​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
TT

​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ta Fetih Koalisyonu ve diğer bazı Şii güçlerin Adnan ez-Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı olmalarına rağmen Zurfi, parlamentodan güvenoyu almasını sağlayacak çoğunluğun desteğini kazanmak üzere gibi görünüyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii güçlerini Zurfi’ye alternatif bir isim belirlemeye zorlama çabaları pratik sonuçlar vermezken Zurfi’nin çok sayıda Şii tarafın desteğini aldığı, bununla birlikte Sünni ve Kürt siyasi bloklarından açıkça bir ret ile karşılaşmadığı anlaşılıyor.
Ancak Zurfi’nin adaylığına,  Asaib Ehli'l Hak’a bağlı Sadikun Grubu’nun içinde yer aldığı Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, eski başbakanlardan Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu ve gözlemcilerin hala kararsız olduğuna inandıkları Ammar el-Hekim liderliğindeki Ulusal Hikmet Koalisyonu gibi önde gelen Şii siyasi bloklar tarafından karşı çıkılıyor.
Buna karşın Irak eski Başbakanı Haydar el-İbadi liderliğindeki Nasır (Zafer) Koalisyonu ve Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi'nin desteklediği Sairun Koalisyonu gibi Şii siyasi bloklar, Zurfi’yi destekliyorlar. Sünni ve Kürt blokları ise Zurfi’yi destekleme veya desteklememe konusunda herhangi net bir tutum ortaya koymuyorlar.
Irak resmi haber Ajansı INA’ya göre Zurfi’nin parlamentodan kabinesinin ve hükümet programının oylanması amacıyla düzenlenecek olağanüstü oturum için bir tarih belirlemesini istiyor. Bu arada Zurfi, hükümet programını 4 Nisan Cumartesi günü Meclis Başkanlığı’na sunmuştu.

Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii kanadı, Zurfi’nin adaylığına karşı çıkma pozisyonunda birleştirme çabaları konuşulurken Iraklı siyasi bir kaynağın yerel haber sitelerinde yer alan açıklamasına göre Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti.
Sadr ile görüşmenin Kudüs Gücü Komutanı’nın gündeminde olduğunu söyleyen kaynak, ancak Sadr’ın bu görüşmeyi reddettiğini ve Irak’ın iç işlerine müdahale edilmemesi gerektiğini belirten bir mesaj gönderdiğini belirtti. Kaynak, Sadr'ın Askeri Danışmanı Ebu Dua İsavi’nin Sadr’dan Kaani’ye ‘Irak’ın yeni bir hükümet kurulması konusunda herhangi bir dış müdahaleyi reddettiği’ şeklinde yazılı bir mesaj ilettiğini söyledi.

Abdulmehdi görevde kaldı
İran’a yakın güçler olarak nitelendirilen başlıca Şii güçlerin, Zurfi’nin ‘anayasaya aykırı bir şekilde’ hükümeti kurmakla görevlendirildiği ve ‘ABD yanlısı’ olduğu şeklindeki suçlamalarla yaptığı tüm itirazlara rağmen Sadr Hareketi, Zurfi’nin adaylığına karşı olduğunu hiç söylemedi. Bütün göstergeler, Sadr Hareketi’nin desteklediği Sairun Koalisyonu’nun mümkün olan en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını istediğine işaret etti.
Sairun Koalisyonu Milletvekili Riyad el-Mesudi konuyla ilgili açıklamasında, “Mesele, bazı istismarlar, ertelemeler ve gecikmelerin neden olduğu anayasal boşluklardan ve Zurfi'nin başarısız olma sürecinde Iraklıların ‘tartışmaları ve kabullenişleri’ gibi ifadelerin seçimlerinden kaynaklanıyor. Sairun Koalisyonu, ülkenin her alanda yaşadığı büyük zorluklar nedeniyle en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını önceliyor. Bazı siyasi bloklar, Adil Abdulmehdi'nin başbakan olarak kalması için başbakan adaylarını kasıtlı olarak reddetti. Çünkü böylece büyük kazançlar elde ettiklerini düşünüyorlar” diye konuştu.
 
Şii güçler tansiyonu yükseltiyor
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı çıkan hareketlerle birlikte, İran yanlısı silahlı gruplar da söylemlerini sertleştirdiler. İran yanlısı silahlı sekiz grup yayınladıkları ortak bir bildiri ile Adnan ez-Zurfi'yi ‘ABD’nin istihbarat ajanı’ olmakla suçlayarak bazı milletvekillerinin onu desteklemesini ise kınadılar.
Bu gerilim, Kaani'nin Şii güçler arasında Zurfi’nin adaylığına karşı fikir birliği elde etme çabalarına dair bir izlenim verebilir. Bununla birlikte gözlemcilere göre Sünni ve Kürt siyasi güçlere mevcut tutumlarından vazgeçmeleri şeklinde gönderilen bir mesaj da olabilir.
Ortak bildirinin yayınlanmasından birkaç saat sonra, Mukteda es-Sadr adına paylaşımlarda bulunmasıyla bilinen Salih Muhammed el-Iraki, Facebook hesabından, “Birçok siyasetçi ve kendilerini ‘Direniş Grupları’ olarak adlandıran gruplardan bazıları, belalardan ve salgınlardan rahatsız olmayıp hala çıkarları peşinde koşuyorlar. Direniş Grupları’na şunu söylemek istiyorum; ‘Dünyaya olan bu sevginizi dizginleyin. Çünkü halkınız ölüm, yaklaşan bir savaş ve Allah korusun salgının eşiğinde.’” ifadelerini kullandı.

