​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
TT

​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ta Fetih Koalisyonu ve diğer bazı Şii güçlerin Adnan ez-Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı olmalarına rağmen Zurfi, parlamentodan güvenoyu almasını sağlayacak çoğunluğun desteğini kazanmak üzere gibi görünüyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii güçlerini Zurfi’ye alternatif bir isim belirlemeye zorlama çabaları pratik sonuçlar vermezken Zurfi’nin çok sayıda Şii tarafın desteğini aldığı, bununla birlikte Sünni ve Kürt siyasi bloklarından açıkça bir ret ile karşılaşmadığı anlaşılıyor.
Ancak Zurfi’nin adaylığına,  Asaib Ehli'l Hak’a bağlı Sadikun Grubu’nun içinde yer aldığı Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, eski başbakanlardan Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu ve gözlemcilerin hala kararsız olduğuna inandıkları Ammar el-Hekim liderliğindeki Ulusal Hikmet Koalisyonu gibi önde gelen Şii siyasi bloklar tarafından karşı çıkılıyor.
Buna karşın Irak eski Başbakanı Haydar el-İbadi liderliğindeki Nasır (Zafer) Koalisyonu ve Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi'nin desteklediği Sairun Koalisyonu gibi Şii siyasi bloklar, Zurfi’yi destekliyorlar. Sünni ve Kürt blokları ise Zurfi’yi destekleme veya desteklememe konusunda herhangi net bir tutum ortaya koymuyorlar.
Irak resmi haber Ajansı INA’ya göre Zurfi’nin parlamentodan kabinesinin ve hükümet programının oylanması amacıyla düzenlenecek olağanüstü oturum için bir tarih belirlemesini istiyor. Bu arada Zurfi, hükümet programını 4 Nisan Cumartesi günü Meclis Başkanlığı’na sunmuştu.

Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii kanadı, Zurfi’nin adaylığına karşı çıkma pozisyonunda birleştirme çabaları konuşulurken Iraklı siyasi bir kaynağın yerel haber sitelerinde yer alan açıklamasına göre Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti.
Sadr ile görüşmenin Kudüs Gücü Komutanı’nın gündeminde olduğunu söyleyen kaynak, ancak Sadr’ın bu görüşmeyi reddettiğini ve Irak’ın iç işlerine müdahale edilmemesi gerektiğini belirten bir mesaj gönderdiğini belirtti. Kaynak, Sadr'ın Askeri Danışmanı Ebu Dua İsavi’nin Sadr’dan Kaani’ye ‘Irak’ın yeni bir hükümet kurulması konusunda herhangi bir dış müdahaleyi reddettiği’ şeklinde yazılı bir mesaj ilettiğini söyledi.

Abdulmehdi görevde kaldı
İran’a yakın güçler olarak nitelendirilen başlıca Şii güçlerin, Zurfi’nin ‘anayasaya aykırı bir şekilde’ hükümeti kurmakla görevlendirildiği ve ‘ABD yanlısı’ olduğu şeklindeki suçlamalarla yaptığı tüm itirazlara rağmen Sadr Hareketi, Zurfi’nin adaylığına karşı olduğunu hiç söylemedi. Bütün göstergeler, Sadr Hareketi’nin desteklediği Sairun Koalisyonu’nun mümkün olan en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını istediğine işaret etti.
Sairun Koalisyonu Milletvekili Riyad el-Mesudi konuyla ilgili açıklamasında, “Mesele, bazı istismarlar, ertelemeler ve gecikmelerin neden olduğu anayasal boşluklardan ve Zurfi'nin başarısız olma sürecinde Iraklıların ‘tartışmaları ve kabullenişleri’ gibi ifadelerin seçimlerinden kaynaklanıyor. Sairun Koalisyonu, ülkenin her alanda yaşadığı büyük zorluklar nedeniyle en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını önceliyor. Bazı siyasi bloklar, Adil Abdulmehdi'nin başbakan olarak kalması için başbakan adaylarını kasıtlı olarak reddetti. Çünkü böylece büyük kazançlar elde ettiklerini düşünüyorlar” diye konuştu.
 
Şii güçler tansiyonu yükseltiyor
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı çıkan hareketlerle birlikte, İran yanlısı silahlı gruplar da söylemlerini sertleştirdiler. İran yanlısı silahlı sekiz grup yayınladıkları ortak bir bildiri ile Adnan ez-Zurfi'yi ‘ABD’nin istihbarat ajanı’ olmakla suçlayarak bazı milletvekillerinin onu desteklemesini ise kınadılar.
Bu gerilim, Kaani'nin Şii güçler arasında Zurfi’nin adaylığına karşı fikir birliği elde etme çabalarına dair bir izlenim verebilir. Bununla birlikte gözlemcilere göre Sünni ve Kürt siyasi güçlere mevcut tutumlarından vazgeçmeleri şeklinde gönderilen bir mesaj da olabilir.
Ortak bildirinin yayınlanmasından birkaç saat sonra, Mukteda es-Sadr adına paylaşımlarda bulunmasıyla bilinen Salih Muhammed el-Iraki, Facebook hesabından, “Birçok siyasetçi ve kendilerini ‘Direniş Grupları’ olarak adlandıran gruplardan bazıları, belalardan ve salgınlardan rahatsız olmayıp hala çıkarları peşinde koşuyorlar. Direniş Grupları’na şunu söylemek istiyorum; ‘Dünyaya olan bu sevginizi dizginleyin. Çünkü halkınız ölüm, yaklaşan bir savaş ve Allah korusun salgının eşiğinde.’” ifadelerini kullandı.

