​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
TT

​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ta Fetih Koalisyonu ve diğer bazı Şii güçlerin Adnan ez-Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı olmalarına rağmen Zurfi, parlamentodan güvenoyu almasını sağlayacak çoğunluğun desteğini kazanmak üzere gibi görünüyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii güçlerini Zurfi’ye alternatif bir isim belirlemeye zorlama çabaları pratik sonuçlar vermezken Zurfi’nin çok sayıda Şii tarafın desteğini aldığı, bununla birlikte Sünni ve Kürt siyasi bloklarından açıkça bir ret ile karşılaşmadığı anlaşılıyor.
Ancak Zurfi’nin adaylığına,  Asaib Ehli'l Hak’a bağlı Sadikun Grubu’nun içinde yer aldığı Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, eski başbakanlardan Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu ve gözlemcilerin hala kararsız olduğuna inandıkları Ammar el-Hekim liderliğindeki Ulusal Hikmet Koalisyonu gibi önde gelen Şii siyasi bloklar tarafından karşı çıkılıyor.
Buna karşın Irak eski Başbakanı Haydar el-İbadi liderliğindeki Nasır (Zafer) Koalisyonu ve Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi'nin desteklediği Sairun Koalisyonu gibi Şii siyasi bloklar, Zurfi’yi destekliyorlar. Sünni ve Kürt blokları ise Zurfi’yi destekleme veya desteklememe konusunda herhangi net bir tutum ortaya koymuyorlar.
Irak resmi haber Ajansı INA’ya göre Zurfi’nin parlamentodan kabinesinin ve hükümet programının oylanması amacıyla düzenlenecek olağanüstü oturum için bir tarih belirlemesini istiyor. Bu arada Zurfi, hükümet programını 4 Nisan Cumartesi günü Meclis Başkanlığı’na sunmuştu.

Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii kanadı, Zurfi’nin adaylığına karşı çıkma pozisyonunda birleştirme çabaları konuşulurken Iraklı siyasi bir kaynağın yerel haber sitelerinde yer alan açıklamasına göre Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti.
Sadr ile görüşmenin Kudüs Gücü Komutanı’nın gündeminde olduğunu söyleyen kaynak, ancak Sadr’ın bu görüşmeyi reddettiğini ve Irak’ın iç işlerine müdahale edilmemesi gerektiğini belirten bir mesaj gönderdiğini belirtti. Kaynak, Sadr'ın Askeri Danışmanı Ebu Dua İsavi’nin Sadr’dan Kaani’ye ‘Irak’ın yeni bir hükümet kurulması konusunda herhangi bir dış müdahaleyi reddettiği’ şeklinde yazılı bir mesaj ilettiğini söyledi.

Abdulmehdi görevde kaldı
İran’a yakın güçler olarak nitelendirilen başlıca Şii güçlerin, Zurfi’nin ‘anayasaya aykırı bir şekilde’ hükümeti kurmakla görevlendirildiği ve ‘ABD yanlısı’ olduğu şeklindeki suçlamalarla yaptığı tüm itirazlara rağmen Sadr Hareketi, Zurfi’nin adaylığına karşı olduğunu hiç söylemedi. Bütün göstergeler, Sadr Hareketi’nin desteklediği Sairun Koalisyonu’nun mümkün olan en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını istediğine işaret etti.
Sairun Koalisyonu Milletvekili Riyad el-Mesudi konuyla ilgili açıklamasında, “Mesele, bazı istismarlar, ertelemeler ve gecikmelerin neden olduğu anayasal boşluklardan ve Zurfi'nin başarısız olma sürecinde Iraklıların ‘tartışmaları ve kabullenişleri’ gibi ifadelerin seçimlerinden kaynaklanıyor. Sairun Koalisyonu, ülkenin her alanda yaşadığı büyük zorluklar nedeniyle en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını önceliyor. Bazı siyasi bloklar, Adil Abdulmehdi'nin başbakan olarak kalması için başbakan adaylarını kasıtlı olarak reddetti. Çünkü böylece büyük kazançlar elde ettiklerini düşünüyorlar” diye konuştu.
 
Şii güçler tansiyonu yükseltiyor
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı çıkan hareketlerle birlikte, İran yanlısı silahlı gruplar da söylemlerini sertleştirdiler. İran yanlısı silahlı sekiz grup yayınladıkları ortak bir bildiri ile Adnan ez-Zurfi'yi ‘ABD’nin istihbarat ajanı’ olmakla suçlayarak bazı milletvekillerinin onu desteklemesini ise kınadılar.
Bu gerilim, Kaani'nin Şii güçler arasında Zurfi’nin adaylığına karşı fikir birliği elde etme çabalarına dair bir izlenim verebilir. Bununla birlikte gözlemcilere göre Sünni ve Kürt siyasi güçlere mevcut tutumlarından vazgeçmeleri şeklinde gönderilen bir mesaj da olabilir.
Ortak bildirinin yayınlanmasından birkaç saat sonra, Mukteda es-Sadr adına paylaşımlarda bulunmasıyla bilinen Salih Muhammed el-Iraki, Facebook hesabından, “Birçok siyasetçi ve kendilerini ‘Direniş Grupları’ olarak adlandıran gruplardan bazıları, belalardan ve salgınlardan rahatsız olmayıp hala çıkarları peşinde koşuyorlar. Direniş Grupları’na şunu söylemek istiyorum; ‘Dünyaya olan bu sevginizi dizginleyin. Çünkü halkınız ölüm, yaklaşan bir savaş ve Allah korusun salgının eşiğinde.’” ifadelerini kullandı.