İran’ın rolü zayıflıyor
Iraklı araştırmacı ve akademisyen Akil Abbas konuya ilişkin olarak İndepenedent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, “Süleymani ve Mühendis suikastının yanı sıra koronavirüs krizinden sonra İran’ın rolü zayıfladı. Bu durum, Kaani’nin Irak'taki görevinin başarısızlıkla sonuçlanmasına katkıda bulundu. İran’ın nüfuzu güçlü olmasa ve Şii güçlere kendi iradesini dayatamasa bile Kaani’nin başarısızlığının tek nedeni İran’ın rolünün zayıflaması değil” diye konuştu.
Ekonomik yaptırımlar ve koronavirüs krizinin bazı Şii aktörleri İran'ın iradesine meydan okuyacak şekilde güçlendirdiğini söyleyen Abbas, “Sadr’ın Kaani ile görüşmeyi reddetmesi şaşırtıcı bir durum değil. Sadr daha önce de birkaç kez bazı İranlı politikacılarla görüşmeyi reddetti. Hatta bazı durumlarda Süleymani ile görüşmeyi de reddettiği söylendi. Sadr, İran'ın gücüne bir tür başkaldırıyor. Fakat bu düşmanca değil, yumuşak bir başkaldırıdır” yorumunda bulundu.
Zurfi’nin kabinesinin parlamento tarafından onaylanma şansının çok yüksek olduğunu düşünen Abbas, Zurfi hükümetinin güvenoyu alma imkanının son saatlerde yapılacak anlaşmalara bağlı olduğunun da altını çizdi. Silahlı grupların Zurfi'ye karşı çıkmaları ve açıkça tehdit etmelerinin, onu parlamento çatısı altında engelleyecek güce sahip olmadıkları izlenimi verdiğini söyleyen Abbas, “Düşük petrol fiyatları ve koronavirüs krizinin yanı sıra yarı felçli geçici bir hükümetin varlığından kaynaklanan Irak’ta mevcut durum, siyasi elitlerin Zurfi’nin hükümet kurma çalışmalarını sürdürmesi için baskı yapmalarına neden oluyor” şeklinde konuştu.
Başbakanlık konusundaki tartışmaları sürdürmenin Adil Abdulmehdi’nin görevini sürdürmesini destekleyen taraflar için bir zaman kazanma taktiği olduğuna inandığını belirten Abbas, “Iraklılar bu davranışı ülkede yaşananlara karşı bir kayıtsızlık olarak yorumladı. Bu durum eğer koronavirüs riski azalırsa yüksek katılımları protestolara dönüşebilir” dedi.

Müzakere sayfası
Öte yandan siyaset araştırmacısı Hişam el-Muzani İndependent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Sadr, İran ekolüne karşı ideolojik bir model. Bununla birlikte Süleymani’nin öldürülmesinden sonra genel olarak Irak'taki Şiiler siyasi krizle ilgili bağlantılarında farklılaştılar. Sadr, kendisini Batı ve Doğu'da ılımlı bir Şii alternatifi olarak sunup yeni bir imaj oluşturmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kaani’nin Şii güçleri birleştirme görevinde başarısız olmasının nedeninin Süleymani’nin olmayışı değil, ABD’nin stratejisiyle doğrudan çatışmaya yönelmesi olduğunu söyleyen Muzani, söz konusu ABD stratejisinin, Zurfi’ye destek konusunda Şii siyasi güçlerin tutumunda çatlaklar yaratan, vizyonundaki bir değişiklik olduğunu belirtti.
Geleneksel Şii güçlerin en büyük korkularının, ABD ile İran arasında müzakere konusu haline gelmeleri, gözden çıkarılmaları ve doğrudan hedef alınmaları olduğuna dikkati çeken Muzani, “Bu güçlerin İran'ın elinde bir pazarlık konusu haline gelmesi, onlar için ABD’nin hava saldırılarından daha da kötü” diye konuştu.

Şii güçler arasında endişe ve parçalanma korkusu
Independent Arabia’ya konuşan gazeteci yazar Felah ez-Zehebi ise şunları söyledi;
“Tüm göstergeler, Zurfi’nin siyasi güçlerin çoğunun desteğini aldığına işaret ediyor. Bazılarının bunu, Haşdi Şabi çatısı altında olmayan silahlı gruplardan korktukları için açıklamadıklarına inanılıyor. İran, Irak'ı ABD ile müzakere edebileceği bir yangın yeri olarak görüyor. Ancak tam da yaptırımların bir kısmının kaldırılmasını beklerken ortaya çıkan tüm koşullar İran'a baskı yapıyor. Şii siyasi güçlerin çoğu, Zafer Koalisyonu ve Kanun Devleti Koalisyonu tarafından desteklendiği için Zurfi hükümetini destekliyor. Ammar el-Hekim ise sopayı dengede tutmaya çalışıyor. Ancak en sonunda bir yana ağırlık vermek zorunda kalacak. Sadr, ‘utanmaz milisler’ olarak nitelendirdiği tarafları yenerek Zurfi hükümetinin parlamentodan geçmesi için baskı yapacak. Temel endişe ise Zurfi'nin iktidara geldikten sonra bu güçlere yönelmesi ihtimaliyle ilgili. Şii güçler parçalandılar ve çatışma aşamasından aşınma aşamasına geçtiler.”



لماذا تشعر باهتزاز هاتفك رغم أنه لم يهتز... إليك التفسير العلمي

امرأة تستخدم هاتفها الذكي داخل متجر «أبل» في منطقة «سانليتون» ببكين (أرشيفية - رويترز)
امرأة تستخدم هاتفها الذكي داخل متجر «أبل» في منطقة «سانليتون» ببكين (أرشيفية - رويترز)
TT

لماذا تشعر باهتزاز هاتفك رغم أنه لم يهتز... إليك التفسير العلمي

امرأة تستخدم هاتفها الذكي داخل متجر «أبل» في منطقة «سانليتون» ببكين (أرشيفية - رويترز)
امرأة تستخدم هاتفها الذكي داخل متجر «أبل» في منطقة «سانليتون» ببكين (أرشيفية - رويترز)

قد تشعر باهتزاز سريع عند فخذك، فتمتد يدك نحو جيبك، لكنك تكتشف أن هاتفك لم يهتز ولم يصل إليك أي إشعار. تُعرف هذه الحالة باسم «متلازمة اهتزاز الهاتف الوهمي»، وهي شعور خاطئ بأن الهاتف يهتز أو يرن بينما هو في حالة سكون.

