​Koronavirüs salgını sonrası ABD ve dünya düzeni

Salgının ortaya çıktığı Vuhan’da yetkililerin bazı önlemleri hafifletmesinin ardından Yangtze Nehri yanında yapılan düğün çekimi (Reuters)
Salgının ortaya çıktığı Vuhan’da yetkililerin bazı önlemleri hafifletmesinin ardından Yangtze Nehri yanında yapılan düğün çekimi (Reuters)
TT

​Koronavirüs salgını sonrası ABD ve dünya düzeni

Salgının ortaya çıktığı Vuhan’da yetkililerin bazı önlemleri hafifletmesinin ardından Yangtze Nehri yanında yapılan düğün çekimi (Reuters)
Salgının ortaya çıktığı Vuhan’da yetkililerin bazı önlemleri hafifletmesinin ardından Yangtze Nehri yanında yapılan düğün çekimi (Reuters)

Koronavirüs krizinin sona ermesinin ardından hangi bilim adamının yıldızı parlayacak? Zafer kazanan güçler hangileri olacak? Dünyanın, insanlığın bu yeni düşmanı ile savaşında yenilgiye uğrayacak güçler hangileri olacak?
Bu soruların, tüm dünya mevcut krizden kurtulmayı nefesini tutarak beklerken ortaya çıkması için henüz erken olabilir. Ancak bunlar, araştırma merkezlerindeki ve gelecekte alınacak kararları şekillendirmekten sorumlu devlet kurumlarındaki politika yapıcıların bugünü meşgul eden sorulardır.
Şimdiden Almanya, Güney Kore, Singapur ve diğer ülkelerin, dünyanın iki büyük ekonomisi Çin ve ABD’nin, yetkilileri arasında yapılan açıklamalarda olduğu gibi bu küresel felaketin yayılmasının sorumluluğuyla ilgili bir dizi karşılıklı suçlamaların yapıldığı sırada bu savaşta kazanılacak herhangi bir ‘zaferin’ meyvelerini toplamak için yarattıkları kalabalığa tanık oluyoruz. Öte yandan Pekin’deki yetkililer, salgının ortaya çıktığı Vuhan eyaletinde ekonomik hareketliğin ve hayatın sınırlı da olsa yeniden normal akışına döndüğünü açıkladılar.
Örneğin Dr. Muhammed Kemal, Dr. Paul Salem ve Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi ve AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell makaleleriyle koronavirüs salgınına karşı verilen savaşın uluslararası ilişkilerin geleceğine yönelik sonuçlarına ışık tutmaya çalışıyorlar.
ABD ve genel olarak dünyanın yaşadığı mevcut sağlık krizi, son 100 yılın en büyük krizidir. Ekonomi üzerinde 1930'lardaki Büyük Buhran’dan bu yana en büyük etkiyi bırakabilir. Bu küresel krizden çıkış yolunun kesin olarak tahmin edilmesi ise şu an için mümkün olmasa da birkaç olası senaryo söz konusu.
En iyimser senaryo, ‘sosyal mesafenin’ işe yaraması ve hastaların etkili bir şekilde tedavi edilmesinde hızlı bir ilerleme sağlanması olasılığı çerçevesinde mevcut krizden çıkmanın önümüzdeki üç ay içinde mümkün olabileceği öngörülüyor. Bu senaryoda, insanların kademeli olarak işlerine dönmeye başlayabilecekleri ve böylece ekonomik durgunluğun etkileyeceği ekonomilerin 2020 sonları ile 2021 başlarında toparlanmaya başlayacağı düşünülüyor.
Daha karanlık olan senaryoda ise  salgının, en az 12 ay daha -yani, bir aşı bulunana, test edilip dağıtılana kadar - devam edeceği, karantina ve kapatma politikalarının 18 aya kadar uzayabileceği öngörülüyor. Bu da ABD ve dünyada 1930’ların Büyük Buhran’ına benzeyen ve etkisi uzun yıllar sürebilecek ekonomik bir gerilemeye yol açacaktır. Bu kasvetli senaryoya göre ABD ve küresel ekonomiyi etkileyen diğer ülkelerde ekonomik iyileşme daha uzun zaman alabilir ve bu iyileşme süreci 2022'ye kadar uzayabilir. Bununla birlikte yüksek işsizlik oranları ile yoksulların sayısındaki artışın sosyal, siyasi ve güvenlik yansımaları şu an için pekte doğru beklentiler değiller.
ABD ile ilgili olarak ise iyileşme süresi ne olursa olsun ekonomide kayda değer bir daralma yaşanacağı bir gerçektir. Ulaşım, enerji ve sigorta gibi kilit sektörlerin toparlanması uzun zaman alacaktır. ABD’liler özellikle kişisel ve sağlık harcamalarının yanı sıra ekonomik koşullarına daha fazla dikkat etmeye başlayabilirler. Bu da dış politikaya olan ilgiden giderek uzaklaşılması anlamına geliyor.
Ülkenin siyasi yönetimi sola eğilim gösterecek. Çünkü Cumhuriyetçi ve Demokrat olmak üzere ABD’nin iki büyük partisi de ülkenin nüfusu ve kurumlarına destek sağlamada kamu sektörünün rolüne büyük önem veriyorlar.
