NASA ve ESA'nın yeni araştırması kozmolojinin temel varsayımını sarstı: Evren tüm yönlerde genişlemiyor olabilir

12 Ağustos 2013'te çekilen bu uzun-pozlama fotoğraf Yangon yakınlarındaki berrak gece gökyüzünde Samanyolu'nu gösteriyor (Ye Aung Thu / AFP)
12 Ağustos 2013'te çekilen bu uzun-pozlama fotoğraf Yangon yakınlarındaki berrak gece gökyüzünde Samanyolu'nu gösteriyor (Ye Aung Thu / AFP)
TT

NASA ve ESA'nın yeni araştırması kozmolojinin temel varsayımını sarstı: Evren tüm yönlerde genişlemiyor olabilir

12 Ağustos 2013'te çekilen bu uzun-pozlama fotoğraf Yangon yakınlarındaki berrak gece gökyüzünde Samanyolu'nu gösteriyor (Ye Aung Thu / AFP)
12 Ağustos 2013'te çekilen bu uzun-pozlama fotoğraf Yangon yakınlarındaki berrak gece gökyüzünde Samanyolu'nu gösteriyor (Ye Aung Thu / AFP)

Evrenle ilgili temel fikirlerimizden birine meydan okuyan yeni bir araştırmaya göre evrenimiz her yöne aynı hızda genişlemiyor olabilir.
Evrenin izotropik olduğu (ya da her yönden aynı olduğu) varsayımı, kozmosun nereden geldiği ve nereye gidebileceği konusundaki anlayışımızın zeminini oluşturuyor. Araştırmacılar, en azından başında, evrenin her yöne eşit olarak genişlediğinden neredeyse emindi.
Fakat NASA ve Avrupa Uzay Ajansı gözlemevlerinden alınan verilere dayanan yeni araştırmaya göre, bu varsayım en azından bugünün evreninde yanlış olabilir. Bu verileri kullanan araştırmacılar evrenin farklı bölümlerinin aslında farklı oranlarda genişlediğini ve gökyüzünün farklı bölgelerindeki galaksi kümelerinin birbirinden farklı davrandığını keşfetti.
Evrene dair süregelen anlayışımız Big Bang'den sonra evrenin her yöne doğru genişlemeye başladığını ve galaksilerin ve galaksi kümelerinin evren boyunca aynı hızda birbirinden ayrıldığına işaret ediyor. Yeni çalışma durumun böyle olmayabileceğini ve bu oranın aslında nereye baktığımıza bağlı olarak değiştiğini gösteriyor
Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi'nden çalışmanın ortak yazarı Gerrit Schellenberger, "Galaksi kümesi gözlemlerimize dayanarak, evrenin ne kadar hızlı büyüdüğünün hangi yöne baktığımıza bağlı olduğuna işaret eden farklılıklar bulmuş olabiliriz. Bu, bugün kozmolojide kullandığımız en temel varsayımlardan biriyle çelişecektir" ifadelerini kullandı.
Araştırmacılar uzun süredir evrenin gerçekten de her yönde aynı olup olmadığına kesin bir cevap bulmaya çalışıyor. Bunu, aralarında kızılötesiyle farklı galaksileri gözlemlemek ve patlayan yıldızları izlemenin de dahil olduğu farklı yöntemler kullanarak ölçmeye çalıştılar fakat hiçbir şey kesin kanıt teşkil etmedi ve sonuçlar her iki yönde göstergeler verdi.
Yeni çalışmada ölçülerini belirlemek için araştırmacılar evrenin genişleme hızını incelemek ve ölçmek için yeni bir teknik kullandı. Yeni tekniği kullanarak tam olarak ne hızda genişlediklerini anlamak için 800'den fazla galaksi kümesi gözlemlediler.
İlk olarak belirli bir galaksi kümesinin yayacağı X-ışını miktarını, evrenin genişleme hızı gibi değişikliklerden bağımsız bir katsayı oluşturacak şekilde hesapladılar. Bu bir galaksi kümesindeki sıcak gazın sıcaklığıyla X-ışınlarının miktarı veya X-ışını parlaklığı arasındaki ilişkiye dayanıyordu.
İkinci adımda, aslında evrenin genişleme hızına dayanan farklı bir yöntem kullanarak X-ışını parlaklığını hesapladılar. Bu veriler genişleme hızının aslında aynı olmadığını ve evrenin bizden farklı yerlerde farklı hızlarda uzaklaştığını gösterdi.
Bu araştırmacıların evrenin düzensiz şekilde genişlediğine dair bulduğu ilk kanıt değil fakat yeni çalışma bunu diğerlerinden çok daha ikna edici biçimde ortaya koyuyor olabilir.
ESA'nın keşfe katkıda bulunan XMM-Newton gözlemevinde proje bilimcisi olan Norbert Schartel, "Bu çok etkileyici bir sonuç. "Önceki çalışmalar, mevcut Evren'in her yöne eşit olarak genişlemeyebileceğini öne sürdü, ancak bu sonuç (ilk kez galaksi kümeleri üzerinde X-ışınlarıyla böylesi bir test yapıldı) çok daha büyük bir öneme sahip ve aynı zamanda gelecek araştırmalar için büyük potansiyel ortaya çıkardı" diye konuştu.
Bu olağandışı keşfin bir açıklaması, evrenin genişlemesinin eşit olabileceği fakat bazı galaksilerin diğer galaksi kümelerinin yerçekimi gibi başka bir etken tarafından daha hızlı çekildiği olabilir. Fakat bu, bilim insanlarının evrenin genişlemesinin bu hızın ana belirleyicisi olduğunu beklediği düşünülürse pek olası olmayabilir.
Durum böyle değilse, araştırma evrenin aslında izotropik olmadığını ve farklı yönlerde farklı olduğunu öne sürüyor. Örneğin karanlık enerji, evren boyunca farklı şekillerde dağılabilir ve beklenmedik sonuçlara neden olabilir.
Independent Türkçe'de yer alan habere göre, araştırmacılar, evrenin genişlemesini fırına yerleştirilmiş bir kuru üzüm ekmeği örneğiyle anlatıyor: Ekmek pişerken genişler ve galaksileri temsil eden kuru üzümler birbirinden uzaklaşır. Ekmek eşit olarak karıştırılmışsa, genişleme eşit olacaktır fakat en son sonuçlar hamurda gözden kaçan bir bileşen olabileceğine işaret ediyor.
Bonn Üniversitesi'nden çalışmanın ortak yazarı Thomas Reiprich, "Bu ekmeğin içindeki mayanın eşit karıştırılmadığı durumuna benziyor, bu da bazı yerlerde diğer kısımlara nazaran daha hızlı genişlemesine neden oluyor. Eğer karanlık enerji evrenin farklı yerlerinde farklı güçlere sahip olsaydı bu dikkat çekici olurdu. Ne var ki diğer açıklamaları ortadan kaldırmak ve ikna edici bir iddiada bulunmak için çok daha fazla kanıt gerekecektir" diye açıkladı.
Çalışma Astronomy and Astrophysics adlı hakemli derginin son sayısında yayımlandı ve internetten okunabilir.



