​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
TT

​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ta Fetih Koalisyonu ve diğer bazı Şii güçlerin Adnan ez-Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı olmalarına rağmen Zurfi, parlamentodan güvenoyu almasını sağlayacak çoğunluğun desteğini kazanmak üzere gibi görünüyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii güçlerini Zurfi’ye alternatif bir isim belirlemeye zorlama çabaları pratik sonuçlar vermezken Zurfi’nin çok sayıda Şii tarafın desteğini aldığı, bununla birlikte Sünni ve Kürt siyasi bloklarından açıkça bir ret ile karşılaşmadığı anlaşılıyor.
Ancak Zurfi’nin adaylığına,  Asaib Ehli'l Hak’a bağlı Sadikun Grubu’nun içinde yer aldığı Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, eski başbakanlardan Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu ve gözlemcilerin hala kararsız olduğuna inandıkları Ammar el-Hekim liderliğindeki Ulusal Hikmet Koalisyonu gibi önde gelen Şii siyasi bloklar tarafından karşı çıkılıyor.
Buna karşın Irak eski Başbakanı Haydar el-İbadi liderliğindeki Nasır (Zafer) Koalisyonu ve Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi'nin desteklediği Sairun Koalisyonu gibi Şii siyasi bloklar, Zurfi’yi destekliyorlar. Sünni ve Kürt blokları ise Zurfi’yi destekleme veya desteklememe konusunda herhangi net bir tutum ortaya koymuyorlar.
Irak resmi haber Ajansı INA’ya göre Zurfi’nin parlamentodan kabinesinin ve hükümet programının oylanması amacıyla düzenlenecek olağanüstü oturum için bir tarih belirlemesini istiyor. Bu arada Zurfi, hükümet programını 4 Nisan Cumartesi günü Meclis Başkanlığı’na sunmuştu.

Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii kanadı, Zurfi’nin adaylığına karşı çıkma pozisyonunda birleştirme çabaları konuşulurken Iraklı siyasi bir kaynağın yerel haber sitelerinde yer alan açıklamasına göre Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti.
Sadr ile görüşmenin Kudüs Gücü Komutanı’nın gündeminde olduğunu söyleyen kaynak, ancak Sadr’ın bu görüşmeyi reddettiğini ve Irak’ın iç işlerine müdahale edilmemesi gerektiğini belirten bir mesaj gönderdiğini belirtti. Kaynak, Sadr'ın Askeri Danışmanı Ebu Dua İsavi’nin Sadr’dan Kaani’ye ‘Irak’ın yeni bir hükümet kurulması konusunda herhangi bir dış müdahaleyi reddettiği’ şeklinde yazılı bir mesaj ilettiğini söyledi.

Abdulmehdi görevde kaldı
İran’a yakın güçler olarak nitelendirilen başlıca Şii güçlerin, Zurfi’nin ‘anayasaya aykırı bir şekilde’ hükümeti kurmakla görevlendirildiği ve ‘ABD yanlısı’ olduğu şeklindeki suçlamalarla yaptığı tüm itirazlara rağmen Sadr Hareketi, Zurfi’nin adaylığına karşı olduğunu hiç söylemedi. Bütün göstergeler, Sadr Hareketi’nin desteklediği Sairun Koalisyonu’nun mümkün olan en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını istediğine işaret etti.
Sairun Koalisyonu Milletvekili Riyad el-Mesudi konuyla ilgili açıklamasında, “Mesele, bazı istismarlar, ertelemeler ve gecikmelerin neden olduğu anayasal boşluklardan ve Zurfi'nin başarısız olma sürecinde Iraklıların ‘tartışmaları ve kabullenişleri’ gibi ifadelerin seçimlerinden kaynaklanıyor. Sairun Koalisyonu, ülkenin her alanda yaşadığı büyük zorluklar nedeniyle en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını önceliyor. Bazı siyasi bloklar, Adil Abdulmehdi'nin başbakan olarak kalması için başbakan adaylarını kasıtlı olarak reddetti. Çünkü böylece büyük kazançlar elde ettiklerini düşünüyorlar” diye konuştu.
 
