Salgınla mücadele sürecinde dini fetvaların rolü

Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’nde sağlık çalışanlarına koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında koruyucu kıyafet diken gönüllüler. (AP)
Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’nde sağlık çalışanlarına koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında koruyucu kıyafet diken gönüllüler. (AP)
TT

Salgınla mücadele sürecinde dini fetvaların rolü

Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’nde sağlık çalışanlarına koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında koruyucu kıyafet diken gönüllüler. (AP)
Malezya Uluslararası İslam Üniversitesi’nde sağlık çalışanlarına koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında koruyucu kıyafet diken gönüllüler. (AP)

Fidel Sebiti
İslam dünyasında yaşayan veya dünyanın çeşitli bölgelerine dağılmış birçok Müslüman, dini bir fetva olmadan herhangi bir eylemde bulunmaz. Bu durum inancın bir parçasıdır ve davranışların ‘helal-meşru’ çerçevede yer alması için gösterilen hassasiyetle ilgilidir. Meşruiyeti sorgulanan eylem-davranış geneli ya da özeli ilgilendirebilir. Bu fetvalar, resmi olarak ‘ifta’ vazifesi ile görevlendirilmiş kurumlar aracılığıyla ya da bağımsız müftülerce inananlara yönelik verilir. Belirli cemaatler (İslami oluşumlar), âlimler (fakihler) ya da ‘taklit mercileri’ (Şiiler için) tarafından da takipçileri için fetva verilmektedir. Fetva veren taraflar, zahiri (metnin zahirine bağlı) ılımlı ya da ‘selefi’ olabilir. Fetvalar; İslami gelenekteki muhtelif ekollere, farklı mezheplere ve mezhepler içindeki içtihat farklılıklarına göre değişiklik arz edebilir. 
İnternet çağında artık hemen hemen herkeste bilgisayar ya da akıllı telefonlar bulunmaktadır. Bu nedenle ‘fetva siteleri’ de yaygınlık kazanmış durumda. Bu fetva sitelerinde aklınıza gelebilecek her türlü fetva ile karşılaşabilirsiniz. Gündelik yaşamın en ayrıntılı meselelerinden tutun da geneli ilgilendiren hususlara kadar hemen hemen her konuda bir fetva vardır. Bu sitelerde korona salgınıyla ilgili fetvalar da güncel bir şekilde kendine yer bulmuştur. Fetva sitelerinin varlığı, internet kullanıcıları için de büyük kolaylıklar sağlamış durumdadır. Bu husus hem fetva veren hem de fetva alan için geçerlidir. Müftü ya da ilgili kurum bir fetva verdiğinde anlık olarak muhataplarına iletilebilmektedir. Herhangi biri, belirli bir meselede fetva istediğinde anında sualinin şeri hükmüne dair cevap alabilmektedir.

