​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
TT

​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ta Fetih Koalisyonu ve diğer bazı Şii güçlerin Adnan ez-Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı olmalarına rağmen Zurfi, parlamentodan güvenoyu almasını sağlayacak çoğunluğun desteğini kazanmak üzere gibi görünüyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii güçlerini Zurfi’ye alternatif bir isim belirlemeye zorlama çabaları pratik sonuçlar vermezken Zurfi’nin çok sayıda Şii tarafın desteğini aldığı, bununla birlikte Sünni ve Kürt siyasi bloklarından açıkça bir ret ile karşılaşmadığı anlaşılıyor.
Ancak Zurfi’nin adaylığına,  Asaib Ehli'l Hak’a bağlı Sadikun Grubu’nun içinde yer aldığı Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, eski başbakanlardan Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu ve gözlemcilerin hala kararsız olduğuna inandıkları Ammar el-Hekim liderliğindeki Ulusal Hikmet Koalisyonu gibi önde gelen Şii siyasi bloklar tarafından karşı çıkılıyor.
Buna karşın Irak eski Başbakanı Haydar el-İbadi liderliğindeki Nasır (Zafer) Koalisyonu ve Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi'nin desteklediği Sairun Koalisyonu gibi Şii siyasi bloklar, Zurfi’yi destekliyorlar. Sünni ve Kürt blokları ise Zurfi’yi destekleme veya desteklememe konusunda herhangi net bir tutum ortaya koymuyorlar.
Irak resmi haber Ajansı INA’ya göre Zurfi’nin parlamentodan kabinesinin ve hükümet programının oylanması amacıyla düzenlenecek olağanüstü oturum için bir tarih belirlemesini istiyor. Bu arada Zurfi, hükümet programını 4 Nisan Cumartesi günü Meclis Başkanlığı’na sunmuştu.

Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii kanadı, Zurfi’nin adaylığına karşı çıkma pozisyonunda birleştirme çabaları konuşulurken Iraklı siyasi bir kaynağın yerel haber sitelerinde yer alan açıklamasına göre Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti.
Sadr ile görüşmenin Kudüs Gücü Komutanı’nın gündeminde olduğunu söyleyen kaynak, ancak Sadr’ın bu görüşmeyi reddettiğini ve Irak’ın iç işlerine müdahale edilmemesi gerektiğini belirten bir mesaj gönderdiğini belirtti. Kaynak, Sadr'ın Askeri Danışmanı Ebu Dua İsavi’nin Sadr’dan Kaani’ye ‘Irak’ın yeni bir hükümet kurulması konusunda herhangi bir dış müdahaleyi reddettiği’ şeklinde yazılı bir mesaj ilettiğini söyledi.

Abdulmehdi görevde kaldı
İran’a yakın güçler olarak nitelendirilen başlıca Şii güçlerin, Zurfi’nin ‘anayasaya aykırı bir şekilde’ hükümeti kurmakla görevlendirildiği ve ‘ABD yanlısı’ olduğu şeklindeki suçlamalarla yaptığı tüm itirazlara rağmen Sadr Hareketi, Zurfi’nin adaylığına karşı olduğunu hiç söylemedi. Bütün göstergeler, Sadr Hareketi’nin desteklediği Sairun Koalisyonu’nun mümkün olan en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını istediğine işaret etti.
Sairun Koalisyonu Milletvekili Riyad el-Mesudi konuyla ilgili açıklamasında, “Mesele, bazı istismarlar, ertelemeler ve gecikmelerin neden olduğu anayasal boşluklardan ve Zurfi'nin başarısız olma sürecinde Iraklıların ‘tartışmaları ve kabullenişleri’ gibi ifadelerin seçimlerinden kaynaklanıyor. Sairun Koalisyonu, ülkenin her alanda yaşadığı büyük zorluklar nedeniyle en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını önceliyor. Bazı siyasi bloklar, Adil Abdulmehdi'nin başbakan olarak kalması için başbakan adaylarını kasıtlı olarak reddetti. Çünkü böylece büyük kazançlar elde ettiklerini düşünüyorlar” diye konuştu.
 
