ABD istihbaratı, 2018 yılında Çin’de ‘korona araştırması’ yapıldığı konusunda uyardı

Koronavirüsün geçen aralık ayında ortaya çıktığı Çin’in Wuhan kenti. (Reuters)
Koronavirüsün geçen aralık ayında ortaya çıktığı Çin’in Wuhan kenti. (Reuters)
TT

ABD istihbaratı, 2018 yılında Çin’de ‘korona araştırması’ yapıldığı konusunda uyardı

Koronavirüsün geçen aralık ayında ortaya çıktığı Çin’in Wuhan kenti. (Reuters)
Koronavirüsün geçen aralık ayında ortaya çıktığı Çin’in Wuhan kenti. (Reuters)

İnci Mecdi
Birkaç ay içerisinde küresel bir salgına dönüşen yeni tip koronavirüsün (Kovid-19) kökeni hakkındaki şüpheler sürerken diplomatik belgeler, Çin’in Wuhan şehrindeki bir laboratuarda ‘hayvanlardaki koronavirüsleri inceleyen’ güvenlik prosedürleri hususunda ABD tarafından yapılan eski tarihli bir uyarı gündeme geldi.
ABD’de yayın yapan Washington Post gazetesinin yayınladığı diplomatik belgelere göre ABD’li yetkililer 2018 yılında, yani yeni tip koronavirüsün ortaya çıkmasından iki yıl önce Wuhan Virüs Araştırma Enstitüsü’nün güvenlik kuralları hakkında endişelerini dile getirdi.
Biyogüvenlik Araştırma Sertifikası denkliğinde, Seviye 4 düzeyindeki laboratuvar, yarasalarda mevcut olan koronavirüs üzerine araştırmalar yapıyordu. 2018 yılının başlarında Pekin’deki ABD Büyükelçiliği’nde ABD’li bir diplomat ve bir bilim insanı tarafından laboratuvara yapılan ziyaretlerden sonra yetkililer, araştırmanın güvenliği hususunda endişelenmeye başladı. Nitekim laboratuvarın güvenlik protokollerinin sıkılaştırılmasına yardımcı olmak üzere Washington’a iki hassas dosya gönderildi. Enstitüdeki araştırmacılar, Teksas Üniversitesi’ndeki Galveston Ulusal Laboratuvarı’ndan ve diğer ABD kuruluşlarından destek alıyordu.
 
ABD heyetinin Wuhan Enstitüsü’nü ziyareti

Büyükelçilik aynı yıl ABD’li bilim diplomatlarını, 2015 yılında biyolojik araştırmalar için yüksek düzeyde uluslararası güvenlik sağlayan (BSL-4 olarak da biliniyor) ilk Çin laboratuvarı olan Wuhan Virüs Araştırma Enstitüsü’ne (WIV) tekrar tekrar göndererek alışılmadık bir adım attı. Enstitü, Wuhan Başkonsolosu Jamison Fouss ve Pekin Büyükelçiliği Çevre, Bilim, Teknoloji ve Sağlık Danışmanı Rick Switzer tarafından 27 Mart 2018 tarihinde gerçekleştirilen ziyaretlerin en sonuncusu hakkında İngilizce bir haber bülteni yayınladı. Ancak enstitü geçen hafta sonu internet arşivinde halen mevcut olmasına rağmen söz konusu bülteni web sitesinden sildi.
 
Eğitimli teknisyen eksikliği

19 Ocak 2018 tarihinde büyükelçiliğin Çevre, Bilim ve Sağlık Dairesi’nden 2 yetkili tarafından hazırlanan bir dosyaya göre ‘laboratuvarda bilim insanlarıyla görüşüldüğü sırada ABD’li diplomatlar, bu yüksek güvenlikli laboratuvarın güvenli bir şekilde çalıştırılması için gerekli olan eğitimli teknisyen ve araştırmacı sıkıntısı yaşandığını fark etti’. Bu çerçevede gönderilen ilk mesajda, yarasalarda koronavirüs araştırmaları ve insanlara bulaşma potansiyeli üzerine yapılan çalışmanın yeni bir SARS salgını riski taşıdığı konusunda uyarı yapıldı.
 