İran’ın rolü zayıflıyor
Iraklı araştırmacı ve akademisyen Akil Abbas konuya ilişkin olarak İndepenedent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, “Süleymani ve Mühendis suikastının yanı sıra koronavirüs krizinden sonra İran’ın rolü zayıfladı. Bu durum, Kaani’nin Irak'taki görevinin başarısızlıkla sonuçlanmasına katkıda bulundu. İran’ın nüfuzu güçlü olmasa ve Şii güçlere kendi iradesini dayatamasa bile Kaani’nin başarısızlığının tek nedeni İran’ın rolünün zayıflaması değil” diye konuştu.
Ekonomik yaptırımlar ve koronavirüs krizinin bazı Şii aktörleri İran'ın iradesine meydan okuyacak şekilde güçlendirdiğini söyleyen Abbas, “Sadr’ın Kaani ile görüşmeyi reddetmesi şaşırtıcı bir durum değil. Sadr daha önce de birkaç kez bazı İranlı politikacılarla görüşmeyi reddetti. Hatta bazı durumlarda Süleymani ile görüşmeyi de reddettiği söylendi. Sadr, İran'ın gücüne bir tür başkaldırıyor. Fakat bu düşmanca değil, yumuşak bir başkaldırıdır” yorumunda bulundu.
Zurfi’nin kabinesinin parlamento tarafından onaylanma şansının çok yüksek olduğunu düşünen Abbas, Zurfi hükümetinin güvenoyu alma imkanının son saatlerde yapılacak anlaşmalara bağlı olduğunun da altını çizdi. Silahlı grupların Zurfi'ye karşı çıkmaları ve açıkça tehdit etmelerinin, onu parlamento çatısı altında engelleyecek güce sahip olmadıkları izlenimi verdiğini söyleyen Abbas, “Düşük petrol fiyatları ve koronavirüs krizinin yanı sıra yarı felçli geçici bir hükümetin varlığından kaynaklanan Irak’ta mevcut durum, siyasi elitlerin Zurfi’nin hükümet kurma çalışmalarını sürdürmesi için baskı yapmalarına neden oluyor” şeklinde konuştu.
Başbakanlık konusundaki tartışmaları sürdürmenin Adil Abdulmehdi’nin görevini sürdürmesini destekleyen taraflar için bir zaman kazanma taktiği olduğuna inandığını belirten Abbas, “Iraklılar bu davranışı ülkede yaşananlara karşı bir kayıtsızlık olarak yorumladı. Bu durum eğer koronavirüs riski azalırsa yüksek katılımları protestolara dönüşebilir” dedi.

Müzakere sayfası
Öte yandan siyaset araştırmacısı Hişam el-Muzani İndependent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Sadr, İran ekolüne karşı ideolojik bir model. Bununla birlikte Süleymani’nin öldürülmesinden sonra genel olarak Irak'taki Şiiler siyasi krizle ilgili bağlantılarında farklılaştılar. Sadr, kendisini Batı ve Doğu'da ılımlı bir Şii alternatifi olarak sunup yeni bir imaj oluşturmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kaani’nin Şii güçleri birleştirme görevinde başarısız olmasının nedeninin Süleymani’nin olmayışı değil, ABD’nin stratejisiyle doğrudan çatışmaya yönelmesi olduğunu söyleyen Muzani, söz konusu ABD stratejisinin, Zurfi’ye destek konusunda Şii siyasi güçlerin tutumunda çatlaklar yaratan, vizyonundaki bir değişiklik olduğunu belirtti.
Geleneksel Şii güçlerin en büyük korkularının, ABD ile İran arasında müzakere konusu haline gelmeleri, gözden çıkarılmaları ve doğrudan hedef alınmaları olduğuna dikkati çeken Muzani, “Bu güçlerin İran'ın elinde bir pazarlık konusu haline gelmesi, onlar için ABD’nin hava saldırılarından daha da kötü” diye konuştu.

Şii güçler arasında endişe ve parçalanma korkusu
Independent Arabia’ya konuşan gazeteci yazar Felah ez-Zehebi ise şunları söyledi;
“Tüm göstergeler, Zurfi’nin siyasi güçlerin çoğunun desteğini aldığına işaret ediyor. Bazılarının bunu, Haşdi Şabi çatısı altında olmayan silahlı gruplardan korktukları için açıklamadıklarına inanılıyor. İran, Irak'ı ABD ile müzakere edebileceği bir yangın yeri olarak görüyor. Ancak tam da yaptırımların bir kısmının kaldırılmasını beklerken ortaya çıkan tüm koşullar İran'a baskı yapıyor. Şii siyasi güçlerin çoğu, Zafer Koalisyonu ve Kanun Devleti Koalisyonu tarafından desteklendiği için Zurfi hükümetini destekliyor. Ammar el-Hekim ise sopayı dengede tutmaya çalışıyor. Ancak en sonunda bir yana ağırlık vermek zorunda kalacak. Sadr, ‘utanmaz milisler’ olarak nitelendirdiği tarafları yenerek Zurfi hükümetinin parlamentodan geçmesi için baskı yapacak. Temel endişe ise Zurfi'nin iktidara geldikten sonra bu güçlere yönelmesi ihtimaliyle ilgili. Şii güçler parçalandılar ve çatışma aşamasından aşınma aşamasına geçtiler.”



ABD'nin Teksas eyaleti neden ‘İslamlaşmayı durdurma mücadelesini’ veriyor?

