​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
TT

​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ta Fetih Koalisyonu ve diğer bazı Şii güçlerin Adnan ez-Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı olmalarına rağmen Zurfi, parlamentodan güvenoyu almasını sağlayacak çoğunluğun desteğini kazanmak üzere gibi görünüyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii güçlerini Zurfi’ye alternatif bir isim belirlemeye zorlama çabaları pratik sonuçlar vermezken Zurfi’nin çok sayıda Şii tarafın desteğini aldığı, bununla birlikte Sünni ve Kürt siyasi bloklarından açıkça bir ret ile karşılaşmadığı anlaşılıyor.
Ancak Zurfi’nin adaylığına,  Asaib Ehli'l Hak’a bağlı Sadikun Grubu’nun içinde yer aldığı Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, eski başbakanlardan Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu ve gözlemcilerin hala kararsız olduğuna inandıkları Ammar el-Hekim liderliğindeki Ulusal Hikmet Koalisyonu gibi önde gelen Şii siyasi bloklar tarafından karşı çıkılıyor.
Buna karşın Irak eski Başbakanı Haydar el-İbadi liderliğindeki Nasır (Zafer) Koalisyonu ve Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi'nin desteklediği Sairun Koalisyonu gibi Şii siyasi bloklar, Zurfi’yi destekliyorlar. Sünni ve Kürt blokları ise Zurfi’yi destekleme veya desteklememe konusunda herhangi net bir tutum ortaya koymuyorlar.
Irak resmi haber Ajansı INA’ya göre Zurfi’nin parlamentodan kabinesinin ve hükümet programının oylanması amacıyla düzenlenecek olağanüstü oturum için bir tarih belirlemesini istiyor. Bu arada Zurfi, hükümet programını 4 Nisan Cumartesi günü Meclis Başkanlığı’na sunmuştu.

Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii kanadı, Zurfi’nin adaylığına karşı çıkma pozisyonunda birleştirme çabaları konuşulurken Iraklı siyasi bir kaynağın yerel haber sitelerinde yer alan açıklamasına göre Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti.
Sadr ile görüşmenin Kudüs Gücü Komutanı’nın gündeminde olduğunu söyleyen kaynak, ancak Sadr’ın bu görüşmeyi reddettiğini ve Irak’ın iç işlerine müdahale edilmemesi gerektiğini belirten bir mesaj gönderdiğini belirtti. Kaynak, Sadr'ın Askeri Danışmanı Ebu Dua İsavi’nin Sadr’dan Kaani’ye ‘Irak’ın yeni bir hükümet kurulması konusunda herhangi bir dış müdahaleyi reddettiği’ şeklinde yazılı bir mesaj ilettiğini söyledi.

Abdulmehdi görevde kaldı
İran’a yakın güçler olarak nitelendirilen başlıca Şii güçlerin, Zurfi’nin ‘anayasaya aykırı bir şekilde’ hükümeti kurmakla görevlendirildiği ve ‘ABD yanlısı’ olduğu şeklindeki suçlamalarla yaptığı tüm itirazlara rağmen Sadr Hareketi, Zurfi’nin adaylığına karşı olduğunu hiç söylemedi. Bütün göstergeler, Sadr Hareketi’nin desteklediği Sairun Koalisyonu’nun mümkün olan en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını istediğine işaret etti.
Sairun Koalisyonu Milletvekili Riyad el-Mesudi konuyla ilgili açıklamasında, “Mesele, bazı istismarlar, ertelemeler ve gecikmelerin neden olduğu anayasal boşluklardan ve Zurfi'nin başarısız olma sürecinde Iraklıların ‘tartışmaları ve kabullenişleri’ gibi ifadelerin seçimlerinden kaynaklanıyor. Sairun Koalisyonu, ülkenin her alanda yaşadığı büyük zorluklar nedeniyle en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını önceliyor. Bazı siyasi bloklar, Adil Abdulmehdi'nin başbakan olarak kalması için başbakan adaylarını kasıtlı olarak reddetti. Çünkü böylece büyük kazançlar elde ettiklerini düşünüyorlar” diye konuştu.
 