Şii güçler tansiyonu yükseltiyor
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı çıkan hareketlerle birlikte, İran yanlısı silahlı gruplar da söylemlerini sertleştirdiler. İran yanlısı silahlı sekiz grup yayınladıkları ortak bir bildiri ile Adnan ez-Zurfi'yi ‘ABD’nin istihbarat ajanı’ olmakla suçlayarak bazı milletvekillerinin onu desteklemesini ise kınadılar.
Bu gerilim, Kaani'nin Şii güçler arasında Zurfi’nin adaylığına karşı fikir birliği elde etme çabalarına dair bir izlenim verebilir. Bununla birlikte gözlemcilere göre Sünni ve Kürt siyasi güçlere mevcut tutumlarından vazgeçmeleri şeklinde gönderilen bir mesaj da olabilir.
Ortak bildirinin yayınlanmasından birkaç saat sonra, Mukteda es-Sadr adına paylaşımlarda bulunmasıyla bilinen Salih Muhammed el-Iraki, Facebook hesabından, “Birçok siyasetçi ve kendilerini ‘Direniş Grupları’ olarak adlandıran gruplardan bazıları, belalardan ve salgınlardan rahatsız olmayıp hala çıkarları peşinde koşuyorlar. Direniş Grupları’na şunu söylemek istiyorum; ‘Dünyaya olan bu sevginizi dizginleyin. Çünkü halkınız ölüm, yaklaşan bir savaş ve Allah korusun salgının eşiğinde.’” ifadelerini kullandı.

İran’ın rolü zayıflıyor
Iraklı araştırmacı ve akademisyen Akil Abbas konuya ilişkin olarak İndepenedent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, “Süleymani ve Mühendis suikastının yanı sıra koronavirüs krizinden sonra İran’ın rolü zayıfladı. Bu durum, Kaani’nin Irak'taki görevinin başarısızlıkla sonuçlanmasına katkıda bulundu. İran’ın nüfuzu güçlü olmasa ve Şii güçlere kendi iradesini dayatamasa bile Kaani’nin başarısızlığının tek nedeni İran’ın rolünün zayıflaması değil” diye konuştu.
Ekonomik yaptırımlar ve koronavirüs krizinin bazı Şii aktörleri İran'ın iradesine meydan okuyacak şekilde güçlendirdiğini söyleyen Abbas, “Sadr’ın Kaani ile görüşmeyi reddetmesi şaşırtıcı bir durum değil. Sadr daha önce de birkaç kez bazı İranlı politikacılarla görüşmeyi reddetti. Hatta bazı durumlarda Süleymani ile görüşmeyi de reddettiği söylendi. Sadr, İran'ın gücüne bir tür başkaldırıyor. Fakat bu düşmanca değil, yumuşak bir başkaldırıdır” yorumunda bulundu.
Zurfi’nin kabinesinin parlamento tarafından onaylanma şansının çok yüksek olduğunu düşünen Abbas, Zurfi hükümetinin güvenoyu alma imkanının son saatlerde yapılacak anlaşmalara bağlı olduğunun da altını çizdi. Silahlı grupların Zurfi'ye karşı çıkmaları ve açıkça tehdit etmelerinin, onu parlamento çatısı altında engelleyecek güce sahip olmadıkları izlenimi verdiğini söyleyen Abbas, “Düşük petrol fiyatları ve koronavirüs krizinin yanı sıra yarı felçli geçici bir hükümetin varlığından kaynaklanan Irak’ta mevcut durum, siyasi elitlerin Zurfi’nin hükümet kurma çalışmalarını sürdürmesi için baskı yapmalarına neden oluyor” şeklinde konuştu.
Başbakanlık konusundaki tartışmaları sürdürmenin Adil Abdulmehdi’nin görevini sürdürmesini destekleyen taraflar için bir zaman kazanma taktiği olduğuna inandığını belirten Abbas, “Iraklılar bu davranışı ülkede yaşananlara karşı bir kayıtsızlık olarak yorumladı. Bu durum eğer koronavirüs riski azalırsa yüksek katılımları protestolara dönüşebilir” dedi.

