Etiyopya-Sudan: Gizli mesajlar ve açık dosyalar

​Mevcut durumda iki ülke arasında açık bir askeri çatışma muhtemel görünmüyor (AFP)
​Mevcut durumda iki ülke arasında açık bir askeri çatışma muhtemel görünmüyor (AFP)
TT

Etiyopya-Sudan: Gizli mesajlar ve açık dosyalar

​Mevcut durumda iki ülke arasında açık bir askeri çatışma muhtemel görünmüyor (AFP)
​Mevcut durumda iki ülke arasında açık bir askeri çatışma muhtemel görünmüyor (AFP)

Emani et-Tavil
Yaşanan sürpriz bir gelişmeyle, Etiyopya-Sudan sınır bölgesinde Sudan devletini ve ordusunu temsil eden birtakım işaretlere tanık olduk.
Sudan Askeri İstihbarat Başkanı ve Operasyon İdaresi subaylarıyla bir araya gelen Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdülfettah el-Burhan, ateşli konuşmalar yaptı. Ülkedeki en yüksek otoritenin başındaki isim olan el-Burhan, Sudan ordusunun ülkenin sınırlarını savunmaya hazır olduğunu vurguladı.
Yakında Sudan-Etiyopya ilişkilerinde bir darbeye tanık olacak mıyız? Bu durum bir askeri çatışmaya evrilecek mi? Ya da halihazırdaki sahne, özellikle siyasi ve ekonomik düzeylerde kötüleşen iç krizlerle birlikte Sudan siyasi denklemindeki askeri bileşenin ağırlığını artırma ihtiyacının bir ifadesi mi?

Etiyopya’nın Sudan bölgelerine girmesi
Sahnenin askeri düzeydeki ayrıntıları nispeten tekrar ediyor gibi görünüyor. Ancak Etiyopya ordusunun daha önce işgal etmediği Sudan bölgelerine girmesi ise yeni bir hadise. Etiyopya el-Feşka’ya bağlı Doğu Sundus bölgesinde 55 bin dönümlük bir alanda varlığını gösterdi. Buralar, Garadif’teki Sudanlı çiftçilere tahsis edilen tarımsal projeler dahilindeki alanlar olmakla birlikte ülkenin en verimli tarım alanlarından biridir. Çiftçiler, Sudan Mekanize Tarım Kurumu’ndan aldıkları tapulara sahiptirler.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Etiyopya’nın bu hamlesi, Sudan ordusunun 25 yıl önce bulunduğu askeri noktalara konuşlanmasından sonra geldi. O sıra Sudan ordusu, Nubia Dağları ve Mavi Nil bölgelerindeki silahlı çatışmaların baskısı altında askerlerini geri çekmişti. Etiyopya, Sudan ordusunun konuşlanmasına Sundus bölgesine girerek karşılık verdi. Zira Sudan ordusunun konuşlanmasının, kendi çiftçilerinin -iki ülke arasında anlaşmazlık konusu olan- el-Feşka bölgesinde, bu mevsimde tarım yapmalarına engel olacağını fark ettiler.
Çiftçiler Etiyopya’nın güneyinde yer alan Amhara bölgesindendir. Bu çiftçilerin ‘kendilerine ait verimli topraklara açgözlülükle baktıklarını’ düşünen Sudanlılar onlardan korkuyorlar.