İran’ın rolü zayıflıyor
Iraklı araştırmacı ve akademisyen Akil Abbas konuya ilişkin olarak İndepenedent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, “Süleymani ve Mühendis suikastının yanı sıra koronavirüs krizinden sonra İran’ın rolü zayıfladı. Bu durum, Kaani’nin Irak'taki görevinin başarısızlıkla sonuçlanmasına katkıda bulundu. İran’ın nüfuzu güçlü olmasa ve Şii güçlere kendi iradesini dayatamasa bile Kaani’nin başarısızlığının tek nedeni İran’ın rolünün zayıflaması değil” diye konuştu.
Ekonomik yaptırımlar ve koronavirüs krizinin bazı Şii aktörleri İran'ın iradesine meydan okuyacak şekilde güçlendirdiğini söyleyen Abbas, “Sadr’ın Kaani ile görüşmeyi reddetmesi şaşırtıcı bir durum değil. Sadr daha önce de birkaç kez bazı İranlı politikacılarla görüşmeyi reddetti. Hatta bazı durumlarda Süleymani ile görüşmeyi de reddettiği söylendi. Sadr, İran'ın gücüne bir tür başkaldırıyor. Fakat bu düşmanca değil, yumuşak bir başkaldırıdır” yorumunda bulundu.
Zurfi’nin kabinesinin parlamento tarafından onaylanma şansının çok yüksek olduğunu düşünen Abbas, Zurfi hükümetinin güvenoyu alma imkanının son saatlerde yapılacak anlaşmalara bağlı olduğunun da altını çizdi. Silahlı grupların Zurfi'ye karşı çıkmaları ve açıkça tehdit etmelerinin, onu parlamento çatısı altında engelleyecek güce sahip olmadıkları izlenimi verdiğini söyleyen Abbas, “Düşük petrol fiyatları ve koronavirüs krizinin yanı sıra yarı felçli geçici bir hükümetin varlığından kaynaklanan Irak’ta mevcut durum, siyasi elitlerin Zurfi’nin hükümet kurma çalışmalarını sürdürmesi için baskı yapmalarına neden oluyor” şeklinde konuştu.
Başbakanlık konusundaki tartışmaları sürdürmenin Adil Abdulmehdi’nin görevini sürdürmesini destekleyen taraflar için bir zaman kazanma taktiği olduğuna inandığını belirten Abbas, “Iraklılar bu davranışı ülkede yaşananlara karşı bir kayıtsızlık olarak yorumladı. Bu durum eğer koronavirüs riski azalırsa yüksek katılımları protestolara dönüşebilir” dedi.

Müzakere sayfası
Öte yandan siyaset araştırmacısı Hişam el-Muzani İndependent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Sadr, İran ekolüne karşı ideolojik bir model. Bununla birlikte Süleymani’nin öldürülmesinden sonra genel olarak Irak'taki Şiiler siyasi krizle ilgili bağlantılarında farklılaştılar. Sadr, kendisini Batı ve Doğu'da ılımlı bir Şii alternatifi olarak sunup yeni bir imaj oluşturmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kaani’nin Şii güçleri birleştirme görevinde başarısız olmasının nedeninin Süleymani’nin olmayışı değil, ABD’nin stratejisiyle doğrudan çatışmaya yönelmesi olduğunu söyleyen Muzani, söz konusu ABD stratejisinin, Zurfi’ye destek konusunda Şii siyasi güçlerin tutumunda çatlaklar yaratan, vizyonundaki bir değişiklik olduğunu belirtti.
Geleneksel Şii güçlerin en büyük korkularının, ABD ile İran arasında müzakere konusu haline gelmeleri, gözden çıkarılmaları ve doğrudan hedef alınmaları olduğuna dikkati çeken Muzani, “Bu güçlerin İran'ın elinde bir pazarlık konusu haline gelmesi, onlar için ABD’nin hava saldırılarından daha da kötü” diye konuştu.

Şii güçler arasında endişe ve parçalanma korkusu
Independent Arabia’ya konuşan gazeteci yazar Felah ez-Zehebi ise şunları söyledi;
“Tüm göstergeler, Zurfi’nin siyasi güçlerin çoğunun desteğini aldığına işaret ediyor. Bazılarının bunu, Haşdi Şabi çatısı altında olmayan silahlı gruplardan korktukları için açıklamadıklarına inanılıyor. İran, Irak'ı ABD ile müzakere edebileceği bir yangın yeri olarak görüyor. Ancak tam da yaptırımların bir kısmının kaldırılmasını beklerken ortaya çıkan tüm koşullar İran'a baskı yapıyor. Şii siyasi güçlerin çoğu, Zafer Koalisyonu ve Kanun Devleti Koalisyonu tarafından desteklendiği için Zurfi hükümetini destekliyor. Ammar el-Hekim ise sopayı dengede tutmaya çalışıyor. Ancak en sonunda bir yana ağırlık vermek zorunda kalacak. Sadr, ‘utanmaz milisler’ olarak nitelendirdiği tarafları yenerek Zurfi hükümetinin parlamentodan geçmesi için baskı yapacak. Temel endişe ise Zurfi'nin iktidara geldikten sonra bu güçlere yönelmesi ihtimaliyle ilgili. Şii güçler parçalandılar ve çatışma aşamasından aşınma aşamasına geçtiler.”



