​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
TT

​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ta Fetih Koalisyonu ve diğer bazı Şii güçlerin Adnan ez-Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı olmalarına rağmen Zurfi, parlamentodan güvenoyu almasını sağlayacak çoğunluğun desteğini kazanmak üzere gibi görünüyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii güçlerini Zurfi’ye alternatif bir isim belirlemeye zorlama çabaları pratik sonuçlar vermezken Zurfi’nin çok sayıda Şii tarafın desteğini aldığı, bununla birlikte Sünni ve Kürt siyasi bloklarından açıkça bir ret ile karşılaşmadığı anlaşılıyor.
Ancak Zurfi’nin adaylığına,  Asaib Ehli'l Hak’a bağlı Sadikun Grubu’nun içinde yer aldığı Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, eski başbakanlardan Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu ve gözlemcilerin hala kararsız olduğuna inandıkları Ammar el-Hekim liderliğindeki Ulusal Hikmet Koalisyonu gibi önde gelen Şii siyasi bloklar tarafından karşı çıkılıyor.
Buna karşın Irak eski Başbakanı Haydar el-İbadi liderliğindeki Nasır (Zafer) Koalisyonu ve Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi'nin desteklediği Sairun Koalisyonu gibi Şii siyasi bloklar, Zurfi’yi destekliyorlar. Sünni ve Kürt blokları ise Zurfi’yi destekleme veya desteklememe konusunda herhangi net bir tutum ortaya koymuyorlar.
Irak resmi haber Ajansı INA’ya göre Zurfi’nin parlamentodan kabinesinin ve hükümet programının oylanması amacıyla düzenlenecek olağanüstü oturum için bir tarih belirlemesini istiyor. Bu arada Zurfi, hükümet programını 4 Nisan Cumartesi günü Meclis Başkanlığı’na sunmuştu.

Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii kanadı, Zurfi’nin adaylığına karşı çıkma pozisyonunda birleştirme çabaları konuşulurken Iraklı siyasi bir kaynağın yerel haber sitelerinde yer alan açıklamasına göre Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti.
Sadr ile görüşmenin Kudüs Gücü Komutanı’nın gündeminde olduğunu söyleyen kaynak, ancak Sadr’ın bu görüşmeyi reddettiğini ve Irak’ın iç işlerine müdahale edilmemesi gerektiğini belirten bir mesaj gönderdiğini belirtti. Kaynak, Sadr'ın Askeri Danışmanı Ebu Dua İsavi’nin Sadr’dan Kaani’ye ‘Irak’ın yeni bir hükümet kurulması konusunda herhangi bir dış müdahaleyi reddettiği’ şeklinde yazılı bir mesaj ilettiğini söyledi.

Abdulmehdi görevde kaldı
İran’a yakın güçler olarak nitelendirilen başlıca Şii güçlerin, Zurfi’nin ‘anayasaya aykırı bir şekilde’ hükümeti kurmakla görevlendirildiği ve ‘ABD yanlısı’ olduğu şeklindeki suçlamalarla yaptığı tüm itirazlara rağmen Sadr Hareketi, Zurfi’nin adaylığına karşı olduğunu hiç söylemedi. Bütün göstergeler, Sadr Hareketi’nin desteklediği Sairun Koalisyonu’nun mümkün olan en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını istediğine işaret etti.
Sairun Koalisyonu Milletvekili Riyad el-Mesudi konuyla ilgili açıklamasında, “Mesele, bazı istismarlar, ertelemeler ve gecikmelerin neden olduğu anayasal boşluklardan ve Zurfi'nin başarısız olma sürecinde Iraklıların ‘tartışmaları ve kabullenişleri’ gibi ifadelerin seçimlerinden kaynaklanıyor. Sairun Koalisyonu, ülkenin her alanda yaşadığı büyük zorluklar nedeniyle en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını önceliyor. Bazı siyasi bloklar, Adil Abdulmehdi'nin başbakan olarak kalması için başbakan adaylarını kasıtlı olarak reddetti. Çünkü böylece büyük kazançlar elde ettiklerini düşünüyorlar” diye konuştu.
 
Şii güçler tansiyonu yükseltiyor
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı çıkan hareketlerle birlikte, İran yanlısı silahlı gruplar da söylemlerini sertleştirdiler. İran yanlısı silahlı sekiz grup yayınladıkları ortak bir bildiri ile Adnan ez-Zurfi'yi ‘ABD’nin istihbarat ajanı’ olmakla suçlayarak bazı milletvekillerinin onu desteklemesini ise kınadılar.
Bu gerilim, Kaani'nin Şii güçler arasında Zurfi’nin adaylığına karşı fikir birliği elde etme çabalarına dair bir izlenim verebilir. Bununla birlikte gözlemcilere göre Sünni ve Kürt siyasi güçlere mevcut tutumlarından vazgeçmeleri şeklinde gönderilen bir mesaj da olabilir.
Ortak bildirinin yayınlanmasından birkaç saat sonra, Mukteda es-Sadr adına paylaşımlarda bulunmasıyla bilinen Salih Muhammed el-Iraki, Facebook hesabından, “Birçok siyasetçi ve kendilerini ‘Direniş Grupları’ olarak adlandıran gruplardan bazıları, belalardan ve salgınlardan rahatsız olmayıp hala çıkarları peşinde koşuyorlar. Direniş Grupları’na şunu söylemek istiyorum; ‘Dünyaya olan bu sevginizi dizginleyin. Çünkü halkınız ölüm, yaklaşan bir savaş ve Allah korusun salgının eşiğinde.’” ifadelerini kullandı.

