​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
TT

​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ta Fetih Koalisyonu ve diğer bazı Şii güçlerin Adnan ez-Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı olmalarına rağmen Zurfi, parlamentodan güvenoyu almasını sağlayacak çoğunluğun desteğini kazanmak üzere gibi görünüyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii güçlerini Zurfi’ye alternatif bir isim belirlemeye zorlama çabaları pratik sonuçlar vermezken Zurfi’nin çok sayıda Şii tarafın desteğini aldığı, bununla birlikte Sünni ve Kürt siyasi bloklarından açıkça bir ret ile karşılaşmadığı anlaşılıyor.
Ancak Zurfi’nin adaylığına,  Asaib Ehli'l Hak’a bağlı Sadikun Grubu’nun içinde yer aldığı Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, eski başbakanlardan Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu ve gözlemcilerin hala kararsız olduğuna inandıkları Ammar el-Hekim liderliğindeki Ulusal Hikmet Koalisyonu gibi önde gelen Şii siyasi bloklar tarafından karşı çıkılıyor.
Buna karşın Irak eski Başbakanı Haydar el-İbadi liderliğindeki Nasır (Zafer) Koalisyonu ve Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi'nin desteklediği Sairun Koalisyonu gibi Şii siyasi bloklar, Zurfi’yi destekliyorlar. Sünni ve Kürt blokları ise Zurfi’yi destekleme veya desteklememe konusunda herhangi net bir tutum ortaya koymuyorlar.
Irak resmi haber Ajansı INA’ya göre Zurfi’nin parlamentodan kabinesinin ve hükümet programının oylanması amacıyla düzenlenecek olağanüstü oturum için bir tarih belirlemesini istiyor. Bu arada Zurfi, hükümet programını 4 Nisan Cumartesi günü Meclis Başkanlığı’na sunmuştu.

Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii kanadı, Zurfi’nin adaylığına karşı çıkma pozisyonunda birleştirme çabaları konuşulurken Iraklı siyasi bir kaynağın yerel haber sitelerinde yer alan açıklamasına göre Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti.
Sadr ile görüşmenin Kudüs Gücü Komutanı’nın gündeminde olduğunu söyleyen kaynak, ancak Sadr’ın bu görüşmeyi reddettiğini ve Irak’ın iç işlerine müdahale edilmemesi gerektiğini belirten bir mesaj gönderdiğini belirtti. Kaynak, Sadr'ın Askeri Danışmanı Ebu Dua İsavi’nin Sadr’dan Kaani’ye ‘Irak’ın yeni bir hükümet kurulması konusunda herhangi bir dış müdahaleyi reddettiği’ şeklinde yazılı bir mesaj ilettiğini söyledi.

Abdulmehdi görevde kaldı
İran’a yakın güçler olarak nitelendirilen başlıca Şii güçlerin, Zurfi’nin ‘anayasaya aykırı bir şekilde’ hükümeti kurmakla görevlendirildiği ve ‘ABD yanlısı’ olduğu şeklindeki suçlamalarla yaptığı tüm itirazlara rağmen Sadr Hareketi, Zurfi’nin adaylığına karşı olduğunu hiç söylemedi. Bütün göstergeler, Sadr Hareketi’nin desteklediği Sairun Koalisyonu’nun mümkün olan en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını istediğine işaret etti.
Sairun Koalisyonu Milletvekili Riyad el-Mesudi konuyla ilgili açıklamasında, “Mesele, bazı istismarlar, ertelemeler ve gecikmelerin neden olduğu anayasal boşluklardan ve Zurfi'nin başarısız olma sürecinde Iraklıların ‘tartışmaları ve kabullenişleri’ gibi ifadelerin seçimlerinden kaynaklanıyor. Sairun Koalisyonu, ülkenin her alanda yaşadığı büyük zorluklar nedeniyle en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını önceliyor. Bazı siyasi bloklar, Adil Abdulmehdi'nin başbakan olarak kalması için başbakan adaylarını kasıtlı olarak reddetti. Çünkü böylece büyük kazançlar elde ettiklerini düşünüyorlar” diye konuştu.
 