Teksas Eyaleti'nin Plano kentinde, Müslüman cemaate hizmet vermek üzere bir cami ve İslami eğitim verilen bir medresenin olduğu komplekse yönelik Müslümanları hedef alan tehditlerin arttığı bir dönemde Cuma namazını kılmak için camiye akın eden Müslümanlar, 11 Nisan 2025 (AFP)
Teksas Eyaleti'nin Plano kentinde, Müslüman cemaate hizmet vermek üzere bir cami ve İslami eğitim verilen bir medresenin olduğu komplekse yönelik Müslümanları hedef alan tehditlerin arttığı bir dönemde Cuma namazını kılmak için camiye akın eden Müslümanlar, 11 Nisan 2025 (AFP)
TT

ABD'nin Teksas eyaleti neden ‘İslamlaşmayı durdurma mücadelesini’ veriyor?

Teksas Eyaleti'nin Plano kentinde, Müslüman cemaate hizmet vermek üzere bir cami ve İslami eğitim verilen bir medresenin olduğu komplekse yönelik Müslümanları hedef alan tehditlerin arttığı bir dönemde Cuma namazını kılmak için camiye akın eden Müslümanlar, 11 Nisan 2025 (AFP)
Teksas Eyaleti'nin Plano kentinde, Müslüman cemaate hizmet vermek üzere bir cami ve İslami eğitim verilen bir medresenin olduğu komplekse yönelik Müslümanları hedef alan tehditlerin arttığı bir dönemde Cuma namazını kılmak için camiye akın eden Müslümanlar, 11 Nisan 2025 (AFP)

The Economist

Teksaslı Cumhuriyetçiler, bundan tam 18 ay önce yeni bir mücadeleye giriştiler. Mücadele, geçtiğimiz yıl şubat ayında başladı. Eyalet Valisi Greg Abbott, Doğu Plano İslam Merkezi'nin önerdiği bir konut projesini ‘şeriat şehirleri’ modeli olarak nitelendirdi. Bunun ardından eyalette on iki devlet kurumu hızla harekete geçerek proje hakkında soruşturma başlattı. Kasım ayında ise Abbott, ABD'deki Müslümanların sivil haklarını savunan en büyük kuruluş olan Amerikan İslam İlişkileri Konseyi'ni (CAIR) ‘yabancı terör örgütü’ olarak ilan etti ve kuruluşun eyalet sınırları içinde arazi satın almasını yasakladı.

Mart ayında ise eyalet denetçisi, İslami okulları yeni eğitim bursu (voucher) programının kapsamı dışında bırakma kararı aldı. Eyaletteki Cumhuriyetçi Parti, ‘Teksas'ın İslamlaşmasını durdurma’ hedefini yasama gündemindeki öncelikler listesinde ikinci sıraya yerleştirdi.

İlk bakışta bu kampanya, 11 Eylül saldırılarının ardından tırmanan aşırı İslam karşıtlığı dalgasının bir devamı gibi görünebilir. Ancak mevcut dalganın asıl itici gücü, dışarıdan gelebilecek bir şiddet korkusundan ziyade, ülke içinde yaşanan bir dönüşüme duyulan kaygıyla ilişkilidir. ABD genelinde, Amerikan sivil yaşamını Hristiyan değerleriyle harmanlamayı amaçlayan ve genel olarak Hristiyan milliyetçiliği adı altında toplanan fikirlere yönelik destek giderek artıyor.

Bu projenin izleyeceği yolun ne olacağı henüz net değil. Ancak ülkenin en büyük Cumhuriyetçi eyaleti olan Teksas, ABD'nin Hristiyan köklerini vurgulayarak ve eyaletin tasavvur ettiği bir tehdide karşı sert bir mücadeleye girerek, bu eğilimin nasıl bir görünüm alabileceğine dair olası bir model sunuyor bugün.

İslamlaşmayı durdurmaya’ yönelik mevcut dalganın asıl itici gücü, dışarıdan gelebilecek bir şiddet korkusu değil, içeride yaşanan bir dönüşüme duyulan kaygı.

Abbott, bu yılın başlarında dini özgürlüğü savunurken “ABD, Hristiyan bir ülke olarak kuruldu” ifadelerini kullandı. Ülkenin Hristiyan kimliğini savunanlar arasında Başkan Yardımcısı JD Vance, Savaş Bakanı Pete Hegseth ve 2025 yılında suikasta kurban giden muhafazakâr etkili isim Charlie Kirk de bulunuyor.

cdfrgthy
Teksas Valisi Greg Abbott, ABD'nin Wisconsin Eyaleti'ndeki Milwaukee kentinde düzenlenen 2024 Cumhuriyetçi Ulusal Kongresi'nde konuşurken, 17 Temmuz 2024 (AFP)

Ölümünün ardından Donald Trump tarafından kendisine Başkanlık Özgürlük Madalyası verilen Kirk, ABD’nin Hristiyan karakterini belirli bir nüfus yapısıyla ilişkilendiriyor ve ülkenin ‘anayasal bir kriz’ yaşadığını düşünüyordu. Çünkü ona göre Hristiyan bir nüfus olmadan özgürlük var olamazdı.

Giderek artan sayıda siyasetçi, özellikle İslam'ı ABD kimliğine yönelik bir tehdit olarak görüyor. Örgütlü Nefreti İnceleme Merkezi adlı bir izleme kuruluşunun verilerine göre, Mart ayına kadar geçen on üç aylık süre zarfında, ülke genelinde seçilmiş 46 Cumhuriyetçi yetkili, Müslüman karşıtı içerikli 1.111 paylaşım yaptı. Bu da aylık ortalamada on beş kat artışa işaret ediyor.

