​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
TT

​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ta Fetih Koalisyonu ve diğer bazı Şii güçlerin Adnan ez-Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı olmalarına rağmen Zurfi, parlamentodan güvenoyu almasını sağlayacak çoğunluğun desteğini kazanmak üzere gibi görünüyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii güçlerini Zurfi’ye alternatif bir isim belirlemeye zorlama çabaları pratik sonuçlar vermezken Zurfi’nin çok sayıda Şii tarafın desteğini aldığı, bununla birlikte Sünni ve Kürt siyasi bloklarından açıkça bir ret ile karşılaşmadığı anlaşılıyor.
Ancak Zurfi’nin adaylığına,  Asaib Ehli'l Hak’a bağlı Sadikun Grubu’nun içinde yer aldığı Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, eski başbakanlardan Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu ve gözlemcilerin hala kararsız olduğuna inandıkları Ammar el-Hekim liderliğindeki Ulusal Hikmet Koalisyonu gibi önde gelen Şii siyasi bloklar tarafından karşı çıkılıyor.
Buna karşın Irak eski Başbakanı Haydar el-İbadi liderliğindeki Nasır (Zafer) Koalisyonu ve Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi'nin desteklediği Sairun Koalisyonu gibi Şii siyasi bloklar, Zurfi’yi destekliyorlar. Sünni ve Kürt blokları ise Zurfi’yi destekleme veya desteklememe konusunda herhangi net bir tutum ortaya koymuyorlar.
Irak resmi haber Ajansı INA’ya göre Zurfi’nin parlamentodan kabinesinin ve hükümet programının oylanması amacıyla düzenlenecek olağanüstü oturum için bir tarih belirlemesini istiyor. Bu arada Zurfi, hükümet programını 4 Nisan Cumartesi günü Meclis Başkanlığı’na sunmuştu.

Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii kanadı, Zurfi’nin adaylığına karşı çıkma pozisyonunda birleştirme çabaları konuşulurken Iraklı siyasi bir kaynağın yerel haber sitelerinde yer alan açıklamasına göre Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti.
Sadr ile görüşmenin Kudüs Gücü Komutanı’nın gündeminde olduğunu söyleyen kaynak, ancak Sadr’ın bu görüşmeyi reddettiğini ve Irak’ın iç işlerine müdahale edilmemesi gerektiğini belirten bir mesaj gönderdiğini belirtti. Kaynak, Sadr'ın Askeri Danışmanı Ebu Dua İsavi’nin Sadr’dan Kaani’ye ‘Irak’ın yeni bir hükümet kurulması konusunda herhangi bir dış müdahaleyi reddettiği’ şeklinde yazılı bir mesaj ilettiğini söyledi.

Abdulmehdi görevde kaldı
İran’a yakın güçler olarak nitelendirilen başlıca Şii güçlerin, Zurfi’nin ‘anayasaya aykırı bir şekilde’ hükümeti kurmakla görevlendirildiği ve ‘ABD yanlısı’ olduğu şeklindeki suçlamalarla yaptığı tüm itirazlara rağmen Sadr Hareketi, Zurfi’nin adaylığına karşı olduğunu hiç söylemedi. Bütün göstergeler, Sadr Hareketi’nin desteklediği Sairun Koalisyonu’nun mümkün olan en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını istediğine işaret etti.
Sairun Koalisyonu Milletvekili Riyad el-Mesudi konuyla ilgili açıklamasında, “Mesele, bazı istismarlar, ertelemeler ve gecikmelerin neden olduğu anayasal boşluklardan ve Zurfi'nin başarısız olma sürecinde Iraklıların ‘tartışmaları ve kabullenişleri’ gibi ifadelerin seçimlerinden kaynaklanıyor. Sairun Koalisyonu, ülkenin her alanda yaşadığı büyük zorluklar nedeniyle en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını önceliyor. Bazı siyasi bloklar, Adil Abdulmehdi'nin başbakan olarak kalması için başbakan adaylarını kasıtlı olarak reddetti. Çünkü böylece büyük kazançlar elde ettiklerini düşünüyorlar” diye konuştu.
 
