​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
TT

​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ta Fetih Koalisyonu ve diğer bazı Şii güçlerin Adnan ez-Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı olmalarına rağmen Zurfi, parlamentodan güvenoyu almasını sağlayacak çoğunluğun desteğini kazanmak üzere gibi görünüyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii güçlerini Zurfi’ye alternatif bir isim belirlemeye zorlama çabaları pratik sonuçlar vermezken Zurfi’nin çok sayıda Şii tarafın desteğini aldığı, bununla birlikte Sünni ve Kürt siyasi bloklarından açıkça bir ret ile karşılaşmadığı anlaşılıyor.
Ancak Zurfi’nin adaylığına,  Asaib Ehli'l Hak’a bağlı Sadikun Grubu’nun içinde yer aldığı Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, eski başbakanlardan Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu ve gözlemcilerin hala kararsız olduğuna inandıkları Ammar el-Hekim liderliğindeki Ulusal Hikmet Koalisyonu gibi önde gelen Şii siyasi bloklar tarafından karşı çıkılıyor.
Buna karşın Irak eski Başbakanı Haydar el-İbadi liderliğindeki Nasır (Zafer) Koalisyonu ve Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi'nin desteklediği Sairun Koalisyonu gibi Şii siyasi bloklar, Zurfi’yi destekliyorlar. Sünni ve Kürt blokları ise Zurfi’yi destekleme veya desteklememe konusunda herhangi net bir tutum ortaya koymuyorlar.
Irak resmi haber Ajansı INA’ya göre Zurfi’nin parlamentodan kabinesinin ve hükümet programının oylanması amacıyla düzenlenecek olağanüstü oturum için bir tarih belirlemesini istiyor. Bu arada Zurfi, hükümet programını 4 Nisan Cumartesi günü Meclis Başkanlığı’na sunmuştu.

Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii kanadı, Zurfi’nin adaylığına karşı çıkma pozisyonunda birleştirme çabaları konuşulurken Iraklı siyasi bir kaynağın yerel haber sitelerinde yer alan açıklamasına göre Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti.
Sadr ile görüşmenin Kudüs Gücü Komutanı’nın gündeminde olduğunu söyleyen kaynak, ancak Sadr’ın bu görüşmeyi reddettiğini ve Irak’ın iç işlerine müdahale edilmemesi gerektiğini belirten bir mesaj gönderdiğini belirtti. Kaynak, Sadr'ın Askeri Danışmanı Ebu Dua İsavi’nin Sadr’dan Kaani’ye ‘Irak’ın yeni bir hükümet kurulması konusunda herhangi bir dış müdahaleyi reddettiği’ şeklinde yazılı bir mesaj ilettiğini söyledi.

Abdulmehdi görevde kaldı
İran’a yakın güçler olarak nitelendirilen başlıca Şii güçlerin, Zurfi’nin ‘anayasaya aykırı bir şekilde’ hükümeti kurmakla görevlendirildiği ve ‘ABD yanlısı’ olduğu şeklindeki suçlamalarla yaptığı tüm itirazlara rağmen Sadr Hareketi, Zurfi’nin adaylığına karşı olduğunu hiç söylemedi. Bütün göstergeler, Sadr Hareketi’nin desteklediği Sairun Koalisyonu’nun mümkün olan en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını istediğine işaret etti.
Sairun Koalisyonu Milletvekili Riyad el-Mesudi konuyla ilgili açıklamasında, “Mesele, bazı istismarlar, ertelemeler ve gecikmelerin neden olduğu anayasal boşluklardan ve Zurfi'nin başarısız olma sürecinde Iraklıların ‘tartışmaları ve kabullenişleri’ gibi ifadelerin seçimlerinden kaynaklanıyor. Sairun Koalisyonu, ülkenin her alanda yaşadığı büyük zorluklar nedeniyle en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını önceliyor. Bazı siyasi bloklar, Adil Abdulmehdi'nin başbakan olarak kalması için başbakan adaylarını kasıtlı olarak reddetti. Çünkü böylece büyük kazançlar elde ettiklerini düşünüyorlar” diye konuştu.
 