Müzakere sayfası
Öte yandan siyaset araştırmacısı Hişam el-Muzani İndependent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Sadr, İran ekolüne karşı ideolojik bir model. Bununla birlikte Süleymani’nin öldürülmesinden sonra genel olarak Irak'taki Şiiler siyasi krizle ilgili bağlantılarında farklılaştılar. Sadr, kendisini Batı ve Doğu'da ılımlı bir Şii alternatifi olarak sunup yeni bir imaj oluşturmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kaani’nin Şii güçleri birleştirme görevinde başarısız olmasının nedeninin Süleymani’nin olmayışı değil, ABD’nin stratejisiyle doğrudan çatışmaya yönelmesi olduğunu söyleyen Muzani, söz konusu ABD stratejisinin, Zurfi’ye destek konusunda Şii siyasi güçlerin tutumunda çatlaklar yaratan, vizyonundaki bir değişiklik olduğunu belirtti.
Geleneksel Şii güçlerin en büyük korkularının, ABD ile İran arasında müzakere konusu haline gelmeleri, gözden çıkarılmaları ve doğrudan hedef alınmaları olduğuna dikkati çeken Muzani, “Bu güçlerin İran'ın elinde bir pazarlık konusu haline gelmesi, onlar için ABD’nin hava saldırılarından daha da kötü” diye konuştu.

Şii güçler arasında endişe ve parçalanma korkusu
Independent Arabia’ya konuşan gazeteci yazar Felah ez-Zehebi ise şunları söyledi;
“Tüm göstergeler, Zurfi’nin siyasi güçlerin çoğunun desteğini aldığına işaret ediyor. Bazılarının bunu, Haşdi Şabi çatısı altında olmayan silahlı gruplardan korktukları için açıklamadıklarına inanılıyor. İran, Irak'ı ABD ile müzakere edebileceği bir yangın yeri olarak görüyor. Ancak tam da yaptırımların bir kısmının kaldırılmasını beklerken ortaya çıkan tüm koşullar İran'a baskı yapıyor. Şii siyasi güçlerin çoğu, Zafer Koalisyonu ve Kanun Devleti Koalisyonu tarafından desteklendiği için Zurfi hükümetini destekliyor. Ammar el-Hekim ise sopayı dengede tutmaya çalışıyor. Ancak en sonunda bir yana ağırlık vermek zorunda kalacak. Sadr, ‘utanmaz milisler’ olarak nitelendirdiği tarafları yenerek Zurfi hükümetinin parlamentodan geçmesi için baskı yapacak. Temel endişe ise Zurfi'nin iktidara geldikten sonra bu güçlere yönelmesi ihtimaliyle ilgili. Şii güçler parçalandılar ve çatışma aşamasından aşınma aşamasına geçtiler.”



الإمارات في «خليجي 27»... قصة ملحمية سرها «زلاتكو»

فرحة إماراتية بهدف الفوز على عمان في نصف النهائي (تصوير: عدنان مهدلي)
فرحة إماراتية بهدف الفوز على عمان في نصف النهائي (تصوير: عدنان مهدلي)
TT

الإمارات في «خليجي 27»... قصة ملحمية سرها «زلاتكو»

فرحة إماراتية بهدف الفوز على عمان في نصف النهائي (تصوير: عدنان مهدلي)
فرحة إماراتية بهدف الفوز على عمان في نصف النهائي (تصوير: عدنان مهدلي)

لم يكن المنتخب الإماراتي في «خليجي 27» مجرد فريق نجح في الوصول إلى المباراة النهائية، بل أصبح أحد القصص الملهمة في المحفل الكروي، بعدما قدم مشواراً يعكس شخصية تنافسية واضحة، تحت قيادة المدرب الكرواتي زلاتكو داليتش، الذي يواصل كتابة فصل جديد في مسيرته التدريبية بعيداً عن المنتخب الكرواتي.

