Salgın diplomasisi: İnsani bir girişim mi jeopolitik aşağılama mı?

Salgın diplomasisi: İnsani bir girişim mi jeopolitik aşağılama mı?

Çin ve Rusya’nın uyguladığı ‘salgın diplomasisi’, karar verme mekanizmaları arasındaki güven boşluğunun derinleştiğini ortaya çıkardı
Çarşamba, 8 Nisan, 2020 - 15:15
İstanbul/Şarku'l Avsat

İmil Emin

Diplomasi ne anlama geliyor?  Başlıca ansiklopedilere göre diplomasi, devletlerarasında barışçıl yöntemler ve müzakereler yoluyla iletişim kurulması olarak tanımlanır. Diplomasi, uluslararası ilişkileri düzenleyen antlaşmalar bütünüdür. Devletler hukukuna dayanır. Amacı anlaşmazlıkları zora başvurmadan, barışçıl yollarla çözmektir. Devletlerin birbirlerinin ülkesinde bulundurdukları diplomatlar aracılığıyla yürütülür. Latince (resmi belge anlamına gelen) ‘diploma’ kelimesinden türetilmiştir. Antik Yunancada ‘diploma’ ‘ikiye katlanmış şey, özellikle parşömen, katlanmış belge’ anlamına gelir. Nitekim Ortaçağ’daki kütüphanelerde eski belgelerin katlanarak muhafaza edildiği biliniyor.

Dünyada diplomasi zaman zaman güncellendi ve şekil değiştirdi. ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger, 1973 yılı Dördüncü Arap-İsrail Savaşı (Yom Kippur Savaşı) ve akabinde bölgedeki devletlerle yürüttüğü barış görüşmelerinde ‘Mekik Diplomasisi’ yöntemine başvurdu. (Bu terim; üçüncü tarafın ihtilafa taraf ülkeler arasında mekik dokuması eyleminden alıntılanarak oluşturulmuştur.) Kaderin garip bir cilvesi olarak Kissinger aynı zamanda Soğuk Savaş sürecinde de ABD ile Çin Komünist Cumhuriyeti arasındaki buzları eritme amacıyla yürütülen ‘pingpong diplomasisinin’ de arkasındaki isimdir. 

Şu an entelektüel gündemde yer alan soru şudur: Acaba ‘salgın diplomasisi’ çağı mı başladı? Malum olduğu üzere, koronavirüs salgını dünya gündeminde yer alan birçok dosyayı ötelemiş ve adeta gündemi tek başına işgal etmiş durumda. Bir tarafta Çin ve Rusya, diğer tarafta Avrupa Birliği ve ABD olmak üzere yeni gerginlikler ‘korona salgını’ çerçevesinde şekillendiği gibi Rusya ve Çin ‘salgın diplomasisi’ yürüterek ‘rakiplerine ve düşmanlarına’ destek olmaktadır. Acaba ‘salgın diplomasisi’ kavramı (eğer olumlu anlamlar barındırıyorsa) çatışan ve rekabet halindeki bu güçlerin yakınlaşmasına ve uzlaşmasına neden olacak mıdır? Yoksa ‘jeopolitik aşağılama’ içeren bir propagandadan mı ibarettir? Nitekim bu güçler arasında yaşanan ‘kavgalar’ henüz unutulmuş değildir. Özellikle de Ruslar ve Batı arasındaki kadim ‘kan davasının’ devam ettiği düşünülmektedir.


Korona öncesinde NATO ve Asya

‘Salgın sahnesi’, Avrupa Birliği, Rusya ve Çin arasındaki ilişkilerin biçiminden ve ABD ile iki büyük Asya ekseni arasındaki ilişkiden bağımsız olarak değerlendirilemez. Yani NATO ve Avrasya ilişkilerinin salgın öncesi durumuna göz atmakta fayda var.