Bu paylaşımların birçoğu İslam'ı, ölümü yücelten, çocuklara aşırılıkçı fikirler aşılamaya çalışan ve toplum üzerinde sıkı bir denetim kurmayı amaçlayan bir inanç sistemi olarak tasvir etti.

Alabama Senatörü Tommy Tuberville, New York’un Müslüman Belediye Başkanı Zohran Mamdani’nin fotoğraflarıyla İkiz Kuleler'in yanan görüntülerini bir araya getiren bir paylaşımda bulunarak ‘düşmanın artık surların içinde olduğu’ uyarısında bulundu. Tennessee Kongre Üyesi Andy Ogles ise ‘Amerikan toplumunda Müslümanlara yer olmadığını’ söyledi.

Kamu Din Araştırma Enstitüsü’ne (PRRI) göre ‘Hristiyan Amerika’ fikrinin destekçileri, İslam'ı bir tehdit olarak görme eğiliminde diğerlerine kıyasla daha yüksek bir oranı temsil ediyor.

Trump, kendisinin felaket senaryosu olarak nitelendirdiği bir sürecin uyarıcı örnekleri olarak Avrupa kentlerine sıkça atıfta bulunuyor. Trump'a göre Paris ve Londra'nın çehresi öyle bir hal aldı ki artık ‘tanınmaz’ oldu ve İngiltere'nin başkenti ‘şeriat yönetimine’ doğru ilerliyor.

Geçtiğimiz yıl, Teksas Kongre üyeleri Chip Roy ve Keith Self, Kongre içinde "Şeriatsız Amerika" adlı grubu kurdu. O tarihten bu yana, 25 eyaleti temsil eden 66 üye daha bu gruba katıldı.

Bu eğilim, seçmen kesimleri arasında büyüyen bir kaygıyı yansıtıyor. PRRI'ye göre Cumhuriyetçilerin dörtte üçü İslam dininin Amerikan değerleriyle çeliştiğini düşünürken, Demokratlar arasında bu oran yalnızca yüzde 30'da kalıyor. Bu partiler arası fark, 2011'den bu yana iki katına çıktı. ABD'nin Hristiyan bir ülke olduğu fikrini destekleyenler, İslam dinini bir tehdit olarak görme eğiliminde daha yüksek bir oran oluşturuyor.

Müslümanların ülkeyi ele geçireceğine dair endişeler, gerçeklikten kopuk görünüyor; zira Müslümanların nüfus içindeki oranı yaklaşık yüzde 1'i geçmiyor.

Müslümanların ülkeyi ele geçireceğine dair endişeler gerçeklikten kopuk görünse de -zira Müslümanların nüfus içindeki oranı yaklaşık yüzde 1'i geçmiyor- bu hareketin taraftarları meselenin özünün İslami varlığın büyüklüğünde yatmadığını düşünüyor. Şeriat karşıtı grubun başarısını kutladığı yakın tarihli bir basın açıklamasında Keith Self, “Hristiyan değerler, ulusumuzun ve günlük yaşamımızı yöneten anayasal düzenin temelini oluşturuyor” ifadelerini kullandı. Self, sözlerine ‘şeriat ve ilkelerinin bu temellerle doğrudan çeliştiğini’ de ekledi. Indiana Üniversitesi'nde Hristiyan milliyetçiliği üzerine araştırmalar yürüten akademisyen Andrew Whitehead ise, Müslümanların ‘gerçek vatandaş’ tanımının çerçevesinin çizildiği en uygun karşıt figürü temsil ettiğini değerlendiriyor.

xsdcfrgt
ABD'nin Teksas eyaletindeki Plano'da bir camide Cuma namazını kılan Müslümanlar, 11 Nisan 2025 (AFP)

ABD Kongresi'nde henüz ilk aşamalarında olan bir dizi kanun tasarısı ele alınıyor. Roy, şeriat hükümlerine bağlı yabancıların ülkeye girişini yasaklayan bir yasa tasarısı sundu. Florida'dan Randy Fine ise, şeriat temelli yasaklama biçimlerinden ‘yavru köpekleri koruma’ amacını taşıyan alaycı bir yasa tasarısı ortaya attı.

Bu süreçte Teksas, diğer eyaletlerin önünde ilerliyor gibi görünüyor. Abbott'ın ofisi tarafından The Economist dergisine yapılan açıklamada, valinin politikalarının ‘yasalara saygılı Teksaslı Müslümanların’ imajını zedelemeyi değil, ‘terörizmi destekleyenleri veya Amerikan topraklarında yabancı bir hukuku dayatmaya çalışanları’ hedef aldığını belirtti.

Vergi mükelleflerinin parasının ‘yabancı bir hukuk sistemine bağlılık yemini eden’ kuruluşlara ulaşmasını engelleme talebi ile ‘İslami şeriat vaizlerinin sınır dışı edilmesi’ çağrısı arasında Cumhuriyetçilerin tutumları farklılık gösteriyor.

Uygulamada Cumhuriyetçilerin tutumları geniş bir yelpazede farklılık gösteriyor. Bu tutumlar, vergi mükelleflerinin parasının ‘yabancı bir hukuk sistemine bağlılık yemini eden’ herhangi bir kuruluşa ulaşmasını engelleme girişimleriyle başlayıp, ‘İslami şeriat vaizlerinin sınır dışı edilmesini’ talep eden çağrılara kadar uzanıyor.