ربما كانت أبرز مفارقات رحلة الإمارات في البطولة أنها بدأت من دون مباريات ودية تحضيرية، ومن دون فرصة واسعة لتجربة اللاعبين قبل المنافسة، لكنها مع ذلك وصلت إلى النهائي بأداء جعلها أحد أبرز أطراف البطولة.

والفضل في ذلك يعود إلى جودة العناصر، وقدرة الجهاز الفني على الوصول سريعاً إلى التوليفة المناسبة، إضافة إلى شخصية داليتش وخبرته الطويلة في البطولات الكبرى.

الإمارات بدأت مشوارها بقوة، بعدما تجاوزت اليمن بأربعة أهداف دون مقابل، قبل أن تحقق انتصاراً بثلاثية نظيفة أمام البحرين، لتؤكد قدرتها الهجومية وتحسم صدارة مجموعتها برصيد 7 نقاط بعد التعادل مع قطر، في الوقت الذي أصبح فيه هجومها الأقوى في البطولة برصيد 9 أهداف.

لكن الأرقام وحدها لا تختصر ما قدمه المنتخب الإماراتي. فالفريق الذي وصل إلى النهائي لم يعتمد فقط على قدرته على التسجيل، وإنما أظهر خلال مبارياته قدرة واضحة على التحكم في إيقاع المواجهة؛ يعرف متى يرفع سرعة الأداء، ومتى يهدئ من إيقاع اللعب، ومتى يضغط على المنافس، ومتى يتراجع لتنظيم صفوفه، والأهم أنه أظهر نضجاً في التعامل مع مباريات خروج المغلوب.

ثم جاءت مواجهة عُمان في الدور نصف النهائي، لتضع شخصية المنتخب الإماراتي أمام اختبار مختلف، بعدما أصبح الخطأ أكثر تكلفة، وأصبحت المباراة لا تحتمل الحسابات نفسها التي كانت موجودة في دور المجموعات.

زلاتكو وضع كامل خبرته في مهمته مع المنتخب الأبيض (منتخب الإمارات)

وهنا تظهر القيمة الحقيقية لداليتش، فالمدرب الكرواتي لا يُقاس فقط بما حققه من انتصارات أو بعدد البطولات التي حصل عليها، وإنما بقدرته على صناعة شخصية للفرق التي يقودها. وهذه تحديداً أحد أبرز السمات التي رافقت تجربته مع كرواتيا، قبل أن يبدأ الآن في بناء ملامح جديدة مع الإمارات.

داليتش يعرف جيداً سر البطولات القصيرة، ويعرف أن الوصول إلى المباراة النهائية لا يعتمد دائماً على امتلاك أفضل مجموعة من اللاعبين، وإنما على القدرة على تحويل المجموعة إلى فريق يعرف كيف يلعب، وكيف يتعامل مع الضغوط، وكيف يتصرف في اللحظات الحاسمة.

واللافت في قصة داليتش أن تجربته الإماراتية تأتي في توقيت يحمل مفارقة كروية كبيرة.

ففي الوقت الذي كان فيه المنتخب الكرواتي، الذي قاده داليتش إلى واحدة من أفضل فتراته التاريخية خلال السنوات الماضية، يتلقى خسارة ثقيلة أمام إنجلترا بنتيجة 7-0، كان المدرب نفسه يقود الإمارات إلى نهائي كأس الخليج.

مفارقة تختصر كثيراً من تفاصيل كرة القدم؛ فالمدرب الذي ارتبط اسمه بحقبة تاريخية مع كرواتيا، وأوصلها إلى نهائي كأس العالم 2018، ثم إلى المركز الثالث في مونديال قطر 2022، يخوض اليوم تحدياً مختلفاً تماماً، في بيئة جديدة، ولاعبين مختلفين، وطموحات جديدة.

وسيكون النهائي أمام المنتخب السعودي اختباراً مختلفاً للأبيض الإماراتي؛ فالمباراة ستكون أمام منافس يملك خبرة كبيرة في البطولة، ودعماً جماهيرياً ضخماً، ورغبة في تحقيق اللقب.