Koronanın hibrit versiyonu
Araştırma, nasıl görüneceği tahmini üzerinden olası bir SARS salgınını önlemek amacıyla tasarlandı. Ancak 2015 yılına kadar diğer bilim insanları, Şi Zingli başkanlığındaki araştırma ekibinin gereksiz riskler oluşturup oluşturmadığını sorguladı. 12 Kasım 2015 tarihinde The Nature dergisinde yayımlanan bir makaleye göre SARS’a neden olan virüsle bağlantılı olarak yarasada yaşayan koronavirüsün hibrit bir versiyonunu tasarlama denemesi yapıldı. Nihayetinde bir laboratuvarın içinde bir virüs tasarlamanın olası bir pandemiye neden olup olamayacağı konusunda yeniden bir tartışma gündeme geldi.
Dergi, geçen mart ayında yayınlandı. Söz konusu makale, bazı kesimler tarafından ortaya koyulan ‘yeni tip koronavirüsün laboratuvarda geliştirildiği yönündeki doğrulanmamış teoriler için’ bir temel olarak kullanıldı.

Güvenlik prosedürleri ile ilgili endişeler
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre, ABD hükümeti Ekim 2014’te virüsü ‘gain-of-function’ deneyleri olarak bilinen, daha ölümcül veya bulaşıcı hale getiren her türlü araştırmaya fon sağlamayı askıya aldı.
Diğer taraftan güvenlikle ilgili endişeler sadece Wuhan Virüs Enstitüsü ile ilgili değil. Berkeley bölgesindeki Kaliforniya Üniversitesi’nde araştırma bilimcisi olan Şiao Qiang, Biyogüvenlik Seviye 2’de faaliyet gösteren Wuhan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi ile ilgili de benzer endişeler olduğunu belirtiyor. Söz konusu seviye, Seviye 4’ten önemli ölçüde daha az güvenli. Bu durum son derece dikkat çekici... Çünkü Çin hükümeti, ortaya çıkan koronavirüsün kökeni hakkındaki önemli soruları cevaplamayı reddederken salgına bir laboratuvarın dahil olup olmadığı söylentilerini kontrol etme girişimlerini de bastırıyor. Bu çerçevede Qiang, “Bu bir komplo teorisi değil. Bence bu kontrol edilmesi ve cevaplanması gereken meşru bir soru. Virüsün nasıl ortaya çıktığını anlamak, bunun tekrar olmasını önlemek için çok önemlidir” ifadelerini kullandı.
 
Yeni kısıtlamalar
Merkezi hükümetin talimatları ve Çin’de 2 üniversite tarafından geçen cuma günü internet üzerinden yayınlanan bildirilere dayanarak Çin makamlarının yeni tip koronavirüsün kökenleriyle ilgili akademik araştırmaların yayınlanmasına yeni kısıtlamalar getirmesi ise dikkat çekti.
Yeni politika uyarınca Kovid-19 akademik makalelerinin tümü, yayınlanmadan önce ek bir kontrole tabi tutulacak. Durum, yeni tip koronavirüsün kökenlerine ilişkin söylentileri kontrol etme amacı taşıyan, Çin hükümeti tarafından ortaya koyulmuş yeni bir girişimi yansıtıyor.
Kovid-19’un ilk kez aralık ayında Wuhan’da ortaya çıkarak küresel olarak yayıldığı, yaklaşık 2 milyon insana bulaştığı ve 100 binden fazla insanın ölümüne neden olduğu biliniyor.

