememe konusunda herhangi net bir tutum ortaya koymuyorlar.
Irak resmi haber Ajansı INA’ya göre Zurfi’nin parlamentodan kabinesinin ve hükümet programının oylanması amacıyla düzenlenecek olağanüstü oturum için bir tarih belirlemesini istiyor. Bu arada Zurfi, hükümet programını 4 Nisan Cumartesi günü Meclis Başkanlığı’na sunmuştu.

Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii kanadı, Zurfi’nin adaylığına karşı çıkma pozisyonunda birleştirme çabaları konuşulurken Iraklı siyasi bir kaynağın yerel haber sitelerinde yer alan açıklamasına göre Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti.
Sadr ile görüşmenin Kudüs Gücü Komutanı’nın gündeminde olduğunu söyleyen kaynak, ancak Sadr’ın bu görüşmeyi reddettiğini ve Irak’ın iç işlerine müdahale edilmemesi gerektiğini belirten bir mesaj gönderdiğini belirtti. Kaynak, Sadr'ın Askeri Danışmanı Ebu Dua İsavi’nin Sadr’dan Kaani’ye ‘Irak’ın yeni bir hükümet kurulması konusunda herhangi bir dış müdahaleyi reddettiği’ şeklinde yazılı bir mesaj ilettiğini söyledi.

Abdulmehdi görevde kaldı
İran’a yakın güçler olarak nitelendirilen başlıca Şii güçlerin, Zurfi’nin ‘anayasaya aykırı bir şekilde’ hükümeti kurmakla görevlendirildiği ve ‘ABD yanlısı’ olduğu şeklindeki suçlamalarla yaptığı tüm itirazlara rağmen Sadr Hareketi, Zurfi’nin adaylığına karşı olduğunu hiç söylemedi. Bütün göstergeler, Sadr Hareketi’nin desteklediği Sairun Koalisyonu’nun mümkün olan en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını istediğine işaret etti.
Sairun Koalisyonu Milletvekili Riyad el-Mesudi konuyla ilgili açıklamasında, “Mesele, bazı istismarlar, ertelemeler ve gecikmelerin neden olduğu anayasal boşluklardan ve Zurfi'nin başarısız olma sürecinde Iraklıların ‘tartışmaları ve kabullenişleri’ gibi ifadelerin seçimlerinden kaynaklanıyor. Sairun Koalisyonu, ülkenin her alanda yaşadığı büyük zorluklar nedeniyle en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını önceliyor. Bazı siyasi bloklar, Adil Abdulmehdi'nin başbakan olarak kalması için başbakan adaylarını kasıtlı olarak reddetti. Çünkü böylece büyük kazançlar elde ettiklerini düşünüyorlar” diye konuştu.
 
Şii güçler tansiyonu yükseltiyor
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı çıkan hareketlerle birlikte, İran yanlısı silahlı gruplar da söylemlerini sertleştirdiler. İran yanlısı silahlı sekiz grup yayınladıkları ortak bir bildiri ile Adnan ez-Zurfi'yi ‘ABD’nin istihbarat ajanı’ olmakla suçlayarak bazı milletvekillerinin onu desteklemesini ise kınadılar.
Bu gerilim, Kaani'nin Şii güçler arasında Zurfi’nin adaylığına karşı fikir birliği elde etme çabalarına dair bir izlenim verebilir. Bununla birlikte gözlemcilere göre Sünni ve Kürt siyasi güçlere mevcut tutumlarından vazgeçmeleri şeklinde gönderilen bir mesaj da olabilir.
Ortak bildirinin yayınlanmasından birkaç saat sonra, Mukteda es-Sadr adına paylaşımlarda bulunmasıyla bilinen Salih Muhammed el-Iraki, Facebook hesabından, “Birçok siyasetçi ve kendilerini ‘Direniş Grupları’ olarak adlandıran gruplardan bazıları, belalardan ve salgınlardan rahatsız olmayıp hala çıkarları peşinde koşuyorlar. Direniş Grupları’na şunu söylemek istiyorum; ‘Dünyaya olan bu sevginizi dizginleyin. Çünkü halkınız ölüm, yaklaşan bir savaş ve Allah korusun salgının eşiğinde.’” ifadelerini kullandı.