Şii güçler tansiyonu yükseltiyor
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı çıkan hareketlerle birlikte, İran yanlısı silahlı gruplar da söylemlerini sertleştirdiler. İran yanlısı silahlı sekiz grup yayınladıkları ortak bir bildiri ile Adnan ez-Zurfi'yi ‘ABD’nin istihbarat ajanı’ olmakla suçlayarak bazı milletvekillerinin onu desteklemesini ise kınadılar.
Bu gerilim, Kaani'nin Şii güçler arasında Zurfi’nin adaylığına karşı fikir birliği elde etme çabalarına dair bir izlenim verebilir. Bununla birlikte gözlemcilere göre Sünni ve Kürt siyasi güçlere mevcut tutumlarından vazgeçmeleri şeklinde gönderilen bir mesaj da olabilir.
Ortak bildirinin yayınlanmasından birkaç saat sonra, Mukteda es-Sadr adına paylaşımlarda bulunmasıyla bilinen Salih Muhammed el-Iraki, Facebook hesabından, “Birçok siyasetçi ve kendilerini ‘Direniş Grupları’ olarak adlandıran gruplardan bazıları, belalardan ve salgınlardan rahatsız olmayıp hala çıkarları peşinde koşuyorlar. Direniş Grupları’na şunu söylemek istiyorum; ‘Dünyaya olan bu sevginizi dizginleyin. Çünkü halkınız ölüm, yaklaşan bir savaş ve Allah korusun salgının eşiğinde.’” ifadelerini kullandı.

İran’ın rolü zayıflıyor
Iraklı araştırmacı ve akademisyen Akil Abbas konuya ilişkin olarak İndepenedent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, “Süleymani ve Mühendis suikastının yanı sıra koronavirüs krizinden sonra İran’ın rolü zayıfladı. Bu durum, Kaani’nin Irak'taki görevinin başarısızlıkla sonuçlanmasına katkıda bulundu. İran’ın nüfuzu güçlü olmasa ve Şii güçlere kendi iradesini dayatamasa bile Kaani’nin başarısızlığının tek nedeni İran’ın rolünün zayıflaması değil” diye konuştu.
Ekonomik yaptırımlar ve koronavirüs krizinin bazı Şii aktörleri İran'ın iradesine meydan okuyacak şekilde güçlendirdiğini söyleyen Abbas, “Sadr’ın Kaani ile görüşmeyi reddetmesi şaşırtıcı bir durum değil. Sadr daha önce de birkaç kez bazı İranlı politikacılarla görüşmeyi reddetti. Hatta bazı durumlarda Süleymani ile görüşmeyi de reddettiği söylendi. Sadr, İran'ın gücüne bir tür başkaldırıyor. Fakat bu düşmanca değil, yumuşak bir başkaldırıdır” yorumunda bulundu.
Zurfi’nin kabinesinin parlamento tarafından onaylanma şansının çok yüksek olduğunu düşünen Abbas, Zurfi hükümetinin güvenoyu alma imkanının son saatlerde yapılacak anlaşmalara bağlı olduğunun da altını çizdi. Silahlı grupların Zurfi'ye karşı çıkmaları ve açıkça tehdit etmelerinin, onu parlamento çatısı altında engelleyecek güce sahip olmadıkları izlenimi verdiğini söyleyen Abbas, “Düşük petrol fiyatları ve koronavirüs krizinin yanı sıra yarı felçli geçici bir hükümetin varlığından kaynaklanan Irak’ta mevcut durum, siyasi elitlerin Zurfi’nin hükümet kurma çalışmalarını sürdürmesi için baskı yapmalarına neden oluyor” şeklinde konuştu.
Başbakanlık konusundaki tartışmaları sürdürmenin Adil Abdulmehdi’nin görevini sürdürmesini destekleyen taraflar için bir zaman kazanma taktiği olduğuna inandığını belirten Abbas, “Iraklılar bu davranışı ülkede yaşananlara karşı bir kayıtsızlık olarak yorumladı. Bu durum eğer koronavirüs riski azalırsa yüksek katılımları protestolara dönüşebilir” dedi.