Şii güçler tansiyonu yükseltiyor
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı çıkan hareketlerle birlikte, İran yanlısı silahlı gruplar da söylemlerini sertleştirdiler. İran yanlısı silahlı sekiz grup yayınladıkları ortak bir bildiri ile Adnan ez-Zurfi'yi ‘ABD’nin istihbarat ajanı’ olmakla suçlayarak bazı milletvekillerinin onu desteklemesini ise kınadılar.
Bu gerilim, Kaani'nin Şii güçler arasında Zurfi’nin adaylığına karşı fikir birliği elde etme çabalarına dair bir izlenim verebilir. Bununla birlikte gözlemcilere göre Sünni ve Kürt siyasi güçlere mevcut tutumlarından vazgeçmeleri şeklinde gönderilen bir mesaj da olabilir.
Ortak bildirinin yayınlanmasından birkaç saat sonra, Mukteda es-Sadr adına paylaşımlarda bulunmasıyla bilinen Salih Muhammed el-Iraki, Facebook hesabından, “Birçok siyasetçi ve kendilerini ‘Direniş Grupları’ olarak adlandıran gruplardan bazıları, belalardan ve salgınlardan rahatsız olmayıp hala çıkarları peşinde koşuyorlar. Direniş Grupları’na şunu söylemek istiyorum; ‘Dünyaya olan bu sevginizi dizginleyin. Çünkü halkınız ölüm, yaklaşan bir savaş ve Allah korusun salgının eşiğinde.’” ifadelerini kullandı.

İran’ın rolü zayıflıyor
Iraklı araştırmacı ve akademisyen Akil Abbas konuya ilişkin olarak İndepenedent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, “Süleymani ve Mühendis suikastının yanı sıra koronavirüs krizinden sonra İran’ın rolü zayıfladı. Bu durum, Kaani’nin Irak'taki görevinin başarısızlıkla sonuçlanmasına katkıda bulundu. İran’ın nüfuzu güçlü olmasa ve Şii güçlere kendi iradesini dayatamasa bile Kaani’nin başarısızlığının tek nedeni İran’ın rolünün zayıflaması değil” diye konuştu.
Ekonomik yaptırımlar ve koronavirüs krizinin bazı Şii aktörleri İran'ın iradesine meydan okuyacak şekilde güçlendirdiğini söyleyen Abbas, “Sadr’ın Kaani ile görüşmeyi reddetmesi şaşırtıcı bir durum değil. Sadr daha önce de birkaç kez bazı İranlı politikacılarla görüşmeyi reddetti. Hatta bazı durumlarda Süleymani ile görüşmeyi de reddettiği söylendi. Sadr, İran'ın gücüne bir tür başkaldırıyor. Fakat bu düşmanca değil, yumuşak bir başkaldırıdır” yorumunda bulundu.
Zurfi’nin kabinesinin parlamento tarafından onaylanma şansının çok yüksek olduğunu düşünen Abbas, Zurfi hükümetinin güvenoyu alma imkanının son saatlerde yapılacak anlaşmalara bağlı olduğunun da altını çizdi. Silahlı grupların Zurfi'ye karşı çıkmaları ve açıkça tehdit etmelerinin, onu parlamento çatısı altında engelleyecek güce sahip olmadıkları izlenimi verdiğini söyleyen Abbas, “Düşük petrol fiyatları ve koronavirüs krizinin yanı sıra yarı felçli geçici bir hükümetin varlığından kaynaklanan Irak’ta mevcut durum, siyasi elitlerin Zurfi’nin hükümet kurma çalışmalarını sürdürmesi için baskı yapmalarına neden oluyor” şeklinde konuştu.
Başbakanlık konusundaki tartışmaları sürdürmenin Adil Abdulmehdi’nin görevini sürdürmesini destekleyen taraflar için bir zaman kazanma taktiği olduğuna inandığını belirten Abbas, “Iraklılar bu davranışı ülkede yaşananlara karşı bir kayıtsızlık olarak yorumladı. Bu durum eğer koronavirüs riski azalırsa yüksek katılımları protestolara dönüşebilir” dedi.

Müzakere sayfası
Öte yandan siyaset araştırmacısı Hişam el-Muzani İndependent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Sadr, İran ekolüne karşı ideolojik bir model. Bununla birlikte Süleymani’nin öldürülmesinden sonra genel olarak Irak'taki Şiiler siyasi krizle ilgili bağlantılarında farklılaştılar. Sadr, kendisini Batı ve Doğu'da ılımlı bir Şii alternatifi olarak sunup yeni bir imaj oluşturmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kaani’nin Şii güçleri birleştirme görevinde başarısız olmasının nedeninin Süleymani’nin olmayışı değil, ABD’nin stratejisiyle doğrudan çatışmaya yönelmesi olduğunu söyleyen Muzani, söz konusu ABD stratejisinin, Zurfi’ye destek konusunda Şii siyasi güçlerin tutumunda çatlaklar yaratan, vizyonundaki bir değişiklik olduğunu belirtti.
Geleneksel Şii güçlerin en büyük korkularının, ABD ile İran arasında müzakere konusu haline gelmeleri, gözden çıkarılmaları ve doğrudan hedef alınmaları olduğuna dikkati çeken Muzani, “Bu güçlerin İran'ın elinde bir pazarlık konusu haline gelmesi, onlar için ABD’nin hava saldırılarından daha da kötü” diye konuştu.

