​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
TT

​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ta Fetih Koalisyonu ve diğer bazı Şii güçlerin Adnan ez-Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı olmalarına rağmen Zurfi, parlamentodan güvenoyu almasını sağlayacak çoğunluğun desteğini kazanmak üzere gibi görünüyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii güçlerini Zurfi’ye alternatif bir isim belirlemeye zorlama çabaları pratik sonuçlar vermezken Zurfi’nin çok sayıda Şii tarafın desteğini aldığı, bununla birlikte Sünni ve Kürt siyasi bloklarından açıkça bir ret ile karşılaşmadığı anlaşılıyor.
Ancak Zurfi’nin adaylığına,  Asaib Ehli'l Hak’a bağlı Sadikun Grubu’nun içinde yer aldığı Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, eski başbakanlardan Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu ve gözlemcilerin hala kararsız olduğuna inandıkları Ammar el-Hekim liderliğindeki Ulusal Hikmet Koalisyonu gibi önde gelen Şii siyasi bloklar tarafından karşı çıkılıyor.
Buna karşın Irak eski Başbakanı Haydar el-İbadi liderliğindeki Nasır (Zafer) Koalisyonu ve Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi'nin desteklediği Sairun Koalisyonu gibi Şii siyasi bloklar, Zurfi’yi destekliyorlar. Sünni ve Kürt blokları ise Zurfi’yi destekleme veya desteklememe konusunda herhangi net bir tutum ortaya koymuyorlar.
Irak resmi haber Ajansı INA’ya göre Zurfi’nin parlamentodan kabinesinin ve hükümet programının oylanması amacıyla düzenlenecek olağanüstü oturum için bir tarih belirlemesini istiyor. Bu arada Zurfi, hükümet programını 4 Nisan Cumartesi günü Meclis Başkanlığı’na sunmuştu.

Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii kanadı, Zurfi’nin adaylığına karşı çıkma pozisyonunda birleştirme çabaları konuşulurken Iraklı siyasi bir kaynağın yerel haber sitelerinde yer alan açıklamasına göre Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti.
Sadr ile görüşmenin Kudüs Gücü Komutanı’nın gündeminde olduğunu söyleyen kaynak, ancak Sadr’ın bu görüşmeyi reddettiğini ve Irak’ın iç işlerine müdahale edilmemesi gerektiğini belirten bir mesaj gönderdiğini belirtti. Kaynak, Sadr'ın Askeri Danışmanı Ebu Dua İsavi’nin Sadr’dan Kaani’ye ‘Irak’ın yeni bir hükümet kurulması konusunda herhangi bir dış müdahaleyi reddettiği’ şeklinde yazılı bir mesaj ilettiğini söyledi.

Abdulmehdi görevde kaldı
İran’a yakın güçler olarak nitelendirilen başlıca Şii güçlerin, Zurfi’nin ‘anayasaya aykırı bir şekilde’ hükümeti kurmakla görevlendirildiği ve ‘ABD yanlısı’ olduğu şeklindeki suçlamalarla yaptığı tüm itirazlara rağmen Sadr Hareketi, Zurfi’nin adaylığına karşı olduğunu hiç söylemedi. Bütün göstergeler, Sadr Hareketi’nin desteklediği Sairun Koalisyonu’nun mümkün olan en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını istediğine işaret etti.
Sairun Koalisyonu Milletvekili Riyad el-Mesudi konuyla ilgili açıklamasında, “Mesele, bazı istismarlar, ertelemeler ve gecikmelerin neden olduğu anayasal boşluklardan ve Zurfi'nin başarısız olma sürecinde Iraklıların ‘tartışmaları ve kabullenişleri’ gibi ifadelerin seçimlerinden kaynaklanıyor. Sairun Koalisyonu, ülkenin her alanda yaşadığı büyük zorluklar nedeniyle en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını önceliyor. Bazı siyasi bloklar, Adil Abdulmehdi'nin başbakan olarak kalması için başbakan adaylarını kasıtlı olarak reddetti. Çünkü böylece büyük kazançlar elde ettiklerini düşünüyorlar” diye konuştu.
 
Şii güçler tansiyonu yükseltiyor
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı çıkan hareketlerle birlikte, İran yanlısı silahlı gruplar da söylemlerini sertleştirdiler. İran yanlısı silahlı sekiz grup yayınladıkları ortak bir bildiri ile Adnan ez-Zurfi'yi ‘ABD’nin istihbarat ajanı’ olmakla suçlayarak bazı milletvekillerinin onu desteklemesini ise kınadılar.
Bu gerilim, Kaani'nin Şii güçler arasında Zurfi’nin adaylığına karşı fikir birliği elde etme çabalarına dair bir izlenim verebilir. Bununla birlikte gözlemcilere göre Sünni ve Kürt siyasi güçlere mevcut tutumlarından vazgeçmeleri şeklinde gönderilen bir mesaj da olabilir.
Ortak bildirinin yayınlanmasından birkaç saat sonra, Mukteda es-Sadr adına paylaşımlarda bulunmasıyla bilinen Salih Muhammed el-Iraki, Facebook hesabından, “Birçok siyasetçi ve kendilerini ‘Direniş Grupları’ olarak adlandıran gruplardan bazıları, belalardan ve salgınlardan rahatsız olmayıp hala çıkarları peşinde koşuyorlar. Direniş Grupları’na şunu söylemek istiyorum; ‘Dünyaya olan bu sevginizi dizginleyin. Çünkü halkınız ölüm, yaklaşan bir savaş ve Allah korusun salgının eşiğinde.’” ifadelerini kullandı.