Şii güçler tansiyonu yükseltiyor
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı çıkan hareketlerle birlikte, İran yanlısı silahlı gruplar da söylemlerini sertleştirdiler. İran yanlısı silahlı sekiz grup yayınladıkları ortak bir bildiri ile Adnan ez-Zurfi'yi ‘ABD’nin istihbarat ajanı’ olmakla suçlayarak bazı milletvekillerinin onu desteklemesini ise kınadılar.
Bu gerilim, Kaani'nin Şii güçler arasında Zurfi’nin adaylığına karşı fikir birliği elde etme çabalarına dair bir izlenim verebilir. Bununla birlikte gözlemcilere göre Sünni ve Kürt siyasi güçlere mevcut tutumlarından vazgeçmeleri şeklinde gönderilen bir mesaj da olabilir.
Ortak bildirinin yayınlanmasından birkaç saat sonra, Mukteda es-Sadr adına paylaşımlarda bulunmasıyla bilinen Salih Muhammed el-Iraki, Facebook hesabından, “Birçok siyasetçi ve kendilerini ‘Direniş Grupları’ olarak adlandıran gruplardan bazıları, belalardan ve salgınlardan rahatsız olmayıp hala çıkarları peşinde koşuyorlar. Direniş Grupları’na şunu söylemek istiyorum; ‘Dünyaya olan bu sevginizi dizginleyin. Çünkü halkınız ölüm, yaklaşan bir savaş ve Allah korusun salgının eşiğinde.’” ifadelerini kullandı.

İran’ın rolü zayıflıyor
Iraklı araştırmacı ve akademisyen Akil Abbas konuya ilişkin olarak İndepenedent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, “Süleymani ve Mühendis suikastının yanı sıra koronavirüs krizinden sonra İran’ın rolü zayıfladı. Bu durum, Kaani’nin Irak'taki görevinin başarısızlıkla sonuçlanmasına katkıda bulundu. İran’ın nüfuzu güçlü olmasa ve Şii güçlere kendi iradesini dayatamasa bile Kaani’nin başarısızlığının tek nedeni İran’ın rolünün zayıflaması değil” diye konuştu.
Ekonomik yaptırımlar ve koronavirüs krizinin bazı Şii aktörleri İran'ın iradesine meydan okuyacak şekilde güçlendirdiğini söyleyen Abbas, “Sadr’ın Kaani ile görüşmeyi reddetmesi şaşırtıcı bir durum değil. Sadr daha önce de birkaç kez bazı İranlı politikacılarla görüşmeyi reddetti. Hatta bazı durumlarda Süleymani ile görüşmeyi de reddettiği söylendi. Sadr, İran'ın gücüne bir tür başkaldırıyor. Fakat bu düşmanca değil, yumuşak bir başkaldırıdır” yorumunda bulundu.
Zurfi’nin kabinesinin parlamento tarafından onaylanma şansının çok yüksek olduğunu düşünen Abbas, Zurfi hükümetinin güvenoyu alma imkanının son saatlerde yapılacak anlaşmalara bağlı olduğunun da altını çizdi. Silahlı grupların Zurfi'ye karşı çıkmaları ve açıkça tehdit etmelerinin, onu parlamento çatısı altında engelleyecek güce sahip olmadıkları izlenimi verdiğini söyleyen Abbas, “Düşük petrol fiyatları ve koronavirüs krizinin yanı sıra yarı felçli geçici bir hükümetin varlığından kaynaklanan Irak’ta mevcut durum, siyasi elitlerin Zurfi’nin hükümet kurma çalışmalarını sürdürmesi için baskı yapmalarına neden oluyor” şeklinde konuştu.
Başbakanlık konusundaki tartışmaları sürdürmenin Adil Abdulmehdi’nin görevini sürdürmesini destekleyen taraflar için bir zaman kazanma taktiği olduğuna inandığını belirten Abbas, “Iraklılar bu davranışı ülkede yaşananlara karşı bir kayıtsızlık olarak yorumladı. Bu durum eğer koronavirüs riski azalırsa yüksek katılımları protestolara dönüşebilir” dedi.