İran’ın rolü zayıflıyor
Iraklı araştırmacı ve akademisyen Akil Abbas konuya ilişkin olarak İndepenedent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, “Süleymani ve Mühendis suikastının yanı sıra koronavirüs krizinden sonra İran’ın rolü zayıfladı. Bu durum, Kaani’nin Irak'taki görevinin başarısızlıkla sonuçlanmasına katkıda bulundu. İran’ın nüfuzu güçlü olmasa ve Şii güçlere kendi iradesini dayatamasa bile Kaani’nin başarısızlığının tek nedeni İran’ın rolünün zayıflaması değil” diye konuştu.
Ekonomik yaptırımlar ve koronavirüs krizinin bazı Şii aktörleri İran'ın iradesine meydan okuyacak şekilde güçlendirdiğini söyleyen Abbas, “Sadr’ın Kaani ile görüşmeyi reddetmesi şaşırtıcı bir durum değil. Sadr daha önce de birkaç kez bazı İranlı politikacılarla görüşmeyi reddetti. Hatta bazı durumlarda Süleymani ile görüşmeyi de reddettiği söylendi. Sadr, İran'ın gücüne bir tür başkaldırıyor. Fakat bu düşmanca değil, yumuşak bir başkaldırıdır” yorumunda bulundu.
Zurfi’nin kabinesinin parlamento tarafından onaylanma şansının çok yüksek olduğunu düşünen Abbas, Zurfi hükümetinin güvenoyu alma imkanının son saatlerde yapılacak anlaşmalara bağlı olduğunun da altını çizdi. Silahlı grupların Zurfi'ye karşı çıkmaları ve açıkça tehdit etmelerinin, onu parlamento çatısı altında engelleyecek güce sahip olmadıkları izlenimi verdiğini söyleyen Abbas, “Düşük petrol fiyatları ve koronavirüs krizinin yanı sıra yarı felçli geçici bir hükümetin varlığından kaynaklanan Irak’ta mevcut durum, siyasi elitlerin Zurfi’nin hükümet kurma çalışmalarını sürdürmesi için baskı yapmalarına neden oluyor” şeklinde konuştu.
Başbakanlık konusundaki tartışmaları sürdürmenin Adil Abdulmehdi’nin görevini sürdürmesini destekleyen taraflar için bir zaman kazanma taktiği olduğuna inandığını belirten Abbas, “Iraklılar bu davranışı ülkede yaşananlara karşı bir kayıtsızlık olarak yorumladı. Bu durum eğer koronavirüs riski azalırsa yüksek katılımları protestolara dönüşebilir” dedi.

Müzakere sayfası
Öte yandan siyaset araştırmacısı Hişam el-Muzani İndependent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Sadr, İran ekolüne karşı ideolojik bir model. Bununla birlikte Süleymani’nin öldürülmesinden sonra genel olarak Irak'taki Şiiler siyasi krizle ilgili bağlantılarında farklılaştılar. Sadr, kendisini Batı ve Doğu'da ılımlı bir Şii alternatifi olarak sunup yeni bir imaj oluşturmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kaani’nin Şii güçleri birleştirme görevinde başarısız olmasının nedeninin Süleymani’nin olmayışı değil, ABD’nin stratejisiyle doğrudan çatışmaya yönelmesi olduğunu söyleyen Muzani, söz konusu ABD stratejisinin, Zurfi’ye destek konusunda Şii siyasi güçlerin tutumunda çatlaklar yaratan, vizyonundaki bir değişiklik olduğunu belirtti.
Geleneksel Şii güçlerin en büyük korkularının, ABD ile İran arasında müzakere konusu haline gelmeleri, gözden çıkarılmaları ve doğrudan hedef alınmaları olduğuna dikkati çeken Muzani, “Bu güçlerin İran'ın elinde bir pazarlık konusu haline gelmesi, onlar için ABD’nin hava saldırılarından daha da kötü” diye konuştu.

Şii güçler arasında endişe ve parçalanma korkusu
Independent Arabia’ya konuşan gazeteci yazar Felah ez-Zehebi ise şunları söyledi;
“Tüm göstergeler, Zurfi’nin siyasi güçlerin çoğunun desteğini aldığına işaret ediyor. Bazılarının bunu, Haşdi Şabi çatısı altında olmayan silahlı gruplardan korktukları için açıklamadıklarına inanılıyor. İran, Irak'ı ABD ile müzakere edebileceği bir yangın yeri olarak görüyor. Ancak tam da yaptırımların bir kısmının kaldırılmasını beklerken ortaya çıkan tüm koşullar İran'a baskı yapıyor. Şii siyasi güçlerin çoğu, Zafer Koalisyonu ve Kanun Devleti Koalisyonu tarafından desteklendiği için Zurfi hükümetini destekliyor. Ammar el-Hekim ise sopayı dengede tutmaya çalışıyor. Ancak en sonunda bir yana ağırlık vermek zorunda kalacak. Sadr, ‘utanmaz milisler’ olarak nitelendirdiği tarafları yenerek Zurfi hükümetinin parlamentodan geçmesi için baskı yapacak. Temel endişe ise Zurfi'nin iktidara geldikten sonra bu güçlere yönelmesi ihtimaliyle ilgili. Şii güçler parçalandılar ve çatışma aşamasından aşınma aşamasına geçtiler.”