İran’ın rolü zayıflıyor
Iraklı araştırmacı ve akademisyen Akil Abbas konuya ilişkin olarak İndepenedent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, “Süleymani ve Mühendis suikastının yanı sıra koronavirüs krizinden sonra İran’ın rolü zayıfladı. Bu durum, Kaani’nin Irak'taki görevinin başarısızlıkla sonuçlanmasına katkıda bulundu. İran’ın nüfuzu güçlü olmasa ve Şii güçlere kendi iradesini dayatamasa bile Kaani’nin başarısızlığının tek nedeni İran’ın rolünün zayıflaması değil” diye konuştu.
Ekonomik yaptırımlar ve koronavirüs krizinin bazı Şii aktörleri İran'ın iradesine meydan okuyacak şekilde güçlendirdiğini söyleyen Abbas, “Sadr’ın Kaani ile görüşmeyi reddetmesi şaşırtıcı bir durum değil. Sadr daha önce de birkaç kez bazı İranlı politikacılarla görüşmeyi reddetti. Hatta bazı durumlarda Süleymani ile görüşmeyi de reddettiği söylendi. Sadr, İran'ın gücüne bir tür başkaldırıyor. Fakat bu düşmanca değil, yumuşak bir başkaldırıdır” yorumunda bulundu.
Zurfi’nin kabinesinin parlamento tarafından onaylanma şansının çok yüksek olduğunu düşünen Abbas, Zurfi hükümetinin güvenoyu alma imkanının son saatlerde yapılacak anlaşmalara bağlı olduğunun da altını çizdi. Silahlı grupların Zurfi'ye karşı çıkmaları ve açıkça tehdit etmelerinin, onu parlamento çatısı altında engelleyecek güce sahip olmadıkları izlenimi verdiğini söyleyen Abbas, “Düşük petrol fiyatları ve koronavirüs krizinin yanı sıra yarı felçli geçici bir hükümetin varlığından kaynaklanan Irak’ta mevcut durum, siyasi elitlerin Zurfi’nin hükümet kurma çalışmalarını sürdürmesi için baskı yapmalarına neden oluyor” şeklinde konuştu.
Başbakanlık konusundaki tartışmaları sürdürmenin Adil Abdulmehdi’nin görevini sürdürmesini destekleyen taraflar için bir zaman kazanma taktiği olduğuna inandığını belirten Abbas, “Iraklılar bu davranışı ülkede yaşananlara karşı bir kayıtsızlık olarak yorumladı. Bu durum eğer koronavirüs riski azalırsa yüksek katılımları protestolara dönüşebilir” dedi.

Müzakere sayfası
Öte yandan siyaset araştırmacısı Hişam el-Muzani İndependent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Sadr, İran ekolüne karşı ideolojik bir model. Bununla birlikte Süleymani’nin öldürülmesinden sonra genel olarak Irak'taki Şiiler siyasi krizle ilgili bağlantılarında farklılaştılar. Sadr, kendisini Batı ve Doğu'da ılımlı bir Şii alternatifi olarak sunup yeni bir imaj oluşturmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kaani’nin Şii güçleri birleştirme görevinde başarısız olmasının nedeninin Süleymani’nin olmayışı değil, ABD’nin stratejisiyle doğrudan çatışmaya yönelmesi olduğunu söyleyen Muzani, söz konusu ABD stratejisinin, Zurfi’ye destek konusunda Şii siyasi güçlerin tutumunda çatlaklar yaratan, vizyonundaki bir değişiklik olduğunu belirtti.
Geleneksel Şii güçlerin en büyük korkularının, ABD ile İran arasında müzakere konusu haline gelmeleri, gözden çıkarılmaları ve doğrudan hedef alınmaları olduğuna dikkati çeken Muzani, “Bu güçlerin İran'ın elinde bir pazarlık konusu haline gelmesi, onlar için ABD’nin hava saldırılarından daha da kötü” diye konuştu.

Şii güçler arasında endişe ve parçalanma korkusu
Independent Arabia’ya konuşan gazeteci yazar Felah ez-Zehebi ise şunları söyledi;
“Tüm göstergeler, Zurfi’nin siyasi güçlerin çoğunun desteğini aldığına işaret ediyor. Bazılarının bunu, Haşdi Şabi çatısı altında olmayan silahlı gruplardan korktukları için açıklamadıklarına inanılıyor. İran, Irak'ı ABD ile müzakere edebileceği bir yangın yeri olarak görüyor. Ancak tam da yaptırımların bir kısmının kaldırılmasını beklerken ortaya çıkan tüm koşullar İran'a baskı yapıyor. Şii siyasi güçlerin çoğu, Zafer Koalisyonu ve Kanun Devleti Koalisyonu tarafından desteklendiği için Zurfi hükümetini destekliyor. Ammar el-Hekim ise sopayı dengede tutmaya çalışıyor. Ancak en sonunda bir yana ağırlık vermek zorunda kalacak. Sadr, ‘utanmaz milisler’ olarak nitelendirdiği tarafları yenerek Zurfi hükümetinin parlamentodan geçmesi için baskı yapacak. Temel endişe ise Zurfi'nin iktidara geldikten sonra bu güçlere yönelmesi ihtimaliyle ilgili. Şii güçler parçalandılar ve çatışma aşamasından aşınma aşamasına geçtiler.”



