Kaddafi darbesi sonucu tahtını kaybeden son Libya Kralı İdris es-Senusi’nin torunu Şarku’l Avsat’a konuştu: Libya’daki krizi Krallığın yeniden kurulması çözebilir

Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi (Şarku’l Avsat)
Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi (Şarku’l Avsat)
TT

Kaddafi darbesi sonucu tahtını kaybeden son Libya Kralı İdris es-Senusi’nin torunu Şarku’l Avsat’a konuştu: Libya’daki krizi Krallığın yeniden kurulması çözebilir

Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi (Şarku’l Avsat)
Prens Muhammed el-Hasan er-Rıda es-Senussi (Şarku’l Avsat)

Muammer Kaddafi’nin düzenlediği askeri darbe sonucu tahtını kaybeden son Libya Kralı İdris es-Senusi’nin torunu “Prens” Muhammed el-Hasan er-Rıza es-Senusi, Libya siyasi sahnesindeki tüm kaosa rağmen iyimser bir tablo çizdi. Ancak Prens, bu iyimserliğin, ‘hoşgörü’ ruhuyla tüm taraflarca sağlanması ve ülkenin tanık olduğu engelleri aşmak için çaba sarf edilmesi gerektiğini ifade etti. Prens, çözüm girişimlerinin sahibinin siyasi taraflar değil, halk olduğunu söylerken, kendilerini memnun edecek olan hükümet sistemine de halkın karar vereceğine dikkati çekti. Kaddafi öncesi Krallığa dönüş çağrısı yaptı.
25 Kasım 1956 tarihinde İdris es-Senusi tarafından veliaht prens olarak atanan ancak 28 Nisan 1992 tarihinde hayatını kaybeden Hasan er-Rıza es-Senusi’nin oğlu olan Muhammed el-Hasan, ülkesindeki kriz hakkında Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, “Sağlam bir anayasal temelin olmaması, karşılaşılan ana sorunlardan biridir” dedi. Aynı şekilde yerlerinden edilmiş Libyalılara da hitap eden Muhammed el-Hasan, vatanlarından uzakta olan tüm sakinlere geri dönme çağrısı yaparken, Muammer Kaddafi’nin ailesini, karısını ve çocuklarını da ülkeye dönmeye çağırdı. Prens ayrıca, Kaddafi’nin ailesine de Libya vatandaşları olduklarını, aynı hak ve görevlere sahip olduklarını hatırlattı.
1962 doğumlu olan Muhammed, bazı Libyalılar tarafından da ‘ülke krallığını devralması için yeniden yetkilendirilmeye’ çağrılıyor. Prens ayrıca, “Müslüman Kardeşler’in saldırganlığına maruz kalan çatışmaların devam etmesini düşünemiyoruz. Bu durum, tüm kapasite ve yeteneklerin dağılmasına yol açacaktır, vatanın bileşenlerini gruplara ve sınıflara ayıracaktır ve kardeşleri birbirlerini öldürmeye ve Libya’yı parçalamaya teşvik edecektir” ifadelerini kullandı.
Prens Muhammed ayrıca, “Libya halkını temsil etmeyen bireyler ve gruplar arasındaki güç mücadelesi nedeniyle Libya toplumunda çok fazla sorun yaşanıyor” dedi.
İşte “Prens” Muhammed el-Hasan er-Rıza es-Senusi’nin Şarku’l Avsat’a verdiği röportajın tamamı;

