​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
TT

​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ta Fetih Koalisyonu ve diğer bazı Şii güçlerin Adnan ez-Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı olmalarına rağmen Zurfi, parlamentodan güvenoyu almasını sağlayacak çoğunluğun desteğini kazanmak üzere gibi görünüyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii güçlerini Zurfi’ye alternatif bir isim belirlemeye zorlama çabaları pratik sonuçlar vermezken Zurfi’nin çok sayıda Şii tarafın desteğini aldığı, bununla birlikte Sünni ve Kürt siyasi bloklarından açıkça bir ret ile karşılaşmadığı anlaşılıyor.
Ancak Zurfi’nin adaylığına,  Asaib Ehli'l Hak’a bağlı Sadikun Grubu’nun içinde yer aldığı Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, eski başbakanlardan Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu ve gözlemcilerin hala kararsız olduğuna inandıkları Ammar el-Hekim liderliğindeki Ulusal Hikmet Koalisyonu gibi önde gelen Şii siyasi bloklar tarafından karşı çıkılıyor.
Buna karşın Irak eski Başbakanı Haydar el-İbadi liderliğindeki Nasır (Zafer) Koalisyonu ve Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi'nin desteklediği Sairun Koalisyonu gibi Şii siyasi bloklar, Zurfi’yi destekliyorlar. Sünni ve Kürt blokları ise Zurfi’yi destekleme veya desteklememe konusunda herhangi net bir tutum ortaya koymuyorlar.
Irak resmi haber Ajansı INA’ya göre Zurfi’nin parlamentodan kabinesinin ve hükümet programının oylanması amacıyla düzenlenecek olağanüstü oturum için bir tarih belirlemesini istiyor. Bu arada Zurfi, hükümet programını 4 Nisan Cumartesi günü Meclis Başkanlığı’na sunmuştu.

Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii kanadı, Zurfi’nin adaylığına karşı çıkma pozisyonunda birleştirme çabaları konuşulurken Iraklı siyasi bir kaynağın yerel haber sitelerinde yer alan açıklamasına göre Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti.
Sadr ile görüşmenin Kudüs Gücü Komutanı’nın gündeminde olduğunu söyleyen kaynak, ancak Sadr’ın bu görüşmeyi reddettiğini ve Irak’ın iç işlerine müdahale edilmemesi gerektiğini belirten bir mesaj gönderdiğini belirtti. Kaynak, Sadr'ın Askeri Danışmanı Ebu Dua İsavi’nin Sadr’dan Kaani’ye ‘Irak’ın yeni bir hükümet kurulması konusunda herhangi bir dış müdahaleyi reddettiği’ şeklinde yazılı bir mesaj ilettiğini söyledi.

Abdulmehdi görevde kaldı
İran’a yakın güçler olarak nitelendirilen başlıca Şii güçlerin, Zurfi’nin ‘anayasaya aykırı bir şekilde’ hükümeti kurmakla görevlendirildiği ve ‘ABD yanlısı’ olduğu şeklindeki suçlamalarla yaptığı tüm itirazlara rağmen Sadr Hareketi, Zurfi’nin adaylığına karşı olduğunu hiç söylemedi. Bütün göstergeler, Sadr Hareketi’nin desteklediği Sairun Koalisyonu’nun mümkün olan en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını istediğine işaret etti.
Sairun Koalisyonu Milletvekili Riyad el-Mesudi konuyla ilgili açıklamasında, “Mesele, bazı istismarlar, ertelemeler ve gecikmelerin neden olduğu anayasal boşluklardan ve Zurfi'nin başarısız olma sürecinde Iraklıların ‘tartışmaları ve kabullenişleri’ gibi ifadelerin seçimlerinden kaynaklanıyor. Sairun Koalisyonu, ülkenin her alanda yaşadığı büyük zorluklar nedeniyle en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını önceliyor. Bazı siyasi bloklar, Adil Abdulmehdi'nin başbakan olarak kalması için başbakan adaylarını kasıtlı olarak reddetti. Çünkü böylece büyük kazançlar elde ettiklerini düşünüyorlar” diye konuştu.
 
Şii güçler tansiyonu yükseltiyor
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı çıkan hareketlerle birlikte, İran yanlısı silahlı gruplar da söylemlerini sertleştirdiler. İran yanlısı silahlı sekiz grup yayınladıkları ortak bir bildiri ile Adnan ez-Zurfi'yi ‘ABD’nin istihbarat ajanı’ olmakla suçlayarak bazı milletvekillerinin onu desteklemesini ise kınadılar.
Bu gerilim, Kaani'nin Şii güçler arasında Zurfi’nin adaylığına karşı fikir birliği elde etme çabalarına dair bir izlenim verebilir. Bununla birlikte gözlemcilere göre Sünni ve Kürt siyasi güçlere mevcut tutumlarından vazgeçmeleri şeklinde gönderilen bir mesaj da olabilir.
Ortak bildirinin yayınlanmasından birkaç saat sonra, Mukteda es-Sadr adına paylaşımlarda bulunmasıyla bilinen Salih Muhammed el-Iraki, Facebook hesabından, “Birçok siyasetçi ve kendilerini ‘Direniş Grupları’ olarak adlandıran gruplardan bazıları, belalardan ve salgınlardan rahatsız olmayıp hala çıkarları peşinde koşuyorlar. Direniş Grupları’na şunu söylemek istiyorum; ‘Dünyaya olan bu sevginizi dizginleyin. Çünkü halkınız ölüm, yaklaşan bir savaş ve Allah korusun salgının eşiğinde.’” ifadelerini kullandı.