Müzakere sayfası
Öte yandan siyaset araştırmacısı Hişam el-Muzani İndependent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Sadr, İran ekolüne karşı ideolojik bir model. Bununla birlikte Süleymani’nin öldürülmesinden sonra genel olarak Irak'taki Şiiler siyasi krizle ilgili bağlantılarında farklılaştılar. Sadr, kendisini Batı ve Doğu'da ılımlı bir Şii alternatifi olarak sunup yeni bir imaj oluşturmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kaani’nin Şii güçleri birleştirme görevinde başarısız olmasının nedeninin Süleymani’nin olmayışı değil, ABD’nin stratejisiyle doğrudan çatışmaya yönelmesi olduğunu söyleyen Muzani, söz konusu ABD stratejisinin, Zurfi’ye destek konusunda Şii siyasi güçlerin tutumunda çatlaklar yaratan, vizyonundaki bir değişiklik olduğunu belirtti.
Geleneksel Şii güçlerin en büyük korkularının, ABD ile İran arasında müzakere konusu haline gelmeleri, gözden çıkarılmaları ve doğrudan hedef alınmaları olduğuna dikkati çeken Muzani, “Bu güçlerin İran'ın elinde bir pazarlık konusu haline gelmesi, onlar için ABD’nin hava saldırılarından daha da kötü” diye konuştu.

Şii güçler arasında endişe ve parçalanma korkusu
Independent Arabia’ya konuşan gazeteci yazar Felah ez-Zehebi ise şunları söyledi;
“Tüm göstergeler, Zurfi’nin siyasi güçlerin çoğunun desteğini aldığına işaret ediyor. Bazılarının bunu, Haşdi Şabi çatısı altında olmayan silahlı gruplardan korktukları için açıklamadıklarına inanılıyor. İran, Irak'ı ABD ile müzakere edebileceği bir yangın yeri olarak görüyor. Ancak tam da yaptırımların bir kısmının kaldırılmasını beklerken ortaya çıkan tüm koşullar İran'a baskı yapıyor. Şii siyasi güçlerin çoğu, Zafer Koalisyonu ve Kanun Devleti Koalisyonu tarafından desteklendiği için Zurfi hükümetini destekliyor. Ammar el-Hekim ise sopayı dengede tutmaya çalışıyor. Ancak en sonunda bir yana ağırlık vermek zorunda kalacak. Sadr, ‘utanmaz milisler’ olarak nitelendirdiği tarafları yenerek Zurfi hükümetinin parlamentodan geçmesi için baskı yapacak. Temel endişe ise Zurfi'nin iktidara geldikten sonra bu güçlere yönelmesi ihtimaliyle ilgili. Şii güçler parçalandılar ve çatışma aşamasından aşınma aşamasına geçtiler.”



Şarku'l Avsat’a konuşan kaynaklar: Al-Ahli, Riyad Mahrez ile yollarını ayırdı

Cezayirli yıldız Riyad Mahrez. (AFP)
Cezayirli yıldız Riyad Mahrez. (AFP)
TT

Şarku'l Avsat’a konuşan kaynaklar: Al-Ahli, Riyad Mahrez ile yollarını ayırdı

Cezayirli yıldız Riyad Mahrez. (AFP)
Cezayirli yıldız Riyad Mahrez. (AFP)

Şarku’l Avsat’ın  kaynaklardan edindiği bilgiye göre Al-Ahli yönetimi, Cezayirli yıldız Riyad Mahrez ile üç sezon süren birlikteliğini sona erdirdi. Mahrez, bu süreçte sergilediği başarılı performansla takımın elde ettiği önemli başarılarda kilit rol oynadı.

Cezayir Milli Takımı'nın kaptanı olan Mahrez, Al-Ahli formasıyla Asya Şampiyonlar Ligi Elite, Suudi Arabistan Süper Kupası ve Elite Kupası olmak üzere üç şampiyonluk yaşadı. Kulüp yönetimi, deneyimli futbolcunun takımdaki kariyerini sonlandırma kararı aldı.

Al-Ahli'nin, taraflar arasında varılan anlaşmanın ardından Mahrez'in ayrılığına ilişkin ayrıntıları önümüzdeki günlerde resmen açıklaması bekleniyor. Böylece Cezayirli yıldız, hücum hattına yaptığı önemli katkılar ve kulübün başarılarında oynadığı belirleyici rolle geçen üç sezonun ardından takıma veda edecek.