Sovyet uydusu yörüngede parçalandı: Diğer uzay araçları risk altında

Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) yayımladığı bilgisayarla oluşturulmuş görüntü, Dünya'nın etrafındaki alçak Dünya yörüngesinde izlenebilir cisimleri gösteriyor (AFP)
Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) yayımladığı bilgisayarla oluşturulmuş görüntü, Dünya'nın etrafındaki alçak Dünya yörüngesinde izlenebilir cisimleri gösteriyor (AFP)
TT

Sovyet uydusu yörüngede parçalandı: Diğer uzay araçları risk altında

Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) yayımladığı bilgisayarla oluşturulmuş görüntü, Dünya'nın etrafındaki alçak Dünya yörüngesinde izlenebilir cisimleri gösteriyor (AFP)
Avrupa Uzay Ajansı'nın (ESA) yayımladığı bilgisayarla oluşturulmuş görüntü, Dünya'nın etrafındaki alçak Dünya yörüngesinde izlenebilir cisimleri gösteriyor (AFP)

Anthony Cuthbertson Teknoloji Editör Yardımcısı @ADCuthbertson 

Dünya yörüngesinde parçalanan ölü bir uydu, diğer uzay araçlarını tehdit edebilecek tehlikeli bir enkaz bulutu yarattı.

Uzay izleme şirketi LeoLabs, Sovyet dönemine ait Meteor 2-7'nin enkazını Batı Avustralya'daki radar istasyonunun üzerinden geçerken tespit etti.

45 yıl önce fırlatılan meteoroloji uydusu, onlarca yıldır faaliyet göstermiyordu ve artık aynı yörüngedeki diğer uydular için risk teşkil ediyor.