İran’ın rolü zayıflıyor
Iraklı araştırmacı ve akademisyen Akil Abbas konuya ilişkin olarak İndepenedent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, “Süleymani ve Mühendis suikastının yanı sıra koronavirüs krizinden sonra İran’ın rolü zayıfladı. Bu durum, Kaani’nin Irak'taki görevinin başarısızlıkla sonuçlanmasına katkıda bulundu. İran’ın nüfuzu güçlü olmasa ve Şii güçlere kendi iradesini dayatamasa bile Kaani’nin başarısızlığının tek nedeni İran’ın rolünün zayıflaması değil” diye konuştu.
Ekonomik yaptırımlar ve koronavirüs krizinin bazı Şii aktörleri İran'ın iradesine meydan okuyacak şekilde güçlendirdiğini söyleyen Abbas, “Sadr’ın Kaani ile görüşmeyi reddetmesi şaşırtıcı bir durum değil. Sadr daha önce de birkaç kez bazı İranlı politikacılarla görüşmeyi reddetti. Hatta bazı durumlarda Süleymani ile görüşmeyi de reddettiği söylendi. Sadr, İran'ın gücüne bir tür başkaldırıyor. Fakat bu düşmanca değil, yumuşak bir başkaldırıdır” yorumunda bulundu.
Zurfi’nin kabinesinin parlamento tarafından onaylanma şansının çok yüksek olduğunu düşünen Abbas, Zurfi hükümetinin güvenoyu alma imkanının son saatlerde yapılacak anlaşmalara bağlı olduğunun da altını çizdi. Silahlı grupların Zurfi'ye karşı çıkmaları ve açıkça tehdit etmelerinin, onu parlamento çatısı altında engelleyecek güce sahip olmadıkları izlenimi verdiğini söyleyen Abbas, “Düşük petrol fiyatları ve koronavirüs krizinin yanı sıra yarı felçli geçici bir hükümetin varlığından kaynaklanan Irak’ta mevcut durum, siyasi elitlerin Zurfi’nin hükümet kurma çalışmalarını sürdürmesi için baskı yapmalarına neden oluyor” şeklinde konuştu.
Başbakanlık konusundaki tartışmaları sürdürmenin Adil Abdulmehdi’nin görevini sürdürmesini destekleyen taraflar için bir zaman kazanma taktiği olduğuna inandığını belirten Abbas, “Iraklılar bu davranışı ülkede yaşananlara karşı bir kayıtsızlık olarak yorumladı. Bu durum eğer koronavirüs riski azalırsa yüksek katılımları protestolara dönüşebilir” dedi.

Müzakere sayfası
Öte yandan siyaset araştırmacısı Hişam el-Muzani İndependent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Sadr, İran ekolüne karşı ideolojik bir model. Bununla birlikte Süleymani’nin öldürülmesinden sonra genel olarak Irak'taki Şiiler siyasi krizle ilgili bağlantılarında farklılaştılar. Sadr, kendisini Batı ve Doğu'da ılımlı bir Şii alternatifi olarak sunup yeni bir imaj oluşturmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kaani’nin Şii güçleri birleştirme görevinde başarısız olmasının nedeninin Süleymani’nin olmayışı değil, ABD’nin stratejisiyle doğrudan çatışmaya yönelmesi olduğunu söyleyen Muzani, söz konusu ABD stratejisinin, Zurfi’ye destek konusunda Şii siyasi güçlerin tutumunda çatlaklar yaratan, vizyonundaki bir değişiklik olduğunu belirtti.
Geleneksel Şii güçlerin en büyük korkularının, ABD ile İran arasında müzakere konusu haline gelmeleri, gözden çıkarılmaları ve doğrudan hedef alınmaları olduğuna dikkati çeken Muzani, “Bu güçlerin İran'ın elinde bir pazarlık konusu haline gelmesi, onlar için ABD’nin hava saldırılarından daha da kötü” diye konuştu.

Şii güçler arasında endişe ve parçalanma korkusu
Independent Arabia’ya konuşan gazeteci yazar Felah ez-Zehebi ise şunları söyledi;
“Tüm göstergeler, Zurfi’nin siyasi güçlerin çoğunun desteğini aldığına işaret ediyor. Bazılarının bunu, Haşdi Şabi çatısı altında olmayan silahlı gruplardan korktukları için açıklamadıklarına inanılıyor. İran, Irak'ı ABD ile müzakere edebileceği bir yangın yeri olarak görüyor. Ancak tam da yaptırımların bir kısmının kaldırılmasını beklerken ortaya çıkan tüm koşullar İran'a baskı yapıyor. Şii siyasi güçlerin çoğu, Zafer Koalisyonu ve Kanun Devleti Koalisyonu tarafından desteklendiği için Zurfi hükümetini destekliyor. Ammar el-Hekim ise sopayı dengede tutmaya çalışıyor. Ancak en sonunda bir yana ağırlık vermek zorunda kalacak. Sadr, ‘utanmaz milisler’ olarak nitelendirdiği tarafları yenerek Zurfi hükümetinin parlamentodan geçmesi için baskı yapacak. Temel endişe ise Zurfi'nin iktidara geldikten sonra bu güçlere yönelmesi ihtimaliyle ilgili. Şii güçler parçalandılar ve çatışma aşamasından aşınma aşamasına geçtiler.”