ABD istihbaratı durumu araştırıyor
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi içerisinde çok sayıda ulusal güvenlik yetkilisi, uzun bir süredir WIV veya Wuhan Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi’nin yeni tip virüsün salgın noktası olduğundan şüpheleniyor. New York Times gazetesinin haberine göre istihbarat birimleri, bunu doğrulamak için herhangi bir kanıt sunmadı. Ancak üst düzey bir yetkili, Washington Post’a yaptığı açıklamada, diplomatik dosyaların salgının Wuhan’daki bir laboratuvarda bir kaza sonucu olabileceğini desteklemek üzere birçok kanıt sunduğuna dikkat çekti.
Defense One sitesine göre ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Mark Milley ise geçen salı günü düzenlediği bir basın toplantısında ABD istihbaratının virüsün kazara Wuhan’daki bir laboratuvarda ortaya çıktığı olasılığını dikkatle incelediğini belirtti. Milley açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Medyada ve blog sitelerinde çok sayıda dedikodu ve spekülasyon var. Bu iddialarla ilgilenmemiz size şaşırtıcı gelmemeli. İstihbarat bu iddiaları ciddi bir şekilde inceledi. U iddialar, şu aşamada inandırıcı değil. Doğal olduğunu gösteren önemli ölçüde kanıt var. Ama yine de bundan tam emin olamayız.”



ABD/İsrail-İran savaşında kritik saatler yaklaşırken, kısmi bir anlaşma için bölgesel girişim başlatıldı

Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD/İsrail-İran savaşında kritik saatler yaklaşırken, kısmi bir anlaşma için bölgesel girişim başlatıldı

Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

ABD ve İran arasında karşılıklı tehditlerin sürdüğü bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump’ın salı akşamı sona erecek olan süresinin yaklaşması ve bunun beraberinde getireceği benzeri görülmemiş bir gerginlik artışıyla birlikte, Ortadoğu bölgesinde gerginliği yatıştırmaya yönelik yoğun bölgesel girişimler yaşanıyor.

ABD kaynaklarından sızan bilgiler, bu çabaların İran'da 45 günlük kısmi ateşkes anlaşması sağlanmasına yönelik olduğuna işaret etti. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlara göre ise bu çabalar, 28 Şubat'tan bu yana süren bu şiddetli savaşı durdurmak için üçlü arabuluculuğun sahip olduğu bölgesel ağırlık ve uluslararası istek göz önüne alındığında Trump'ın son tarihini uzatarak veya geçici bir durdurma sağlayarak ilerleme kaydetme umuduyla daha önce eşi ve benzeri görülmemiş tehditler altında yürütülen baskı diplomasisi çerçevesinde değerlendiriliyor.

Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından duman yükseliyor (Reuters)Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından duman yükseliyor (Reuters)

ABD ve İran, arabulucular aracılığıyla, Mısır, Türkiye ve Pakistan aracılığıyla, 45 günlük olası bir ateşkesin şartları hakkında görüşmeler yürütüyor. Bu ateşkes, savaşın kalıcı olarak sona ermesine yol açabilir. Görüşmelerden haberdar olan ve ABD merkezli haber sitesi Axios’a konuşan ABD'li, İsrailli ve bölge ülkelerinden dört kaynak dün yaptıkları açıklamalarda, bu istişareleri ‘son şans’ olarak nitelendirdi.

Reuters ise dün, İran ve ABD'nin düşmanlıkların sona erdirilmesine yönelik bir teklif aldığını doğruladı.

Mısır'ın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi'nin değerlendirmesine göre Mısır, Türkiye ve Pakistan'ın öncülüğündeki arabuluculuk, caydırıcılık hesaplarının yatıştırma baskılarıyla kesiştiği, son derece hassas bir bölgesel anın izlerini ortaya koyuyor ve bu da müzakere dengelerini yeniden düzenlemek ve bölgesel çerçeveyi aşabilecek daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyi önlemek için zaman kazanmak amacıyla yapılıyor.

Üçlü arabuluculuğun, sürece dahil olan tarafların niteliği nedeniyle özel bir öneme sahip olduğunu düşünen Hicazi, "Mısır, bölgesel krizlerin yönetilmesinde geleneksel bir ağırlığa sahipken, Türkiye çeşitli aktörlerle karmaşık iletişim kanallarına sahip. Pakistan ise Tahran ile iletişimde son derece hassas bir rol üstleniyor. Bu durum, çok yönlü bir diplomatik mimariyi yansıtıyor. Ancak savaşın tarafları arasında asgari düzeyde dahi stratejik bir uzlaşının olmaması, bu çabayı krizin çözümünden çok, kriz yönetimine yaklaştırıyor” değerlendirmesinde bulundu.