Şii güçler tansiyonu yükseltiyor
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı çıkan hareketlerle birlikte, İran yanlısı silahlı gruplar da söylemlerini sertleştirdiler. İran yanlısı silahlı sekiz grup yayınladıkları ortak bir bildiri ile Adnan ez-Zurfi'yi ‘ABD’nin istihbarat ajanı’ olmakla suçlayarak bazı milletvekillerinin onu desteklemesini ise kınadılar.
Bu gerilim, Kaani'nin Şii güçler arasında Zurfi’nin adaylığına karşı fikir birliği elde etme çabalarına dair bir izlenim verebilir. Bununla birlikte gözlemcilere göre Sünni ve Kürt siyasi güçlere mevcut tutumlarından vazgeçmeleri şeklinde gönderilen bir mesaj da olabilir.
Ortak bildirinin yayınlanmasından birkaç saat sonra, Mukteda es-Sadr adına paylaşımlarda bulunmasıyla bilinen Salih Muhammed el-Iraki, Facebook hesabından, “Birçok siyasetçi ve kendilerini ‘Direniş Grupları’ olarak adlandıran gruplardan bazıları, belalardan ve salgınlardan rahatsız olmayıp hala çıkarları peşinde koşuyorlar. Direniş Grupları’na şunu söylemek istiyorum; ‘Dünyaya olan bu sevginizi dizginleyin. Çünkü halkınız ölüm, yaklaşan bir savaş ve Allah korusun salgının eşiğinde.’” ifadelerini kullandı.

İran’ın rolü zayıflıyor
Iraklı araştırmacı ve akademisyen Akil Abbas konuya ilişkin olarak İndepenedent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, “Süleymani ve Mühendis suikastının yanı sıra koronavirüs krizinden sonra İran’ın rolü zayıfladı. Bu durum, Kaani’nin Irak'taki görevinin başarısızlıkla sonuçlanmasına katkıda bulundu. İran’ın nüfuzu güçlü olmasa ve Şii güçlere kendi iradesini dayatamasa bile Kaani’nin başarısızlığının tek nedeni İran’ın rolünün zayıflaması değil” diye konuştu.
Ekonomik yaptırımlar ve koronavirüs krizinin bazı Şii aktörleri İran'ın iradesine meydan okuyacak şekilde güçlendirdiğini söyleyen Abbas, “Sadr’ın Kaani ile görüşmeyi reddetmesi şaşırtıcı bir durum değil. Sadr daha önce de birkaç kez bazı İranlı politikacılarla görüşmeyi reddetti. Hatta bazı durumlarda Süleymani ile görüşmeyi de reddettiği söylendi. Sadr, İran'ın gücüne bir tür başkaldırıyor. Fakat bu düşmanca değil, yumuşak bir başkaldırıdır” yorumunda bulundu.
Zurfi’nin kabinesinin parlamento tarafından onaylanma şansının çok yüksek olduğunu düşünen Abbas, Zurfi hükümetinin güvenoyu alma imkanının son saatlerde yapılacak anlaşmalara bağlı olduğunun da altını çizdi. Silahlı grupların Zurfi'ye karşı çıkmaları ve açıkça tehdit etmelerinin, onu parlamento çatısı altında engelleyecek güce sahip olmadıkları izlenimi verdiğini söyleyen Abbas, “Düşük petrol fiyatları ve koronavirüs krizinin yanı sıra yarı felçli geçici bir hükümetin varlığından kaynaklanan Irak’ta mevcut durum, siyasi elitlerin Zurfi’nin hükümet kurma çalışmalarını sürdürmesi için baskı yapmalarına neden oluyor” şeklinde konuştu.
Başbakanlık konusundaki tartışmaları sürdürmenin Adil Abdulmehdi’nin görevini sürdürmesini destekleyen taraflar için bir zaman kazanma taktiği olduğuna inandığını belirten Abbas, “Iraklılar bu davranışı ülkede yaşananlara karşı bir kayıtsızlık olarak yorumladı. Bu durum eğer koronavirüs riski azalırsa yüksek katılımları protestolara dönüşebilir” dedi.

Müzakere sayfası
Öte yandan siyaset araştırmacısı Hişam el-Muzani İndependent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Sadr, İran ekolüne karşı ideolojik bir model. Bununla birlikte Süleymani’nin öldürülmesinden sonra genel olarak Irak'taki Şiiler siyasi krizle ilgili bağlantılarında farklılaştılar. Sadr, kendisini Batı ve Doğu'da ılımlı bir Şii alternatifi olarak sunup yeni bir imaj oluşturmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kaani’nin Şii güçleri birleştirme görevinde başarısız olmasının nedeninin Süleymani’nin olmayışı değil, ABD’nin stratejisiyle doğrudan çatışmaya yönelmesi olduğunu söyleyen Muzani, söz konusu ABD stratejisinin, Zurfi’ye destek konusunda Şii siyasi güçlerin tutumunda çatlaklar yaratan, vizyonundaki bir değişiklik olduğunu belirtti.
Geleneksel Şii güçlerin en büyük korkularının, ABD ile İran arasında müzakere konusu haline gelmeleri, gözden çıkarılmaları ve doğrudan hedef alınmaları olduğuna dikkati çeken Muzani, “Bu güçlerin İran'ın elinde bir pazarlık konusu haline gelmesi, onlar için ABD’nin hava saldırılarından daha da kötü” diye konuştu.