Trump ile Tahran arasında Hürmüz krizi derinleşiyor:  İran’ın direncini Çin ve Rusya mı güçlendiriyor?

ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
TT

Trump ile Tahran arasında Hürmüz krizi derinleşiyor:  İran’ın direncini Çin ve Rusya mı güçlendiriyor?

ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump (DPA)

İran’ın savaşı sona erdirmek ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için şartlarını sertleştirmesinde birçok etkenin rol oynadığı açıkça görülüyor. Bu durum, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın son yanıtını reddetmesinin ardından Washington ile yürütülen müzakere sürecini açık bir çıkmaza sürükledi.

Analistlerin çoğu, yoğun Amerikan ve İsrail operasyonlarının İran’ı köşeye sıkıştıracağını ve rejimi daha fazla kayıp vermemek için uzlaşma masasına iteceğini tahmin ediyordu. Ne var ki, ateşkesin ardından yaşananlar bu mantıksal kurguyla uyuşmadı; Tahran, askeri baskıya rağmen geri adım atmak yerine direnci artırmayı seçti.

Tahran, taleplerini geri çekmek yerine ateşkesi, iç dengelerini yeniden düzenlemek için bir fırsata dönüştürmeye çalışıyor görüntüsü verdi. İran’ın bu yaklaşımında; karmaşık iç siyasi dengeler, Çin ve Rusya’dan aldığı dış destek ile Trump’ın müzakerelerde geniş kapsamlı bir zafer elde etmesinden çekinen bölgesel ve uluslararası aktörlerin tereddütlü tavrı etkili oluyor.

İç bölünmeler sertleşmeyi derinleştiriyor

İran yönetimini taviz vermeye zorlaması beklenen saldırıların, Tahran’daki karar alma mekanizmasında ters etki yaratmış olabileceği değerlendiriliyor.

Savaşı sona erdirecek tek merkezli bir karar mekanizması ortaya çıkmak yerine, rejim içinde farklı eğilimlerin öne çıktığı görülüyor. Bir kesim tam çöküşü önlemek isterken, diğer bir kesim herhangi bir uzlaşının teslimiyet görüntüsü vereceğinden endişe ediyor. Başka bir grup ise zamanın, küresel ekonominin ve ABD iç siyasetinin Washington’u şartlarını yumuşatmaya zorlayabileceğine inanıyor.

sdbgrtb
Aralık 2018'de Hürmüz Boğazı'nda İran Devrim Muhafızları'na ait devriye botlarının üzerinden uçan bir ABD helikopteri (Arşiv - AP)

Amerikan Girişim Enstitüsü araştırmacısı Michael Rubin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İran içinde farklı kanatlar arasında hakemlik yapabilecek bir iç otoritenin yokluğunun rejimin sertleşmesini artırdığını söyledi.

Rubin, “Geçmişte İran lideri, özellikle anlaşma yapılıp yapılmaması gibi zor konularda farklı fraksiyonlar arasında hakem rolü oynuyordu. Eğer Mücteba öldüyse artık bir hakem yok. Her grup, rakipleri tarafından zayıf veya hain olarak gösterilmemek için en sert ve en engelleyici pozisyonu almaya çalışacaktır” dedi.

Bu değerlendirme, Trump’ın da dikkat çektiği çelişkiyi açıklıyor. Trump, İranlıların sözlü olarak zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmeyi kabul ettiklerini ancak yazılı yanıtta bunun yer almadığını söylemişti.

Ayrıca bu durum, Trump’ın İran yönetimindeki ayrışmayı tanımlamak için kullandığı “ılımlılar ve deliler” ifadesine de ışık tutuyor. Washington’un saldırıların Tahran’da birleşik bir karar doğuracağı yönündeki beklentisi, görünüşe göre iç siyasi hesaplarla karşılaştı. İran’da sertlik yanlısı bir tutum, siyasi açıdan uzlaşmadan daha az riskli görülüyor.

Hürmüz: Geçici bir baskı kartı

Hürmüz Boğazı İran’ın elindeki en önemli koz olmaya devam ediyor. Deniz trafiğinin aksaması, Tahran’a savaşın maliyetini enerji piyasalarından enflasyona, Asya’dan Avrupa’ya ve hatta ABD iç siyasetine kadar geniş bir alana yayma imkânı sağlıyor.

dfrgt
Dini lider Mücteba Hameney'in afişinin yer aldığı billboard(AP)

Bu nedenle İran, boğazın yeniden açılmasını yaptırımların hafifletilmesi ve deniz güvenliğinde rolünün tanınması gibi siyasi ve ekonomik şartlara bağlıyor.

Ancak bu kozun da sınırsız olmadığı belirtiliyor.