Savaş, borç ve yapay zekâ, Bangkok’ta küresel ekonominin dayanıklılığını sınıyor

Bangkok’taki Kraliçe Sirikit Ulusal Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası yıllık toplantıları öncesinde, toplantı logosunun yanında duran bir kişi (Reuters)
Bangkok’taki Kraliçe Sirikit Ulusal Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası yıllık toplantıları öncesinde, toplantı logosunun yanında duran bir kişi (Reuters)
TT

Savaş, borç ve yapay zekâ, Bangkok’ta küresel ekonominin dayanıklılığını sınıyor

Bangkok’taki Kraliçe Sirikit Ulusal Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası yıllık toplantıları öncesinde, toplantı logosunun yanında duran bir kişi (Reuters)
Bangkok’taki Kraliçe Sirikit Ulusal Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası yıllık toplantıları öncesinde, toplantı logosunun yanında duran bir kişi (Reuters)

Finans ve para politikası yapıcıları, yarın Bangkok’ta başlayacak Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) yıllık toplantılarına katılıyor. Toplantılar; küresel ekonominin Ortadoğu’daki savaşın etkilerini kısmen absorbe etmeyi başardığı, ancak yükselen enerji fiyatları, enflasyonla mücadelenin zorlaşması ve biriken kamu borçlarının yarattığı artan baskılarla karşı karşıya kaldığı bir dönemde gerçekleşiyor. Sürece, büyüme beklentilerini ve piyasaları yeniden şekillendiren yapay zekâ alanındaki yatırım patlaması da eşlik ediyor.

Savaşın sekizinci ayına girmesi, enerji tedarikinde ve küresel ticarette aksamalara yol açarken, bu yılki toplantıların önemini daha da artırıyor. Küresel ekonomi ilk endişelere kıyasla daha dirençli bir duruş sergilese de, yakıt ve işlenmiş ürün maliyetlerindeki artış ile kullanılabilir petrol stoklarındaki gerileme, piyasaların olası yeni şokları göğüsleme kapasitesine dair soru işaretlerine neden oluyor.

IMF, toplantılar öncesinde yaptığı açıklamada küresel ekonominin iki zıt gücün etkisi altında olduğunu belirtti: Yüksek enerji maliyetleri ile tedarik zincirlerindeki aksamalardan kaynaklanan negatif şok ve yapay zekâ yatırımlarının öncülük ettiği ekonomik aktiviteyi destekleyici güç. IMF Başkanı Kristalina Georgieva ise yüksek enerji fiyatlarının sürmesi, biriken kamu borçları ve yapay zekâ patlamasına ilişkin risklerin, küresel ekonominin önündeki en temel endişe kaynakları olduğunu ifade etti.

Raporlar, dünya ekonomisinin genel tablosunu ortaya koyuyor

Gözler, toplantılar sırasında IMF tarafından yayımlanacak rapor dizisine çevrilmiş durumda. Bu kapsamda başı çeken Dünya Ekonomik Görünümü ve Küresel Finansal İstikrar raporlarının 13 Ekim’de, Mali İzleme Raporu’nun ise 14 Ekim’de kamuoyuyla paylaşılması bekleniyor. IMF ayrıca, 15 Ekim’de Ortadoğu ve Orta Asya bölgesine özel bir bilgilendirme toplantısı düzenleyecek.

Dünya Ekonomik Görünümü Raporu, IMF’nin küresel ekonomik aktivitenin enerji şoku karşısında büyümesini sürdürme kapasitesine ilişkin değerlendirmeleri açısından en kritik sınav niteliğini taşıyor. IMF, eylül ayında küresel ekonominin 2026 yılı büyüme tahminini yüzde 3 seviyesinde sabit tutmuş ve risklerin sürmesine rağmen ekonominin şoklara karşı beklenenden daha dayanıklı bir performans sergilediğini belirtmişti.

fgthyj
Bangkok’taki Kraliçe Sirikit Ulusal Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası yıllık toplantıları öncesinde, toplantı afişinin önünden geçen bir motosiklet (AP)

Ancak genel tahminlerin istikrarlı seyretmesi, tüm bölgelerde tablonun olumlu olduğu anlamına gelmiyor. Toplantılar öncesinde Reuters tarafından geçilen habere göre IMF; aralarında Ukrayna’nın yanı sıra İran saldırılarından ve enerji ihracatındaki keskin düşüşten etkilenen bazı Körfez ülkelerinin de yer aldığı ekonomilere yönelik büyüme beklentilerini düşürebilir. Bu durum, savaşın etkilerinin ekonomilerin tedarik ve ticaret aksamalarına ne derece maruz kaldığına ve gelirlerinin enerji ihracatına bağımlılığına göre farklılık gösterdiğini ortaya koyuyor.

Öte yandan, artan enerji maliyetlerinin geçici bir şok olarak mı kalacağı yoksa ücretlere, fiyatlara ve hizmet sektörüne yansıyarak para politikası üzerinde daha uzun süreli bir baskı mı oluşturacağına dair soru işaretleri sürerken, enflasyon beklentileri de aynı derecede önem taşımaya devam ediyor.

thyju7
Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Kristalina Georgieva, Singapur’da düzenlenen IMF yıllık toplantılarının hazırlık etkinliğinde konuşuyor. (AFP)

Riskler yalnızca fiyat artışlarıyla sınırlı kalmayıp piyasanın yeni şokları göğüsleme kapasitesinin zayıflamasına kadar uzanıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, savaşın patlak verdiği 28 Şubat’tan bu yana büyük bölümü karadaki ticari stoklardan olmak üzere 1 milyar varilden fazla petrol çekildi. Küresel piyasaların kullanımına açık fiili stok miktarı ise giderek azalıyor. Bu durum, stratejik rezervlere başvurulsa dahi enerji piyasalarının tedarikte yaşanabilecek ek bir aksamaya karşı hassasiyetini artırıyor.

Söz konusu gelişmeler, petrol arzının miktarını aşan bir sınamaya işaret ediyor. Zira kullanılabilir stoklardaki gerileme, piyasanın yeni aksamalarla mücadele etme kabiliyetini sınırlandırabileceği gibi, tedarik hatlarını tehdit eden veya kesintileri uzatan olası bir tırmanmaya karşı piyasa duyarlılığını da yükseltiyor.

