​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
TT

​İran, Irak’taki Şiileri birleştiremedi

Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)
Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani ile görüşmeyi reddetti (Getty Images)

Ahmed es-Suheyl
Irak’ta Fetih Koalisyonu ve diğer bazı Şii güçlerin Adnan ez-Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı olmalarına rağmen Zurfi, parlamentodan güvenoyu almasını sağlayacak çoğunluğun desteğini kazanmak üzere gibi görünüyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii güçlerini Zurfi’ye alternatif bir isim belirlemeye zorlama çabaları pratik sonuçlar vermezken Zurfi’nin çok sayıda Şii tarafın desteğini aldığı, bununla birlikte Sünni ve Kürt siyasi bloklarından açıkça bir ret ile karşılaşmadığı anlaşılıyor.
Ancak Zurfi’nin adaylığına,  Asaib Ehli'l Hak’a bağlı Sadikun Grubu’nun içinde yer aldığı Hadi el-Amiri liderliğindeki Fetih Koalisyonu, eski başbakanlardan Nuri el-Maliki liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu ve gözlemcilerin hala kararsız olduğuna inandıkları Ammar el-Hekim liderliğindeki Ulusal Hikmet Koalisyonu gibi önde gelen Şii siyasi bloklar tarafından karşı çıkılıyor.
Buna karşın Irak eski Başbakanı Haydar el-İbadi liderliğindeki Nasır (Zafer) Koalisyonu ve Mukteda es-Sadr liderliğindeki Sadr Hareketi'nin desteklediği Sairun Koalisyonu gibi Şii siyasi bloklar, Zurfi’yi destekliyorlar. Sünni ve Kürt blokları ise Zurfi’yi destekleme veya desteklememe konusunda herhangi net bir tutum ortaya koymuyorlar.
Irak resmi haber Ajansı INA’ya göre Zurfi’nin parlamentodan kabinesinin ve hükümet programının oylanması amacıyla düzenlenecek olağanüstü oturum için bir tarih belirlemesini istiyor. Bu arada Zurfi, hükümet programını 4 Nisan Cumartesi günü Meclis Başkanlığı’na sunmuştu.

Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti
Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin Şii kanadı, Zurfi’nin adaylığına karşı çıkma pozisyonunda birleştirme çabaları konuşulurken Iraklı siyasi bir kaynağın yerel haber sitelerinde yer alan açıklamasına göre Sadr hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Kaani ile görüşmeyi reddetti.
Sadr ile görüşmenin Kudüs Gücü Komutanı’nın gündeminde olduğunu söyleyen kaynak, ancak Sadr’ın bu görüşmeyi reddettiğini ve Irak’ın iç işlerine müdahale edilmemesi gerektiğini belirten bir mesaj gönderdiğini belirtti. Kaynak, Sadr'ın Askeri Danışmanı Ebu Dua İsavi’nin Sadr’dan Kaani’ye ‘Irak’ın yeni bir hükümet kurulması konusunda herhangi bir dış müdahaleyi reddettiği’ şeklinde yazılı bir mesaj ilettiğini söyledi.

Abdulmehdi görevde kaldı
İran’a yakın güçler olarak nitelendirilen başlıca Şii güçlerin, Zurfi’nin ‘anayasaya aykırı bir şekilde’ hükümeti kurmakla görevlendirildiği ve ‘ABD yanlısı’ olduğu şeklindeki suçlamalarla yaptığı tüm itirazlara rağmen Sadr Hareketi, Zurfi’nin adaylığına karşı olduğunu hiç söylemedi. Bütün göstergeler, Sadr Hareketi’nin desteklediği Sairun Koalisyonu’nun mümkün olan en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını istediğine işaret etti.
Sairun Koalisyonu Milletvekili Riyad el-Mesudi konuyla ilgili açıklamasında, “Mesele, bazı istismarlar, ertelemeler ve gecikmelerin neden olduğu anayasal boşluklardan ve Zurfi'nin başarısız olma sürecinde Iraklıların ‘tartışmaları ve kabullenişleri’ gibi ifadelerin seçimlerinden kaynaklanıyor. Sairun Koalisyonu, ülkenin her alanda yaşadığı büyük zorluklar nedeniyle en kısa sürede bir hükümetin kurulmasını önceliyor. Bazı siyasi bloklar, Adil Abdulmehdi'nin başbakan olarak kalması için başbakan adaylarını kasıtlı olarak reddetti. Çünkü böylece büyük kazançlar elde ettiklerini düşünüyorlar” diye konuştu.
 
