​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
TT

​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ta Fetih Koalisyonu ve diğer bazı Şii güçlerin Adnan ez-Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı olmalarına rağmen Zurfi, parlamentodan güvenoyu almasını sağlayacak çoğunluğun desteğini kazanmak üzere gibi görünüyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii güçlerini Zurfi’ye alternatif bir isim belirlemeye zorlama çabaları pratik sonuçlar vermezken Zurfi’nin çok sayıda Şii tarafın desteğini aldığı, bununla birlikte Sünni ve Kürt siyasi bloklarından açıkça bir ret ile karşılaşmadığı anlaşılıyor.
Ancak Zurfi’nin adaylığına,  Asaib Ehli'l Hak’a bağlı Sadikun Grubu’nun içinde yer aldığı Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, eski başbakanlardan Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu ve gözlemcilerin hala kararsız olduğuna inandıkları Ammar el-Hekim liderliğindeki Ulusal Hikmet Koalisyonu gibi önde gelen Şii siyasi bloklar tarafından karşı çıkılıyor.
Buna karşın Irak eski Başbakanı Haydar el-İbadi liderliğindeki Nasır (Zafer) Koalisyonu ve Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi'nin desteklediği Sairun Koalisyonu gibi Şii siyasi bloklar, Zurfi’yi destekliyorlar. Sünni ve Kürt blokları ise Zurfi’yi destekleme veya desteklememe konusunda herhangi net bir tutum ortaya koymuyorlar.
Irak resmi haber Ajansı INA’ya göre Zurfi’nin parlamentodan kabinesinin ve hükümet programının oylanması amacıyla düzenlenecek olağanüstü oturum için bir tarih belirlemesini istiyor. Bu arada Zurfi, hükümet programını 4 Nisan Cumartesi günü Meclis Başkanlığı’na sunmuştu.

Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii kanadı, Zurfi’nin adaylığına karşı çıkma pozisyonunda birleştirme çabaları konuşulurken Iraklı siyasi bir kaynağın yerel haber sitelerinde yer alan açıklamasına göre Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti.
Sadr ile görüşmenin Kudüs Gücü Komutanı’nın gündeminde olduğunu söyleyen kaynak, ancak Sadr’ın bu görüşmeyi reddettiğini ve Irak’ın iç işlerine müdahale edilmemesi gerektiğini belirten bir mesaj gönderdiğini belirtti. Kaynak, Sadr'ın Askeri Danışmanı Ebu Dua İsavi’nin Sadr’dan Kaani’ye ‘Irak’ın yeni bir hükümet kurulması konusunda herhangi bir dış müdahaleyi reddettiği’ şeklinde yazılı bir mesaj ilettiğini söyledi.

Abdulmehdi görevde kaldı
İran’a yakın güçler olarak nitelendirilen başlıca Şii güçlerin, Zurfi’nin ‘anayasaya aykırı bir şekilde’ hükümeti kurmakla görevlendirildiği ve ‘ABD yanlısı’ olduğu şeklindeki suçlamalarla yaptığı tüm itirazlara rağmen Sadr Hareketi, Zurfi’nin adaylığına karşı olduğunu hiç söylemedi. Bütün göstergeler, Sadr Hareketi’nin desteklediği Sairun Koalisyonu’nun mümkün olan en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını istediğine işaret etti.
Sairun Koalisyonu Milletvekili Riyad el-Mesudi konuyla ilgili açıklamasında, “Mesele, bazı istismarlar, ertelemeler ve gecikmelerin neden olduğu anayasal boşluklardan ve Zurfi'nin başarısız olma sürecinde Iraklıların ‘tartışmaları ve kabullenişleri’ gibi ifadelerin seçimlerinden kaynaklanıyor. Sairun Koalisyonu, ülkenin her alanda yaşadığı büyük zorluklar nedeniyle en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını önceliyor. Bazı siyasi bloklar, Adil Abdulmehdi'nin başbakan olarak kalması için başbakan adaylarını kasıtlı olarak reddetti. Çünkü böylece büyük kazançlar elde ettiklerini düşünüyorlar” diye konuştu.
 
