​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
TT

​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ta Fetih Koalisyonu ve diğer bazı Şii güçlerin Adnan ez-Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı olmalarına rağmen Zurfi, parlamentodan güvenoyu almasını sağlayacak çoğunluğun desteğini kazanmak üzere gibi görünüyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii güçlerini Zurfi’ye alternatif bir isim belirlemeye zorlama çabaları pratik sonuçlar vermezken Zurfi’nin çok sayıda Şii tarafın desteğini aldığı, bununla birlikte Sünni ve Kürt siyasi bloklarından açıkça bir ret ile karşılaşmadığı anlaşılıyor.
Ancak Zurfi’nin adaylığına,  Asaib Ehli'l Hak’a bağlı Sadikun Grubu’nun içinde yer aldığı Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, eski başbakanlardan Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu ve gözlemcilerin hala kararsız olduğuna inandıkları Ammar el-Hekim liderliğindeki Ulusal Hikmet Koalisyonu gibi önde gelen Şii siyasi bloklar tarafından karşı çıkılıyor.
Buna karşın Irak eski Başbakanı Haydar el-İbadi liderliğindeki Nasır (Zafer) Koalisyonu ve Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi'nin desteklediği Sairun Koalisyonu gibi Şii siyasi bloklar, Zurfi’yi destekliyorlar. Sünni ve Kürt blokları ise Zurfi’yi destekleme veya desteklememe konusunda herhangi net bir tutum ortaya koymuyorlar.
Irak resmi haber Ajansı INA’ya göre Zurfi’nin parlamentodan kabinesinin ve hükümet programının oylanması amacıyla düzenlenecek olağanüstü oturum için bir tarih belirlemesini istiyor. Bu arada Zurfi, hükümet programını 4 Nisan Cumartesi günü Meclis Başkanlığı’na sunmuştu.

Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii kanadı, Zurfi’nin adaylığına karşı çıkma pozisyonunda birleştirme çabaları konuşulurken Iraklı siyasi bir kaynağın yerel haber sitelerinde yer alan açıklamasına göre Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti.
Sadr ile görüşmenin Kudüs Gücü Komutanı’nın gündeminde olduğunu söyleyen kaynak, ancak Sadr’ın bu görüşmeyi reddettiğini ve Irak’ın iç işlerine müdahale edilmemesi gerektiğini belirten bir mesaj gönderdiğini belirtti. Kaynak, Sadr'ın Askeri Danışmanı Ebu Dua İsavi’nin Sadr’dan Kaani’ye ‘Irak’ın yeni bir hükümet kurulması konusunda herhangi bir dış müdahaleyi reddettiği’ şeklinde yazılı bir mesaj ilettiğini söyledi.

Abdulmehdi görevde kaldı
İran’a yakın güçler olarak nitelendirilen başlıca Şii güçlerin, Zurfi’nin ‘anayasaya aykırı bir şekilde’ hükümeti kurmakla görevlendirildiği ve ‘ABD yanlısı’ olduğu şeklindeki suçlamalarla yaptığı tüm itirazlara rağmen Sadr Hareketi, Zurfi’nin adaylığına karşı olduğunu hiç söylemedi. Bütün göstergeler, Sadr Hareketi’nin desteklediği Sairun Koalisyonu’nun mümkün olan en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını istediğine işaret etti.
Sairun Koalisyonu Milletvekili Riyad el-Mesudi konuyla ilgili açıklamasında, “Mesele, bazı istismarlar, ertelemeler ve gecikmelerin neden olduğu anayasal boşluklardan ve Zurfi'nin başarısız olma sürecinde Iraklıların ‘tartışmaları ve kabullenişleri’ gibi ifadelerin seçimlerinden kaynaklanıyor. Sairun Koalisyonu, ülkenin her alanda yaşadığı büyük zorluklar nedeniyle en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını önceliyor. Bazı siyasi bloklar, Adil Abdulmehdi'nin başbakan olarak kalması için başbakan adaylarını kasıtlı olarak reddetti. Çünkü böylece büyük kazançlar elde ettiklerini düşünüyorlar” diye konuştu.
 
Şii güçler tansiyonu yükseltiyor
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı çıkan hareketlerle birlikte, İran yanlısı silahlı gruplar da söylemlerini sertleştirdiler. İran yanlısı silahlı sekiz grup yayınladıkları ortak bir bildiri ile Adnan ez-Zurfi'yi ‘ABD’nin istihbarat ajanı’ olmakla suçlayarak bazı milletvekillerinin onu desteklemesini ise kınadılar.
Bu gerilim, Kaani'nin Şii güçler arasında Zurfi’nin adaylığına karşı fikir birliği elde etme çabalarına dair bir izlenim verebilir. Bununla birlikte gözlemcilere göre Sünni ve Kürt siyasi güçlere mevcut tutumlarından vazgeçmeleri şeklinde gönderilen bir mesaj da olabilir.
Ortak bildirinin yayınlanmasından birkaç saat sonra, Mukteda es-Sadr adına paylaşımlarda bulunmasıyla bilinen Salih Muhammed el-Iraki, Facebook hesabından, “Birçok siyasetçi ve kendilerini ‘Direniş Grupları’ olarak adlandıran gruplardan bazıları, belalardan ve salgınlardan rahatsız olmayıp hala çıkarları peşinde koşuyorlar. Direniş Grupları’na şunu söylemek istiyorum; ‘Dünyaya olan bu sevginizi dizginleyin. Çünkü halkınız ölüm, yaklaşan bir savaş ve Allah korusun salgının eşiğinde.’” ifadelerini kullandı.