Şii güçler arasında endişe ve parçalanma korkusu
Independent Arabia’ya konuşan gazeteci yazar Felah ez-Zehebi ise şunları söyledi;
“Tüm göstergeler, Zurfi’nin siyasi güçlerin çoğunun desteğini aldığına işaret ediyor. Bazılarının bunu, Haşdi Şabi çatısı altında olmayan silahlı gruplardan korktukları için açıklamadıklarına inanılıyor. İran, Irak'ı ABD ile müzakere edebileceği bir yangın yeri olarak görüyor. Ancak tam da yaptırımların bir kısmının kaldırılmasını beklerken ortaya çıkan tüm koşullar İran'a baskı yapıyor. Şii siyasi güçlerin çoğu, Zafer Koalisyonu ve Kanun Devleti Koalisyonu tarafından desteklendiği için Zurfi hükümetini destekliyor. Ammar el-Hekim ise sopayı dengede tutmaya çalışıyor. Ancak en sonunda bir yana ağırlık vermek zorunda kalacak. Sadr, ‘utanmaz milisler’ olarak nitelendirdiği tarafları yenerek Zurfi hükümetinin parlamentodan geçmesi için baskı yapacak. Temel endişe ise Zurfi'nin iktidara geldikten sonra bu güçlere yönelmesi ihtimaliyle ilgili. Şii güçler parçalandılar ve çatışma aşamasından aşınma aşamasına geçtiler.”



Mücteba Hamaney gerçekte ne kadar güce sahip?

Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
TT

Mücteba Hamaney gerçekte ne kadar güce sahip?

Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)
Tahran’ın güneyinde, Humeyni’nin vefatının anısına düzenlenen törenin yapıldığı yerde, eski Dini Lider Ali Hamaney’in fotoğrafının konulduğu bir sandalye... Hamaney, ABD-İsrail saldırılarında öldürülmeden önce her yıl bu törende geleneksel konuşmasını yapardı. (Jamaran)

İran Dini Lideri olarak mart ayı başında göreve gelmesinden bu yana kamuoyu önüne çıkmayan Mücteba Hamaney’in sağlık durumuna ilişkin belirsizlik sürerken, fiili yetkilerinin kapsamı da netlik kazanmış değil. Ancak Washington, Hamaney’in yönetim ve müzakere süreçlerinde daha aktif bir rol üstlenmeye başladığını belirtiyor.

ABD Başkanı Donald Trump, çarşamba günü yaptığı açıklamada, daha önce hayatta olup olmadığı konusunda şüphelerini dile getirdiği Hamaney’in artık ‘tam anlamıyla sürecin içinde olduğunu’ söyledi. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio da ‘Mücteba Hamaney’in belirli bir düzeyde giderek daha fazla sürece dâhil olduğuna işaret eden göstergeler bulunduğunu’ ifade etti.

İsrail ve ABD’nin 28 Şubat’ta başlattığı saldırıların ilk gününde öldürülen babasının yerine geçen 56 yaşındaki İran Dini Lideri, bugüne kadar yaklaşık 12 yazılı açıklama yayımladı. Bunların sonuncusu, dün okunan ve ‘sinsi düşmana’ yönelik sert ifadeler içeren mesaj oldu.

İran siyasi sisteminin temel direklerinden biri olarak kabul edilen Dini Liderlik makamı, ülkenin üst düzey politikaları ile siyasi ve askerî kurumların genel yönelimleri üzerinde nihai söz sahibi konumunda bulunuyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile Hatemü’l Enbiya Merkez Karargâhı Komutanı Tümgeneral Ali Abdullahi, Hamaney ile görüştüklerini açıkladı. Ancak söz konusu görüşmelere ilişkin herhangi bir fotoğraf paylaşılmadı.

dergth6y
 İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney (Jamaran)

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre uzmanlar, İran yönetim sisteminin işleyiş mekanizmalarının şeffaf olmaktan uzak olduğunu, ancak Mücteba Hamaney ve ekibinin şu aşamada arka planda kalmayı tercih etseler de sistem içinde etkili bir rol oynadıklarının görüldüğünü belirtti. Uzmanlara göre, daha doğrudan bir kontrol tesis etmek istemesi halinde Hamaney’in bunu gerçekleştirmesi zaman alacak.