Şii güçler tansiyonu yükseltiyor
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı çıkan hareketlerle birlikte, İran yanlısı silahlı gruplar da söylemlerini sertleştirdiler. İran yanlısı silahlı sekiz grup yayınladıkları ortak bir bildiri ile Adnan ez-Zurfi'yi ‘ABD’nin istihbarat ajanı’ olmakla suçlayarak bazı milletvekillerinin onu desteklemesini ise kınadılar.
Bu gerilim, Kaani'nin Şii güçler arasında Zurfi’nin adaylığına karşı fikir birliği elde etme çabalarına dair bir izlenim verebilir. Bununla birlikte gözlemcilere göre Sünni ve Kürt siyasi güçlere mevcut tutumlarından vazgeçmeleri şeklinde gönderilen bir mesaj da olabilir.
Ortak bildirinin yayınlanmasından birkaç saat sonra, Mukteda es-Sadr adına paylaşımlarda bulunmasıyla bilinen Salih Muhammed el-Iraki, Facebook hesabından, “Birçok siyasetçi ve kendilerini ‘Direniş Grupları’ olarak adlandıran gruplardan bazıları, belalardan ve salgınlardan rahatsız olmayıp hala çıkarları peşinde koşuyorlar. Direniş Grupları’na şunu söylemek istiyorum; ‘Dünyaya olan bu sevginizi dizginleyin. Çünkü halkınız ölüm, yaklaşan bir savaş ve Allah korusun salgının eşiğinde.’” ifadelerini kullandı.

İran’ın rolü zayıflıyor
Iraklı araştırmacı ve akademisyen Akil Abbas konuya ilişkin olarak İndepenedent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, “Süleymani ve Mühendis suikastının yanı sıra koronavirüs krizinden sonra İran’ın rolü zayıfladı. Bu durum, Kaani’nin Irak'taki görevinin başarısızlıkla sonuçlanmasına katkıda bulundu. İran’ın nüfuzu güçlü olmasa ve Şii güçlere kendi iradesini dayatamasa bile Kaani’nin başarısızlığının tek nedeni İran’ın rolünün zayıflaması değil” diye konuştu.
Ekonomik yaptırımlar ve koronavirüs krizinin bazı Şii aktörleri İran'ın iradesine meydan okuyacak şekilde güçlendirdiğini söyleyen Abbas, “Sadr’ın Kaani ile görüşmeyi reddetmesi şaşırtıcı bir durum değil. Sadr daha önce de birkaç kez bazı İranlı politikacılarla görüşmeyi reddetti. Hatta bazı durumlarda Süleymani ile görüşmeyi de reddettiği söylendi. Sadr, İran'ın gücüne bir tür başkaldırıyor. Fakat bu düşmanca değil, yumuşak bir başkaldırıdır” yorumunda bulundu.
Zurfi’nin kabinesinin parlamento tarafından onaylanma şansının çok yüksek olduğunu düşünen Abbas, Zurfi hükümetinin güvenoyu alma imkanının son saatlerde yapılacak anlaşmalara bağlı olduğunun da altını çizdi. Silahlı grupların Zurfi'ye karşı çıkmaları ve açıkça tehdit etmelerinin, onu parlamento çatısı altında engelleyecek güce sahip olmadıkları izlenimi verdiğini söyleyen Abbas, “Düşük petrol fiyatları ve koronavirüs krizinin yanı sıra yarı felçli geçici bir hükümetin varlığından kaynaklanan Irak’ta mevcut durum, siyasi elitlerin Zurfi’nin hükümet kurma çalışmalarını sürdürmesi için baskı yapmalarına neden oluyor” şeklinde konuştu.
Başbakanlık konusundaki tartışmaları sürdürmenin Adil Abdulmehdi’nin görevini sürdürmesini destekleyen taraflar için bir zaman kazanma taktiği olduğuna inandığını belirten Abbas, “Iraklılar bu davranışı ülkede yaşananlara karşı bir kayıtsızlık olarak yorumladı. Bu durum eğer koronavirüs riski azalırsa yüksek katılımları protestolara dönüşebilir” dedi.