Şarku’l Avsat’ın The Economist’ten aktardığı habere göre Teksas Yasama Meclisi'nin geçen yıl okulları sınıflarda On Emir'i sergilemekle yükümlü kılmasının ardından, Eyalet Eğitim Kurulu haziran ayı sonlarında müfredatı yeniden düzenledi. Yeni yönergelere göre ortaokul düzeyindeki ‘Dünya Kültürleri’ dersi kaldırılırken, lise düzeyinde daha önce ‘İslam'ın temel inançlarını açıklayan’ üniteler, ‘cihatçı öğretilerin ve bunun İslam dininin yayılmasına ve Hristiyan topraklarının işgaline nasıl katkı sağladığını anlatan’ yeni ünitelerle değiştiriliyor. Öğrencilerden ayrıca daha fazla İncil kıssası okumaları da istenecek.

x67jk78
Florida Eyaleti'nin Tampa kentinde, İsrail ordusunun Gazze Şeridi'ne girmesini protesto eden Filistin yanlısı göstericiler arasında, CAIR’in Florida şubesi İcra Direktörü Abdullah Jaber, 13 Ekim 2023 (AFP)

Bu dönüşüm, dini özgürlük bayrağını uzun süredir taşıyan Cumhuriyetçileri son derece güç bir konuma sokuyor. Abbott'ın terör örgütü olarak nitelendirdiği kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan CAIR’den Shaimaa Zayan, daha önce ‘İslamofobi’ olarak bilinen olgunun bugün artık ‘dini zulme’ daha yakın bir hal aldığını söylüyor. Zayan sözlerini şöyle sürdürdü:

“Kendi isteğimizle ayrılmak zorunda kalana kadar hayatımızı cehenneme çevirmeye çalışıyorlar.”

Öte yandan Teksas Kamu Politikaları Vakfı'ndan (TPPF) Sam Westrop, sosyal medyadaki ‘kalabalık gürültüsünün’, ABD'de İslamcı radikalizmin tehlikeli bir şekilde tırmandığı gerçeğini gölgelediğini savundu. Westrop, sağcı kesimin, sıradan Müslümanların bu aşırılıkçılığa karşı mücadelede müttefik olabileceğini kabul etmesi gerektiğini belirtti.

CAIR, yaşananları ‘dini zulme’ daha yakın olarak değerlendiriyor

Oklahoma on yıldan uzun bir süre önce mahkemelerinin şeriat hükümlerine dayanmasını engellemeye çalıştığında, bir yargıç bu düzenlemeyi iptal etmişti. Abbott'ın Teksas'taki girişimleri de şu ana kadar daha şanslı olmadı. Mahkemeler, eyaletin İslami okulları eğitim bursu programından dışlama girişimini durdurdu ve Doğu Plano İslam Merkezi'nin dini ayrımcılığa uğradığı iddiasıyla açtığı davanın sürmesine izin verdi.

56hj76j
Teksas eyaletinin Plano kentinde, Doğu Plano İslam Merkezi Camii yakınlarında bulunan bir ‘satılık arazi’ tabelası, 11 Nisan 2025 (AFP)

Eski ABD Başkanı Ronald Reagan tarafından atanmış bir yargıç da eyaleti sert bir dille eleştirerek, camiyle ilgili olarak ‘Teksas sakinlerine şeriatı dayatmayı amaçladığına dair hiçbir kanıt sunmadığını’ vurguladı.

Yaşananların, ocak ayında yeniden bir araya gelmesi beklenen Teksas yasa koyucularını caydıracağı görülmüyor. Yasa koyucuların, Abbott'ın çizdiği yönde hareket etmeye devam etmesi bekleniyor. Valinin Basın Sözcüsü Andrew Mahaleris, “Vali, empatinin, İngiltere'de olduğu gibi Teksas'ı ve Amerika'yı içeriden yıkmaya çalışan kötü niyetli aktörleri güçlendirecek bir araca dönüşmesine izin vermeyecek” açıklamasında bulundu.

Diğer eyaletler de gelişmeleri yakından izliyor. Florida Kongre Üyesi Randy Fine, kendi seçim bölgesinde yapılan yakın tarihli bir anketin, Cumhuriyetçi ön seçim seçmenlerinin ‘Amerika'da İslam’ konusuna, kürtaj meselesine kıyasla yedi kat, silah taşıma hakları meselesine kıyasla ise altı kat daha fazla önem verdiğini gösterdiğini belirtti.

The Economist dergisi Fine'dan ‘şeriat’ kelimesiyle neyi kastettiğini açıklamasını istediğinde, doğrudan bir tanım vermekten kaçındı ve bunun yerine İslam dininin ‘işgal ve boyun eğdirme temelli bir ideolojiye dayandığını ve demokrasi için bir tehdit oluşturduğu’ ifadesini tekrarladı.

Peki ya dinlerini kamusal alana taşıyan diğer gruplar ne olacak? ABD’li Yahudi bir temsilci daha uzlaşmacı bir tutum sergileyerek “ABD Hristiyan bir ülkedir ve yaşadığımız ülkenin doğasını anlamamız gerekir” yorumunda bulundu.