LeoLabs, X'te yaptığı paylaşımda, "Bu, son 6 ayda tanık olduğumuz bir dizi olayın en sonuncusu" dedi.

Bu olayların hepsi birlikte uzay güvenliği ve emniyeti açısından endişe verici bir eğilime işaret ediyor ve sürekli takipte kalmanın ne kadar kritik bir ihtiyaç olduğunu vurguluyor.

Orbital Radar'a göre ortalama yüksekliği 856 km olan Meteor, alçak Dünya yörüngesinin üst kesimlerinde yer alıyor.

Bu yükseklikteki cisimler, diğer uydularla çarpışmadıkları sürece yüzlerce hatta binlerce yıl burada kalabilir.

Uluslararası Uzay İstasyonu'ndaki (UUİ) astronotlar, 2024'te patlayan bir Rus uydusundan kaynaklanan enkazın yarattığı çarpışma riski nedeniyle kendilerini korumaya almak zorunda kalmıştı.

RESURS-P1 uydusu, hizmet dışı kalmasından iki yıl sonra yaklaşık 355 km irtifada 180'den fazla büyük enkaz parçasına ayrılmıştı.

Bu parçalar, felaket niteliğinde bir çarpışmaya yol açmadan nihayetinde Dünya atmosferinde yanmıştı.

Amerika Birleşik Devletleri Uzay Gözetleme Ağı'nın tahminlerine göre, alçak Dünya yörüngesinde 10 santimetreden büyük onbinlerce uzay çöpü ve 1-10 cm arasında 200 bine varan cisim var.

Gökbilimciler, büyük uzay enkazı parçaları arasındaki çarpışmanın Kessler etkisi diye adlandırılan bir duruma yol açabileceği uyarısında bulunuyor. Bu durum, çarpışmanın ardından ortaya çıkan enkazın bir dizi yeni çarpışmaya sebep olmasını ifade ediyor.

Böyle bir olay nihayetinde aktif uyduları ortadan kaldırabilir ve roketlerle aşılması imkansız bir uzay enkazı tabakası oluşturarak insanları fiilen Dünya'ya hapsedebilir.

Independent Türkçe,independent.co.uk/space


Google'ın yeni yapay zeka aracı: 240 bin yıllık ses içeriği tespit edildi

11 Kasım 2025'te Almanya'nın Berlin kentinde düzenlenen bir basın toplantısında Google logosu görülüyor (Reuters)
11 Kasım 2025'te Almanya'nın Berlin kentinde düzenlenen bir basın toplantısında Google logosu görülüyor (Reuters)
TT

Google'ın yeni yapay zeka aracı: 240 bin yıllık ses içeriği tespit edildi

11 Kasım 2025'te Almanya'nın Berlin kentinde düzenlenen bir basın toplantısında Google logosu görülüyor (Reuters)
11 Kasım 2025'te Almanya'nın Berlin kentinde düzenlenen bir basın toplantısında Google logosu görülüyor (Reuters)

Google bir görsel, metin, video veya ses dosyasının yapay zekayla oluşturulup oluşturulmadığını kontrol etmek üzere tasarlanmış yeni yapay zeka tespit aracını tanıttı.

SynthID Detector, yapay zekayla üretilmiş medya içeriklerine yerleştirilen ve insanlar tarafından fark edilemeyen filigranlardan yararlanıyor. Google, halihazırda 180 milyardan fazla görsel ve videonun yanı sıra toplam süresi 240 bin yıla ulaşan ses içeriğine filigran eklediğini belirtiyor.

Bu tespit teknolojisi, 54 yaşındaki bir adamın yapay zeka destekli dijital yayın dolandırıcılığı suçundan bu hafta ABD'de 18 ay hapis cezasına çarptırılmasının ardından piyasaya sürüldü.

Kuzey Karolina'dan Michael Smith, Apple Music ve Spotify gibi platformlarda 7 yıl boyunca fark edilmeden bu dolandırıcılığı sürdürmüş ve yapay zekayla üretilmiş yüzbinlerce şarkı aracılığıyla bu platformlardan milyonlarca dolar kazanmıştı.

SynthID Detector'ın erken bir sürümü, medya profesyonellerinin doğrulama aracı olarak kullanması amacıyla geçen yıl piyasaya sürülmüştü. Son çıkan sürüm ise herkesin kullanımına açık.