وأظهرت دراسات شملت موظفي مستشفيات وطلاب جامعات وأطباء متدربين أن هذه الظاهرة قد ترتبط بتعوّد الدماغ على توقع اهتزاز الهاتف، خصوصاً لدى الأشخاص الذين يستخدمون وضع الاهتزاز أو يعتمدون على الهاتف بكثافة أو يعملون تحت ضغط مستمر للرد على الاتصالات.

ظاهرة شائعة لكن بمعدلات متفاوتة

تختلف معدلات انتشار الاهتزازات الوهمية بصورة كبيرة بين الدراسات؛ إذ أبلغ عنها 68 في المائة من العاملين في مركز «باي ستيت» الطبي بولاية ماساتشوستس في استطلاع أجري عام 2010، ونُشر في دورية «BMJ». وقال نحو 13 في المائة ممن اختبروا الظاهرة إنها تحدث لديهم يومياً.

وفي دراسة أُجريت عام 2012 ونُشرت في دورية «Computers in Human Behavior»، أفاد 89 في المائة من أصل 290 طالباً جامعياً في إحدى جامعات الغرب الأوسط الأميركي بأنهم شعروا باهتزازات وهمية، بمعدل مرة كل أسبوعين تقريباً.

وقد أظهرت دراسة أُجريت عام 2016، ونُشرت في دورية «Cureus»، أن 41.4 في المائة من أصل 553 طالباً في جامعة جيلين بالصين شعروا بهذه الاهتزازات. وقال معظمهم إنها تحدث نادراً، فيما أشار نحو واحد من كل 20 طالباً إلى حدوثها بشكل متكرر.

وتشير هذه الفروق إلى عدم وجود معدل ثابت للظاهرة بين جميع الفئات. كما خلصت مراجعة بحثية نُشرت عام 2015 في دورية «Asia-Pacific Psychiatry» إلى أن الاهتزازات الوهمية شائعة الإبلاغ عنها، لكن الأبحاث المتاحة لا تزال محدودة لتحديد مدى انتشارها بدقة بين مختلف السكان.

عندما يترقب الدماغ التنبيه

يُعد «الإنذار الكاذب المكتسَب» أحد أبرز التفسيرات لهذه الظاهرة؛ فبحسب ورقة بحثية نُشرت في «BMJ»، يتعامل الدماغ مع تدفق هائل من المدخلات الحسية عبر تصفيتها ومقارنتها بما يتوقع حدوثه.

وعندما يكون الشخص في انتظار مكالمة أو رسالة، قد يخلط الدماغ بين أحاسيس طبيعية، مثل ضغط الملابس على الجلد أو تشنج عضلي بسيط، واهتزاز الهاتف.

ويشبّه الباحثون ذلك بآلية جهاز كشف الدخان الذي يعمل بحساسية مرتفعة؛ فهو يقلل احتمال تفويت حريق حقيقي، لكنه قد يطلق إنذاراً بسبب مصدر آخر. وبالمثل، قد يكون التحقق من الهاتف رغم عدم اهتزازه فعلياً ثمناً لتجنب تفويت تنبيه حقيقي.

ضغط العمل ووضع الاهتزاز

أظهرت الدراسات أن الأطباء المقيمين كانوا أكثر عرضة للإبلاغ عن الاهتزازات الوهمية مقارنةً بالأطباء الاستشاريين. كما ظهرت معدلات أعلى لدى العاملين الذين حملوا أجهزتهم لساعات أطول يومياً أو استخدموا وضع الاهتزاز بشكل متكرر أو حملوا الهاتف في جيب الصدر بدلاً من الحزام.

وفي دراسة نُشرت عام 2013 في دورية «PLOS One»، تابع الباحثون 74 طبيباً متدرباً في مستشفى «تشانغ غونغ» التذكاري في تايوان خلال عام تدريبي بلغ متوسط ساعات العمل فيه نحو 87 ساعة أسبوعياً. وأفاد 78.1 في المائة منهم بالشعور باهتزازات وهمية قبل بدء التدريب، لترتفع النسبة إلى 95.9 في المائة بعد ثلاثة أشهر، ثم تبلغ 93.2 في المائة بعد ستة أشهر.

وكان المتدربون الذين استخدموا وضع الاهتزاز أكثر عرضة لهذه الظاهرة. ورغم ارتفاع معدلات القلق والاكتئاب خلال العام، لم يرتبط أي منهما بالاهتزازات الوهمية في هذه الدراسة، ورجّح الباحثون ارتباط الظاهرة بضغوط العمل والتوقع المستمر لتنبيهات الاستدعاء، إضافة إلى نوع من «الاشتراط» الذي يدرب الدماغ على ترقب المزيد من التنبيهات.

لكن نتائج الدراسات ليست متطابقة؛ ففي استطلاع أُجري عام 2026 وشمل طلاباً من جامعة جيلين، كانت احتمالية الشعور بالاهتزازات الوهمية لدى الطلاب الذين أبلغوا عن أعراض القلق أعلى بنحو 1.5 مرة، بعد أخذ الجنس ومدة استخدام الشاشات في الاعتبار. ولم يثبت الاستخدام المكثف للشاشات عاملاً مستقلاً في ذلك التحليل.

ونظراً إلى أن هذا الاستطلاع رصد حالة المشاركين في نقطة زمنية واحدة، فإنه لا يحدد أي الأمرين سبق الآخر، كما أن الأسئلة المتعلقة بالقلق كانت مخصصة للفحص الأولي، وليست تقييماً سريرياً شاملاً.

كيف يمكن تقليل الظاهرة؟

تشير الدراسات إلى عدد من الخطوات التي قد تساعد في الحد من الاهتزازات الوهمية، بينها تقليل الإشعارات غير الضرورية، وإبعاد الهاتف عن الجيب لفترات خلال اليوم، وإيقاف وضع الاهتزاز أو استخدام نغمات هادئة بدلاً منه.

وتوصف الظاهرة بأنها إدراك حسي خاطئ أو «هلوسة لمسية»، وليست مرضاً أو تلفاً عصبياً. كما طُرح تفسير مفاده أن حمل الهاتف باستمرار قد يجعله بمثابة امتداد للجسد، فيفسر الدماغ بعض الحركات الخفيفة أو احتكاك الملابس بأنها اهتزاز وارد.