Müzakere sayfası
Öte yandan siyaset araştırmacısı Hişam el-Muzani İndependent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Sadr, İran ekolüne karşı ideolojik bir model. Bununla birlikte Süleymani’nin öldürülmesinden sonra genel olarak Irak'taki Şiiler siyasi krizle ilgili bağlantılarında farklılaştılar. Sadr, kendisini Batı ve Doğu'da ılımlı bir Şii alternatifi olarak sunup yeni bir imaj oluşturmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kaani’nin Şii güçleri birleştirme görevinde başarısız olmasının nedeninin Süleymani’nin olmayışı değil, ABD’nin stratejisiyle doğrudan çatışmaya yönelmesi olduğunu söyleyen Muzani, söz konusu ABD stratejisinin, Zurfi’ye destek konusunda Şii siyasi güçlerin tutumunda çatlaklar yaratan, vizyonundaki bir değişiklik olduğunu belirtti.
Geleneksel Şii güçlerin en büyük korkularının, ABD ile İran arasında müzakere konusu haline gelmeleri, gözden çıkarılmaları ve doğrudan hedef alınmaları olduğuna dikkati çeken Muzani, “Bu güçlerin İran'ın elinde bir pazarlık konusu haline gelmesi, onlar için ABD’nin hava saldırılarından daha da kötü” diye konuştu.

Şii güçler arasında endişe ve parçalanma korkusu
Independent Arabia’ya konuşan gazeteci yazar Felah ez-Zehebi ise şunları söyledi;
“Tüm göstergeler, Zurfi’nin siyasi güçlerin çoğunun desteğini aldığına işaret ediyor. Bazılarının bunu, Haşdi Şabi çatısı altında olmayan silahlı gruplardan korktukları için açıklamadıklarına inanılıyor. İran, Irak'ı ABD ile müzakere edebileceği bir yangın yeri olarak görüyor. Ancak tam da yaptırımların bir kısmının kaldırılmasını beklerken ortaya çıkan tüm koşullar İran'a baskı yapıyor. Şii siyasi güçlerin çoğu, Zafer Koalisyonu ve Kanun Devleti Koalisyonu tarafından desteklendiği için Zurfi hükümetini destekliyor. Ammar el-Hekim ise sopayı dengede tutmaya çalışıyor. Ancak en sonunda bir yana ağırlık vermek zorunda kalacak. Sadr, ‘utanmaz milisler’ olarak nitelendirdiği tarafları yenerek Zurfi hükümetinin parlamentodan geçmesi için baskı yapacak. Temel endişe ise Zurfi'nin iktidara geldikten sonra bu güçlere yönelmesi ihtimaliyle ilgili. Şii güçler parçalandılar ve çatışma aşamasından aşınma aşamasına geçtiler.”



Kuveyt hava savunması füze ve İHA saldırılarını önledi

Kuveyt (KUNA)
Kuveyt (KUNA)
TT

Kuveyt hava savunması füze ve İHA saldırılarını önledi

Kuveyt (KUNA)
Kuveyt (KUNA)

Kuveyt ordusu, hava savunmasının füze ve insansız hava araçlarıyla (İHA) yapılan düşman saldırılarını püskürttüğünü açıkladı ve vatandaşları yetkili makamlar tarafından verilen güvenlik ve emniyet talimatlarına uymaya çağırdı.

Ordu ayrıca, duyulan patlama seslerinin hava savunma unsurlarının gerçekleştirdiği önleme faaliyetlerinden kaynaklandığını bildirdi.

Kuveyt Savunma Bakanlığı Sözcüsü Kurmay Albay Suud el-Atvan yaptığı açıklamada, Genelkurmay Başkanlığı'nın vatandaşlar ve ülkede yaşayan yabancılara çağrıda bulunduğunu belirterek, “Düşman hava hedeflerine yönelik önleme operasyonları sonucu ortaya çıkmış olabilecek enkaz parçaları, şarapneller veya kimliği belirsiz cisimlere yaklaşılmaması ve bunlara dokunulmaması önemle rica edilmektedir. Söz konusu materyaller kamu güvenliği açısından risk oluşturabilir” dedi.

El-Atvan, bu tür kalıntılarla karşılaşılması halinde 112 Acil Yardım Hattı veya ilgili yetkili kurumlara derhal bilgi verilmesi gerektiğini vurguladı. Sözcü ayrıca, güvenlik ve emniyet talimatlarına uyulması ve bilgilerin yalnızca resmî kaynaklardan takip edilmesi çağrısında bulundu.


Etiyopya seçimleri… Gerilimler, Abiy Ahmed’in beklenen zaferinin etkisini azaltacak mı?

Etiyopya Cumhurbaşkanı Taye Atske Selassie, genel seçimlerde oy kullanırken (Etiyopya Haber Ajansı)
Etiyopya Cumhurbaşkanı Taye Atske Selassie, genel seçimlerde oy kullanırken (Etiyopya Haber Ajansı)
TT

Etiyopya seçimleri… Gerilimler, Abiy Ahmed’in beklenen zaferinin etkisini azaltacak mı?