Şii güçler tansiyonu yükseltiyor
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre, Zurfi’nin hükümeti kurmakla görevlendirilmesine karşı çıkan hareketlerle birlikte, İran yanlısı silahlı gruplar da söylemlerini sertleştirdiler. İran yanlısı silahlı sekiz grup yayınladıkları ortak bir bildiri ile Adnan ez-Zurfi'yi ‘ABD’nin istihbarat ajanı’ olmakla suçlayarak bazı milletvekillerinin onu desteklemesini ise kınadılar.
Bu gerilim, Kaani'nin Şii güçler arasında Zurfi’nin adaylığına karşı fikir birliği elde etme çabalarına dair bir izlenim verebilir. Bununla birlikte gözlemcilere göre Sünni ve Kürt siyasi güçlere mevcut tutumlarından vazgeçmeleri şeklinde gönderilen bir mesaj da olabilir.
Ortak bildirinin yayınlanmasından birkaç saat sonra, Mukteda es-Sadr adına paylaşımlarda bulunmasıyla bilinen Salih Muhammed el-Iraki, Facebook hesabından, “Birçok siyasetçi ve kendilerini ‘Direniş Grupları’ olarak adlandıran gruplardan bazıları, belalardan ve salgınlardan rahatsız olmayıp hala çıkarları peşinde koşuyorlar. Direniş Grupları’na şunu söylemek istiyorum; ‘Dünyaya olan bu sevginizi dizginleyin. Çünkü halkınız ölüm, yaklaşan bir savaş ve Allah korusun salgının eşiğinde.’” ifadelerini kullandı.

İran’ın rolü zayıflıyor
Iraklı araştırmacı ve akademisyen Akil Abbas konuya ilişkin olarak İndepenedent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, “Süleymani ve Mühendis suikastının yanı sıra koronavirüs krizinden sonra İran’ın rolü zayıfladı. Bu durum, Kaani’nin Irak'taki görevinin başarısızlıkla sonuçlanmasına katkıda bulundu. İran’ın nüfuzu güçlü olmasa ve Şii güçlere kendi iradesini dayatamasa bile Kaani’nin başarısızlığının tek nedeni İran’ın rolünün zayıflaması değil” diye konuştu.
Ekonomik yaptırımlar ve koronavirüs krizinin bazı Şii aktörleri İran'ın iradesine meydan okuyacak şekilde güçlendirdiğini söyleyen Abbas, “Sadr’ın Kaani ile görüşmeyi reddetmesi şaşırtıcı bir durum değil. Sadr daha önce de birkaç kez bazı İranlı politikacılarla görüşmeyi reddetti. Hatta bazı durumlarda Süleymani ile görüşmeyi de reddettiği söylendi. Sadr, İran'ın gücüne bir tür başkaldırıyor. Fakat bu düşmanca değil, yumuşak bir başkaldırıdır” yorumunda bulundu.
Zurfi’nin kabinesinin parlamento tarafından onaylanma şansının çok yüksek olduğunu düşünen Abbas, Zurfi hükümetinin güvenoyu alma imkanının son saatlerde yapılacak anlaşmalara bağlı olduğunun da altını çizdi. Silahlı grupların Zurfi'ye karşı çıkmaları ve açıkça tehdit etmelerinin, onu parlamento çatısı altında engelleyecek güce sahip olmadıkları izlenimi verdiğini söyleyen Abbas, “Düşük petrol fiyatları ve koronavirüs krizinin yanı sıra yarı felçli geçici bir hükümetin varlığından kaynaklanan Irak’ta mevcut durum, siyasi elitlerin Zurfi’nin hükümet kurma çalışmalarını sürdürmesi için baskı yapmalarına neden oluyor” şeklinde konuştu.
Başbakanlık konusundaki tartışmaları sürdürmenin Adil Abdulmehdi’nin görevini sürdürmesini destekleyen taraflar için bir zaman kazanma taktiği olduğuna inandığını belirten Abbas, “Iraklılar bu davranışı ülkede yaşananlara karşı bir kayıtsızlık olarak yorumladı. Bu durum eğer koronavirüs riski azalırsa yüksek katılımları protestolara dönüşebilir” dedi.