Hamaney, dün yayımlanan açıklamasında da önceki mesajlarında olduğu gibi babasının benimsediği sert ABD ve İsrail karşıtı söylemi sürdürdü. Washington ve Tel Aviv’i, ‘ağır bir yenilgiye’ uğradıktan sonra İran toplumunda ‘ayrışma’ yaratmaya çalışmakla suçladı.

Söz konusu mesaj, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Humeyni’nin ölümünün 37. yıl dönümü dolayısıyla yayımlandı. Ancak Hamaney törenlere katılmadı. Babası Ali Hamaney’in nadiren kaçırdığı bu anma programında, tören alanına Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı boş bir koltuk konuldu.

Mesajı Tahran Cuma İmamı okurken, devlet televizyonu da Hamaney’in daha önceki açıklamalarını yayımladı.

İranlı yetkililerden bazıları, Hamaney’in düzenlenen saldırılardan birinde yaralandığını doğrularken, sağlık durumuna ilişkin çelişkili açıklamalar gelmeye devam ediyor.

AFP’ye değerlendirmelerde bulunan Thomas Juneau, “Mücteba Hamaney’in rolü belirsizliğini koruyor ve şu aşamada babasının sahip olduğu nüfuz düzeyine ulaşmış olması son derece düşük bir ihtimal” dedi.

Ottawa Üniversitesi’nde profesör olan Juneau, Hamaney’in özellikle İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) içindeki etkili isimler olmak üzere çok sayıda önemli figürle yakın ilişkilere sahip olduğunu vurguladı.

Juneau’ya göre fiili güç, DMO komutanları ile sınırlı sayıdaki önde gelen siyasi isimden oluşan gayriresmi bir komitenin elinde bulunuyor. Bu isimler arasında, eski bir DMO komutanı olan ve ABD ile yürütülen görüşmelerde baş müzakereci rolünü üstlenen Muhammed Bakır Kalibaf da yer alıyor.

Kamuoyu önünde görünmemesine rağmen İran yönetimi, Mücteba Hamaney’i toplumun gündeminde tutmaya çalışıyor. Bu kapsamda Tahran’da, kurucu lider Ruhullah Humeyni, eski Dini Lider Ali Hamaney ve halefi Mücteba Hamaney’in fotoğraflarının yer aldığı dev afişler asıldı. Söz konusu adım, iktidarın sürekliliğini vurgulamaya yönelik açık bir mesaj olarak değerlendiriliyor.

wefr
İlk lider Ruhullah Humeyni, ABD-İsrail saldırılarında öldürülen eski Dini Lider Ali Hamaney ve yeni Dini Lider Mücteba Hamaney’in yer aldığı bir afiş (Reuters)

Cenevre merkezli Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nde araştırmacı olan Ferzan Sabit, güvenlik koşullarının normale dönmesi ve sağlık durumunun iyileşmesiyle birlikte Mücteba Hamaney’in daha etkin bir rol üstleneceğini öngördüğünü söyledi.

Sabit, Hamaney’in ‘Washington ile yürütülen müzakereler de dahil olmak üzere genel siyasi yönelimi denetlediğini’ ifade etti.

Bununla birlikte Mücteba Hamaney’in, 35 yılı aşkın süre boyunca iktidar üzerinde geniş kontrol sağlayan ve rejim içindeki güç mücadelelerini yöneten babasının yönetim modelini tekrarlayıp tekrarlamayacağı sorusu gündemdeki yerini koruyor.

Analistlere göre babası dönemindeki hiyerarşik iktidar yapısından farklı olarak, günümüzde güç daha parçalı ve dağınık bir şekilde kullanılıyor. Bu çerçevede Mücteba Hamaney’in, DMO’nun giderek daha baskın bir rol üstlendiği sistemde etkili aktörlerden yalnızca biri olduğu değerlendiriliyor.