İran’ın rolü zayıflıyor
Iraklı araştırmacı ve akademisyen Akil Abbas konuya ilişkin olarak İndepenedent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, “Süleymani ve Mühendis suikastının yanı sıra koronavirüs krizinden sonra İran’ın rolü zayıfladı. Bu durum, Kaani’nin Irak'taki görevinin başarısızlıkla sonuçlanmasına katkıda bulundu. İran’ın nüfuzu güçlü olmasa ve Şii güçlere kendi iradesini dayatamasa bile Kaani’nin başarısızlığının tek nedeni İran’ın rolünün zayıflaması değil” diye konuştu.
Ekonomik yaptırımlar ve koronavirüs krizinin bazı Şii aktörleri İran'ın iradesine meydan okuyacak şekilde güçlendirdiğini söyleyen Abbas, “Sadr’ın Kaani ile görüşmeyi reddetmesi şaşırtıcı bir durum değil. Sadr daha önce de birkaç kez bazı İranlı politikacılarla görüşmeyi reddetti. Hatta bazı durumlarda Süleymani ile görüşmeyi de reddettiği söylendi. Sadr, İran'ın gücüne bir tür başkaldırıyor. Fakat bu düşmanca değil, yumuşak bir başkaldırıdır” yorumunda bulundu.
Zurfi’nin kabinesinin parlamento tarafından onaylanma şansının çok yüksek olduğunu düşünen Abbas, Zurfi hükümetinin güvenoyu alma imkanının son saatlerde yapılacak anlaşmalara bağlı olduğunun da altını çizdi. Silahlı grupların Zurfi'ye karşı çıkmaları ve açıkça tehdit etmelerinin, onu parlamento çatısı altında engelleyecek güce sahip olmadıkları izlenimi verdiğini söyleyen Abbas, “Düşük petrol fiyatları ve koronavirüs krizinin yanı sıra yarı felçli geçici bir hükümetin varlığından kaynaklanan Irak’ta mevcut durum, siyasi elitlerin Zurfi’nin hükümet kurma çalışmalarını sürdürmesi için baskı yapmalarına neden oluyor” şeklinde konuştu.
Başbakanlık konusundaki tartışmaları sürdürmenin Adil Abdulmehdi’nin görevini sürdürmesini destekleyen taraflar için bir zaman kazanma taktiği olduğuna inandığını belirten Abbas, “Iraklılar bu davranışı ülkede yaşananlara karşı bir kayıtsızlık olarak yorumladı. Bu durum eğer koronavirüs riski azalırsa yüksek katılımları protestolara dönüşebilir” dedi.

Müzakere sayfası
Öte yandan siyaset araştırmacısı Hişam el-Muzani İndependent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Sadr, İran ekolüne karşı ideolojik bir model. Bununla birlikte Süleymani’nin öldürülmesinden sonra genel olarak Irak'taki Şiiler siyasi krizle ilgili bağlantılarında farklılaştılar. Sadr, kendisini Batı ve Doğu'da ılımlı bir Şii alternatifi olarak sunup yeni bir imaj oluşturmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kaani’nin Şii güçleri birleştirme görevinde başarısız olmasının nedeninin Süleymani’nin olmayışı değil, ABD’nin stratejisiyle doğrudan çatışmaya yönelmesi olduğunu söyleyen Muzani, söz konusu ABD stratejisinin, Zurfi’ye destek konusunda Şii siyasi güçlerin tutumunda çatlaklar yaratan, vizyonundaki bir değişiklik olduğunu belirtti.
Geleneksel Şii güçlerin en büyük korkularının, ABD ile İran arasında müzakere konusu haline gelmeleri, gözden çıkarılmaları ve doğrudan hedef alınmaları olduğuna dikkati çeken Muzani, “Bu güçlerin İran'ın elinde bir pazarlık konusu haline gelmesi, onlar için ABD’nin hava saldırılarından daha da kötü” diye konuştu.

Şii güçler arasında endişe ve parçalanma korkusu
Independent Arabia’ya konuşan gazeteci yazar Felah ez-Zehebi ise şunları söyledi;
“Tüm göstergeler, Zurfi’nin siyasi güçlerin çoğunun desteğini aldığına işaret ediyor. Bazılarının bunu, Haşdi Şabi çatısı altında olmayan silahlı gruplardan korktukları için açıklamadıklarına inanılıyor. İran, Irak'ı ABD ile müzakere edebileceği bir yangın yeri olarak görüyor. Ancak tam da yaptırımların bir kısmının kaldırılmasını beklerken ortaya çıkan tüm koşullar İran'a baskı yapıyor. Şii siyasi güçlerin çoğu, Zafer Koalisyonu ve Kanun Devleti Koalisyonu tarafından desteklendiği için Zurfi hükümetini destekliyor. Ammar el-Hekim ise sopayı dengede tutmaya çalışıyor. Ancak en sonunda bir yana ağırlık vermek zorunda kalacak. Sadr, ‘utanmaz milisler’ olarak nitelendirdiği tarafları yenerek Zurfi hükümetinin parlamentodan geçmesi için baskı yapacak. Temel endişe ise Zurfi'nin iktidara geldikten sonra bu güçlere yönelmesi ihtimaliyle ilgili. Şii güçler parçalandılar ve çatışma aşamasından aşınma aşamasına geçtiler.”



Maximum Pleasure Guaranteed izlemek için 5 sebep

Maximum Pleasure Guaranteed, kızı Hazel'ın velayetini almaya çalışan Paula'nın bir cinayete tanık olduğunu düşünmesiyle başlıyor (Apple TV)
Maximum Pleasure Guaranteed, kızı Hazel'ın velayetini almaya çalışan Paula'nın bir cinayete tanık olduğunu düşünmesiyle başlıyor (Apple TV)
TT

Maximum Pleasure Guaranteed izlemek için 5 sebep

Maximum Pleasure Guaranteed, kızı Hazel'ın velayetini almaya çalışan Paula'nın bir cinayete tanık olduğunu düşünmesiyle başlıyor (Apple TV)
Maximum Pleasure Guaranteed, kızı Hazel'ın velayetini almaya çalışan Paula'nın bir cinayete tanık olduğunu düşünmesiyle başlıyor (Apple TV)

Yeni boşanmış bir anne, görüntülü konuşma sırasında bir suça tanık olduğunu düşünüyor. Çok geçmeden kendini şantaj, cinayet, komplo ve biraz da çocuk futbolunun iç içe geçtiği tuhaf bir soruşturmanın ortasında buluyor.

Maximum Pleasure Guaranteed böylesine çılgın bir fikirden yola çıksa da asıl gücünü başkarakter Paula'nın fazlasıyla tanıdık gelen darmadağın hayatından alıyor. 

Dizinin en büyük kozlarından biri, hayatı pembe gözlüklerle göstermeyi reddetmesi ve dışarıdan düzenli görünen bir hayatın içinde büyüyen yalnızlığı dürüstçe anlatması.

Maximum Pleasure Guaranteed, işi, ailesi ve gündelik sorumlulukları arasında sıkışan Paula’nın yakınlık kurma, görülme ve kendi hayatı üzerinde yeniden söz sahibi olma arzusunu merkezine alıyor.

Apple TV'de yayımlanan 10 bölümlük kara komedi, aşağı yukarı yarımşar saatlik bölümleriyle akıp gidiyor. Ancak sürükleyiciliğini yalnızca merak uyandıran bölüm sonlarına borçlu değil.

Başroldeki Tatiana Maslany'nin harikalar yarattığı yapım boşanma sonrası kimlik arayışını, bastırılmış arzuları ve aile olmanın bitmeyen pazarlıklarını sürükleyici bir suç hikayesine dönüştürüyor. 

Biz de dijital platformlardaki dizi kalabalığının arasından neden özellikle Maximum Pleasure Guaranteed'e şans vermeniz gerektiğini 5 somut maddeyle anlatmak istedik. Hazırsanız başlayalım...
 