Şii güçler arasında endişe ve parçalanma korkusu
Independent Arabia’ya konuşan gazeteci yazar Felah ez-Zehebi ise şunları söyledi;
“Tüm göstergeler, Zurfi’nin siyasi güçlerin çoğunun desteğini aldığına işaret ediyor. Bazılarının bunu, Haşdi Şabi çatısı altında olmayan silahlı gruplardan korktukları için açıklamadıklarına inanılıyor. İran, Irak'ı ABD ile müzakere edebileceği bir yangın yeri olarak görüyor. Ancak tam da yaptırımların bir kısmının kaldırılmasını beklerken ortaya çıkan tüm koşullar İran'a baskı yapıyor. Şii siyasi güçlerin çoğu, Zafer Koalisyonu ve Kanun Devleti Koalisyonu tarafından desteklendiği için Zurfi hükümetini destekliyor. Ammar el-Hekim ise sopayı dengede tutmaya çalışıyor. Ancak en sonunda bir yana ağırlık vermek zorunda kalacak. Sadr, ‘utanmaz milisler’ olarak nitelendirdiği tarafları yenerek Zurfi hükümetinin parlamentodan geçmesi için baskı yapacak. Temel endişe ise Zurfi'nin iktidara geldikten sonra bu güçlere yönelmesi ihtimaliyle ilgili. Şii güçler parçalandılar ve çatışma aşamasından aşınma aşamasına geçtiler.”



Türk sinemasının usta ismi Kadir İnanır hayatını kaybetti

Fotoğraf: Instagram / @kadirinanir
Fotoğraf: Instagram / @kadirinanir
TT

Türk sinemasının usta ismi Kadir İnanır hayatını kaybetti

Fotoğraf: Instagram / @kadirinanir
Fotoğraf: Instagram / @kadirinanir

Kimileri için Tatar Ramazan, kimileri için "Yılanların Öcü" filmindeki Kara Bayram, birçokları içinse "Selvi Boylum Al Yazmalım"ın İlyas'ı...

Türk sinemasının en büyük yıldızlarından Kadir İnanır, 14 Mayıs’ta rahatsızlanarak kaldırıldığı hastanede 77 yaşında hayatını kaybetti. 2018, 2021 ve 2024 yıllarında geçirdiği pıhtı atmaları nedeniyle yaşamının son dönemini sağlık sorunlarıyla geçiren İnanır, İstanbul'da zatürre tedavisi gördüğü hastanede 21 Mayıs'ta entübe edilmişti.

Yeşilçam'ın en önemli aktörleri arasında yer alan Kadir İnanır, 24 Mart 2024'te beynine pıhtı atması nedeniyle hastaneye kaldırılmış, uzun süren yoğun bakım tedavisinin ardından taburcu edilmişti.

1949 yılında Ordu'nun Fatsa ilçesinde aslen Trabzon Sürmeneli bir ailenin 14'üncü ve son çocuğu olarak dünyaya gelen İnanır, lise eğitimini İstanbul'da yatılı okuduğu Haydarpaşa Lisesi'nde tamamladı. Ardından şu anki adı Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi olan İstanbul Gazetecilik Yüksekokulu'nda Radyo-Televizyon Bölümü'nü bitirdi.

1968 yılında Ses dergisinin düzenlediği ve Engin Çağlar, Sümer Tilmaç ve Demir Karahan gibi daha sonra ünlenecek isimlerin de katıldığı Sinema Artisti Yarışması'nda derece alamasa da aynı yıl Saklambaç gazetesinin Fotoroman Artisti Yarışması'nı kazanmayı başardı. 1968'de "Yedi Adım Sonra" filminde aldığı rolle de sinemaya adım attı. İlk başrolünü ise 1970'de Atıf Yılmaz'ın yönettiği "Kara Gözlüm" filminde, ilerleyen yıllarda birçok yapımda daha birlikte rol alacağı Türkan Şoray'la oynadı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan taziye mesajında, "Türk sinemasının usta aktörlerinden Kadir İnanır'ın vefat ettiğini büyük bir üzüntüyle öğrendim. Sayın Kadir İnanır'a Allah'tan rahmet niyaz ediyor; ailesine, yakınlarına, sevenlerine ve tüm sanat camiamıza başsağlığı dileklerimi iletiyorum" ifadelerini kullandı.