Müzakere sayfası
Öte yandan siyaset araştırmacısı Hişam el-Muzani İndependent Arabia’ya yaptığı açıklamada, “Sadr, İran ekolüne karşı ideolojik bir model. Bununla birlikte Süleymani’nin öldürülmesinden sonra genel olarak Irak'taki Şiiler siyasi krizle ilgili bağlantılarında farklılaştılar. Sadr, kendisini Batı ve Doğu'da ılımlı bir Şii alternatifi olarak sunup yeni bir imaj oluşturmaya çalışıyor” değerlendirmesinde bulundu.
Kaani’nin Şii güçleri birleştirme görevinde başarısız olmasının nedeninin Süleymani’nin olmayışı değil, ABD’nin stratejisiyle doğrudan çatışmaya yönelmesi olduğunu söyleyen Muzani, söz konusu ABD stratejisinin, Zurfi’ye destek konusunda Şii siyasi güçlerin tutumunda çatlaklar yaratan, vizyonundaki bir değişiklik olduğunu belirtti.
Geleneksel Şii güçlerin en büyük korkularının, ABD ile İran arasında müzakere konusu haline gelmeleri, gözden çıkarılmaları ve doğrudan hedef alınmaları olduğuna dikkati çeken Muzani, “Bu güçlerin İran'ın elinde bir pazarlık konusu haline gelmesi, onlar için ABD’nin hava saldırılarından daha da kötü” diye konuştu.

Şii güçler arasında endişe ve parçalanma korkusu
Independent Arabia’ya konuşan gazeteci yazar Felah ez-Zehebi ise şunları söyledi;
“Tüm göstergeler, Zurfi’nin siyasi güçlerin çoğunun desteğini aldığına işaret ediyor. Bazılarının bunu, Haşdi Şabi çatısı altında olmayan silahlı gruplardan korktukları için açıklamadıklarına inanılıyor. İran, Irak'ı ABD ile müzakere edebileceği bir yangın yeri olarak görüyor. Ancak tam da yaptırımların bir kısmının kaldırılmasını beklerken ortaya çıkan tüm koşullar İran'a baskı yapıyor. Şii siyasi güçlerin çoğu, Zafer Koalisyonu ve Kanun Devleti Koalisyonu tarafından desteklendiği için Zurfi hükümetini destekliyor. Ammar el-Hekim ise sopayı dengede tutmaya çalışıyor. Ancak en sonunda bir yana ağırlık vermek zorunda kalacak. Sadr, ‘utanmaz milisler’ olarak nitelendirdiği tarafları yenerek Zurfi hükümetinin parlamentodan geçmesi için baskı yapacak. Temel endişe ise Zurfi'nin iktidara geldikten sonra bu güçlere yönelmesi ihtimaliyle ilgili. Şii güçler parçalandılar ve çatışma aşamasından aşınma aşamasına geçtiler.”



İran savaşı: Gerginliğin yatışması ve artması ihtimalleri... Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı’ndaki mayınların haritasını yayınladı

İran savaşı: Gerginliğin yatışması ve artması ihtimalleri... Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı’ndaki mayınların haritasını yayınladı
TT

İran savaşı: Gerginliğin yatışması ve artması ihtimalleri... Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı’ndaki mayınların haritasını yayınladı

İran savaşı: Gerginliğin yatışması ve artması ihtimalleri... Devrim Muhafızları Ordusu, Hürmüz Boğazı’ndaki mayınların haritasını yayınladı

İsrail’in Lübnan’a yönelik şiddetli saldırıları ve buna karşılık İran’ın ateşkes anlaşmasından çekilme tehdidiyle yeniden gerilimin artması ihtimali arasında temkinli bir bekleyiş hâkim. Diğer yandan İran ile ABD arasında Pakistan arabuluculuğunda başlaması planlanan müzakerelere yönelik hazırlıklar sürüyor.

ABD ile İran, Pakistan’ın arabuluculuğunda iki haftalık ateşkes konusunda anlaşmaya vardı. Altı haftadır süren ve binlerce kişinin hayatını kaybettiği, Ortadoğu geneline yayılan ve küresel enerji arzında benzeri görülmemiş aksamalara yol açan çatışmaların bu süreçte durması öngörülüyor.

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı deniz kuvvetleri bugün, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerin İran kıyılarına yakın iki alternatif rotayı kullanması gerektiğini duyurdu. Açıklamada, olağan güzergâhta mayın bulunabileceği ihtimaline işaret edildi.

Deniz trafiğini izleyen MarineTraffic verilerine göre, ateşkes ilanından birkaç saat sonra Yunan şirketlerine ait iki gemi Hürmüz Boğazı’ndan geçti.