1. Kusurları törpülenmemiş, sahici bir başkarakter: Paula

Televizyondaki amatör dedektifler genellikle herkesten zekidir; sezgileri kolay kolay yanılmaz ve tehlike karşısında soğukkanlılıklarını korurlar. Paula ise bu kalıba uymuyor. Bir yandan eski eşi Karl'la velayet mücadelesi verirken diğer yandan işinde yükselmeye, kızının futbol takımını çalıştırmaya ve boşanmanın ardından kendini yeniden keşfetmeye uğraşıyor. Üstelik çevrim içi görüştüğü Trevor'ın saldırıya uğradığına inanması, onu hazırlıklı olmadığı bir suç soruşturmasına sürüklüyor.

fgthy
40 yaşındaki Kanadalı aktris Tatiana Maslany, Maximum Pleasure Guaranteed'de yeni boşanmış, kimlik krizi yaşayan ve bir haber kuruluşunda çalışan Paula Sanders'ı canlandırıyor (Apple TV)

Paula'nın araştırmaya girişmesi tamamen havada kalmıyor çünkü mesleği gereği bilgi doğrulama, kaynak tarama ve ayrıntılardaki tutarsızlıkları yakalama konusunda deneyimli. Ancak polis olmadığı için karşısındaki tehlikeyi her zaman doğru değerlendiremiyor. Attığı birkaç mantıklı adımın hemen ardından bir o kadar kötü bir karar verebiliyor. Dizinin keyfi de tam burada başlıyor: Paula'yı desteklerken aynı anda ekrana "Lütfen bunu yapma" diye haykırmak istiyorsunuz. Hikayeyi Paula'nın becerileri kadar hatalarının da yönlendirmesi, onu parlatılmış kusursuz televizyon kahramanlarından çok daha insani kılıyor.
 

2. Tatiana Maslany tek bir karakterde birkaç ayrı hayatı birleştiriyor

Orphan Black'te birbirinden bütünüyle farklı karakterleri canlandırarak Emmy kazanan Tatiana Maslany, burada oyunculuktaki aynı çevikliği tek bir kadının çelişkileri üzerinden gösteriyor. Paula bazen uykusuz ve tükenmiş bir anne, bazen takıntılı bir araştırmacı, bazen arzularını yeniden keşfetmeye çalışan yalnız bir kadın, bazen de ailesini korumak için gözü kara davranabilen biri. Maslany bu geçişleri büyük dönüşüm anları gibi oynamıyor; bu saydıklarımızın tamamının aynı dağınık hayatın doğal parçaları olduğuna inandırıyor bizi...

aDEFRT
Emmy ödüllü Tatiana Maslany (sağda), ilk önce Paula'yı anlamakta zorlandığını ve dizinin yaratıcısı David J. Rosen'la yaptığı seçmelerin kötü geçtiğini düşündüğünü söylemişti (Apple TV)

Dizinin Paula'nın cinselliğine yaklaşımı da dikkate değer. Orta yaşa yaklaşan, boşanmış ve çocuklu bir kadının arzuları ne utandırıcı bir şakaya ne de karakteri cezalandırmak için kullanılan basit bir bahaneye indirgeniyor. Trevor'la kurduğu ilişki tehlikeli olayları tetiklese de Paula'nın yakınlık ihtiyacı küçümsenmiyor. Böylece dizinin "Azami Haz Garantili" anlamına gelen kışkırtıcı ismi, yalnızca dikkat çekmeye yarayan bir numara olmaktan çıkıp haz, mahremiyet ve görülme arzusu üzerine düşündüren bir ifadeye dönüşüyor. Anlayacağınız, eleştirmenlerin Maslany'nin birbirinden farklı ruh hallerini tek bir karakterde birleştirme becerisini öne çıkarması boşuna değil.

3. Cinayetle çocuk futbolunu aynı hikayede buluşturabiliyor

Maximum Pleasure Guaranteed'de bir tarafta şantaj, cinayet ve karanlık bir komplo, diğer tarafta velayet görüşmeleri, iş sıkıntıları ve çocuk futbolu var. Dizi bu dünyaları birbirinden ayırmak yerine sürekli çarpıştırıyor. Paula bir an ölümcül bir ipucunun peşinden koşarken kısa süre sonra futbol idmanına yetişmeye veya eski eşiyle gündelik bir aile krizini çözmeye çalışabiliyor.

THYJU
Emmy ödüllü Tatiana Maslany (sağda), ilk önce Paula'yı anlamakta zorlandığını ve dizinin yaratıcısı David J. Rosen'la yaptığı seçmelerin kötü geçtiğini düşündüğünü söylemişti (Apple TV)

Buradaki mizah, gerilimi kesintiye uğratan zoraki esprilerden değil, tehlike büyürken gündelik sorumlulukların yerli yerinde kalmasından doğuyor. David J. Rosen'ın yarattığı ve David Gordon Green'in yönettiği dizi, bu sayede ne fazlasıyla kasvetli bir suç dramasına ne de yaşananların sonuçlarını umursamayan hafif bir komediye dönüşüyor. Dizi sert, komik ve yer yer rahatsız edici olabiliyor fakat bu farklı haller Paula'nın giderek kontrolden çıkan hayatının doğal parçaları gibi. Böylece Maximum Pleasure Guaranteed aynı anda yaratıcı, sürprizlerle dolu ve izleyicisini koltuğa mıhlayan bir gerilim olmayı başarıyor.

4. Yan karakterler yalnızca Paula'ya hizmet etmiyor

New Girl'den tanıdığımız Jake Johnson'ın canlandırdığı eski eş Karl, kolayca hikayenin anlayışsız eski kocasına dönüşebilirdi. Jessy Hodges'ın oynadığı Mallory ise klişe "yeni eş" rolüne sıkışabilirdi. Ancak dizi bu karakterleri Paula'nın karşısına dizilmiş engeller gibi kullanmıyor. Aralarındaki velayet mücadelesi, eski kırgınlıklar ve yeni aile düzeninin yarattığı gerilimler, kimin bütünüyle haklı olduğuna kolayca karar veremeyeceğimiz kadar karmaşık.

GTHYFD
Maximum Pleasure Guaranteed'in çıkış fikri, gece bilgisayarının başında biraz yakınlık ararken Alfred Hitchcock klasiği Arka Pencere (Rear Window) tarzı bir suç hikayesine sürüklenen yalnız ve çalışan bir anne üzerine kuruldu (Apple TV)

Dolly de Leon'un canlandırdığı Dedektif Sofia Gonzalez, Paula'nın iddialarına kuşkuyla yaklaşırken hikayeye gerekli gerçeklik duygusunu katıyor. Brandon Flynn'in oynadığı Trevor, Murray Bartlett'ın canlandırdığı gizemli karakter ve Paula'nın farklı kuşaklardan iş arkadaşları da komplonun yalnızca işlevsel parçaları olarak kalmıyor. Her biri Paula'nın kime güveneceğini, neyi arzuladığını ve gerçekle yalanı nasıl ayırdığını farklı bir yönden sorgulamasına yol açıyor. Bu nedenle dizi, olay örgüsünün düğümleri çözülürken bile karakter ilişkilerine yönelik merakı canlı tutabiliyor.