Korona ve hayat tarzı fetvaları
Hayat tarzına dair fetvalarda son dönemlerde bir artış gözleniyor. Bazı insanlar ısrarla, acil bir şekilde gündelik yaşama dair fetvalar soruyor. Bu kimseler fetva olmaksızın hiçbir davranış sergilemeyeceklermiş gibi bir tutum takınıyorlar. Fetva isteyenler çoğu zaman müftülerden, yani fetva verenlerden daha fazla kaygılı oluyor. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre ilginç fetfa istekleri var. Örneğin biri, kadınların cep telefonuyla fotoğraf çekilmesinin haram olduğu yönünde bir fetva istiyor, bir diğeri okullarda kız ve erkek öğrencilerin karışık eğitim görmesinin ‘haramlığına’ dair bir fetva talep ediyor. Bu insanlar söz konusu fetvaları sadece kendileri için değil, yanlış buldukları uygulamalara dâhil olan insanları fetva desteği ile uyarmak için istiyor.
Koronavirüs salgının küresel boyutlara ulaştığı bu günlerde yeni yasaklamalar ve yeni ‘mubahlar’ ortaya çıktı. Fetva sitelerinde bu yeni şartların getirdiği durumlarla ilgili sorular ve cevaplar arttı. Birçok kişi, korona salgınıyla mücadele kapsamında devlet ve sağlık kuruluşlarının talimatlarına uyulup uyulmaması gerektiğine dair ‘fetva’ isteğinde bulundu. Bu kişiler, devlet kuruluşlarının kararlarını insani çerçevede aldığını, dolayısıyla yanılmalarının olası olduğunu düşünüyor. Diğer yandan ‘fetva kuruluşları’ zamansız-ruhi müesseseler olarak algılandığı ve dini kurallar çerçevesinde hüküm verdiği için yanılmaz olarak görülüyor. Müftüler bu süreçte oldukça zor bir sorumluluk taşıyor. Öncelikle eğer verecekleri fetvalar dünyevi kuruluşların kararları ile çelişirse insanların hayatını riske atmış olacaklar. Diğer türlü ise dini kaynakları duruma uygun bir şekilde yorumlamak zorunda kalacaklar. Örneğin cemaatle namaz kılınmasının yasaklanması, alkol içeren ürünlerin kullanılması, ölülerin yıkanması ve defnedilmesi, virüs taşıyanın hükmü gibi birçok hassas meseleyle karşı karşıya kalıyorlar.
Küresel Fetva Endeksi (GFİ), Mısır Fetva Evi’ne bağlı bir kuruluş. Bu kuruluşun amacı dünyadaki İslami fetvaları hem içerik hem de istatistiksel olarak takip etmektir. GFİ’nin verilerine göre korona salgının ardından dünya genelinde verilen fetvaların yüzde kırkının resmi kuruluşlarla bağlantılı dini müesseseler tarafından yüzde 60’ının ise gayrı resmi kuruluşlar ya da şahıslar tarafından verildiğini gösteriyor. Bu durum, koronavirüs salgının, kendi düşüncelerini yaymak için aşırılık yanlısı cemaatler tarafından kullanıldığını da gösteriyor. Aşırılık yanlısı örgütler, ‘5. Nesil propaganda savaşı’ kapsamında tekfir ettikleri toplumlara karşı taraftarlarını kışkırtıyor ve aynı zamanda Müslümanlar arasında paniğe neden oluyorlar. Terör örgütü DEAŞ’ın yayın organı ‘en-Nebe’ sitesinde, ‘Rabbinin yakalaması şiddetlidir’, ‘O'ndan başka yalvardıklarınız kaybolup gider’ başlıkları altında yer alan haberlerde virüsün Çin ve İran’ı vurduğu hatırlatılarak salgının kendilerinden yüz çevrildiği için yaşandığı ileri sürüldü. GFİ aynı zamanda bazı ‘müftülerin’ kişisel sayfalarında, koronavirüsü tedavi ettiğini iddia ettikleri, alternatif tıp ürünlerinin satışını arttırdıklarını da tespit etmiş durumda. 