Google DeepMind'ın bilim ve stratejik girişimlerden sorumlu başkan yardımcısı Pushmeet Kohlo blog yazısında, "Yapay zeka araçları giderek daha iyi ve kullanımı daha kolay hale geldikçe çevrimiçi ortamda karşılaştığımız içeriklerin bağlamını açıkça görebilmek, neye güveneceğimiz konusunda bilinçli kararlar vermemize yardımcı olur" diye yazdı.

Bu araç, Arama, Gemini uygulaması ve Chrome'daki yerleşik doğrulama özelliklerimize ekleniyor ve bunlar halihazırda günde 1 milyondan fazla isteği işliyor.

Filigranlar, bir görselin veya videonun kullanıcılara nasıl göründüğünü değiştirmiyor ve içeriğin kalitesini etkilemiyor. Ayrıca filtre uygulandıktan veya görüntü kırpıldıktan sonra bile işlevini koruyacak şekilde tasarlandı.

Tespit aracı halihazırda sadece Google, OpenAI, Nvidia, Kakao ve Apple platformları kullanılarak oluşturulan içeriklerde çalışıyor.

OpenAI'ın, ChatGPT metin çıktılarına görünmez bir filigran eklediğini duyurmasından sadece birkaç gün sonra SynthID Detector piyasaya sürüldü.

Kelime seçimini incelikle değiştiren textGrain sistemi, metnin insan kullanıcılara normal görünmesini sağlarken, gizli kalıpları bilen otomatik sistemler tarafından tespit edilebilmesini mümkün kılıyor.

Anthropic de sohbet botu Claude için benzer bir teknolojiyi duyurdu ancak her iki şirket de yapay zekayla üretilen metinler insanlar tarafından düzenlendiğinde veya bu metinlere insan eliyle eklemeler yapıldığında filigranların etkisinin azaldığını belirtti.

Bu araçlar, Avrupa Birliği'nin Yapay Zeka Yasası nedeniyle geliştirildi. Yasa, üretken yapay zeka sistemlerinin ürettiği içeriklerin otomatik sistemler tarafından tanımlanabilir olmasını şart koşuyor.

Google'ın son tespit aracına, şirketin yapay zeka birimi DeepMind üzerinden erişilebilir.

Independent Türkçe


Samanyolu'ndaki benzersiz cismin "karmaşık yapısı" gözler önüne serildi

1181'de gözlemlenen tarihi süpernovanın muhtemel kalıntısı Pa 30, NOIRLab'in Gemini North teleskobuyla eşi benzeri görülmemiş bir ayrıntıyla görüntülendi (Uluslararası Gemini Rasathanesi/NOIRLab/NSF/AURA Teşekkür: Baş Araştırmacı: T. Cunningham [Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi] Görüntü İşleme: J. Miller & M. Rodriguez [Uluslararası Gemini Rasathanesi/NSF NOIRLab], T.A. Rector [Alaska Anchorage Üniversitesi/NSF NOIRLab], D. de Martin & M. Zamani [NSF NOIRLab])
1181'de gözlemlenen tarihi süpernovanın muhtemel kalıntısı Pa 30, NOIRLab'in Gemini North teleskobuyla eşi benzeri görülmemiş bir ayrıntıyla görüntülendi (Uluslararası Gemini Rasathanesi/NOIRLab/NSF/AURA Teşekkür: Baş Araştırmacı: T. Cunningham [Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi] Görüntü İşleme: J. Miller & M. Rodriguez [Uluslararası Gemini Rasathanesi/NSF NOIRLab], T.A. Rector [Alaska Anchorage Üniversitesi/NSF NOIRLab], D. de Martin & M. Zamani [NSF NOIRLab])
TT

Samanyolu'ndaki benzersiz cismin "karmaşık yapısı" gözler önüne serildi

1181'de gözlemlenen tarihi süpernovanın muhtemel kalıntısı Pa 30, NOIRLab'in Gemini North teleskobuyla eşi benzeri görülmemiş bir ayrıntıyla görüntülendi (Uluslararası Gemini Rasathanesi/NOIRLab/NSF/AURA Teşekkür: Baş Araştırmacı: T. Cunningham [Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi] Görüntü İşleme: J. Miller & M. Rodriguez [Uluslararası Gemini Rasathanesi/NSF NOIRLab], T.A. Rector [Alaska Anchorage Üniversitesi/NSF NOIRLab], D. de Martin & M. Zamani [NSF NOIRLab])
1181'de gözlemlenen tarihi süpernovanın muhtemel kalıntısı Pa 30, NOIRLab'in Gemini North teleskobuyla eşi benzeri görülmemiş bir ayrıntıyla görüntülendi (Uluslararası Gemini Rasathanesi/NOIRLab/NSF/AURA Teşekkür: Baş Araştırmacı: T. Cunningham [Harvard-Smithsonian Astrofizik Merkezi] Görüntü İşleme: J. Miller & M. Rodriguez [Uluslararası Gemini Rasathanesi/NSF NOIRLab], T.A. Rector [Alaska Anchorage Üniversitesi/NSF NOIRLab], D. de Martin & M. Zamani [NSF NOIRLab])