Juneau ise değerlendirmesinde, “Mücteba, babasının sahip olduğu otoriteye sahip değil. Ayrıca sistem içinde nihai hakem ve denge unsuru rolünü üstlenebilecek kapasiteye de sahip görünmüyor” ifadelerini kullandı.


Sadr silahlı grubunu kendi eliyle lağvediyor: Necefli lider Irak'ın haritasını yeniden mi çiziyor?

Muktada es-Sadr, Irak'ın güneyindeki Necef kentinde bir konuşma yaparken, 1 Mayıs 2025 (AFP)
Muktada es-Sadr, Irak'ın güneyindeki Necef kentinde bir konuşma yaparken, 1 Mayıs 2025 (AFP)
TT

Sadr silahlı grubunu kendi eliyle lağvediyor: Necefli lider Irak'ın haritasını yeniden mi çiziyor?

Muktada es-Sadr, Irak'ın güneyindeki Necef kentinde bir konuşma yaparken, 1 Mayıs 2025 (AFP)
Muktada es-Sadr, Irak'ın güneyindeki Necef kentinde bir konuşma yaparken, 1 Mayıs 2025 (AFP)

Hayreddin Mahzumi

Iraklı Şii din adamı Mukteda es-Sadr, on yıldan kısa bir sürede üçüncü kez bizzat kurduğu bir silahlı oluşumu lağvedeceğini duyurdu. Bu karar her seferinde Sadr Hareketi tarihinde tam bir dönemin kapanışı gibi görünmüş, ardından yeni siyasi ya da askeri nüfuz biçiminin doğumuna zemin hazırlayan bir geçiş noktasına dönüşmüştür. Bu kez söz konusu olan ise Irak iç savaşı yıllarının ardından dağıtılan ‘Mehdi Ordusu’ değil, Sadr akımıyla bağlantılı son ve en önemli silahlı kanat olan ‘Barış Tugayları’.

Sadr, 27 Mayıs 2026 tarihinde Barış Tugayları’nın (Seraya es-Selam) ‘Ulusal Şii Akım’dan ayrılarak Irak devletine tam bağlılığını ilan ettiğini duyururken, silahlı oluşumu Irak Silahlı Kuvvetler Başkomutanlığı’na teslim etmeye hazır olduğunu vurguladı. Barış Tugayları ile bağlantılı sivil kurumların ise silahsız, karargâhsız ve askeri kıyafetsiz biçimde tamamen sivil bir hizmet kurumuna dönüştürülmek üzere ‘birleştirilmiş yapı’ projesine devredileceğini açıkladı.

Kararın önemi yalnızca duyurunun kendisinde değil, zamanlamasında yatıyor. Karar, ABD'nin Bağdat üzerindeki silahların devletle sınırlandırılması ve resmî kurumların dışında kalan silahlı grupların nüfuzunun kırılması yönündeki baskılarının yoğunlaştığı hassas bir bölgesel konjonktürde açıklandı. Bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendiren hızlı dönüşümlerle eş zamanlı yaşandı. Devletin otoritesini yeniden tesis etmeye ve resmî kurumlarla silahlı gruplar arasındaki ilişkiyi yeniden düzenlemeye çalışan yeni Irak hükümetinin kurulmasıyla eş zamanlı geldi.

Sadr'ın açıklamasının ardından yalnızca birkaç gün içinde İmam Ali Tugayları ve Asaib Ehli’l Hak dahil olmak üzere diğer silahlı gruplar, Halk Seferberlik Güçleri’nden (Haşdi Şabi) ayrılma ve silahı devlet tekeline bırakma prosedürlerini başlattıklarını duyurdu. Bu adım, Şii Koordinasyon Çerçevesi güçlerinin söz konusu yönelimi destekleyerek Başbakan ve Başkomutan Ali Zeydi'yi gerekli tedbirleri almak üzere yetkilendirmesinin ardından gündeme geldi.

İlandan birkaç hafta önce Sadr, yeni siyasi tabloya sert koşullar öne sürmüştü. Silahlı bir kanada sahip her örgütün hükümetten dışlanmasını ve silahın bütünüyle devlet tekeline alınmasını talep etmişti. Sadr sanki kendini silahlı grup lideri değil Şii devlet adamı, gündem belirleyicisi değil siyasi sürecin aktörü olarak yeniden konumlandırmaya çalışır gibiydi.

Sadr'ın açıklamasından yalnızca birkaç gün sonra İmam Ali Tugayları ve Asaib Ehl'il Hak dahil diğer silahlı gruplar, Halk Haşdi Şabi oluşumlarından ayrılma prosedürlerini başlattıklarını ilan etti.