Demokrasileri Savunma Vakfı araştırmacısı Jonathan Schanzer, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada İran’ın gücünü olduğundan fazla gördüğünü savundu.

Schanzer, “İran rejiminin ateşkes ilanından bu yana tutumunu değiştirdiğini düşünmüyorum. Ancak savaşı sürdürmek hata olur. ABD sonunda ekonomik savaşla, askeri operasyonlarla ya da her ikisiyle üstünlüğü ele geçirecektir. Hürmüz şu an için İran’a belli bir avantaj sağlıyor ama enerji akışları yeniden düzenlenip bölgedeki diğer üreticiler devreye girdikçe bu durum değişecektir. Savaşı sürdürmek rejim açısından kaybedilmiş bir bahistir” dedi.

Bu yaklaşım, Washington’un karşı stratejisini de yansıtıyor. ABD ve müttefikleri, İran’ın savaşın maliyetini büyütmek için kullandığı zamanı enerji akışlarını yeniden yönlendirmek, üretimi artırmak ve Hürmüz’ün etkisini azaltmak için kullanmayı hedefliyor. Böylece İran’ın stratejik baskı aracı olarak kullandığı boğazın, uzun vadede rejimin kendi üzerinde yük oluşturabileceği değerlendiriliyor.

Çin ve Rusya faktörü

Tahran’ın sert tutumunun bir kısmı Çin ve Rusya’ya yönelik hesaplara dayanıyor.

Analistlere göre Pekin, İran’ın çökmesini ya da ABD’nin tam bir zafer elde ederek Asya’nın merkezinde ve batısında kendi şartlarını dayatmasını istemiyor.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığı analize göre özellikle Çin’in Şandong eyaletindeki küçük rafinerilerden oluşan ağ, yaptırımlara rağmen İran petrolünü işlemeyi sürdürüyor. Bu durum İran ekonomisine milyarlarca dolar kazandırarak rejime ciddi baskı altında mali manevra alanı sağlıyor.

Ancak Çin’in desteği de belirli sınırlarla bağlı. Pekin, Körfez petrolüne büyük ölçüde bağımlı ve Hürmüz’ün uzun süre kapalı kalması Çin sanayisi ile tedarik zincirlerine zarar verebilir, Asya’daki ekonomik yavaşlamayı derinleştirebilir.

Bu nedenle Trump, İran dosyasını Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ilişkiler açısından daha büyük bir testin parçası olarak görüyor: Çin, Tahran’ı uzlaşmaya mı zorlayacak yoksa krizi Washington’u müzakere masasında zayıflatmak için mi kullanacak?

Rusya ise savaşı, ABD’nin küresel maliyetlerini artırmak ve dikkatini diğer dosyalardan uzaklaştırmak için bir fırsat olarak görüyor. Ancak Moskova da Pekin gibi, Washington yeniden saldırı kararı alırsa İran’ı askeri ve ekonomik sonuçlardan tamamen koruyabilecek kapasiteye sahip değil.

Bu durum, “dost desteğinin” sınırlarını ortaya koyuyor. Bu destek İran’ın direncini uzatabiliyor ancak güç dengelerini kökten değiştirmeye yetmiyor.

Trump: Tırmanış ile benzin fiyatları arasında

Washington’da ise Trump’ın rahat bir pozisyonda olmadığı görülüyor.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre Trump, müzakerelerin çıkmaza girmesinin ardından askeri operasyonların yeniden başlatılmasını görüşmek üzere ulusal güvenlik ekibiyle toplantı yaptı.

Trump, ateşkesin “yoğun bakım cihazlarına bağlı” olduğunu ve İran’ın nükleer silah sahibi olmasını engellemeye yönelik bir “planı” bulunduğunu söyledi.

Amerikalı yetkililer; Hürmüz’de gemilere eskort sağlanmasını öngören “Özgürlük Projesi”nin yeniden devreye sokulması ya da henüz vurulmayan askeri hedeflere yönelik bombardımanın yeniden başlaması gibi seçeneklerin değerlendirildiğini belirtti.

Ancak kararın zamanlaması oldukça karmaşık görünüyor. Trump’ın Çin ziyareti öncesinde büyük bir askeri karar alınması beklenmiyor. Bunun yanı sıra ABD iç siyaseti de ciddi baskı oluşturuyor.

Benzin fiyatları galon başına yaklaşık 4,52 dolara yükselirken, anketler ara seçimler yaklaşırken Trump’ın ekonomik performansına yönelik desteğin gerilediğini gösteriyor.

Bu nedenle Trump’ın federal benzin vergisini askıya alma seçeneğine açık olduğu belirtiliyor. Ancak böyle bir adım Kongre onayı gerektiriyor ve tüketicilere tam anlamıyla yansımayabileceği değerlendiriliyor.