وبذلك، تبدو متلازمة اهتزاز الهاتف الوهمي مرتبطة بدرجة كبيرة بتوقع التنبيهات واعتياد الدماغ عليها، مع اختلاف معدلات حدوثها بين الفئات والدراسات.


Şokun etkisini hafifletmekten toparlanmaya... Suudi Arabistan daha dirençli bir ekonomiyi nasıl inşa ediyor?

Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD)
Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD)
TT

Şokun etkisini hafifletmekten toparlanmaya... Suudi Arabistan daha dirençli bir ekonomiyi nasıl inşa ediyor?

Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD)
Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi (KAFD)

Ekonomik büyüklük, artık yalnızca gayrisafi yurt içi hasıla (GSYİH) artış oranı, rezerv miktarı ya da refah dönemlerinde yatırım çekme kapasitesiyle ölçülmüyor. Savaşlar, enerji ve ticaret aksamaları, salgınlar ile finansal piyasa krizleri gibi şokların birbirini izlediği günümüz dünyasında bir diğer kritik unsur öne çıkıyor: Ekonominin koşullar değiştiğinde direnç gösterebilme, kriz anında faaliyetlerini sürdürebilme, sonrasında ise toparlanıp yeni duruma uyum sağlayabilme yeteneği.

Bu doğrultuda ‘ekonomik dayanıklılık/esneklik’ kavramı, küresel ekonomi politikalarında giderek daha fazla önem kazanıyor. Esnek bir ekonomi, krizlerden hiç etkilenmeyen değil; olumsuz etkileri sınırlandırabilen, temel işlevlerini koruyabilen ve şokların süresi uzasa ya da niteliği değişse dahi büyümeyi kısa sürede yeniden yakalayıp adapte olabilen bir yapıyı ifade ediyor.

Söz konusu durum, son on yılda ekonomi yapısı, gelir kaynakları, yatırım ve ticaret alanlarında kapsamlı bir dönüşüm geçiren ve kriz yönetimi için mali tamponlar oluşturan Suudi Arabistan başta olmak üzere Körfez ekonomileri açısından ayrı bir önem taşıyor.

Uluslararası Para Fonu (IMF) da ekonomik esnekliği; bir ekonominin şokları göğüsleme, bunlara uyum sağlama ve ekonomik ile finansal istikrarı koruyarak hızla toparlanma kapasitesi olarak tanımlıyor. Bu yetenek yalnızca mevcut kaynakların büyüklüğüne değil; maliye ve para politikalarının hareket alanına, kriz yönetiminde etkin kurumsal çerçevelere ve uzun vadeli dönüşümlere uyumu kolaylaştıran yapısal dinamiklere dayanıyor.

fghyjukı
Umman’ın Musandam vilayeti açıklarında, Hürmüz Boğazı’nda demirlemiş gemiler (AFP)

Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) ise şok öncesinde finansal dengesizliklerin birikmesini önlemenin önemine dikkat çekerek kavrama farklı bir boyut kazandırıyor. Buna göre dayanıklılık; yalnızca bir kriz anında alınan önlemlerle değil, krizin etkilerini ağırlaştırabilecek zafiyetleri önceden sınırlandıran politikalarla da doğrudan bağlantılı bulunuyor. Bu çerçevede ihtiyati tedbirler ile para ve maliye politikaları, ekonominin finansal genişleme ve daralma döngüleriyle mücadele kapasitesini artırmada birbirini tamamlayıcı bir rol oynuyor.

Söz konusu değerlendirmeler, IMF’nin Küresel Finansal İstikrar Raporu ile de paralellik gösteriyor. Küresel ekonominin enerji, ticaret aksamaları ve jeopolitik gerilimler gibi üst üste binen şoklarla karşı karşıya kaldığı bir dönemde hazırlanan raporun, 13 Ekim’de Bangkok’ta düzenlenecek IMF-Dünya Bankası Yıllık Toplantıları’nda kamuoyuna sunulması bekleniyor. IMF, son bilgilendirme notunda küresel ekonominin savaş kaynaklı şoklara rağmen direnç gösterdiğini, ancak ülkelerin bu olumsuzlukları göğüsleme ve yeni duruma uyum sağlama kapasiteleri arasında ciddi farklılıklar bulunduğunu kaydetmişti.

Bu kapsamda IMF Başkanı Kristalina Georgieva, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin ekonomik dayanıklılığını ve bölgedeki savaşın etkilerini sınırlama başarısını övgüyle değerlendirdi. Georgieva, söz konusu esnekliğin; güçlü mali ve ekonomik temellere, yeterli mali ile dış tamponlara, sağlam bankacılık sektörüne ve enerji, lojistik ile ekonomik çeşitlendirme alanındaki stratejik yatırımlara dayandığını belirtti.

Tüm bu gelişmeler ışığında temel soru varlığını koruyor: Bir ekonomiyi şokları emme ve hızlı toparlanma konusunda diğerlerinden daha dirençli kılan unsurlar nelerdir? Yalnızca mali rezervler yeterli midir, yoksa büyüme, gelir ve ticaret kaynaklarının çeşitlendirilmesi, finansal piyasaların derinleştirilmesi, alternatif sunan bir altyapı ve hızlı karar alabilen kurumlar da gerekli midir?

hy
IMF Başkanı Kristalina Georgieva, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin maliye bakanları ve merkez bankası başkanları toplantısının oturum aralarında Suudi Arabistan Maliye Bakanı ile görüştü. (X)

IMF’nin eski Suudi Arabistan Misyon Şefi ve Washington’daki Arap Körfez Ülkeleri Enstitüsü Misafir Araştırmacısı Tim Callen, ekonomik esnekliği, bir ekonominin olumsuz bir şoku yerel faaliyetlerde en az aksamayla atlatabilme yeteneği olarak tanımladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Callen, bu direncin ölçümünde yalnızca ilk hasarın boyutunun değil, toparlanma hızının da belirleyici olduğunu vurguladı.