İran Politika Analizi Arap Forumu Başkanı ve İran uzmanı Muhammed Muhsin Ebu’n-Nur, bu girişimin kriz yönetimi modelinde önemli bir dönüşümü yansıttığını, zira uluslararası ve bölgesel güçlerin gerginliği geleneksel ikili kanallar yerine çok taraflı bir format aracılığıyla kontrol altına almaya çalıştığını belirtti. Ebu'n-Nur, girişimin sadece geçici bir ateşkes hedeflemediğini, aynı zamanda küresel enerjinin en önemli arterlerinden birinde gerilimi kontrol altına almak için daha geniş kapsamlı düzenlemeler oluşturmayı amaçladığını da vurguladı.

Müzakere sürecinin sonuçları merakla beklenirken, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi dün, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Mısır Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Sisi bu görüşmede, Mısır'ın savaşı durdurmaya yönelik çabalarını gözden geçirdi ve bu hedefe ulaşmak için uluslararası ve bölgesel çabaların birleştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Mısır'ın kardeş Arap ülkelerine yönelik saldırıları kesin bir dille kınadığını, bu ülkelerin egemenliğine, istikrarına ve halklarının kaynaklarına yönelik her türlü müdahaleyi reddettiğini vurgulayan Sisi, Mısır'ın bu kardeş Arap ülkeleri destekleme konusundaki kararlı tutumunu bir kez daha teyit etti.

Mısır Temsilciler Meclisi üyesi Mustafa Bekri ise dün sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Mısır'ın Türkiye ve Pakistan ile birlikte gösterdiği çabaları ‘bölgeyi yıkıcı savaş selinden kurtarmak için son dakika girişimleri’ olarak nitelendirdi. Bekri, ‘önümüzdeki saatlerin belirleyici olacağını’ ifade etti.

Mısır’ın bu tür girişimlerde oynayacağı rolün belirleyici olmaya aday olduğunu düşünen İran uzmanı Ebu’n-Nur’a göre Mısır, çatışan taraflar arasındaki iletişim kanallarını yönetme konusunda uzun yıllara dayanan bir deneyime sahip olmasının yanı sıra hem ABD hem de Körfez ülkeleriyle dengeli bir ilişki ağına sahip ve İran ile de doğrudan iletişim kanallarını açık tutmaya devam ediyor.

Ahvaz ilindeki Mahşahr Petrokimya Kompleksi’ne düzenlenen saldırıların ardından duman yükseliyor (Reuters)Ahvaz ilindeki Mahşahr Petrokimya Kompleksi’ne düzenlenen saldırıların ardından duman yükseliyor (Reuters)

Şarku'l Avsat'ın İran resmi haber ajansı IRNA'dan aktardığına göre Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi dün “Savaşın sona ermesini ve tekrarlanmamasını istiyoruz”ifadesini kullandı. IRNA’nın haberine göre geçici ateşkes istemediklerini belirten Bekayi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı açmaması halinde salı akşamı İran'ın ana altyapısını bombalayacağı yönündeki tehdidine atıfla, herhangi bir diplomatik görüşmenin ‘savaş suçu işleme uyarıları ve tehditleriyle tamamen çeliştiğini’ ifade etti.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı bir paylaşımda, “Salı günü İran'da hem 'Elektrik Santrali Günü hem de Köprü Günü' olacak” ifadelerini kullandı. İran'ın altyapısını hedef alan olası geniş çaplı saldırılar düzenleneceğini ima eden Trump, “Bunun benzeri bir şey olmayacak” dedi. Müzakere yolunun açık olduğunu da belirten Trump, Fox News'e verdiği röportajda, dolaylı temasların devam ettiği bir ortamda anlaşmaya varılması için ‘iyi bir şans’ olduğunu söyledi.