Gerilimin tırmanması
Etiyopya’nın asker konuşlandırması yalnızca kendi çiftçilerini korumaktan ibaret olmayabilir. Bilakis bu, elektrik bağlantısının tamamlanmasıyla birlikte Mısır'a müsamaha edilenden daha fazla yakınlaşacak olan Sudan’a gönderilen öfke mesajıdır. Addis Ababa bu adımın, Sudan ile Etiyopya arasındaki elektrik bağlantısı projesini ortadan kaldırabileceğini düşünüyor. Ayrıca buradan hareketle Etiyopya'nın Hartum Büyükelçisi’nin Amhara bölgesinden oluşu, Etiyopya ile Sudan arasında gerilimin tırmanmasına ilişkin bir mesaj olarak okunabilir. Özellikle geri çekilen büyükelçinin görev süresini henüz tamamlamamış olmasına ve Etiyopya’nın alışılmışın dışında Amhara bölgesinden bir büyükelçi atamasına bu bağlamda bakılabilir. Etiyopya geçtiğimiz 30 yıl içerisinde Sudan'a olumlu mesajlar vermek için büyükelçilerini, Müslüman bölgeler olan ve aynı zamanda sakinlerinin Sudan'a geleneksel olarak sempati duyduğu el-Afar ve Oromia bölgelerinden seçmişti.
Hartum ve Addis Ababa arasındaki bu askeri gerilim, genel olarak Afrika'da ve özellikle de Afrika Boynuzu'nda tekrar eden bir durum olan sınır anlaşmazlığı göz önünde bulundurulduğunda, yeni bir şey değil. Nitekim benzer bir anlaşmazlıktan dolayı Eritre ve Etiyopya arasında da bir savaş patlak vermişti.

Etiyopya Kilisesi içerisindeki gerginlikler
Bu gerilimin de bir geçmişi var. Geçen yarım yüzyıl boyunca da aralıklı olarak kendini gösterse de hiçbir şekilde açık bir askeri çatışmaya dönüşmedi. Addis Ababa, Sudan'la olan herhangi bir askeri çatışmanın ülke içerisindeki milletler arasındaki dengeyi etkileyeceğinin farkında. Bu kritik aşamada, camilerin ve kiliselerin bombalanması ve etnik gerekçelerle suikastlar düzenlenmesi noktasına varıncaya dek mevcut gerginliğin tırmandığı görünüyor. Aynı zamanda Etiyopya Ortodoks Kilisesi içerisinde de gerginlikler yaşanıyor.


​Etiyopya Kilisesi yeni zorluklarla karşı karşıya (AFP)

Oromia bölgesi Hristiyanları, kilisenin başındaki ismin -tarihi olarak bu yüksek statüyü elinde tutan- Amhara’dan değil kendilerinden olması gerektiğini söylüyorlar. Kilise ayrıca Etiyopya'da halihazırdaki Proteston misyonerliğinin kapsamı nedeniyle yeni zorluklarla karşı karşıya. Bütün bu iç gerginliklerden dolayı Başbakan Abiy Ahmed, parlamento seçimlerini süresiz olarak ertelemek zorunda kaldı. Bu adım, Etiyopya siyasi arenasındaki tıkanıklığı hafifletmesi bir kenara daha da artıracaktır.

Askeri çatışma uzak bir ihtimal
Diğer taraftan Sudan, ABD’nin Hartum’a yönelik yaptırımlarının devam etmesi ve Körfez’in ekonomik desteğinin kapsamının daraltılarak enerji alanlarıyla sınırlandırılmasıyla ilgili olarak yaşanan ekonomik sıkıntılardan mustarip. Ayrıca petrol fiyatlarındaki düşüş, Hartum'un Güney Sudan'ın petrol gelirindeki payını düşürdü. Bütün bunlara ek olarak eski rejimin sembol isimlerin ülkenin ekonomik çarklarına ve onların çıkarlarını savunan basın organların sahip olması mevcut durumu daha da çıkmaza sürüklüyor.
Bunun yanı sıra ülke içerisindeki silahlı hareketlere yürütülen barış dosyasında gelinen aşama, kırılgan görünüyor. Bu aşamayı kararlı olarak nitelendirmek mümkün değil. Üzerinde uzlaşı sağlanan anayasal çerçevelerde ‘devlet yapılarının değişimi’ haricinde pek elle tutulur bir şey görünmüyor. Diğer yandan bu mesele de geçiş döneminin kalan süresi boyunca uğraşılacak bir mesele konumunda.
Etiyopya ve Sudan’a ilişkin söz konusu durumlar göz önünde bulundurulduğunda iki ülkenin bir askeri çatışmaya girmesi pek olası görünmüyor. Aynı zamanda özellikle Etiyopya tarafının böyle bir çatışmaya girmeyeceğini gösteren birtakım stratejik veriler de bulunuyor. Sudan karşısında Etiyopya stratejisinin en önemli belirleyicilerin birinin onun Mısır'dan ve Arap çevresinden uzaklaşması olduğu söylenebilir. Bunula birlikte Nahda Barajı’na ilişkin birtakım sebepler var.
Ayrıca Sudan'daki Afrika bileşeninin Arap bileşeni pahasına galebesi ve Sudan’ın kimliğini ülkenin iç istikrarını koruyacak şekilde kristalize etmesi için uygun fırsatların sağlanmaması İsrail’in açık hedefleri arasında yer alıyor. İsrail’in nihai amacı Sudan'da iki yönlü etkisi olan bir çatışma ortamı yaratarak İsrail karşıtı ortak bir tutum almasını engellemek. Özellikle ideolojik olarak İslamcı çizgideki Ömer el-Beşir rejimi ile olan çatışma deneyimi ışığında İsrail, müteffiği Etiyopya'ya yönelik bölgesel tehditleri de azaltmaya çalışıyor.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı Abdülfettah el-Burhan ve Eiyopya Başbakanı Abiy Ahmed (AFP)
Mısır ve İsrail
Sudan'da bir çatışma ortamının yaratılması, Mısır ve İsrail arasındaki güç dengesi söz konusu olduğunda İsrail lehine olumlu yansımaları beraberinde getirecek bir durum. İki ülke ilişkilerinde göze görünen sıcaklığa rağmen birbirlerini düşman olarak değerlendirdikleri askeri doktrinlerinde hiçbir bir değişim olmadı.