Bununla birlikte önümüzdeki Kasım ayında yapılması planlanan ABD başkanlık seçimleri, Washington’ın politikalarında meydana gelecek değişiklikleri şekillendirmede önemli bir faktördür. Şu anda kimin kazanacağını tahmin etmek imkansız. Yarışın galibi ya Başkan Donald Trump olacak ya da eski Başkan Yardımcısı Joe Biden. Eğer seçimi Trump kazanırsa, içe dönük bir politikaya öncelik verecektir ve muhtemelen ABD'nin dünyadan daha fazla tecrit edilmesini isteyecektir. Bu durum uluslararası müttefikler ve ortaklarla ilişkileri zayıflatırken Washington'ın uluslararası kurumlara katkısını azaltacaktır.
Joe Biden ise uluslararası işbirliğinin önemli olduğuna inanıyor. Eğer seçimleri Biden kazanırsa, ABD'nin NATO’daki ve müttefikleri arasındaki liderlik pozisyonunu yeniden kazanması için çalışacaktır. Ayrıca ABD’nin uluslararası kurumlardaki rolünü canlandırmaya çabalayacaktır.   Fakat seçimleri kazanması her şeyin değişmesi anlamına gelmeyecektir. Amerikalılar ve ABD Kongresi'nin odak noktası aynıdır. Bu odak noktası içeriye yönelmek ve öyle kalmak yönündedir. Bu da ABD'nin büyük veya maliyetli dış rollerine önemli bir destek verilmeyeceği anlamına geliyor.
Bununla birlikte ABD’nin artık bir zamanlar sahip olduğu dünya siyaseti üzerindeki baskın konumundan uzaklaştığı da açıktır. Bu durum, Beyaz Saray’a gelecek olan isimle ilgili dengeyi değiştirmeyecektir. Rusya ve Çin, dünyanın birçok bölgesinde ve endişe duyulan alanlarda ABD'nin konumunu dengelemek için çok mücadele ettiler.
Bunun yanı sıra ABD’de göz ardı edilemeyen temel kaygılardan biri de başkanlık seçimlerinin önümüzdeki Kasım ayında yapılmaması ihtimaliyle ilgilidir. Eğer salgın sona ermezse veya Eylül ve Ekim aylarında tekrar yayılmaya başlarsa, Başkan Trump, özellikle seçimleri kaybetme korkusuna kapılırsa ortaya çıkacak koşulların seçimlerin yapılmasına uygun olmadığını duyurmaktan geri kalmayacaktır.
Cumhuriyetçilerin kontrolündeki ABD Senatosu, Trump’ın böyle bir olası kararını muhtemelen destekleyecektir. Yüksek Mahkeme de bu kararı, özellikle bazı yargıçlarını halihazırda Trump’ın atamış olmasından dolayı onaylayabilir. Bu senaryoda ABD, 1861 - 1865 yıllarındaki iç savaştan bu yana demokrasiyi tehdit eden en ciddi anayasal krizle karşı karşıya kalacaktır.
Her halükarda ABD, koronavirüs krizinden ekonomi ve siyasi olarak daha zayıf çıkacak ve bu yüzden içişlerine daha fazla odaklanacaktır. Küresel nüfuzunu geri kazanmaya ya da Ortadoğu veya diğer bölgelerdeki bölgesel çatışmalara ve anlaşmazlıklara daha az ilgi duymaya başlayacaktır.
Öte yandan, uluslararası sistemin geçmiş yıllarda olduğu gibi dağılmaya devam etmesi muhtemeldir. Doğu Avrupa'da NATO'nun genişlemesi girişimleri konusunda Rusya ile yaşanan çatışmalara tanık olduk. Moskova, AB ülkeleri arasındaki uyumu zayıflatmaya ve kıtanın çeşitli yerlerindeki sağcı siyasi hareketlerin yükselişine destek vererek bu dağılmaya etkili bir şekilde katkıda bulundu. Çin ise ABD’nin Pasifik Okyanusu ve Avrasya'daki hegemonyasıyla yüzleşti. Çin ve Rusya’nın boykotu, 1990 yılında Sovyetler Birliği'nin çöküşünün ardından kök salan ABD hegemonyasının sona ermesine katkıda bulundu. Ancak bu boykot, Rusya ile Çin ve Batı ülkeleri arasında Libya'ya müdahalenin kapsamı konusunda bir takım anlaşmazlıkların patlak vermesinden ve Rusya'nın Suriye'de askeri birliklerini konuşlandırmasından sonra sarsıldı.
Salgının, Sovyet bloğunun çöküşünden buna yana devam eden ‘dünya düzeni’ni zayıflaması da söz konusu. Kriz bittikten sonra, ABD eskisinden daha zayıf olacak ve ekonomisini Çin ekonomisinden ayırmaya çalışacaktır. Bununla birlikte büyük olasılıkla iç meselelere odaklanacaktır. Öte yandan Çin ve Rusya, çıkarlarına hizmet eden alanlarda nüfuzlarını artırma çabalarını sürdüreceklerdir.
Bazıları bu krizin uluslararası işbirliğini artıracağını beklerken, bunun tersi de olabilir. ABD, Rusya ve Çin, birbirlerine karşı koronavirüs krizine diğerinin neden olduğuna dair suçlamalar yönelttikleri bir bilgi savaşı başlattılar.
Eğer Trump ikinci kez başkan olursa, mevcut gerilim eğilimi güçlenecek ve dünya gerçek uluslararası işbirliği olasılığına veda edecektir. Eğer seçimleri Biden kazanırsa, uluslararası işbirliğini yeniden inşa etmeye çalışabilir. Fakat bunu yapabilmesi oldukça zor ve meşakkatli. Çin ve Rusya’nin liderlerinin nasıl bir tutum sergileyeceklerini ise bilmiyoruz.