İran’ın rolü zayıflıyor
Iraklı araştırmacı ve akademisyen Akil Abbas konuya ilişkin olarak İndepenedent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, “Süleymani ve Mühendis suikastının yanı sıra koronavirüs krizinden sonra İran’ın rolü zayıfladı. Bu durum, Kaani’nin Irak'taki görevinin başarısızlıkla sonuçlanmasına katkıda bulundu. İran’ın nüfuzu güçlü olmasa ve Şii güçlere kendi iradesini dayatamasa bile Kaani’nin başarısızlığının tek nedeni İran’ın rolünün zayıflaması değil” diye konuştu.
Ekonomik yaptırımlar ve koronavirüs krizinin bazı Şii aktörleri İran'ın iradesine meydan okuyacak şekilde güçlendirdiğini söyleyen Abbas, “Sadr’ın Kaani ile görüşmeyi reddetmesi şaşırtıcı bir durum değil. Sadr daha önce de birkaç kez bazı İranlı politikacılarla görüşmeyi reddetti. Hatta bazı durumlarda Süleymani ile görüşmeyi de reddettiği söylendi. Sadr, İran'ın gücüne bir tür başkaldırıyor. Fakat bu düşmanca değil, yumuşak bir başkaldırıdır” yorumunda bulundu.
Zurfi’nin kabinesinin parlamento tarafından onaylanma şansının çok yüksek olduğunu düşünen Abbas, Zurfi hükümetinin güvenoyu alma imkanının son saatlerde yapılacak anlaşmalara bağlı olduğunun da altını çizdi. Silahlı grupların Zurfi'ye karşı çıkmaları ve açıkça tehdit etmelerinin, onu parlamento çatısı altında engelleyecek güce sahip olmadıkları izlenimi verdiğini söyleyen Abbas, “Düşük petrol fiyatları ve koronavirüs krizinin yanı sıra yarı felçli geçici bir hükümetin varlığından kaynaklanan Irak’ta mevcut durum, siyasi elitlerin Zurfi’nin hükümet kurma çalışmalarını sürdürmesi için baskı yapmalarına neden oluyor” şeklinde konuştu.
Başbakanlık konusundaki tartışmaları sürdürmenin Adil Abdulmehdi’nin görevini sürdürmesini destekleyen taraflar için bir zaman kazanma taktiği olduğuna inandığını belirten Abbas, “Iraklılar bu davranışı ülkede yaşananlara karşı bir kayıtsızlık olarak yorumladı. Bu durum eğer koronavirüs riski azalırsa yüksek katılımları protestolara dönüşebilir” dedi.

Müzakere sayfası
Öte yandan siyaset araştırmacısı Hişam el-Muzani İndependent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Sadr, İran ekolüne karşı ideolojik bir model. Bununla birlikte Süleymani’nin öldürülmesinden sonra genel olarak Irak'taki Şiiler siyasi krizle ilgili bağlantılarında farklılaştılar. Sadr, kendisini Batı ve Doğu'da ılımlı bir Şii alternatifi olarak sunup yeni bir imaj oluşturmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kaani’nin Şii güçleri birleştirme görevinde başarısız olmasının nedeninin Süleymani’nin olmayışı değil, ABD’nin stratejisiyle doğrudan çatışmaya yönelmesi olduğunu söyleyen Muzani, söz konusu ABD stratejisinin, Zurfi’ye destek konusunda Şii siyasi güçlerin tutumunda çatlaklar yaratan, vizyonundaki bir değişiklik olduğunu belirtti.
Geleneksel Şii güçlerin en büyük korkularının, ABD ile İran arasında müzakere konusu haline gelmeleri, gözden çıkarılmaları ve doğrudan hedef alınmaları olduğuna dikkati çeken Muzani, “Bu güçlerin İran'ın elinde bir pazarlık konusu haline gelmesi, onlar için ABD’nin hava saldırılarından daha da kötü” diye konuştu.

Şii güçler arasında endişe ve parçalanma korkusu
Independent Arabia’ya konuşan gazeteci yazar Felah ez-Zehebi ise şunları söyledi;
“Tüm göstergeler, Zurfi’nin siyasi güçlerin çoğunun desteğini aldığına işaret ediyor. Bazılarının bunu, Haşdi Şabi çatısı altında olmayan silahlı gruplardan korktukları için açıklamadıklarına inanılıyor. İran, Irak'ı ABD ile müzakere edebileceği bir yangın yeri olarak görüyor. Ancak tam da yaptırımların bir kısmının kaldırılmasını beklerken ortaya çıkan tüm koşullar İran'a baskı yapıyor. Şii siyasi güçlerin çoğu, Zafer Koalisyonu ve Kanun Devleti Koalisyonu tarafından desteklendiği için Zurfi hükümetini destekliyor. Ammar el-Hekim ise sopayı dengede tutmaya çalışıyor. Ancak en sonunda bir yana ağırlık vermek zorunda kalacak. Sadr, ‘utanmaz milisler’ olarak nitelendirdiği tarafları yenerek Zurfi hükümetinin parlamentodan geçmesi için baskı yapacak. Temel endişe ise Zurfi'nin iktidara geldikten sonra bu güçlere yönelmesi ihtimaliyle ilgili. Şii güçler parçalandılar ve çatışma aşamasından aşınma aşamasına geçtiler.”



Churchill faşizme karşı mücadelede sanatta nasıl bir sığınak buldu?

Winston Churchill, Eylül 1946'da Belçika'da resim yaparken (Churchill Arşiv Merkezi)
Winston Churchill, Eylül 1946'da Belçika'da resim yaparken (Churchill Arşiv Merkezi)
TT

Churchill faşizme karşı mücadelede sanatta nasıl bir sığınak buldu?

Winston Churchill, Eylül 1946'da Belçika'da resim yaparken (Churchill Arşiv Merkezi)
Winston Churchill, Eylül 1946'da Belçika'da resim yaparken (Churchill Arşiv Merkezi)

Yeni bir sergi, Winston Churchill’in daha az bilinen yönlerinden birine ışık tutuyor. Churchill için resim yalnızca bir hobi değil, aynı zamanda psikolojik bir sığınak ve yumuşak gücünün önemli araçlarından biriydi.

Ziyaretçileri karşılayan nadir bir otoportrede Churchill, keskin bakışlarıyla tuvalden izleyiciye bakıyor. Kel başını çevreleyen kumral saçlar, sonraki yıllarda alışılan görüntüsünden daha gür; vücudu da yaşlılık dönemine kıyasla daha ince. Ancak güçlü çene yapısı ve buldogu andıran yüz hatları onu hemen ele veriyor. Bu eser, Churchill’in 1915 yılında yaptığı öz portrelerden biri.