Müzakere sayfası
Öte yandan siyaset araştırmacısı Hişam el-Muzani İndependent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Sadr, İran ekolüne karşı ideolojik bir model. Bununla birlikte Süleymani’nin öldürülmesinden sonra genel olarak Irak'taki Şiiler siyasi krizle ilgili bağlantılarında farklılaştılar. Sadr, kendisini Batı ve Doğu'da ılımlı bir Şii alternatifi olarak sunup yeni bir imaj oluşturmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kaani’nin Şii güçleri birleştirme görevinde başarısız olmasının nedeninin Süleymani’nin olmayışı değil, ABD’nin stratejisiyle doğrudan çatışmaya yönelmesi olduğunu söyleyen Muzani, söz konusu ABD stratejisinin, Zurfi’ye destek konusunda Şii siyasi güçlerin tutumunda çatlaklar yaratan, vizyonundaki bir değişiklik olduğunu belirtti.
Geleneksel Şii güçlerin en büyük korkularının, ABD ile İran arasında müzakere konusu haline gelmeleri, gözden çıkarılmaları ve doğrudan hedef alınmaları olduğuna dikkati çeken Muzani, “Bu güçlerin İran'ın elinde bir pazarlık konusu haline gelmesi, onlar için ABD’nin hava saldırılarından daha da kötü” diye konuştu.

Şii güçler arasında endişe ve parçalanma korkusu
Independent Arabia’ya konuşan gazeteci yazar Felah ez-Zehebi ise şunları söyledi;
“Tüm göstergeler, Zurfi’nin siyasi güçlerin çoğunun desteğini aldığına işaret ediyor. Bazılarının bunu, Haşdi Şabi çatısı altında olmayan silahlı gruplardan korktukları için açıklamadıklarına inanılıyor. İran, Irak'ı ABD ile müzakere edebileceği bir yangın yeri olarak görüyor. Ancak tam da yaptırımların bir kısmının kaldırılmasını beklerken ortaya çıkan tüm koşullar İran'a baskı yapıyor. Şii siyasi güçlerin çoğu, Zafer Koalisyonu ve Kanun Devleti Koalisyonu tarafından desteklendiği için Zurfi hükümetini destekliyor. Ammar el-Hekim ise sopayı dengede tutmaya çalışıyor. Ancak en sonunda bir yana ağırlık vermek zorunda kalacak. Sadr, ‘utanmaz milisler’ olarak nitelendirdiği tarafları yenerek Zurfi hükümetinin parlamentodan geçmesi için baskı yapacak. Temel endişe ise Zurfi'nin iktidara geldikten sonra bu güçlere yönelmesi ihtimaliyle ilgili. Şii güçler parçalandılar ve çatışma aşamasından aşınma aşamasına geçtiler.”



İran, Hürmüz’ü açıyor… Lübnan ateşkes sınavında, Trump ablukada ısrarcı

İran, Hürmüz’ü açıyor… Lübnan ateşkes sınavında, Trump ablukada ısrarcı
TT

İran, Hürmüz’ü açıyor… Lübnan ateşkes sınavında, Trump ablukada ısrarcı

İran, Hürmüz’ü açıyor… Lübnan ateşkes sınavında, Trump ablukada ısrarcı

İran, bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, Ortadoğu’da ilan edilen ateşkes süresinin geri kalan kısmı boyunca Hürmüz Boğazı’nı ticari deniz taşımacılığına tamamen yeniden açtığını duyurdu. Bu adım, Lübnan’da İsrail ile Hizbullah arasında ateşkesin yürürlüğe girmesinin ardından geldi.

ABD yönetimi söz konusu kararı memnuniyetle karşılarken, ABD Başkanı Donald Trump İran limanlarına yönelik ablukanın sürdürüleceğini vurguladı. Trump, herhangi bir anlaşma kapsamında Tahran’ın “para elde edemeyeceğini” belirterek, NATO’nun boğazın güvenliğine katkı sunma yönündeki önerisini de reddetti.

Sahada ise Lübnan’daki ateşkesin ilk saatleri, “kırılgan bir sükûnet” hakim. Yerlerinden edilen sivillerin köylerine dönüş çabaları sürerken, eş zamanlı olarak çatışmaların devam etmesi ve can kayıplarının yaşanması dikkat çekti.