Etiyopya Cumhurbaşkanı Taye Atske Selassie, genel seçimlerde oy kullanırken (Etiyopya Haber Ajansı)
Etiyopya Cumhurbaşkanı Taye Atske Selassie, genel seçimlerde oy kullanırken (Etiyopya Haber Ajansı)

Etiyopya hükümeti dün yaptığı açıklamada, resmî sonuçlarının 11 Haziran’da açıklanması beklenen yedinci genel seçimlerin ‘çeşitli zorluklar ve muhalefetle karşı karşıya olduğunu’ kabul etti. Başbakan Abiy Ahmed’e muhalif Oromo Kurtuluş Cephesi ise seçimleri ‘tiyatro’ olarak nitelendirerek bölgede 4 Haziran’a kadar hareketliliği yasakladı.

Muhalefetin uyarıları, seçimlere geniş katılımı engellemezken, Etiyopyalı bir uzmana göre bu durum Abiy Ahmed’in seçimlerden başarıyla çıkmasına da engel teşkil etmeyebilir. Buna karşılık Afrika meseleleri üzerine çalışan başka bir uzman, seçim sonuçlarının meşruiyetinin tek başına yeterli olmayacağını, itirazların dikkate alınması ve ülkedeki gerilimleri sona erdirecek kapsayıcı bir ulusal projenin hayata geçirilmesi gerektiğini savundu.

Tarihi katılım

Etiyopya Hükümeti İletişim Ofisi dün yayımladığı açıklamada, ülkede gerçekleştirilen yedinci genel seçimlerin ‘başarıyla tamamlandığını’ duyurdu. Açıklamada, ‘barışçıl ve tarihî bir demokratik sürece katılan milyonlarca vatandaşa’ övgüde bulunuldu. Söz konusu açıklama, ülkenin resmî haber ajansı tarafından aktarıldı.

Hükümet açıklamasında seçim sürecinin ‘çeşitli zorluklar ve muhalefetle karşı karşıya kaldığı’ kabul edilmekle birlikte, vatandaşların ve seçim organizasyonunda görev alan kurumların kararlılığı sayesinde sürecin başarıyla yürütüldüğü vurgulandı.

Ancak Etiyopya hükümeti, seçim sürecinde karşılaşılan zorluklar ve itirazların ayrıntılarına yer vermedi. Başbakan Abiy Ahmed karşıtı Oromo Kurtuluş Cephesi ise seçimlerden bir gün önce yayımladığı açıklamada sandık sürecini ‘tiyatro’ olarak nitelendirerek, ‘dayatılan seçimlerin halkın iradesini ya da önceliklerini yansıtmadığını’ savundu.

Muhalif cephe ayrıca, Oromo Kurtuluş Ordusu’nun (OLA) ‘seyirci kalmayacağını’ belirterek Oromiya bölgesinde 4 Haziran’a kadar tüm ulaşım ve seyahat faaliyetlerinin yasaklandığını duyurdu. Açıklamada, hiçbir aracın hareketine, ticari faaliyete veya izinsiz seyahate izin verilmeyeceği ifade edildi.

Etiyopya Ulusal Seçim Kurulu Başkanı Melatwork Hailu da gazetecilere yaptığı açıklamada, yaklaşık 48 bin seçim merkezinden 143’ünün güvenlik sorunları nedeniyle açılamadığını söyledi. Hailu ayrıca, bazı merkezlerde oy verme işleminin durdurulduğunu belirtirken, ayrıntı vermedi.

Seçimler ülke genelinde düzenlenmiş olsa da kuzeydeki Tigray bölgesi, yerel yönetim ile federal hükümet arasında süren gerginlik nedeniyle seçim sürecinin dışında bırakıldı.

Ulusal Seçim Kurulu daha önce yaptığı açıklamada, 2018’den bu yana silahlı faaliyetlerini sürdüren OLA’nın varlığına rağmen, ülke topraklarının yaklaşık üçte birini oluşturan Oromiya bölgesinin tamamında sandıkların açılacağını duyurmuştu.

gthyju
Etiyopya’da genel seçimlerde oy kullanan bir vatandaş (Etiyopya Haber Ajansı)

Etiyopyalı siyasi analist Zahid Zeydan, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Etiyopya’daki seçimlere ülke genelindeki 47 binden fazla seçim çevresinde ve 40’tan fazla siyasi partinin katılımıyla geniş bir seçmen kitlesinin iştirak ettiğini söyledi.