İsrail'in Mısır-Türkiye askeri yakınlaşmasına ilişkin endişeleri neden artıyor?

Sisi, Aralık 2024'te Yeni İdari Başkent'te düzenlenecek D-8 Zirvesi'nin oturum aralarında Erdoğan ile görüştü (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi, Aralık 2024'te Yeni İdari Başkent'te düzenlenecek D-8 Zirvesi'nin oturum aralarında Erdoğan ile görüştü (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

İsrail'in Mısır-Türkiye askeri yakınlaşmasına ilişkin endişeleri neden artıyor?

Sisi, Aralık 2024'te Yeni İdari Başkent'te düzenlenecek D-8 Zirvesi'nin oturum aralarında Erdoğan ile görüştü (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Sisi, Aralık 2024'te Yeni İdari Başkent'te düzenlenecek D-8 Zirvesi'nin oturum aralarında Erdoğan ile görüştü (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail’de, Mısır ile Türkiye arasındaki askerî yakınlaşmanın artması, özellikle iki ülkenin bölgenin en büyük ve en etkili ordularına sahip olması nedeniyle kaygıları tırmandırıyor.

Mısır ile Türkiye arasındaki ilişkilerde artan yakınlaşma, özellikle askerî eğitim ve ortak tatbikat alanlarında genişlemesiyle İsrail’de endişe yaratıyor. Bu iki ülkenin sahip olduğu stratejik ağırlık ve askerî kapasite, Tel Aviv’in dikkatle izlediği başlıca unsurlar arasında yer alıyor.

Bu endişeler, Mısır ve Türkiye’nin Libya’nın Sirte kentinde düzenlenen uluslararası askerî tatbikata birlikte katılmasının ardından yeniden gündeme geldi. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlara göre, İsrail’in kaygıları; iki ülkenin askerî gücü, savunma sanayii alanındaki iş birliği ve bölgesel meselelerde artan koordinasyonundan kaynaklanıyor. Uzmanlar, bu yakınlaşmanın zamanla daha geniş kapsamlı bir ittifaka dönüşebileceğini, ancak kısa vadede doğrudan bir askerî çatışma ihtimalinin düşük olduğunu ifade ediyor.

İsrail’de artan kaygılar

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, emekli general Yitzhak Brik’in kaleme aldığı bir analizde, Türkiye-Mısır yakınlaşmasının ileride “zor bir savaş” ihtimalini gündeme getirebileceği uyarısında bulundu. Brik, iki ülke arasında savunma üretimi ve askerî entegrasyonu kapsayan stratejik bir iş birliğinin oluşabileceğini belirterek, bunun bölgedeki caydırıcılık dengelerini yeniden şekillendirebileceğini söyledi. Bu durumun İsrail’i askerî doktrinini ve savunma stratejilerini yeniden gözden geçirmeye zorlayabileceği değerlendiriliyor.

İsrail’in iNews 24 kanalı da 18 Nisan’da yayımladığı bir haberde, Mısır ile Türkiye arasındaki yakınlaşmanın hızlandığını ve iki taraf arasında güvenlik, savunma ve istihbarat alanlarını kapsayan derin görüşmeler yapıldığını aktardı. Haberde, bu konuların Türkiye’de ilgili Meclis komisyonlarına sevk edildiği ifade edildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Şubat ayında Kahire’yi ziyaret etmiş ve bu ziyaret sırasında savunma dahil çeşitli alanlarda bir dizi anlaşma imzalanmıştı. Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, ortak basın toplantısında, iki ülkenin Gazze, Sudan, Libya ve Afrika Boynuzu başta olmak üzere bölgesel ve uluslararası konularda yakın görüşlere sahip olduğunu belirtmişti.

dfvbnhum
Sisi ve Erdoğan, iki ülke arasında askeri alanlarda mutabakat zaptlarının imzalanması sırasında... Şubat 2026 (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail ayrıca Türkiye’nin Gazze’de kurulması muhtemel uluslararası istikrar gücüne katılma ihtimaline de temkinli yaklaşıyor. Türkiye’nin ateşkes sürecinde arabulucu rol üstlenmesi ve güvenlik garantörü olarak gündeme gelmesi, Tel Aviv’de yakından takip ediliyor. Bazı medya organlarında ise İran savaşı sonrasında Türkiye ile İsrail arasında askerî bir gerilim yaşanabileceğine dair değerlendirmeler yer aldı.