Bu açıdan bakıldığında Tahran, savaşın artık yalnızca askeri değil aynı zamanda ABD içinde siyasi ve ekonomik bir mücadeleye dönüştüğüne inanıyor. Hürmüz Boğazı’nın kapalı kaldığı her gün, Amerikan tüketicisi üzerindeki baskıyı artırıyor ve Trump’ın rakiplerine “savaşın enflasyonu yükselttiği ve ekonomiyi zayıflattığı” yönünde eleştiri fırsatı veriyor.

Ancak İran’ın bu hesabı da ciddi riskler içeriyor. Trump, Tahran’ın Hürmüz ve seçimleri kendisine karşı baskı unsuru olarak kullandığına kanaat getirirse, iç baskının kararlarını sınırlamadığını göstermek amacıyla yeni bir saldırıya yönelebilir.

Brookings Enstitüsü araştırmacısı Michael O’Hanlon, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada mevcut belirsizliği şu sözlerle özetledi:

“Her iki taraf da üstünlüğü ele geçirmeyi umuyor. Ancak şu an için kimin haklı olduğunu kimse bilmiyor.”

Sonuç olarak savaş, bombardımanın ötesinde çok daha karmaşık bir aşamaya girmiş durumda. Hürmüz Boğazı hâlâ denklemin merkezinde yer alıyor: Şimdilik İran’ın elindeki önemli bir baskı kartı, ancak Trump ateşkesin zaferini engelleyen bir örtüye dönüştüğüne karar verirse, bu durum hızla savaşın yeniden başlamasına yol açabilir.


Hegseth, İran savaşı nedeniyle ABD mühimmatında kriz olduğu iddialarını yalanladı

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 12 Mayıs 2026’da Kongre’de düzenlenen bir oturumda ifade verirken (Reuters)
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 12 Mayıs 2026’da Kongre’de düzenlenen bir oturumda ifade verirken (Reuters)
TT

Hegseth, İran savaşı nedeniyle ABD mühimmatında kriz olduğu iddialarını yalanladı

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 12 Mayıs 2026’da Kongre’de düzenlenen bir oturumda ifade verirken (Reuters)
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 12 Mayıs 2026’da Kongre’de düzenlenen bir oturumda ifade verirken (Reuters)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, İran savaşı nedeniyle Amerikan mühimmat stoklarında ciddi eksiklik yaşandığı yönündeki açıklamaları eleştirerek, Temsilciler Meclisi Tahsisatlar Alt Komitesi’nde düzenlenen oturumda “mühimmat meselesinin akıl dışı ve faydasız biçimde abartıldığını” söyledi. Hegseth, ABD’nin ihtiyaç duyduğu mühimmat açısından yeterli kapasiteye sahip olduğunu vurguladı.

Hegseth, Amerikan şirketlerinin bu alana yatırım yapmaya başladığını belirterek, “Yeni fabrikalar kuruluyor. Bu da önümüzdeki yıllarda mevcut mühimmat kapasitemizin iki, üç hatta dört katına çıkacağı anlamına geliyor. Çünkü bizim de müttefiklerimizin ve Yabancı Askeri Satış Programı kapsamındaki ortaklarımızın da buna ihtiyacı var. Geçmişte bu ihtiyacı yeterince karşılayamıyorduk” dedi.

ABD’nin bu konuda “iyi bir durumda” olduğunu ifade eden Hegseth, Pentagon’un gerekli gördüğü ihtiyaçlara ilişkin Kongre’ye yeni bir talep sunacağını da kaydetti.

“Her senaryo için hazır planlarımız var”

Milletvekillerinin İran savaşında bir sonraki adımın ne olacağına ilişkin sorularını yanıtlayan Hegseth, Pentagon’un çeşitli senaryolar için hazır planları bulunduğunu söyledi.

Hegseth, “Gerekirse tırmandırma planımız var, gerekirse yeniden konuşlanma planımız var, ayrıca varlık ve kabiliyetlerin taşınmasına yönelik planlarımız da mevcut” ifadelerini kullandı.

cv cfv
ABD Temsilciler Meclisi’nde, 12 Mayıs 2026 tarihinde Bütçe Ödenekleri Komitesi’nde savunma yetkililerinin katılımıyla bir oturum gerçekleştirildi (Reuters)

Görevin hassasiyetine dikkat çeken Hegseth, “Başkanın İran’ın asla nükleer silaha sahip olmamasını sağlama yönündeki taahhüdü çerçevesinde bir sonraki adımın ne olacağını doğal olarak açıklamayacağız” dedi.