Londra’daki Wallace Collection tarafından düzenlenen yeni sergi, Churchill’in siyasi kariyerinin hem içinde hem de dışında sürdürdüğü resim çalışmalarına odaklanıyor. Sergi, onun sanatla kurduğu ilişkiyi yalnızca kişisel bir uğraş olarak değil, siyaset ve devlet yönetiminin baskılarından uzaklaşmasını sağlayan bir terapi ve nefes alma alanı olarak ele alıyor. Ayrıca tablolarının, savaş yıllarında müttefiklerine ve siyasi dostlarına verdiği hediyeler aracılığıyla diplomatik bir işlev de gördüğüne dikkat çekiliyor.

Sergi, Churchill’i aynı anda siyasetçi, yazar ve ressam olarak tanıtıyor. Bu çok yönlü profil, yıllar sonra Boris Johnson’ın da örnek almaya çalıştığı bir model olarak değerlendiriliyor.

Resimle geç tanıştı

Churchill, resim yapmaya 1915 yılında, 40 yaşındayken başladı. Bu dönemde, Gelibolu Harekâtı’nın başarısızlığının ardından siyasi açıdan gözden düşmüş durumdaydı. Kardeşinin eşi tarafından teşvik edilen Churchill, kısa sürede resimde yeni bir enerji ve motivasyon kaynağı buldu.

dfbrtbg
Kutubiyye (Koutoubia) Camii Minaresi" (1943), 2021 yılında Christie's müzayedesinde 8,28 milyon sterlinlik rekor fiyatla satıldı (Churchill Heritage Ltd.)

Portre ressamı dostu John Lavery ona rehberlik ederek açık havada çalışmasını tavsiye etti. Churchill, 1916’da yeniden askeri göreve döndüğünde Belçika’daki cephe hattında dahi resim yapmaya devam etti. Ardından Britanya’ya ve aktif siyasete geri döndü.

İlk eserleri arasında doğduğu yer olan Blenheim Palace’daki iç mekân sahneleri ve natürmortlar yer aldı. Daha sonra dostlarının evlerinde ve 1922’de satın aldığı kırsal konutu Chartwell’de yaptığı manzara resimleri geldi. İlerleyen yıllarda İtalya, Fransa ve Fas’tan ilham alan daha canlı ve cesur renkler kullanmaya başladı.

Churchill, Lavery’nin ardından ressamlar William Nicholson ve Walter Sickert’tan da teknik destek aldı. Onlardan, görüntüyü tuvale yansıtarak çalışma gibi yöntemler öğrendi.

“Resim bir eğlencedir”

Churchill, resim yapmanın zorlukları ve keyfi üzerine 1921 ve 1922 yıllarında makaleler kaleme aldı. Bu yazılar daha sonra 1948’de yayımlanan Painting as a Pastime adlı kitapta toplandı.

Buna rağmen eserlerine karşı oldukça mütevazıydı. Tablolarını sık sık “karalamalar” veya “boya lekeleri” olarak nitelendiriyordu. Hatta bazı çalışmalarını 1921’de Paris’teki bir sergiye ve 1947’de Kraliyet Akademisi’ne takma isimlerle göndermişti.

Savaşın ortasında yapılan tek tablo

Serginin merkezindeki eserlerden biri, “Koutoubia Camii Kulesi” tablosu. Bu çalışma, Churchill’in II. Dünya Savaşı sırasında başbakanlığı döneminde tamamladığı tek tablo olma özelliğini taşıyor.

Churchill, bu eseri, dönemin ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt’e, kritik öneme sahip Casablanca Konferansı’nın anısına hediye etti. Rivayete göre Churchill, çocuk felci nedeniyle hareket kabiliyeti kısıtlı olan Roosevelt’in Marakeş manzarasını görebilmesi için özel çaba göstermişti.

  v vf
"Cap d'Ail, Deniz Alpleri" (1952) (Churchill Heritage Ltd.)

Tablo daha sonra Angelina Jolie’nin koleksiyonuna geçti. Eser, 2021 yılında Christie's müzayedesinde 8,28 milyon sterline satılarak Churchill’in eserleri arasında rekor fiyatla el değiştirdi.

“Üzerinde durulmayı hak eden bir hikâye”

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre Wallace Collection Direktörü Xavier Bray, sergiyi küratör Lucy Davis ile birlikte hazırladı. Bray, sergi fikrinin pandemi sırasında Chartwell’deki stüdyoyu ziyaret etmesiyle ortaya çıktığını belirtiyor.

Churchill’in yaklaşık 600 tablosu arasından seçilen 60 eser, onun sanatsal gelişimini ve yeteneğini gözler önüne seriyor. Bray’e göre bazı tablolar açıkça zayıf olsa da, onlar bile sanatçının öğrenme sürecini göstermesi açısından ilgi çekici.

“Ünlü bir amatörden fazlası”

Sanat taciri ve yazar Philip Mould ise serginin Churchill’i yalnızca “ünlü bir amatör” olarak değil, ciddi bir ressam olarak değerlendirmeye imkân verdiğini söylüyor.

Churchill’in uluslararası şöhreti sayesinde dönemin önemli ressamlarıyla yakın ilişkiler kurabildiğini ve onlardan doğrudan öğrenme fırsatı bulduğunu belirten Mould, serginin kendi kendini yetiştirmiş tutkulu bir sanatçının gelişimini ortaya koyduğunu ifade ediyor.

Bray, Churchill’in siyasi olarak muhafazakâr olmasına rağmen post-empresyonist ressamlara ilgi duyduğunu, Paul Cézanne’ı tanıdığını ve Claude Monet’nin bir eserine sahip olduğunu aktarıyor. Ancak modernizme mesafeli duran Churchill, Pablo Picasso’yu büyük bir sanatçı olarak görmüyordu.

Buna karşın Picasso, 1948’de Churchill’in “La Dragonière” adlı eserini gördüğünde, onun Avrupa’yı faşizmden kurtarmakla meşgul olmasaydı ressam olarak da rahatlıkla geçinebileceğini söylemişti.

Sanat bir terapi aracıydı

Philip Mould’a göre Churchill, liderlik baskısının ve depresyona yatkın ruh hâlinin etkilerini hafifletmek için sanatı kullandı.

Mould, “Zihnini meşgul eden yüklerden kurtulmak, dengesini yeniden kazanmak ve kendini toparlamak için resim yapıyordu” diyor ve ekliyor:

“Winston Churchill sanatı bir psikolojik tedavi yöntemi olarak kullandı. Hatta daha ileri giderek, sanatın ona sağladığı faydalar olmasaydı Nazi tehdidinin galip gelebileceğini söyleyebilirim.”