İlk olarak geçen aralık ayından önce, yani Londra’da düzenlenen NATO Zirvesi’nde Washington’ı endişelendiren gelişmeler oldu. Yaşlı Kıta Avrupa’nın kalbi addedilen Fransa ile Avrupa ekonomisinin lokomotifi Almanya ile Çin ve Rusya arasında yakınlaşma adımları atıldı. İtalya daha da ileri giderek Çin ile Avrupa Birliği’nin diğer üyelerini rahatsız eden antlaşmalar gerçekleştirdi. Bazıları İtalya’nın yatırım çekmek amacıyla attığı bu adımları AB’yi yok saymak olarak yorumladı. ABD Başkanı Donald Trump’ın Çin ve Rusya’ya karşı sert yaklaşımları yeniden AB’yi kendi tarafına çekmesiyle sonuçlandı. Ancak o zamanlar kimse AB’nin ‘korona salgını’ gibi ağır bir sınavdan geçeceğini ve dağılmaya yüz tutacağını öngörmüyordu. 


Virüs Avrupa'yı vurdu

Koronavirüs salgını ansızın İtalya'yı vurdu. İtalyan hükümetinin salgınla mücadelede başarısız olması ve Avrupa Birliği’nin bu süreçte yeterli desteği sağlamaması İtalyanlar arasında öfkeye neden oldu. Herkes AB dayanışmasını beklerken sınırların ve belki de ‘kalplerin’ kapatıldığına şahit oldu. ‘Schengen Ortaklığı’ gereği Almanya ve Fransa’nın gerek İtalya gerekse diğer üye ülkelere destek olma noktasında öncü olması bekleniyordu. Üye ülkelere sağlık malzemelerinin temin edilmesi, solunum cihazı desteği verilmesi ve kapsamlı bir olağanüstü sağlık politikası uygulanması umuluyordu.

AB üyesi ülkelerini bu sorumsuz davranış biçimine yönlendiren sebepler ne olursa olsun anlaşılabilir değildi. İtalya’dan sonra İspanya ve Sırbistan da oldukça zor durumda kaldı. Bu ‘dayanışmama’ durumu kasıtlı mıydı yoksa yaşlı Kıta’nın boyutlarını tahmin edemediği bir salgınla karşılaşmasından doğan ‘kargaşa’ nedeniyle mi böyle olmuştu? 

Nihayetinde salgının büyümeye devam ettiği bu günlerde, ‘’hacet sahibi kendini kaybeder’’ diyen Arap atasözünü hatırlatan sahneler yaşanıyor. Aynı şekilde “denize düşen yılana sarılır” deyimi de Rusya ve Çin’in Avrupa sahnesinde ortaya çıkmasını açıklıyor.


Pekin’den Roma’ya

Almanlar, Avrupa'nın ekonomik sıralamasında üçüncü ülke olan İtalya'ya maske, eldiven ve diğer malzemelerin ihracatını yasakladığında Roma zorunlu bir seçim yapmak zorunda kaldı ve yüzünü Uzakdoğu’ya çevirdi. 12 Mart’ta Çin Komünist Hükümeti, Çin Kızılhaç’ına bağlı 9 kişilik sağlık uzmanı ve 30 ton kadar tıbbi malzemeyi İtalya’ya gönderdi. İtalyanlar Çin yardımlarını memnuniyetle karşıladı. İtalya Kızılhaç Başkanı Francesco Rocca, söz konusu yardımların “uluslararası dayanışmanın gücünü gösterdiğini” söyledi. Bu ifadeler iki yönlü okunabilir. Bir yandan Asya’nın dayanışmasına işaret edilirken diğer yandan da muhalif olarak Avrupa’nın kusuruna gönderme yapılmaktadır. Çin yardımları İtalya’ya akmaya devam etmektedir.

Çin’in yardımları İtalya ile sınırlı değildi. Pekin yönetimi daha sonra 8 ton sağlık malzemesi taşıyan bir kargo uçağını Yunanistan’a gönderdi. Çin’in Atina Büyükelçisi’nin sözlerini takip edenler Çin diplomasisin bir yere adım atmadan iki kere düşündüğünü ve öyle hareket ettiğini fark edecektir. Büyükelçi yardımları sunarken ünlü filozof Aristo’dan alıntı yaptı ve “Dost iki bedende yaşayan tek ruhtur” dedi. Aynı zamanda ‘gerçek dostun zor zamanlarda ortaya çıktığına’ vurgu yaptı. Çin aynı destekleri Sırbistan, İspanya ve Çek Cumhuriyeti’ne de gönderdi.