ABD/İsrail-İran savaşında kritik saatler yaklaşırken, kısmi bir anlaşma için bölgesel girişim başlatıldı

Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD/İsrail-İran savaşında kritik saatler yaklaşırken, kısmi bir anlaşma için bölgesel girişim başlatıldı

Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

ABD ve İran arasında karşılıklı tehditlerin sürdüğü bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump’ın salı akşamı sona erecek olan süresinin yaklaşması ve bunun beraberinde getireceği benzeri görülmemiş bir gerginlik artışıyla birlikte, Ortadoğu bölgesinde gerginliği yatıştırmaya yönelik yoğun bölgesel girişimler yaşanıyor.

ABD kaynaklarından sızan bilgiler, bu çabaların İran'da 45 günlük kısmi ateşkes anlaşması sağlanmasına yönelik olduğuna işaret etti. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlara göre ise bu çabalar, 28 Şubat'tan bu yana süren bu şiddetli savaşı durdurmak için üçlü arabuluculuğun sahip olduğu bölgesel ağırlık ve uluslararası istek göz önüne alındığında Trump'ın son tarihini uzatarak veya geçici bir durdurma sağlayarak ilerleme kaydetme umuduyla daha önce eşi ve benzeri görülmemiş tehditler altında yürütülen baskı diplomasisi çerçevesinde değerlendiriliyor.

Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından duman yükseliyor (Reuters)Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından duman yükseliyor (Reuters)

ABD ve İran, arabulucular aracılığıyla, Mısır, Türkiye ve Pakistan aracılığıyla, 45 günlük olası bir ateşkesin şartları hakkında görüşmeler yürütüyor. Bu ateşkes, savaşın kalıcı olarak sona ermesine yol açabilir. Görüşmelerden haberdar olan ve ABD merkezli haber sitesi Axios’a konuşan ABD'li, İsrailli ve bölge ülkelerinden dört kaynak dün yaptıkları açıklamalarda, bu istişareleri ‘son şans’ olarak nitelendirdi.

Reuters ise dün, İran ve ABD'nin düşmanlıkların sona erdirilmesine yönelik bir teklif aldığını doğruladı.