Siyasetçinin kültürel yüzü

Bray’e göre Churchill yalnızca resim yapmayı sevmiyordu; aynı zamanda başkalarını da mutluluk veren uğraşların peşinden gitmeye teşvik etmek istiyordu. Kendisini mütevazı bir amatör olarak sunması, halkla daha yakın bir bağ kurmasına yardımcı oldu.

1945’te iktidarı kaybettikten sonra ve 1951’de yeniden başbakan olana kadar geçen dönemde, ressam Churchill imajının neredeyse bir halkla ilişkiler kampanyasına dönüştüğü belirtiliyor. Bu imaj sayesinde Churchill, savaş sonrası barışın ve kültürel canlanmanın sembollerinden biri olarak görülmek istedi.

Sergi ayrıca siyaset ve sanat arasındaki ilişkiyi de gündeme getiriyor. Churchill’in resim tutkusundan etkilenen isimler arasında Dwight D. Eisenhower ve George W. Bush bulunuyor. Buna karşılık Tony Blair ve Keir Starmer müzikle ilgilerini daha geri planda tutuyor.

Öte yandan Boris Johnson’ın da resme ilgi duyduğu biliniyor. Ancak eleştirmenleri, 2021’de şövale başında verdiği pozların Churchill’le bilinçli bir benzerlik kurma çabası olduğunu savunuyor.

Sonuç olarak Wallace Collection’daki sergi, Churchill’in yalnızca savaş zamanı lideri değil, aynı zamanda sanatı kişisel dayanıklılık, zihinsel denge ve kamusal imaj oluşturma aracı olarak kullanan yetenekli bir amatör ressam olduğunu ortaya koyuyor.

“Winston Churchill: The Painter” sergisi, 23 Mayıs – 29 Kasım tarihleri arasında Wallace Collection’da ziyaret edilebilecek.


Şakif Kalesi'nin düşüşü: Coğrafya, tarih ve Güney Lübnan savaşı

İsrail askerleri, Güney Lübnan'daki Şakif Kalesi tepelerinde operasyonlar yürütüyor, 31 Mayıs 2026 (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'daki Şakif Kalesi tepelerinde operasyonlar yürütüyor, 31 Mayıs 2026 (Reuters)
TT

Şakif Kalesi'nin düşüşü: Coğrafya, tarih ve Güney Lübnan savaşı

İsrail askerleri, Güney Lübnan'daki Şakif Kalesi tepelerinde operasyonlar yürütüyor, 31 Mayıs 2026 (Reuters)
İsrail askerleri, Güney Lübnan'daki Şakif Kalesi tepelerinde operasyonlar yürütüyor, 31 Mayıs 2026 (Reuters)

Ömer Harkus

Güney Lübnan savaşı artık sadece askeri çatışmalar, hava saldırıları, Hizbullah üyelerine ve yetkililerine yönelik suikastlar veya insansız hava araçları ile takip edilmeleriyle sınırlı değil. Bu savaş, İran'ın Pakistan'daki görüşmelerine karşılık, Lübnan meselesini İran meselesinden ayırmayı amaçlayan Washington'daki müzakerelerle iç içe geçen çok yönlü bir çatışmaya dönüştü. Savaş sırasında, savaş alanları İsrail'in genişlemesiyle sembolik bir önem kazandı. Öte yandan, güney de dahil olmak üzere Lübnan siyasi sahnesinde, Hizbullah'ın silahının geleceği ve Lübnan devletinin vatandaşlarını devam eden savaşlardan koruma rolü konusundaki bölünmeler artıyor.

Bu sahnenin merkezinde, arkeolojik bir alan, askeri bir tepe ve İsrail ile Hizbullah arasındaki süregelen çatışmanın önemli bir bölümünü özetleyen odak noktası olan Şakif (Beaufort) Kalesi öne çıktı. Bu ayrıca, Hizbullah, İsrail güçlerini ilerledikleri bölgelerde, kalenin kendisi de dahil olmak üzere, bir dayanak noktası oluşturmalarını engellediğini iddia ederken, bu güçlerin Litani Nehri'ni geçerek yavaş yavaş ilerlediği Güney Lübnan'da değişen dinamikleri de yansıtıyor.

Şakif Kalesi, Cebel Amil'in orta kesiminde, 700 metreyi aşan bir kayalık çıkıntının tepesinde yer alan bölgenin en önemli kalelerinden biri. Doğrudan Litani Nehri'ne ve geniş vadisine bakan kale, Güney Lübnan, Cebel el-Şeyh (Hermon Dağı) ve kuzey İsrail'den Akdeniz'e kadar uzanan geniş bir alana nazırdır.

Bölgedeki en eski surlar, çeşitli tarihçilere göre, MS 12. yüzyılda Haçlılar tarafından yeniden inşa edilip genişletilmeden önce Roma dönemine kadar uzanmaktadır. Avrupa kaynaklarında, yüksek konumu ve geniş bir çevreye nazır olmasından dolayı “güzel kale” anlamına gelen “Beaufort” olarak bilinmektedir.

Nebatiye’nin kapısı

Kale, Nebatiye şehrini ve çevresini Mercayun kasabasına, Batı Bekaa Vadisi'ne ve İklim et-Tuffah bölgesine bağlayan yollara doğrudan bakan bir noktada yer alıyor. Coğrafi olarak Arnun, Yahmur eş-Şakif, Kafr Tebnit, Zavtar eş-Şarkiyye, Zavtar el-Garbiyye kasabalarına ve Hardali Köprüsü geçişine bağlı. Bu da onu Litani Nehri'nin her iki tarafındaki hareketliliği kontrol etmeyi sağlayan bir merkeze dönüştürüyor.