Öte yandan İsrail, İran’a yönelik saldırılarını durdurmasına rağmen Lübnan’daki operasyonlarını artırdı. Ülke, şimdiye kadarki en büyük hava saldırılarını düzenlediğini belirtirken, Lübnan Sağlık Bakanı bu saldırılarda yüzlerce kişinin öldüğünü ve yaralandığını açıkladı.


40 gün aradan sonra yeniden ibadete açılan Mescid-i Aksa’da binlerce kişi namaz kıldı

Kudüs’teki Kubbetu’s Sahra’nın önünde fotoğraf çekilen Filistinli kadınlar, 9 Nisan 2026 (AP)
Kudüs’teki Kubbetu’s Sahra’nın önünde fotoğraf çekilen Filistinli kadınlar, 9 Nisan 2026 (AP)
TT

40 gün aradan sonra yeniden ibadete açılan Mescid-i Aksa’da binlerce kişi namaz kıldı

Kudüs’teki Kubbetu’s Sahra’nın önünde fotoğraf çekilen Filistinli kadınlar, 9 Nisan 2026 (AP)
Kudüs’teki Kubbetu’s Sahra’nın önünde fotoğraf çekilen Filistinli kadınlar, 9 Nisan 2026 (AP)

Binlerce Filistinli, İran’a yönelik savaş nedeniyle 40 gündür kapalı olan Mescid-i Aksa’da bugün sabah namazını kıldı.

İsrail makamları, ABD ile birlikte İran’a yönelik başlatılan savaşın ardından 28 Şubat’tan itibaren dini mekânları kapatmıştı. Bu süreç, Ramazan ayına denk geldiği için Müslümanlar Mescid-i Aksa’da teravih namazı ve Ramazan Bayramı namazını kılamamıştı.

ds
Kudüs’teki Mescid-i Aksa külliyesi içinde bulunan Kubbetu’s Sahra önünde sabah namazını kılan Müslümanlar (AFP)

İsrail polisi dün akşam yaptığı açıklamada, Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler için kutsal kabul edilen mekânların, İran ile savaşta ateşkesin dün sabah yürürlüğe girmesinin ardından ‘ziyaretçilere ve ibadete’ yeniden açılacağını duyurdu.

Kudüs Valiliği ise bugün yaklaşık 3 bin kişinin sabah namazına katıldığını bildirdi.

rhb
Sabah namazını kıldıktan sonra Kudüs’teki Mescid-i Aksa külliyesi içinde bulunan Kubbetu’s Sahra önünde fotoğraf çekilen Filistinliler (AFP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, İsrail polisi Mescid-i Aksa girişlerinde yoğun şekilde konuşlandı. Polis ekipleri, Eski Şehir’deki Hıtta Kapısı’ndan avluya giren Müslümanların kimliklerini rastgele kontrol etti.

Avluda bulunanların duygusal anlar yaşadığı gözlendi; bazı kişiler gözyaşlarını tutamadı. Kıble Mescidi’nin girişinde bulunan bir kişi ise cemaate kâğıt mendil dağıttı.

sdvds
İran, İsrail ve ABD arasında ateşkes anlaşması imzalanmasının ardından Kudüs’ün Eski Şehir bölgesindeki Mescid-i Aksa külliyesi içinde bulunan Kıble Mescidi’nde temizlik yapan bir işçi (AP)

Kuzey Kudüs’teki Kafr Akab bölgesinden eşi ve kızıyla birlikte gelen Suzan Allam, uzun aranın ardından Mescid-i Aksa’yı ziyaret etmenin ‘bayram sevinci’ yaşattığını söyledi.

Allam, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Kalplerimiz hüzünlüydü... Sabah saat dörtte uyandık, bugün bizim bayramımız, çok şükür” ifadelerini kullandı.

dcsd v
ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın başlamasından bu yana Mescid-i Aksa 40 gündür kapalıydı. (AFP)

Kendisini ‘Mescid-i Aksa’nın komşusu’ olarak tanımlayan genç Hamza el-Afgani ise mescidin ‘ilk evi’ olduğunu ve çocukluğunu burada geçirdiğini belirterek, yaşadığı sevincin ‘tarif edilemez’ olduğunu dile getirdi.