Mısır'ın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi'nin değerlendirmesine göre Mısır, Türkiye ve Pakistan'ın öncülüğündeki arabuluculuk, caydırıcılık hesaplarının yatıştırma baskılarıyla kesiştiği, son derece hassas bir bölgesel anın izlerini ortaya koyuyor ve bu da müzakere dengelerini yeniden düzenlemek ve bölgesel çerçeveyi aşabilecek daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyi önlemek için zaman kazanmak amacıyla yapılıyor.

Üçlü arabuluculuğun, sürece dahil olan tarafların niteliği nedeniyle özel bir öneme sahip olduğunu düşünen Hicazi, "Mısır, bölgesel krizlerin yönetilmesinde geleneksel bir ağırlığa sahipken, Türkiye çeşitli aktörlerle karmaşık iletişim kanallarına sahip. Pakistan ise Tahran ile iletişimde son derece hassas bir rol üstleniyor. Bu durum, çok yönlü bir diplomatik mimariyi yansıtıyor. Ancak savaşın tarafları arasında asgari düzeyde dahi stratejik bir uzlaşının olmaması, bu çabayı krizin çözümünden çok, kriz yönetimine yaklaştırıyor” değerlendirmesinde bulundu.

İran Politika Analizi Arap Forumu Başkanı ve İran uzmanı Muhammed Muhsin Ebu’n-Nur, bu girişimin kriz yönetimi modelinde önemli bir dönüşümü yansıttığını, zira uluslararası ve bölgesel güçlerin gerginliği geleneksel ikili kanallar yerine çok taraflı bir format aracılığıyla kontrol altına almaya çalıştığını belirtti. Ebu'n-Nur, girişimin sadece geçici bir ateşkes hedeflemediğini, aynı zamanda küresel enerjinin en önemli arterlerinden birinde gerilimi kontrol altına almak için daha geniş kapsamlı düzenlemeler oluşturmayı amaçladığını da vurguladı.

Müzakere sürecinin sonuçları merakla beklenirken, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi dün, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Mısır Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Sisi bu görüşmede, Mısır'ın savaşı durdurmaya yönelik çabalarını gözden geçirdi ve bu hedefe ulaşmak için uluslararası ve bölgesel çabaların birleştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Mısır'ın kardeş Arap ülkelerine yönelik saldırıları kesin bir dille kınadığını, bu ülkelerin egemenliğine, istikrarına ve halklarının kaynaklarına yönelik her türlü müdahaleyi reddettiğini vurgulayan Sisi, Mısır'ın bu kardeş Arap ülkeleri destekleme konusundaki kararlı tutumunu bir kez daha teyit etti.

Mısır Temsilciler Meclisi üyesi Mustafa Bekri ise dün sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Mısır'ın Türkiye ve Pakistan ile birlikte gösterdiği çabaları ‘bölgeyi yıkıcı savaş selinden kurtarmak için son dakika girişimleri’ olarak nitelendirdi. Bekri, ‘önümüzdeki saatlerin belirleyici olacağını’ ifade etti.

Mısır’ın bu tür girişimlerde oynayacağı rolün belirleyici olmaya aday olduğunu düşünen İran uzmanı Ebu’n-Nur’a göre Mısır, çatışan taraflar arasındaki iletişim kanallarını yönetme konusunda uzun yıllara dayanan bir deneyime sahip olmasının yanı sıra hem ABD hem de Körfez ülkeleriyle dengeli bir ilişki ağına sahip ve İran ile de doğrudan iletişim kanallarını açık tutmaya devam ediyor.

Ahvaz ilindeki Mahşahr Petrokimya Kompleksi’ne düzenlenen saldırıların ardından duman yükseliyor (Reuters)Ahvaz ilindeki Mahşahr Petrokimya Kompleksi’ne düzenlenen saldırıların ardından duman yükseliyor (Reuters)

Şarku'l Avsat'ın İran resmi haber ajansı IRNA'dan aktardığına göre Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi dün “Savaşın sona ermesini ve tekrarlanmamasını istiyoruz”ifadesini kullandı. IRNA’nın haberine göre geçici ateşkes istemediklerini belirten Bekayi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı açmaması halinde salı akşamı İran'ın ana altyapısını bombalayacağı yönündeki tehdidine atıfla, herhangi bir diplomatik görüşmenin ‘savaş suçu işleme uyarıları ve tehditleriyle tamamen çeliştiğini’ ifade etti.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı bir paylaşımda, “Salı günü İran'da hem 'Elektrik Santrali Günü hem de Köprü Günü' olacak” ifadelerini kullandı. İran'ın altyapısını hedef alan olası geniş çaplı saldırılar düzenleneceğini ima eden Trump, “Bunun benzeri bir şey olmayacak” dedi. Müzakere yolunun açık olduğunu da belirten Trump, Fox News'e verdiği röportajda, dolaylı temasların devam ettiği bir ortamda anlaşmaya varılması için ‘iyi bir şans’ olduğunu söyledi.