ABD’nin çatışmanın her alanında üstünlük sağladığını savunan Hegseth, “Biz kazanıyoruz ve bu çatışmanın her aşamasında kazandık. İran da kabiliyetlerinde yaşanan büyük gerileme nedeniyle bunun farkında. Bu yüzden müzakere masasına oturmak istiyorlar. Bu sürecin nasıl sonuçlanacağı bizim ve Başkan Trump’ın şartlarına göre belirlenecek. Bunu gerçekleştirmek için gerekli tüm mühimmat ve kapasiteye sahibiz” dedi.

Savaşın maliyeti 29 milyar dolara yükseldi

Komite üyeleri ise Hegseth ile oturuma katılan Genelkurmay Başkanı Dan Caine’den, savaş için ek finansman talebinin bir an önce Kongre’ye sunulmasını istedi.

Pentagon’un yeni değerlendirmesine göre savaşın maliyetinin geçen hafta açıklanan 25 milyar dolardan 29 milyar dolara yükseldiği belirtildi.

sxvfdvb
Temsilciler Meclisi Bütçe Ödenekleri Alt Komitesi Başkanı Ken Calvert, 12 Mayıs 2026’da düzenlenen bir duruşmada (Reuters)

Komite Başkanı Ken Calvert, “Umarım kısa süre içinde ek finansman paketini görebiliriz. Mühimmat konusunun farkındayız, bu çatışmanın maliyetini biliyoruz ve devam eden operasyonun finansmanı için muhtemelen kullanmak zorunda kalacağımız diğer unsurların da maliyetini biliyoruz” dedi.

Calvert, ABD’nin karşı karşıya olduğu çok yönlü tehdit ortamına dikkat çekerek, “Dünya artık daha tehlikeli, daha karmaşık ve riskler açısından daha bağlantılı hale geldi. Çin ordusunu kaygı verici bir hız ve ölçekte modernize ediyor. Rusya saldırgan savaşını sürdürüyor. İran ve vekil güçleri ise ağır darbe almalarına rağmen hâlâ tehdit oluşturuyor” ifadelerini kullandı.

Tayvan, Ukrayna, NATO, İsrail ve Körfez’deki ABD ortaklarına yönelik tehditlerin “teorik kaygılar değil, ABD’nin güvenilirliği ve kararlılığı açısından bir sınav” olduğunu söyledi.

Demokratlardan Hegseth’e Tepki

Komitedeki Demokratların en kıdemli ismi Betty McCollum ise Hegseth’in daha önce İran savaşına karşı çıkanları “yenilgici” olarak nitelendirmesinden duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi.

McCollum, savaş maliyetleri artarken Kongre’nin yönetimi sorgulamasının anayasal bir sorumluluk olduğunu belirterek, “Savunma Bakanlığı bize askeri hizmetler için yakıt maliyetinin varil başına 154 dolardan 195 dolara yükseldiğini bildirdi. Bu da yakıt için daha fazla ödeme yaptığımız ve eğitim ile tatbikatlar için daha az kaynak kaldığı anlamına geliyor” dedi.

fdvfdv
ABD Genelkurmay Başkanları Kurulu Başkanı Dan Caine, 12 Mayıs 2026’da Kongre’de düzenlenen bir oturumda (AFP)

McCollum, savunma yetkililerinden Kongre’ye; görev yapan askeri personel sayısı, operasyonel faaliyetler, konuşlandırılmış gemilerin ek bakım maliyetleri, kullanılan mühimmat, kaybedilen veya modernizasyon gerektiren ekipmanlar ile yakıt giderlerine ilişkin ayrıntılı bilgi sunmalarını istedi.

Bu bilgilerin en geç 11 Haziran’a kadar teslim edilmesi talep edilirken, ayrıca savaş nedeniyle ABD tesislerinde oluşan zararların karşılanması için gereken finansmanın boyutuna ve ABD’nin bölgesel müttefikleriyle yeni tesisler veya Merkez Kuvvetler Komutanlığı kapsamındaki iyileştirmeler konusunda herhangi bir anlaşma yapılıp yapılmadığına dair bilgi verilmesi çağrısında bulunuldu.


Avrupa’dan Hürmüz Planı: Londra ve Paris askeri hazırlıkları hızlandırdı

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Aralık ayında Hürmüz Boğazı’nda İran’ın güneyinde gerçekleştirilen askeri tatbikat sırasında (Arşiv fotoğrafı – AP)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Aralık ayında Hürmüz Boğazı’nda İran’ın güneyinde gerçekleştirilen askeri tatbikat sırasında (Arşiv fotoğrafı – AP)
TT

Avrupa’dan Hürmüz Planı: Londra ve Paris askeri hazırlıkları hızlandırdı

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Aralık ayında Hürmüz Boğazı’nda İran’ın güneyinde gerçekleştirilen askeri tatbikat sırasında (Arşiv fotoğrafı – AP)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Aralık ayında Hürmüz Boğazı’nda İran’ın güneyinde gerçekleştirilen askeri tatbikat sırasında (Arşiv fotoğrafı – AP)

Hürmüz Boğazı’nda deniz güvenliğini sağlamak amacıyla çok uluslu bir güç oluşturulmasını destekleyen Fransa ve İngiltere, artık ittifaka katılan her ülkenin söz konusu görev için fiilen ne katkı sağlayacağını netleştirmenin zamanı geldiği görüşünde.