Çin’in yardımlarının Avrupa’nın ikincil üyeleriyle sınırlı olmaması dikkati çekiyordu. Tabiri caizse İtalya, Fransa, İspanya, Belçika gibi birinci sınıfta yer alan ülkelere de yardımlar ulaştırdı. İşin ilginç tarafı, Rusya ve Çin’e karşı ABD ‘füze kalkanını’ topraklarına konuşlandıran Polonya’nın Çin’den başka kendisine destek verecek bir ülke bulamamasıydı. Çaresiz Çin’den yardım talep ettiler. Çin Polonya’ya on binlerce koruyucu malzeme ve 10 bin adet virüs test kiti gönderdi.

Çin, yolda gördüğü yaralıları iyileştiren Samiri gibi bu hibeleri karşılıksız olarak mı sunmuştu yoksa ‘salgın diplomasisini’ imparatorluk düşlerine aracı mı kılmaktaydı?   


Maskeler ve jeopolitik nüfuz silahı

Elbette diplomasi dünyasında hiçbir şeyin karşılıksız olmadığı bilinir. Kissinger,İsrail ve Araplar arasında yaşanan Ekim 1973 Savaşı’nın ardından ateşkes girişiminde bulunduğunda Mısır tarafından hırpalanan İsrail’e mümkün olan en yüksek korumayı sağlamayı amaçlıyordu. Çin’e pingpong takımı aracılığıyla giderken Sovyetler Birliği ile ilişkilerini zayıflatmayı hedefliyordu.

Polonya Uluslararası İlişkiler Enstitüsü'nden analist Martin Brzejhodnik, ‘salgın diplomasisi’ denilen şeyin Pekin’in adımlarının arkasındaki politik ve ekonomik güdülerden bağımsız değerlendirilemeyeceğini yazdı. Çin’in sadece hasta Kıta’ya insani yardım yapmaktan fazlasını amaçlıyor olabileceğine işaret eden Brzejhodnik, Pekin’in bu yardımlarıyla ABD’yi saf dışı bırakıp Avrupa hükümetleri ile doğrudan çalışmanın yollarını arıyor olabileceğine değindi.

Çin'in Avrupa'ya ‘yardım sahnesi’ temel şu soruyu gündeme getiriyor:  Çin lideri Şi Çinping hükümeti gelecek yıllarda küresel liderlik hedeflerine karşı bir tehlike hissettiği için mi bugün yaşlı Kıta Avrupa’ya ve ABD’ye yakınlaşmak istiyor?

Ayrıca Çin’in acil bir şekilde Avrupa’ya tıbbi ve lojistik yardım sağlamasının arkasında ‘suçluluk psikolojisinin’ yattığı da söyleniyor. Çin’in bu yardımlarıyla dikkatleri koronavirüs salgınını erken duyurmayarak, birkaç hafta içinde tüm dünyaya yayılmasındaki sorumluluğundan bir başka alana çekmek için çaba sarf ettiği ifade ediliyor.

‘Salgın diplomasisine’ dair yapabileceğimiz bir diğer okuma da Çin’in güçlü Brüksel-ABD ilişkilerini zayıflatma çabası içinde olduğu yönündedir. Çin böylelikle Avrupa ile olan ilişkilerini derinleştirmeyi hedeflemektedir. Yani Çin’in yardımlarını tabiri caizse “Truva yardımları” olarak nitelendirebilir miyiz?


Rusya’nın İtalya’yı affetmesi

İtalya, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Kırımı ilhak ettiğini açıklamasının ardından Avrupa Birliği’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılmıştı. Şimdilerde Rusya’nın İtalya’ya salgınla mücadelede destek vermesi, her şeyin unutulduğu ve Rusya’nın İtalya’yı affettiği anlamına mı geliyor?