Şakif Kalesi, İsrail ve Hizbullah arasındaki süregelen çatışmanın önemli bir bölümünü özetleyen coğrafi ve siyasi bir odak noktasıdır

İsrail askeri doktrinine göre Şakif Tepeleri ve çevredeki köyleri kontrol altına almadan Nebatiye'ye doğru ilerleme, kara kuvvetlerini tepelerden doğrudan hedef alınma riskine maruz bırakacaktır. Bu nedenle, kalenin kontrol altına alınması, Nebatiye'yi izole etmenin ve İklim et-Tuffah üzerinden Bekaa Vadisi'ne kadar uzanan ikmal hatlarından koparmanın ön adımı olarak kabul edilmektedir. İklim et-Tuffah, Hizbullah'ın 1980'lerin ortalarından beri inşa ettiği en büyük tünellerin ve üslerinin bulunduğu bölgedir.

Kale, 1982'de İsrail'in Lübnan’ı işgali sırasında, Güney Lübnan’da Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve İsrail güçleri arasındaki önemli savaş alanlarından biri haline gelerek ün kazandı. İşgalden sonra İsrail, 2000 yılında Güney Lübnan'dan çekilmeden önce, “sınır hattı” olarak bilinen bölgede kaleyi askeri gözlem noktası olarak kullandı.

dfvbfr
Dönemin İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron, Başbakan Menahim Begin ve sözcüsü Lübnan'da, 7 Haziran 1982 (AFP)

Son günlerde İsrail sağı, İsrail bayrağının tekrar üzerine çekilmesinin ardından kalenin sembolik önemini yeniden hatırlattı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, askerlerin Beaufor Muharebesi'nden 44 yıl sonra kaleye geri döndüğünü söyledi ve bu sahneyi sembolik ve askeri bir zafer olarak sunmaya çalıştı.

Savaş hatlarını belirleyen bir nehir

Şakif Kalesi'nin önemi, onlarca yıldır Güney Lübnan'daki en önemli coğrafi ve askeri hatlardan birini temsil eden Litani Nehri ile olan ilişkisi anlaşılmadan kavranamaz. Bekaa Vadisi'nden doğan nehir, birkaç gün önce İsrail'in Hizbullah'ı askeri operasyon girişiminde bulunmakla suçlayarak yakınındaki birkaç yeri bombaladığı Karun Gölü'ne dökülüyor. Batı Bekaa’nın güneyindeki Meşgara ve Sahmer gibi büyük kasabalardan geçtikten sonra, nehir batıya dönerek Sur şehrinin kuzeyinden Akdeniz'e dökülüyor ve güney bölgelerini ayıran, yerel halkın nehrin kuzeyi ve güneyi olarak adlandırdığı doğal bir bariyer oluşturuyor.

Şakif Kalesi'nin kontrolünün ele geçirilmesi, Nebatiye'yi izole etme ve İklim et-Tuffah bölgesi üzerinden Bekaa Vadisi'ne kadar uzanan ikmal hatlarından koparma yolunda atılan bir adımdır

BM Güvenlik Konseyi'nin 1701 sayılı kararıyla, Lübnan Ordusu ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü (UNIFIL) dışında herhangi bir silahlı kuvvetin nehrin güneyinde bulunmasının yasaklanmasının ardından, 2006’daki savaştan bu yana Litani Nehri, uluslararası düzenlemeler için önemli bir referans noktası haline geldi. Bu nedenle İsrail, Litani Nehri'ni Hizbullah'ın askeri altyapısından arındırılmış bir şekilde kalması gereken savunma hattı olarak görüyor. Bu arada Hizbullah, İsrail'in nehrin kıyıları üzerindeki kontrolünün veya askeri baskısının, kendisini sınırdan uzaklaştırarak Kuzey İsrail'deki bölgelere karşı eylemde bulunma gücünü azaltmayı amaçladığına inanıyor.

Halksız bir savaş

Lübnan ve İsrail arasında devam eden müzakereler sırasında, Amerika Birleşik Devletleri gerilimi azaltmak için yeni bir bakış açısı sundu. Bu bakış açısı, saldırıları etkili bir şekilde sona erdirmenin ön adımı olarak, Hizbullah'ın İsrail'e karşı askeri operasyonlarını durdurması karşılığında, İsrail'in Beyrut ve Güney Banliyösü’ne yönelik saldırılarını genişletmekten kaçınmasına dayanıyor.

dvf
Güney Lübnan'daki Mercayun bölgesinden görüldüğü üzere, orta çağdan kalma Şakif Kalesi üzerinde dalgalanan İsrail bayrağı, 31 Mayıs 2026 (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun bu süreci ilerletmek için Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile telefonda görüştüğünü açıkladı. Ancak Washington, Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri'nin yanıtının ateşkes konusunda net taahhütler içermemesi ve ateşkesi önce İsrail'in atacağı adımlara bağlaması nedeniyle tutumundan duyduğu memnuniyetsizliği dile getirdi.

Buna karşılık İsrail, siyasi ve askeri söyleminin şiddetini artırarak, Litani Nehri'nin güneyinden çekilmesinin veya konuşlanmasındaki herhangi bir değişikliğin, Lübnan devletinin Hizbullah'ı silahsızlandırma ve sivil alanların roket ve İHA saldırıları için bir fırlatma rampası olarak kullanılmasını engelleme yeteneğine bağlı kalacağını vurguladı.

Askerî açıdan yüksek tansiyona paralel olarak, son günlerde Güney Lübnan şehirlerinde de siyasi ve sosyal gelişmeler yaşandı. Sur ve Nebatiye şehirlerinde, Lübnan ordusunun sınır bölgelerine tamamen geri dönmesini, silahın Lübnan devletinin elinde toplanmasını, Hizbullah militanlarının yerleşim bölgelerinden uzaklaştırılmasını ve iki şehrin açık bölge olarak belirlenmesini talep eden yerel dilekçeler ve girişimler görüldü.

İsrail, Litani Nehri havzasını Hizbullah'ın askeri altyapısından arındırılmış olarak kalması gereken bir savunma hattı olarak görüyor

Ancak bu girişimler, Hizbullah'ın destek tabanında güçlü tepkilere yol açtı; aktivistler ve dilekçeleri imzalayanlar, kampanyayı durdurmak ve yayılmasını önlemek amacıyla imzalayanlarının çoğunun doğrudan ve dolaylı baskı ve tehditlere maruz kaldığını bildirdi. Bu gelişme, Güney'de hassas bir değişimi yansıtıyor; bazı sakinler artık Hizbullah'ın şehirlerdeki sürekli askeri varlığını geniş çaplı yıkım ve tekrarlanan yerinden edilmelerle ilişkilendiriyor. Bu arada, diğer kesimler hâlâ Hizbullah'ın silahını, 18 farklı mezhep ve dini grubun kontrolündeki bir ülkede mezheplerinin varlığını korumanın tek garantisi olarak görüyor.