Şii güçler tansiyonu yükseltiyor
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı çıkan hareketlerle birlikte, İran yanlısı silahlı gruplar da söylemlerini sertleştirdiler. İran yanlısı silahlı sekiz grup yayınladıkları ortak bir bildiri ile Adnan ez-Zurfi'yi ‘ABD’nin istihbarat ajanı’ olmakla suçlayarak bazı milletvekillerinin onu desteklemesini ise kınadılar.
Bu gerilim, Kaani'nin Şii güçler arasında Zurfi’nin adaylığına karşı fikir birliği elde etme çabalarına dair bir izlenim verebilir. Bununla birlikte gözlemcilere göre Sünni ve Kürt siyasi güçlere mevcut tutumlarından vazgeçmeleri şeklinde gönderilen bir mesaj da olabilir.
Ortak bildirinin yayınlanmasından birkaç saat sonra, Mukteda es-Sadr adına paylaşımlarda bulunmasıyla bilinen Salih Muhammed el-Iraki, Facebook hesabından, “Birçok siyasetçi ve kendilerini ‘Direniş Grupları’ olarak adlandıran gruplardan bazıları, belalardan ve salgınlardan rahatsız olmayıp hala çıkarları peşinde koşuyorlar. Direniş Grupları’na şunu söylemek istiyorum; ‘Dünyaya olan bu sevginizi dizginleyin. Çünkü halkınız ölüm, yaklaşan bir savaş ve Allah korusun salgının eşiğinde.’” ifadelerini kullandı.

İran’ın rolü zayıflıyor
Iraklı araştırmacı ve akademisyen Akil Abbas konuya ilişkin olarak İndepenedent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, “Süleymani ve Mühendis suikastının yanı sıra koronavirüs krizinden sonra İran’ın rolü zayıfladı. Bu durum, Kaani’nin Irak'taki görevinin başarısızlıkla sonuçlanmasına katkıda bulundu. İran’ın nüfuzu güçlü olmasa ve Şii güçlere kendi iradesini dayatamasa bile Kaani’nin başarısızlığının tek nedeni İran’ın rolünün zayıflaması değil” diye konuştu.
Ekonomik yaptırımlar ve koronavirüs krizinin bazı Şii aktörleri İran'ın iradesine meydan okuyacak şekilde güçlendirdiğini söyleyen Abbas, “Sadr’ın Kaani ile görüşmeyi reddetmesi şaşırtıcı bir durum değil. Sadr daha önce de birkaç kez bazı İranlı politikacılarla görüşmeyi reddetti. Hatta bazı durumlarda Süleymani ile görüşmeyi de reddettiği söylendi. Sadr, İran'ın gücüne bir tür başkaldırıyor. Fakat bu düşmanca değil, yumuşak bir başkaldırıdır” yorumunda bulundu.
Zurfi’nin kabinesinin parlamento tarafından onaylanma şansının çok yüksek olduğunu düşünen Abbas, Zurfi hükümetinin güvenoyu alma imkanının son saatlerde yapılacak anlaşmalara bağlı olduğunun da altını çizdi. Silahlı grupların Zurfi'ye karşı çıkmaları ve açıkça tehdit etmelerinin, onu parlamento çatısı altında engelleyecek güce sahip olmadıkları izlenimi verdiğini söyleyen Abbas, “Düşük petrol fiyatları ve koronavirüs krizinin yanı sıra yarı felçli geçici bir hükümetin varlığından kaynaklanan Irak’ta mevcut durum, siyasi elitlerin Zurfi’nin hükümet kurma çalışmalarını sürdürmesi için baskı yapmalarına neden oluyor” şeklinde konuştu.
Başbakanlık konusundaki tartışmaları sürdürmenin Adil Abdulmehdi’nin görevini sürdürmesini destekleyen taraflar için bir zaman kazanma taktiği olduğuna inandığını belirten Abbas, “Iraklılar bu davranışı ülkede yaşananlara karşı bir kayıtsızlık olarak yorumladı. Bu durum eğer koronavirüs riski azalırsa yüksek katılımları protestolara dönüşebilir” dedi.

Müzakere sayfası
Öte yandan siyaset araştırmacısı Hişam el-Muzani İndependent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Sadr, İran ekolüne karşı ideolojik bir model. Bununla birlikte Süleymani’nin öldürülmesinden sonra genel olarak Irak'taki Şiiler siyasi krizle ilgili bağlantılarında farklılaştılar. Sadr, kendisini Batı ve Doğu'da ılımlı bir Şii alternatifi olarak sunup yeni bir imaj oluşturmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kaani’nin Şii güçleri birleştirme görevinde başarısız olmasının nedeninin Süleymani’nin olmayışı değil, ABD’nin stratejisiyle doğrudan çatışmaya yönelmesi olduğunu söyleyen Muzani, söz konusu ABD stratejisinin, Zurfi’ye destek konusunda Şii siyasi güçlerin tutumunda çatlaklar yaratan, vizyonundaki bir değişiklik olduğunu belirtti.
Geleneksel Şii güçlerin en büyük korkularının, ABD ile İran arasında müzakere konusu haline gelmeleri, gözden çıkarılmaları ve doğrudan hedef alınmaları olduğuna dikkati çeken Muzani, “Bu güçlerin İran'ın elinde bir pazarlık konusu haline gelmesi, onlar için ABD’nin hava saldırılarından daha da kötü” diye konuştu.