Tahran, geçişleri Devrim Muhafızları üzerinden koordine ederek deniz trafiğini yeniden başlatırken, Lübnan içindeki karmaşık tablo ise hâlâ çözüme kavuşmuş değil. Özellikle İsrail işgali altındaki yerleşimlerin durumu belirsizliğini korurken, bugün öğle saatlerinde Bint Cübeyl’de meydana gelen büyük patlama, ateşkesin sahada ciddi bir sınavdan geçtiğini ve ihlaller karşısında tam anlamıyla ayakta kalamadığını gösterdi.


ABD, Hürmüz Boğazı’nı mayınlardan nasıl temizleyebilir?

ABD’nin Avenger sınıfı mayın avlama gemileri, 6 Temmuz 2019 tarihinde Arap Denizi’nde tatbikat gerçekleştirirken (Reuters)
ABD’nin Avenger sınıfı mayın avlama gemileri, 6 Temmuz 2019 tarihinde Arap Denizi’nde tatbikat gerçekleştirirken (Reuters)
TT

ABD, Hürmüz Boğazı’nı mayınlardan nasıl temizleyebilir?

ABD’nin Avenger sınıfı mayın avlama gemileri, 6 Temmuz 2019 tarihinde Arap Denizi’nde tatbikat gerçekleştirirken (Reuters)
ABD’nin Avenger sınıfı mayın avlama gemileri, 6 Temmuz 2019 tarihinde Arap Denizi’nde tatbikat gerçekleştirirken (Reuters)

ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda mayın temizleme operasyonuna başlamasıyla birlikte, riskleri azaltmak amacıyla insansız hava araçları (İHA), patlayıcı yüklü robotlar ve helikopterlerden oluşan bir kapasitenin devreye alınabileceği, ancak mayın temizleme ekiplerinin yine de İran kaynaklı saldırılara açık kalabileceği bildirildi.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ABD, İran’ın deniz trafiğini aksatma girişimlerine son vermek amacıyla boğazı mayınlardan arındırmaya çalışıyor. Bu durumun, şubat ayı sonlarında başlayan ABD-İsrail ile İran arasındaki savaşın ardından küresel enerji tedarikinde ciddi aksamalara yol açtığı belirtildi.

Haberde, ABD’nin mayın tespiti ve imhasında ileri teknolojilerden yararlanmasına rağmen, eski deniz subayları ve uzmanların, Hürmüz Boğazı gibi stratejik bir su yolunun temizlenmesinin çok aşamalı ve zaman alıcı bir süreç olacağı görüşünde birleştiği aktarıldı.

ABD ordusu, hafta başında mayın temizleme operasyonunun başladığını duyurdu ve Hürmüz Boğazı üzerinden iki savaş gemisinin gönderildiğini açıkladı. Ancak kullanılan ekipmanlara ilişkin sınırlı bilgi paylaşıldı. Cumartesi günü yapılan açıklamada, su altı insansız araçları da dahil olmak üzere ek unsurların önümüzdeki günlerde operasyona katılacağı bildirildi.

Reuters’ın geçen ay kaynaklara dayandırdığı haberine göre İran’ın boğaza yaklaşık 12 mayın yerleştirdiği öne sürüldü. Bu mayınların tam konumuna ilişkin ise kamuoyuna yansıyan net bir bilgi bulunmuyor.

sdvdf
Umman açıklarında, Hürmüz Boğazı’nda bir gemi, 12 Nisan 2026 (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump hafta başında yaptığı açıklamada, mayın döşeyen tüm İran gemilerinin batırıldığını söyledi. Ancak bazı uzmanlar, Tahran’ın ek ekipman konuşlandırmış olabileceği riskine dikkat çekiyor.

İngiliz Kraliyet Donanması’ndan emekli Jonathan Pentreath ise mayın savaşının düşük maliyetli ancak etkili bir yöntem olduğunu belirterek, “Bu tür araçlar ucuz, temizlenmeleri ise pahalıdır. Hatta yalnızca bir mayın tarlası tehdidi bile özellikle ticari gemileri durdurmaya yeter” değerlendirmesinde bulundu.