5. Bölüm süreleri kısa, anlatısıysa şaşırtıcı ölçüde dolu

Maximum Pleasure Guaranteed, 10 bölümlük sezonunu ağır tempolu bir prestij draması gibi uzatmıyor. 30 ila 40 dakikalık bölümler, gereksiz yan hikayelerle oyalanmadan her defasında yeni bir ipucu, şüpheli veya ahlaki ikilem ortaya koyuyor. Bölüm sonları merak uyandırıyor ama dizi yalnızca ucuz ters köşelere yaslanmıyor. Asıl akıcılığı, Paula'nın verdiği her bir kötü kararın daha büyük bir felakete kapı açmasından kaynaklanıyor.

SDVFGH
Korku edebiyatının usta ismi Stephen King, diziyi Alfred Hitchcock'un filmlerine benzeterek Maslany'nin (ortada) performansındaki duygu çeşitliliğini övmüştü (Apple TV)

Bu tempo, diziyi bir hafta sonunda rahatça bitirilebilecek ama finalden sonra da üzerine düşünülebilecek kadar katmanlı bir seyirliğe dönüştürüyor. Üstelik ilk sezonun tüm bölümleri yayımlandığı için hikayeyi haftalarca yeni bölüm beklemeden tamamlamak mümkün.

İyisi mi biz artık sadede gelelim... Maximum Pleasure Guaranteed, her adımını doğru atan kusursuz kahramanlardan hoşlananlara göre değil. Ancak hayatı zaten dağılmışken bir de komplonun içine düşen, korkutucu ölçüde meraklı bir kadını izlemek size cazip geliyorsa dizi, adının vaat ettiği hazzı büyük ölçüde karşılıyor. 

Onu farklı kılan şey "Katil kim?" sorusunun yanıtından çok bu gizemi boşanma, annelik, arzu ve kimlik kriziyle aynı telaşlı gündelik hayatın içine yerleştirmesi. Bir izleyici olarak Paula'nın peşine takılmak bazen sinir bozucu, çoğu zaman komik ve neredeyse her bölümde şaşırtıcı. 

Kısacası burada "maksimum keyfi" garanti eden şey, olayların büyüklüğünden çok Paula'nın başını belaya sokma konusundaki benzersiz yeteneği. Cinayet çözülebilir, komplo açığa çıkabilir ama dizinin asıl cazibesi, Paula'nın tüm yanlış kararlarına rağmen hayatını yeniden kurmaya çalışmasında yatıyor.

Independent Türkçe


Kan görmek istemeyenlere: Yastık Savaşı Şampiyonası

Bu yastıklar yatmak için değil, dövüşmek için tasarlandı (PFC)
Bu yastıklar yatmak için değil, dövüşmek için tasarlandı (PFC)
TT

Kan görmek istemeyenlere: Yastık Savaşı Şampiyonası

Bu yastıklar yatmak için değil, dövüşmek için tasarlandı (PFC)
Bu yastıklar yatmak için değil, dövüşmek için tasarlandı (PFC)

Adrenalin'den herkese merhaba. Sıradışı sporlar serimizin bu bölümünde Yastık Savaşı Şampiyonası'nı inceliyoruz.

Çocukken neredeyse hepimiz yastığı kapıp kardeşimize veya arkadaşımıza saldırmışızdır. Ancak bazıları bu işi çocukluk anısı olarak bırakmadı.

Yastık savaşı, bugün profesyonel sporcuların şampiyonluk kemeri için mücadele ettiği, hakemlerin puan verdiği ve televizyonlardan yayımlanan bir dövüş sporuna dönüşmüş durumda.

Pillow Fight Championship, kısaca PFC, kulağa bir şaka gibi gelse de ringe çıkıldığında işin rengi değişiyor. Sporcular özel olarak tasarlanmış yastıkları ellerine alıyor, 90 saniyelik raundlarda rakiplerinin kafasına ve vücuduna tüm güçleriyle vuruyor, darbelerden kaçıyor ve puan toplamaya çalışıyor.

Üstelik organizasyonun profesyonel kadrosunda eski UFC dövüşçüleri, ABD'deki üniversite sporlarının en üst seviyesinde yarışmış atletler ve farklı dövüş disiplinlerinden gelen sporcular bulunuyor.

Fikrin ortaya çıkışı da epey sıradışı. Pillow Fight Championship konsepti Kovid-19 pandemisi sırasında Paul Williams tarafından geliştirildi. Steve Williams başlangıçta fikre sıcak bakmasa da geleneksel dövüş sporlarında artan rekabet, karma dövüş sanatları pazarındaki yoğunluk ve sponsorluk sorunları onu ikna etti.

Hedef, dövüş sporlarının heyecanını koruyan ancak kan ve ağır şiddet görüntülerinden uzak, ailelerin de izleyebileceği yeni bir format yaratmaktı.

İlk PFC etkinliği Ağustos 2021'de düzenlendi. İlk büyük şampiyona ise Ocak 2022'de ABD'nin Florida eyaletinde gerçekleştirildi.

16 erkek ve 8 kadın sporcunun katıldığı turnuvada yaklaşık 900 gram ağırlığındaki özel yastıklar kullanıldı. Kadınlarda Istela Nunes, erkeklerde ise Hauley Tillman ilk şampiyonlar olarak tarihe geçti.

Tillman'ın finalde eski UFC dövüşçüsü Marcus Brimage'ı yenmesi, PFC'nin profesyonel dövüş dünyasıyla bağını da ortaya koydu.

Peki bir yastıkla nasıl profesyonel dövüş yapılabilir?

Öncelikle kullanılan ekipman, evde yatağımızın üzerinde duran yastıklardan son derece farklı. PFC yastıkları, daha güçlü vuruşlar yapabilmek için özel tutacaklara ve kayışlara sahip.

İçlerinde şeklini koruyan özel köpük bulunuyor, dış yüzeylerinde ise dayanıklı malzemeler kullanılıyor. İlk dönemlerde 1,6 kilogramlık kuş tüyü yastıklar denenmiş ancak sporcular iki dakikalık üç raundu tamamlamakta zorlanınca daha hafif bir tasarıma geçilmiş. Yaklaşık 100 farklı numunenin denenmesinin ardından 900 gramlık yastık üzerinde karar kılınmış ve raund süresi de 90 saniyeye indirilmiş.