Şii güçler arasında endişe ve parçalanma korkusu
Independent Arabia’ya konuşan gazeteci yazar Felah ez-Zehebi ise şunları söyledi;
“Tüm göstergeler, Zurfi’nin siyasi güçlerin çoğunun desteğini aldığına işaret ediyor. Bazılarının bunu, Haşdi Şabi çatısı altında olmayan silahlı gruplardan korktukları için açıklamadıklarına inanılıyor. İran, Irak'ı ABD ile müzakere edebileceği bir yangın yeri olarak görüyor. Ancak tam da yaptırımların bir kısmının kaldırılmasını beklerken ortaya çıkan tüm koşullar İran'a baskı yapıyor. Şii siyasi güçlerin çoğu, Zafer Koalisyonu ve Kanun Devleti Koalisyonu tarafından desteklendiği için Zurfi hükümetini destekliyor. Ammar el-Hekim ise sopayı dengede tutmaya çalışıyor. Ancak en sonunda bir yana ağırlık vermek zorunda kalacak. Sadr, ‘utanmaz milisler’ olarak nitelendirdiği tarafları yenerek Zurfi hükümetinin parlamentodan geçmesi için baskı yapacak. Temel endişe ise Zurfi'nin iktidara geldikten sonra bu güçlere yönelmesi ihtimaliyle ilgili. Şii güçler parçalandılar ve çatışma aşamasından aşınma aşamasına geçtiler.”



Gazze kaynakları: Hamas ve Fetih seçimler konusunda temas halinde

Batı Şeria’daki Ramallah kentinin kuzeyinde bulunan Filistin kasabası Birzeit’te yerel seçimler için oy kullanan Filistinli bir kadın, 25 Nisan 2026 (AFP)
Batı Şeria’daki Ramallah kentinin kuzeyinde bulunan Filistin kasabası Birzeit’te yerel seçimler için oy kullanan Filistinli bir kadın, 25 Nisan 2026 (AFP)
TT

Gazze kaynakları: Hamas ve Fetih seçimler konusunda temas halinde

Batı Şeria’daki Ramallah kentinin kuzeyinde bulunan Filistin kasabası Birzeit’te yerel seçimler için oy kullanan Filistinli bir kadın, 25 Nisan 2026 (AFP)
Batı Şeria’daki Ramallah kentinin kuzeyinde bulunan Filistin kasabası Birzeit’te yerel seçimler için oy kullanan Filistinli bir kadın, 25 Nisan 2026 (AFP)

Gazze Şeridi’ndeki kaynaklar, Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ın 28 Kasım’da yapılmasına karar verdiği yasama seçimleri konusunda kapsamlı bir Filistin uzlaşısı sağlanması amacıyla Arap ve uluslararası düzeyde girişimlerin sürdüğünü açıkladı.

Kaynaklara göre, Abbas’ın birkaç gün önce seçim kararını yayımlamasının öncesinde, Fetih ve Hamas hareketlerinin üst düzey yöneticileri arasında karşılıklı temaslar ve mesaj alışverişi gerçekleştirildi.

Söz konusu seçimler, Filistin topraklarında 2006 yılından bu yana düzenlenecek ilk yasama seçimleri olacak. 2006’daki seçimleri Fetih’e karşı Hamas kazanmış, ardından iki hareket arasındaki ilişkiler bozulmuş ve Hamas Gazze Şeridi’nde askeri kontrolü ele geçirmişti. Bu sürecin ardından başlayan ve Filistinlilerin yaşamını derinden etkileyen siyasi bölünme ise günümüze kadar devam etti.

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, yerel seçimlerde oy kullanırken… Ramallah, 25 Nisan 2026 (DPA)Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, yerel seçimlerde oy kullanırken… Ramallah, 25 Nisan 2026 (DPA)

Arap desteğiyle uzlaşma

Dört kaynağın bildirdiğine göre, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi yayımlanmadan önce iki hareketin yöneticileri arasında, başta Mısır olmak üzere bazı Arap ülkelerinin gözetiminde mesaj alışverişi yapıldı. Temasların, Filistin topraklarında reform süreci ve demokratik işleyişin yeniden güçlendirilmesi kapsamında önümüzdeki dönemde kapsamlı seçimlerin gerçekleştirilmesine yönelik uzlaşı zemini oluşturmayı amaçladığı belirtildi.