Dilekçeyi imzalayanlardan bazıları, Cebel Amil adının artık sadece Litani Nehri ile İsrail'in kuzey sınırı arasında uzanan coğrafi bölgeyi ifade etmek için kullanılmadığını, son on yıllarda, İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki çatışma ile bağlantılı bir askeri bölgeye dönüştüğünü düşünüyorlar. Bir zamanlar tarımsal ve ticari yaşamın kalbini oluşturan köyler, yavaş yavaş açık savaş alanlarına dönüşürken, yıkım ve zorunlu göç görüntüleri Güney'in günlük sahnesinin bir parçası haline geldi.

Hizbullah: Süregelen anlatı

Hizbullah, Şakif Kalesi'nin düşüşünün siyasi etkisini, askeri önemini küçümseyerek kontrol altına almaya çalıştı. Hizbullah Milletvekili Hasan Fadlallah, kalenin Lübnan devletine ait bir arkeolojik alan olduğunu, askeri bir mevzi olmadığını belirtti. Hizbullah'ın sabit mevzileri savunma doktrinini benimsemediğini, bunun yerine ilerleyen güçlere karşı yıpratma savaşına odaklandığını ve uzun süreli işgal kurmalarını engellemeye çalıştığını iddia etti.

dfgfbgf
Lübnan'ın güneyindeki Nebatiye şehrinde bulunan tarihi Şakif Kalesi'nde konuşlanmış İsrail güçlerini gösteren bir video görüntüsü, 31 Mayıs 2026 (Reuters)

İsrail'in Litani Nehri'nin kuzeyine doğru devam eden ilerlemesi, Lübnan içinde daha geniş yansımaları konusundaki endişeleri artırıyor. Nebatiye gibi büyük şehirlerin düşmesi veya uzun süreli bir izolasyona maruz kalması, Beyrut, Cebeli Lübnan ve diğer bölgelere doğru büyük göç dalgalarına yol açabilir. Bu durum, özellikle Beyrut ve diğer bölgelerdeki birçok binanın, bu bölgelerden göç eden sakinlerin arasına sızan ve saklanan Hizbullah yetkilileri nedeniyle İsrail hava saldırılarına hedef olduğu göz önüne alındığında, ekonomik, sosyal ve siyasi baskıları daha da artıracak ve iç çekişmeleri yoğunlaştıracaktır.

Bazı sakinler artık Hizbullah'ın şehirlerdeki sürekli askeri varlığını geniş çaplı yıkım ve tekrarlanan yerinden edilmelerle ilişkilendiriyor

Bu durum ayrıca, özellikle güneyde Lübnan ordusunun rolünün güçlendirilmesini ve silahların şehirlerden uzaklaştırılmasını talep eden seslerin yükselmesiyle birlikte, devletin görevi ile Hizbullah'ın silahı konusundaki mevcut bölünmeyi derinleştiriyor. Bu taleplere karşılık Hizbullah, milislerinin silahını teslim etmeyip korumakta ısrar ediyor. Bir iç çatışmanın patlak vermesi korkusuna rağmen, siyasi ve güvenlik değerlendirmelerinin çoğu, iç güç dengesi, Lübnan ordusunun yapısı ve şu anda kesin bir askeri zafer elde edemeyen Hizbullah dışında ülkede herhangi bir silahlı tarafın bulunmaması nedeniyle, kapsamlı bir iç savaşın patlak vermesi olasılığını hâlâ dışlıyor.

Kaleyi aşan bir savaş

Şakif Muharebesi, mevcut çatışmanın artık sadece yüksek bir noktayı veya stratejik bir tepeyi kontrol etmekle ilgili olmadığını ortaya koyuyor. Şarku’l A vsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu bölge, Güney Lübnan'ın geleceği, devletin rolü, Hizbullah'ın etkisinin sınırları ve Washington ile Tel Aviv'in müzakereler ve askeri baskı yoluyla dayatmaya çalıştığı çözümün niteliğiyle ilgili daha geniş bir savaşın sembolü haline geldi.

dsfbrtbg
Kuzey İsrail'den, sınırın diğer tarafından görülen bir İsrail Humvee askeri aracı, Güney Lübnan'daki yıkılmış binaların yanından geçiyor, 7 Mayıs 2026 (AFP)

Bu arada, Sur ve Nebatiye'de görülen dilekçeler ve kendisini imzalayanlardan bazılarının maruz kaldığı baskı, silah ve devletin rolü etrafındaki tartışmanın, 14 Mart ve 8 Mart ittifakları arasındaki çekişme sırasında olduğu gibi, artık geleneksel siyasi güçlerle sınırlı olmadığını, güney toplumunun kendi içinde de büyümeye başladığını ortaya koyuyor. Bu gelişme, bu savaşın ve güneydeki insanların yaşamlarının ve evlerinin maruz kaldığı geniş çaplı yıkımın sonucu olarak ortaya çıkan en önemli siyasi değişimlerden biri olabilir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Suudi Arabistan hükümetinin aldığı önlemler, fiyatların yükselişini durdurdu ve emlak enflasyonunu sıfırın altına düşürdü

(foto altı) Suudi Arabistan Ulusal Konut Şirketi’nin Cidde’deki projelerinden biri (Suudi Arabistan Ulusal Konut Şirketi)
(foto altı) Suudi Arabistan Ulusal Konut Şirketi’nin Cidde’deki projelerinden biri (Suudi Arabistan Ulusal Konut Şirketi)
TT

Suudi Arabistan hükümetinin aldığı önlemler, fiyatların yükselişini durdurdu ve emlak enflasyonunu sıfırın altına düşürdü

(foto altı) Suudi Arabistan Ulusal Konut Şirketi’nin Cidde’deki projelerinden biri (Suudi Arabistan Ulusal Konut Şirketi)
(foto altı) Suudi Arabistan Ulusal Konut Şirketi’nin Cidde’deki projelerinden biri (Suudi Arabistan Ulusal Konut Şirketi)

Suudi Arabistan emlak piyasasında, arzın artırılması, stokçuluğun sınırlandırılması ve arz-talep dengesinin yeniden düzenlenmesini hedefleyen hükümet önlemlerinin etkisiyle enflasyonist baskıların azaldığına işaret eden belirgin göstergeler kaydedilmeye başlandı.