-Prens Muhammed el-Hasan’ın, 1990’ların başında büyüme döneminde Libya’dan ayrıldığını ve İngiltere’ni başkenti Londra’da ikamet ettiğini, yani krizler ve sancılara maruz kalan Libyalılardan uzak yaşadığını söyleyenler var. Sizin durum karşısındaki görüşünüz nedir?
Babamın hastalığı dolayısıyla Libya’dan ayrıldım, Allah ona rahmet eylesin. Ama 1969 darbesinden sonra yirmi yıldan fazla bir süre Libya’daydım ve Libya’daki olayların önemli bir bölümüne şahit oldum. Aynı şekilde ülkemdeki tüm gelişmeleri yakından takip ediyorum. Benim açımdan medya organlarında olmak, Libya ve halkının karşılaştığı koşullar ve gelişmelerin gereğince oldu, sadece görünmek için değil. Ne yazık ki bazı taraflar, medya organlarında görünmenin güç kanıtlamak ya da Libya’nın tanık olduğu gelişme alanlarından uzak kalıyormuş veya seçim yarışında koşuyormuş gibi görünmek olduğu kanaatinde. Ama anayasal krallık, köklü bir kurumdur ve bizler, halkından ve arzularından uzak değiliz.

-Monarşinin ülkede tekrar tesisi ve Krallık Anayasası’nın yeniden kabul edilmesi yönündeki çalışma çerçevesinde ülkedeki krizin, sadece anayasa yokluğundan kaynaklandığını mı düşünüyor musunuz?
Rakip siyasi taraflar arasındaki güç ilişkisini kontrol eden ve yasama meclisleri ile yürütme organlarının sorumluluğunu belirleyen sağlam bir anayasal temelin bulunmaması ve Libya vatandaşlarının bu denklemde yer almaması krizin temel sorunlarından biridir. Kraliyet çağrısı, kayıp bir yönetimi onarmak için bizim tarafımızdan yapılmış bir çağrı değil. Aksine anayasal meşruiyeti yeniden sağlamak insanların derinliklerinden geliyor. Bu ismi taşıyan samimi Libyalılar liderliğinde bir hareket var. Bunlar, Libya’nın tüm bölgelerinde aktif ve daha önce de ülkenin batısından doğusuna kadar çeşitli konferanslar düzenlemişlerdir. Tüm Libya oluşumlarından saygın bireylerin katıldığı bu konferanslar, toplumumuzun yasalara saygı gösteren bir devlet inşa etme arzularını yansıtmaktadır.

-Birçoğu, zamanın artık değiştiğini söylüyor. Bu sebeple de kraliyet dönemine geri dönüş için uygun bir fırsatın mevcut olmadığına inanıyorlar. Gelecek Devlet Başkanlığı seçimlerine kendinizi aday gösterme yönündeki bir görüşü destekler misiniz?
Libya’yı ve tarihini bilmeyenler için açığa kavuşturmamız gereken bir gerçek var. Geçen yüzyılın ortalarında başardıkları şeylerin ardından ve henüz komşu ülkeler bağımsızlıklarını kazanmamışken, devlet kurma hayalini gerçekleştirebilenler, Libyalılar oldu. Hala gurur duyduğumuz bir bağımsızlığa kavuştular. Monarşi, bu rüyaya ve bu başarıya katkıda bulunan duraklardan biriydi. Sonuç olarak bu başarı, Libya halkına aittir. Arzu edilen kurum ve hukuk devleti için bir çerçeve olarak hükümet sistemine karar veren Libya halkıdır.

-Uluslararası raporlar, Libya krizine ilişkin bölgesel meseleler, kabilecilik ve silahlı milisler gibi karmaşık bir tablodan söz ediyor. Anayasa devletinin bu engellerle nasıl başa çıkabileceğini düşünüyorsunuz?
Belirttiğiniz gibi, Libya hususunda dilden dile dolaşan bazı vasıflara dair yanlış anlaşılmalar var. Libya, toplumu kabilelerden oluşur. Ancak bu kabilecilik, bu vasfa atıfta bulunanların kastettiği türden değildir. Libya, en gelişmiş Arap toplumlarından biridir. Kabileleri, aileleri ve bireyleri, bir zamanlar bir kenara itilen bağımsız bir devlete ulaşmada en önemli role sahipti. Libya halkını temsil etmeyen veya bu konuda toplumsal oluşuma dahil olmayan bireyler ve gruplar arasındaki güç ve para çatışması nedeniyle Libya toplumunda ortaya çıkan birçok sorun var. Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da kabilenin hala önemli bir sosyal role sahip olduğu Arap ülkeleri bulunuyor. Ama bazıları, Libya’dan daha karmaşık mezheplere ve kesimlere sahip olmalarına rağmen, tüm alanlarda ileri aşamalara ulaşmayı başardı ve barış, güvenlik ve uyum içinde yaşıyorlar.