FED’in yeni Başkan Warsh piyasalara ve Beyaz Saray’a ilk mesajını verdi: Faizler sabit kaldı

ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Kevin Warsh, göreve başlama töreni günü bir konuşma yaparken (Reuters)
ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Kevin Warsh, göreve başlama töreni günü bir konuşma yaparken (Reuters)
TT

FED’in yeni Başkan Warsh piyasalara ve Beyaz Saray’a ilk mesajını verdi: Faizler sabit kaldı

ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Kevin Warsh, göreve başlama töreni günü bir konuşma yaparken (Reuters)
ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Kevin Warsh, göreve başlama töreni günü bir konuşma yaparken (Reuters)

Kevin Warsh’ın ABD Merkez Bankası (FED) Başkanlığına atanmasına ilişkin kararın mürekkebi kurumadan, yeni başkan ilk ciddi sınavında Beyaz Saray’ın beklentilerine mesafe koymayı tercih etti. FED, çarşamba günü politika faizini yüzde 3,50-3,75 aralığında sabit bırakma kararı aldı.

Merkez Bankası’nın üst üste dördüncü kez faizleri değiştirmemesi, Başkan Donald Trump ve ekonomi ekibinin hedeflerine doğrudan bir darbe olarak değerlendiriliyor.

Trump, yalnızca birkaç gün önce, 7 Haziran’da yaptığı açıklamada açıkça “Faizlerin düşürülmesini istiyorum” demiş, hatta göreve kendisinin getirdiği Warsh’ı faiz indirmemesi halinde dava etmekle “şaka yollu” tehdit etmişti. Ancak Warsh, ilk toplantısında hem piyasalara hem de Beyaz Saray’a, FED kararlarının siyasi taleplerden ziyade ekonomik veriler ve teknik göstergeler doğrultusunda alınacağı mesajını verdi.

Piyasalar faizlerin sabit bırakılmasını büyük ölçüde önceden fiyatlamış olsa da asıl dikkat çeken unsur, Warsh’ın iletişim stratejisinde yaptığı radikal değişiklik oldu. Yeni FED Başkanı, toplantı sonrasında yayımlanan politika metnini alışılmışın dışında kısaltarak gelecekte faiz indirimi ihtimaline işaret eden ifadeleri tamamen çıkardı.

trbthbt
Powell, görev süresi sona ermeden önce düzenlediği son basın toplantısından bir kare (Reuters)

Bu haftaki açıklama yalnızca 130 kelimeden oluşurken, Nisan ayındaki metin 341 kelimeydi. Yeni açıklama, ekonomik dayanıklılık ve “fiyat istikrarını sağlama” taahhüdüne odaklanan kısa ve net bir metin olarak yayımlandı.

FED açıklamasında, “Ekonomik faaliyetler, kısmen Orta Doğu’daki çatışmalardan kaynaklanan yüksek belirsizliğe rağmen ılımlı ve istikrarlı bir hızla genişlemektedir. Verimlilik artışı ve sermaye yatırımları güçlü seyretmekte, istihdam iş gücü artışıyla uyumlu ilerlemekte ve işsizlik oranında kayda değer bir değişiklik görülmemektedir” denildi.

Açıklamada ayrıca, “Enflasyon, komitenin yüzde 2 hedefinin üzerinde kalmaya devam etmektedir. Bu durum kısmen enerji başta olmak üzere bazı sektörlerde fiyatları yükselten arz şoklarından kaynaklanmaktadır. Komite fiyat istikrarını sağlamaya kararlıdır” ifadeleri kullanıldı.

FED, bankacılık sistemindeki “bol rezerv” politikasını sürdürdüğünü ve büyüklüğü 6,7 trilyon dolara ulaşan tahvil portföyünü küçültmeye yönelik acil bir planı bulunmadığını da vurguladı. Bu yaklaşım, Warsh’ın uzun süredir savunduğu politikalar arasında yer alıyor.

Nokta grafiği gizemi ve faiz artışı ihtimali

Piyasaları asıl şaşırtan gelişme, FED üyelerinin faiz beklentilerini yansıtan tartışmalı “Dot Plot” (Nokta Grafiği) oldu.

Grafik, yetkililerin bu yıl için daha önce öngördükleri faiz indirimlerini tamamen kaldırdığını ve faiz artışının da masada bulunan seçeneklerden biri haline geldiğini ortaya koydu. Ancak olası bir sıkılaştırma adımının kesinleşmediği, faiz indirimi döngüsünün ise 2027 ve 2028 yıllarına ertelendiği görüldü. Yetkililer, İran savaşı sonrasında ortaya çıkan enflasyon baskılarının kalıcılığını izlemek istiyor.