Bu yapısal dönüşüm, Suudi Arabistan’ın gayrimenkul sektörünü yeniden şekillendirme ve sektörün istikrarını güçlendirme yönündeki çabalarının, Vizyon 2030 hedefleri doğrultusunda sürdüğünü ortaya koyuyor.

Koronavirüs pandemisinin ardından yaşanan farklı düzeylerdeki fiyat artışlarının ardından, Suudi Arabistan’da gayrimenkul enflasyonu 2025’in dördüncü çeyreğinde yüzde 3,6’dan eksi yüzde 0,7’ye geriledi. Vizyon 2030 yıllık raporuna göre bu düşüşte, piyasa verimliliğini artırmayı amaçlayan hükümet müdahaleleri etkili oldu. Gerileme eğilimi bu yılın ilk çeyreğinde de devam etti. Suudi Arabistan Genel İstatistik Kurumu’nun (GASTAT) son verileri, gayrimenkul fiyat endeksinin yıllık bazda yüzde 1,6 düştüğünü gösterdi. Bu düşüşte, konut sektöründeki fiyatların yıllık yüzde 3,6 gerilemesi belirleyici olurken, ticari gayrimenkul sektörü ise yıllık yüzde 3,4 büyüme kaydetti.

Piyasaya yeniden denge getiren yapısal reformlar

Bu fiyat düzeltmesi, piyasadaki dengesizlikleri gidermeyi amaçlayan bir dizi hükümet müdahalesiyle eş zamanlı olarak gerçekleşti. Söz konusu adımların başında arz yetersizliği ve spekülatif işlemlerdeki artışın kontrol altına alınması yer aldı. Fiyatları dengelemeye yönelik dikkat çeken bir hamle kapsamında hükümet, Riyad’ın kuzeyindeki toplam 81 kilometrekareyi aşan dört bölgede alım-satım ve gayrimenkul geliştirme faaliyetlerine izin verdi. Bu adım, önümüzdeki beş yıl boyunca vatandaşlara her yıl 40 bin adede kadar arsa sağlanmasını hedefleyen planın bir parçası olarak hayata geçirildi. Plan kapsamında metrekare fiyatlarının bin 500 riyali aşmaması amaçlanıyor.

frgfrg
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’ın genel görünümü (Reuters)

Bu çerçevede, Menassat Gayrimenkul şirketinin CEO’su Halid el-Mubayyid, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, son reformların piyasayı düzensiz ve hızlı fiyat artışları döneminden daha dengeli ve sürdürülebilir bir aşamaya taşıdığını söyledi. El-Mubayyid, arzın artırılması, kira piyasasının düzenlenmesi ve üretken olmayan arazi stokçuluğunun sınırlandırılmasına yönelik adımların, özellikle talebin yüksek olduğu şehirlerde piyasa davranışları üzerinde somut etkiler göstermeye başladığını belirtti. Boş arazi ve kullanılmayan gayrimenkullere yönelik harç uygulamalarının, aktif olmayan mülk sahiplerini geliştirme, satış veya kiralama seçeneklerine yönelttiğini ifade eden el-Mubayyid, bunun da spekülatif faaliyetleri azalttığını ve gayrimenkul varlıklarının kullanım verimliliğini artırdığını kaydetti.

Öte yandan gayrimenkul uzmanı Ahmed Fakih, hükümet kararlarının piyasanın unsurlarına ilişkin kapsamlı incelemelerin ardından ‘ölçülü ve hesaplanmış tedavi dozları’ şeklinde uygulandığını söyledi. Konut sektörünün enflasyon sepetinde en yüksek ağırlığa sahip kalem olduğunu vurgulayan Fakih, bu alandaki fiyat baskılarının azaltılmasının genel enflasyon seviyelerine doğrudan yansıdığını belirtti. Fakih, alınan kararların etkilerinin önümüzdeki 12 ila 18 ay içinde daha belirgin şekilde görülmeye devam edeceğini öngörürken, gerçek dışı talebin sınırlandırılması ve fiili arzın artırılması sayesinde bu sürecin şimdiden sonuç vermeye başladığını ifade etti.

Boş arazilere baskı uygulanıyor

Buna paralel olarak hükümet, geliştirilmemiş arazilere yönelik önlemlerini sıkılaştırdı. Bu kapsamda, boş arazilere uygulanan yıllık harç oranı yüzde 2,5’ten yüzde 10’a yükseltildi. Ayrıca ilk kez, 5 bin metrekareyi aşan boş gayrimenkuller de arazi ve bina harçları kapsamına alındı. Bu adımla, arazi ve gayrimenkul stokçuluğunun cazibesinin azaltılması ve daha fazla konut ile ticari birimin piyasaya kazandırılması hedefleniyor.

Fakih, spekülatif işlemlerin ağırlıklı olarak özellikle Riyad’daki şehir çeperlerinde yer alan imarlı araziler üzerinde yoğunlaştığını belirtti. Fakih, boş arazi harçlarının artırılmasının ve hükümetin arazilerin artık spekülasyon değil geliştirme amacıyla kullanılacağı yönündeki net mesajlarının, yatırımcı ve spekülatörlerin davranışlarında önemli bir dönüşüm yarattığını ifade etti. Fakih ayrıca, boş tutulan gayrimenkullere getirilen harçların da özellikle daireler başta olmak üzere konut ürünlerindeki spekülasyonu azaltacağını, mülk sahiplerini kullanılmayan varlıkları piyasaya sunmaya teşvik ederek atıl durumdaki gayrimenkullerin ekonomiye kazandırılmasına katkı sağlayacağını söyledi.