Korona salgınında ölenler şehit sayılır mı?
Müslümanların, ölen birinin şehit olup olmadığını son derece önemsediği bilinmektedir. Şehitler, sıradan ölülere gösterilmeyen, hem dini hem de dünyevi saygı ve takdire nail olur. Dolayısıyla bu, fetva isteyenler tarafından müftülere yöneltilen soruların başında yer aldı. Ezher Fetva Merkezi’nin internet sitesindeki yanıtı, koronavirüs salgınında ölenlerin şehit sayılacağı ve ahrette şehit ecrini almaları umulduğu yönündeydi. Dolayısıyla şehitlere uygulanan yıkama, kefenleme ve cenaze namazı gibi dünyevi prosedürler bu kişilere de uygulanmalıydı. Bu fetvanın delili olarak da peygamber efendimizin şu hadisi örnek gösterildi:
“Şehitler beştir: tâundan (vebadan) ölen, iç hastalıklarından ölen, suda boğulan, yıkıntı altında kalıp ölen, bir de Allah yolunda şehît olandır.” (Buhâri) 
Birçok fetva kurumu, toplu ibadetlerin bireysel olarak yapılmasında bir beis olmadığına dair fetvalar yayınlayarak resmi kurumların koronavirüs salgınıyla mücadele kapsamında aldığı kararları destekledi. Böylelikle dini bir fetva olmaksızın resmi kurumların kararlarını dikkate almayan ciddi bir kesim olumlu şekilde yönlendirilmiş oldu. Hatta bazı fetva kuruluşları, salgınla mücadele kapsamında alınan tedbirlerinin uygulanmasının şer’an (dinen) vacip olduğu yönünde fetvalar da yayınladı. Örneğin namazın eldiven ve maske ile kılınabileceği ifade edildi. Bu fetva olmasaydı birçok insanın namaz kılarken maske takmayacağı açıktı. Bazı müftüler, eğer bir kişi Umre yapmaya niyetlenmiş, rezervasyon yapmış ve Suudi Arabistan’ın Umre ziyaretleri için sınırlarını kapatma kararıyla karşılaşmışsa üzülmesine gerek olmadığı, çünkü Umre yapmış gibi sevap alacağını, nitekim amellerin niyetlere göre olduğunu söyledi.
Alkolün rolüne gelecek olursak… Bilindiği üzere alkol Müslümanlara haramdır. Sadece içilmesi değil, ticareti ve kullananlarla bir arada bulunulması da yasaktır. Peki, sterilizasyon için alkol kullanımının hükmü nedir? Bu meselenin fetva olmaksızın müminleri zorda bırakacak bir konu olduğu açıktır. Bu konuda da şöyle bir fetva yayınlandı:
"Kimyagerler tarafından alkol olarak adlandırılan her şeyin sarhoş edici alkol olması zorunlu değildir. İçilmesi mümkün olmayan ve doğrudan alkollü bir içecekten elde edilmeyen, alkol içerikli maddeleri beden sterilizasyonu için kullanmakta bir sakınca yoktur. Sağlığa öncelik veren bu zorunluluk dolayısıyla alkol içeren bir maddeyle temizliğini yapmış kişinin namaz kılmasında da bir beis yoktur.’’

Tedavide öncelik kime verilmelidir?
Koronavirüs bulaşmış hastalara dair tedavi uygulamalarında önceliğin kime verilmesi gerektiği hususu, sivil kuruluşları, hastane yönetimlerini, doktorları, aydınları ve hükümet kurumlarını meşgul eden konulardan biridir. İtalyan tabiplerin iki hasta arasında tercih yapmak zorunda kaldıklarının anlaşılmasının üzerine bu konudaki tartışmalar daha da alevlendi. Acaba hangi kriterlere göre ‘önceliğin’ kime verileceğine karar vermeliydiler? İtalyan doktorlar, iyileşme ihtimali yüksek olan hastaları ölüm ihtimali yüksek olan hastalara tercih etme kararı almıştı. Dolayısıyla yaşlı hastalar yerine genç hastaları tedavi ettiler. Bazı yaşlı hastaların kullandığı solunum cihazlarını genç hastalara taktılar. Bu, salgına hazırlıksız yakalanan ülkelerde ortak bir sorundu.