Hamas’ın, cumhurbaşkanlığı kararıyla ilgili şimdiye kadar ne olumlu ne de olumsuz bir açıklama yapmaması dikkat çekti. Oysa hareket, önceki dönemlerde Filistin Yönetimi ve Devlet Başkanı Mahmud Abbas’ı ulusal nitelikteki önemli kararları tek taraflı almakla suçlayarak, benzer kararlara kısa sürede itiraz eden açıklamalar yayımlıyordu.

Cumhurbaşkanlığı kararına ilişkin sessizliğin bazı Arap ve uluslararası tarafların talebi doğrultusunda olup olmadığı sorusuna yanıt veren Hamas kaynaklarından biri, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, konuya ilişkin daha sonra bir bildiri yayımlanacağını söyledi ancak ayrıntı vermedi.

Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) çatısı altındaki gruplardan son dönemde Hamas’a yakın tutumuyla bilinen Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’nin (FHKC) yanı sıra, FKÖ dışında yer alan İslami Cihad Hareketi de dahil olmak üzere hiçbir Filistinli grup, Abbas’ın kararını destekleyen ya da reddeden bir açıklama yapmadı. Bu durum, Mısır ile Arap ve uluslararası aktörlerin Filistinli taraflar arasında uzlaşı sağlanmasına yönelik girişimlerinin olumlu sonuç verme ihtimalini güçlendiren bir işaret olarak değerlendiriliyor.

Bütüncül bir siyasi yol

Filistinli gruplardan bir kaynağa göre, çok sayıda Arap, İslam ve Avrupa ülkesi, Filistin’de demokratik sürecin yeniden işletilmesi ve ulusal uzlaşının sağlanmasına yönelik girişimlerde rol oynuyor. Söz konusu ülkelerin, Filistin yönetiminin reforme edilerek yakın gelecekte Gazze Şeridi’nin yönetiminde daha etkin bir rol üstlenmesini desteklediği, böylece İsrail’in Gazze üzerindeki kontrolünü sürdürme girişimlerinin ve Batı Şeria’daki operasyonlarının önüne geçilmesinin hedeflendiği belirtildi. Kaynak, bu ülkelerin ayrıca 4 Haziran 1967 sınırları temelinde bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını öngören kapsamlı bir siyasi süreci desteklediğini ifade etti.

Şarku’l Avsat, birkaç hafta önce Hamas yönetimi ile Fransız yetkililer arasında gerçekleştirilen görüşmeyi özel haber olarak duyurmuştu. Hamas kaynaklarına, bu temasların Filistin iç siyasetinin yeniden yapılandırılmasıyla bağlantılı olup olmadığı sorusu yöneltilse de kaynaklar konu hakkında yorum yapmayı reddetti.

14 Mayıs 2026’da Gazze şehrindeki el-Ezher Üniversitesi’nde düzenlenen hareketin sekizinci kongresine katılan Filistinli bir kadın, Fetih Hareketi bayrağını sallıyor. (Reuters)14 Mayıs 2026’da Gazze şehrindeki el-Ezher Üniversitesi’nde düzenlenen hareketin sekizinci kongresine katılan Filistinli bir kadın, Fetih Hareketi bayrağını sallıyor. (Reuters)

Fransa, Suudi Arabistan ile birlikte bölgedeki Arap ve İslam ülkeleriyle koordinasyon içinde iki devletli çözümün desteklenmesi ve Filistinlilerin Birleşmiş Milletler (BM) kararları çerçevesinde bağımsız devlet kurma hakkının teyit edilmesi yönünde aktif rol üstleniyor.

Bu sürecin, Gazze’deki Filistinli grupların silahlarının sınırlandırılmasına yönelik girişimlerle de bağlantılı olabileceği değerlendiriliyor. Hamas ise böyle bir adımın, Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkını güvence altına alacak açık bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesi gerektiğini savunuyor. Bu yaklaşımın, Gazze Barış Kurulu Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un hazırladığı yol haritasında da yer aldığı belirtilirken, bunun Barış Kurulu ile ABD yönetimi tarafından benimsendiğine dikkat çekildi. İsrail basınında yer alan haberlere göre Washington da son dönemde Batı Şeria’da Filistin yönetiminin attığı bazı adımlara destek vermeye başladı.