Piyasadaki işlemleri düzenlemeye yönelik önemli bir adım olarak, Belediye, Köy ve İskân İşleri Bakanlığı tarafından boş gayrimenkullere uygulanacak yıllık harçlara ilişkin yönetmeliğin resmen yürürlüğe girmesiyle emlak piyasası da yeni düzenlemelere uyum sürecine girdi. Yönetmelik kapsamında, onaylı kentsel yerleşim alanları içinde bulunan ve kullanılmayan binaların değerinin yüzde 5’ine kadar yıllık harç uygulanması öngörülüyor. Bu uygulamanın, gayrimenkul varlıklarının kullanım verimliliğini artırması ve şehirlerdeki arzın büyümesini teşvik etmesi bekleniyor.

Kira dondurma

Düzenleyici politikalar kira piyasasını da kapsayacak şekilde genişletildi. Suudi Arabistan Bakanlar Kurulu, konut ve ticari gayrimenkul piyasasında istikrarı sağlamak amacıyla Riyad’da mevcut ve yeni kira sözleşmelerindeki yıllık kira artışlarının beş yıl süreyle dondurulmasını onayladı. El-Mubayyid, söz konusu kararın yatırımcı davranışlarında önemli bir değişime yol açtığını belirterek, yatırımcıların yapay fiyat artışlarını beklemek yerine geliştirme faaliyetlerine, işletmeye ve sürdürülebilir getirilere odaklanmaya başladığını söyledi.

El-Mubayyid, alınan önlemlerin yatırımcıların yaklaşımını köklü biçimde değiştirdiğini ifade ederek, Riyad’da kira artışlarının dondurulmasının piyasanın enflasyonu kontrol altına alma ve mülk sahibi ile kiracı arasındaki dengeyi güçlendirme yönünde ilerlediğine dair açık bir mesaj verdiğini kaydetti. Öte yandan Fakih, son düzenleyici kararların geliştiriciler ve yatırımcılar açısından piyasada bir ‘yeniden konumlanma’ süreci başlatacağını değerlendirdi.

Fakih’e göre bu süreç, yatırımların arzı artırmaya ve mevcut düzenleyici dönüşümlerin oluşturduğu yeni fırsatlardan yararlanmaya yönelmesini sağlayacak.

sdvdvfd
Suudi Arabistan Ulusal Konut Şirketi’nin Cidde’deki projelerinden biri (Suudi Arabistan Ulusal Konut Şirketi)

Düzenleyici ve dijital dönüşüm alanlarında da emlak piyasasının altyapısında kayda değer ilerlemeler sağlandı. 2025 yılı sonu itibarıyla gayrimenkul ayni tescil sisteminde kayıt altına alınan taşınmaz sayısı 4 milyonu aşarken, 1,2 milyondan fazla güncellenmiş tapu senedi düzenlendi. Bunun yanı sıra, ‘İcar’ (Ejar) platformu üzerinden 3,2 milyondan fazla kira sözleşmesi kayıt altına alınırken, lisanslı emlak aracılarının sayısı da 106 binin üzerine çıktı.

El-Mubayyid, söz konusu verilerin şeffaflık düzeyinde önemli bir sıçramaya işaret ettiğini belirterek, verilerin daha açık ve erişilebilir hale gelmesi sayesinde bireysel yorumlara ve belirsizliklere dayalı uygulamaların azaldığını ifade etti. Fakih ise Suudi Arabistan’ın uluslararası gayrimenkul şeffaflığı endekslerinde 11 sıra yükseldiğine dikkat çekerek, bunun sektörün yabancı sermaye çekme kapasitesini ve yatırım cazibesini güçlendirdiğini söyledi.

Arz piyasanın gidişatını belirliyor

Finansman tarafında ise Vizyon 2030’un 2025 yılı raporu, bireysel konut finansmanı portföyündeki büyümenin sürdüğünü ortaya koydu. Buna göre, bireylere kullandırılan mevcut gayrimenkul kredilerinin toplam hacmi 2025 yılı sonunda 904 milyar riyale (241,1 milyar dolar) yükseldi. Bu rakam, 2020 yılında yaklaşık 420 milyar riyal (112 milyar dolar) seviyesindeydi.

sdfvfv
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki KAFD konutları (Kral Abdullah Finans Bölgesi internet sitesi)

Finansman hacmindeki bu güçlü artışa rağmen el-Mubayyid, piyasanın artık yalnızca kredi genişlemesinin etkisiyle hareket etmediğini belirtti. El-Mubayyid’e göre piyasa, arz düzeyi, düzenleyici çerçeve ve sunulan gayrimenkul ürünlerinin niteliği gibi faktörlerden daha fazla etkilenmeye başladı. Bu durum da kredi hacmi büyümeye devam ederken konut fiyatlarının gerilemesini açıklıyor. Fakih de bu değerlendirmeye katılarak, geçmişte sınırlı seçenekler nedeniyle finansmanın fiyat artışlarını besleyen temel unsur olduğunu ifade etti. Ancak günümüzde arzın artmasıyla birlikte, piyasanın arz ve talep arasında daha dengeli ve adil bir yapıya kavuştuğunu söyledi.

İstikrarlı bir gelecek ve uluslararası cazibe

Bu kapsamlı yapısal dönüşümler, konut sahibi olan Suudi ailelerin sayısında da belirgin bir artış sağladı. 2025 yılı sonu itibarıyla ev sahibi olan Suudi ailelerin sayısı 851 bini aşarken, bu rakam 2019’da yalnızca yaklaşık 63 bin seviyesindeydi.

Geleceğe ilişkin değerlendirmelerde bulunan el-Mubayyid, Suudi emlak piyasasının geçici bir düzeltme sürecinden ziyade, veri odaklı ve olgunlaşmış bir yapıya dayanan uzun vadeli bir istikrar dönemine girmesini beklediğini söyledi. El-Mubayyid, piyasa değerinin üzerine çıkan ve gerçek fiyat seviyelerinden uzaklaşan gayrimenkul ürünlerinde fiyat gerilemelerinin bir süre daha devam edebileceğini ifade etti.

Fakih ise yeni düzenleyici ve yatırım ekosisteminin, gayrimenkul yatırım araçlarını köklü biçimde dönüştüren ‘yenilikçi bir yatırım haritası’ oluşturduğunu belirtti. Fakih’e göre bu dönüşüm, Suudi Arabistan emlak piyasasını sürdürülebilir ve stratejik yatırımlar açısından bölgesel ve uluslararası düzeyde en cazip destinasyonlardan biri haline getirecek.