“Soğuk barış” vurgusu

Mısırlı askerî ve stratejik uzman Samir Ragıb, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Türkiye’nin bölgedeki artan varlığı ve Mısır ile yakınlaşmasının, İsrail ile ilişkilerde “soğuk barış” durumunu güçlendirdiğini belirtti. Ragıb, her iki ülkenin de güçlü ordulara sahip olmasının ve bölgesel aktörlerle iyi ilişkiler kurmasının İsrail açısından rahatsız edici olduğunu ifade etti.

Ragıb’a göre İsrail’i en fazla endişelendiren konulardan biri, insansız hava araçları alanındaki iş birliği. Türkiye ve Mısır’ın bu alandaki üretim kapasitesinin birleşmesi, hem iki ülkenin ihtiyaçlarını karşılayabilir hem de İsrail’in bölgedeki İHA pazarındaki konumunu zorlayabilir. Ayrıca, İsrail’e yönelik olumsuz algının artması, Mısır-Türkiye ortak üretimi ürünlere talebi artırabilir.

İki ülke arasındaki koordinasyonun Somali’den Suriye’ye, Libya’dan Afrika’ya kadar geniş bir coğrafyaya yayılması da İsrail açısından dikkat çekici bulunuyor. Türkiye’nin Afrika’daki varlığını Mısır üzerinden güçlendirme ihtimali, Tel Aviv’in stratejik hesaplarında önemli bir yer tutuyor.

Artan askerî iş birliği

Mısır ile Türkiye arasındaki askerî iş birliği son dönemde hız kazanmış durumda. Geçtiğimiz yıl, 13 yıl aradan sonra ilk kez Mısır’a ait askerî unsurlar Türkiye’de düzenlenen bir deniz tatbikatına katıldı. Tatbikatta Türk fırkateynleri, hücumbotlar, denizaltılar ve F-16 savaş uçaklarının yanı sıra Mısır donanmasına ait unsurlar yer aldı.

dsvsv
Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el-Sisi, Şubat 2024'te Kahire'de Erdoğan’la bir araya geldi (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Türkiye Milli Savunma Bakanlığı, Nisan ayı sonunda Libya’nın Sirte kentinde düzenlenen “Flintlock 2026” tatbikatının tamamlandığını duyurdu. 13-30 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen tatbikata Mısır’ın da aralarında bulunduğu çeşitli ülkeler katıldı. Tatbikatın, kara, hava ve deniz unsurları arasında koordinasyonu artırmayı hedeflediği belirtildi.

Savunma sanayii alanında da önemli adımlar atılıyor. Ağustos ayında Türkiye ile Mısır arasında, “TURKHA” tipi insansız hava aracının Mısır’da yerli üretimini öngören bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşmanın, teknoloji transferi ve yerli savunma kapasitesinin geliştirilmesi açısından kritik olduğu değerlendiriliyor.

Çatışma ihtimali düşük

Uzmanlar, tüm bu gelişmelere rağmen İsrail’in Mısır veya Türkiye ile doğrudan bir askerî çatışmaya girmesinin düşük bir ihtimal olduğunu belirtiyor. Bunun temel nedeni olarak İsrail’in aynı anda birden fazla güçlü cephede savaşmayı öngörmeyen askerî doktrini gösteriliyor. Ayrıca ABD’nin de Türkiye veya Mısır gibi büyük aktörlere karşı bir çatışmada İsrail’e destek vermesinin zor olacağı ifade ediliyor.

Analistlere göre, Türkiye-Mısır yakınlaşması doğrudan İsrail’e karşı kurulmuş bir ittifak olmasa da, bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. Önümüzdeki dönemde bu iş birliğinin daha da genişlemesi ve farklı coğrafyalarda etkisini artırması bekleniyor.


Libya'daki siyasi bölünme medyadaki ‘cephe çatışmalarını’ besliyor

Trablus'ta 2019 yılında gazetecilerin serbest bırakılması talebiyle düzenlenen protesto gösterisinden bir kare (Arşiv - Libya Basın Özgürlüğü Merkezi)
Trablus'ta 2019 yılında gazetecilerin serbest bırakılması talebiyle düzenlenen protesto gösterisinden bir kare (Arşiv - Libya Basın Özgürlüğü Merkezi)
TT

Libya'daki siyasi bölünme medyadaki ‘cephe çatışmalarını’ besliyor

Trablus'ta 2019 yılında gazetecilerin serbest bırakılması talebiyle düzenlenen protesto gösterisinden bir kare (Arşiv - Libya Basın Özgürlüğü Merkezi)
Trablus'ta 2019 yılında gazetecilerin serbest bırakılması talebiyle düzenlenen protesto gösterisinden bir kare (Arşiv - Libya Basın Özgürlüğü Merkezi)

Libya, 2011 yılında Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesinden bu yana yalnızca siyasi ve askerî açıdan bölünmekle kalmadı, zamanla paralel bir medya haritası da oluştu. Uluslararası ve yerel tanıklıklara göre fiili otorite ve silahlı grupların nüfuzu ile keskin siyasi kutuplaşma ortamında televizyon kanalları ve haber platformları ‘çatışan taraflar’ arasında dağılarak yerleşik bir hal aldı.