Haberi üzüntüyle öğrendiğini söyleyen Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Kendisine Allah'tan rahmet; ailesine, sevenlerine ve sanat camiamıza başsağlığı dilerim" dedi.

CHP Grup Başkanı Özgür Özel mesajında İnanır için, "Halktan, emekten yana duruşuyla, sanatına kattığı değerle gönüllerimizde silinmeyecek bir iz bıraktı" dedi.

Ekrem İmamoğlu adına Instagram hesabında, "Onurlu, namuslu, haksızlığa boyun eğmeyen bir adamdı ve bu yüzden onu sevdik" mesajı paylaşıldı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, Sen Türküler Söyle filminde Hayri karakterini, "yüreğinde hissederek", "Ben gidiyorum, kendi bildiğim türküleri söylemeye... " sözlerini alıntıladı.

"Türkülerin tükenmesin, yattığın yer incinmesin, mekanın cennet olsun Kadir abi" dedi.

Komedyen Cem Yılmaz, "Kıymetli büyüğümüz, sinemamızın devi Kadir İnanır abimizin mekanı cennet olsun, başta ailesi tüm sevenlerinin başı sağolsun. Gönüllerde yaşayacak, unutulmayacaktır" mesajıyla İnanır'ı andı.

15 Nisan 1949'da Ordu'nun Fatsa ilçesinde doğan Kadir İnanır, 70'li yılların başında sinema oyunculuğuna başladı.

Kariyeri boyunca 180'den fazla filmde rol aldı.

"Selvi Boylum, Al Yazmalım", "Yılanların Öcü", "Bir Yudum Sevgi", "Ah Güzel İstanbul" ve "Tatar Ramazan" gibi filmlerdeki performanslarıyla yıldızlaştı.

Adana Altın Koza Film Festivali'nde ayrı dönemlerde "Yaşam Boyu Onur Ödülü" ve "Cumhuriyetin 100. yılında ''Sinemamızın Yüzü'' Ödülü"ne layık görüldü.

Altın Portakal Film Festivali, Altın Koza Film Festivali ve Ankara Film Festivali'nde "En İyi Erkek Oyuncu" ödüllerine layık görüldü.


Muhammed Ali'den Giancarlo Esposito'ya... İslam'ı seçen ünlüler

Muhammed Ali'den Giancarlo Esposito'ya... İslam'ı seçen ünlüler
TT

Muhammed Ali'den Giancarlo Esposito'ya... İslam'ı seçen ünlüler

Muhammed Ali'den Giancarlo Esposito'ya... İslam'ı seçen ünlüler

Amerikalı oyuncu ve yönetmen Giancarlo Esposito, Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad’da "7 Dogs" filminin çekimleri sırasında gördüğü insani ve ahlaki muameleden derinden etkilendi. Rol arkadaşlarının ve set ekibinin kendisine gösterdiği hüsnüniyetin (iyi niyetin) etkisi, sadece bir rahatlık ve şükran duygusuyla sınırlı kalmadı; bunu çok daha öteye taşıdı. Suudi Arabistan Genel Eğlence Kurumu Yönetim Kurulu Başkanı  Turki Al Şeyh tarafından paylaşılan videoya göre 68 yaşındaki Esposito, "Krallık'taki çekimler sırasında Müslümanlarla kurduğu iletişimdeki samimiyet ve huzurdan etkilenerek" camide namaz kıldı ve Kelime-i Şehadet getirdi.

dvfdebf
ABD’li aktör ve yönetmen Giancarlo Esposito, Kızıldeniz Film Festivali’nde (Instagram)

Dünyaca ünlü "Breaking Bad" dizisinin yıldızı, İslam'ı seçtiğini ilan eden ilk Batılı ünlü değil. Tarih; aktörlerden müzisyenlere, sporculardan sanatçılara kadar İslamiyet'i seçen dünyaca ünlü isimlerle dolu. Gençliğinde Katolik bir eğitim alan ve bir dönem rahip olmayı bile düşünen Esposito, Muhammed Ali "Clay" ile başlayan bu uzun zincirin son halkalarından biri oldu.

Dave Chappelle ve Zemzem Suyu

Binlerce insanın karşısında esprilerini ve komik hikayelerini anlatmasını beklediği dünyaca ünlü Amerikalı komedyen Dave Chappelle, henüz 17 yaşındayken bir pizzacıda çalışan bir gencin karşısında adeta büyülenmişti. Amerikalı usta televizyoncu David Letterman ile 2020 yılında yaptığı röportajda Chappelle, İslam'ı seçiş öyküsünü paylaştı.