Eski Şehir’de yaşayan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir başka kadın ise Mescid-i Aksa’nın kapatılmasının Müslümanlar için çok zor olduğunu, kendilerini ‘adeta bir hapishanede gibi hissettiklerini’ söyledi. Kızıyla birlikte olan kadın, Mescid-i Aksa’nın yeniden kapatılmamasını temenni ederek buranın ‘Kudüs’ün ruhunu’ temsil ettiğini ifade etti.


Çarların başkenti yeniden Sibirya’nın derinliklerine mi dönüyor?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 26 Mart 2026 tarihinde Moskova’da düzenlenen Rus Sanayiciler ve İş Adamları Birliği Yıllık Konferansı’nda konuşurken (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 26 Mart 2026 tarihinde Moskova’da düzenlenen Rus Sanayiciler ve İş Adamları Birliği Yıllık Konferansı’nda konuşurken (AP)
TT

Çarların başkenti yeniden Sibirya’nın derinliklerine mi dönüyor?

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 26 Mart 2026 tarihinde Moskova’da düzenlenen Rus Sanayiciler ve İş Adamları Birliği Yıllık Konferansı’nda konuşurken (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 26 Mart 2026 tarihinde Moskova’da düzenlenen Rus Sanayiciler ve İş Adamları Birliği Yıllık Konferansı’nda konuşurken (AP)

İran’daki savaş, Rusya’da büyük bir alarm zili çaldı. Bu durum yalnızca dış politika açısından kaygı yaratmıyor. Zira önemli bir ortak, varlığını zayıflatmayı veya mümkün olan en fazla ölçüde azaltmayı hedefleyen ciddi bir darbe ile karşı karşıya kalmış durumda. Bu gelişme, Moskova’nın etki alanı ve Hazar Denizi ile Güney Kafkasya’daki tedarik zincirleri üzerinde gelecekteki olası tehditleri de gündeme getiriyor. Öte yandan, alarm zilleri iç politikada da aynı derecede ciddi bir önem taşıyor. Rusya’da karar alma merkezlerinin ve ekonomik altyapının hızla doğuya taşınmasının gerekliliği tartışması, daha önce yalnızca ‘geniş toprak alanlarının geliştirilmesi’ ve ‘bölgeler arası eşitsiz kalkınmanın giderilmesi’ üzerine yürütülen teorik tartışmalardan çıkmış, ulusal güvenlik ve ülkenin ortaya çıkan tehditlerle başa çıkma kapasitesinin artırılması açısından hayati bir konu haline gelmiş durumda.

Ukrayna ve İran’dan alınan dersler

Şarku’l Avsat’ın Rusya devlet haber ajansı RIA Novosti’den aktardığı habere göre Fransa hükümetinin askeri planlama yasasını güncelleyerek süreci hızlandıracağını duyurdu. Açıklamada, Ukrayna ve Ortadoğu’daki çatışma deneyimlerinin göz önünde bulundurulacağı belirtildi. Raporlara göre Fransa, hava üstünlüğünü sağlamak ve Rusya’nın hava savunma sistemlerini etkisiz hale getirmek amacıyla çok sayıda insansız hava aracı (İHA) geliştirmeye odaklanacak. Bu durum, Fransa Hava Kuvvetleri’ne söz konusu üstünlüğü operasyonlarda kullanma fırsatı sağlayacak.

fbgrt
Bakım işçileri, Rus astronot Yuri Gagarin’in uzaya çıkışının 65. yıldönümü münasebetiyle 8 Nisan 2026’da Moskova’nın merkezinde bulunan heykelini temizliyorlar. (AFP)

Son dönemde Rus medya organlarında sıkça yer alan bu tür raporlar, NATO üyesi ülkelerin askeri doktrinlerinde benzer köklü değişiklikler yapma çabalarını konu alıyor.

Avrupa’da savunma harcamalarının hızla artması ve Ukrayna savaşı ile Kremlin’in gelecekteki niyetlerine dair büyüyen endişeler, Moskova’nın, kısa süre öncesine kadar başlıca ekonomik ortak olarak gördüğü büyük Avrupa komşusuyla ilişkisini yeniden değerlendirmesine yol açtı.