Rusya, geçen mart ayının sonlarında İtalya’ya salgınla mücadelesine katkı kapsamında çok sayıda uzmanı ve malzemeyi taşıyan dev kargo uçakları gönderdi. Bazıları bunu Rusya’nın ‘yumuşak güç’ gösterisi olarak niteledi. Rusya’nın İtalya’ya gönderdiği 100 uzmanın çoğu (eğer tümü değilse) daha önce Afrika’daki salgınlarla mücadelede istihdam ettiği kişilerden oluşuyordu. Bu uzmanlar Rus Savunma Bakanlığı’nın duyurduğu üzere ebola aşısının geliştirilmesine de ciddi katkılar sunmuştu.

Elbette Rus ‘salgın diplomasisi’ Rusya’nın stratejik hedeflerinden bağımsız değerlendirilemezdi. Medeniyetler Diyalogu Enstitüsü’ndeki bilimsel çalışmaları yöneten Alexei Malashenko, bu yardımlarıyla Putin’in bir zafer kazandığını söylüyor. Malashenko konuya dair şu ifadeleri kullanıyor:

“Putin öncelikle insani bir tavır sergilemiş oldu. İkinci olarak da Rusya’ya uygulanan yaptırımların uygunsuz olduğunu göz önüne serdi. Rusya, Batı ile karmaşık ilişkisine rağmen Sovyetler Birliği döneminden beri takip ettiği küresel dayanışma geleneği ile uyumlu hareket etmiş oldu.”

Bu yeni diplomasi biçimi Rusların İtalya'ya yardımı hakkında şüpheler doğuruyor. Rus medyasının, özellikle de Putin taraftarlarının vurguladığı gibi mesele sadece insani boyuttan mı ibaret yoksa dağın ardında gizli bir gündem mi var?

Rus Vzglyad gazetesinde yer alan haberde Rus yetkililerin, devletlerin mevcut ihtilaflarını bir kenara bırakarak salgınla mücadeleye odaklanması gerektiğini vurguladıkları yer aldı. Nitekim salgın sınır ya da coğrafya tanımıyordu ve korku tüm insanları birleştirmeliydi.

Vzglyad gazetesi, korona salgını ile İkinci Dünya Savaşı’nı ve teröre karşı küresel savaşı kıyasladı. Hitler tehlikesinin, aralarında düşmanlık olan Anglosaksonları ve Rusları bir araya getirdiğini, bunun nedeninin ise Hitler’in ‘mutlak kötülük’ olması değil, zafer kazanmasının hem İngiliz İmparatorluğu’nun hem de Sovyetler Birliği’nin sonu anlamına gelmesi olduğunu hatırlattı.

İtalya'ya gönderilen Rus uçaklarının büyüklüğü, taşıdıkları ekipmanın niceliği ve Rus uzmanların yüksek niteliği, zahirde salgınla mücadele çerçevesinde yorumlandı. Nitekim süreç içinde salgına karşı aktif bir mücadele verdikleri ve son derece faydalı oldukları görüldü. Ancak bazıları Rusların gizli bir gündeminin olmasından şüphelendi ve ortaya bir takım teoriler attı. Acaba Rusya (aralarındaki husumet dolayısıyla) muhtemel bir çatışma öncesinde Avrupa Birliği’nin askeri gücünü mü test etmeyi amaçlıyordu? Zira NATO’nun en gelişmiş üsleri İtalya’da bulunuyor.

Çağdaş Rusya uzmanı olan Alman gazeteci-yazar Boris Reitschuster “Putin’in gizli savaşı: Moskova Batı’yı nasıl istikrarsızlaştırıyor?” kitabında, ‘Kremlin’in Efendisi’nin’ Avrupa ülkeleri ve özellikle de Almanya aleyhinde nasıl gizli bir savaş yürüttüğünü ve Birliğin istikrarını ve demokratik sistemini sarsmak için ne tür faaliyetlerde bulunduğunu geniş ve derin bir şekilde ele alıyor. Reitschuster kitabında, Rus propaganda araçlarının Avrupa Birliği üyesi ülkelerindeki muhafazakâr partilerin üzerindeki etkilerini açıklıyor. ‘Beşinci Kremlin Taburu’ diye adlandırdığı bir yapının Alman devlet kurumlarında çöreklendiği üzerinde duruyor. Yakın gelecekte ülke istikrarını sarsabilecek ne tür hamleler planlandığına ayrıntılarıyla yer veriyor.
Bu durumda şu soru akıllara geliyor: ‘Salgın diplomasisi’ Rusların Avrupa dokusundaki çatlakları derinleştirmek için çağdaş bir aracı mıdır?