Washington'daki evinin tam karşısında bulunan pizzacıdaki çalışanlardan biri, dinine son derece bağlı bir Müslümandı. Chappelle ile bu genç arasında ahlak, insanlık ve maneviyat üzerine derin sohbetler başladı. Genç adamın üzerinde bıraktığı ve ruhunun derinliklerine işleyen bu sohbetlerin ardından Chappelle, henüz reşit olma arifesindeyken İslam'ı seçti.

Hayatı boyunca İslami ibadetlerine bağlı bir yaşam süren Chappelle'in, özellikle zemzem suyu ile çok özel bir bağı bulunuyor. "Time" dergisine verdiği bir röportajda, Mekke-i Mükerreme'deki Zemzem Kuyusu'na yaptığı ziyareti anlatan Chappelle, bu mübarek suyun kendisi için tam bir huzur kaynağı olduğunu belirtmişti. Dinî inancının mesleğinde de kendisine rehberlik ettiğine inanan 52 yaşındaki Chappelle, çocuklarına İbrahim, Süleyman ve Sana isimlerini verdi.

Cat Stevens'ın "Yusuf İslam" Olduğu Gün

Dünyaca ünlü şarkıcı Cat Stevens, 1948 yılında Londra’da, Ortodoks Kıbrıslı bir baba ile Baptist İsveçli bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Katolik okulunda eğitim gördü, ardından hayat yolu olarak müziği seçti.

1970'lerde Fas'ta yaptığı bir tatil sırasında ilk kez ezan sesini duydu ve bu ses onda büyük bir merak uyandırdı. Ancak bu çağrının hayatındaki tam karşılığını bulması için birkaç yıl daha geçmesi gerekecekti. 1976 yılında ABD’nin Malibu sahillerinde yüzerken boğulma tehlikesi geçirdi. O ölüm kalım anında Tanrı'ya yalvardığını belirten sanatçı, "Tanrım, eğer beni kurtarırsan hayatımı senin için yaşayacağım" dediğini aktarır.

Boğulmaktan kurtulduktan kısa bir süre sonra, erkek kardeşi kendisine Kur'an-ı Kerim'in bir çevirisini hediye etti. Kur'an'ın içeriğinden derinden etkilendiğini ve kutsal kitabı okumasının hayatında bir dönüm noktası olduğunu belirten sanatçı, İslamiyet'i kabul etti. Hz. Yusuf’a ithafen "Yusuf İslam" adını aldı ve pop müzik kariyerine son vererek insani ve manevi içerikli eserlere yöneldi. Sanatçı, çalışmalarından elde ettiği gelirleri ise başta ihtiyaç sahibi yüzlerce Müslüman çocuğa ücretsiz eğitim sağlamak olmak üzere çeşitli insani yardım faaliyetlerine vakfetti.

Sinéad O'Connor başını örttü

Sinéad O'Connor, 1999 yılında rahibeliğe kadar uzanan ve "Rahibe Bernadette Mary" adını aldığı fırtınalı bir manevi arayışın ardından İslam'ı seçen en ünlü şarkıcılardan biri olarak hafızalara kazındı.

İrlandalı merhum şarkıcı, 2018 yılında 52 yaşındayken Müslüman olduğunu duyurdu. İslam alimi Şeyh Ömer El-Kadri'nin eşlik ettiği bir merasimle başını örten O'Connor, "Shuhada' Sadaqat" (Şüheda Sadakat) ismini aldı.

Kardeş Jackson Bahreyn'den Müslüman olarak döndü

Amerikalı pop ikonları Jackson ailesinin bir üyesi ve Michael Jackson’ın ağabeyi olan şarkıcı Jermaine Jackson, 1989 yılında Bahreyn’e yaptığı bir seyahat sırasında bölge halkının dindarlığından, takvasından ve inançlarına olan bağlılığından derinden etkilendi.

Tüm aile bireylerinin "Yehova'nın Şahitleri" öğretisine bağlı olarak yetiştiği bir aileden gelmesine rağmen, bu seyahatin ardından İslam'ı seçmeye karar verdi ve "Muhammed Abdülaziz Şerif" adını aldı.

sdvfdev
Jermaine Jackson, 1989 yılında Bahreyn’e yaptığı bir ziyaretin ardından İslam’ı din olarak seçti (Reuters)

Müzik kariyerine orijinal ismiyle devam eden Jackson, İslamiyet'in kendisine her zaman iç huzuru, tevazu ve doğru yolu bulma bilinci aşıladığını sık sık dile getirdi.