Anlaşmazlıklar devam ederken kısmi bir anlaşmaya varılma olasılığından söz etmenin sadece siyasi iradeyle ilgili bir mesele olmadığını, özellikle de üçlü arabuluculuk çerçevesinde diplomasiye son bir şans tanınması yönünde bir adım da olduğunu düşünen Büyükelçi Hicazi, ancak bunun, ‘zorlayıcı diplomasi’ çerçevesi içinde değerlendirilebileceğini kaydetti. Askeri tehditlerin, tarafları müzakereye itmek için kullanıldığını belirten Hicazi, fakat bunun uzlaşı koşullarının mevcut olduğu anlamına gelmediğini vurguladı.

Hicazi’ye göre şimdiye kadar elde edilen veriler, önümüzdeki birkaç saat içinde tarafların tutumlarında niteliksel bir dönüşüm yaşanmadığı sürece, bölgenin sürdürülebilir bir sükûnet sürecine girmekten ziyade, kontrollü bir gerginlik yönetimine daha yakın olduğunu gösteriyor.

Öte yandan Ebu’n-Nur, İran'ın ‘hesaplı bir tereddüt’ içinde olduğunu, bunun amacının sunulan garantilerin ciddiyetini test etmek ya da müzakere koşullarını iyileştirmek olabileceğini, buna karşın ABD'nin ise özellikle de girişimin stratejik kazanımlara dönüşüp dönüşmeyeceği ya da İran'a kartlarını yeniden düzenlemesi için zaman kazandıran geçici bir ateşkes olup olmayacağının belirsizliği nedeniyle taktiksel bir ihtiyat içinde olduğunu değerlendirdi.

Ebu’n-Nur’a göre girişimin başarısı, arabulucuların her iki tarafa da ikna edici güvenlik ve siyasi garantiler sunabilmesine bağlı. Aksi takdirde, taraflar bu aşamada gerçek bir uzlaşma sürecine geçmek yerine, mevcut gerginlik sınırları içinde çatışmayı sürdürmeye devam edecekler.


İstanbul'da İsrail konsolosluğu yakınlarında düzenlenen saldırıda üç kişi öldü, iki polis memuru yaralandı

Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).
Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).
TT

İstanbul'da İsrail konsolosluğu yakınlarında düzenlenen saldırıda üç kişi öldü, iki polis memuru yaralandı

Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).
Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).

Medyada yar alan haberlere göre bugün İstanbul'daki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında meydana gelen silahlı saldırıda üç kişi öldü, iki polis memuru ise yaralandı.

Reuters'e göre, Türkiye Adalet Bakanı, İsrail konsolosluğu yakınlarındaki silahlı saldırıyla ilgili olarak üç savcının görevlendirildiğini belirtti.

Reuters'ın yayınladığı bir videoda, silah sesleri duyulurken bir polis memurunun silahını çekip siper aldığı görülüyor. Videoda kan içinde bir kişi de görülüyor. İsrail konsolosluğu çevresinde her zaman yoğun güvenlik önlemleri alınıyor.

Televizyon görüntülerinde ise silahlı polis memurlarının olaydan sonra bölgede devriye gezdiği gösterildi.

NTV ve Doğan Haber Ajansı'na (DHA) göre, operasyonda üç şüpheli "etkisiz hale getirildi".

Soruşturmaya yakın bir kaynak AFP'ye, şu anda Türkiye topraklarında İsrail diplomatı bulunmadığını söyledi.


‘Bilinci kapalı, hareket edemiyor ve durumu kritik’... The Times, Mücteba Hamaney’in durumunu ve bulunduğu yeri ortaya koydu

Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)
Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)
TT

‘Bilinci kapalı, hareket edemiyor ve durumu kritik’... The Times, Mücteba Hamaney’in durumunu ve bulunduğu yeri ortaya koydu

Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)
Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)

 

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in sağlık durumu hakkındaki belirsizlik artarken, ülke yönetiminde aktif rol oynayıp oynamadığı tartışma konusu olmaya devam ediyor. Hamaney, şubat ayı sonunda gerçekleşen ABD-İsrail hava saldırısında yaralanmasının ardından yalnızca yazılı mesajlar yayımlamakla yetindi ve doğrudan halka görünmedi. Bu gelişmeler, kendisine ait olduğu iddia edilen askeri kontrol odasında çekilmiş görüntülerin dolaşıma girmesiyle, durumunun ve İran’ı bu hassas dönemde yönetme rolünün gerçekliği hakkında spekülasyonlara yol açtı.