Uzaktan uyum

Hamas ve diğer Filistinli gruplardan kaynaklar, taraflar arasında uzlaşma sağlanması halinde Mısır’ın davetiyle Kahire’de yakın zamanda ulusal düzeyde bir toplantı düzenlenmesi ihtimalini dışlamadıklarını belirtti. Ancak bazı grupların, böyle bir girişimin başarıya ulaşacağı konusunda kuşkular taşıdığı ifade edildi.

Kaynaklara göre Mısır ve sürece dahil olan diğer ülkeler, Filistinli gruplar arasında doğrudan görüşmeler yapılmasa bile uzlaşı zemini oluşturmayı hedefliyor. Bu çerçevede önce yasama seçimlerinin, ardından Filistin Ulusal Konseyi ve daha sonra da cumhurbaşkanlığı seçimlerinin gerçekleştirilmesi amaçlanıyor.

Filistinli bir grup yetkilisi, mevcut siyasi krizin aşılması için çeşitli önerilerin masada olduğunu söyledi. Bu önerilerden birinin, yasama seçimlerine tüm siyasi güç ve grupların yer aldığı ortak bir Filistin listesiyle gidilmesi olduğunu belirten kaynak, bu konuda hem gruplar arasında hem de grupların kendi içlerinde görüş ayrılıkları bulunduğunu belirtti. Kaynak, ayrıca farklı önerilerin de değerlendirildiğini, ancak bunların olgunlaşması için daha fazla görüşme, temas ve diplomatik çabaya ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

25 Nisan 2026’da yapılan yerel seçimlerde, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Belah kentinde bir oy verme merkezinin yakınında bulunan Filistinliler (AP)25 Nisan 2026’da yapılan yerel seçimlerde, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki Deyr el-Belah kentinde bir oy verme merkezinin yakınında bulunan Filistinliler (AP)

Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde, yasama seçimlerine Kudüs, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilerin katılması çağrısı yapıldı.

Şarku’l Avsat’ın sivil toplum kaynaklarından edindiği bilgilere göre, Filistin yönetimi ile seçimlerin yapılması yönünde baskı uygulayan Batılı taraflar arasında, seçimlerin Gazze Şeridi’nde de gerçekleştirilmesi konusunda uzlaşı sağlandı. İlk aşamada varılan mutabakata göre, seçimlerin altyapısının uygun olması ve savaşta diğer bölgelere kıyasla daha az zarar görmesi nedeniyle Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki mülteci kamplarında düzenlenmesi öngörülüyor.

Filistinli gruplardan bir kaynak ise seçimlerin yalnızca Gazze Şeridi’nin orta kesiminde mi yapılacağı, yoksa üzerinde uzlaşılacak özel düzenlemeler çerçevesinde tüm bölgeleri mi kapsayacağı konusunun henüz netleşmediğini söyledi.

Geçtiğimiz nisan ayında düzenlenen yerel seçimler, Gazze Şeridi’nde yalnızca Deyr el-Belah kentinde gerçekleştirilmiş, bölgenin diğer kesimlerinde ise sandık kurulmamıştı.

Filistin Merkez Seçim Komisyonu da bugün yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nde seçimlerin düzenlenmesine hazır olduğunu bildirdi. Komisyon, nüfusun yerinden edilmesi nedeniyle seçimlerin seçmen kütüğü yerine nüfus kayıtları esas alınarak gerçekleştirileceğini belirtti.

Kahire müzakereleri

Bu gelişmeler, Kahire’de Hamas ile arabulucu taraflar arasında, ABD Başkanı Donald Trump’ın planının ikinci aşamasına geçişi düzenleyen ‘yol haritasında’ yapılan değişiklikler üzerine müzakerelerin sürdüğü bir dönemde yaşanıyor.