Şarku'l Avsat, 26 Haziran'da yayımladığı haberinde, Al-Ahli yönetiminin, sözleşmede yer alan ve 30 Haziran'a kadar kullanılabilecek tek taraflı fesih maddesini yürürlüğe koymaya hazırlandığını aktarmıştı. Haberde, Mahrez'in sözleşmesini sonuna kadar sürdürmek istemesine rağmen kulübün bu seçeneği değerlendirdiği belirtilmişti.

Şarku'l Avsat’a konuşan kaynaklarına göre Al-Ahli yönetimi, söz konusu fesih maddesini resmen devreye soktu. Buna göre kulüp, taraflar arasındaki sözleşme hükümleri uyarınca Riyad Mahrez'e sözleşmenin feshi karşılığında 15 milyon dolar tazminat ödeyecek.


Netanyahu, Trump ile görüştü: ABD'de buluşacaklar

ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Aralık 2025'te Florida eyaletindeki Mar-a-Lago malikanesinde bir araya geldikleri sırada (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Aralık 2025'te Florida eyaletindeki Mar-a-Lago malikanesinde bir araya geldikleri sırada (AP)
TT

Netanyahu, Trump ile görüştü: ABD'de buluşacaklar

ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Aralık 2025'te Florida eyaletindeki Mar-a-Lago malikanesinde bir araya geldikleri sırada (AP)
ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Aralık 2025'te Florida eyaletindeki Mar-a-Lago malikanesinde bir araya geldikleri sırada (AP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Ofisi, Netanyahu'nun cuma günü ABD Başkanı Donald Trump ile telefonda görüştüğünü ve iki liderin yakında ABD'de bir araya gelme konusunda mutabakata vardığını açıkladı.

Görüşme, ABD ile İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a karşı ortak bir savaş başlatmasının ardından ve Washington ile Tahran arasında savaşı sona erdirmeyi amaçlayan mutabakat zaptına ilişkin iki ülke yetkilileri arasında görüş ayrılıkları yaşandığına dair haberlerin sonrasında gerçekleşti.

Netanyahu'nun Ofisi tarafından yapılan açıklamada, "Başbakan, görüşme sırasında ABD'nin küresel özgürlüğün güvencesi olduğunu, İsrail'in ise iki ülke arasındaki yakın ilişkilere büyük değer verdiğini ifade etti" denildi.

Açıklamada ayrıca, "Başbakan Netanyahu ile Başkan Trump, yakında ABD'de bir araya gelme konusunda anlaştı" ifadelerine yer verildi.

Bunun yanı sıra Netanyahu'nun, ABD'nin bağımsızlığının 250. yıl dönümü dolayısıyla Trump'ı tebrik ettiği belirtildi.

Washington, İsrail'in en yakın müttefiki konumunda bulunuyor. Ancak Trump, son haftalarda Netanyahu'yu kamuoyu önünde eleştirmişti. Bunun nedeni, İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarının, İran'ın tüm cephelerde - İsrail ordusu ile Hizbullah arasındaki cephe de dahil olmak üzere - çatışmaların durdurulmasını şart koştuğu barış görüşmelerini tehlikeye atması olmuştu.


Washington anlaşmanın uygulanmasını savunuyor... Tel Aviv ise Güney Lübnan'da kalmakta ısrarcı

14 Nisan 2026'da Washington'da Lübnan Büyükelçisi ile İsrail Büyükelçisi arasında gerçekleştirilen ilk müzakere oturumuna katılan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio. (AFP)
14 Nisan 2026'da Washington'da Lübnan Büyükelçisi ile İsrail Büyükelçisi arasında gerçekleştirilen ilk müzakere oturumuna katılan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio. (AFP)
TT

Washington anlaşmanın uygulanmasını savunuyor... Tel Aviv ise Güney Lübnan'da kalmakta ısrarcı

14 Nisan 2026'da Washington'da Lübnan Büyükelçisi ile İsrail Büyükelçisi arasında gerçekleştirilen ilk müzakere oturumuna katılan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio. (AFP)
14 Nisan 2026'da Washington'da Lübnan Büyükelçisi ile İsrail Büyükelçisi arasında gerçekleştirilen ilk müzakere oturumuna katılan ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio. (AFP)

Washington ile Tel Aviv arasında Lübnan'daki "çerçeve anlaşmasının" uygulanmasına ilişkin görüş ayrılıkları yeniden gün yüzüne çıktı. ABD, İsrail'in kademeli olarak geri çekilmesi ve Lübnan ordusunun bölgeye konuşlanmasıyla anlaşmanın uygulanmaya başlanmasını savunurken, İsrail kontrolü altındaki bölgelerde askerlerini tutmakta ısrar ediyor ve herhangi bir çekilmeyi güvenlik gerekçelerine bağlıyor.