Ne var ki bu adımını, Sadr'ın geçmişinin arka planından bağımsız okumak eksik bir değerlendirme olur. Mehdi Ordusu, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin çöküşünün ardından yeni Irak'ın en önemli silahlı aktörlerinden biri olarak sahneye çıktı. Örgüt, yalnızca birkaç yılda Amerikan kuvvetleriyle çatışmalar yaşayan ve ardından Irak'ın iç çatışmalarına dahil olan büyük bir askeri ve halk gücüne dönüştü. Silahlı çatışmaların artması ve siyasi baskılar Sadr'ı 2007'de ateşkes ilan etmeye iterken, Ağustos 2008'de en ünlü kararı olan; Mehdi Ordusu’nun süresiz dondurulması kararını aldı.

O dönem bu karar yenilginin kabulü değil, Sadr projesini askeri ve siyasi yıpranmadan kurtarma girişimiydi. Sadr, milis grubunu eski yapısıyla sürdürmenin siyasi geleceğini tehdit ettiğini ve yeni Irak sistemi içinde manevra kabiliyetini daralttığını fark etmişti. Bu nedenle yeniden yapılanmaya yöneldi; dini ve toplumsal nitelikte yeni kanatlar oluşturdu; daha disiplinli ve daha az görünür bir çekirdek yapıyı ise korudu.

Ancak Sadr'ın dondurma deneyimi ne istisnai bir olaydı ne de nihai bir karardı. O günden bu yana dondurma ve yeniden harekete geçirme, onun siyasi araç kutusunun ayrılmaz bir parçası hâline geldi. Sadr, silahlı kanadın siyasi projesine ya da Irak kamuoyundaki imajına yük oluşturduğunu hissettiği her an bu mekanizmaya başvurmayı alışkanlık edindi.

defrty65
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, başkent Bağdat’ta başbakan olarak göreve başladıktan hemen sonra konuşma yaparken, 16 Mayıs 2026 (AFP)

Ancak dondurma hikâyenin sonu olmadı. 2014'te DEAŞ’ın yükselişi ve Irak'ın geniş güvenlik yapılarının çöküşüyle birlikte Sadr, askeri alana yeni bir kapıdan geri döndü.

Barış Tugayları o dönemde dini türbeleri korumak ve örgütle mücadeleye katılmak amacıyla kuruldu. Mehdi Ordusu, Yüksek Dini Merci Seyyid Ali Sistani'nin tarihi ‘Kifai Cihad’ fetvasına yanıt olarak kurulmuştu. Ad ve koşullar farklı olsa da yeni yapı özünde Sadr'ın askeri kapasitesinin farklı bir siyasi ve güvenlik bağlamında geri dönüşünü temsil ediyordu.

Mehdi Ordusu ismen tarihe karışsa da işlev olarak geri döndü. Bu nedenle pek çok araştırmacıya göre 2014 yılında yaşananlar, önceki deneyimden bir kopuş değil, DEAŞ’ın yayılmasının dayattığı yeni koşullarla daha uyumlu bir biçimde yeniden üretimiydi.

Mesele burada da bitmiyor. Son yıllarda Sadr, örgüt faaliyetlerini dondurma politikasına bir kez daha başvurdu. 2026 yılı başlarında ‘örgütsel ve davranışsal ihlaller’ olarak nitelendirdiği gerekçelerle Basra ve Vasit illerinde Barış Tugayları’nın faaliyetlerini askıya aldığını açıkladı. Ancak bu karar uzun sürmedi ve Sadr daha sonra bizzat geri adım atarak kararı geri çekti.

Bu olay önemli. Zira Sadr'ın silahlı örgütleriyle ilişkisini bağımsız kurumlar olarak değil, siyasi anın gereklerine göre yeniden ayarlanıp yönlendirilebilecek araçlar olarak kurduğunu gözler önüne seriyor.

İşte tam da burada ‘Sadr neden milislerini dağıtıp sonra farklı biçimlerle yeniden üretiyor?’ şeklindeki başlıca soru ortaya çıkıyor.

Yanıt belki de silahta değil, Sadr liderliğinin doğasında yatıyordur. Mukteda es-Sadr nüfuzunu geleneksel parti yapısı ya da sabit bir askeri oluşum üzerine değil, din, siyaset ve sokak arasında geniş bir kitleyi seferber edip harekete geçirmedeki olağanüstü kapasitesi üzerine inşa etti.