Hamas’ın üst düzey yöneticilerinden bir kaynak Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, görüşmelerin olumlu bir atmosferde devam ettiğini, ancak henüz hiçbir konuda nihai uzlaşmaya varılmadığını söyledi. Kaynak, önümüzdeki saatler ve günlerde ilerleme sağlanmasının umut edildiğini belirterek, “Sorun Hamas ve diğer Filistinli grupların tutumu değil; İsrail ile Mladenov’un yaklaşımıdır. Mladenov her defasında işgal hükümeti lehine taraflı bir tutum sergiliyor” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı Hamas kaynağı ile Filistinli gruplardan bir başka kaynağa göre, yol haritasındaki 15 maddeden 13’ünün içeriği üzerinde büyük ölçüde uzlaşı sağlandı ve daha önce varılan mutabakatlar doğrultusunda önemli ölçüde görüş ayrılıkları giderildi. Ancak kamu çalışanlarının statüsü ve haklarını düzenleyen beşinci madde ile silahların tek elde toplanmasını öngören sekizinci madde üzerindeki anlaşmazlık sürüyor. Tarafların, bu iki başlıktaki görüş ayrılıklarını gidermek ve bütün maddeler üzerinde net bir uzlaşıya ulaşarak anlaşmayı tamamlamak amacıyla müzakereleri derinleştireceği belirtildi.

Her iki kaynak da şu ana kadar hiçbir başlıkta kesin mutabakata varılmadığını, bütün görüş ayrılıkları giderilene kadar temasların süreceğini vurguladı.


Suriye’nin birliğinin ötesinde

Fotoğraf: Suriye, bağımsızlık öncesi ve sonrası dönemde sayısız yönetim biçimi, rejim, bölünme ve ilhak yaşamıştır (AFP)
Fotoğraf: Suriye, bağımsızlık öncesi ve sonrası dönemde sayısız yönetim biçimi, rejim, bölünme ve ilhak yaşamıştır (AFP)
TT

Suriye’nin birliğinin ötesinde

Fotoğraf: Suriye, bağımsızlık öncesi ve sonrası dönemde sayısız yönetim biçimi, rejim, bölünme ve ilhak yaşamıştır (AFP)
Fotoğraf: Suriye, bağımsızlık öncesi ve sonrası dönemde sayısız yönetim biçimi, rejim, bölünme ve ilhak yaşamıştır (AFP)

Refik Huri

Suriye, toprak, halk ve kurumlar bakımından birleşmiş, tek bir ülke olmaya mahkumdur. Ancak, halkı ve kurumları kontrol etmek, coğrafi birliği sadece biçimsel hale getiriyor ve kurumları boş yapılara dönüştürüyor. Sorun bir merkezileşme veya ademi merkeziyetçilik değil. Sorun, her ikisinin de doğasıdır. Bütün siyasi yelpazeyi kapsayan bir iktidar paylaşımı olmadan merkezileşme, diktatörlüktür ve patlamaya davettir. Coğrafi olmayan temellere dayalı ademi merkeziyetçilik ise devlet öncesi döneme dönüş demektir. Demokrasi ve vatandaşlık olmadan, her ikisi birlikte, sadece “kabileler” arasında güçlerine göre bölüştürülen veya aralarından en güçlü olanlar tarafından ele geçirilecek “ganimet” için mücadeleden ibarettir.

Suriye, bağımsızlık öncesi ve sonrası dönemde sayısız yönetim biçimi, rejim, bölünme ve ilhak yaşamıştır. İdeolojik düşüncesinde ve siyasi eyleminde temelde milliyetçilik ve etniklik ikiliğine hapsolmuştur. Bir yandan, Arap birliği projesi ve ancak bir Arap ümmeti-devleti kurulmasıyla bir anavatan haline gelecek bir ümmetin “ülkeleri” arasında bir “ülke”dir. Öte yandan, kendisini bu ümmetin eylem merkezi ve Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır'ın dediği gibi “Arapçılığın atan kalbi” olarak görmektedir. İronik bir şekilde, ulus-devlet çağrıları ister Arap ister İslami ister Suriye milliyetçisi olsun, ümmet-devlet çağrılarının yerini alarak günümüzde baskın model haline geldi; oysa Suriye bir ulus-devlet kurmada yetersiz kalmıştır.

Bunun nedeni, Suriye'nin bölünmeyi ve birliği, parçalanmayı ve başkalarıyla birleşmeyi deneyimlemiş olmasıdır. Fransız Mandası döneminde dört devlete bölünmüştü: Şam Devleti, Halep Devleti, Alevi Devleti ve Dürzi Devleti. Ancak bu bölünme, Suriye halkının iradesi ve o dönemdeki liderlerinin, özellikle Sultan Paşa el-Atraş ile ve Şeyh Salih el-Ali'nin kararlılığı karşısında dayanamadı. Bağımsızlığın ardından Suriye, 1958'de Mısır ile kısa süreli bir birlik kurdu ve bu birlik 1961 sonbaharında sona erdi. Birliğin çöküşü ve hem Irak'ta hem de Suriye'de Baas Partisi'nin iktidara gelmesinin ardından, Mısır, Suriye ve Irak arasında üçlü bir federasyon kurma girişimleri oldu, ancak bu çabalar hayata geçirilmeden başarısız oldu. Suriye ve Irak arasındaki birlik girişimleri bile başarısız oldu ve Suriye ile Irak Baas partileri arasında düşmanlığa dönüştü.