Ülkenin doğusu ile batısı arasında pek çok medya kuruluşu aynı cephe hatlarını yansıtır hale geldi. Bu tabloya ‘gazeteciler üzerinde artan baskı ve bağımsız mesleki çalışma alanının daralması’ suçlamaları da eşlik etti. Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü bu durumu 2011 yılından bu yana ‘bir bilgi kara deliğine yaklaşma’ olarak nitelendiriyor.

‘Dünya Basın Özgürlüğü Günü’nün arifesinde Trablus'taki tablo, krizin boyutlarını yansıtır nitelikteydi. Basın özgürlüğüyle ilgilenen bir merkez, cumartesi günü ‘Sada el-Hakika’ (Gerçeğin Sesi) başlıklı bir sergi düzenledi. Fotoğraflar, karikatürler ve görsel sanat aracılığıyla 2011'den bu yana Libya gazeteciliğinin gerçekliğine ilişkin tanıklıkları ve ihlalleri belgeleyen bu sergi, medya nüfuzunun haritasını çizen bölünme gölgesinde gerçekleşti.

Medya nüfuz haritalarını çiziyor

Libya Basın Özgürlüğü Merkezi Başkanı Muhammed en-Nacim, "İki hükümet arasındaki bölünmeyi yaşayan bir ülkede cepheler arasındaki çatışma, medyayı bu çatışmadan tarafsız kılacak bir yönetişim mekanizması olmaksızın anlaşmazlığın iki tarafınca yönlendirilen siyasi sermayenin egemenliğiyle giderek derinleşiyor” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Nacim, bazı sosyal medya sayfalarının da ‘cepheler arasındaki kavgayı kışkırtmaya ve yanıltıcı propaganda aracılığıyla rakipleri karalamaya’ katkıda bulunduğunu ekledi.

FFVFVF
Dün Trablus'ta Dünya Basın Özgürlüğü Günü kutlamaları kapsamında düzenlenen sanat sergisi (Libya Basın Özgürlüğü Merkezi)

Öte yandan RSF, geçtiğimiz hafta yayımladığı yıllık raporunda Libya basınındaki bu gerçekliğin ülkenin doğusu ile batısı arasındaki siyasi ve askeri kutuplaşmayı açıkça yansıttığını vurguladı. Rapora göre televizyon kanalları, bağımsız medya platformları olmaktan çok iktidar için yarışan taraflar arasındaki nüfuz haritalarının uzantısına dönüşmüş durumda.

Batı Libya Gazeteciler Sendikası Başkanı Mansur el-Ahraş da Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bu nitelendirmeye katılarak cepheler arası çatışmanın yansımalarının zaman içinde Libya’daki medya sahnesine yerleştiğini söyledi. Kutuplaşmanın ülkeyi bağımsız medya ve gazetecilik pratiği için elverişsiz bir ortama dönüştürdüğüne de dikkat çekti.

Sahada medya bölünmesi, Libya Basın Özgürlüğü Merkezi'nin takip ettiği haritaya göre bir kısmı Libya içinden, diğerleri yurt dışından yayın yapan kanallarla ülkenin doğusu ile batısı arasında net biçimde ortaya çıkıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu (LUO) ile ittifak halindeki güçlerin yoğunlaştığı doğuda Libya Hadath, el-Masar ve el-Hadath el-Libi gibi kanallar öne çıkıyor. Libya Basın Özgürlüğü Merkezi'ne göre bu kanallar, söz konusu siyasi ve askeri kampa destek veren bir söylem benimsiyor.

Yine Libya Basın Özgürlüğü Merkezi'ne göre Trablus'taki Ulusal Mutabakat Hükümeti'nin yoğunlaştığı batıda ise el-Tenasuah, Selam Libya ve el-Vataniyye gibi kanallar öne çıkarken, bu kanallar Trablus'taki iktidarın meşruiyetine odaklanan ve doğudaki rakiplerini eleştiren karşı siyasi bir söylem benimsiyor.

Bölünmüş bir gerçekliğin ortasında medya savaşı

Yerel medya kuruluşlarının birbiriyle çatıştığı bu bölünmüşlüğü, söz konusu kanallardan birinde daha önce çalışmış olan Libyalı gazeteci Muhammed el-Karac da doğruluyor. Karac, Şarku’l Avsat'a yaptığı değerlendirmede, Libya'da basın özgürlüğünün artık ‘sorgulanır hale geldiğini’ belirterek çalışma ortamını siyasi bölünmenin tarafları, silahlı gruplar, nüfuzlu isimler ve iş insanları arasındaki kutuplaşma için verimli bir zemin olarak nitelendirdi. Karac, bizzat bu çatışmanın pek çok tezahürüne tanık olduğunu da vurguladı.

SDVDFEV
Es-Sadık es-Sur, geçtiğimiz aralık ayında Libya Haber Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı Abdulbasid Ahmed Ebu Diyye'yi kabul ederken (Libya Haber Ajansı)

RSF’ye göre Libya'nın doğusunda bazı medya kuruluşlarının iç sansür uygulamasına karşın tablo çok farklı değil. RSF, gazeteci ve blog yazarı Salihin ez-Zevali'nin 2024 yılının mayıs ayında İcdabiye şehrinde tutuklanmasının ardından yaklaşık 18 aydır Bingazi'deki İç Güvenlik Teşkilatı'nda gözaltında tutulmasına yönelik insan hakları taleplerinin sürdüğüne dikkati çekti.