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev’in açıklamaları bu durumu açık biçimde ortaya koyuyor. Medvedev, Rusya’nın çevre ülkelerin, özellikle Ukrayna’nın Avrupa Birliği’ne (AB) katılımına ilişkin tutumunu gözden geçirmesi gerektiğini belirtti. Medvedev, “AB artık sadece ekonomik bir birlik değil; hızla Rusya’ya karşı tamamen askeri bir ittifaka dönüşüyor ve bazı yönlerden NATO’dan daha tehlikeli olabiliyor” dedi. Bu ifadeler, Rus siyasi elitlerinin önemli bir kesiminin görüşlerini yansıtıyor ve Moskova’nın, çatışma sona erse bile Ukrayna’yı Avrupa üzerinde etkisini artıracak stratejik bir alan olarak gördüğünü ve kıta ile düşmanlığın mevcut çatışmadan çok daha uzun süreceğini ortaya koyuyor.

Politikacılar ve uzmanların yorumlarına göre, Ukrayna ve İran savaşlarından çıkarılacak derslere hızla yanıt verilmesi gerekiyor. Artan endişeler, dünyanın askeri çözümlere ve güç gösterisine yönelmesi riskine işaret ediyor. Büyük güçler çıkarlarını dayatmak için bu stratejileri kullanabilir.

svf
Moskova’da Rus Silahlı Kuvvetleri’ni destekleyen pankartın önünden geçen bir adam, Nisan 2026 (EPA)

Bu bağlamda RIA Novosti için yazan bir siyasi analist şunları belirtti:

İlk çıkarım, geniş çaplı bir önleyici saldırının hassas silahlarla hava savunmalarını etkisiz hale getirmek, kritik altyapıyı, nükleer cephaneliği yok etmek ve büyük bir ülkede dahi askeri ve siyasi liderliği devre dışı bırakmak için mümkün olduğudur.

İkinci çıkarım, yeterli güç kullanıldığında, özellikle birbirine yakın kara hedeflerinin tamamen yok edilebileceğidir.

Üçüncü çıkarım ise Batı’nın gelişmiş hava savunma sistemlerinin gerçek etkinliği göz önüne alındığında, çok sayıda İHA’yla etkisiz hale getirildikten sonra eski İran füzelerine bile nüfuz edebildiği; benzer şekilde, Rusya’nın aynı özelliklere sahip hava savunma sistemlerini de benzer bir senaryoda bastırmanın ve etkisiz hale getirmenin mümkün olduğudur.

Moskova... Sürekli tehdit

Bu tartışmalar çerçevesinde, önde gelen Rus uzman Kirill Sterlikov, 2008 yılında ABD merkezli araştırma kuruluşu Stratfor’un ‘Rus Jeopolitiği: Sürekli Tehdit’ başlıklı kritik bir rapor yayımladığını hatırlattı. Rapor, Rusya’nın kalbi sayılan Moskova’nın, doğal engellerin ve batıdan gelen yeterli bir ‘tampon bölge’ eksikliği nedeniyle nesnel olarak savunulamaz olduğunu vurguluyor ve bunun, Rusya tarihinin yabancı işgallere karşı kesintisiz bir savunma serisi olmasının temel nedeni olduğunu belirtiyordu. Batılı analizciler, mantıklı tek çözümün ‘Ural Dağları ile korunan bir üs oluşturmak üzere kuzey ve doğuya çekilmek’ olduğunu ve böylece en kötü senaryolarda (Moskova’nın düşmesi gibi) Rusya’nın varlığını sürdürebileceğini ve yeniden doğabileceğini öngörüyordu.

Sterlikov’un belirttiğine göre, bu fikirler Rusya’da da uzun süredir var. Örneğin, büyük bilim insanı Dmitri Mendeleev ve önde gelen askerî coğrafyacı Pyotr Semenov-Tyan-Shansky (her ikisi de Sovyetler Birliği öncesi dönemde yaşamış) ‘Rusya için yeni bir merkez’ kurulması çağrısında bulunmuştu.

fff
Güneşli bir günde Moskova’nın merkezindeki Kızıl Meydan (AP)

Bu tartışma, teknoloji devriminin yarattığı dönüşümlerin (İHA’lar, hassas mühimmat, hipersonik silahlar, robotlar, yapay zekâ vb.) boyutu netleşirken yeniden gündeme geliyor. Bu bağlamda, savaşan bir devlet artık bir iç cepheye sahip değil ve herhangi bir şeyi taşımaya zaman yok.