Seçim sürecinde bazı zorlukların yaşandığını belirten Zeydan, bunların arasında Pretoria Anlaşması’ndan uzaklaştığını öne sürdüğü Tigray bölgesel yönetiminin sürece katılmaması ile Oromo Kurtuluş Cephesi’nin seçmenleri sandıktan uzak tutma girişimlerinin bulunduğunu ifade etti.

Ancak Zeydan, buna rağmen Oromiya bölgesinde seçimlerin gece geç saatlere kadar büyük ölçüde barışçıl bir şekilde sürdüğünü, seçim sürecinin bölgenin büyük bölümünde sorunsuz ve düzenli ilerlediğini kaydetti. Zeydan’a göre yalnızca bir veya iki kentte güvenlik sorunları ve Oromo Kurtuluş Cephesi mensuplarına atfedilen bazı olaylar nedeniyle gerginlik yaşandı.

Benzer durumun Amhara bölgesindeki iki yerleşim merkezinde de görüldüğünü belirten Zeydan, Amhara Kurtuluş Cephesi olarak bilinen grupların bazı barışçıl olmayan eylemlerde bulunduğunu ve özellikle Debre Tabor kentinde bazı seçmenlerin oy kullanmasını veya tercih ettikleri adaylara destek vermesini engellemeye çalıştığını söyledi.

Genel tabloya bakıldığında ise Zeydan, iktidar partisinin ifadelerine atıfla, dış destekli olduğu öne sürülen bazı silahlı hareketlerin seçim sürecini gölgelemeye çalışmasına rağmen seçimlerin geniş takdir topladığını belirtti. Zeydan, seçimleri ‘Afrika demokrasisi açısından örnek teşkil eden bir süreç’ olarak nitelendirdi.

Sonuçların ardından

Abiy Ahmed, 2018 yılında, ülkeyi uzun yıllar yöneten Etiyopya Halkları Devrimci Demokratik Cephesi (EPRDF) koalisyonuna karşı düzenlenen kitlesel protestoların ardından başbakanlık görevine getirilmişti. Ahmed’in liderliğindeki Refah Partisi, 2021 seçimlerinde parlamentodaki 484 sandalyenin 410’unu kazanmıştı.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, iç çekişmeler nedeniyle zayıflayan ve parçalı bir görünüm sergileyen muhalefet karşısında iktidardaki Refah Partisi’nin seçimlere damga vurması bekleniyor. Resmî sonuçların ise 11 Haziran’a kadar açıklanması öngörülüyor.

Geleceğe ilişkin değerlendirmelerde bulunan Zeydan, Etiyopya’nın daha gelişmiş ve halkın sesinin daha güçlü duyulduğu yeni bir döneme girebileceğini belirterek, “İktidarın barışçıl ve sağlıklı bir şekilde el değiştirebildiği bir sistem görmek istiyoruz. Silahların sesi yalnızca Etiyopya’da değil, tüm Afrika kıtasında susmalı” dedi.

Afrika uzmanı Dr. Ali Mahmud Kelni ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, seçim sonuçlarının ilan edilmesinin ardından Abiy Ahmed’in beklenen seçim zaferini ülkenin krizlerini yatıştırmak ve muhalif güçlerle silahlı gruplarla müzakere süreci başlatmak için bir fırsata dönüştürebileceğini söyledi.

Kelni’ye göre Abiy Ahmed’in elde etmesi beklenen seçim başarısı, siyasi projesini daha da güçlendirmesine imkân sağlayacak. Ancak devam eden güvenlik sorunları ve toplumsal bölünmeler, seçim sonuçlarının ötesine geçen ciddi meydan okumalar oluşturmaya devam ediyor. Kelni, önümüzdeki dönemin başarısının yalnızca sandıktan çıkacak sonuçlarla değil, geniş uzlaşıya dayalı kapsayıcı bir ulusal projenin hayata geçirilmesiyle ölçüleceğini vurguladı.