Aynı şoka maruz kalan ekonomiler arasındaki karşılaştırmanın bu kapasiteyi ölçmek için pratik bir kriter sunduğunu belirten Callen, meselenin sadece ekonominin başlangıçta aldığı hasarla sınırlı olmadığını, faaliyetlerin ne kadar hızlı ve güçlü bir şekilde yeniden kazanıldığıyla da ilgili olduğunu ifade etti. İlk etkinin daha düşük ve toparlanmanın daha hızlı olması, şoklar karşısında daha yüksek bir dayanıklılık seviyesine işaret ediyor.

Esneklik, rezervleri aşar

Callen, şokları emebilmek adına yeterli mali tamponlara ve döviz rezervlerine sahip olmanın önemine değinmekle birlikte, dayanıklılığın yalnızca rezerv miktarına veya güçlü mali pozisyona indirgenemeyeceğini vurguladı. En dirençli ekonominin; bu tamponları daha geniş bir üretim ve ihracat çeşitliliği, çok sayıda ticaret ortağı ile alternatif taşıma ve ihracat rotalarıyla birleştiren yapı olduğunu belirtti.

Tek bir ihraç ürününe, tek bir ticaret ortağına ya da mal ve enerji taşımacılığında tek bir güzergâha olan yüksek bağımlılığın, dış şoklar karşısında ekonomiyi kırılgan hâle getirdiği konusunda uyarıda bulunan Callen, politika oluşturma ve yönetişim süreçlerinin etkinliğine de dikkat çekti. Ülkelerin mali kaynaklarını hızlı ve etkili bir müdahaleye dönüştürme yeteneğinin; kurumların niteliğine, karar alma hızına ve değişen koşullarla birlikte kaynakları yeniden yönlendirme kapasitesine bağlı olduğunu ifade etti.

Bu bakış açısıyla mali tamponlar, esnekliğin bir alternatifi değil, bu sistemin bir parçası konumunda bulunuyor. Söz konusu tamponlar; hükümetlere zorlu dönemlerde hareket alanı sunup ekonomik faaliyeti destekleme imkânı tanırken, çeşitlendirilmiş büyüme, ticaret ve ulaşım kaynaklarıyla desteklendiğinde çok daha güçlü bir etki oluşturuyor.

Alternatifler test edildiğinde

Esnekliğin bu boyutu, Suudi Arabistan’ın enerji sektöründe net bir şekilde göze çarpıyor. Nitekim geleneksel sevkiyat rotalarında aksamalar yaşandığında alternatif ihracat hatlarının önemi daha da belirginleşiyor.

Bu kapsamda Callen, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’na yönelik saldırıların Suudi Arabistan’ın son yıllarda geliştirdiği alternatiflerin kritik rolünü ortaya koyduğunu değerlendiriyor. Krallığın doğusundaki üretim sahalarından Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu’ya petrol taşıyan söz konusu hat, ek bir ihracat güzergâhı sunarak deniz seyrüsefer rotalarına olan bağımlılığı azaltıyor.

dfghyju
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin maliye bakanları ve merkez bankası başkanlarının Manama’daki toplantısı sırasında çekilmiş bir fotoğraf (X)

Ancak bu alternatifler, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerle eş zamanlı olarak Kızıldeniz ve Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki seyrüsefer risklerinin sürmesiyle yeni bir sınavla karşı karşıya bulunuyor. Bu hatların aksamaların etkisini azaltma derecesinin hasarın boyutuna ve süresine bağlı olduğunu belirten Callen, tablonun ‘bir ay öncesine kıyasla daha zorlu bir hal aldığını’ ifade etti.

Buna rağmen Callen, alternatif rotaların varlığını, tek bir güzergâha bağımlı kalmak yerine ekonomiye ticaret ve enerji akışlarını yönlendirme ile kriz süreçlerine adapte olma esnekliği kazandırması bakımından şoklarla mücadelede kritik bir faktör olarak görmeyi sürdürüyor.

Suudi Arabistan... Müdahale kapasitesinde dönüşüm

Callen, Suudi Arabistan’ın direnç kapasitesindeki gelişmeyi yalnızca ekonomik yapının değişmesi veya petrol dışı sektörlerin payının artmasıyla sınırlandırmıyor. En belirgin dönüşümün son yıllarda politika oluşturma kalitesinde, müdahale hızında ve krizlerle mücadele kabiliyeti daha yüksek kurum ile araçların inşasında gerçekleştiğini savunuyor.

Söz konusu gelişmenin hükümetin kısa sürede geniş çaplı bir şoku yönetmek ve hızlı kararlar almak zorunda kaldığı Kovid-19 pandemisi sürecinde daha net görüldüğünü belirten Callen, bu deneyimin kurumsal yanıt verme ve uyum sağlama yeteneğinin, yapısal dönüşümler henüz tamamlanmadan dahi ekonomik esneklikte kritik bir unsur olabileceğini ortaya koyduğunu ifade etti.

Callen’a göre borç yönetimi ve finansman araçlarının geliştirilmesi de hükümetin hareket alanını genişletti. Bu noktada Ulusal Borç Yönetim Merkezi’nin (NDMC) uluslararası borçlanma piyasalarında derin bir tecrübe kazandığına dikkat çeken Callen; bu durumun, şokun niteliğine ve ekonominin ihtiyaçlarına göre borçlanma, varlık kullanımı veya farklı enstrümanların birleşimi yoluyla daha geniş finansman seçenekleri sunduğunu vurguladı.

Darbe testi... Darbe emilimi ve toparlanma

Diğer taraftan Suudi Ekonomi Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Ahmed Nasır er-Racihi, ekonomik esnekliği birden fazla aşamadan oluşan bir süreç olarak değerlendirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Racihi’ye göre bu süreç; şoku öngörme, ilk etkisini emme, toparlanma, sonuçlarına uyum sağlama ve nihayetinde ekonomiyi yeni bir büyüme rotasına yönlendirme adımlarını kapsıyor. Bu açıdan bakıldığında ekonominin gücü yalnızca finansal kaynaklarının büyüklüğüyle değil, bu kaynakları kullanabilme yeteneği ile büyüme, üretim ve finansman kaynaklarını çeşitlendirme kapasitesiyle ölçülüyor.