Finans piyasaları, borç ve faiz oranları konusunda bir sınavdan geçiyor

Büyüme raporunun yayımlandığı gün ile aynı tarihte IMF, Küresel Finansal İstikrar Raporu’nu da kamuoyuna sunacak. Rapor, gelişmiş ve gelişmekte olan birden fazla ekonomide tahvil getirilerinin; para politikası beklentileri, yükselen enerji fiyatları, kamu borç seviyelerine ilişkin endişeler ve artan vade priminin bileşimiyle tırmandığı bir dönemde açıklanıyor.

Söz konusu rapor, borçlanma maliyetlerindeki artışın; hükümetlerin bütçe açıklarını finanse etmek ve mevcut borç yüklerini yönetmek için borçlanma piyasalarına daha fazla bağımlı hale geldiği bir döneme denk gelmesi sebebiyle kritik bir önem taşıyor. Rapor, bankacılık sektörünün düzenlenmesi ve denetleyici kurumlar arasındaki koordinasyon da dahil olmak üzere küresel finans sisteminin karşı karşıya olduğu riskleri ele alırken; serbest yatırım fonlarının durumunu, finansal istikrarı ve dijital finansal varlıklardaki son gelişmeleri inceliyor.

defrgthyju
Suudi Arabistan Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan, Nisan 2026’da Uluslararası Para ve Finans Komitesi (IMFC) toplantısının ardından düzenlenen basın toplantısında konuşuyor. (AFP)

Piyasalar açısından temel soru yalnızca finansal kuruluşların olası şoklara dayanıp dayanamayacağı değil, enerji şokunun daha geniş çaplı bir finansman ve likidite krizine dönüşmesi halinde hükümetlerin ve merkez bankalarının ne ölçüde müdahale edebileceği olacak.

Diğer yandan gözler, Suudi Arabistan Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan başkanlığında 17 Ekim’de genel kurulunu gerçekleştirmesi planlanan Uluslararası Para ve Finans Komitesi (IMFC) toplantısına çevrilmiş durumda. IMF’nin stratejik yönelimlerinden sorumlu danışma organı niteliğindeki IMFC’nin toplantısı; savaşın küresel ekonomi üzerindeki yansımaları, enflasyon ve kamu borcu riskleri ile şoklara en açık ülkeleri destekleme önceliklerine ilişkin tutumların koordinasyonu açısından büyük önem taşıyor.

Kamu borcu hareket alanını daraltıyor

14 Ekim’de ise kamu maliyesine yönelik baskıları tartışmanın merkezine oturtacak olan Mali İzleme Raporu yayımlanacak. Hükümetler aynı anda artan borç servisi maliyetleri, yükselen enerji ve savunma harcamaları ile altyapı, dijital dönüşüm ve yapay zekâ yatırımlarını finanse etme ihtiyacıyla karşı karşıya bulunuyor.

IMF, küresel kamu borcunun İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en yüksek seviyelerine ulaştığı uyarısında bulunurken, borcun 2030 yılından önce küresel gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 100’ünü aşacağını öngörüyor. Bu seviyeler, borçlanma maliyetlerinin yükseldiği bir ortamda hükümetlerin mevcut borçlarını yeniden finanse etme ihtiyacı nedeniyle kamu maliyesinin faiz oranlarındaki olası yeni artışlara karşı hassasiyetini daha da yükseltiyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığı bilgilere göre, baskılar gelişmekte olan ekonomilerde çok daha şiddetli hissediliyor. Bu ülkelerde faiz ödemeleri, hükümet gelirlerinin ortalama yüzde 10’undan fazlasına tekabül ediyor. Söz konusu yükler, daha yüksek faiz oranlarıyla borç yapılandırmasına gitmek zorunda kalabilecek hükümetlerin kamu hizmetlerini ve yatırımları finanse etme kapasitesini sınırlandırıyor.

Öte yandan Reuters’a konuşan diplomatlar, G20 bünyesinde Kovid-19 pandemisi döneminde alınan tedbire benzer şekilde, en yoksul ülkeler için borç servisinin askıya alınması uygulamasının yeniden devreye sokulmasına yönelik geniş çaplı bir istek bulunmadığını belirtiyor. Borç yükünün hafifletilmesine ilişkin bir uzlaşının sağlanamaması, yüksek finansman maliyetlerinin enerji ve gıda baskılarıyla eş zamanlı yaşandığı bir krizle mücadeleyi daha da zorlaştırıyor.

Bu durum, yükselen enerji fiyatlarını veya finansman maliyetlerini absorbe etmek için daha dar bir hareket alanına sahip olan gelişen ekonomiler ve gelişmekte olan ülkeler için kritik bir sınamaya dönüşüyor. Ayrıca küresel faiz oranlarının yüksek seyretmeyi sürdürmesi, borçlarını yeniden finanse etmesi veya daha seçici hale gelen bir finansal ortamda sermaye akışı çekmesi gereken ülkeler üzerindeki baskıyı artırabilir.

Buradan hareketle, borç konusundaki tartışmalar büyüme olgusundan bağımsız ele alınamıyor. Bütçe açığının hızla düşürülmesi talebi zayıflatabilirken, mali disiplinin ertelenmesi borçlanma maliyetini artırarak gelecekteki şoklara karşı direnci azaltıyor. Hükümetlerin bir yandan haneleri destekleme, altyapı ve temel hizmetlere yatırım yapma ihtiyacı artarken diğer yandan harcamaları kısmak zorunda kalması, söz konusu sınamanın boyutunu daha net bir şekilde ortaya koyuyor.