Forbes dergisinin 2016 yılında yayınladığı bir makalede, Sovyetler Birliği’nin çöküşü ve NATO’nun doğuya doğru genişlemesi sonucu, “Rusya’nın sınırları uzun bir süredir Moskova’ya bu kadar yakın olmamıştı” değerlendirmesi yapıldı. Makale, Rusya nüfusunun büyük bölümünün Batı sınırları boyunca Avrupa ile Güney sınırları boyunca Kafkasya hattında yoğunlaştığını; bunun aynı şekilde başlıca sanayi kapasiteleri ve lojistik ağları için de geçerli olduğunu vurguluyordu. O tarihten bu yana, NATO’nun Rusya sınırlarına yaklaşması ve İsveç ile Finlandiya’nın katılımıyla Baltık Denizi’nin fiilen ‘Atlantik gölü’ haline gelmesiyle durum daha da tehditkâr hale geldi.

Soğuk Savaş döneminde, kuzey başkenti Saint Petersburg NATO güçlerinden yaklaşık bin 600 km, Moskova ise 2 bin 100 km uzaktayken, bugün bu mesafeler sırasıyla yaklaşık 160 km ve 800 km’ye düşmüş durumda.

 cfcfv
Rus vatandaşlar, St. Petersburg’un caddelerinden birinde yürürken, arkalarında “Rusya'nın gururu” yazan dev bir asker posteri görülüyor. (EPA)

NATO füzelerinin Moskova’ya uçuş süresi artık dakikalarla ölçülüyor; Saint Petersburg’a ise daha kısa.

Tartışmanın vardığı sonuç şu: “Geçmişin acı derslerini tekrar etme hakkımız yok; Rusya’nın şu an karşı karşıya olduğu tehditleri ve zorlukları en azından köklü biçimde azaltmak için elimizden geleni yapmalıyız. Bu bağlamda, daha önce aşırı olarak görülen konular bile, örneğin başkent taşıma gibi fikirler, günümüzün karmaşık ve patlayıcı dünya koşulları göz önünde bulundurulduğunda tamamen ciddi ve nesnel biçimde tartışılmayı hak ediyor.”

Yeniden canlanan bir fikir

Yıllardır çeşitli isimler ve siyasetçiler, başkentin Moskova’dan taşınması fikrini tekrar tekrar gündeme getirdi. 2016 yılında Siyasi Altyapı Analiz Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Yevgeny Tunik, dönemin Başbakanı Dmitriy Medvedev ile birlikte başkentin Sivastopol’a taşınmasını önerdi.

2021 yılında, Savunma Bakanı Sergey Şoygu, başkentin Sibirya’ya taşınmasını ve Ural Dağları’nın ötesinde nüfusu bir milyona ulaşacak beş yeni şehir kurulmasını önerdi.

Ancak, Çarlık mirasına bağlılığıyla bilinen Vladimir Putin, 2022 sonbaharında farklı bir tutum sergiledi. Ülkesinin ‘aşırı idari merkezileşme’ sorununu kabul etmesine rağmen, ‘tarihsel ve fikirsel olarak Rusya’nın merkezi Moskova ile bağlıdır’ görüşünü savundu. Fakat günümüzde tartışmaların farkı, başkenti Sibirya derinliklerine taşıma olasılığının artık yalnızca geniş bölgelerde kalkınmayı teşvik etmek veya adil bir idari dağılım sağlamak amacıyla değerlendirilmemesi; bunun stratejik güvenlik ihtiyaçlarıyla doğrudan bağlantılı hale gelmiş olması.

Stolypin Büyüme Ekonomisi Enstitüsü İcra Direktörü Anton Sviridenko, başkentin kademeli olarak taşınmasını araştıracak politikaların benimsenmesi çağrısına katıldı.

Sviridenko, başkentin Sibirya’ya taşınmasının güvenlik ve diğer gereksinimler nedeniyle uzun yıllar alabileceğini kabul etti, ancak “Bu fikir göz ardı edilmemeli” dedi.

Sviridenko, “Başkent taşıma meselesi her zaman tartışmalı olmuştur. Tam bir taşınmadan söz etmek şu an zor. Konu arzularla ilgili değil; teknik uygulanabilirlik ve gerekli yatırımlar önemli. Sadece iletişim güvenliği bile sürecin onlarca yıl sürmesini gerektirebilir” ifadelerini kullandı.

Aynı zamanda Sviridenko, Moskova’dan başkent taşınması tartışmasının henüz sona ermediğini belirtti ve Sibirya’nın ‘enerjisi ve canlılığı sayesinde sonunda ülkenin merkezi konumunu alabileceğini’, ayrıca doğal engelleri sayesinde daha iyi korunmuş hale geldiğini vurguladı.