Esed ailesinin uzun süren iktidarı boyunca Suriye, Hama'da görüldüğü gibi korkunç katliamlarla bastırılan kanlı ayaklanmalara karşı şiddet ve baskı yoluyla birliğini korudu. 2011 Suriye İç Savaşı'ndan sonra ülke, dört ordu ve çeşitli milislerin ülkenin farklı bölgelerini kontrol etmesiyle parçalanmaya sürüklendi. Arap Baharı devrimleri olarak adlandırılan olaylar sırasında ortaya çıkan bir teoriye göre, Suriye'de sonuç, eski Cumhurbaşkanı Beşşar Esed'in elde etmeyi umduğunun tam tersi oldu.

Barışçıl göstericilere karşı şiddete başvurmakta aceleci davrandı ve ayaklanmanın militaristleşmesine bel bağladı. Zira militaristleşme kaçınılmaz olarak “radikalizm ve mezhepçiliğe” yol açar, böylece ılımlıları marjinalleştirir ve sertlik yanlıları alanı ele geçirir. Bu da Arapları ve Batı'yı keskin bir seçimle karşı karşıya bıraktı; iktidarda kalma umuduyla rejim veya köktencilik. Ancak oyun, rejimin çöküşü ve Esed'in kaçmasıyla sona erdi. ABD ve Türkiye daha sonra iktidarı, Ebu Muhammed el-Culani (gerçek adı olan Ahmed Şara ortaya çıkmadan önce) liderliğindeki Heyet Tahrir eş-Şam'a devretti. Şara da başkanlığı üstlendi.

Şam'ın Fırat’ın doğusunun kontrolünü yeniden ele geçirmesi ve Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile bir anlaşmaya varmasının ardından beklenen bir sonraki adım, Suveyda ve batıdaki sahil bölgesi sorunlarına bir çözüm bulmaktır. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Fırat’ın doğusunun kontrolünü yeniden ele geçirmek, ABD ve Türkiye'nin gözetiminde askeri eylem ve siyasi bir anlaşmanın birleşimini gerektirirken, Suveyda ve sahil bölgesinde uzlaşma tamamen siyasi olmalıdır, aksi takdirde hiç gerçekleşmeyecektir.

Uzlaşıdan daha önemli olan sonrasıdır. Cumhurbaşkanı Şara, uzun bir izolasyon ve yaptırım döneminden sonra Suriye'yi dış dünyaya ve dış dünyayı Şam'a açmada olağanüstü bir başarı elde etmiş olsa da şimdi asıl zorluk bu dışa açılımı içe açılımla tamamlamaktır. Konuşmalarla değil, eylemlerle. Vaatlerle değil, geçiş aşamasında gerekli olanı inşa ederek.

Asgari şart, merkezi bir otoritede gerekli ortaklık, merkezi olmayan yönetimde ise esnek bir performanstır. Liberal bir ekonomik sistem için net vizyon, modern yatırım yasaları ve adil, şeffaf ve bağımsız bir yargı gerekiyor; aksi takdirde yatırımlar sadece kağıt üzerinde kalacaktır. En önemlisi, uzun bir durgunluk döneminden sonra siyasi hayatı canlandırmak için bir anayasa ve siyasi partiler yasası hazırlanmalı ki böylece insanlar geçiş aşamasının sonunda onları neyin beklediğini bilebilirler

Daha da önemlisi, demokrasi inşa edilmeden önce “demokrasi” terimini kullanmaktan kaçınılmaya son verilmesidir. Bu, nüfusunun yüzde 90'ının yoksulluk sınırının altında yaşadığı bir ülkede insanların karşı karşıya kaldığı acil mali, ekonomik ve sosyal sorunları ele almaktır.

Şam Kitap Fuarı'nı ziyaret eden herkes her türden kitabın mevcut olduğunu gördü, ancak ziyaretçilerin yarısından fazlasının kadın olduğunu, buna karşılık personel veya konuşmacılar arasında tek bir kadının bile bulunmadığını fark etti.

Diyalog ve tartışmaya açık olmakla ilgili övgüler, merhum Lübnan başbakanı Dr. Salim el-Hoss'un şu sözünü hatırlatıyor: “Lübnan'da özgürlük çok, demokrasi azdır.”