İngiltere Savunma Bakanlığı, 22-23 Nisan tarihlerinde İngiltere Daimi Müşterek Karargâhı’nda düzenlenen toplantıların, “ulusal vizyonların çok uluslu bir plan çerçevesinde birleştirilmesi açısından kritik” olduğunu açıkladı. Bakanlık, salı günkü toplantının ise “farklı kıtalardan 44 ülkenin askeri planlamacıları tarafından son haftalarda kaydedilen büyük ilerlemeye” dayandığını belirtti.

İngiltere Savunma Bakanı John Healey pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Birleşik Krallık bu çok uluslu savunma görevine liderlik edecek. Diplomatik anlaşmaları askeri planlara dönüştürecek ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığına güveni yeniden tesis edeceğiz. Görevimiz yalnızca konuşmakla kalmayıp harekete geçmeye hazır olduğumuzu göstermektir” dedi.

frgb
Hürmüz Boğazı’nda 8 Mayıs 2026 tarihinde gemiler (Reuters)

Paris ve Londra’nın “örnek teşkil etmek” amacıyla harekete geçerek, Fransız uçak gemisi “Charles de Gaulle” ve ona eşlik eden savaş gemilerini Kızıldeniz üzerinden bölgeye sevk ettiği belirtiliyor. Paris’te dolaşan bilgilere göre gemi, Cibuti’deki Fransız deniz üssünde durdu.

Londra yönetimi ise “İngiltere’nin en gelişmiş savaş gemilerinden biri” olarak tanımlanan HMS Dragon destroyerini boğaza yakın sulara yönlendirdi. Ancak geminin mevcut konumu açıklanmadı.

Uygun an bekleniyor

İki Avrupa başkenti, çok uluslu güce katkı sağlayacak ülkelerin “şartlar oluşur oluşmaz” göreve başlayabilecek şekilde hazır tutulmasını öngören “önceden konuşlanma” stratejisi doğrultusunda hareket ediyor.

Fransız cumhurbaşkanlığı kaynaklarına göre plan, “özellikle Doğu Akdeniz’de hâlihazırda bulunan deniz unsurlarından en iyi şekilde yararlanmak ve boğazdaki deniz trafiğinin yeniden başlamasına ilişkin şartların netleşmesini beklemek” üzerine kurulu.

sxdv
Fransız uçak gemisi Charles de Gaulle (uçak gemisi) ve ona eşlik eden savaş gemileri, Hürmüz Boğazı yakınlarındaki sularda görev yapmak üzere ilerlerken Süveyş Kanalı’ndan geçiyor (AFP)

Élysée Sarayı’na göre Fransa, çoğunluğu Kıbrıs açıklarında Doğu Akdeniz’de bulunan, ayrıca Körfez bölgesinde konuşlu 8 fırkateyn ile 2 çıkarma ve komuta gemisi olmak üzere toplam 10 gemi sevk etti. Fransız çevreleri, “önceden askeri konuşlanmanın önemine” dikkat çekerek bunun doğru yönetilmesinin de hayati olduğunu vurguluyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İngiltere Başbakanı Keir Starmer ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz dahil birçok Batılı liderin açıklamalarına göre çok uluslu gücün temel özellikleri tarafsız, barışçıl ve bölgedeki Amerikan güçlerinden tamamen ayrı olması.

Macron ayrıca, bu gücün İran’la eşgüdüm içinde hareket edeceğini defalarca dile getirerek, operasyonun başlamasının Tahran’ın kabulüne bağlı olduğunu vurguladı.

Fransız Cumhurbaşkanlığı çevreleri, ABD’nin de bu girişimi kabul etmesinin gerekli olduğunu belirtiyor. Bu da pratikte Washington ile Tahran arasında savaşı sona erdirecek bir anlaşmanın yapılması, kırılgan ateşkesin kalıcı hale gelmesi ya da çatışmaların ciddi şekilde azalması gibi şartların oluşmasını gerektiriyor.

Aşılması zor engeller

Ancak mevcut tablo, görevin önümüzdeki günler veya haftalarda başlamasının zor olduğunu gösteriyor. Bunun için en az beş temel unsurun oluşması gerektiği belirtilirken, ilk iki unsur doğrudan çatışan taraflarla bağlantılı görülüyor.