Grafiğe göre yıl sonunda politika faizine ilişkin medyan beklenti yüzde 3,8 seviyesinde bulunuyor. Bu da mevcut seviyenin yaklaşık 0,16 puan üzerinde bir orana işaret ederek faiz artışı olasılığını güçlendiriyor.

dgfrtbg
Trump, Beyaz Saray’da düzenlenen yemin töreni sırasında Kevin Warsh ile tokalaşırken (Reuters)

Toplantı sırasında gözlemcilerin dikkatini çeken bir başka ayrıntı da ekonomik projeksiyonlarda ortaya çıktı. Toplam 19 üyesi bulunan komitede yalnızca 18 kişinin güncellenmiş tahmin sunduğu görüldü.

FED’i yakından takip eden çevreler, tahmin paylaşmayan kişinin Kevin Warsh olabileceğini düşünüyor. Warsh geçmişte ileriye dönük yönlendirme araçlarını ve büyüme-işsizlik hedeflerine dayalı tahmin sistemlerini sert şekilde eleştirmiş, hatta Dot Plot uygulamasının tamamen kaldırılmasını savunmuştu.

Halefinin döneminde oy kullanan Powell

Faiz kararının ötesinde, toplantının en dikkat çekici yönlerinden biri FED’in iç dinamikleri oldu.

Bu toplantı, Kevin Warsh’ın başkanlık ettiği ancak selefi Jerome Powell’ın hâlâ FEDeral Açık Piyasa Komitesi’nde oy kullanan üye olarak yer aldığı ilk toplantı olması nedeniyle özel önem taşıyordu. Bu durum, FED tarihinde nadir görülen ve kurumun alışılmadık bir geçiş sürecinden geçtiğini gösteren bir tablo olarak değerlendiriliyor.

Washington kulislerine göre Powell’ın görev süresi sona ermesine rağmen yönetim kurulundaki koltuğunu koruma kararı, FED merkez binasının maliyetli renovasyon projesine ilişkin soruşturmanın sonuçlarını yakından izleme isteğiyle bağlantılı.

Her ne kadar Columbia Bölgesi Başsavcısı Jeanine Pirro geçen nisan ayında cezai soruşturmanın kapatıldığını açıklamış olsa da gerektiğinde dosyanın yeniden açılabileceğine yönelik mesajlar vermişti. Powell’ın, dosyanın tamamen kapanmasını görmek amacıyla görevde kalmayı tercih ettiği belirtiliyor.

Bu tablo, piyasaların FED içindeki iki farklı yaklaşımı yakından izlemesine yol açıyor: Temkinli çizgiyi temsil eden “Powell kanadı” ile enflasyonu daha sert yöntemlerle kontrol altına almak isteyen “Warsh kanadı”.

Warsh Doktrini ve enflasyon verilerine yaklaşım

Resmî üretici fiyat endeksi verilerindeki yükselişe rağmen Warsh’ın farklı bir para politikası yaklaşımı benimsediği görülüyor.

Yeni FED Başkanı, manşet enflasyon verilerinden ziyade bölgesel FED bankalarının hesapladığı ve aşırı fiyat hareketlerini dışarıda bırakan “Trimmed Mean” (Kırpılmış Ortalama) göstergelerine daha fazla önem veriyor. Bu göstergeler, petrol ve gıda gibi kalemlerdeki geçici dalgalanmaların etkisini azaltarak temel enflasyon eğilimini ölçmeyi amaçlıyor.

Bu yaklaşım doğrultusunda Warsh, Dallas FED’in yüzde 2,3 ve Cleveland FED’in yüzde 2,9 seviyesindeki enflasyon göstergelerini referans alarak, temel enflasyonun kontrol altında olduğu görüşünü savunuyor.

Buna göre enflasyon, ek faiz artırımı gerektirecek kadar yüksek değil; ancak Trump’ın talep ettiği ölçüde faiz indirimi yapılabilecek kadar da düşük değil.

Bütçe açığını dizginleme yolları

Warsh, göreve gelmeden önce yaptığı açıklamalarda FED’in piyasalara aşırı ölçüde yönlendirme verdiğini ve para politikası kararlarının yalnızca güncel veriler ışığında alınması gerektiğini sık sık dile getirmişti.

Bu anlayış, son toplantı sonrasında yayımlanan açıklamada da açık şekilde hissedildi. Metin, önceki dönemlerde faiz indirimi olasılığına işaret eden ifadelerden arındırılarak daha tarafsız bir tona büründü ve FED’e gelecekteki kararlarında daha geniş hareket alanı bıraktı.

Açıklama, güçlü iş gücü piyasası ve tüketici harcamalarının desteğiyle ekonomik faaliyetlerin dirençli kalmaya devam ettiğini vurgularken, enflasyonun da hâlâ yüzde 2 hedefinin üzerinde seyrettiğini belirtti.

Öte yandan FED, Orta Doğu’daki savaş nedeniyle daha önce yükselen enerji fiyatlarının yarattığı enflasyon risklerini dikkatle izlemeyi sürdürüyor. Ancak İran ile olası bir barış anlaşması ve Hürmüz Boğazı’nın yeniden enerji sevkiyatına açılabileceğine yönelik haberlerin ardından petrol fiyatlarında görülen gerileme, bu risklerin bir miktar hafiflemesine katkı sağlamış durumda.