90 günlük Sudan ateşkesi ve ardından yapılacak müzakerelere ilişkin bir ABD belgesi

(foto altı) ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, el-Ubeyd kentindeki durumla ilgili endişelerini dile getirdi. (Arşiv – AFP)
(foto altı) ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, el-Ubeyd kentindeki durumla ilgili endişelerini dile getirdi. (Arşiv – AFP)
TT

90 günlük Sudan ateşkesi ve ardından yapılacak müzakerelere ilişkin bir ABD belgesi

(foto altı) ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, el-Ubeyd kentindeki durumla ilgili endişelerini dile getirdi. (Arşiv – AFP)
(foto altı) ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, el-Ubeyd kentindeki durumla ilgili endişelerini dile getirdi. (Arşiv – AFP)

ABD yönetimi ile Sudan hükümeti arasında karşılıklı olarak paylaşılan belgelerin sızdırılması, Sudanlılar arasında sivillerin yaşadığı insani krizin bir kısmını hafifletebilecek bir ateşkese ulaşılabileceğine dair umutları yeniden canlandırdı. Ancak söz konusu belgeler, ülkenin savaşı sona erdirmeye gerçekten yaklaşıp yaklaşmadığı ya da yeni girişimin önceki barış çabalarıyla aynı akıbete uğrayıp uğramayacağı konusunda geniş çaplı tartışmaları da beraberinde getirdi.

Reuters’ın, üst düzey Sudanlı yetkililere dayandırdığı haberine göre, yetkililer sızdırılan belgelerin içeriğini doğruladı. Belgeler, tarafların girişimin genel ilkeleri üzerinde büyük ölçüde uzlaştığını, ancak şehirlerde konuşlu bulunan Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) geleceği konusunda temel bir anlaşmazlık yaşandığını ortaya koydu. Belgelerin sızmasının ardından tarafların tutumları farklılık gösterdi. Sudan hükümeti ateşkes fikrine şartlı destek verirken, ABD’den gelen açıklamalar çelişkili bir görünüm sergiledi. Washington önce Hartum’un öneriyi reddettiğini belirtirken, daha sonra hükümetin teklifi kabul ettiğini açıkladı. Buna rağmen tarafların ateşkes konusunda nihai bir anlaşmaya varması halen uzak bir ihtimal olarak değerlendiriliyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ABD, insani yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak, sivillerin korunmasını güçlendirecek ve kalıcı ateşkese yönelik müzakerelerin önünü açacak 90 günlük acil bir insani ateşkes ilan edilmesini önerdi. Plan, kalıcı ateşkesin ardından sivil otoritenin öncülüğünde bir siyasi geçiş süreci başlatılmasını ve bunun seçimlerle sonuçlanmasını öngörüyor.

dfvgthyju
Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan (AFP)

Sudan hükümeti ise sızdırılan belgeye göre, öneriye onay vermesini, ABD planında öngörülen sınırlı çekilmeler yerine HDK’nin 11 Mayıs 2023’ten bu yana kontrol altına aldığı tüm kentlerden tamamen çekilmesi şartına bağladı.

25 Haziran tarihini taşıyan ve Sudan hükümetine atfedilen belgede, ABD girişiminin birçok temel ilkesiyle mutabakat sağlandığı görüldü. Bunlar arasında çatışmanın askerî yöntemlerle çözülemeyeceğinin kabul edilmesi, ülke genelinde ateşkes ilan edilmesi, ABD başkanlığında; Birleşmiş Milletler (BM), Afrika Birliği (AfB) ve Arap Birliği’nin üyeliğinde bir koordinasyon komitesi kurulması ile anlaşmanın uygulanmasını denetleyecek, insani yardımların ulaştırılmasını ve sivillerin korunmasını güvence altına alacak BM gözetim mekanizmasının oluşturulması yer alıyor.

Bununla birlikte Sudan’ın yanıtında temel şart olarak, HDK’nin kontrol altına aldığı tüm kentlerden çekilmesi öne çıktı. Belgeye göre sonraki güvenlik düzenlemeleri kapsamında bu güçlerin geri çekilmesi, terhis edilmesi, silahsızlandırılması ve unsurlarının BM gözetiminde yeniden topluma kazandırılması öngörülüyor. Aynı zamanda Sudan Silahlı Kuvvetleri’nin ülkenin tek ulusal ordusu olarak korunması ve diğer silahlı oluşumların bu yapı bünyesine entegre edilmesi talep ediliyor.

Sızdırılan belgeler, taraflar arasındaki anlaşmazlığın görünürde tek bir maddeyle sınırlı olmasına rağmen girişimin özünü ilgilendirdiğini ortaya koyuyor. ABD önerisi, derhal ateşkes ilan edilmesini, ardından özellikle Kuzey Darfur ve Kuzey Kordofan eyaletlerinde insani yardımların ulaştırılmasını sağlayacak sınırlı çekilmeler ve kuvvetlerin yeniden konuşlandırılmasını öngörüyor. Kalıcı ateşkes anlaşması çerçevesindeki askerî düzenlemelerin ise daha sonraki müzakerelerde ele alınması planlanıyor. Buna karşılık Sudan hükümeti, ateşkesin uygulanmasının ön koşulu olarak HDK’nin kentlerden tamamen çekilmesini ve sahadaki askerî kontrol haritasının değiştirilmesini şart koşuyor.

aWFEWGF
Beşli Mekanizma’nın Sudan üzerine yakın zamanda düzenlenen Berlin Konferansı’na katılan üyeleri (X)

Görüş ayrılığı yalnızca askerî çekilmelerle sınırlı değil. ABD’nin önerisi, bağımsız ve seçimle iş başına gelmiş sivil bir hükümete karşı hesap verebilir tek bir ulusal ordunun kurulmasını öngörürken, Sudan’ın yanıtında silahlı kuvvetlerin mevcut Sudan hükümetine bağlı kalması esas alınıyor.