بالنسبة للإمارات، المباراة تمثل فرصة لكتابة نهاية مثالية لمشوار بدأ بانتصارات مدوية واستمر حتى الوصول إلى المباراة النهائية.

أما داليتش، فهي بمثابة فرصة أخرى لإثبات أن نجاح المدرب لا يرتبط فقط بجيل معين من اللاعبين أو بمنتخب واحد، وإنما بقدرته على بناء فريق يمتلك هوية وشخصية قادرة على المنافسة.

وفي حال نجحت الإمارات في تجاوز السعودية والتتويج باللقب، فإن الإنجاز سيحمل قيمة تاريخية إضافية، إذ سيكون اللقب الخليجي الأول للمنتخب الإماراتي منذ عام 2013، وسيمنح داليتش بداية استثنائية لمشروعه مع «الأبيض».


جوين قائدة سيدات ألمانيا تغيب للإصابة

جوليان جوين قائدة منتخب سيدات ألمانيا (أ.ب)
جوليان جوين قائدة منتخب سيدات ألمانيا (أ.ب)
TT

جوين قائدة سيدات ألمانيا تغيب للإصابة

جوليان جوين قائدة منتخب سيدات ألمانيا (أ.ب)
جوليان جوين قائدة منتخب سيدات ألمانيا (أ.ب)

أعلن الاتحاد الألماني لكرة القدم، الأحد، أن جوليان جوين قائدة منتخب السيدات ستغيب عن المباريات المقبلة للفريق بسبب الإصابة.

وأصيبت جوين، لاعبة بايرن ميونيخ، بالتواء في الكاحل خلال مواجهة آينتراخت فرانكفورت يوم السبت الماضي في الدوري الألماني (بوندسليغا)، ليتم استبدالها في الدقائق الأخيرة من المباراة.

وكانت جوين قد عادت إلى الملاعب قبل أسابيع قليلة، لتنهي غياباً طويلاً دام أكثر من 3 أشهر بسبب خضوعها لجراحة في الكتف.

واضطر كريستيان فوك، مدرب منتخب ألمانيا، لاستدعاء ساراي ليندر لاعبة فولفسبورغ مكان جوين.

ويفتتح المنتخب الألماني بقيادة مدربه فوك مشواره هذا الموسم باستضافة أستراليا واليابان في مباراتين وديتين بمدينتي كارلسروه وبريمن يومي 9 و13 أكتوبر (تشرين الأول) في إطار استعداده لبطولة كأس العالم التي ستقام في البرازيل في الفترة من 24 يونيو (حزيران) إلى 25 يوليو (تموز) 2027.


Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi Husilere karşı kapsamlı askeri harekâtın başladığını duyurdu

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (SABA)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (SABA)
TT

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi Husilere karşı kapsamlı askeri harekâtın başladığını duyurdu

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (SABA)
Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi (SABA)

Yemen Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi, pazar günü ülkenin geri kalan topraklarının geri alınması ve devlet otoritesi ile kurumlarının ülkenin tamamında yeniden tesis edilmesi amacıyla askeri operasyonların başladığını duyurdu. Açıklama, hazırlık ve seferberlik aşamasından açık askeri operasyon aşamasına resmen geçildiği anlamına geliyor.

Alimi, Yemen halkına hitaben yaptığı konuşmada, operasyonların başlatılması kararının gerekli hazırlık ve tedbirlerin tamamlanmasının ardından ve Ulusal Savunma Konseyi'nin kararları doğrultusunda alındığını belirtti. Silahlı kuvvetler, güvenlik güçleri ve tüm askeri birliklere onaylanan planlar doğrultusunda görevlerini yerine getirmeleri talimatı verdiğini söyleyen Alimi, hedefin “ülkeyi terörist milislerin pençesinden kurtarmak” olduğunu ifade etti.

Başkanlık Konseyi Başkanı, kararın alınmasını gerilimi düşürme yönündeki fırsatların tükenmesiyle gerekçelendirdi. Devletin barış için yeterli zaman ve fırsat tanıdığını belirten Alimi, Husilerin ise buna daha fazla askeri yığınak, tırmanış, saldırı ve tehditlerle karşılık verdiğini söyledi. Alimi, Husilerin sivilleri, ulusal tesisleri, komşu ülkeleri ve uluslararası ulaşım güzergâhlarını tehdit ettiğini kaydetti.