Barrack’ın İran müzakerelerinden Irak’ı ayırma planının perde arkası

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack ile görüşmeden bir kare
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack ile görüşmeden bir kare
TT

Barrack’ın İran müzakerelerinden Irak’ı ayırma planının perde arkası

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack ile görüşmeden bir kare
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack ile görüşmeden bir kare

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, gelecek ay yapacağı ABD ziyareti sırasında petrol zengini ülkesini “iflasın eşiğinden” kurtarmaya çalışırken, Bağdat’ı pazartesi ve salı günleri ziyaret eden ABD’nin özel temsilcisi Tom Barrack ise Bağdat’ın beklenen Amerikan ve bölgesel destekten yararlanabilmesi için silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda “gerekenleri yaptığından” emin olmaya çalışıyor.

Güvenilir kaynaklar ve Iraklı yetkililere göre Zeydi ve arkasındaki etkili Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, temmuz ortasında Washington’da görüşeceği ABD Başkanı Donald Trump’ın desteğini almayı umuyor. Şii ittifakındaki iki yetkili, ABD’den sağlanacak ve Körfez ülkelerinin de katkı sunabileceği kredilerin Irak’ın mali krizine çözüm olabileceğini belirtti.

Iraklı kaynaklar, devlet hazinesini canlandırma umuduyla onlarca Iraklı iş insanının da Zeydi’ye Washington ziyaretinde eşlik edeceğini aktardı.

Ancak bu beklentilerin gerçekleşmesi yalnızca silahlı grupların silahsızlandırılmasına değil; ekonomik kaynaklarının ortadan kaldırılmasına, mensuplarının hükümete katılımının engellenmesine ve İran’ın Bağdat’taki rant sağlayan kurumlara erişim kanallarının kesilmesine bağlı. Kaynaklara göre Barrack’ın Bağdat ve Erbil’de yaptığı görüşmelerde bu konular öne çıktı.

sdvgft
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile görüşmesinden bir kare (Reuters)

Parlamentonun güvenoyu vermesinden bu yana Zeydi, Bağdat’ta etkisi gerilemeye başlayan İran nüfuzu ile silahlı grupların gücünü sınırlandırmaya çalışan ABD baskısı arasında yeni bir denge kurmaya çalışıyor. Zamanla hükümetinin taktiksel olarak Washington’a daha yakın bir çizgi izlediği gözlemlendi.

“Başarı Hikâyesi”

Barrack’ın Bağdat’taki girişimleri, İran ve müttefiklerinin büyük tavizler vermeden mevcut gri alanı koruma çabaları ile ABD’nin Irak dosyasını İran’ın nükleer programı ve Hürmüz Boğazı hakkındaki müzakerelerden ayırma isteği arasındaki sessiz mücadelenin işaretlerini ortaya koyuyor. Washington, nihai anlaşmaya kadar 60 günlük bir ateşkes sağlayan mutabakat zaptındaki olası boşluklara karşı önlem almaya çalışıyor.

Salı günü Barrack ve Zeydi, devlet otoritesi dışında faaliyet gösteren tüm silahlı grup ve oluşumların tamamen silahsızlandırılması ve dağıtılması konusunda mutabık kaldı. Bu durum ortak Irak-Amerikan açıklamasında da yer aldı.

Kaynaklara göre ABD’li yetkililer, İran’ın bölgede yeniden nüfuz kazanmak için yeterli zaman ve kaynak elde etmesi ihtimaline karşı Bağdat’ta mümkün olan en büyük kazanımları elde etmeye çalışıyor.

vfrv
Yeni Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat'ta İran'ın Bağdat Büyükelçisi Muhammed Kazım Âl-i Sadık ile görüşmesinden bir kare

Aynı kaynaklar, Trump’ın yeni Irak hükümetinin bir “başarı hikâyesine” dönüşmesini istediğini, ancak Irak dosyasından sorumlu Amerikan istihbarat çevrelerinin böyle bir değerlendirme için henüz çok temkinli davrandığını ifade etti.

Barrack’ın Bağdat ve Şam özel temsilcisi olarak görev süresinin yenilenmesinin ardından gerçekleştirdiği ilk Irak ziyareti, hükümetin “silahların devlet tekelinde toplanması planı”nı başlatmasından yaklaşık iki hafta sonra ve yetkililerin “boğucu” olarak nitelendirdiği mali krizin zirvesinde gerçekleşti.

Bir Iraklı yetkiliye göre hükümet, en iyimser senaryoda bile üç ay içinde bazı iç yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlanabilir.

Mali krizin, Koordinasyon Çerçevesi liderlerini daha gerçekçi bir çizgiye ittiği ve onları kısa sürede silahların devlet kontrolüne alınmasını destekleyen bir kampanyaya yönelttiği belirtiliyor.