Yapay zekâ… Büyümenin itici gücü ve yeni risklerin kaynağı

Buna karşın yapay zekâ, enerji şokuna rağmen küresel ekonominin belirli bir ivmeyi korumasına yardımcı olan faktörlerden biri olarak Bangkok toplantılarının gündemine giriyor.

Ancak IMF konuyu çift yönlü bir yaklaşımla ele alıyor. Veri merkezlerine, altyapıya ve yapay zekâ bağlantılı teknolojilere yapılan devasa yatırımlar talebi, ekonomik aktiviteyi ve verimliliği destekliyor. Öte yandan bu durum, bazı varlıkların değerlemelerini yükseltirken enerjiye olan talebi de artırıyor. Bu esnada, bazı yatırımların gelecekteki getiri beklentilerinin fiili kâr sağlama kapasitelerinin üzerinde olabileceğine dair endişeler artıyor.

cvfbghnj
Bangkok’taki Kraliçe Sirikit Ulusal Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası yıllık toplantıları öncesinde devriye gezen Taylandlı polis memurları (EPA)

Ayrıca yapay zekâ patlamasının sağladığı kazanımlar ekonomiler arasında eşit dağılmıyor. Yeni değer zincirlerinde yer almak için gerekli dijital altyapıya, sermayeye veya yetkinliklere sahip olmayan ülkeler için riskler artarken; diğer bazı ekonomiler teknolojinin yaygınlaşmasıyla birlikte istihdam ve gelir üzerinde baskılarla karşı karşıya kalabiliyor.

Bu dengesizlik; yapay zekâ yatırımlarından faydalanarak ekonomik aktiviteyi destekleyen gelişmiş ekonomiler ile benzer yatırımları çekmekte zorlanan, bir yandan da enerji ve finansman maliyetlerinin baskısı altında kalan düşük gelirli ülkeler karşılaştırıldığında net bir şekilde ortaya çıkıyor. Dolayısıyla sınama, yalnızca teknolojinin sağladığı kazanımların dağıtımıyla sınırlı kalmayıp ekonomilerin dış şokları telafi etme kapasitelerindeki farklılıklara da uzanıyor.

Bu çelişki, IMF’nin küresel ekonomiye ilişkin okumasında da kendini gösteriyor: Yapay zekâ, enerji şokunun yarattığı etkinin bir kısmını telafi etmeye yardımcı olurken; yatırımların ve değerlemelerin ekonomik temellerle desteklenmeyen bir hızda yükselmesi halinde kendisi de yeni bir istikrarsızlık kaynağına dönüşebilir.

Ortadoğu tartışmaların odağında

Ortadoğu bölgesi, enerji şokundaki ve küresel ticaret aksamalarındaki rolü nedeniyle bu yılki toplantılarda güçlü bir şekilde yer alıyor. IMF, çatışmanın ekonomik yansımalarını değerlendirmeyi sürdürürken 15 Ekim’de Ortadoğu ve Orta Asya bölgesine özel bir bilgilendirme toplantısı düzenleyecek.

IMF, Suudi Arabistan’ın petrol ve lojistik altyapısının çeşitliliği, bazı ticaret güzergahlarının yeniden yönlendirilmesi, makroekonomik temellerinin ve özel tüketiminin gücü sayesinde ticaret ve petrol ihracatındaki aksamalara rağmen dirençli bir duruş sergilediğine dikkat çekti. Bu okuma, mali ve dışsal koşulları enerji ithalatçısı birçok ekonomiden farklılaşan Körfez ekonomilerinin şokları göğüsleme kapasitesine ilişkin tartışmalara zemin sunuyor.

Daha geniş bir çerçevede krizin yükselen ve gelişmekte olan ekonomiler üzerindeki etkisi; enerji ithalatına olan bağımlılıklarına, mali ve parasal rezervlerinin büyüklüğüne ve borçlanma kapasitelerine göre farklılık gösteriyor. Enerji ithalatçısı ülkeler artan ithalat maliyetleriyle yüzleşirken, üretici ülkeler fiyat döngüsünü yönetmek ve baskıların yerel enflasyona ya da sürdürülemez harcamalara dönüşmesini engellemek şartıyla gelir artışından faydalanabiliyor. Düşük gelirli ülkeler ise yüksek enerji maliyetlerinin borç yükü ve sınırlı finansman imkanlarıyla birleştiği durumlarda risklere en açık kesim olmayı sürdürüyor.

fgthy
Bangkok’taki Kraliçe Sirikit Ulusal Kongre Merkezi’nde düzenlenecek Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası yıllık toplantıları öncesinde, toplantı afişinin önünden geçen iki Taylandlı kadın (EPA)

Dünya Bankası tarafı ise büyüme, yatırım, istihdam, finansman ve dış şoklara karşı direnç de dahil olmak üzere yeni küresel ortamın gelişmekte olan ekonomiler üzerindeki yansımalarına odaklanıyor. Yükselen borçlanma maliyetleri, bu ekonomilerin altyapı, enerji, eğitim ve dijital dönüşüm alanlarında yatırıma ihtiyaç duyduğu bir dönemde kalkınmanın finansmanını daha da zorlaştırıyor.

Bangkok toplantılarının, küresel ekonominin esnekliği sınanmaya devam ederken IMF ve Dünya Bankası’nın eş zamanlı baskılarla mücadele etme kabiliyetini test etmesi bekleniyor. Yayımlanacak yeni raporlar büyüme, enflasyon, kamu maliyesi ve finansal istikrara ilişkin güncel değerlendirmeler sunacak; ancak asıl büyük sınama, süregelen savaş, yüksek enerji maliyetleri, biriken borçlar ve hızlanan teknolojik dönüşüm gölgesinde büyümeyi, yatırımları ve finansmanı koruyabilmek olacak.