-Libya’daki krizlerin kötüleşmesinden ve Birleşmiş Milletler’in (BM) siyasi taraflar arasında uzlaşı sağlamaya çalışan bir taraf olarak arenaya dahil olmasından bu yana yerli ve yabancı birçok girişim ortaya koyuldu. Ateşkes sağlamak amacıyla BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’e gönderdiğiniz bir mesajınız var. Peki şu aşamada Libya çözümüne yönelik bir girişim ve vizyonunuz mevcut mu?
Girişimlerin sahipleri Libya halkıdır, yerel ya da uluslararası siyasi taraflar değil. Kendilerini memnun edecek olan hükümet sistemine de halk karar verecektir. Libya Krallığı, sadece bir hükümet sistemi değildir. Aksine halkın kurum ve hukuk devleti kurma arzusunu yerine getirmekteydi. Kurucu mecliste babalarımız ve büyükbabalarımız tarafından Libya anayasasını geliştirme ve yazma süreci, Kral İdris es-Senusi tarafından bir bağış değildi. Aynı zamanda gruba veya aileye bir hizmet değildi, siyasi güçlerin, kabilelerin ya da uluslararası tarafların çıkarlarını hedeflemiyordu. Veya çatışma taraflarının kabul edeceği bir uzlaşı sürecine dayalı bir süreç değildi. Libya anayasası, içeriği ve nihayetinde de Libya Krallığı devletinin inşası, daha iyi bir gelecek için zorlu çabaların ürünüdür.

-Rusya’nın Seyfu’l İslam el-Kaddafi ile temasını, siyasi eylem hakkına yönelik destekleri ve gelecek başkanlık seçimlerine katılımını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Anayasa ve yasalar uyarınca Libya halkının mensupları eşit hak ve göreve sahiptirler, devletin genel sistemine bağlı kaldıkları sürece, kişisel ya da siyasi görüşleri nedeniyle vatandaşları etkileyen herhangi bir haksızlık yapılmamalıdır. Ne yazık ki 1969 Darbesinden sonra, birçok adaletsizliğe ve karalamaya tanık olduk, bizim ve ailelerimizin maaşlarında kesintilere maruz kaldık. Buradan ülkeleri dışında yaşamak zorunda kalan tüm Libya vatandaşlarının geri dönmeleri için derhal güvence sağlanması çağrısı yapıyorum. Aynı şekilde Muammer Kaddafi’nin ailesi de dahil olmak üzere Libya’nın içerisinde ve dışında yerlerinden edilmiş tüm sürgünlerin geri dönüşlerinin güvence altına alınmasını talep ediyorum. Çünkü onlar da Libya vatandaşıdır ve yasalar çerçevesinde aynı hak ve görevlere sahiptirler.

-İkinci yılına giren Trablus kuşatmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Libya halkına ‘anavatanlarını inşa etmek ve bireylerinin iyi yaşam arzularını gerçekleştirmek’ için çalışma fırsatı bırakmayan bu ardışık krizlerin baskısı altında ülkemizin acı çekmesine tanık oluyoruz. Müslüman Kardeşler’in saldırganlığına maruz kalan çatışmaların devam ettiğini düşünemiyoruz. Bu durum, tüm kapasite ve yeteneklerin dağılmasına yol açacaktır, vatanın bileşenlerini gruplara ve sınıflara ayıracaktır ve kardeşleri birbirlerini öldürmeye ve Libya’yı parçalamaya teşvik edecektir.
Kuşkusuz iyi bir sistem kurmak için 2011 yılında meydana gelen değişimden bu yana çok sayıda ciddi girişimde bulunuldu. Ama Libya’nın toplumsal, kültürel ve politik özelliklerini göz önünde bulunduran sağlam bir anayasal temelli projelerin olmaması, başarısızlığı da kaçınılmaz kılmıştır.