Mayın temizleme operasyonlarının gelişimi

Geleneksel olarak ABD Donanması, mayın temizleme faaliyetlerinde doğrudan mayın sahalarına giren mürettebatlı gemilere dayanıyordu. Bu gemiler, sonar sistemleriyle mayınların yerini tespit ediyor, ardından geminin arkasından çekilen mekanik ekipmanlarla patlayıcıları etkisiz hale getiriyordu; zaman zaman dalgıçlar da bu sürece destek veriyordu. Ancak bu tür platformların büyük bölümü artık hizmet dışı bırakıldı.

Bu gemilerin yerini, daha hafif yapıya sahip ‘kıyı muharebe gemileri’ aldı. Bu platformlar, su üstünde ve su altında yarı otonom şekilde çalışabilen insansız araçlar ile uzaktan kumandalı robotlar gibi modern mayın tespit sistemleriyle donatıldı. Bu sayede mürettebatın doğrudan mayın sahasına girmesi gerekmiyor. ABD Donanması’nın halihazırda bu türden üç gemisi görevde bulunuyor.

Reuters’ın mart ayı sonunda üst düzey bir ABD’li yetkiliye dayandırdığı haberine göre, bu gemilerden ikisi Singapur’da bakım sürecinde bulunuyor. Yetkili, o dönemde ABD’nin Ortadoğu’daki mayın temizleme kapasitesinin insansız su altı araçları, dört adet geleneksel Avenger sınıfı gemi, helikopterler ve dalgıçlardan oluştuğunu belirtti.

Eski deniz yetkilileri ve uzmanlara göre İran’ın envanterinde farklı türlerde deniz mayınları bulunuyor. Bunlar arasında deniz tabanına yerleştirilen ve gemiler üzerinden geçtiğinde patlayan dip mayınları, yüzeye yakın sabitlenen bağlı mayınlar, serbest şekilde su yüzeyinde hareket eden sürüklenen mayınlar ve doğrudan gemi gövdesine yapışan manyetik mayınlar yer alıyor.

ABD’nin yürüttüğü operasyonun, sensörlerle donatılmış insansız su üstü ve su altı araçlarıyla mayın arama faaliyetlerini içermesi bekleniyor. Mayına benzeyen bir cisim tespit edildiğinde, veriler genellikle mayın sahasının dışında bulunan ekiplere aktarılıyor; ekipler de nesneyi tanımlayarak nasıl etkisiz hale getirileceğine karar veriyor.

Eski deniz yetkililerine göre ABD Donanması’nın mevcut arama kapasitesi, sonar sistemleriyle donatılmış insansız araçların yanı sıra yüzeye yakın mayınları tespit etmek için kullanılan helikopterleri de kapsıyor.

Savunma sanayi şirketi BAE Systems, donanmanın mayınları imha edebilmesi için Archerfish adlı torpido benzeri sistemleri kullanmasının gerekeceğini belirtiyor. Yaklaşık iki metre uzunluğundaki bu uzaktan kumandalı sistem, patlayıcı yük taşıyor ve operatörlere kablo üzerinden video görüntüsü iletiyor. On binlerce dolar değerindeki sistemin tek kullanımlık olduğu ifade ediliyor.

ABD Donanması’ndan emekli subay ve Hudson Institute araştırmacısı Bryan Clark ise ABD’nin, mayınları patlatmak veya toplamak için sürükleme ekipmanları taşıyan insansız botlardan da yararlanabileceğini belirtti. Uzmanlar, bazı durumlarda istihbarat toplamak amacıyla dalgıçların da kullanıldığını ifade ediyor.

Yavaş süreç

Bryan Clark, Hürmüz Boğazı’nın mayınlardan temizlenmesinin iki ila üç hafta sürebileceğini, İran kaynaklı olası saldırıların ise süreci yavaşlatıp riskleri artırabileceğini belirtti. Clark, bu nedenle ABD ordusunun personel ve ekipmanı korumak amacıyla İHA’lar ve devriye botları gibi savunma önlemleri alabileceğini ifade etti.

ABD Donanması Deniz Operasyonları Başkanı Daryl Caudle de mart ayında yaptığı açıklamada, “Mayınları bulmak ve imha etmek uzun zaman alır” diyerek, bu durumun mayın temizleme kapasitesini sınırladığını vurguladı.