Kritik dosyalar
Sudan denklemindeki bu kritik durum, askeri bileşenin geçiş dönemi içerisinde vereceği karar haricinde dengeye kavuşmayacak. Askeri bileşen, sivil bileşenin pahasına kendi siyasi ağırlığını artırma yönünde girişimde bulunabilir. Nahda Barajı gibi bölgesel kritik dosyalarda sivil ve askeri bileşenler arasındaki anlaşmazlıklar, bu aşamada Körfez ülkeleriyle ilişkinin kapsamı ve niteliği, Sudan’ın Yemen’deki Arap Koalisyonu’na katılımı ve Hızlı Destek Kuvvetleri’nin Libya’daki Hafter güçlerine olan desteği dikkate alındığında söz konusu durum pek de ihtimal dışı görünmüyor.
Sudan'ın geleceği için stratejik bir ufkun belirlenmesi gerekiyor. Bu bağlamda Sudan'daki sivil bileşen, bu kritik dönemin güvenli bir şekilde atlatılması ve Sudan’da demokratik dönüşümü ve siyasi istikrarı garanti edecek şekilde geçiş döneminin tamamlanması adına büyük sorumluluklar üstelenmelidir. Bize göre sivil bileşenin ilk görevi Sudan'ın geleceği için stratejik bir ufuk belirlemektir.

Direniş komiteleri
Sudan’daki sivil bileşenin mevcut durumdaki bir diğer görevi ise gençlerden oluşan direniş komitelerini korumaktır. Bu gençlerin siyasi bilinç sahibi olmaları sağlanmalı ve yeterli donanıma sahip olmaları için çalışılmalıdır. Çünkü bu gençlerin yürütme organı ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) üzerinde bir baskı unsuru olmalarının önüne geçilmesi gerekiyor. Nitekim halkın geneli mevcut aşamada takip edilen siyasi çizgiye ikna olmuş değil. Ciddi ekonomik sıkıntılar ve kötüleşen yaşam koşulları bazı kesimleri sivil bileşene karşı seslerini yükseltmeye ve onların başarısız olduklarını dile getirmeye sevk etti. Eski rejimin unsurları tarafından da alevlendirilen bu durum sosyal medyada gözle görünür bir hale geldi.
Özetle bütün Nil Havzası’nda bölgedeki tüm siyasi seçkinlerin basiretli olmalarını gerektiren bir duruma tanık oluyoruz. İş birliği ve denge değerlerinin yüceltilmesi gerekiyor. Bölgedeki ülkelerin istikrarı ve koronavirüs salgınıyla mücadele bunu gerektirmekte.



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.