Cassius Marcellus'tan Muhammed Ali'ye

Sanat dünyasında olduğu gibi spor dünyasında da İslamiyet'i seçen efsane isimlerin sayısı bir hayli fazla. Bu alanda hikayesi tüm dünyaya ilham veren en ikonik isim şüphesiz, 1942 yılında ABD’de Cassius Marcellus Clay adıyla doğan efsanevi boksör Muhammed Ali'dir.

sdvgfr
Muhammed Ali Clay, 1986 yılında Kahire’deki bir camide namaz kılarken (AFP)

Irkçılığın gölgesinde geçen çocukluğu sırasında Baptist Hristiyan okulunda eğitim gören ve 12 yaşında vaftiz edilen Clay, 5 yıl sonra ABD’de "Nation of Islam" (İslam Milleti) olarak bilinen hareketle tanıştı. Bu grubun toplantılarına katılan Clay, burada kendisinin manevi ve siyasi hamisi (rehberi) olacak olan insan hakları savunucusu Müslüman lider Malcolm X ve hayatı boyunca kendisine eşlik edecek diğer İslam alimleriyle bir araya geldi.

dfrbr
Muhammed Ali, 1988 yılında Sudan’da namaz kılarken (Wikipedia)

Çok geçmeden İslam'ı kabul eden Clay, "Muhammed Ali" adını aldı. Kendisini bu dine çeken en güçlü unsurun İslam'ın sunduğu adalet ve eşitlik mesajı olduğunu her fırsatta vurguladı. Dinî bağlılığını, 1972 ve 1988 yıllarında Mekke-i Mükerreme'ye yaptığı iki kutsal hac ziyaretiyle de pekiştirdi.

Mike Tyson da Müslüman Oldu

Muhammed Ali’nin izinden giden bir diğer efsane boksör ise 1992 yılında, henüz 26 yaşındayken Müslüman olan Mike Tyson’dı. Kamuoyunda yaygın olarak bilinen anlatıya göre Tyson, Indiana’da cezaevindeyken Malcolm X’in otobiyografisini okuduktan sonra etkilenerek İslam'ı seçti ve "Malik Abdülaziz" ismini aldı.

erbfr
Boksör Mike Tyson, 2022 yılında DJ Khaled ile birlikte Umre ibadetini yerine getirirken (Instagram)

Tyson bu iddiayı doğrudan doğrulamayıp İslam'ı cezaevine girmeden önce seçtiğini belirtse de, İslam öğretilerinin kendisine hayatını tamamen değiştirmek için ihtiyaç duyduğu huzuru, disiplini ve ahlaki pusulayı kazandırdığını her zaman dile getirdi.

Abdülcabbar ve Anelka

Spor dünyasında İslam'ı seçen diğer ünlü isimler arasında, 1970'li yılların efsane basketbol yıldızı Kerim Abdülcabbar (doğum adıyla Ferdinand Lewis Alcindor) yer alıyor. Katolik okul ve kilise kültürüyle büyüyen Abdülcabbar, 1968 yılında 24 yaşındayken Kelime-i Şehadet getirdi.

Benzer şekilde, Fransız futbol yıldızı Nicolas Anelka da 2004 yılında İslam'ı seçerek "Abdüsselam Bilal" adını aldı ancak profesyonel hayatında orijinal ismini kullanmaya devam etti. Anelka, çocukluğundan itibaren İslam dinine aşina olduğunu, bu inancı Paris’teki çocukluk arkadaşları olan ünlü aktörler Omar Sy ve Jamel Debbouze vasıtasıyla tanıdığını belirtmişti.


Rakamlarla Dünya Kupası: Tarihin en golcü milli takımları

24 Haziran 2026'da Meksika'nın Monterrey kentinde düzenlenen 2026 Dünya Kupası müsabakasında, Güney Afrikalı forvet Thapelo Maseko, Güney Kore kalecisi Kim Seung-gyu'nun koruduğu ağları sarsarak takımının ilk golünü kaydederken (Reuters)
24 Haziran 2026'da Meksika'nın Monterrey kentinde düzenlenen 2026 Dünya Kupası müsabakasında, Güney Afrikalı forvet Thapelo Maseko, Güney Kore kalecisi Kim Seung-gyu'nun koruduğu ağları sarsarak takımının ilk golünü kaydederken (Reuters)
TT

Rakamlarla Dünya Kupası: Tarihin en golcü milli takımları

24 Haziran 2026'da Meksika'nın Monterrey kentinde düzenlenen 2026 Dünya Kupası müsabakasında, Güney Afrikalı forvet Thapelo Maseko, Güney Kore kalecisi Kim Seung-gyu'nun koruduğu ağları sarsarak takımının ilk golünü kaydederken (Reuters)
24 Haziran 2026'da Meksika'nın Monterrey kentinde düzenlenen 2026 Dünya Kupası müsabakasında, Güney Afrikalı forvet Thapelo Maseko, Güney Kore kalecisi Kim Seung-gyu'nun koruduğu ağları sarsarak takımının ilk golünü kaydederken (Reuters)

Dünya Kupası'nın görkemi, ilk kez düzenlendiği 1930 yılından bu yana, milli takımların zafer yolculuğunu şekillendiren ve adlarını tarihe altın harflerle kazıyan gol sayılarıyla her zaman yakından ilişkili olmuştur.