Koordinasyon Çerçevesi liderlerinden Hikmet Hareketi Başkanı Ammar el-Hekim de yakın zamanda Bağdat’ta düzenlenen bir etkinlikte, İran’la savaş yaşanmasa bile ittifakın silahların devlet kontrolüne alınması planını uygulayacağını, bunun bir “iç ihtiyaç” olduğunu söylemişti.

cv
“Seraya es-Selam” üyeleri, 4 Haziran 2026'da Bağdat'ın kuzeyindeki Samarra kentinde Irak devlet yapısına entegrasyon sürecinin başlaması dolayısıyla düzenlenen törende slogan atarken (AP)

Buna rağmen gözlemciler, İran’ın plana yönelik sessizliği nedeniyle sürece kuşkuyla yaklaşıyor. Haziran ayı başından bu yana Tahran yönetimi, Iraklı müttefiklerinin devlet kurumlarına entegrasyou konusunda resmi bir açıklama yapmadı. Buna karşılık İran, Lübnan Hizbullahı ve silah meselesini müzakerelerde gündemde tutmaya devam ediyor.

İran’ın Bağdat Büyükelçisi Muhammed Kazım Al-i Sadık’ın, Barrack’ın Başbakan Zeydi ile görüşmesinden yalnızca iki saat sonra Zeydi’yi ziyaret etmesi dikkat çekti.

Silahsızlandırmanın “Peşinatı”

Bağdat’taki karar alma mekanizmalarında belirgin bir pragmatizm hâkim. Koordinasyon Çerçevesi’nden bir isim, ittifak içinde giderek daha fazla kişinin silahların devlet kontrolüne alınması planına gerçekçi yaklaştığını söyledi.

Yetkili, bazı çevrelerin bu planı Irak’ı izole etmeye hazırlanan bölgesel ve uluslararası aktörlerin güvenini kazanmak için verilen bir “peşinat” olarak gördüğünü belirtti.

Aynı isim, son toplantılarda bazı liderlerin Arap dünyasında şekillenen yeni güvenlik ve siyasi yaklaşım nedeniyle Irak’ın en iyi ihtimalle “dost olmayan ülke” kategorisine girebileceği yönündeki endişelerini dile getirdiğini aktardı.

Bir başka Iraklı yetkili ise şu ana kadar üç silahlı grubu kapsayan planın, Irak’ın Arap ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerindeki sorunları gidermeyi amaçladığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bir ABD’li yetkili, haziran başında Koordinasyon Çerçevesi liderlerinden ikisine, silahlı grupların silahlarına erişemeyeceğini doğrulayacak şeffaf mekanizmalar bulunmadığı için mevcut planın daha fazla netliğe ihtiyaç duyduğunu iletti.

Bununla birlikte Washington, süreci yıllardır görülmeyen ölçüde “umut verici bir adım” olarak değerlendiriyor ve ani, radikal silahsızlandırma hamlelerinin zorluklarını anlıyor. Ancak ABD’ye göre başarının ölçütü, sürecin sadece şekli bir uygulama olmadığı konusunda güvence verilmesi olacak.

Şimdiye kadar Selam Tugayları, Asaib Ehl el-Hak ve İmam Ali Tugayları, Haşdi Şabi’den ayrıldıklarını açıklayarak plana katıldı.

Silahların akıbetine ilişkin teknik mekanizma henüz netleşmemiş olsa da hükümete yakın isimler, Başbakan Zeydi’nin artık bu unsurların hareketlerinden ve silahlarından sorumlu olduğunu, geri kalan ayrıntıların ise ikincil önemde bulunduğunu ifade ediyor.

Daha sert bir yaklaşım

Barrack’ın Bağdat ziyareti Zeydi’ye destek vermeyi amaçlıyordu. İki Iraklı yetkiliye göre Washington, hükümetten silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda daha sert ve daha net adımlar bekliyor.

Bir başka yetkili, Barrack’ın görüşmelerinde ABD’nin ekonomik büroların tasfiyesini ve İran’ın Irak kaynaklarından yararlanmasının önlenmesini teşvik ettiğini aktardı.

“Iktisadi bürolar” ifadesi Irak’ta yıllardır, silahlı grupların mali ve ticari çıkarlarını yöneten ve gelirlerini artıran yapılar için kullanılıyor.

Bazı çevrelere göre Barrack’ın görevi, petrol, iletişim ve ulaştırma sektörlerinde yatırım yapmaya hazırlanan Amerikan şirketlerinin önündeki engelleri temizleyen bir “mayın temizleyici” rolüne benziyor. Bu sektörlerin son on yılda İran Devrim Muhafızları için önemli gelir alanlarına dönüştüğü belirtiliyor.

vdfb
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ı Şam'da kabul ederken (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Batılı diplomatlar ve Iraklı yetkililer, Barrack’ın Zeydi’yi bölgede kabul gören ve başarılı bir ortak olarak konumlandırmaya çalıştığını, ancak bunun silahlı grupların gücüne göz yumarak yapılamayacağını ifade ediyor.

Diplomatlardan biri, Trump’ın Barrack’ın yaklaşımını desteklediğini ancak İran’la yürütülen müzakerelerin zamanlamasını da dikkate alan hızlı sonuçlar istediğini söyledi.