Fetva kuruluşları bu konuda da fetvalar yayınladı. Örneğin Avrupa Fetva Meclisi bu konuda şöyle bir fetva yayınladı:
“Müslüman tabipler, çalıştıkları hastanelerdeki kurallara ve sisteme uymakla yükümlüdür. Eğer kendilerine tercih hakkı tanınmışsa tıbbi, etik ve insani ilkeler uyarınca hareket etmekle sorumludurlar. Tedavi olan bir hastanın solunum cihazının kendisinden sonra gelen birine takılmak üzere çıkarılması caiz değildir. Ancak doktor iki hasta arasında hangisinin tedavisine öncelik vereceği konusunda kararsız kalmışsa önce başvurana öncelik tanımalıdır. Fakat önce başvuranın kurtarılma ihtimali düşükse diğer hasta tedavi edilebilir. Acil tedaviye ihtiyaç duyan hastalar, bir süre bekleyebilecek hastalara takdim edilebilir. Keza iyileşeceği düşünülenlere öncelik tanınabilir. Bunun kararını verecek kişi doktorun kendisidir.’’
Bu fetvada yer alan, hastaneye önce başvuranların öncelikli sayılabileceği hususu tartışmaya açıktır. Hastaneye önce varmak, normatif bir değer içermemektedir. Müftü, zamanın bireyler arasında önem arz ettiği ‘hayır için yarışın’ ilkesini, hastaneye erken ulaşan kişiye uygulamış görünüyor. Oysa hastaneye geç kalmak ikincil olarak değerlendirilmek için bir kıstas teşkil etmemelidir. 
Fetva müessesi büyük ölçüde ‘internet âleminde’ yer aldı ve milyonlarca insanın davranışlarına etki etmeyi sürdürdü. Korona zamanlarında da İslam ülkelerindeki resmi kuruluşların tedbirlerini desteklemiş oldu. Müslümanların, korona ile nasıl mücadele etmesi gerektiği hususunda da fetva müesseselerinin azımsanamayacak faydaları oldu.



Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
TT

Washington'da düzenlenen "Gazze Barış Konseyi"nin ilk toplantısının gündeminde 4 dosya yer alıyor

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)
Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden bir akrabasının yasını tutuyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği “Barış Konseyi”nin ilk toplantısı bugün yapılacak. Toplantıda, İsrail'in saldırılarının devam etmesi ve ateşkes anlaşmasının ikinci aşamasının askıya alınmasıyla birlikte, Hamas'ın silahsızlandırılması, İsrail'in Gazze Şeridi'nden çekilmesi ve istikrar güçlerinin konuşlandırılması ile Gazze Şeridi'ndeki durum ele alınacak.

Bu toplantı, yeniden yapılanma dosyası ve “Gazze Yönetim Komitesi”nin çalışmalarıyla birlikte çözülmemiş meselelere yoğunlaşıyor. Şarku’l Avsat'a konuşan uzmanlara göre İsrail'in Batı Şeria'daki Filistin topraklarını yağmalaması konusunun gündeme getirilmesi olasılığı var. Uzmanlar, İsrail'in toplantıya katılımının, Meksika'nın sınırlı katılım açıklamasında olduğu gibi, İsrail'e karşı çıkanların katılımını azaltabileceğini değerlendiriyor.

Gündemdeki dosyalar

Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov’un CNN'e yaptığı açıklamaya göre bugünkü toplantıda, Gazze Komisyonu'nun Şerid'e girmesini, ateşkes ihlallerinin sona ermesini sağlamak ve insani yardımı hızlı bir şekilde ulaştırmak için izlenecek süreç tartışılacak. Ayrıca “Gazze'de silahsızlanma süreci, İsrail güçlerinin sınır hattından çekilmesi ve Gazze'nin yeniden inşası ve Batı Şeria'nın Filistin Yönetimi'ne ilhakı da dahil olmak üzere Trump'ın 20 maddelik planının uygulanması” da ele alınacak.

Mladenov, “tüm tarafların bu konularda anlaşmaya varması ve çabalarını birleştirmesi”nin alternatifi olarak “savaşın yeniden başlaması” ve “savaşın yeniden başlamasından daha da tehlikeli olan, Hamas'ın Gazze'nin yaklaşık yüzde 50'sini kontrol ettiği ve geri kalanının İsrail kontrolü altında olduğu statükonun pekiştirilmesi” olacağı uyarısında bulundu.

İsrail güvenlik kaynakları, Trump'ın “Barış Konseyi” toplantısında uluslararası güçlerin Gazze Şeridi'ne girmesini ve Hamas'ın silahsızlandırılması ile yeniden inşa sürecinin başlatılmasını duyuracağını tahmin ediyor. Bu bilgi, dün İbranice web sitesi Walla'ya konuşan bir kaynak tarafından verildi.

Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)Filistinli bir kadın, Ramazan ayının ilk gününde Gazze Şeridi'nin güneyinde İsrail'in düzenlediği saldırıda hayatını kaybeden akrabasının yasını tutuyor (AFP)

Endonezya, şu ana kadar Gazze'ye asker gönderme niyetini açıklayan tek ülke olurken, İsrail ise Gazze Şeridi'nde Türkiye'nin varlığını reddediyor. Endonezya ordu sözcüsü Dony Pramono pazartesi günü yaptığı açıklamada, Cakarta'nın önerilen çokuluslu gücün bir parçası olarak nisan ayı başlarında Gazze'ye gönderilmek üzere 1.000 asker hazırladığını belirtti.

Siyaset bilimi profesörü ve Filistin ve İsrail meseleleri uzmanı Dr. Tarık Fahmi, ilk toplantının konseyi kurup, çalışmalarına başlamak için fon toplamaya odaklanacağını ve ilgili ve etkili ülkelerin çoğunu kapsayacağını düşünüyor. En önemli konular, istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve silahsızlanma olacak, ancak bazı zorluklar olduğunu da belirtiyor. Ancak anlaşmaya varmaktan başka bir alternatifin olmadığı da ifade ediyor.

Filistinli siyasi analist Dr. Ayman el-Raqab da onunla aynı fikirde ve Hamas'ın silahsızlandırılması, Filistin polis güçlerinin yanı sıra istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin çalışmaları ile Batı Şeria sorunu ile İsrail'in toprak gaspı konularının toplantının ana gündem maddeleri olacağını belirtiyor. Trump'ın, başkanlığını yaptığı konseyin başarısını vurgulamak için bu sorunların bazılarının çözülmesi için çaba göstereceğini değerlendiriyor.

Katılımcılar için engel

Katılımcı düzeyinde Kahire, Başbakan Mustafa Medbuli'nin Cumhurbaşkanı Abdulfettah el-Sisi adına toplantıya katılacağını duyurdu. Bakanlar Kurulu tarafından dün yapılan açıklamaya göre bu katılım, “Mısır'ın kapsamlı ve adil barış çabalarını destekleme rolü ve Trump'ın Filistin halkının Gazze'den sürülmesini reddeden tutumunu ve çabalarını onaylama rolü çerçevesinde” gerçekleşecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün yaptığı açıklamada, “Barış Konseyi”nin Gazze Şeridi'nde kalıcı istikrar, ateşkes ve arzu edilen barışın sağlanmasına katkıda bulunacağını umduğunu belirterek, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın toplantıda ülkesini temsil edeceğini kaydetti.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın Başbakan Binyamin Netanyahu adına toplantıya katılmak üzere ABD'ye gitmesinden bir gün sonra, Meksika Cumhurbaşkanı Claudia Sheinbaum dün yaptığı açıklamada, toplantıya her iki tarafın da tam katılımının olmadığını (Filistin'in Filistin'in yokluğuna atıfta bulunarak) AFP’ye göre bu nedenle Meksika'nın katılımının sınırlı olacağını belirtti

Fehmi, Mısır'ın bölgedeki ağırlığı ve önemi göz önüne alındığında, Mısır'ın katılımına alternatif olmadığını düşünüyor. İsrail'in katılımının, Trump'ın isteklerine aykırı görünmemek için yarı çözüm çerçevesinde olduğunu, ancak aynı zamanda Konsey'in kararlarını etkili bir şekilde engellemek ve ihlallerine ve saldırılarına devam etmek için çalışacağını açıklıyor.