Bangkok toplantılarının önemli raporları:

- 13 Ekim | Dünya Ekonomik Görünümü Raporu (WEO): IMF; süregelen enerji şoku ve Ortadoğu’daki savaşın gölgesinde büyüme ve enflasyon tahminlerini güncelleyecek, artan risklere rağmen küresel ekonominin büyümeyi sürdürme kapasitesini değerlendirecek.

- 13 Ekim | Küresel Finansal İstikrar Raporu (GFSR): Tahvil getirilerinin tırmandığı ve borçlanma maliyetlerinin yükseldiği bir ortamda finansal piyasaları, kredi ve borç risklerini gözlemleyecek; finans sisteminin şokları göğüsleme kabiliyetini inceleyecek.

- 14 Ekim | Mali İzleme Raporu: Ülkelerin artan borç servisi maliyetleri ve harcama baskılarıyla karşı karşıya kaldığı, olası krizlere karşı hareket alanının daraldığı bir dönemde kamu maliyesinin durumunu ve devlet borçlarını ele alacak.

- 15 Ekim | Bölgesel Ekonomik Görünüm Raporları: Ortadoğu ve Orta Asya, Asya-Pasifik ve Sahra Altı Afrika’ya yönelik bölgesel güncellemeleri kapsayacak; savaşın, enerji maliyetlerinin ve enflasyonun farklı bölgelerdeki büyüme üzerindeki yansımalarını değerlendirecek.

- 17 Ekim | Uluslararası Para ve Finans Komitesi (IMFC): Suudi Arabistan Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan başkanlığındaki IMFC, yıllık toplantılar kapsamında genel kurulunu gerçekleştirecek; IMF’nin stratejik yönelimlerini ve küresel ekonominin önündeki en temel sınamaları masaya yatıracak.


هالاند أمام مفترق طرق... هل يرحل إذا هبط مانشستر سيتي؟

قد يكون الانتقال إلى خارج إنجلترا خياراً مطروحاً إذا أراد هالاند الابتعاد عن تداعيات القضية (أ.ف.ب)
قد يكون الانتقال إلى خارج إنجلترا خياراً مطروحاً إذا أراد هالاند الابتعاد عن تداعيات القضية (أ.ف.ب)
TT

هالاند أمام مفترق طرق... هل يرحل إذا هبط مانشستر سيتي؟

قد يكون الانتقال إلى خارج إنجلترا خياراً مطروحاً إذا أراد هالاند الابتعاد عن تداعيات القضية (أ.ف.ب)
قد يكون الانتقال إلى خارج إنجلترا خياراً مطروحاً إذا أراد هالاند الابتعاد عن تداعيات القضية (أ.ف.ب)

لم يعد مستقبل النرويجي إيرلينغ هالاند منفصلاً عن تداعيات قضية المخالفات المالية التي تلاحق مانشستر سيتي، بعدما وجد النادي نفسه أمام احتمالات عقوبات قد تصل إلى الهبوط من الدوري الإنجليزي الممتاز، في تطورات تضع أحد أبرز نجوم كرة القدم العالمية أمام قرارات مصيرية بشأن مسيرته، في وقت يدخل فيه سنوات ذروته الكروية.

وبحسب صحيفة «التلغراف» البريطانية، فإن استمرار هالاند مع مانشستر سيتي في حال هبوطه إلى درجات أدنى من المنافسة يبدو احتمالاً يصعب تصوره، بالنظر إلى مكانة المهاجم النرويجي وطموحاته الرياضية، خصوصاً أنه لا يزال في السادسة والعشرين من عمره، وأمامه سنوات عديدة لمواصلة تحطيم الأرقام القياسية على أعلى المستويات.

وجاءت هذه التساؤلات في أعقاب صدور قرار اللجنة المستقلة التي نظرت في قضية مانشستر سيتي، وأدانت النادي في جميع التهم تقريباً الموجهة إليه ضمن ملف مخالفات قواعد الدوري الإنجليزي الممتاز. وينفي سيتي صحة ما انتهت إليه اللجنة، لكن تداعيات القرار بدأت تفرض نفسها على مستقبل النادي ونجومه، في ظل احتمالات العقوبات التي قد تطاله.

وكان هالاند قد حاول توجيه رسالة تهدئة إلى جماهير النادي، من دون التطرق مباشرة إلى القضية أو تفاصيل القرار، عندما دعا الجميع إلى التماسك والإيجابية، في مقابلة قصيرة نشرها الموقع الرسمي لمانشستر سيتي قبل مواجهة ليفربول.

وقال المهاجم النرويجي: «علينا أن نبقى معاً، وأن نحافظ على إيجابيتنا. ومهما حدث في الحياة، علينا دائماً أن نبتسم». وأضاف: «علينا أن نبقى إيجابيين، وأن نتطلع إلى الأمام، وأن نحاول الفوز بمباريات كرة القدم»، قبل أن يختتم رسالته بالدعوة إلى التكاتف والاستمتاع بالرحلة.

ورغم أن هالاند لم يشر صراحة إلى أزمة النادي، فإن توقيت تصريحاته جاء وسط حالة من القلق بشأن مستقبل سيتي، بعدما تصاعدت تداعيات القرار الصادر بحقه. وكان المدرب إنزو ماريسكا قد واجه (الجمعة)، أسئلة علنية بشأن القضية، في حين سبق أن عبَّر المدرب السابق بيب غوارديولا عن ثقته ببراءة النادي، رغم أنه لم يعد مرتبطاً بعقد مع مجموعة سيتي لكرة القدم.