Kurallar da en az ekipman kadar ilginç.

Sporcular yastığı tam güçle savurabiliyor ancak rakibe vücudun herhangi bir bölümüyle vurmak, rakibi itmek veya rakibin yastığını tutmak yasak. İki elle yapılan baş üstü vuruşlarına izin verilmiyor. Dövüşçüler birbirlerine fazla yaklaşamıyor ve üç saniyeden uzun süre hareketsiz kalamıyor.

Puan sistemi ise gösterişli hareketleri ödüllendiriyor. Rakibin kafasına yapılan bir vuruş 1 puan. Tam 360 derecelik dönüşün ardından gelen kafa vuruşu 3 puan. Rakibi yere düşürmek ise 5 puan değerinde. Rakibin bacağına vurup dengesini bozmak da 1 puan getiriyor.

Yani sadece sert vurmak yetmiyor. Ayakta kalmak, doğru zamanda saldırmak, rakibin hamlesinden kaçmak ve mümkün olduğunca gösterişli hareketler yapmak gerekiyor.

Bu gösteri unsuru PFC'nin en belirgin özelliklerinden biri. Akrobatik hareketler, dönüşler, havadan yapılan vuruşlar ve rakibin arka arkaya gelen saldırılarından ustaca kaçışlar seyircinin de işin içine çekilmesini sağlıyor.

Zaten organizasyonun kendisi de PFC'yi yalnızca bir dövüş müsabakası değil, spor eğlencesi olarak konumlandırıyor.

PFC'nin televizyon macerası da bu noktada önem kazanıyor. Organizasyon, ESPN8: The Ocho gibi sıradışı sporları ekranlara taşıyan platformlarda kendisine yer buldu.

The Ocho, kurmaca bir televizyon kanalı olarak ortaya çıkan ve sonradan gerçek hayatta alışılmadık sporları yayımlayan bir marka haline geldi. The Ocho, taş sektirmeden kaygan merdivenleri tırmanmaya kadar birbirinden tuhaf yarışmaların arasında yastık dövüşüne de yer verdi.

Yayınlarda eski karma dövüş sanatları yıldızlarının da ringe çıkması, bu tuhaf sporun ciddiyetini bir başka seviyeye taşıdı.

Eski UFC ve Bellator dövüşçüleri Hector Lombard ve Cheick Kongo'nun karşılaşması, yastıkların gerçekten de deneyimli dövüşçülerin elinde ne kadar farklı bir ekipmana dönüşebildiğini gösterdi.

Elbette çoğu kişinin aklında aynı soru var: Yastık dövüşü gerçekten bir spor mu?

Bunun cevabı biraz da spora nasıl baktığınıza bağlı. Rekabet var, fiziksel hazırlık var, kurallar var, hakemler var, puanlama sistemi var, şampiyonluk kemerleri ve profesyonel sporculardan oluşan bir kadro var. Üstelik sporcuların ellerindeki yastıklar da sıradan yastıklar değil.

Ama PFC'nin asıl başarısı belki de burada yatıyor. Yastık savaşı gibi herkesin tanıdığı, çocuklukla özdeşleşmiş bir aktiviteyi alıp profesyonel sporun bütün unsurlarıyla yeniden paketliyor. Sonuçta ortaya hem absürt hem de şaşırtıcı derecede atletik bir gösteri çıkıyor.

Çünkü bazen yeni bir spor icat etmek için yeni bir hareket bulmanıza gerek yok. Çocukken yaptığınız bir şeyi biraz daha ciddi yapmanız, bir ring kurmanız, üç hakem çağırmanız ve elinize 900 gramlık bir yastık vermeniz yeterli.

Kaynaklar: PFC, Patch


Futbol yıldızlarının estetik operasyonları... Yeni yüzlerin ardındaki zorbalık ve reklam hikâyeleri

Brezilyalı futbol yıldızı Vinicius Junior’ın estetik operasyon sonrası Facebook hesabından paylaştığı fotoğraf (solda), Amerikalı oyuncu ve sunucu Terry Crews ile birlikte (sağda).
Brezilyalı futbol yıldızı Vinicius Junior’ın estetik operasyon sonrası Facebook hesabından paylaştığı fotoğraf (solda), Amerikalı oyuncu ve sunucu Terry Crews ile birlikte (sağda).
TT

Futbol yıldızlarının estetik operasyonları... Yeni yüzlerin ardındaki zorbalık ve reklam hikâyeleri

Brezilyalı futbol yıldızı Vinicius Junior’ın estetik operasyon sonrası Facebook hesabından paylaştığı fotoğraf (solda), Amerikalı oyuncu ve sunucu Terry Crews ile birlikte (sağda).
Brezilyalı futbol yıldızı Vinicius Junior’ın estetik operasyon sonrası Facebook hesabından paylaştığı fotoğraf (solda), Amerikalı oyuncu ve sunucu Terry Crews ile birlikte (sağda).

Modern futbol sahaları artık yalnızca fiziksel ve taktik rekabetin yaşandığı alanlar olmaktan çıkarak,   yıldız imajı ile reklamcılığın kesiştiği küresel vitrinlere dönüştü. Bu dünyada sosyal medya platformlarının algoritmaları ile ulusötesi şirketlerin beklentileri de belirleyici hale geldi.

Günümüz futbol yıldızının artık yalnızca ayaklarıyla büyüleyici olması yetmiyor; yüzünün de modern dijital güzellik standartlarının dayattığı kusursuz uyuma sahip olması bekleniyor. Pasların ve gülümsemelerin izlenme sayılarıyla ölçüldüğü bir çağda, bir futbolcunun yeşil sahadan ayrılıp estetik cerrahın neşteri veya estetik doktorunun iğneleri altına girmesi şaşırtıcı değil. Oyuncular kimi zaman “daha çekici” yüz hatlarına kavuşmak, kimi zaman da ekranların ardındaki zorbalık ve aşağılık duygusundan kaçmak için bu yola başvuruyor.

Giderek yaygınlaşan bu olgu, futbolcunun psikolojisindeki derin dönüşümü de ortaya koyuyor. Oyuncu artık aynada yalnızca bir sporcu görmüyor; kendisini düzenli bakıma ihtiyaç duyan hareketli bir marka olarak görüyor.

Saç ekiminden çene şekillendirmeye, burun estetiğinden diş beyazlatmaya kadar birçok işlem, Madrid, Rio de Janeiro ve Londra'daki lüks klinikleri oyuncuların yaz tatillerindeki başlıca duraklardan biri haline getirdi. Bunun arkasında bol paranın beslediği kusursuzluk arayışı ve lüks saat ile haute couture kampanyalarında bakımlı yüzleri tercih eden büyük reklam makineleri bulunuyor.