Uzmanlar ayrıca, özellikle tespit sensörlerindeki gelişmeler sayesinde mayın temizleme sürecini hızlandırmaya yönelik yeni teknolojilerin geliştirilmekte olduğunu belirtiyor.

Fransız teknoloji ve savunma şirketi Thales Group, geliştirdiği son sonar sistemlerinin şüpheli mayınları tek bir taramada üç farklı açıdan inceleyebildiğini açıkladı. Bu işlemin normalde birden fazla tarama gerektirdiği belirtildi.

Ayrıca yapay zekâ alanındaki gelişmeler sayesinde, insansız deniz platformları üzerinde daha kapsamlı veri analizlerinin yapılabildiği ifade ediliyor.

Uzun vadede ise hedefin, mayınları tespit etme, tanımlama ve imha etme süreçlerini tek bir sistem içinde gerçekleştirebilen insansız platform gruplarının devreye alınması olduğu belirtiliyor. Bu sayede mevcut çok aşamalı süreçlerin daha hızlı ve entegre hale getirilmesi amaçlanıyor.


Fransa, Çin’in katılımıyla ve ABD’nin yokluğunda Hürmüz Zirvesi’ne ev sahipliği yapıyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 6 Ocak’ta Paris’teki Elysee Sarayı’nın girişinde (DPA)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 6 Ocak’ta Paris’teki Elysee Sarayı’nın girişinde (DPA)
TT

Fransa, Çin’in katılımıyla ve ABD’nin yokluğunda Hürmüz Zirvesi’ne ev sahipliği yapıyor

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 6 Ocak’ta Paris’teki Elysee Sarayı’nın girişinde (DPA)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer, 6 Ocak’ta Paris’teki Elysee Sarayı’nın girişinde (DPA)

Fransa’nın başkenti Paris, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yönelik yolların ele alınacağı bir zirveye ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Yaklaşık 40 ülkenin katılımının beklendiği toplantı, deniz taşımacılığı özgürlüğünü korumaya yönelik yeni bir uluslararası girişim kapsamında düzenleniyor.

Fransız ve İngiliz üst düzey kaynaklara göre zirveye Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer başkanlık edecek. Toplantıya Almanya Başbakanı Friedrich Merz ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni gibi isimler fiziki olarak katılırken, bazı devlet ve hükümet başkanlarının ise çevrim içi olarak yer alacağı belirtildi.

Elysee Sarayı tarafından yapılan açıklamada, geniş katılımın nedeninin Hürmüz Boğazı’nın kapanmasının çok sayıda ülkenin ekonomisi ve mali yapısı üzerinde ağır yük oluşturması olduğu ifade edildi. Açıklamada ayrıca, ülkelerin deniz yolları ve uluslararası sulara ilişkin temel ilkeleri yeniden teyit etme isteğinin de bu katılımda etkili olduğu vurgulandı. Zirveye Avrupa, Arap, Asya ve Afrika ülkelerinin yanı sıra Latin Amerika ile Hint-Pasifik bölgesinden devletlerin katılımının beklendiği, bunun da toplantıya geniş bir uluslararası nitelik kazandırdığı ve mevcut savaşın yarattığı küresel endişeyi yansıttığı ifade edildi. ABD’nin ise görüşmelere katılmayacağı bildirildi.

Küresel sorumluluk

Starmer’ın zirvede, Hürmüz Boğazı’nın ‘derhal ve koşulsuz yeniden açılmasının küresel bir sorumluluk’ olduğunu vurgulaması bekleniyor. Starmer’ın, enerji ve ticaret akışının yeniden sağlanması için hızlı adımlar atılması gerektiğinin altını çizeceği ifade edildi. Starmer’ın, Macron ile birlikte, deniz taşımacılığı özgürlüğünü korumaya yönelik çok uluslu bir girişim başlatacaklarını duyurması öngörülüyor. Bu girişimin, ticari gemiciliğe güvence verilmesini ve mayın temizleme çalışmalarının desteklenmesini kapsayacağı belirtildi.