Suudi Arabistan’ın son yıllardaki deneyiminin bu kapasitenin geliştiğine dair somut göstergeler sunduğunu belirten Racihi, petrol fiyatlarının düştüğü dönemlerde dahi petrol dışı sektörün aralıksız büyüdüğüne, ardından petrol sektörünün yavaşladığı yıllarda da bu genişlemesini sürdürdüğüne dikkat çekti.

dfgthyj
Suudi Arabistan Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan, 2026 Bütçe Forumu’nda konuşuyor. (Şarku’l Avsat)

Petrol fiyatlarının gerilediği 2016-2019 döneminde petrol dışı sektörün yaklaşık yüzde 5 büyüdüğünü hatırlatan Racihi, petrol sektöründeki zayıf seyre rağmen 2022-2025 döneminde de yüzde 5’e yakın büyüme oranının korunduğunu vurguladı. Racihi, bu gelişmelerin petrol dışı büyüme dinamiklerinin bağımsızlaştığını ve petrol sektörünün GSYİH’deki payının yaklaşık yüzde 20 seviyesine gerilediğini gösterdiğini ifade etti.

Doğrudan yabancı yatırım akışlarının da ekonomik faaliyet tabanını genişleten bir diğer unsur olduğunu ekleyen Racihi, Yatırım Bakanlığı verilerine dayanarak yabancı yatırım girişlerinin beş katına çıktığını, Krallık’ta faaliyet gösteren yabancı şirket sayısındaki belirgin artışla birlikte doğrudan yabancı yatırım stoğunun büyüdüğünü kaydetti. Suudi Arabistan Genel İstatistik Kurumu’nun (GASTAT) son verilerine göre Suudi Arabistan’a net doğrudan yabancı yatırım girişi, 2026’nın ikinci çeyreğinde 19,1 milyar riyale ulaştı. Racihi, bölgedeki jeopolitik gelişmelere rağmen bu seviyede bir yatırım girişinin kaydedilmesini, Krallık’taki şirket ile faaliyet tabanının genişlediğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.

Kovid-19… Dayanıklılığın erken bir sınaması

Racihi, Kovid-19 pandemisi deneyimini de ekonominin geniş çaplı ve ani bir şoku emme kapasitesi açısından somut bir test olarak nitelendirdi. Karantina tedbirleriyle yaşanan keskin daralmanın ardından ekonomik faaliyetlerin; yalnızca kamu harcamaları veya petrol gelirlerindeki toparlanmayla değil, özel talep ve yatırımların artan katkısıyla da hızlı bir büyüme ivmesi yakaladığını belirtti.

Özellikle petrol dışı faaliyetlerdeki hızlı toparlanmanın, Suudi ekonomisinin yapısında geçmiş dönemlere kıyasla önemli bir değişime işaret ettiğini vurgulayan Racihi, eskiden petrol fiyatlarındaki düşüşün ekonomik faaliyetlerin diğer bileşenlerine daha doğrudan yansıdığını hatırlattı. Bu açıdan bakıldığında petrol dışı faaliyetlerdeki büyüme, artık sadece bir çeşitlendirme hedefi olmanın ötesinde bir esneklik unsuruna dönüşüyor.

Racihi, bu esnekliğin ekonominin şoklara karşı tamamen bağışık hale geldiği anlamına gelmediğini de vurguladı. Tedarik zinciri aksamaları, yükselen navlun ve enerji maliyetleri ile jeopolitik gerilimlerin; enflasyon, finansman maliyeti ve ticaret kanalları üzerinden ekonomiye yansıyabileceğine dikkat çekti. Buna karşın Krallık’ın lojistik konumu ile kriz yönetiminde edindiği birikimin, bu tür şoklara uyum sağlama sürecinde ilave güç oluşturduğunu ifade etti.

Finansal sınırlar... Manevra alanı

Finansal açıdan ise Racihi, hükümetin rezerv ve varlıklarının yanı sıra bankacılık sektörünün sağlamlığının dış şokları emmede kritik bir tampon sağladığını savundu. Racihi’nin dayandığı rakamlara ve Suudi Arabistan Merkez Bankası verilerine göre Krallık’ın rezerv varlıkları Ağustos 2026 sonu itibarıyla 487,3 milyar dolara ulaştı. Bankacılık sektörü ise mevduat büyümesiyle birlikte yüksek sermaye ve likidite seviyelerini koruyarak dalgalanma dönemlerinde ekonomiyi finanse etmeyi sürdürebilme kapasitesi sergiliyor.

fvgthyju
Manama’da düzenlenen Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri maliye bakanları ve merkez bankası başkanları toplantısından (X)

Ancak bu tamponların sınırsız olmadığını belirten Racihi, şirketlerin artan finansman ihtiyaçlarıyla eş zamanlı olarak kamu borçlanmasındaki yükselişin, özellikle yüksek faiz ortamında yerel likidite üzerindeki baskıyı artırabileceğine dikkat çekti. Racihi, yerel finansmana olan bağımlılığın azaltılmasının ve uluslararası piyasalardan yararlanılmasının likidite üzerindeki baskıyı hafifletebileceğini, böylece özel sektör ile küçük ve orta ölçekli işletmelerin finansmanına daha fazla alan açılabileceğini vurguladı.

Finansman maliyeti... Esneklik testi

Finansman maliyeti, özellikle riyalin dolara sabitlenmiş olması ve ABD faiz oranlarındaki değişimlerin yerel piyasaya doğrudan yansıması nedeniyle, önümüzdeki dönemde ekonomik esnekliğin en önemli sınavlarından biri olarak öne çıkıyor.

Racihi, finansman maliyetlerindeki artışın yatırım ve harcama kararlarını etkileyebileceğini, ancak bu etkinin boyutunun finansman yapısına göre değişeceğini belirtti. Sabit faizli kredilerin, yeni krediler veya değişken faizli finansman modelleriyle aynı derecede etkilenmediğine dikkat çekti.