Sadr'ı tek bir role ya da tutuma sığdırmak güç. Çünkü görünürde çelişkili yollar arasında hareket etmeye alışmış, belirsizliği ve siyasi manevrası ile tanınan bir siyasi figür. 2003 yılından bu yana milis grup komutanı, halk hareketleri lideri, iktidar ortağı, siyasi süreçten çekilen ve ardından dışarıdan reforma çağıran biri olarak pek çok farklı rolü üstlendi. Dolayısıyla silahlara ilişkin kararları, nüfuzu yönetmeye yönelik daha geniş stratejisinden bağımsız okunamaz. Silah onun için gücün özü değil, güç araçlarından biri olarak kaldı. Silahlı yapı, siyasi bir yüke dönüştüğünde onu dondurdu, güvenlik ya da siyasi koşullar yeniden seferberliği dayattığında ise farklı bir biçimde yeniden üretti.

Böylece Sadr Hareketi, son yirmi yılda siyasi eylem, halk protestosu ve askeri örgütlenmeyi bir arada barındıran, ancak bunlardan hiçbirinde kalıcı olarak karar kılmayan özgün bir modele dönüştü. Bu durum pek çok kesimin 2026 ilanına ihtiyatla yaklaşmasına yol açıyor.

Ne var ki Sadr ile diğer Irak grup liderleri arasında önemli bir fark var. Sadr, gerçek gücünün yalnızca silaha dayanmadığının farkında. Sadr akımının yirmi yılı aşkın bir süre boyunca tabanıyla kurduğu toplumsal sözleşme, diğer grupların kendi kitleleriyle ilişkisinden köklü biçimde ayrışıyor. Sadr hareketi; askeri boyutun çok ötesine geçen geniş bir dini, toplumsal, hizmet ve halk tabanına sahip.

dfergthyu
Bağdat'ta, bir İHA saldırısında hayatını kaybeden Hizbullah Tugayları üyesinin cenaze töreni sırasında, 21 Kasım 2023 (AFP)

Dolayısıyla Sadr’ın silahlı oluşumdan vazgeçmesi onun nüfuzdan vazgeçmesi anlamına gelmezken, harekete geçirme kapasitesini ya da siyasi tabloya etkisini de otomatik olarak zayıflatmaz. Dahası Sadr, bu evrede silahlı grup lideri imajını korumaktan çok devlet adamı imajını sürdürmenin kendisi için daha işlevsel olduğunu düşünüyor olabilir.

Bununla birlikte geçmiş ile bugün arasındaki farkları görmezden gelmek de hata olur. Irak bugün 2008'in ya da 2014'ün Irak'ı değil ve İran’ın nüfuzunun arttığı bölgesel baskılarla karşı karşıya. Irak devleti silahlı güç üzerindeki tekeli pekiştirme çabasında. Sadr'ın kendisi de dar mezhepsel hesapların ötesine geçen ulusal bir referans noktası olarak konumlanmaya önceki dönemlerden çok daha fazla yatkın görünüyor.

Asıl büyük engel ise Tahran'la daha sıkı bağları olan gruplarda düğümleniyor. Sadr, Barış Tugayları’nın devlete katılımını ilan etmeyi tercih ederken, öne çıkan bazı gruplar bağımsız askeri kapasitelerini korumakta ısrar ediyor. Silahlarından tümüyle vazgeçmeyi, askeri güçlerini devlet kurumlarıyla bütünleştirmeyi ya da silahın devlet tekeline bırakılmasını kabul etmeyi reddediyor.

Bu gruplar silahlarının yalnızca Irak'ın iç denklemine değil, Irak sınırlarını aşan ve son yirmi yılda şekillenen ‘direniş ekseni’ kavramı ile bölgesel nüfuz ağlarıyla bağlantılı daha geniş bir stratejik ve bölgesel işleve bağlı olduğunu savunuyor.

Soru açık kalmaya devam ediyor: Sadr hareketinin seyrinde gerçek anlamda stratejik bir dönüşüme mi tanıklık ediyoruz, yoksa Mukteda Sadr'ın son yirmi yıllık deneyimini damgalayan çekilme ve geri dönüş döngüsünün yeni bir halkasıyla mı karşı karşıyayız?