Ayrıca uygun koşulların oluşması halinde, ‘tamamen savunma amaçlı’ ortak bir askeri gücün konuşlandırılması için hazırlıkların sürdüğü, bu çerçevede gelecek hafta Northwood Headquarters’ta çok uluslu bir askeri planlama zirvesi düzenleneceği bildirildi.

Zirvede, ticari taşımacılığın ‘şartlar iyileşir iyileşmez’ yeniden hız kazanmasını sağlamak amacıyla sigorta sektörüyle koordinasyonun artırılması da gündemde olacak.

Bu girişim, Starmer’ın geçen hafta Körfez ülkelerine gerçekleştirdiği ziyaretin ardından diplomatik, askeri ve ekonomik araçları kullanarak ateşkesi destekleme ve çatışmanın Birleşik Krallık’taki yaşam maliyetleri üzerindeki etkisini sınırlama çabalarını yoğunlaştırdığı bir dönemde geliyor.

Zirve kapsamında Starmer ile Macron’un ikili bir görüşme yapması da bekleniyor. Görüşmede Avrupa’nın Ukrayna’ya desteğinin sürdürülmesi ile düzensiz göç, ekonomik büyüme ve Avrupa güvenliğinin güçlendirilmesi gibi ortak konuların ele alınacağı ifade edildi.

Ablukanın kaldırılması

Öte yandan Paris, söz konusu uluslararası toplantıyı, Fransa’nın savunduğu ‘üçüncü yol’ yaklaşımının bir ifadesi olarak görmek istiyor.

Bu çerçevede bir yanda nükleer ve balistik hedefleri nedeniyle uluslararası düzeyde eleştirilen İran’ın politikaları bulunuyor. Diğer yanda ise Fransa’nın değerlendirmesine göre uluslararası hukukun dışında yürütülen ABD-İsrail’in İran’a karşı savaşı ve yine aynı hukuk çerçevesini ihlal ettiği belirtilen ABD donanmasının İran limanlarına yönelik ablukası yer alıyor.

Paris’e göre söz konusu konferansa katılan ülkeleri birleştiren ortak nokta, ABD-İsrail-İran savaşının tarafı olmamaları; buna karşın çatışmadan ve Hürmüz Boğazı’na uygulanan ‘çifte baskıdan’ doğrudan etkilenmeleri.

Bu ülkelerin ilk hedefi, Hürmüz Boğazı üzerindeki çifte baskının kaldırılması yönünde etkili bir grup oluşturmak; ikinci olarak ise boğazın yeniden mayınlanmasının reddedilmesi ve son savaş öncesindeki durumuna dönülmesi, yani uluslararası hukuk kurallarına tabi, serbest geçişin sağlandığı ve gemilere herhangi bir geçiş ücreti uygulanmayan bir su yolu haline gelmesi.

Operasyonel düzeyde ise hedef, uygun koşullar oluştuğunda -yani savaşın sona ermesinin ardından- boğazdan geçen gemilere eşlik edecek ve güvenliği sağlayacak çok uluslu bir güç oluşturulması.

Savunma hamlesi

Paris ve Londra’nın, konferansın ana düzenleyicileri olarak odaklandığı bir dizi unsur bulunduğu belirtildi. Konferansın şu aşamada planlama sürecine yoğunlaştığı; her ülkenin bu savunma amaçlı sürece hangi katkıları sunabileceğinin değerlendirildiği ifade ediliyor. Söz konusu girişimin, ABD ve İran ile karşılıklı anlayış temelinde yürütülmesi gerektiği vurgulanıyor.

defrgt
Kızıldeniz’deki ticari gemileri korumak üzere kurulan Aspides misyonuna bağlı bir arama ve kurtarma helikopteri (Aspides)

Paris, söz konusu operasyonun tamamen barışçıl bir nitelik taşıması gerektiğini özellikle vurguluyor. Her ne kadar diğer aktörlerle birlikte başlangıcın daha önce belirtilen koşullara bağlanabileceği ifade edilse de, operasyonun ne zaman başlayacağı ve ne kadar süreyle devam edeceğine ilişkin önemli bir belirsizlik bulunduğu belirtiliyor.