Suriye'deki denklem ise bir sonraki duyuruya kadar, az özgürlük ve hiç demokrasi şeklindedir ve her iki durumda bu bir sorundur.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.


Hürmüz Boğazı krizi: “Avrupa şartlı geçiş ücretine sıcak bakıyor”

ABD'nin müttefiki Körfez ülkeleri, İran'ın Hürmüz üzerindeki hakimiyetinin tanınmasına başından beri karşı çıkıyor (Reuters)
ABD'nin müttefiki Körfez ülkeleri, İran'ın Hürmüz üzerindeki hakimiyetinin tanınmasına başından beri karşı çıkıyor (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı krizi: “Avrupa şartlı geçiş ücretine sıcak bakıyor”

ABD'nin müttefiki Körfez ülkeleri, İran'ın Hürmüz üzerindeki hakimiyetinin tanınmasına başından beri karşı çıkıyor (Reuters)
ABD'nin müttefiki Körfez ülkeleri, İran'ın Hürmüz üzerindeki hakimiyetinin tanınmasına başından beri karşı çıkıyor (Reuters)

Avrupa ülkeleri, belirli şartlar altında Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerin ücretlendirilmesine sıcak bakıyor.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarının ardından İran, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini neredeyse durma noktasına getirerek küresel piyasalarda enerji krizine yol açmıştı.

Beyaz Saray, Tahran yönetiminden Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini savaş öncesi duruma geri döndürerek hiçbir ücret talep etmemesini istiyor.

Ancak Tahran müzakerelerin başından beri Hürmüz üzerindeki hakimiyetinden vazgeçmeyeceğini vurguluyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi, bugün Umman'da Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi'yle bir araya gelecek.

İran'ın resmi haber ajansı IRNA'nın aktardığına göre ziyarette, Hürmüz Boğazı ve bölgedeki deniz taşımacılığının güvenliğine odaklanılacak.

Tahran ve Maskat yönetimleri, boğazın yönetimi için işbirliği yapıyor. İran yönetimi, geçişlerin ücretlendirilmesi için Umman'la ortak çalıştıklarını öne sürmüştü ancak Maskat yönetimi, zorunlu ücretlendirme planına karşı olduğunu duyurmuştu.

Guardian'ın haberine göre Avrupa ülkeleri, zorunlu tutulmaması ve Birleşmiş Milletler'e bağlı Uluslararası Denizcilik Örgütü'nün kurallarına uyulması şartıyla geçiş ücreti uygulanmasına sıcak bakıyor.

Birleşik Krallık Başbakan Yardımcısı David Lammy, zorunlu geçiş ücretine karşı çıktığını söylemişti. Ancak Guardian'ın diplomasi editörü Patrick Wintour'un aktardığına göre kabinedeki bazı isimler seyrüsefer hizmetleri için ücretlendirme sistemlerinin kabul edilebilir olduğunu düşünüyor. Makalede, bazı Avrupa ülkelerinin de bunu değerlendirdiği savunulurken herhangi bir ülkenin adı paylaşılmıyor.

Yazıya göre Umman yönetimi, Britanyalı hukukçularla çalışarak Malakka Boğazı'ndaki modelin Hürmüz'e uyarlanmasını öngören bir öneri hazırladı. Bu kapsamda gemilerden zorunlu geçiş ücreti alınması yerine deniz güvenliğinin sağlanması, çevrenin korunması, kirlilik riskinin azaltılması ve acil durum hazırlıkları gibi hizmetler için gönüllü katkı mekanizması oluşturulması planlanıyor.

Erakçi'yle Busaidi arasındaki görüşmede bu önerinin de ele alınabileceği aktarılıyor. İran'ın Londra Büyükelçiliği'ndeki yetkililerin, bağımsız uzmanlar tarafından hazırlanan benzer önerilere ilgi gösterdiği ifade ediliyor.

Analizde, Tahran'da süreçle ilgili görüş ayrılıkları yaşandığına dikkat çekiliyor. İran Devrim Muhafızları'ndaki radikal kanat, ABD ve İsrail'in ülkeye savaş açarak uluslararası hukuku çiğnediğini, Tahran'ın da Hürmüz konusunda herhangi bir uluslararası deniz hukukuna bağlı hareket etme zorunluluğu olmadığını savunuyor. Daha ılımlı kesimlerse küresel anlaşmaların gözetileceği bir işbirliğinden yana.

Independent Türkçe, Guardian, Reuters