ABD stratejisinde Somaliland: Tanınma sorununu aşan güvenlik ortaklığı

Somaliland’ın başkenti ve en büyük şehri olan Hargeisa’nın genel görünümü (AFP)
Somaliland’ın başkenti ve en büyük şehri olan Hargeisa’nın genel görünümü (AFP)
TT

ABD stratejisinde Somaliland: Tanınma sorununu aşan güvenlik ortaklığı

Somaliland’ın başkenti ve en büyük şehri olan Hargeisa’nın genel görünümü (AFP)
Somaliland’ın başkenti ve en büyük şehri olan Hargeisa’nın genel görünümü (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yakın tarihli bir raporu, Washington'ın stratejik konumu nedeniyle ayrılıkçı bölge Somaliland’ı, Kızıldeniz'den Hint Okyanusu'na uzanan ticari ve askeri deniz trafiğinin güvenliğinin sağlanması da dahil olmak üzere güvenlik çıkarları açısından olası bir ortak olarak değerlendirme eğilimini gözler önüne serdi. Raporda bu yaklaşımın Somali'nin toprak bütünlüğüne halel getirmeyeceği vurgulandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, ayrılıkçı bölgenin ve Washington'ın tanınma sorununun kısıtlamalarına bağlı kalmaksızın genişleyecek bir güvenlik ortaklığına dayalı ‘yeni bir çerçeve’ oluşturma sürecinde olduğunu öngörüyor. Bununla birlikte bölgeye diplomatik meşruiyet tanınması seçeneğine ilişkin görüşler farklılık gösteriyor.

Ayrılıkçı bölge, Aden Körfezi kıyısında 740 kilometrelik bir sahil şeridine sahip olup Doğu Afrika Boynuzu'nda Hint Okyanusu ile Kızıldeniz'in kesiştiği noktada stratejik bir konumda yer alıyor. Bölge, 1991'de Federal Somali Cumhuriyeti'nden ayrılmasından bu yana uluslararası taraflarca tanınmıyor. Yalnızca İsrail, geçtiğimiz yıl aralık ayında Somaliland’ın bağımsızlığını tanıdı. Ayrılıkçı bölgeye ait stratejik öneme sahip Berbera Limanı ise söz konusu coğrafyada bölgesel ve uluslararası bir nüfuz mücadelesinin odağı olmayı sürdürüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, 2026 yılı için Somaliland ile ABD ilişkilerinin güçlendirilmesine yönelik olası alanlara ilişkin güncel bir raporu Kongre'ye sundu. Raporda Washington'ın, ‘Somaliland dahil olmak üzere Somali'nin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü tanıdığı’ vurgulanırken ayrılıkçı bölgenin Federal Somali Cumhuriyeti'nin bir parçası olarak değerlendirildiği belirtildi.

Rapor, Somaliland'ın stratejik konumu ve Yemen ile Babu’l-Mandeb Boğazı'na yakınlığı nedeniyle Kızıldeniz'den Hint Okyanusu'na uzanan ticari ve askeri deniz trafiğinin güvenliğinin sağlanması da dahil olmak üzere güvenlik çıkarları açısından olası bir ortak olarak görülebileceğine dikkati çekti.

Raporda ayrıca Somaliland'ın coğrafi konumunun, başta Husiler ile eş-Şebab Hareketi arasındaki bağlantılar olmak üzere şiddet yanlısı aşırı yapılanmaların takibi ve bunlarla mücadele çabalarına katkı sağlayabileceği ifade edildi. ABD Afrika Komutanlığı'nın (AFRICOM) Somaliland yetkilileriyle düzenli temas halinde olduğu ve olası iş birliği alanlarını araştırdığı da vurgulandı.

Güvenlik ve strateji alanında uzman ABD’li araştırmacı ve gazeteci Irina Tsukerman, ABD’nin bu yaklaşımının resmi tanınırlıktan bağımsız biçimde güvenlik iş birliğine odaklanan daha kapsamlı bir ABD dış politikası eğilimini yansıttığını düşünüyor.

Tsukerman'a göre Husilerin Kızıldeniz'deki faaliyetlerinin genişlemesi, silah kaçakçılığı ağlarına ilişkin kaygılar ve Eş-Şebab'ın varlığını sürdürmesi, Somali'deki iç anayasal tartışmaların ötesine geçen baskılar oluşturdu ve bu durum yalnızca uluslararası hukuki statüye sahip olmak yerine pratik sonuçlar üretebilecek aktörlerle ortaklıklar kurulmasını zorunlu kıldı.

sdcdefv
Hargeisa Savaşı Anıtı önünde Somaliland bayrağını taşıyan bir genç, (AFP)

Somalilandlı  siyasi analisti Abdulkerim Salih, bu son raporun hayata geçirilmesi halinde Hargeisa'nın ekonomik, güvenlik ve yatırım alanlarında önemli kazanımlar elde edeceği görüşünde. Salih'e göre ABD ile Somaliland'ın doğrudan iş birliği içinde çalışması, Washington'ın gelecekte diğer adımlar çerçevesinde atabileceği resmi tanımayı önceleyen kritik bir aşama niteliği taşıyor.