Paris, bu girişimi 2023 yılında Babu’l Mendeb Boğazı’nda başlatılan Avrupa Birliği’nin (AB) Aspides misyonuyla kıyaslasa da, iki operasyon arasında hem ölçek hem de karşılaşılan zorluklar açısından ciddi farklar olduğu ifade ediliyor. Hürmüz’deki durumun, son üç yılda Babu’l Mendeb’te yaşananlardan çok daha kapsamlı bir çatışma ortamına karşılık geldiği ve ayrıca boğazın mayınlardan temizlenmesi gibi daha önce gündeme gelmeyen görevleri içerdiği vurgulanıyor.

Her hâlükârda, operasyonun başlamasının bölgedeki gelişmelere ve ‘çifte ablukanın’ kaldırılmasına bağlı olduğu belirtiliyor. ABD donanmasının bölgede varlığını sürdürmesi veya İran’ın boğaz giriş-çıkışını kontrol etmeye devam etmesi halinde böyle bir konuşlandırmanın fiilen mümkün olmayacağı ifade ediliyor.

Pekin ve Yeni Delhi üzerine bahis

Londra ve Paris, özellikle bölgede yaşanan gelişmelerden doğrudan etkilenen büyük Asya ülkelerinin, başta Çin ve Hindistan olmak üzere, sürece katılımına önem veriyor. Çin’in katılımı kesinleşmiş olsa da temsil düzeyinin henüz netleşmediği bildiriliyor. Paris, konferansın bu tür stratejik ve barışçıl bir misyona katkı sunmak isteyen tüm ülkelere açık olduğunu ve savaşa taraf olmayan devletlerin de sürece dahil olabileceğini özellikle vurguluyor.

tyhy6
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in 15 Nisan’da Pekin’de Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov başkanlığındaki Rus heyetiyle yaptığı görüşmeden (Reuters)

Ancak konferansın en büyük katılımcı eksikliğinin ABD olacağı belirtiliyor. Fransız kaynaklar, Washington ile sürekli temas halinde olunduğunu, ABD’nin konferansın düzenlenmesine ‘itiraz etmediğini’ ve Paris’in Amerikan yönetimiyle tam şeffaflık içinde çalıştığını ifade ediyor. Buna rağmen, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’nın açılması konusunda Avrupa ve NATO liderlerine yönelik eleştirilerinin sürdüğü aktarılıyor.

Paris, Almanya Başbakanı Friedrich Merz, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer gibi isimlerin konferansa bizzat katılımını, Avrupa dayanışmasının ciddiyetini ve ortak hareket etme iradesini gösteren olumlu bir işaret olarak değerlendiriyor.

Fransız Cumhurbaşkanlığı kaynakları ise sürecin ilerleyebilmesi için kritik bir koşula dikkat çekiyor. Buna göre, hem İran hem de ABD tarafından güvence verilmesi gerekiyor. İran’ın, Hürmüz Boğazı’ndan geçen ticari gemileri ve onlara eşlik eden unsurları hedef almayacağını taahhüt etmesi; ABD’nin ise İran limanlarına giriş-çıkış yapan gemilere müdahale etmeyeceğini garanti etmesi bekleniyor. Başka bir ifadeyle, hedeflenen durumun savaş öncesi statükoya geri dönüş olduğu vurgulanıyor.

Merz, konferansın toplanmasını beklemeden misyona katılım için kendi şartlarını ortaya koydu. Merz’in ilk şartı, doğal olarak ateşkesin sağlanması ve buna ilişkin hukuki güvencelerin oluşturulması oldu. Ayrıca bu sürecin Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararıyla resmiyet kazanması gerektiğini vurguladı. Üçüncü şart ise ‘sağlam bir askeri planın hazırlanması’ olarak ifade edildi. Bu üç şartın, Fransız ve İngiliz yaklaşımlarıyla büyük ölçüde uyumlu olduğu belirtiliyor. Ancak Merz’in ayrıca, söz konusu misyona ABD ordusundan güçlü destek sağlanmasını istediği aktarılıyor. Bu talebin, yeni operasyonun felsefesinin ABD askeri varlığından bağımsızlık üzerine kurulmuş olması nedeniyle önemli bir tartışma yaratabileceği ifade ediliyor.