Bazı yerel medya kuruluşları ve gazeteler daha mesleki ve dengeli bir çizgi sunmaya çalışsa da gözlemciler siyasi ve güvenlik kutuplaşmasının yoğunluğunun medya tarafsızlığını son derece güç bir görev haline getirdiğini değerlendiriyor.

Dikkat çekici bir gelişme olarak doğu ve batıdaki yetkililer geçtiğimiz yıl Trablus ve Bingazi'de iki ayrı medya forumu düzenledi. Ancak Ahraş, bu forumları ‘mesleğin zorluklarını ele almaktan çok imajı güzelleştirmeye yönelik hükümet finansmanlı etkinlikler’ olarak nitelendirdi ve ‘sendika kuruluşlarının katılıma davet edilmediğine’ dikkati çekti.

Libya, RSF tarafından yayınlanan Basın Özgürlüğü Endeksi'nde bir sıra gerileyerek, ‘kötü’ ile ‘tehlikeli’ durumları arasındaki sınırda kalmaya devam etti.

RSF’ye göre birçok gazeteci, silahlı grupların veya fiili otoritelerin nüfuzu altında çalışırken diğerleri, ifade özgürlüğü ve gazetecilerin güvenliği konusunda yasal güvencelerin zayıflığı nedeniyle ‘yayın politikalarını iktidar güçlerine uydurmak’ zorunda kalıyor.

Bu durumun bazı gazetecilerin ülkeyi terk etmesine neden olduğunu vurguladılar. Bu gazeteciler arasında, 11 yıldır yurtdışında yaşayan Libyalı gazeteci ve sunucu Halil el-Hasi de bulunuyor. Hasi, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, şu anda Libya’ya dönmenin mümkün olmadığını söyledi.

Onun ifadesiyle, ‘siyasi bölünmenin devam etmesi, kutuplaşmanın yayılması ve milislerin etkisinin artması nedeniyle’ profesyonelliği hedefleyen herhangi bir araştırmacı gazetecinin geri dönüşü ‘hesaplanamaz bir risk’ haline geldi.

Uluslararası ve yerel raporların, LUO Başkomutanı Mareşal Halife Hafter’in 2019-2020 yıllarında Trablus’a karşı başlattığı savaşın sona ermesinden bu yana nispi bir iyileşme olduğunu teyit etmesine rağmen, bazı Libyalı gazeteciler, sindirme gerçekliğinin bazen abartıldığını düşünüyor.

Bunlardan biri olan gazeteci Ahmed el-Hadiri, Şarku’l Avsat'a yaptığı açıklamada, bilgi almak için hem doğudaki hem de batıdaki hükümetlerle iletişim kurmanın ‘hala mümkün’ olduğunu belirtirken, bazı bağımsız medya kuruluşlarının hassas konulara yaklaşmaktan kaçındığını kabul etti.

Hadiri, medya sektörünün küresel olarak hızlı bir gelişme gösterdiğini, ancak Libya yasalarının bu dönüşüme ayak uyduramadığını, özellikle ifade özgürlüğü ve gazetecilik faaliyetleri konusunda, bu durumun da yasal reform gerektirdiğini vurguladı.

Öte yandan Batı Libya Gazeteciler Odası Başkanı, çözümün yasal reformların ötesine geçtiğini ve ülkenin doğu ve batısındaki iki hükümetin birleştirilmesi, uzlaşmacı bir anayasa oluşturulması ve medya özgürlüğüne saygı gösterilmesinin toplu olarak kabul edilmesinden ibaret olduğunu düşünüyor.


Mali, son olaylarda ayrılıkçılarla iş birliği yaptıkları iddiasıyla ordu subaylarını ve politikacıları suçluyor

(foto altı) Tessalit’teki bir askeri üste bayrak direğine tırmanarak bayrağı indiren bir isyancı, 1 Mayıs 2026 (Reuters)
(foto altı) Tessalit’teki bir askeri üste bayrak direğine tırmanarak bayrağı indiren bir isyancı, 1 Mayıs 2026 (Reuters)
TT

Mali, son olaylarda ayrılıkçılarla iş birliği yaptıkları iddiasıyla ordu subaylarını ve politikacıları suçluyor

(foto altı) Tessalit’teki bir askeri üste bayrak direğine tırmanarak bayrağı indiren bir isyancı, 1 Mayıs 2026 (Reuters)
(foto altı) Tessalit’teki bir askeri üste bayrak direğine tırmanarak bayrağı indiren bir isyancı, 1 Mayıs 2026 (Reuters)