Vinicius Junior: Zorbalık çeneyi şekillendirmeye dönüştüğünde

Real Madrid'in Brezilyalı yıldızı Vinicius Junior, Brezilya Milli Takımı'nın 2026 ABD, Meksika ve Kanada Dünya Kupası'ndan elenmesinin hemen ardından, temmuz ayında tamamen farklı yüz hatlarıyla ortaya çıkınca spor kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. 26 yaşındaki hızlı kanat oyuncusu, tatilini memleketinde geçirirken Brezilya'nın Goiânia kentindeki ünlü Dr. Alessandro Alarcão'nun kliniğini ziyaret etti.

trhyj67kı8
Brezilya Milli Takımı oyuncusu ve Real Madrid’in yıldızı Vinicius Junior, ameliyat öncesinde (Reuters)

Oyuncu, “yüz ve çene harmonizasyonu” olarak bilinen cerrahi olmayan bir işlem geçirdi. Doktor, çene hattını belirginleştirmek ve çeneyi öne çıkarmak amacıyla dolgu maddeleri ile biyostimülatörlerden yararlanarak daha keskin ve orantılı bir görünüm oluşturdu.

İşlemin perde arkası ise sıradan değildi. Madrid ekibinin yıldızı için kliniğin güvenlik önlemleri artırıldı ve mutlak gizliliğin sağlanması amacıyla kliniğin kapıları halka kapatıldı.

Gizlilik çabalarına rağmen fotoğraf ve videolar değişimi gözler önüne serdi ve işlemin psikolojik nedenleri konusunda tartışma başlattı.

cdfgthy
Real Madrid’in Brezilyalı yıldızı Vinicius Junior’ın ameliyat sonrası fotoğrafı (Facebook hesabı)

Raporlar, bu karar ile oyuncunun sosyal medya platformlarında ve son Dünya Kupası sırasında doğal yüz hatları üzerinden maruz kaldığı ağır alay ve zorbalık kampanyaları arasında bağlantı kurdu. Vinicius'un eski takım arkadaşlarından bazılarının da geçmiş röportajlarında görünüşüyle alay ettiği belirtiliyordu.

Vinicius, sahalardaki ırkçılık ve zorbalıkla mücadele etmekle yetinmek yerine, alaycı yorumların takibinden kurtulmak ve küresel sponsorlar karşısındaki imajını geliştirmek amacıyla yüz hatlarını yeniden şekillendirmeyi tercih etti.

Neymar: Microneedling ve yaşlanma belirtilerine karşı erken önlem

Brezilyalı yıldız Neymar da vatandaşlarının dış görünüşe yönelik takıntısını sürdürüyor ancak daha çok cilt sağlığına ve erken kırışıklıklarla mücadeleye odaklanıyor.

Neymar'ın kendisine düzenli olarak eşlik eden özel bir dermatoloğu bulunuyor. Yıldız futbolcunun, gelişmiş “cilt yeniden yapılandırma” uygulamalarının yanı sıra kolajen ve biyostimülatör enjeksiyonlarından (Radiesse) yararlandığı belirtiliyor. Bu işlemlerle çene hattının belirginleştirilmesi ve yüzün her gün çekilen reklam fotoğraflarına uygun, daha gergin ve yuvarlak bir görünüme kavuşturulması hedefleniyor.

cdfvgh
Neymar (Al Hilal Kulübü)

Neymar açısından yüz, büyük bir ticari imparatorluğun vitrini niteliğinde. Genç ve temiz bir cilde sahip olmak, küresel moda ve kozmetik şirketleriyle yaptığı sponsorluk anlaşmalarını koruyabilmesi açısından hayati önem taşıyor.

Cristiano Ronaldo: Kusursuzluk takıntısı ve insanın “markaya” dönüşmesi

Portekizli Cristiano Ronaldo, futbolcunun kusursuz bir pazarlama ürününe dönüştürülmesi fikrinin en önemli temsilcilerinden biri.

2003 yılında Manchester United'a ilk adım attığı dönemlere dönüldüğünde, genç ve zayıf futbolcunun dişlerinde düzensizlik ve cildinde belirgin sorunlar görülüyordu.

cdfgthyj
Cristiano Ronaldo, 23 Haziran 2026'da Houston Stadyumu'nda oynanan 2026 Dünya Kupası Portekiz-Özbekistan futbol maçında (AFP)

Ancak şöhret ve servetin artmasıyla Ronaldo yıllar içinde bir dizi estetik işlem geçirdi. Bunlar arasında diş teli tedavisi, kapsamlı diş beyazlatma, göz çevresi ve alındaki kırışıklıkları gizlemek amacıyla botoks uygulamaları ve yüz kemiklerini belirginleştirmek ile burun hattını şekillendirmek için küçük çaplı dolgu işlemleri yer aldı.

Ronaldo için bu süreç yalnızca görünüşe ilişkin bir kompleksi gidermekten ibaret değildi; aynı zamanda “CR7” markasına yapılan akıllı bir yatırımdı. İç giyim, parfüm ve kol saati anlaşmalarından yüz milyonlarca gelir elde eden bu marka, yaşlanmayı reddeden, kusursuz ve ikonik bir yüz gerektiriyordu.

Wayne Rooney: Genç yaşta kellikle mücadele için saç ektirdiğini açıklama cesareti

İngiliz futbolunun altın çocuğu Wayne Rooney, 2011 yılında sessizliği bozarak yalnızca 25 yaşındayken Londra'daki lüks kliniklerden birinde saç ekimi yaptırdığını X hesabından açıkça duyurdu.

Rooney o dönemde cesur ve esprili bir ifadeyle, genç yaşta kel kalacağını ve bu nedenle neden saç ektirmemesi gerektiğini sordu.

Rooney, saç çizgisinin hızla gerilemesi nedeniyle kendisini “yaşlı adam” olarak nitelendiren İngiliz taraftarların ve magazin basınının sürekli alaylarına maruz kalıyordu.

sdfrgt
İngiliz futbolunun altın çocuğu Wayne Rooney (Vikipedi)

Bu adım yalnızca görünüşünü değiştirmek ve kameraların karşısında özgüvenini artırmakla kalmadı; aynı zamanda bir nesil futbolcunun ve sıradan erkeğin saç ekimine utanmadan ve toplumsal damgalanma korkusu yaşamadan yönelmesinin de önünü açtı.

Gareth Bale: “Yarasa kulağından” kurtularak huzur arayışı

Galli yıldız ve eski Real Madrid oyuncusu Gareth Bale, uzun yıllar boyunca belirgin kulakları nedeniyle yapılan alaycı yorumların baskısı altında yaşadı.