Avrasya’nın merkezi

Sviridenko, Sibirya’nın günümüzde ‘canlanma merkezi’ olarak artan önemine işaret ederek, bunun Kremlin’in bu geniş bölgedeki Rusya’nın kapasitesini geliştirme stratejisiyle ve Kuzey Kutbu’na yönelik daha geniş yatırımlar politikasıyla uyumlu olduğunu belirtti.

Bu çerçevede, Rus devlet haber ajansı TASS’ın konuya dair haberine göre, ülke yönetimi şimdiden devlet şirketlerini yalnızca Sibirya’da değil, tüm doğu ve kuzey bölgelerinde kurulan alanlara taşıma planlarına sahip.

vfd
10 Şubat 2026 tarihinde Moskova’daki bir mağazada satışa sunulan geleneksel Rus matruşkaları (AFP)

Demografi, Göç ve Bölgesel Kalkınma Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Yuri Krupnov, Sibirya’nın Rusya ve tüm Avrasya bölgesi için güvenlik ve kalkınmanın ana sahnesi haline geleceğini öngördü. Krupnov, “Başkentin büyük Sibirya şehirlerinden birine taşınmasının gecikmesi, ülke için ciddi sonuçlar doğurur” uyarısında bulundu.

Rusya’nın başkenti nasıl taşındı?

Rusya’nın başkenti en son 12 Mart 1918’de taşındı. Sovyetler hükümeti, Vladimir Lenin liderliğinde, şehrin düşme tehlikesi nedeniyle başkenti Petrograd’dan Moskova’ya taşıma kararı aldı. Moskova, devletin siyasi ve kültürel işlevlerini bir araya getiren merkezi oldu ve 1922’den itibaren Sovyetler Birliği’nin başkenti haline geldi.

Şehre dair ilk tarihi kayıtlar, Prens Yuri Dolgoruki tarafından 1147 yılında kurulduğunu ve Moskova Nehri kıyısında küçük bir yerleşim yeri olarak tahkim edildiğini gösterir. Böylece sınır kasabasından önemli bir şehir haline geldi.

O dönemde Moskova, Vladimir-Suzdal Knezliği’nin batı sınırında küçük bir kasabaydı.

1156’da Prens Yuri Dolgoruki, kasabayı ahşap bir sur ve hendekle güçlendirdi. Moğol istilası sırasında, Altın Orda Hanlığı şehri yakıp halkını yok etti. Moskova, sonrasında pek çok istilaya ve zafer ile yenilgiler dönemine tanık oldu. 1462’de ‘Korkunç İvan’ olarak da bilinen 3. İvan, Moskova’nın büyük prensi oldu. Tatarlarla savaşa girişti, devlet topraklarını genişletti ve başkentini zenginleştirdi. 1500 yılına gelindiğinde nüfusu 100 bin kişiye ulaşmış ve dönemin en büyük şehirlerinden biri haline gelmişti. Ardından 3. İvan, kuzeydeki çok daha büyük Novgorod Knezliği’ni fethederek topraklarını yedi katına çıkardı; Moskova, onun döneminde en parlak çağını yaşadı ve birleşecek bölgelerin yönetim merkezi haline geldi.

sds
Nisan 2026’da Moskova’nın batısında, Büyük Vatan Savaşı Müzesi olarak da bilinen Zafer Müzesi’nde bir kadın (AFP)

1712 ve 1713 yılları arasında Büyük Petro, başkenti Moskova’dan kendi kurduğu yeni şehir Saint Petersburg’a taşıdı.

Buna rağmen, siyasi karar merkezi yaklaşık yirmi yıl sonra 2. Peter döneminde kısa süreliğine tekrar Moskova’ya döndü. 1732’de yeniden Saint Petersburg’a taşınan başkent, Rus İmparatorluğu’nun başkenti olarak birkaç yüzyıl boyunca kaldı. 1914’ten itibaren Petrograd olarak anıldı ve 1918’de Bolşeviklerin iktidarı pekiştirildiğinde başkent tekrar Moskava’ya taşındı.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, Devlet Başkanı Boris Yeltsin döneminde, karar merkezinin tekrar Saint Petersburg’a taşınması yönünde uzun tartışmalar yapıldı. Bu girişim, ‘Sovyet mirasından kurtulma’ adımlarının bir parçası olarak değerlendirildi, ancak çeşitli nedenlerle hiçbir zaman uygulanmadı; en önemli gerekçe, özellikle kuzey başkentinin eşsiz kültürel ve mimari mirası üzerindeki olası etkilerle ilgili endişelerdi.