El-Raqab, Mısır'ın hem sahada hem de Gazze meselesine ilişkin müzakerelerde sahip olduğu uluslararası deneyim nedeniyle katılımının son derece önemli olduğunu ve bunun durum üzerinde olumlu bir etki yaratacağına dair umutlar olduğunu değerlendiriyor.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmeye hazırlanıyor

Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki tüm güçlerini geri çekmeye hazırlanıyor

Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)
Suriye'nin Kamışlı kentinde bir ABD devriyesi (Arşiv- Reuters)

Wall Street Journal (WSJ), üç ABD'li yetkiliye atıfta bulunarak, Amerika Birleşik Devletleri'nin Suriye'deki yaklaşık 1.000 askerinin tamamını geri çekmeye hazırlandığını bildirdi.

ABD ordusu geçen hafta Suriye'deki stratejik üssünden çekilme işlemini tamamladığını ve üssü Suriye güçlerine devrettiğini duyurdu. Bu, ABD-Suriye ilişkilerinin güçlendiğinin son işareti olup, daha geniş kapsamlı bir ABD çekilmesinin yolunu açabilir. WSJ’de dün yer alan habere göre, birlikler önümüzdeki iki ay içinde Suriye'deki kalan ABD mevzilerinden de çekilecek.

Suriye Savunma Bakanlığı geçen perşembe günü yaptığı açıklamada, ABD güçlerinin ayrılmasının ardından ordu birliklerinin Tanf askeri üssünü devraldığını belirtti.

Bakanlık şu açıklamayı yaptı: “Suriye ve Amerika Birleşik Devletleri tarafları arasındaki koordinasyon sayesinde, Suriye Arap Ordusu birlikleri el-Tanf üssünün kontrolünü ele geçirdi, üssü ve çevresini güvence altına aldı ve el-Tanf çölündeki Suriye-Irak-Ürdün sınırına konuşlanmaya başladı.” Açıklamada ayrıca, “Bakanlığın sınır koruma güçleri önümüzdeki günlerde görevlerine başlayacak ve bölgede konuşlanacak” denildi.

El-Tanf üssü, Suriye, Ürdün ve Irak arasındaki sınır üçgeni bölgesinde stratejik bir konuma sahiptir. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre üs, 2014 yılında Suriye ve Irak'ın büyük bir bölümünde DEAŞ'a karşı yürütülen savaşta çok önemli rol oynamıştır. Örgüt, 2017'de Irak'ta ve iki yıl sonra da Suriye'de yenilgiye uğratıldı.

Beşşar Esed rejiminin 8 Aralık 2024'te devrilmesinden önce, üsse insansız hava araçlarıyla (İHA) birkaç kez saldırı düzenlenmiş ve bu saldırıların sorumluluğunu Irak'taki gruplar üstlenmiştir.


Kanada, Suriye'ye uyguladığı ekonomik yaptırımları kaldırdı

Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand, 13 Şubat 2026'da Almanya'da düzenlenen bir etkinlikte (DPA)
Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand, 13 Şubat 2026'da Almanya'da düzenlenen bir etkinlikte (DPA)
TT

Kanada, Suriye'ye uyguladığı ekonomik yaptırımları kaldırdı

Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand, 13 Şubat 2026'da Almanya'da düzenlenen bir etkinlikte (DPA)
Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand, 13 Şubat 2026'da Almanya'da düzenlenen bir etkinlikte (DPA)

Kanada Dışişleri Bakanı Anita Anand dün yaptığı açıklamada, Kanada'nın Suriye'ye uyguladığı ekonomik yaptırımları, mal ithalat ve ihracatı, yatırım faaliyetleri, finansal ve diğer hizmetlerin sağlanmasıyla ilgili kısıtlamaları hafifletecek şekilde değiştirdiğini söyledi.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre "Değişiklikler ayrıca, Suriye ile ilgili yaptırım listelerinden 24 kuruluşu ve bir kişiyi çıkarıyor; amaç, ekonomik faaliyetin önündeki engelleri azaltmak ve Suriye'nin toparlanması için kritik öneme sahip kilit sektörlerdeki devlet bağlantılı kuruluşlarla işlemleri kolaylaştırmaktır."