Anlaşmazlıklar devam ederken kısmi bir anlaşmaya varılma olasılığından söz etmenin sadece siyasi iradeyle ilgili bir mesele olmadığını, özellikle de üçlü arabuluculuk çerçevesinde diplomasiye son bir şans tanınması yönünde bir adım da olduğunu düşünen Büyükelçi Hicazi, ancak bunun, ‘zorlayıcı diplomasi’ çerçevesi içinde değerlendirilebileceğini kaydetti. Askeri tehditlerin, tarafları müzakereye itmek için kullanıldığını belirten Hicazi, fakat bunun uzlaşı koşullarının mevcut olduğu anlamına gelmediğini vurguladı.

Hicazi’ye göre şimdiye kadar elde edilen veriler, önümüzdeki birkaç saat içinde tarafların tutumlarında niteliksel bir dönüşüm yaşanmadığı sürece, bölgenin sürdürülebilir bir sükûnet sürecine girmekten ziyade, kontrollü bir gerginlik yönetimine daha yakın olduğunu gösteriyor.

Öte yandan Ebu’n-Nur, İran'ın ‘hesaplı bir tereddüt’ içinde olduğunu, bunun amacının sunulan garantilerin ciddiyetini test etmek ya da müzakere koşullarını iyileştirmek olabileceğini, buna karşın ABD'nin ise özellikle de girişimin stratejik kazanımlara dönüşüp dönüşmeyeceği ya da İran'a kartlarını yeniden düzenlemesi için zaman kazandıran geçici bir ateşkes olup olmayacağının belirsizliği nedeniyle taktiksel bir ihtiyat içinde olduğunu değerlendirdi.

Ebu’n-Nur’a göre girişimin başarısı, arabulucuların her iki tarafa da ikna edici güvenlik ve siyasi garantiler sunabilmesine bağlı. Aksi takdirde, taraflar bu aşamada gerçek bir uzlaşma sürecine geçmek yerine, mevcut gerginlik sınırları içinde çatışmayı sürdürmeye devam edecekler.


İstanbul'da İsrail konsolosluğu yakınlarında düzenlenen saldırıda üç kişi öldü, iki polis memuru yaralandı

Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).
Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).
TT

İstanbul'da İsrail konsolosluğu yakınlarında düzenlenen saldırıda üç kişi öldü, iki polis memuru yaralandı

Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).
Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).

Medyada yar alan haberlere göre bugün İstanbul'daki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında meydana gelen silahlı saldırıda üç kişi öldü, iki polis memuru ise yaralandı.

Reuters'e göre, Türkiye Adalet Bakanı, İsrail konsolosluğu yakınlarındaki silahlı saldırıyla ilgili olarak üç savcının görevlendirildiğini belirtti.

Reuters'ın yayınladığı bir videoda, silah sesleri duyulurken bir polis memurunun silahını çekip siper aldığı görülüyor. Videoda kan içinde bir kişi de görülüyor. İsrail konsolosluğu çevresinde her zaman yoğun güvenlik önlemleri alınıyor.

Televizyon görüntülerinde ise silahlı polis memurlarının olaydan sonra bölgede devriye gezdiği gösterildi.

NTV ve Doğan Haber Ajansı'na (DHA) göre, operasyonda üç şüpheli "etkisiz hale getirildi".

Soruşturmaya yakın bir kaynak AFP'ye, şu anda Türkiye topraklarında İsrail diplomatı bulunmadığını söyledi.