ويعتقد والاس أن هالاند، الذي بات أحد أبرز وجوه الدوري الإنجليزي الممتاز، قد يجد نفسه مضطراً إلى حسم خياراته بحلول نهاية يناير (كانون الثاني) المقبل، إذا اتضحت بصورة أكبر العقوبات التي قد يتعرض لها النادي. فالمسألة لا تتعلق فقط بولائه لمانشستر سيتي، بل أيضاً بقدرته على مواصلة المنافسة في البطولات الكبرى خلال المرحلة الأهم من مسيرته.

وكان هالاند قد وقّع عقداً يمتد حتى عام 2034 في يناير (كانون الثاني) 2025، في اتفاق طويل الأجل جعله أحد أبرز ركائز المشروع الرياضي للنادي. غير أن أي عقوبة قاسية قد تفرض على سيتي ستفتح أسئلة بشأن مستقبل هذا الارتباط، بما في ذلك قدرة النادي على الوفاء بالتزاماته التعاقدية تجاه هالاند وبقية لاعبي الفريق الأول، خصوصاً إذا تعرضت ملكيته أو وضعه المالي لقيود كبيرة.

وتبقى هذه الاحتمالات رهناً بما ستؤول إليه القضية والعقوبات المحتملة، لكنها تضع اللاعب أمام معادلة معقدة؛ فهو يؤكد ارتباطه بالنادي وجماهيره، لكنه في الوقت ذاته يملك مسيرة تتطلب الاستمرار في المنافسة على أعلى المستويات، ولا سيما في دوري أبطال أوروبا، حيث يسعى إلى ترسيخ مكانته بين أبرز الهدافين في تاريخ البطولة.

ويحتل هالاند المركز الثامن في قائمة الهدافين التاريخيين لدوري الأبطال، برصيد 59 هدفاً، بينما يتقدم عليه بين اللاعبين النشطين كيليان مبابي، الذي سجل 71 هدفاً. ويشير التقرير إلى أن المعدل التهديفي للمهاجم النرويجي يتجاوز ما حققه أي لاعب آخر في تاريخ المسابقة، إذ يسجل بمعدل هدف واحد في المباراة، مقارنة بمعدل 0.79 هدف للمباراة الواحدة لدى الأرجنتيني ليونيل ميسي، الذي أحرز 129 هدفاً.

ورغم هذا المعدل الاستثنائي، فإن اللحاق بالبرتغالي كريستيانو رونالدو، صاحب الرقم القياسي البالغ 141 هدفاً، يتطلب من هالاند خوض ما لا يقل عن 80 مباراة إضافية في البطولة، وفق تقديرات التقرير. وهو ما يجعل استمرار مشاركته المنتظمة في دوري الأبطال عاملاً أساسياً إذا أراد الاقتراب من الرقم التاريخي، في ظل محدودية عدد المباريات التي يخوضها أي فريق خلال الموسم الواحد.

ولا تقتصر أهمية المسألة على الأرقام القياسية، إذ يرى التقرير أن هالاند لم يكن ليصل إلى المكانة التي يحتلها اليوم لولا وجوده في أندية النخبة ومشاركته المستمرة في أكبر المنافسات. كما عزز المهاجم النرويجي حضوره الجماهيري خلال كأس العالم هذا الصيف، مستفيداً من صورته المرحة ومحتواه عبر وسائل التواصل الاجتماعي، وهو ما وسّع نطاق شهرته، خصوصاً في الولايات المتحدة.

ومن المتوقع أن تلعب إدارة مسيرته دوراً مهماً في أي قرار مستقبلي، في ظل إشراف والده ألف إينغه هالاند ووكيلته رافاييلا بيمنتا على شؤونه المهنية. وإذا اضطر إلى مغادرة مانشستر سيتي، فإن عدداً من كبار الأندية الأوروبية قد يدخل سباق التعاقد معه، من بينها باريس سان جيرمان وبايرن ميونيخ، إلى جانب أندية أخرى في الدوري الإنجليزي الممتاز.

وقد يكون الانتقال إلى خارج إنجلترا خياراً مطروحاً إذا أراد هالاند الابتعاد عن تداعيات القضية، وإن كانت الإمكانات المالية لبعض الأندية الكبرى في إسبانيا قد تجعل إتمام صفقة بهذا الحجم أمراً معقداً. أما الانتقال إلى أحد منافسي سيتي المباشرين في إنجلترا، فسيحمل بدوره اعتبارات رياضية وجماهيرية خاصة، في ظل العلاقة التي تجمع اللاعب بالنادي الذي صنع معه جانباً كبيراً من نجاحاته.

وبين تمسكه بمانشستر سيتي وحاجته إلى مواصلة المنافسة على الألقاب والأرقام القياسية، قد يجد هالاند نفسه أمام أحد أصعب القرارات في مسيرته، إذا تحولت العقوبات المحتملة على النادي إلى واقع يهدد بقاءه ضمن نخبة كرة القدم الأوروبية.