Bu doğrultuda Racihi, borç yönetiminde finansman kaynaklarının çeşitlendirilmesinin, vade yapısının nakit akışlarıyla uyumlu hale getirilmesinin ve projelerin ekonomik getirilerine göre önceliklendirilmesinin gerekliliğini vurguladı. Ayrıca yerel finansmana olan bağımlılığın göreceli olarak azaltılmasının; başta küçük ve orta ölçekli işletmeler olmak üzere özel sektörün finansmana erişimine daha geniş bir alan açabilecek seçeneklerden biri olduğunu ifade etti.

Lojistik alternatifler... Esnekliğin bir parçası

Racihi, esnekliği yalnızca kamu maliyesi ya da petrol dışı sektörün performansıyla sınırlandırmayıp Krallık’ın dalgalanma dönemlerinde ticaret ve enerji akışını sürdürebilme kapasitesiyle de ilişkilendiriyor. Son jeopolitik gelişmelerin petrol ihracat rotalarının çeşitlendirilmesi ile geleneksel nakliye güzergâhlarına alternatif sunan altyapının geliştirilmesinin önemini pekiştirdiğini belirten Racihi, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’na, daha fazla lojistik seçeneğe ve Krallık bölgelerini birbirine bağlayan daha entegre bir demiryolu ağına ihtiyaç duyulduğuna dikkat çekti.

Söz konusu altyapı yatırımlarının yalnızca enerji sektörüne hizmet etmekle kalmayıp sınırlı sayıdaki ticaret ve ulaşım rotasına olan bağımlılığı azalttığını vurgulayan Racihi, ekonominin aksamalara uyum sağlama kapasitesini genişleterek altyapının kendisini ekonomik esnekliğin temel unsurlarından biri haline getirdiğini savundu.

Bununla birlikte Racihi, önümüzdeki yıllara ilişkin en kritik göstergenin yalnızca büyümenin petrol fiyatlarına olan duyarlılığındaki düşüş değil, ekonominin insan sermayesine dayalı daha geniş bir üretim tabanı inşa edebilme kabiliyeti olacağını ifade etti.

Eğitime ve gençlerin yetkinliklerinin geliştirilmesine yapılan yatırımı bu denklemin merkezine koyarak, çalışma çağındaki nüfus tabanının genişlemesi ve orta sınıfın büyümesinin yerel talebi destekleyebileceğini, hizmetler ile katma değerli sanayilerdeki yatırım tabanını genişletebileceğini belirtti.

Çeşitlendirme... Büyümenin itici gücünden esnekliğin aracına

Bu yaklaşım, Kral Fahd Petrol ve Mineraller Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Abdullah el-Mir’in değerlendirmeleriyle de örtüşüyor. Dr. Mir, ekonomik esnekliğin; yapısal çeşitlilik, mali tamponlar, yerel finansal piyasaların derinliği, beşerî ve kurumsal sermaye ile ticaret ve yatırım ortaklarının çeşitlendirilmesinden oluşan bir bileşene dayandığını savunuyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan Mir, bu unsurların ekonominin tek bir gelir, finansman veya ticaret kaynağına olan bağımlılığını azaltmak üzere birlikte işlediğini belirtti. Örneğin yerel finansal piyasaların derinliği, dış sermaye akışları gerilediğinde şirketler ve ekonomi için ilave finansman kanalları sağlarken; daha geniş bir sektör ve ekonomik faaliyet tabanı, şokların etkisinin tek bir sektörde yoğunlaşmak yerine dağıtılmasına yardımcı oluyor.

dfgthyj
Suudi Arabistan’ın Yanbu kentindeki Kral Fahd Sanayi Limanı (SPA)

Ekonomik esnekliği değerlendirirken yalnızca büyüme oranının veya borç stokunun yeterli olmadığını vurgulayan Mir, petrol dışı sektörün büyümeye katkısı, gelirlerin borç servisini karşılama kapasitesi, vade yapısının dağılımı, ithalatı karşılama oranı, net dış varlıklar ve toplam gelirler içinde petrol dışı gelirlerin payı gibi diğer göstergelere işaret etti.

Mir’e göre tablo; finansal sistemin derinliği ve iş gücü piyasasıyla ilgili olarak yerel kredi hacminin milli gelire oranı ile ekonominin kamu sektörü dışında istihdam yaratma kapasitesi gibi göstergeleri de kapsıyor. Ekonomik faaliyet tabanı, finansman kaynakları ve istihdam olanakları genişledikçe ekonomi, şokların etkilerini diğer sektörlere hızla sıçratmadan emme konusunda daha güçlü bir yeteneğe kavuşuyor.

Esneklik ve finansman maliyeti

Bu direnç kapasitesinin önemi kriz yönetimiyle sınırlı kalmayıp yatırımcı ve borç verenlerin ekonomiye yaklaşımına da yansıyor. Mir, ekonomik temellerin sağlamlığının ve ülkenin şokları göğüsleme yeteneğinin egemen risk değerlendirmeleri ile finansman maliyetine olumlu yansıyabileceğini; aynı zamanda yerli ve yabancı yatırım akışlarını destekleyerek finansal piyasaların derinleşmesine katkı sağlayabileceğini vurguladı.

Nitekim yatırımcılar yalnızca şokun boyutuna değil, ekonominin ihtiyaçlarını finanse edebilme, likiditeyi koruma, faaliyetlerini sürdürebilme ve kriz geriledikten sonra yeniden büyüme patikasına dönebilme kapasitesine de dikkat ediyor.

Körfez ve Suudi Arabistan... Büyüme tabanının genişlemesi

Bu boyut, kamu maliyesinin ve ekonomik faaliyetlerin tarihsel olarak enerji fiyat döngülerine yüksek oranda bağlı olduğu Körfez ekonomilerinde ayrı bir önem kazanıyor. Mir, çeşitlendirmenin artık yalnızca büyüme oranlarını artırmak ya da yeni sektörler oluşturmakla sınırlı olmadığını, risk yönetiminin ve ekonomik sürdürülebilirliği güçlendirmenin temel bir parçası haline geldiğini savunuyor.