Bir Iraklı yetkili ise Koordinasyon Çerçevesi içinde, Barrack’ın Bağdat’ı Tahran yerine Şam’a yakınlaştıracak yeni bir denklem kurmaya çalıştığı yönünde değerlendirmeler yapıldığını ve Şii siyasi güçlerin bundan rahatsızlık duyduğunu aktardı.

İflas ve toplumsal öfke korkusu

ABD’nin değişimi hızlandırma isteğinin arkasında Irak’ın mali sıkıntıları da bulunuyor.

Kaynaklara göre Şii ittifak liderleri haziran başında Başbakan Zeydi’nin katıldığı bir toplantıda iflas riski ve toplumsal öfke ihtimalini gündeme getirdi.

Toplantıda bir lider, mevcut göstergeler ışığında üç ay içinde maaş ödemelerinde ve diğer iç yükümlülüklerde ciddi sorunlar yaşanabileceğini belirterek, bu durumda halkın tepkisini kontrol edebileceklerine dair garanti bulunmadığını söyledi.

Iraklı gazetecilerin aktardığına göre Zeydi, geçen hafta düzenlenen bir basın buluşmasında devlet hazinesine yalnızca 1 trilyon Irak dinarı (yaklaşık 1 milyar dolar) girdiğini, buna karşılık kamu çalışanlarının maaşları ve diğer harcamalar için yaklaşık 10 trilyon dinara ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Resmi olmayan tahminlere göre Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle Irak günde yaklaşık 250 milyon dolar gelir kaybetti. Bu durum güney limanlarından yapılan petrol ihracatının yüzde 90’dan fazlasının durmasına yol açtı.

Kaynaklar, Şii ittifak liderlerinin büyük çoğunluğunun hükümetin krizle mücadele için hazırladığı siyasi, güvenlik ve ekonomik reform paketini desteklediğini belirtti.

Bununla birlikte hükümetin Batılı ve Körfezli kreditörlerden finansman sağlamaya çalıştığı, ancak İran’la yaşanan savaşın etkilerinin Bağdat’ın yardım bulma çabalarını zorlaştırdığı ifade ediliyor.

Silahsızlanmanın ödülü

Başbakan Zeydi’yi destekleyen siyasi ittifakı zorlayan başka bir sorun da bulunuyor. Silahsızlanma girişimine katılan bazı gruplar, bunun karşılığında hükümette görev bekliyor.

Bu gruplar yeni makamları “hak edilmiş bir ödül” olarak görüyor. Ancak kendi tabanlarına karşı silah bırakmanın siyasi maliyetinin çok daha yüksek olduğunu düşünüyorlar.

cvfgthy
Irak’taki Haşdi Şabi’ye bağlı bir devriye birliği (Haşdi Şabi Resmî İnternet Sitesi)

Bu nedenle ABD’nin terör listelerinde bulunan kişilerin yeni hükümete girmesine karşı çıkması durumunda söz konusu grupların Zeydi’ye rahatsızlık verecek tepkiler göstermesi bekleniyor.

Kaynaklara göre Koordinasyon Çerçevesi, Zeydi’den Washington’a gitmeden önce boş bakanlık koltuklarını doldurmasını istedi. Ancak Şii ittifak içindeki bir lider, Barrack’ın son görüşmelerde, silahlı gruplarla bağlantılı isimlerin hükümete alınmasının Zeydi’nin Beyaz Saray’da Trump’ın yanında otururken kendisini rahat hissettirmeyeceğini söylediğini aktardı.

Başbakanlık Basın Ofisi, silahlı grupların silahları veya hükümete katılımları konularının gelecek ay Beyaz Saray’daki görüşmede gündeme gelip gelmeyeceğine ilişkin sorulara yanıt vermedi.

Buna rağmen Iraklı yetkililere göre Zeydi, ABD Başkanı Trump’ı, Körfez ülkelerinin de yer aldığı bir kredi ve yatırım koalisyonu oluşturmaya ikna etmeye çalışacak. Bağdat yönetimi bunun karşılığında Amerikan ve bölgesel şirketlere yeni yatırım fırsatları sunmayı planlıyor.


Patron benim… Nikotin bandın var mı?... G7 liderleri arasında geçen samimi diyaloglar

 ABD Başkanı Donald Trump, G7 liderleriyle düzenlenen çalışma yemeği sırasında Almanya Başbakanı Friedrich Merz (solda), Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa (sağda) ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile sohbet ediyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, G7 liderleriyle düzenlenen çalışma yemeği sırasında Almanya Başbakanı Friedrich Merz (solda), Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa (sağda) ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile sohbet ediyor. (AP)
TT

Patron benim… Nikotin bandın var mı?... G7 liderleri arasında geçen samimi diyaloglar

 ABD Başkanı Donald Trump, G7 liderleriyle düzenlenen çalışma yemeği sırasında Almanya Başbakanı Friedrich Merz (solda), Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa (sağda) ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile sohbet ediyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, G7 liderleriyle düzenlenen çalışma yemeği sırasında Almanya Başbakanı Friedrich Merz (solda), Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa (sağda) ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile sohbet ediyor. (AP)