Alimi, ilan edilen savaşın Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayanlara veya herhangi bir mezhep ya da kabileye karşı olmadığını vurgulayarak bunun “vatandaşları için devletin ve kurumlarını yeniden tesis etme mücadelesi” olduğunu belirtti. Mücadelenin amacının Yemenlilerin iradesine ve siyasi geleceklerine silah zoruyla el konulmasına son vermek olduğunu söyledi.

fvfef
Yemen Silahlı Kuvvetlerine ait bir savaş uçağı

Alimi, Husilerin kontrolündeki bölgelerde yaşayanlara doğrudan mesaj göndererek askeri mevzilerden, toplanma alanlarından ve ikmal güzergâhlarından uzak durmaları çağrısında bulundu. Çocuklarının çatışmalara sürüklenmesine engel olmalarını isteyen Alimi, silah bırakarak Husiler safında savaşmayı bırakacak kişilerin güvenli şekilde dönmelerine ve ilan edilen aftan yararlanmalarına yönelik devlet taahhüdünü yineledi.

Yemen hükümet güçleri ve direniş güçlerine de mesaj veren Alimi, görevin sadece toprakları geri almak değil, devleti bu topraklara yeniden getirmek olduğunu söyledi. Sivillerin ve mülklerin korunması ve hukuka uyulması çağrısında bulunan Alimi, intikam veya misillemeye ve masumlara yönelik saldırılara izin verilmeyeceğini vurguladı.

Hükümete talimatlar

Sivil alanda ise Alimi, hükümete askeri operasyonlarla eş zamanlı yürütülecek bir çalışma programı hazırlaması talimatı verdi. Buna göre devlet kurumları, hükümet güçlerinin kontrolüne geçen bölgelerde sorumluluklarını aşamalı olarak üstlenecek.

Alimi'nin açıkladığı öncelikler arasında devlet çalışanlarının maaşlarının yeniden ödenmesi ve geçmiş dönemden kalan alacakların geriye dönük olarak karşılanması, acil toparlanma ve yeniden imar programının başlatılması, zarar gören yollar, elektrik ve su altyapısı ile tesislerin onarılması, yerinden edilenlerin geri dönüşü için koşulların hazırlanması ve ekonomik faaliyetlerin yeniden canlandırılması yer aldı.

Alimi, operasyonların başarısının geri alınan şehirlerin sayısıyla değil, güvenliğine yeniden kavuşan vatandaşların, evlerine dönen ailelerin ve cinayet, baskı ve halkın iradesine el koyma uygulamalarına yeniden dönülmesini önleyen adımların sayısıyla ölçüleceğini söyledi.

Başkanlık Konseyi ve hükümetin, Suudi Arabistan'ın himayesinde yürütülen Güney-Güney diyaloğunun ortaya koyacağı sonuçlara bağlılığını da yineleyen Alimi, bunun Güney meselesine adil ve kapsamlı bir çözüm sağlayacağını belirtti.

Alimi ayrıca kardeş ülkeler, dostlar ve uluslararası topluma Yemen'e, silahlı kuvvetlerine ve ulusal kurumlarına destek verme çağrısında bulundu. İnsani ve ekonomik çabaların yanı sıra toparlanma ve yeniden imar programlarının desteklenmesini istedi.

vfdbgnhjmk
Yemen hükümet güçleri Taiz’de şiddetli çatışmalara giriyor

Alimi, konuşmasının sonunda devletin askeri, güvenlik ve sivil kurumlarının tam teyakkuz durumuna geçtiğini ve görevin tamamlanmasına kadar bu durumun sürdürüleceğini açıkladı. Yeni aşamanın devletin toprakları ve kurumları üzerindeki kontrolünü yeniden tesis etmeyi ve silahların hukukun otoritesi altında olması gereken doğal konumuna dönmesini hedeflediğini vurguladı.