Mali yönetimi, ülkede son dönemde düzenlenen ve son on yılı aşkın sürenin en büyük saldırı dalgası olarak değerlendirilen eylemlerle bağlantılı olarak bazı askerleri silahlı ve ayrılıkçı gruplarla iş birliği yapmakla suçladı. Başkent Bamako’daki askeri mahkemenin savcılığı tarafından yayımlanan ve cuma gecesi devlet televizyonunda duyurulan açıklamada, şüpheli iş birlikçileri listesinde görevde olan üç asker, emekli bir asker ve daha önce ordudan ihraç edilmiş bir kişinin yer aldığı belirtildi. Söz konusu kişinin, başkente 15 kilometre uzaklıktaki Kati’de bulunan ülkenin ana askeri üssü yakınlarında çıkan çatışmada öldüğü ifade edildi.

vfev
Mali’nin iktidardaki askeri konsey lideri Assimi Goita (ortada), perşembe günü Savunma Bakanı Sadio Camara’nın cenaze törenine katıldı. (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı açıklamada, ‘ilk tutuklamaların başarıyla gerçekleştirildiği ve diğer tüm suçlular ile iş birlikçilerin aktif şekilde arandığı’ bildirildi; ancak kimliği tespit edilen ya da gözaltına alınan şüphelilerin sayısı paylaşılmadı. Savcılık, söz konusu askerlerin ‘saldırıların planlanması, koordinasyonu ve icrasında’ rol aldığını öne sürerken, sürgünde bulunan önde gelen Malili siyasetçilerden Oumar Mariko’nun da dahil olduğu bazı siyasi isimlerin olaya karıştığını belirtti.

gthyj
Fransız ordusu tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, Nisan 2022’de Mali’nin kuzeyinde Rus paralı askerlerin bir helikoptere bindiği görülüyor. (Fransız ordusu – AP)

Ayrılıkçı isyancılar, cuma günü erken saatlerde ülkenin kuzeyindeki Tessalit’te bulunan stratejik bir askeri kampın kontrolünü ele geçirdiklerini duyurdu. Açıklamada, Mali ordusu ve Rus müttefiklerinin bölgeden çekildiği belirtildi. Bu gelişme, silahlı grupların son on yılı aşkın sürenin en geniş kapsamlı saldırı dalgasını başlattığı bir döneme denk geldi. Söz konusu duyuru, ayrılıkçı Azavad Kurtuluş Cephesi tarafından yapıldı ve Mali’de iktidardaki askeri yönetim için son dönemde yaşanan en ciddi gerilemelerden biri olarak değerlendirildi. Yönetim, birkaç gün önce kuzeydeki önemli şehirlerden Kidal üzerindeki kontrolünü kaybetmişti. Saldırılar sırasında Mali Savunma Bakanı Sadio Camara’nın hayatını kaybettiği bildirildi.

Analistler, saldırıların Mali’nin kuzeyinde farklı bölgelerde çatışmaları tetiklediğini ve bunun silahlı grupların önemli kazanımlar elde etme ihtimalini artırdığını belirtiyor. Uzmanlara göre bu gruplar, komşu ülkelere yönelik saldırılar düzenleme konusunda artan bir istek gösterirken, hedeflerini daha uzak bölgelere de yöneltebilir.

25 Nisan sabahı başlayan eş zamanlı saldırılar, farklı hedeflere sahip gruplara bağlı militanların Batı Afrika’daki ülkede askeri yönetimin merkezine ulaşma kapasitesine sahip olduğunu ortaya koydu. 2020 ve 2021 yıllarındaki darbelerle iktidara gelen yönetim, bu süreçte ağır darbe alırken, hükümet yanlısı Rus güçlerinin de kuzeydeki Kidal kentinden çekilmek zorunda kaldığı ifade edildi.

DV
Mali Savunma Bakanı Sadio Camara, 15 Şubat 2024 tarihinde Burkina Faso’nun başkenti Vagadugu’da düzenlenen bir toplantıda (AFP)

Tuareg isyancıları, hafta sonu iktidardaki askeri yönetime karşı düzenledikleri saldırıların ardından Mali’nin kuzeyindeki stratejik Tessalit askeri kampının kontrolünü ele geçirdi.

Bölgede faaliyet gösteren Azavad Kurtuluş Cephesi, El-Kaide bağlantılı silahlı gruplarla iş birliği içinde çatışıyor. El-Kaide ile bağlantılı ve Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin olarak bilinen grup, sivillere hükümete karşı ayaklanma ve şeriat uygulamalarına yönelme çağrısı yaptı. Grup ayrıca başkent Bamako’yu kuşatma tehdidinde bulundu. Güvenlik kaynakları, söz konusu grubun yaklaşık dört milyon nüfusa sahip başkent çevresinde kontrol noktaları kurduğunu bildirdi.

ILO9
Azavad Kurtuluş Cephesi’ne bağlı Tuareg isyancıları Kidal’de kamyonetlerle ilerliyor. (AFP)

Mali’nin askeri lideri Assimi Goita, salı günü devlet televizyonunda yayımlanan konuşmasında ülkedeki durumun kontrol altında olduğunu belirterek saldırıların arkasındaki isyancı grupların ‘etkisiz hale getirileceğini’ söyledi. Öte yandan Mali ordusu ile Rusya’ya bağlı Afrika Kolordusu unsurlarının perşembe gününden itibaren Tessalit’ten çekildiği bildirildi. Ayrılıkçı Azavad Kurtuluş Cephesi’nin üst düzey komutanlarından Eşafghi Bouhenda, sosyal medyada yayımlanan bir videoda askeri kampın ele geçirildiğini açıkladı. AP ise internet erişiminin sınırlı olduğu bölgede bulunan kampın durumuna ilişkin bilgileri bağımsız olarak doğrulayamadığını aktardı.