Bale, Tottenham'daki ilk dönemlerinde, olumsuz taraftar yorumlarından ve maç yönetmenlerinin kameralarından kaçınmak için saçlarını özellikle uzatıyor ve kulaklarının yanlarını örtecek şekilde şekillendiriyordu.

dfrgthyu
Gareth Bale (AFP)

2012 yılında, Real Madrid'e rekor transferinin öncesinde Galli yıldız kesin bir karar alarak kulaklarını geriye yatırmak amacıyla estetik kulak ameliyatı, yani otoplasti, geçirdi.

Bu basit estetik işlem futbolcunun yüz görünümünü tamamen değiştirdi. Psikolojik durumuna olumlu yansıdığı da açıkça görüldü. Bale kısa süre içinde uzun saç modellerini bıraktı ve basın toplantıları ile reklam kampanyalarında daha önce görülmemiş bir özgüvenle boy göstermeye başladı.

Zlatan Ibrahimovic: “Sultan” imajını korumak için gizli dokunuşlar

İsveçli eski yıldız Zlatan Ibrahimovic, güçlü kişiliği ve kendine özgü kibriyle güzellik standartlarına boyun eğmeyi reddeden bir isim olarak tanınsa da güvenilir tıbbi ve basın kaynaklarında, Avrupa'da futbol oynadığı dönemde gizli bir burun estetiği operasyonu geçirdiğine ilişkin bilgiler yer aldı.

cdfrg
Ibrahimović'in yeteneği her zaman vardı (Getty)

Karikatüristlerin ve rakiplerinin sık sık malzeme olarak kullandığı büyük ve keskin burun yapısına sahip olan Zlatan'ın, burnunun ucunu küçülttüğü ve burun kemerinde çok küçük bir değişiklik yaptığı öne sürüldü. Böylece kimliğini korurken yüz hatlarında daha iyi bir uyum sağladı.

İşlemin, “sultan” olarak tanımlanan saha imajını koruma ve görsel açıdan kusursuz bir görünümün, en sert ve güçlü karakterli futbolcular için bile artık bir gereklilik haline geldiğini gösterme amacı taşıdığı değerlendirildi.

Ronaldinho: Reklam şirketlerini memnun etmek için ikonik gülümsemesini değiştirdi

Brezilyalı futbol sihirbazı Ronaldinho'nun adı uzun yıllar boyunca geniş gülümsemesi ve belirgin dişleriyle özdeşleşti. Bu özellikler onun sahalardaki görsel kimliğinin önemli bir parçasını oluşturuyordu.

Ancak 2013 yılında Barcelona'nın eski yıldızı, memleketinde diş eti ve dişlerine yönelik kapsamlı bir operasyon geçirme kararı aldı.

İşlem kapsamında diş etleri yeniden şekillendirildi, ön dişlerin konumu düzeltildi ve porselen veneerler uygulandı.

fgthy
Brezilyalı sihirbaz Ronaldinho (Vikipedi)

Operasyon yalnızca lüks arayışından kaynaklanmıyordu. Büyük sponsorların ve reklam şirketlerinin dolaylı baskısının da etkili olduğu, şirketlerin Ronaldinho'nun önceki görünümünü bazı lüks pazarlama kampanyaları açısından bir engel olarak gördüğü belirtildi. Operasyonun ardından Ronaldinho, daha önce kapısını çalmayan ürünlerin reklamlarında da daha cazip bir yüz haline geldi.

Sergio Ramos: Kırık burundan yüzün yeniden şekillendirilmesine

İspanyol veteran savunmacı Sergio Ramos, görünümündeki kapsamlı değişimin canlı örneklerinden biri. Süreç, 2007 yılında Real Madrid formasıyla oynadığı bir maçta burnunun ciddi şekilde kırılmasıyla başladı. Yaralanma, solunum yolunun düzeltilmesi için cerrahi müdahaleyi gerektirdi.

fgthy
Eski İspanyol yıldız Sergio Ramos (Reuters)

Ancak Ramos bu ameliyattan yararlanarak burnunu küçülttü ve şeklini önemli ölçüde değiştirdi. Yaş ilerledikçe modern estetik uygulamalara daha fazla yönelen İspanyol yıldızın, kırışıklıkları gidermek ve çene hattını şekillendirmek amacıyla düzenli olarak botoks ve dolgu yaptırdığı, ayrıca dişlerini beyazlattığı ve sakal ekimi gerçekleştirdiği belirtildi.

Keskin yüz hatlarına sahip bir “savaşçıdan” bir “moda ikonuna” dönüşen bu değişim, Ramos'a küresel modaevleri ve markalarla büyük anlaşmalar getirdi.

Héctor Herrera: “Toplumsal uyum” ve profesyonel yaşam için kapsamlı değişim

Meksika Milli Takımı'nın eski oyuncusu ve eski Atletico Madrid futbolcusu Héctor Herrera, spor dünyasındaki estetik müdahalelerin en açık örneklerinden birini oluşturuyor.

Herrera, 2018 yılında Dünya Kupası'nın sona ermesinin ardından yaptığı resmi açıklamayla aynı dönemde iki estetik operasyon geçirdiğini duyurdu: burun estetiği (rinoplasti) ve kulak estetiği (otoplasti).

sdfrgthy
Meksikalı milli futbolcu Hector Herrera (Wikipedia)

Herrera, yıllarca belirgin kulakları ve burun yapısıyla ilgili internet üzerinden ağır ve acımasız zorbalığa maruz kalmıştı.

Oyuncu daha sonraki açıklamalarında, kararının psikolojik açıdan rahatlama sağlamak ve kendisini eksik hissetmeden toplumla ve basınla iletişim kurup uyum sağlamasını kolaylaştırmak olduğunu belirtti. Herrera ayrıca Avrupa'da bir futbolcunun sahip olduğu imajın kişisel ayrıntıların en küçük noktalarına kadar özen gösterilmesini gerektirdiğini vurguladı.

Dani Alves: Barcelona'daki büyük adım öncesinde “yarasa kulağından” kurtuldu

Barcelona'da kupalarla dolu tarihini yazmadan önce Brezilyalı sağ bek Dani Alves'in kulakları belirgin şekilde dışarı doğru uzanıyordu. Bu durum, Sevilla'daki ilk dönemlerinde alay konusu olmasına yol açıyordu.

scdfgthy
Tecrübeli Brezilyalı defans oyuncusu Dani Alves (DPA)

Alves, 2008 yazında Barcelona'ya gerçekleştirdiği tarihi transferle aynı dönemde kulaklarını geriye yatırmak ve kafatasının şekliyle daha uyumlu hale getirmek amacıyla otoplasti operasyonu geçirdi.

Neşeli kişiliğiyle tanınan Alves bu işlemi gizlemedi. Operasyonu, Camp Nou'da dünya kameralarının önünde daha fazla özgüven kazanmak ve Barcelona'nın altın jenerasyonunun en şık ve modern oyuncularından biri olarak imajını oluşturmaya başlamak için gerekli bir adım olarak değerlendirdi.