Reuters’ın aktardığına göre ABD önerisi, Müslüman Kardeşler ile ağır insan hakları ihlalleriyle suçlanan milis unsurlarının süreç dışında tutulmasını da içeriyor. Buna karşılık Sudan’ın sunduğu belgede, belirli grup ya da örgütlerin adı verilmeden daha genel bir ifadeyle ‘şiddet yanlısı aşırılıkçı gruplar’ tanımı kullanılıyor.

26 Haziran’da düzenlenen BM Güvenlik Konseyi oturumunda, ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos, Sudan Egemenlik Konseyi’nin ateşkes önerisinin son versiyonunu reddettiğini açıklamıştı. Ancak BM Sudan Özel Temsilcisi’nin, Egemenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ın çekilmelere ilişkin bir takvim ve barış planı içeren resmi yanıt gönderdiğini belirtmesinin ardından Boulos, Burhan’ın girişimi kabul etmesini memnuniyetle karşıladığını söyledi. Boulos, “Burhan’ın son barış önerisini reddetmek yerine kabul ettiğini duymaktan memnuniyet duyuyorum” ifadesini kullanırken, girişimin Sudan Dışişleri Bakanı ve Egemenlik Konseyi üyeleriyle istişare içinde, Mısır’la koordinasyon halinde hazırlandığını ve Suudi Arabistan tarafından da memnuniyetle karşılandığını belirtti.

Bu yaklaşım farklılığı, tarafların ‘kabul’ kavramını farklı yorumlamasından kaynaklanıyor. Hartum yönetimi, genel çerçeveyi benimseyip HDK’nin çekilmesini şart koşmasını önerinin şartlı kabulü olarak değerlendirirken, Washington bu şartın, ön koşulsuz ve derhal ateşkes öngören girişimin temelini değiştirdiği görüşünü savunuyor. Bu nedenle taraflar, ortak bir nihai metin üzerinde uzlaşmaktan halen uzak görünüyor.

Burhan da cuma günü Omdurman’da yaptığı son açıklamada, girişime ilişkin tutumunu netleştirmedi. Burhan, hükümetinin verdiği yanıtın içeriğine ilişkin ayrıntı paylaşmazken, Sudan Silahlı Kuvvetleri'nin kendisine dayatılan ya da Sudan halkının güvenlik ve barışını sağlamayan hiçbir düzenlemeyi kabul etmeyeceğini söyledi. Burhan, ‘saldırganlar ve isyancılar’ olarak nitelediği unsurlar etkisiz hale getirilinceye kadar askerî operasyonların süreceğini vurguladı.

Belgelerin sızdırılması, Egemenlik Konseyi üyesi Şemseddin Kebaşi ile Boulos arasında Kahire’de yapıldığı öne sürülen ve kamuoyuna açıklanmayan görüşmeye ilişkin tartışmalarla aynı döneme denk geldi. Siyasi çevrelerde görüşmeye ilişkin iki farklı iddia öne çıktı. İlk iddiaya göre Kebaşi, Burhan’ın bilgisi dışında Boulos ile görüştü ve toplantının ayrıntılarını kendisiyle paylaşmadı. Buna karşılık Al Arabiya televizyonunun Kebaşi’ye yakın kaynaklara dayandırdığı haberde, görüşmenin Boulos’un talebi üzerine, Burhan’ın bilgisi dahilinde gerçekleştirildiği ve toplantının içeriği hakkında Burhan’a bilgi verildiği belirtildi. Sudan veya ABD tarafından söz konusu iddiaları doğrulayan ya da yalanlayan resmî bir açıklama yapılmadı.

Sumud İttifakı’nın önde gelen isimlerinden Halid Ömer Yusuf ise Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, Dörtlü Mekanizma tarafından sunulan yol haritasının ‘bugüne kadarki en önemli, en kapsamlı ve en sağlam girişim’ olduğunu söyledi. Yusuf, ateşkes sürecini engelleyen tarafa yönelik uluslararası baskı artmadığı sürece yakın dönemde kayda değer bir ilerleme sağlanmasının zor olduğunu ifade etti.

HDK için koşullar

Buna karşılık HDK, ABD’nin ateşkes girişimi ya da orduya atfedilen yanıt hakkında resmî bir açıklama yapmadı. Ancak kimliğinin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir HDK yetkilisi, Reuters’a yaptığı açıklamada, ABD’nin önerisinin kendilerine ulaştığını, girişimi memnuniyetle karşıladıklarını ve yazılı bir yanıt sunduklarını söyledi. Yetkili, yanıtın içeriği ile çekilme şartına ilişkin tutumlarına dair ayrıntı vermedi.

İsminin açıklanmasını istemeyen bir başka üst düzey HDK kaynağı ise Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, kontrol ettikleri kentlerden çekilmelerinin ‘müzakere konusu olmadığını’ belirtti. Kaynak, herhangi bir ateşkesin tarafların mevcut mevzilerini koruması esasına dayanması gerektiğini, yeniden konuşlanma ve silahsızlanma gibi konuların ise kalıcı ateşkes müzakereleri kapsamında ele alınması gerektiğini ifade etti.

Siyasi analist Muhammed Latif’e göre, ABD ve bölge ülkelerinden gelen baskılar, giderek ağırlaşan insani kriz, tarafları destekleyen bölgesel aktörlerin askerî zafer elde etmenin güç olduğuna kanaat getirmesi, sivil güçlerin taleplerinin artması ile Sudan’ın bölünmesi ve devlet kurumlarının çökmesi yönündeki endişelerin büyümesi, ateşkese ulaşılması ihtimalini güçlendiren başlıca unsurlar arasında yer alıyor.