Bilim insanları, galaksimizdeki benzersiz bir gökcisminin "karmaşık yapısını" gözalıcı detaylarıyla görüntüledi.

Samanyolu'nda türünün bilinen tek süpernova kalıntısı Pa 30, bir yıldızın yaklaşık 850 yıl önce gözlemlenen ölümcül patlamasından geriye kalanlardan oluşuyor. Gökbilimciler son teknoloji teleskopları kullanarak bu cismi ince detaylarıyla görüntüledi.

Görüntü, patlamanın karmaşık yapısını ortaya koyuyor: Adeta havai fişek gösterisi gibi, şeritler evrene doğru uzanıyor. Bu şeritlerin her biri, Güneş Sistemi'ni defalarca içine alabilecek kadar geniş.

Ortasında ise patlayan yıldızın hayatta kalan parçaları olan "zombi yıldız" yer alıyor ve sıradışı bir şekilde gösterinin tam merkezinde duruyor. Yıldızın patlaması 1181'de gözlemlenmiş ve dönemin Japon, Çin ve Arap kaynaklarında ayrı ayrı kaydedilmişti. Kalıntısıysa ilk kez 2013'te bir yurttaş bilim insanı tarafından tespit edilmişti.

Ancak yeni araştırmada gökbilimciler, Gemini North teleskobuyla patlamanın kalıntısını ayrıntılı biçimde görüntülemeyi başardı. Bu sayede ilk bakışta havai fişeğe benzeyen şeritlerin aslında tıpkı ipe dizilmiş inciler gibi uzun düğüm zincirleri olduğu görüldü.

Patlama, Dünya'dan yaklaşık 7 bin 500 ışık yılı uzaklıkta yer alıyor. Bu, Samanyolu'nda türünün bilinen tek örneği ve diğer galaksilerde benzer örnekler saptansa da nispeten yakın olması sayesinde patlamanın çekirdeğindeki kalıntıları görebiliyoruz.

Bu kalıntılar, süpernovanın "Tip Iax" olması nedeniyle bırakıldı. Bu tür süpernovalarda patlama, yıldızın kendisini tamamen yok etmiyor. Araştırmacılar, bunun iki beyaz cücenin çarpışmasından kaynaklandığını düşünüyor. Beyaz cüceler, yıldızların ölürken kendi üzerlerine çökmesiyle oluşan, Dünya büyüklüğündeki yoğun gökcisimleridir.

Avusturya Bilim ve Teknoloji Enstitüsü'nden, çalışmanın yürütücülerinden Ilaria Caiazzo, "Pa 30'un Dünya'ya yakınlığı sayesinde bu kadar ayrıntıyı görebiliyoruz" diyor. 

Bu yakınlık, Pa 30'u araştırmalar açısından eşsiz bir değere sahip kılıyor.

Pa 30, türünün bilinen tek örneği olsa da galaksimizde yalnız olmayabilir. Bilim insanları, keşfedilmeyi bekleyen başka örnekler de olabileceğini söylüyor.

Warwick Üniversitesi'nden çalışmanın ortak lideri Tim Cunningham "Yıldız patlamalarına ilişkin güvenilir tarihsel kayıtlar yalnızca bin yıl kadar eskiye uzanıyor. Bilindiği kadarıyla, galaksimizde karanlıkta gizlenmiş başka benzer kalıntılar olabileceği" diyor.

Bugün, teleskobun icadından yüzyıllar önce bu olayı üç ayrı tarihsel kayıtta belgeleyen gökbilimcilerin gözlemlediğini bildiğimiz ilginç bir cismi inceleyebildiğimiz için şanslıyız.

Çalışma, The Astrophysical Journal'da yayımlanan "Detection of knots in the supernova type Iax remnant Pa 30" (Pa 30 adlı Iax tipi süpernova kalıntısında düğümlerin tespiti) başlıklı yeni makalede aktarılıyor.

Independent Türkçe