‘Bilinci kapalı, hareket edemiyor ve durumu kritik’... The Times, Mücteba Hamaney’in durumunu ve bulunduğu yeri ortaya koydu

Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)
Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)
TT

‘Bilinci kapalı, hareket edemiyor ve durumu kritik’... The Times, Mücteba Hamaney’in durumunu ve bulunduğu yeri ortaya koydu

Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)
Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)

 

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in sağlık durumu hakkındaki belirsizlik artarken, ülke yönetiminde aktif rol oynayıp oynamadığı tartışma konusu olmaya devam ediyor. Hamaney, şubat ayı sonunda gerçekleşen ABD-İsrail hava saldırısında yaralanmasının ardından yalnızca yazılı mesajlar yayımlamakla yetindi ve doğrudan halka görünmedi. Bu gelişmeler, kendisine ait olduğu iddia edilen askeri kontrol odasında çekilmiş görüntülerin dolaşıma girmesiyle, durumunun ve İran’ı bu hassas dönemde yönetme rolünün gerçekliği hakkında spekülasyonlara yol açtı.

Bu bağlamda, İngiliz gazetesi The Times, Hamaney’in sağlık durumuna dair yeni ayrıntıları yayımladı. Söz konusu hava saldırısı, Hamaney’in babasının hayatını kaybetmesine de neden olmuştu.

Gazete, bir diplomatik yazıya dayandırdığı bilgilere göre, Mücteba Hamaney’in ‘çaresiz durumda olduğu ve Kum şehrinde tedavi gördüğünü, ayrıca bilincini kaybettiğini ve ciddi olarak nitelendirilen bir durumdan dolayı tedavi altında bulunduğunu’ açıkladı.

Bu açıklama, Hamaney’in konumunun ilk kez kamuoyuna duyurulması anlamına geliyor. Kum, Tahran’ın yaklaşık 140 kilometre güneyinde yer alıyor ve Şii dini eğitim merkezlerinin ve İran’daki din âlimlerinin merkezi olarak biliniyor.

Diplomatik yazıda, “Mücteba Hamaney, Kum’da ciddi bir durumda tedavi görüyor ve rejimin herhangi bir kararına katılamıyor” ifadesi yer aldı.

Bu verilerin ışığında gazete, Amerikan ve İsrail istihbarat servislerinin uzun süredir Hamaney’in konumunun farkında olduğunu ancak bilgilerin bugüne kadar gizli tutulduğunu belirtti.

Ali Hamaney’in cenaze töreni düzenlemeleri

Diplomatik yazıya göre, merhum Dini Lider Ali Hamaney’in cenazesi Kum’da defnedilmek üzere hazırlanıyor.

The Times, istihbarat birimlerinin ‘Kum’da birden fazla mezar kapasitesine sahip büyük bir türbe inşa edilmesi için hazırlık yapıldığını’ tespit ettiğini ve bunun, aileden diğer kişilerin veya belki Mücteba Hamaney’in de merhum Dini Lider’in yanına defnedilme olasılığına işaret ettiğini aktardı.

İran, Hamaney’in oğlunun, babası, annesi, eşi Zehra Haddad-Adil ve çocuklarından birinin hayatını kaybettiği saldırıda yaralandığını doğruladı. Söz konusu saldırı, Ortadoğu’da beş haftadan fazla süren savaşın ilk gününde gerçekleşmişti.

O tarihten bu yana, yalnızca iki açıklama resmi İran televizyonunda yayımlandı. Kanal dün, yapay zekâ teknolojisiyle üretilmiş ve Hamaney’in bir savaş odasına girip İsrail’deki Dimona Nükleer Santrali’nin haritasını incelediğini gösteren bir video yayımladı.

Ses kaydının olmaması, Hamaney’in hâlâ kritik durumda olduğuna dair doğrulanmamış iddiaları güçlendiriyor.

İran’da kontrol kimin elinde?

İranlı yetkililerin, Mücteba Hamaney’in hâlâ ülkeyi yönettiğinde ısrar etmesine rağmen, sızıntılar ve çeşitli raporlar farklı bir tablo çiziyor. Muhalif gruplar Hamaney’in komaya girdiğini iddia ederken, bazı kaynaklar ise ağır yaralandığını, buna bacak kırığı ve yüzünde yaralanmaların da dahil olduğunu aktardı.

Şarku’l Avsat’ın The Times’tan aktardığına göre bu çelişkili anlatılar, İran’da siyasi ve dini otoritenin mutlak merkezi olan Dini Lider’in durumuyla ilgili soruları artırdı.

Bu çerçevede The Times, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) fiilen yönetimi elinde tutabileceği, Hamaney’in ise karar verenden çok sessiz bir figür konumunda kalıyor olabileceği yönünde spekülasyonların arttığını aktardı.