Bir yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a son önerilerini değerlendirmesi için süre tanıyarak uzattığı ateşkesin son derece kırılgan olduğu ifade ediliyor. Trump pazartesi günü yaptığı çeşitli açıklamalarda yeniden askeri seçeneğe başvurabileceği tehdidinde bulundu.

Tahran ise Washington’un ya kendi yanıtını kabul etmesi ya da reddetmesi gerektiğini belirterek artık ek taviz verme alanının kalmadığını açıkladı.

Böylesi bir ortamda, çok uluslu güce katkı sunmayı düşünen ülkelerin sonucu belirsiz ve kendilerini doğrudan çatışmanın tarafı haline getirebilecek bir misyona katılmalarının zor olduğu değerlendiriliyor.

İkinci unsur ise taraflar arasında barış müzakerelerine dair somut bir ufkun bulunmaması. Paris’teki Avrupalı diplomatik kaynaklara göre ABD ve İran heyetlerinin yeniden doğrudan ya da dolaylı müzakerelere başlaması ihtimali giderek zayıflıyor. Pakistan arabuluculuğunun çıkmaza girdiği belirtilirken, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasından büyük zarar görecek olan Çin’in olası arabuluculuğu tek umut olarak görülüyor. Çünkü Çin’in petrol ithalatının yaklaşık yüzde 40’ı bu boğazdan geçiyor.

Hürmüz’de iki ayrı görev tartışması

ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak amacıyla hazırladığı Özgürlük Projesi’nin başarısız olmasının ardından Avrupalılar, bunun kendi girişimlerinin önünü açtığını düşünüyor.

Ancak Başkan Trump pazartesi günü Özgürlük Projesi’ni daha büyük bir askeri güçle yeniden devreye sokma tehdidinde bulundu. Trump daha önce planın yalnızca 36 saat sonra askıya alınmasını Körfez ülkelerinin girişimleri ve İran’la müzakerelerdeki ilerlemeyle gerekçelendirmişti.

Trump’ın açıklamalarının gözdağı mı yoksa gerçek bir plan mı olduğu netlik kazanmazken, projenin yeniden gündeme gelmesi Paris, Londra ve onlarla iş birliği yapan Avrupa, Asya, Körfez ve Afrika ülkelerini rahatsız ediyor.

Çünkü Hürmüz’de güvenli geçişi sağlamak amacıyla iki rakip askeri misyonun aynı anda bulunmasının pratikte ciddi sorunlar yaratacağı değerlendiriliyor. Bu nedenle Avrupalılar ve ortaklarının, ABD-İran ilişkilerinin nasıl şekilleneceğini beklemek zorunda kalabileceği belirtiliyor.

İran ve ABD’nin Çekinceleri

Sorunlar bununla da sınırlı değil. İran, boğazda yabancı askeri güç bulunmasına açık şekilde karşı çıkıyor. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, Fransa ve İngiltere’ye ait savaş gemilerinin veya “başka ülkelerin gemilerinin” Hürmüz’e yaklaşması halinde “kesin bir karşılık verileceği” uyarısında bulundu.

Garibabadi, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Savaşta da barışta da bu boğazın güvenliğini yalnızca İran İslam Cumhuriyeti sağlayabilir. Hiçbir ülkenin bu alana müdahale etmesine izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Bu nedenle Macron, İran’a güvence vermek amacıyla çok uluslu görevin Tahran’la koordinasyon içinde yürütüleceğini ve Fransa’nın asla boğaza asker konuşlandırmayı düşünmediğini söyledi. Ancak Macron aynı zamanda girişimin temel ilkelerinin; boğaza herhangi bir tarafça abluka uygulanmasına karşı çıkmak ve geçişlerden ücret alınmasını reddetmek olduğunu da vurguladı.

Fransa ayrıca İran’ın boğaz üzerindeki baskısını kaldırması karşılığında, İran gemilerinin de serbest dolaşım hakkına kavuşmasını; başka bir ifadeyle ABD’nin İran limanlarına yönelik baskısının sona ermesini öneriyor.

Çok uluslu misyona mesafeli duran yalnızca İran değil. Washington yönetimi de girişime sıcak bakmıyor. ABD, Avrupalılar, NATO üyeleri ve Avustralya ile Japonya gibi ülkelerin son savaşta Washington’a destek vermemesinden rahatsızlık duyuyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile İngiliz mevkidaşı arasında pazartesi günü yapılan telefon görüşmesinde Avrupa’nın öncülük ettiği görev de ele alındı. Rubio’nun ve Başkan Trump’ın bu misyona mesafeli olduğu biliniyor.

Trump daha önce, her şey bittikten sonra böyle bir gücün oluşturulmasının mantıklı görünmediğini söylemiş, ancak sonunda yine de bazı faydaları olabileceğini ifade etmişti.