Bu bağlamda, İngiliz gazetesi The Times, Hamaney’in sağlık durumuna dair yeni ayrıntıları yayımladı. Söz konusu hava saldırısı, Hamaney’in babasının hayatını kaybetmesine de neden olmuştu.

Gazete, bir diplomatik yazıya dayandırdığı bilgilere göre, Mücteba Hamaney’in ‘çaresiz durumda olduğu ve Kum şehrinde tedavi gördüğünü, ayrıca bilincini kaybettiğini ve ciddi olarak nitelendirilen bir durumdan dolayı tedavi altında bulunduğunu’ açıkladı.

Bu açıklama, Hamaney’in konumunun ilk kez kamuoyuna duyurulması anlamına geliyor. Kum, Tahran’ın yaklaşık 140 kilometre güneyinde yer alıyor ve Şii dini eğitim merkezlerinin ve İran’daki din âlimlerinin merkezi olarak biliniyor.

Diplomatik yazıda, “Mücteba Hamaney, Kum’da ciddi bir durumda tedavi görüyor ve rejimin herhangi bir kararına katılamıyor” ifadesi yer aldı.

Bu verilerin ışığında gazete, Amerikan ve İsrail istihbarat servislerinin uzun süredir Hamaney’in konumunun farkında olduğunu ancak bilgilerin bugüne kadar gizli tutulduğunu belirtti.

Ali Hamaney’in cenaze töreni düzenlemeleri

Diplomatik yazıya göre, merhum Dini Lider Ali Hamaney’in cenazesi Kum’da defnedilmek üzere hazırlanıyor.

The Times, istihbarat birimlerinin ‘Kum’da birden fazla mezar kapasitesine sahip büyük bir türbe inşa edilmesi için hazırlık yapıldığını’ tespit ettiğini ve bunun, aileden diğer kişilerin veya belki Mücteba Hamaney’in de merhum Dini Lider’in yanına defnedilme olasılığına işaret ettiğini aktardı.

İran, Hamaney’in oğlunun, babası, annesi, eşi Zehra Haddad-Adil ve çocuklarından birinin hayatını kaybettiği saldırıda yaralandığını doğruladı. Söz konusu saldırı, Ortadoğu’da beş haftadan fazla süren savaşın ilk gününde gerçekleşmişti.

O tarihten bu yana, yalnızca iki açıklama resmi İran televizyonunda yayımlandı. Kanal dün, yapay zekâ teknolojisiyle üretilmiş ve Hamaney’in bir savaş odasına girip İsrail’deki Dimona Nükleer Santrali’nin haritasını incelediğini gösteren bir video yayımladı.

Ses kaydının olmaması, Hamaney’in hâlâ kritik durumda olduğuna dair doğrulanmamış iddiaları güçlendiriyor.

İran’da kontrol kimin elinde?

İranlı yetkililerin, Mücteba Hamaney’in hâlâ ülkeyi yönettiğinde ısrar etmesine rağmen, sızıntılar ve çeşitli raporlar farklı bir tablo çiziyor. Muhalif gruplar Hamaney’in komaya girdiğini iddia ederken, bazı kaynaklar ise ağır yaralandığını, buna bacak kırığı ve yüzünde yaralanmaların da dahil olduğunu aktardı.

Şarku’l Avsat’ın The Times’tan aktardığına göre bu çelişkili anlatılar, İran’da siyasi ve dini otoritenin mutlak merkezi olan Dini Lider’in durumuyla ilgili soruları artırdı.

Bu çerçevede The Times, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) fiilen yönetimi elinde tutabileceği, Hamaney’in ise karar verenden çok sessiz bir figür konumunda kalıyor olabileceği yönünde spekülasyonların arttığını aktardı.