Salih ayrıca ABD'nin Kızıldeniz ile Babu’l-Mendeb Boğazı'nda halihazırda varlık gösterdiğini ve kuvvetlerini Cibuti'de konuşlandırdığını hatırlatarak Berbera'daki bu varlığın güçlendirilmesinin ABD'ye söz konusu önemli deniz geçidinin güvenliğinin sağlanması ve buradaki tehditlerin izlenmesi konularında önemli kolaylıklar sunacağını vurguladı.

Fransız Haber Ajansı AFP’nin aktardığına göre Somaliland Başkanlık Bakanı Hadar Hüseyin Abdi geçtiğimiz şubat ayında, uluslararası tanınırlık elde etme çabaları çerçevesinde ABD'ye maden kaynakları ve askeri üsler için erişim hakkı tanımaya hazır olduklarını açıklamıştı.

Söz konusu yoğun çabalar, İsrail'in Arap ve İslam dünyasının itirazlarına rağmen Somaliland'ı tanımasından yaklaşık bir ay sonra gündeme geldi.

Somaliland Dışişleri Bakanı Abdurrahman Tahir Adem, geçtiğimiz yıl mayıs ayında beraberindeki heyetle Washington'da ABD’li üst düzey yöneticilerle bir araya geldi. Somaliland Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasına göre görüşmeler ‘bölgesel güvenliğin güçlendirilmesi ve ABD-Somaliland iş birliği’ üzerine yoğunlaştı.

İleriye dönük olarak Somaliland ile ABD arasındaki ilişkilerin pekişmesinin ardından resmi tanınmanın da gündeme gelebileceğini öngören Salih, ancak ‘bunun bu yıl mı yoksa gelecek yıl mı gerçekleşeceğinin belirsiz olduğunu’ da sözlerine ekledi.

Öte yandan Tsukerman, Washington'ın gelecekte Somaliland'ı resmen tanıma ihtimalini dışlamıyor. Bununla birlikte ‘orta vadede en olası sonucun tanınma değil, güvenlik, istihbarat, diplomatik ve ekonomik ilişkilerin kademeli olarak derinleşmesi olduğunu ve bu durumun fiilen iki devlet arasındaki bir ortaklığa benzeyeceğini, ancak ilişkilerin uluslararası alanda tanınan Somali sınırları çerçevesinde kalmayı sürdüreceğini’ vurguladı.

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, geçtiğimiz yıl şubat ayında Washington Post'a verdiği röportajda ABD Başkanı Donald Trump'ın yakın çevresindeki bazı isimlerin onu Somaliland'ı resmen tanımaya yönlendirmeye çalıştığını söylemişti. Somali Cumhurbaşkanı, böyle bir adımın Afrika kıtasının sınırlarını değiştirme açısından ciddi bir tehdit oluşturabileceğini vurgulamıştı.

Salih, Washington'ın Somali sınırlarına saygı göstereceğini teyit etmesine karşın ABD'nin Somaliland'a sürekli olarak kendi çıkarları, özellikle stratejik konumu ve İsrail dahil ABD ile müttefikleriyle ilişkileri ekseninden baktığını belirtti.

Tsukerman ise Mogadişu'nun bu gelişmeye siyasi açıdan olumlu bakmayacağı görüşünde. Bununla birlikte özellikle Amerikalı yetkililerin Somaliland ile iş birliğinin terörizmle mücadeleye ve deniz ticaretinin korunmasına doğrudan katkı sağladığını öne sürmesi halinde Mogadişu'nun karşı çıkma kapasitesinin giderek kısıtlanabileceğini kaydetti. Tsukerman’a göre Somalili liderler, güvenlik iş birliğinin diplomatik tanınmaya, ikili savunma anlaşmalarına ya da fiilen bir devlet oluşumuna işaret eden düzenlemelere evrilmeyeceğine dair güvence almaya çalışacak.