DGH
Fransız ordusu tarafından yayınlanan tarihi belirtilmemiş bir fotoğrafta, Mali’nin kuzeyindeki Rus paralı askerler görülüyor. (AP)

Yerel bir yetkili, Mali ordusu ile Rusya’ya bağlı silahlı grupların Tessalit’teki mevzilerini cuma sabahı terk ettiğini açıkladı. AFP ile konuşan bir güvenlik kaynağı ise Tuareg birlikleri bölgeye ulaşmadan önce kampın boşaltıldığını ve herhangi bir çatışma yaşanmadığını belirtti. İsyancı gruplardan bir yetkili de Tessalit’te ‘teslimiyet’ yaşandığını ifade etti.

Cezayir sınırına yakın bir konumda bulunan Tessalit askeri kampı, coğrafi konumu ve büyük havaalanı pisti nedeniyle stratejik önem taşıyor.

Kampın, çok sayıda Mali askeri ile Rusya’ya bağlı Afrika Kolordusu unsurlarını (eski adıyla Wagner Grubu) ve çeşitli askeri teçhizatı barındırdığı bildirildi.

FVGYU
Mali’nin başkenti Bamako’da, ordu, Tuareg isyancıları ve militanlar arasında 26 Nisan’da başlayan çatışmaların ardından bir sokak (AFP)

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) cuma günü yaptığı açıklamada, Mali’de düzenlenen saldırılar sırasında sivillerin ve çocukların öldüğünü ve yaralandığını duyurdu. Açıklamada, yaralanan çocukların yerel sağlık tesislerinde tedavi altına alındığı belirtilirken, kesin sayı verilmedi.

UNICEF ayrıca, ülkenin kuzeyindeki Gao kentinde bir sağlık merkezinin saldırıya uğradığını, Mopti bölgesinde ise silahlı grupların bir okulu işgal ettiğini ve yakınında bir patlayıcı düzeneğin bulunduğunu bildirdi.

Öte yandan Mali ordusunun, Tessalit’in yaklaşık 100 kilometre güneyinde yer alan daha küçük ölçekli Aguelhok askeri üssünü terk etmek zorunda kaldığı, yerel bir yetkili ve Azavad Kurtuluş Cephesi temsilcisi tarafından doğrulandı.

Mali, Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin ve ayrılıkçı Azavad Kurtuluş Cephesi tarafından gerçekleştirilen eş zamanlı ve koordineli saldırıların ardından ciddi bir güvenlik krizi ve belirsizlik yaşıyor. Saldırıların, askeri yönetim tarafından kontrol edilen stratejik noktalara yönelik olduğu belirtildi.

Diplomatik cephede ise Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati, Mali’nin güvenlik ve istikrarını hedef alan tüm saldırıları kesin bir dille reddettiklerini açıkladı. Açıklama, Mali Dışişleri Bakanı Abdoulaye Diop ile yapılan telefon görüşmesinin ardından Mısır Dışişleri Bakanlığı tarafından duyuruldu. Görüşmede iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesi ve Sahel bölgesinde terörle mücadele konuları ele alındı.

FBYUK
Mali’nin başkenti Bamako’nun dışında bulunan Kati üssü yakınlarında devriye gezen askerler, 27 Nisan 2026 (Reuters)

Diop, ülkesindeki güvenlik durumuna ilişkin son gelişmeleri ve terör ile aşırılıkla mücadele kapsamında yürütülen çalışmaları aktardı. Diop, bu çabaların Mali’de güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkı sağlamayı hedeflediğini belirtti.

Abdulati ise iki ülke arasındaki güçlü ilişkilere dikkat çekti. Abdulati, Mali’de son dönemde yaşanan terör saldırılarını kınadıklarını yineleyerek, Mısır’ın bu süreçte Mali ile tam dayanışma içinde olduğunu ifade etti.

GB
Bamako’dan bir genel görünüm (Reuters)

Abdulati ayrıca, terörizm ve aşırılığın tüm biçimlerine karşı Mısır’ın kararlı tutumunu vurguladı. Bu tehditle mücadelede bölgesel ve uluslararası çabaların artırılmasının, finansman kaynaklarının kurutulmasının ve aşırılıkçı ideolojinin engellenmesinin önemine dikkat çekti. Bu yaklaşımın, Sahel bölgesi ve Afrika kıtasında güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesine katkı sağlayacağı belirtildi.

Görüşmede ayrıca, Afrika kıtasında güvenlik, barış ve kalkınmanın sağlanmasına yönelik yollar ele alındı. Taraflar, ikili ve çok taraflı iş birliğinin güçlendirilmesi, mevcut siyasi ve kalkınma ivmesinin değerlendirilmesi konusunda mutabık kaldı. Bu çerçevede ortak çıkarların korunması ve Afrika’da istikrar ile kalkınmanın desteklenmesi hedefi vurgulandı.