Bu çelişki, taraflar arasında anlaşmanın uygulanmasına yönelik gerçek bir görüş ayrılığı mı bulunduğu, yoksa yalnızca yöntem farklılığı mı olduğu sorularını gündeme getirdi. Bu sırada Lübnan, İsrail'in güneyde sürdürdüğü askerî operasyonlar ile çekilmenin zamanı ve kapsamına ilişkin belirsizlikler nedeniyle anlaşmanın sahada uygulanmasını beklemeyi sürdürüyor.

Gerçek bir görüş ayrılığı... 

Eski Lübnan'ın Washington Büyükelçisi Riyad Tabara'ya göre Washington ile Tel Aviv arasındaki görüş ayrılığı öncelikler konusunda gerçek bir farklılık olsa da, bu durum iki ülke arasındaki stratejik ittifakı sarsacak ya da koparacak düzeyde değil. Tabara, bu ayrılığın önümüzdeki dönemde Lübnan sahasında siyasi ve askerî bir "bilek güreşi" şeklinde yansıyacağını öngörüyor.

Tabara, Şarku'l Avsat gazetesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanının Orta Doğu'da büyük bir siyasi başarı elde etmeyi hedeflediğini ve uluslararası dosyalarda yaşadığı başarısızlıkların ardından bunu siyasi hanesine yazdırmak istediğini söyledi.

dfrgthy
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn'ın, Washington müzakerelerinde Lübnan heyetine başkanlık eden Büyükelçi Simon Karam ile daha önce gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare. (Arşiv - Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Buna karşılık mevcut İsrail hükümetinin ise ideolojik ve güvenlik öncelikleri doğrultusunda hareket ettiğini belirten Tabara, bu nedenle bölgesel konularda taviz vermeye daha az istekli olduğunu ifade etti.

Tabara, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki İsrail hükümetinin ve Bezalel Smotrich ile Itamar Ben-Gvir gibi bakanların kendi siyasi ve güvenlik projelerine sıkı sıkıya bağlı kaldığını belirterek, Washington ile yaşanan görüş ayrılıklarının süreceğini ancak bunun açık bir çatışmaya ya da diplomatik kopuşa dönüşmeyeceğini söyledi.

İsrail'in ABD desteğinden vazgeçemeyeceğini vurgulayan Tabara, ABD'nin de iç siyasi dengeler ve İsrail yanlısı lobinin etkisi nedeniyle Tel Aviv ile ilişkilerini koparmayı düşünmediğini, bu nedenle anlaşmazlıkların belirli sınırlar içinde kalacağını dile getirdi.

Lübnan'a yansımalarının ise sınırlı olacağını söyleyen Tabara, ABD'nin İsrail politikasında veya anlaşmanın uygulanma mekanizmasında köklü bir değişiklik beklemediğini, iki taraf arasında bir süre daha "çekişmenin" devam edeceğini ifade etti.

İsrail'in hedefi geniş bir tampon bölge

İsrail'in çekilmesine ilişkin değerlendirmesinde Tabara, Tel Aviv yönetiminin bazı bölgelerden kısmi çekilmeye sıcak bakabileceğini ancak öngörülebilir gelecekte temel hedefinden vazgeçmeyeceğini söyledi.

Buna göre İsrail, sınır boyunca geniş, yerleşim ve faaliyetlerden arındırılmış, "yakılmış toprak" niteliğinde bir güvenlik kuşağı oluşturmak istiyor. Amaç ise sınırdan sızmaları ve gelecekte düzenlenebilecek saldırıları önlemek.