«الفبای هنر» اریک گریزیملکوفسکی به زبان عربی

«الفبای هنر» اریک گریزیملکوفسکی به زبان عربی
TT

«الفبای هنر» اریک گریزیملکوفسکی به زبان عربی

«الفبای هنر» اریک گریزیملکوفسکی به زبان عربی

کتاب «الفبای هنر» نوشته اریک گریزیملکوفسکی، نویسنده آمریکایی، با ترجمه محمد السعدی، به‌تازگی از سوی انتشارات «رامینا» در لندن منتشر شده است. این کتاب در قالب نسخه‌ای عربی، دریچه‌ای گسترده و درعین‌حال ساده و قابل‌فهم به روی خواننده می‌گشاید تا با دنیای هنر، تاریخ آن، مکاتب هنری و برجسته‌ترین هنرمندان آشنا شود. کتاب میان نظریه‌ها، جنبش‌های هنری، موزه‌ها و آثاری حرکت می‌کند که در شکل‌گیری تاریخ هنر و تحولات آن در طول اعصار نقش داشته‌اند.
گریزیملکوفسکی در کتاب خود از ایده‌ای اساسی آغاز می‌کند: رهاکردن گفت‌وگو درباره هنر از احساس هراسی که ممکن است کتاب‌های تخصصی هنری در خواننده فاقد تحصیلات دانشگاهی در این حوزه ایجاد کنند. او در مقدمه اشاره می‌کند که بسیاری از کتاب‌ها از پیش فرض می‌گیرند خواننده با مفاهیمی مانند پرسپکتیو، نظریه رنگ، خطوط و شکل‌ها آشنایی دارد؛ حال آنکه «الفبای هنر» می‌کوشد از همین مبانی آغاز کند و شیوه‌ها، جنبش‌ها و رسانه‌های هنری را به زبانی قابل‌فهم توضیح دهد. این کار هم‌زمان با روایت داستان زندگی شماری از برجسته‌ترین هنرمندان و معرفی اصطلاحات ضروری برای درک و بحث درباره آثار هنری صورت می‌گیرد.
این رویکرد به کتاب ماهیتی دانشنامه‌ای و درعین‌حال ساده و قابل‌فهم می‌بخشد. کتاب با تاریخ هنر نه همچون روایتی پیوسته و زمان‌مند، بلکه همچون مجموعه‌ای از موضوعات مستقل و درعین‌حال مرتبط با یکدیگر برخورد می‌کند؛ به‌گونه‌ای که خواننده می‌تواند بر اساس علایق خود میان هنرمندان، مکاتب، مفاهیم و موزه‌ها جابه‌جا شود. نویسنده در مقدمه، کتاب را به موزه‌ای تشبیه می‌کند که «تالارهای» گوناگونی را دربر گرفته است؛ تالارهایی با موضوعاتی متعلق به مکان‌ها و دوره‌های زمانی متفاوت که به خواننده اجازه می‌دهند از دروازه‌های مختلف وارد دنیای هنر شود، بی‌آنکه به دانش قبلی یا مسیر مطالعاتی مشخصی نیاز داشته باشد.
کتاب از ده‌ها موضوع تشکیل شده است که نقشه‌ای گسترده از هنرهای تجسمی ترسیم می‌کنند؛ از نظریه رنگ، باوهاوس، هنردرمانی، هنر نو، دادائیسم و امپرسیونیسم گرفته تا کوبیسم، سوررئالیسم، هنر مدرن، هنر انتزاعی، هنر رنسانس، فوتوریسم، باروک و هنر عامه‌پسند؛ و از موضوعاتی مانند پرسپکتیو، نظریه گشتالت، عناصر و اصول هنر، مجسمه‌سازی، عکاسی، آبرنگ، نقاشی‌های غارها و هنر بدن تا نسبت طلایی و شمایل‌شکنی.
یکی از موضوعاتی که کتاب به آن می‌پردازد، «نظریه رنگ» است. نویسنده جایگاه رنگ را در میان عناصر اساسی یک اثر هنری، ارتباط آن با خط، بافت و شکل و چگونگی استفاده هنرمند از رنگ برای هدایت نگاه مخاطب و ایجاد حال‌وهوای بصری اثر توضیح می‌دهد و سپس به ترکیب رنگ‌ها، رنگ‌های مکمل، ترکیب افزایشی و کاهشی رنگ‌ها، طیف‌های رنگی و تأثیرات آن‌ها می‌پردازد.
کتاب همچنین مکتب باوهاوس را بررسی می‌کند؛ مکتبی که والتر گروپیوس در سال ۱۹۱۹ در آلمان بنیان گذاشت. نویسنده فلسفه این مکتب را که بر پیوند میان هنرهای زیبا، صنایع‌دستی و طراحی استوار بود، توضیح می‌دهد و به ارتباط آن با صنعت و تولید مدرن و نیز تأثیرات بعدی آن بر طراحی و معماری می‌پردازد.
«الفبای هنر» تنها به آثاری که جایگاه خود را در تاریخ هنر تثبیت کرده‌اند محدود نمی‌شود، بلکه بحث را به پرسش‌ها و اختلاف‌نظرهایی نیز می‌کشاند که برخی تجربه‌های هنری را همراهی کرده‌اند. برای نمونه، فصلی را به بنکسی با عنوان «بنکسی: هنرمند یا تهدید؟» اختصاص می‌دهد و خواننده را با بحث درباره هنر خیابانی و مرزهای نهاد هنر روبه‌رو می‌کند. همچنین به بازکاربرد هنری، هنر بدن و هنر عمومی می‌پردازد؛ موضوعاتی که گستردگی مفهوم هنر و دگرگونی‌های پیوسته آن را آشکار می‌کنند.
کتاب برای نزدیک‌کردن موضوعات خود به ذهن خواننده، از تصاویر و طرح‌ها نیز بهره می‌گیرد. نمونه‌هایی از آثار هنرمندان و مکاتب گوناگون در کنار توضیحات ارائه شده‌اند؛ از جمله «شب پرستاره» اثر وینسنت ون‌گوگ، آثار پل سزان، من ری و جورجیا اوکیف، تا آثار دیه‌گو ریورا، ادوارد هاپر و عکس‌های انسل آدامز. این تصاویر فرصتی در اختیار خواننده قرار می‌دهند تا میان مفاهیم نظری و نمونه‌های بصری ارتباط برقرار کند.