2026 Dünya Kupası'ndaki mevcut büyük mücadeleye kadar, belirli futbol ekolleri sayısal üstünlüklerini mutlak bir şekilde kabul ettirmeyi başardı; rakip kaleleri kendi güçlerini ve stratejik üstünlüklerini sergiledikleri kalıcı birer sahneye dönüştürdü. Gollerin dili hiçbir zaman sadece basit birer sayıdan ibaret kalmadı; aksine, futbolun küresel hafızasını şekillendiren futbol kimliklerinin ve hücum kültürlerinin bir yansıması oldu.

"Panzerler", "Sambacılar" ve "Tangocular"ın liderliğinin arkasında; Uruguay'daki ilk turnuvadan Kanada, Meksika ve ABD’nin ev sahipliğinde 2026'da gerçekleşen mevcut gol şölenine kadar, dünyaca ünlü yıldızları ve altın jenerasyonlarıyla ulusal kimliklerini golün diliyle yazmış köklü milli takımlar yer alıyor.

Alman panzerleri... Tarihin en skorer gol makinesi

Almanya Milli Takımı, tüm futbol devlerini geride bırakarak 1934'ten bu yana uzanan turnuva geçmişinde attığı toplam 232 golle Dünya Kupası tarihinin en golcü takımı unvanını elinde bulunduruyor.

efrbr
Almanya Milli Takımı

Tarih boyunca, 1970 turnuvasında Gerd Müller ve yakın döneme kadar kupanın gelmiş geçmiş en golcü ismi olan Miroslav Klose gibi dahi golcülerin sürüklediği Panzerler, her zaman katı bir disipline ve hücum zenginliğine dayandı. Almanlar için bu yolculuğun en unutulmaz istasyonu, ev sahibi Brezilya’nın ağlarını tarihi bir yedi golle sarsarak dördüncü şampiyonluklarının yolunu açtıkları 2014 Dünya Kupası olmuştu.

Brezilya Sambası... Golün sihri ve Latin egemenliği

Brezilya Milli Takımı, tarihi bir rekabetle Almanya’yı yakından takip ediyor ve 231 golle ikinci sırada yer alıyor. Brezilya, kurulduğu 1930 yılından bu yana hiçbir Dünya Kupası’nı kaçırmayan tek takım olma özelliğini taşıyor.

dthj67k8
Brezilya Milli Takımı oyuncuları (AP)

Adı estetik futbolla özdeşleşen "Seleção" (Brezilya Milli Takımı), golcü kimliğini başta efsane Pelé ve 2002 Güney Kore-Japonya Dünya Kupası'na damga vuran "Fenomen" Ronaldo olmak üzere futbol tarihine yön veren isimlerle inşa etti. Meksika'da düzenlenen 1970 Dünya Kupası, Carlos Alberto ve arkadaşlarının attığı 19 golle Jules Rimet Kupası'nı sonsuza dek müzelerine götürdükleri, Brezilya hücum futbolunun en saf ve en görkemli tecellisi olarak kabul edilir.

Arjantin... Ağların ritmiyle dans eden tango

Arjantin Milli Takımı, tarihi sıralamada 152 golle üçüncü sırada bulunuyor. Tangocuların bu gol sayısı, Katar 2022 ve şu an oynanmakta olan 2026 Dünya Kupası'nda ülkesinin hücum hattını sırtlayan efsane Lionel Messi'nin parıltısı sayesinde çılgınca bir yükselişe geçti.

rtbgtrbn
Lionel Messi ve Arjantin Milli Takımı oyuncuları, Avusturya maçının ardından galibiyeti kutlarken (EPA)

Tangocuların gol geçmişi, Meksika 1986'daki unutulmaz performansıyla efsane Diego Maradona'nın dehasından ayrı düşünülemez. Arjantin futbolu, kritik anlardaki bitiriciliği ve büyük finalleri hafızalara kazınan birer gol festivaline dönüştürme yeteneğiyle her zaman fark yaratmıştır.