Tam da bu noktada Sadr modeli ile İran eksenine bağlı grupların modeli arasındaki temel fark belirginleşiyor. Sadr silahlı kanadın yokluğunda bile geniş bir toplumsal ve siyasi tabana yaslanabilirken, söz konusu gruplar nüfuz ve meşruiyetlerinin başlıca kaynağı olarak silahlı güce çok daha bağımlı. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu nedenle Sadr'ın adımı, motivasyonu ne olursa olsun, diğer grupların aynı yolu izleyeceği anlamına gelmiyor. Aksine Irak Şii sahnesinde birbirinden farklılaşan iki projenin arasındaki açılımın boyutunu gözler önüne seriyor olabilir. Biri devlet içinde yeniden konumlanmayı hedefleyen, diğeri ise silahı, güç dengesinin vazgeçilmez bir direği olarak görmeyi sürdüren iki proje.

Devletin gerçek sınavı, Sadr’ın adımının sona erdiği yerde başlıyor. Barış Tugayları merkezi bir siyasi karara doğrudan bağlı olduğundan devlet kurumlarına entegre edilebilir. Asıl büyük zorluk ise rolünü Irak sınırlarını aşan bölgesel denklemlerin parçası olarak gören silahlı güçlerle baş etmektir. Bu yüzden silahın devlet tekeline alınması projesinin akıbeti tek bir grubun kararıyla değil, devletin bütün silahlı aktörlere ulusal ve kapsayıcı bir vizyonu dayatma kapasitesiyle belirlenecek.

Geçtiğimiz mayıs ayında yaşananlar, Irak devlet tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı ya da hem hasımlarını hem de müttefiklerini şaşırtmayı alışkanlık edinmiş bir adamın zekice yeniden konumlanması olabilir. Irak ise her zamanki gibi tek bir bölümden okunamaz ve denklemleri tek bir bildiriyle çözüme kavuşturulamaz.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Devrim Muhafızları ve Hizbullah Washington’la uzlaşıyı reddetti... Trump: İran bizi zenginleştirilmiş uranyuma ulaşmaktan alıkoyamaz

Devrim Muhafızları ve Hizbullah Washington’la uzlaşıyı reddetti... Trump: İran bizi zenginleştirilmiş uranyuma ulaşmaktan alıkoyamaz
TT

Devrim Muhafızları ve Hizbullah Washington’la uzlaşıyı reddetti... Trump: İran bizi zenginleştirilmiş uranyuma ulaşmaktan alıkoyamaz

Devrim Muhafızları ve Hizbullah Washington’la uzlaşıyı reddetti... Trump: İran bizi zenginleştirilmiş uranyuma ulaşmaktan alıkoyamaz

Washington’da ilan edilen ateşkes anlaşmasını reddeden Hizbullah, Genel Sekreteri Naim Kasım aracılığıyla “kapsamlı bir ateşkes” ve İsrail’in Lübnan’dan çekilmesi çağrısında bulundu. Kasım, Lübnan ile İsrail arasında yürütülen doğrudan müzakereleri “bir komedi” olarak nitelendirdi.

İran Devrim Muhafızları da söz konusu uzlaşıları reddettiklerini açıkladı.

Buna karşılık Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, anlaşmanın kapsamlı bir ateşkese ulaşılması için “son fırsat” olduğunu söyledi. Lübnan Başbakanı Nevvaf Selam ise ordunun güneydeki “pilot bölgelerde” konuşlanmaya başlayacağını duyurdu.

Bu gelişmeler yaşanırken ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü yaptığı açıklamada Washington’ın zenginleştirilmiş uranyuma ulaşmak için İran’la bir anlaşmaya ihtiyaç duymadığını söyledi.

Oval Ofis’te gazetecilere konuşan Trump, “Ona şu anda ulaşabiliriz. İstesek bizi engelleyebileceklerini sanmıyorum. Ancak bunu yapmamız için bir neden yok; çünkü söz konusu miktar yer altında gömülü durumda” ifadelerini kullandı.

Reuters: Umman’daki El-Fahl Limanı ham petrol yüklemeyi durdurdu

Bilgi sahibi iki kaynağın aktardığına göre, Oman’daki El-Fahl Limanı, demirleme şamandıralarının bulunduğu bölge yakınında meydana gelen bir patlamanın ardından ham petrol yükleme faaliyetlerini durdurdu.

Kaynaklar, patlamanın 1 ve 2 numaralı iskeleler arasında meydana geldiğini ve insansız hava aracıyla gerçekleştirildiği düşünülen bir saldırıdan kaynaklandığını belirtti.