Putin’in zihniyeti ve düşüncelerini yakından takip edenler, kendisinin eskilerde sürekli değindiği üzere Sovyetler Birliği’nin aşağılama içeren bir şekilde dağılmasını asla unutmadığını bilir. Bu dönemde ABD’lilerin ve Avrupalıların Ruslara hakaret edercesine davrandığı da bilinen bir gerçektir. Acaba şimdi Rusların tarihi intikam amacıyla Avrupa Birliği içine ‘Truva Atı’ yerleştirmesinin zamanı mı gelmiştir? 


Rus ayısı Sam Amca'nın ülkesinde

Rus Çarı, avını nasıl ve ne zaman kovalayacağını bilen gerçekten yetenekli bir avcıdır. Başka bir avcı tarafından yorulmuş avını uzaktan seyreder ve doğru an geldiğinde hamlesini yapar.

Ünlü Amerikalı Karayip korsanı kaptan Morgan asla küçük ticari gemilere saldırmazdı. Deniz baskınlarından dönen korsan gemilerine pusu kurar ve onları soyardı. Böylelikle daha az kayıp vererek daha çok kazanıyordu. Putin, Morgan’ın yaklaşımını tersten okuyan bir hamle yapıyor.

Acaba Rus ‘salgın diplomasisi’ normalde yükseklerden uçan ancak korona dolayısıyla çaresiz kalan Amerikan Kartalı’nın yuvasına sızmak için bir yöntem mi? Beyaz Saray’da korkunç bir baskı altında olan Başkan Trump, 2 Nisan'da Rusya'nın ülkesine büyük bir uçakla çok sayıda tıbbi malzeme ve ekipman içeren yardım desteği gönderdiğini duyurdu. Trump Rus desteğini ‘hoş bir jest’ olarak niteledi. Ancak Trump’ın açıklaması muğlaktı. Ruslar tam olarak ne göndermişti? Kremlin mi bu girişimde bulunmuştu yokasa Beyaz Saray mı yardım talep etmişti? Trump sessiz kaldı ancak Rus Vzglyad gazetesi yazarları Natalia Makarova ve Mikhail Mushkin, Putin’in destek teklifinde bulunduğunu, Donald Trump'ın da bunu kabul ettiğini yazdı.

İyimserler genelde tarihi ‘iyilerin cenneti’ olarak okumaya eğilimlidir. Bu isimlerden biri de Moskova Devlet Üniversitesi Felsefe Fakültesi'nden Yardımcı Doçent Boris Megoyev olmalı... Zira Megoyev “Dünya bu salgın günlerinde bencil tutumlara yönelmeyecektir. Zira bu gibi durumlarda bencillik tüm kötülüklerin ve felaketlerin kaynağı olarak değerlendirilir” diyor.

Tarihin süreğen bir komplodan ibaret olduğu görüşünde olanlar da var. Rusya Bilimler Akademisi Güvenlik Sorunları Araştırma Merkezi'nden uzman Konstantin Blohin, Putin’in bu tavrıyla ABD’liler arasındaki mevcut bölünmeyi derinleştirdiğini savunuyor. Yani Putin bunu kasıtlı olarak mı yaptı? Eğer amacı buysa ‘salgın diplomasisinin’ saf insani güdülerle icra edilmediği ve Rusların iyiliksever olmalarıyla bir ilgisinin olmadığı görülecektir.

ABD’liler ülkelerinde bir ‘tıbbi kriz’ yaşandığının farkında. Eğer Başkan Trump Rus yardımlarını reddetseydi suçlu addedilecekti. Muhalifleri, Başkan Trump’ın bu kriz anında dahi politikayı bir kenara bırakmayıp Rus yardımlarını reddettiği için üzerine geleceklerdi. Nitekim dış yardımları reddetmek demek, salgınla savaşı önemsememek anlamına gelebilirdi.