Fransa... Horozların yükselişi ve korkutucu hücum hattı

Fransa Milli Takımı, 138 golle üst sıralardaki yerini koruyor. Horozlar, bu büyük hücum mirasının temelini, İsveç 1958'de tek bir turnuvada 13 gol atarak kırılması imkansız bir rekora imza atan efsane Just Fontaine ile atmıştı.

febfe
Fransa Milli Takımı (Reuters)

Fransa'nın bu golcü mirası, 1998 ve 2006 turnuvalarında Zinedine Zidane'ın dehasıyla taktiksel ve büyüleyici bir boyuta ulaştı. Bayrağı devralan günümüzün gol makineleri Kylian Mbappé ve Antoine Griezmann; Fransa'yı Rusya 2018 ve Katar 2022'de büyük bir gol zenginliğine ulaştırırken, mevcut turnuvada da bu korkutucu hücum dalgasını sürdürüyor.

İtalya... Gök mavililer ve kolektif gerçekçilik

Son dönemlerdeki bazı turnuvalarda trajik bir şekilde yer alamamış olmasına rağmen, "Azzurri" (Gök Mavililer) 128 golle seçkin konumunu korumaya devam ediyor. İtalya'nın gol tarihi, tüm zamanların en golcü ismi Luigi Riva ile başlayan ve İspanya 1982'de attığı 6 kritik golle ülkesini şampiyonluğa taşıyan Paolo Rossi ile destanlaşan, bitirici hücum vuruşlarıyla harmanlanmış bir futbol gerçekçiliğine dayanır.

vfrbfgrb
Fabio Cannavaro, İtalya'nın 2006 Dünya Kupası şampiyonluğunu kutlarken (AFP)

90'lı yıllarda Roberto Baggio ve Christian Vieri ikilisinin performansları ile 10 farklı oyuncunun gol atarak hücumun bireysel değil kolektif bir organizasyon olduğunu kanıtladığı Almanya 2006 jenerasyonu da hafızalardaki yerini koruyor.

İngiltere... Futbolun beşiği ve üç aslan'ın kükreyişi

İngiltere Milli Takımı, Dünya Kupası sahnesine ilk çıktığı 1950 yılından bu yana toplam 104 gollük saygın bir hücum mirasına sahip. "Üç Aslan", ilk golcü şanını İngiltere'nin kendi evinde şampiyon olduğu 1966 finalinde meşhur hat-trick'e imza atan efsane Geoff Hurst ile kazandı.

drbfrgb
İngiltere Milli Takımı (Reuters)

Ardından Meksika 1986'da Altın Ayakkabı'yı kazanan keskin nişancı Gary Lineker ve Rusya 2018'in gol kralı olan, bugünün kaptanı Harry Kane gibi isimlerle jenerasyonlar devam etti. Kane, taktiksel zekası ve geniş tecrübesiyle İngiliz hücum hattına liderlik etmeyi sürdürüyor.

İspanya... Tiki-Taka dönemi ve matador senfonisi

İspanya, Dünya Kupası tarihi boyunca attığı ve 100 gole yaklaşan skoruyla dikkat çekiyor. "Matadorlar", tarihsel olarak en golcü isimleri Raúl González'in şahsında vücut bulan bireysel yetenekleriyle tanınırdı.

vfdevbf
İspanya Milli Takımı oyuncuları (Reuters)

Ancak İspanya'nın gol yollarındaki zirve noktası, tarihi Tiki-Taka dönemiyle gerçekleşti. Bu dönemde golcü David Villa, attığı kritik gollerle ülkesini Güney Afrika 2010'da şampiyonluğa taşımıştı. Son turnuvalarda (Katar 2022 ve mevcut 2026 Dünya Kupası gibi) ise takım; Dani Olmo, Ferran Torres ve Lamine Yamal gibi gelecek vadeden genç isimlerle hızlı pas trafiğine ve dinamizme dayalı bir oyun modeline dönüştü.

Hollanda... Total futbol ve Portakalların hücum mirası

Daha önce hiç Dünya Kupası şampiyonluğu yaşamamış olmasına rağmen Hollanda, 96'yı aşan gol sayısıyla turnuva tarihinin en keyif veren ve en üretken takımlarından biri olmaya devam ediyor. "Portakallar", 1970'li yıllarda efsane Johan Cruyff liderliğinde 1974 turnuvasına damga vuran "Total Futbol" anlayışıyla dünyayı adeta büyülemişti.

sdvfevbf
Hollanda Milli Takımı (AFP)

Rakip ağları sarsan o korkutucu golcü jenerasyonlar; Fransa 1998'de Dennis Bergkamp, 2010 ve 2014 turnuvalarında Robin van Persie ile Arjen Robben ikilisiyle devam etti. Hollanda, bugün de Amerika kıtasındaki sahalarda sergilediği organize hücum kimliğini koruyor.