Estetiği reddeden yıldızlar: Yara izlerini kimliğe dönüştürmek

Buna karşılık bazı yıldızlar, “yaralarını” kimliklerinin, dayanıklılıklarının ve geçmişlerine bağlılıklarının sembolü olarak korumayı tercih etti. Bu oyuncular, sert yüz hatlarını veya kazalardan kalan izlerini izleyicilerin gönlünü kazanmanın önünde bir engel olarak görmedi. Aksine, benzer ve pürüzsüz yüzlerin çoğaldığı dünyada bu izleri kendilerini diğerlerinden ayıran birer marka haline getirdiler.

Franck Ribéry: Çocukluk onurunu korumak için estetik cerrahiyi kesin biçimde reddetti

Fransız futbolunun efsane ismi Franck Ribéry, görünüşü ne kadar ağır olursa olsun doğal yüz hatlarına sahip çıkmanın ve psikolojik dayanıklılığın dünyadaki en belirgin örneklerinden biri olmayı sürdürüyor.

Ribéry, henüz 2 yaşındayken geçirdiği korkunç bir trafik kazası sonucunda yüzünün sağ tarafında belirgin ve derin yara izleri oluşmasına rağmen, Bayern Münih ve Fransa Milli Takımı ile geçirdiği parlak kariyeri boyunca bu izleri gizlemek için herhangi bir estetik ameliyat geçirmeyi reddetti.

scdvfg
Franck Ribéry (EPA)

Reklam şirketlerinin görünüşünü değiştirmesi karşılığında kendisine milyonlar teklif ettiği dönemde Ribéry'nin tavrı netti. Ona göre bu yara izleri kişiliğini oluşturmuş, hayatta ve sahada mücadele etmesi için güç vermişti ve kimliğinin bir parçasıydı.

Ribéry bu tutumuyla doğuştan gelen veya kazalar nedeniyle oluşan fiziksel farklılıklarla yaşayanlara ilham veren küresel bir simgeye dönüştü. Böylece saf yeteneğin kupa kürsülerine hükmetmek için kusursuz bir yüze ihtiyaç duymadığını gösterdi.

Carlos Tevez: “Apache”nin kimliğini şekillendiren yanık izleri

Arjantinli veteran yıldız Carlos Tevez'in “Apache” lakabıyla da anılan kariyerinde boynuna ve göğsüne kazınmış acı verici bir geçmiş bulunuyor. Tevez, henüz bebekken sıcak su nedeniyle meydana gelen korkunç bir yanık kazası geçirdi ve vücudunda ciddi üçüncü derece yanık izleri kaldı.

Manchester United, Manchester City ve Juventus formalarıyla uzun yıllar profesyonel futbol oynayan ve kazanılabilecek hemen hemen tüm büyük kupaları kaldıran Tevez, reklam ve medya dünyasının derisini düzeltmeye yönelik ameliyat çağrılarına rağmen bu izlerden vazgeçmedi.

sdfrgthy
Arjantinli tecrübeli yıldız Carlos Tevez (AP)

Tevez için bu yaralar, Buenos Aires'in yoksul mahallelerinden çıkıp verdiği mücadeleyi hatırlatan günlük birer simgeydi. Onları estetik cerrahın neşteriyle ortadan kaldırmayı, geçmişine ve hayat hikâyesine ihanet eden bir lüks olarak görüyordu. Parlak dergilerin yapay bir modeli yerine insanların kendisini “gerçek bir savaşçı” olarak hatırlamasını tercih etti.

Joleon Lescott: Premier Lig sahalarında bir imzaya dönüşen alın yarası

Eski İngiliz milli futbolcu Joleon Lescott, Premier Lig'deki uzun kariyeri boyunca saç çizgisini ve yüzünün üst bölümündeki doğal görünümünü değiştiren büyük ve belirgin bir alın yarasıyla sahalarda yer aldı.

Bu yara, Lescott henüz 5 yaşındayken geçirdiği bir trafik kazasından kalmıştı. Bir aracın çarpması ve kendisini birkaç metre sürüklemesi sonucu aylarca yoğun bakımda kalan Lescott, hayatını kurtarmak için geçirdiği ameliyatların ardından kalıcı bir iz taşıdı.

cdfvg
Eski İspanyol ve İngiliz milli takım defans oyuncusu Joleon Lescott (Wikipedia)

Manchester City'deki parlak döneminde büyük bir servet kazanmasına rağmen Lescott, alın bölgesini düzeltmek veya yara izini gizlemek için saç ektirmek amacıyla lüks estetik kliniklerine gitmeyi hiç düşünmedi. Bu izi, kendisine yeni bir hayatın yazıldığının kanıtı olarak gördü. Keskin yüz hatları da ona savunmada rakip forvetlerin çekindiği bir sertlik ve heybet kazandırdı; acı verici bir izi güç ve cesaret kaynağına dönüştürdü.

Angel Di Maria: “Makarna” lakabına rağmen estetik yarışını reddetti

Arjantinli efsane kanat oyuncusu Angel Di Maria, modern futbol dünyasında reklam şirketlerinin dayattığı katı yakışıklılık standartlarına meydan okuyan en önemli yıldızlardan biri.

Real Madrid, Paris Saint-Germain, Juventus ve Arjantin Milli Takımı ile geçen başarılı kariyeri boyunca Di Maria, tribünleri aşarak medyaya kadar uzanan ağır alay ve zorbalık kampanyalarının hedefi oldu. Bu kampanyalar özellikle belirgin kulaklarına ve son derece zayıf fiziğine odaklanıyordu. Oyuncuya bu nedenle “Makarna” anlamına gelen “El Fideo” lakabı takılmıştı.

scdfrgt
Arjantinli oyuncu Angel Di Maria, Paris Saint-Germain formasıyla (AFP)

Di Maria, büyük servetine ve Avrupa'nın en seçkin yüz şekillendirme ve kulak estetiği kliniklerine gidebilecek maddi imkânlara sahip olmasına rağmen doğal yüz hatlarına müdahale etmeyi kesin biçimde reddetti.

Arjantinli yıldız için bu özellikler düzeltilmesi gereken kusurlar değildi. Aksine, Rosario'da babasına kömür toplama işinde yardım eden yoksul çocuğa bağlılığının bir simgesiydi.

Di Maria, küresel sponsorlara ve taraftarlara gerçek “sportif yakışıklılığın” estetik kliniklerinin kapısından değil, futbol sahasında yapıldığını gösterdi. Ona göre gerçek değer; kritik asistler, Dünya Kupası ve Copa America finallerindeki tarihi goller ve sahadaki başarılarla ölçülüyordu.