Tabara, bu güvenlik anlayışının sınır yakınında hareketliliğe imkân verebilecek tüm unsurların ortadan kaldırılmasına ve İsrail'in yüksek noktalardan bölgeyi tamamen gözetleyebilmesine dayandığını belirtti.

Ona göre Tel Aviv bazı kasaba ve noktalardan çekilmeyi kabul edebilir; ancak mevcut güvenlik stratejisinin temel unsurlarından biri olarak gördüğü tampon sınır bölgesinden vazgeçmeyecektir.

Öncelikler farklı, hedefler ortak

Bu değerlendirmeler, taraflar arasındaki farklılığın nihai hedeften ziyade önümüzdeki dönemin nasıl yönetileceğine ilişkin yorum farkından kaynaklandığını ortaya koyuyor.

Bir görüşe göre Washington, arabuluculuğunun başarısını göstermek ve istikrarı pekiştirmek amacıyla anlaşmayı kademeli adımlarla hayata geçirmek istiyor.

sdfrgthy
Bu ayın başında Washington'da düzenlenen müzakerelere katılan Lübnan heyeti. (Reuters)

Buna karşılık İsrail ise anlaşmayı, Güney Lübnan'daki güvenlik düzenini kendi lehine yeniden şekillendirecek bir çerçeve olarak görüyor ve tam çekilmeden önce sahadaki askerî üstünlüğünü koruyarak güvenlik şartlarını kabul ettirmeye çalışıyor.

Diğer bir değerlendirmeye göre ise iki müttefik arasındaki farklılık yalnızca sürecin yönetim biçimiyle sınırlı.

Hedeflerde çelişki yok

Eski Lübnan milletvekili Faris Said ise ABD ile İsrail arasında gerçek bir görüş ayrılığı bulunmadığını savunuyor.

Said, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, ayrıntılardaki farklılıkların Washington ile Tel Aviv'in ortak hedefini değiştirmediğini belirterek, bu ortak hedefin Hizbullah'ın silah meselesine nihai bir çözüm bulunması olduğunu söyledi.

Said, Lübnan ordusuyla Hizbullah arasında yaşanabilecek bir çatışmanın ağır sonuçlar doğuracağını, İsrail ile Hizbullah arasında çıkacak yeni bir savaşın ise Lübnan için yıkıcı olacağını ifade etti.

Belirleyici unsurun İran olduğunu söyleyen Said, Tahran'ın ABD ile müzakereler yürüttüğünü ve bölgenin yeni siyasi mimarisinde yerini sağlamlaştırmaya çalıştığını belirtti. Ona göre Hizbullah'ın silahları konusunda nihai karar da İran'ın elinde bulunuyor.

Said, Hizbullah'ın en büyük kaygısının silahlarının ABD-İran müzakerelerinde temel pazarlık unsurlarından biri hâline gelmesi ve bölgesel uzlaşmaların parçası olarak değerlendirilmesi olduğunu dile getirdi.

Anlaşmanın uygulanması iki temel şarta bağlı

Said'e göre çerçeve anlaşmasının uygulanabilmesi iki temel koşula bağlı.

Bunlardan ilki İsrail'in Lübnan topraklarından çekilmesi olup bunun gerçekleşmesi, Lübnan devletinin ülkenin tamamında egemenliğini tam olarak tesis etmesine bağlı.

İkinci koşul ise Hizbullah'ın silah dosyasının çözüme kavuşturulması.

Said, bu meselenin artık yalnızca Lübnan'ın iç sorunu olmaktan çıktığını; Lübnan, ABD, İsrail ve İran'ın ortak gündem maddesi hâline geldiğini belirtti.

İran'ın Hizbullah üzerindeki etkisi nedeniyle bu konuda müzakere yürütebilecek tek taraf olduğunu söyleyen Said, dosyanın bölgesel müzakereler çerçevesinde ele alınacağını ifade etti.

Said sözlerini, "ABD ile İsrail arasında rol paylaşımı olduğunu düşünmüyorum. Hedeflerde açık bir ortaklık var. Washington'un önerdiği planın uygulanması ise Lübnan'ın tamamında Hizbullah'ın silah meselesine nihai bir çözüm bulunmasına bağlıdır" ifadeleriyle tamamladı.