Dünya’nın en büyük yedi sanayi ülkesinin liderleri, savaşlar, ticaret ve ekonomi gibi küresel ölçekteki zorlu dosyaları görüşmek üzere bir araya gelirken, zirve koridorlarında açık kalan mikrofonlar resmi toplantıların ötesindeki farklı tabloyu da ortaya koydu. Açık mikrofonlara yansıyan samimi sohbetler ve esprili anlar, liderlerin insani yönlerini gözler önüne sererken, zirvenin ciddi atmosferine renk kattı.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, zirve sırasında mikrofonlara yansıyan dikkat çekici ve eğlenceli kulis konuşmalarından bazıları şöyle:

Trump liderlerle şakalaşıyor: “Patron benim”

ABD Başkanı Donald Trump, zirvenin son gününde bugün (çarşamba) gerçekleştirilen sabah oturumuna gecikmeli katıldı. Trump, daha sonra resmi atmosferi esprili bir çıkışla yumuşatarak oval masa etrafında oturan liderlere hitaben, “Patron benim” ifadesini kullandı. Trump’ın sözleri salonda bulunan liderler arasında kahkahalara neden oldu.

Meloni sigarayı bıraktığını açıkladı

Zirvede dün (salı) dikkat çekici anlardan biri, Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’ye o sabah sigara içip içmediğini sormasıyla yaşandı. Meloni ise 1 Mayıs’tan bu yana sigara içmediğini açıkladı.

Meloni’nin açıklaması, Kanada, Birleşik Krallık, Japonya ve Avrupa Birliği (AB) liderlerinden tebrik ve destek mesajları alırken, Kanada Başbakanı Mark Carney de kolunu tutarak esprili bir şekilde, “Nikotin bandın var mı?” diye sordu. Carney’nin sözleri, sigarayı bırakma sürecinde kullanılan nikotin bantlarına gönderme olarak salondakileri gülümsetti.

Spor tartışmaları

Zirvede, organizasyonun Dünya Kupası maçlarıyla aynı döneme denk gelmesi nedeniyle spor sohbetleri de gündemin bir parçası oldu.

Dün liderlerin öğle yemeğinde bir araya geldiği sırada Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve diğer bazı liderler futbol maçlarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bu sırada katılımcılardan birinin, Fransa Milli Takımı’na yönelik destek sloganı olan “Haydi Maviler!” diye tezahürat yaptığı duyuldu.

Ayrıca bir başka liderin, Paris Saint-Germain’in UEFA Şampiyonlar Ligi’ndeki son zaferi hakkında konuştuğu da mikrofonlara yansıdı.

Öte yandan Trump, pazar günü Beyaz Saray’da düzenlenen karma dövüş sanatları etkinliğine katılımından heyecanla söz etti. Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer ise Yeşil Burun Adaları Milli Takımı’nın İspanya karşısında aldığı sürpriz beraberlikten duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Grönland’a yönelik belirsiz bir ima

Zirvenin en merak uyandıran anlarından biri ise açık mikrofonlara yansıyan kısa bir Trump-Costa diyaloğu oldu. Trump ile Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa arasında geçen kısa konuşmada Trump’ın, “Anlıyor musun?” dedikten sonra duraksayarak doğrudan Costa’ya baktığı ve ardından yalnızca “Grönland” dediği duyuldu. Ancak konuşmanın bağlamı ve söz konusu ifadeye neyin yol açtığı netlik kazanmadı.

Trump’ın bu sözleri, daha önce Danimarka’ya bağlı özerk bölge olan Grönland’ı ABD’ye katma yönündeki isteğine ilişkin açıklamalarının yarattığı tartışmaları yeniden gündeme taşıdı.

Macron saatini unuttu

Zirvede yaşanan bir diğer eğlenceli olay ise Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un dünkü çalışma yemeğinin ardından saatini unuttuğunun fark edilmesiyle yaşandı.

Kanada Başbakanı Mark Carney’nin duruma dikkat çekmesinin ardından Trump esprili bir şekilde araya girerek saatin kendisinde kalmasını istedi. Trump’ın bu çıkışı salondaki liderler arasında kahkahalara neden oldu.

Liderler birbirlerine hediyeler verdi

Toplantıların yanı sıra liderler arasında çeşitli sembolik hediyeleşmeler de yaşandı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, gelecek yıl Fransız Alpleri’nde düzenlenecek Dünya Bisiklet Şampiyonası’nın tanıtımına katkı sağlamak amacıyla diğer yedi lidere özel bisikletler hediye etti. Uluslararası Bisiklet Birliği Başkanı David Lappartient, bu bilgiyi sosyal medya hesabından paylaştı.

Öte yandan Almanya Başbakanı Friedrich Merz, ABD Başkanı Donald Trump’a üzerinde ‘Trump’ yazan ve 47 numarasını taşıyan Almanya Milli Futbol Takımı forması hediye etti. Formadaki 47 numarasının, Trump’ın başkanlık görevine gönderme yaptığı belirtildi. Trump, fotoğraf çekimi sırasında formayı kaldırarak kameralar karşısında gülümsedi, ardından formayı bir kenara bıraktı.

Merz de hediyenin fotoğrafını sosyal medya hesabında paylaşarak gönderisine kısa bir not ekledi: “Sonuçta hepimiz aynı takımdayız.”