Diğer yandan Trump bu yardımları kabul ettiğinde de, özellikle Demokrat kesimden ‘Russia-gate’ dosyası kapsamında eleştirilere maruz kalacak ve eski seçim iddiaları yeniden gündeme gelecekti. Üstelik Rus yardımlarının kabulü, ABD’yi ‘kendisine yetemeyen’ İtalya pozisyonuna sokacağı için dünyadaki ‘süper güç’ imajı zedelenecekti.

Her halükarda Çar'ın’ ABD'yle ilgili niyetleri hakkında yargıda bulunmak oldukça zordur. Latinlerin deyimiyle; hakikat iki karşıt görüşün ortasında gizli olabilir. ‘Salgın diplomasisi’ şu anda iyimser ya da kötümser okumalara açıktı, salgının sona ermesinin ardından birçok mesele açıklığa kavuşacaktır.


Korona Ruslardan daha merhametli

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, yaklaşık iki hafta önce Çin ve Rusya karşıtı sert açıklamalarda bulundu. Macron, koronavirüse yakalanmanın Rusya ve Çin’in Avrupalılara destek verme noktasında iyi niyetler taşıdığına inanmaktan daha az tehlikeli olduğunu ima etti.

Macron ve Almanya Başbakanı Angela Merkel, AB Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in Çin karşısında eğilmek zorunda kalmasından son derece rahatsız oldu. Leyen, Çin’in 2 milyon tıbbi maske ve 50 bin virüs test kiti göndermesini istemişti. Oysa Avrupa Birliği geçen ocak ayında Çin’e 50 ton N-95 maskesi ve 20 bin tıbbi malzeme bağışlamıştı.

Macron, İtalyan basınına yaptığı açıklamada, ‘’Herkes Çin ve Rusya yardımlarından bahsediyor. Fransa ve Almanya İtalya’nın yanındadır. Niçin bizim 2 milyon maske ve on binlerce koruyucu kıyafet gönderdiğimizden bahsetmiyorsunuz’’ diye tepki gösterdi.‘Salgın diplomasisi’ Avrupa’da farklı şekillerde aksediyor. İtalya Dışişleri Bakanı Luigi Di Maio, Rusya’ya yardımlarından ötürü teşekkür etti. Kremlin’den yapılan açıklamada üzerinde bir kalp şeklinde İtalya ve Rusya bayraklarının yapıştırıldığı yardımların karşılığında İtalya’dan herhangi bir ayrıcalık talep edilmediği vurgulandı. Ancak bu iki bayrağın bir arada yer alması, NATO yetkilileri tarafından, Rusya’nın nüfuz alanını genişletme hamlesi olarak değerlendirildi.

‘Salgın diplomasisi’, dünyadaki karar verme mekanizmaları arasındaki güven boşluğunun derinleştiğini ortaya çıkardı. İtalyan jeopolitikçi Manlio Dinucci, “Avrupa Birliği ve ABD arasında zaman zaman gerginlikler yaşanabilir. Ancak sonuçta Çin ve Rusya’ya karşı birleşeceklerdir” öngörüsünde bulundu.

Washington ve Brüksel, Moskova ve Pekin'in nüfuzlarını artırmak için çok kutuplu bir dünya tasarlamaya çalıştığının farkında. Nitekim bu doğrultuda yeni ‘ipek yolunu’ ortaklaşa geliştirmekteler. Asya, Afrika ve Avrupa’dan 70 ülke bu devasa projenin içinde yer alıyor. Avrupa Birliği ise bu adımı ‘serbest ticarete’ aykırı kabul ediyor.

‘Salgın diplomasisi’ mevcut krizin sadece G7 veya G20 ülkelerinin gücüne etki etmeyeceğini, sınırları aşan karmaşık bir ‘küresel sistem’ tasarlandığını göstermektedir. Bunu daha iyi anlamak isteyenler, ABD siyasetinin ‘tilkisi’ Henry Kissinger’ın Wall Street Journal için yazdığı makaleye göz atabilir.
*Bu yazı Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.


Editörün Seçimi

Multimedya