Söz konusu yaklaşım; gelir ve ihracat kalemlerinin çeşitlendirilmesini, teknolojinin yanı sıra yapay zekâ, madencilik, turizm, finansal hizmetler ve dijital ekonomi gibi yeni alanların geliştirilmesini, ayrıca özel sektör ile yabancı yatırımların rolünün artırılmasını kapsıyor. Bu taban genişledikçe şokların etkileri tek bir sektör veya gelir kaynağında yoğunlaşmak yerine daha geniş bir alana yayılıyor.

Suudi Arabistan’da bu dönüşüm, petrol dışı faaliyet tabanının genişlemesi ve özel ile yabancı yatırımların artan ağırlığıyla öne çıkıyor. Ticaret ve yatırım ortaklıklarının çeşitlendirilmesinin sisteme farklı bir boyut kazandırdığını belirten Mir; bunun pazarlar ile yatırım kaynaklarını genişlettiğini ve sınırlı sayıdaki ortağa olan bağımlılığı azalttığını ifade etti. Söz konusu durum, küresel ticaretteki aksamalar ile taşıma ve sigorta maliyetlerinin yükseldiği dönemlerde kritik bir önem taşıyor.

Finansal dayanıklılık ve krizin ardından gelen sınav

Mali tamponlara sahip olmak, her şok anında bu kaynakların tüketilmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Callen bu noktada, hükümetlerin kriz dönemlerinde türbülansın etkilerini hafifletmek ve ekonomik faaliyeti korumak adına harcamaları artırmak veya varlıklarının bir kısmını kullanmak zorunda kalabileceğini; ancak asıl zorlu sürecin kriz sonrasında, kullanılan bu tamponların yeniden inşası aşamasında başladığını vurguluyor.

Karşılaştığı tek bir şokta mali kapasitesinin büyük bölümünü tüketen bir ekonomi, güvenlik marjlarını kademeli olarak yeniden tesis edemediği takdirde sonraki şoklara karşı daha kırılgan hale geliyor. Dolayısıyla mali esneklik; yalnızca krizi atlatmak için gerekli kaynaklara sahip olmayı değil, sonrasında yaşanabilecek gelişmelere hazırlık amacıyla bu kaynakları koruma ve yenileme kabiliyetini de kapsıyor.

Yanıttan hazırlığa

Bu durum, ekonomik esnekliği krizlere müdahale etmenin ötesinde daha geniş bir çerçeveye oturtuyor. Mali rezervler, finansman piyasaları, üretim ve ihracat tabanının çeşitliliği, alternatif nakliye ve ihracat rotaları ile kurumsal etkinlik; birbirini tamamlayarak ekonominin şoklarla mücadele kapasitesini artıran bütüncül bir yapı sunuyor.

Suudi Arabistan örneğinde son gelişmeler bu entegrasyonun önemini net bir şekilde ortaya koydu: Mali tamponlar hareket alanı sağlarken, ekonomik çeşitlilik faaliyet tabanını genişletiyor; alternatif ihracat rotaları enerji sektörüne ek seçenekler sunarken, kurumsal etkinlik ve hızlı karar alma süreçleri koşullar değiştiğinde bu araçların kullanım başarısını belirliyor.

Ancak risklerin niteliğinin sürekli değişmesi, uyum sağlama kapasitesinin geliştirilmesini tek bir şoka verilen yanıt olmaktan çıkarıp kesintisiz bir sürece dönüştürüyor. Bu doğrultuda esneklik; yalnızca krizleri atlatabilme yeteneğiyle değil, aynı zamanda büyüme ile istikrarın temel unsurlarını koruyabilme ve güvenlik marjları ile araçları değişen risk ortamına uygun şekilde geliştirebilme gücüyle ölçülüyor.


What Does Saudi Exchange’s New Market Order Mechanism Mean?

An investor walks past the "Tadawul" logo in the Saudi market (Reuters)
An investor walks past the "Tadawul" logo in the Saudi market (Reuters)
TT

What Does Saudi Exchange’s New Market Order Mechanism Mean?

An investor walks past the "Tadawul" logo in the Saudi market (Reuters)
An investor walks past the "Tadawul" logo in the Saudi market (Reuters)

Saudi Exchange began implementing an updated market order mechanism on October 4, 2026, in the Main Market and Nomu-Parallel Market, in a move aimed at improving execution efficiency and making better use of available market liquidity.

What is a market order?

A market order is a buy or sell order executed immediately at the best available prices in the order book, without the investor specifying a particular price.

This type of order is typically used when an investor prioritizes speed of execution over obtaining a specific price.

How did the previous mechanism work?

Previously, a market order was executed against the quantity available at the best price only.

For example, if an investor wanted to buy 10,000 shares and only 3,000 shares were available at the best price, those 3,000 shares would be executed, while the remaining quantity would be converted into a limit order at the price of the last executed portion.

What has changed?

Under the new mechanism, a market order can now be executed across multiple price levels, within a range of up to five price ticks starting from the best available price.

This allows the order to access additional liquidity available at nearby price levels, rather than being limited to the quantity available at the best price alone.

What happens if the entire order is not executed?

Once the maximum permitted range is reached, or if no additional quantities are available within the specified range, the remaining unexecuted quantity is converted into a limit order at the price of the last execution.

What is the purpose of the update?

Saudi Exchange said the update aims to:

  • Increase the quantities executed immediately.
  • Improve the use of available market liquidity.
  • Reduce the likelihood of large portions of orders remaining unexecuted.
  • Enhance the efficiency of the trading mechanism.
  • Support market depth and improve the investor experience.

Does the update apply to all markets?

No. The update applies only to shares listed on the Main Market and Nomu-Parallel Market. It does not apply to the derivatives market, which will continue to use the current mechanism.

Why has the update attracted investors' attention?

The mechanism used to execute orders directly affects the speed of trade execution and the efficiency of access to liquidity, particularly for stocks with gaps between price levels or limited trading volumes.