Bununla birlikte Latif, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, tarafların müzakere masasında avantaj sağlamak amacıyla stratejik öneme sahip bölgelerde çatışmaları sürdürmesinin ve ateşkesin yeniden silahlanma, yeni savaşçıların saflara katılması ya da askerî yeniden konuşlanma için kullanılmasını önleyecek denetim mekanizmaları üzerindeki anlaşmazlıkların girişimin başarısını sekteye uğratabileceği uyarısında bulundu.

Latif ayrıca, silahlı unsurların geniş bir coğrafyaya yayılmış olmasının, her iki tarafın liderliğinin tüm savaşçı gruplar üzerinde tam kontrol kurmasını zorlaştırdığını belirtti. Bu durumun, küçük bir grubun ateşkesi ihlal etmesi ya da sınırlı bir çatışmanın yaşanması halinde anlaşmanın tamamen çökmesine yol açabileceğini ifade eden Latif, savaşın sürmesinden çıkar sağlayan iç ve dış aktörlerin de çıkarlarına aykırı görmeleri durumunda herhangi bir ateşkesi başarısızlığa uğratabilecek kapasiteye sahip olduklarını söyledi.

FRGTHY
Sudan İslami Hareketi Genel Sekreteri Ali Ahmed Karti (Facebook)

Mevcut veriler, Sudan’ın artık yazılı öneriler, resmî yanıtlar, kesintisiz siyasi temaslar ve artan uluslararası baskılarla şekillenen bir müzakere sürecine girdiğini gösteriyor. Ancak bu durum, savaşın sona ermesinin yakın olduğu anlamına gelmiyor. Sudan ordusu, HDK’nin kentlerden çekilmesini ateşkesin temel ön koşulu olarak görmeyi sürdürürken, HDK bu şart konusunda henüz resmî bir tutum açıklamadı. Buna karşın, resmî olmayan açıklamalar grubun bu talebe sıcak bakmadığına işaret ediyor.

Bu çerçevede Sudan, nihai bir ateşkes anlaşmasına ulaşmaktan ziyade, önceki girişimlere kıyasla daha ciddi bir müzakere turuna yaklaşmış görünüyor. Sürecin başarısı ise arabulucuların çekilmelere ilişkin geçiş niteliğinde bir uzlaşı formülü geliştirebilmesine, uygulanabilir denetim ve güvence mekanizmaları oluşturmasına ve her iki tarafı da hiçbirine önceden askerî ya da siyasi avantaj sağlamayacak bir ateşkesi kabul etmeye ikna edebilmesine bağlı olacak.


Ürdün ordusu: İran'dan ateşlenen üç füze topraklarımıza düştü

Ürdün'ün başkenti Amman. (Arşiv - Petra)
Ürdün'ün başkenti Amman. (Arşiv - Petra)
TT

Ürdün ordusu: İran'dan ateşlenen üç füze topraklarımıza düştü

Ürdün'ün başkenti Amman. (Arşiv - Petra)
Ürdün'ün başkenti Amman. (Arşiv - Petra)

Ürdün Silahlı Kuvvetleri, İran'dan ateşlenen üç füzenin pazar sabaha karşı ülke topraklarına düştüğünü, olayda can kaybı ya da yaralanma yaşanmadığını açıkladı. Gelişme, İran ile ABD arasında İran Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'nda bir gemiyi hedef almasının ardından yeniden başlayan karşılıklı saldırılar sırasında yaşandı.

Şarku’l Avsat’ın Ürdün Haber Ajansı Petra'dan aktardığı haber göre Ürdün Silahlı Kuvvetleri Genel Komutanlığı'ndan üst düzey bir askeri kaynak, "İran topraklarından gelen üç füze bu sabah erken saatlerde ülkenin farklı bölgelerine düştü. Olayda herhangi bir can kaybı yaşanmazken, yalnızca sınırlı maddi hasar meydana geldi" ifadelerini kullandı.

Kaynak, Kraliyet İstihkâm Birlikleri ekiplerinin derhal olay yerlerine sevk edildiğini, bölgeleri güvenlik altına alarak füze parçaları ve kalıntılarını teknik prosedürlere uygun şekilde etkisiz hale getirdiğini, ilgili kurumların ise sahadaki gelişmeleri takip etmeyi sürdürdüğünü belirtti.

Açıklamada ayrıca Ürdün Silahlı Kuvvetleri'nin (Arap Ordusu), ülke hava sahasının veya topraklarının çatışma alanı olarak kullanılmasına izin vermeyeceği vurgulandı. Ordu, ülkenin güvenliğini, istikrarını ve egemenliğini hedef alan her türlü tehdide kararlılıkla karşılık verileceğini, tüm birliklerin olası tehditlere karşı en üst seviyede hazırlıklı olduğunu bildirdi.

Öte yandan ABD ordusu da bugün İran'a yönelik yeni bir saldırı dalgası başlattığını duyurdu. Saldırıların, İran'ın Hürmüz Boğazı'nda bir konteyner gemisini hedef almasının ardından ve ABD Başkanı Donald Trump'ın talimatıyla gerçekleştirildiği belirtildi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), yaptığı açıklamada bunun bu hafta İran'a yönelik düzenlenen üçüncü saldırı dalgası olduğunu belirterek, operasyonun "Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndan geçiş yapan Kıbrıs bayraklı bir konteyner gemisine açık bir saldırı düzenlemesinin ardından" gerçekleştirildiğini ifade etti.