-Size göre Libya’nın istikrarını garanti eden çıkış yolu nedir?
Hoşgörü; acı, yaralar ve nefrete galip gelmeli, ellerimiz birbirimize uzanmalıdır. Siyasi düzenlemelerden önce kardeşlik ve sevgi ruhu ortaya koyulmalıdır. Bunu başardığımızı ve Libya halkının ‘herkesin başarma yolunda kabiliyetli olmadığı şeyi’ başardığını kanıtlayan tarihimizden ders almalıyız. Ülkemiz ve gelecek nesiller için daha iyi bir gelecek sağlama yolunda bu tarihi unutmamalıyız.

-Son olarak birçok Libyalı, bağımsızlığın sağlandığı ve krallığın kurulduğu yıllarda Libya’nın tanık olduğu kalkınmayı hatırlar. Böyle bir kalkınma dönemine bir kez daha geri dönmek için bir yol var mı?
Libya Krallığı, 18 yıl boyunca mevcuttu. Tecrübe, dönem ve sınırlı yetenekleriyle, binlerce Libyalının kendileri, çocukları ve torunları için bir gelecek inşa etmesini sağlayan eğitim, sanayi, tarım ve sağlık sektörleri için ilk yapı taşlarını döşedi. Gerçekte birleşik bir devlet kuran bir sistem olmadan, Libya’daki rejimlerin birbirini takip etmesi mümkün olmazdı. En hassas koşullarda Allah’ın lütfuyla ortaya çıkarak bu devleti kurabilenlerin onurlu erkekler ve vatansever önderlerin şu an torunlarının yaşadığını söyleyebilirim. Onlar, Libya’yı daha iyi bir geleceğe ulaştırabilirler.



Tunuslu bir milletvekili, Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
TT

Tunuslu bir milletvekili, Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı

Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)
Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said (Reuters)

Yerel medyaya göre Tunus'ta bir mahkeme dün Milletvekili Ahmed Seydani'yi, ülkenin son sel felaketinin ardından sosyal medyada Cumhurbaşkanı Kays Said'i eleştirdiği gerekçesiyle sekiz ay hapis cezasına çarptırdı.

Seydani, bu ayın başlarında, Tunus'un çeşitli bölgelerinde altyapıya zarar veren sellere neden olan olağanüstü yağışların ardından Saïd'in iki bakanla yaptığı görüşmeyle ilgili Facebook'ta yaptığı, "Cumhurbaşkanı, yetki alanını resmi olarak yollara ve su borularına genişletmeye karar verdi. Görünüşe göre yeni unvanı Sanitasyon ve Yağmur Suyu Drenajı Başkomutanı olacak” yorumu nedeniyle tutuklandı.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre Seydani'nin avukatı Husameddin Bin Atya ajansa yaptığı açıklamada, müvekkilinin Telekomünikasyon Kanunu'nun 86. maddesi uyarınca yargılandığını ve bu maddenin “Kamu iletişim ağları aracılığıyla kasıtlı olarak başkalarına zarar veren veya huzurunu bozan herkesi” bir ila iki yıl hapis ve 100 ila 1.000 dinar (yaklaşık 300 avro) para cezası öngördüğünü söyledi.

Tunus'ta geçen ay 70 yıldan fazla süredir görülen en şiddetli yağışların ardından en az beş kişi hayatını kaybetti, birçok kişi ise hala kayıp durumunda.


BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
TT

BM, Hızlı Destek Kuvvetlerini el Faşir'de soykırım yapmakla suçladı

Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)
Darfur bölgesinin en büyük şehri el Faşir'deki bir pazar yeri çatışmalarda alevler içinde kaldı (Arşiv- AFP)

Sudan'daki bağımsız uluslararası araştırma misyonu dün, geçen ekim ayında "Hızlı Destek Kuvvetleri"nin (HDK) eline geçmesinden bu yana birçok vahşete tanık olan Sudan'ın el Faşir kentinde "soykırım eylemlerinin" meydana gelmesini kınadı.

Birleşmiş Milletler misyonu, Sudan'ın batı Darfur bölgesindeki bu şehirde HDK'nin sistematik eylemlerinden çıkarılabilecek tek makul sonucun soykırım niyeti olduğu sonucuna varan bir rapor yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre ABD Hazine Bakanlığı, el Faşir'deki suistimalleri nedeniyle üç HDK komutanına yaptırım uyguladı. Bakanlık, bu kişilerin HDK'nin şehri ele geçirmesinden önce 18 ay süren el Faşir kuşatmasında yer aldığını belirtti.


Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
TT

Araştırma: Gazze Şeridi’ndeki savaşın başlangıcındaki vefat sayısı, resmi olarak açıklanandan çok daha yüksekti

İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)
İsrail’in Cibaliye Mülteci Kampı’na düzenlediği saldırıda hayatını kaybedenlerin cenazeleri (AP)

Tıp dergisi The Lancet’te yayımlanan bir araştırma, Gazze Şeridi’nde süren savaşın ilk 16 ayında 75 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini ortaya koydu. Bu rakamın, o dönemde yerel makamlarca açıklanan bilançodan en az 25 bin daha fazla olduğu belirtildi.

Çalışma ayrıca, Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’nın hayatını kaybedenler arasında kadınlar, çocuklar ve yaşlıların oranına ilişkin yayımladığı verilerin doğruluğunu teyit etti.

Araştırmaya göre, 7 Ekim 2023 ile 5 Ocak 2025 tarihleri arasında yaklaşık 42 bin kadın, çocuk ve yaşlı yaşamını yitirdi. Bu ölümler, Gazze savaşında meydana gelen toplam can kayıplarının yüzde 56’sını oluşturdu.

Ekonomist, demograf, epidemiyolog ve saha araştırmacılarından oluşan yazar ekibi, The Lancet Global Health dergisinde kaleme aldıkları makalede, “Mevcut bulgular birlikte değerlendirildiğinde, 5 Ocak 2025’e kadar Gazze Şeridi nüfusunun yüzde 3 ila 4’ünün şiddet sonucu hayatını kaybettiğine işaret etmektedir. Ayrıca çatışmanın dolaylı etkileri nedeniyle çok sayıda şiddet dışı ölüm de kaydedilmiştir” ifadelerine yer verdi.

Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısı tartışma konusu olmaya devam ederken, üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi geçen ay İsrailli gazetecilere yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamlarının topladığı verilerin büyük ölçüde doğru olduğunu söylemişti. Bu açıklama, aylardır süren resmi şüphelerin ardından dikkat çekici bir tutum değişikliği olarak değerlendirildi.

Söz konusu yetkili, Ekim 2023’ten bu yana İsrail saldırıları sonucu yaklaşık 70 bin Filistinlinin hayatını kaybettiğini, bu sayıya kayıpların dahil olmadığını aktardı.

Gazze Şeridi’ndeki sağlık makamları ise İsrail saldırıları nedeniyle doğrudan hayatını kaybedenlerin sayısının 71 bini aştığını, Ekim 2025’te yürürlüğe giren ateşkesten bu yana 570’ten fazla kişinin yaşamını yitirdiğini bildirdi.

gbrhy
Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta İsrail'in düzenlediği saldırılarda hayatını kaybeden yakınlarının cenaze namazını kılan Filistinliler (EPA)

Geçtiğimiz yıl The Lancet’te yayımlanan bir başka araştırmada, savaşın ilk dokuz ayında Gazze Şeridi’ndeki can kaybı sayısının, Filistin Sağlık Bakanlığı verilerinde açıklanandan yaklaşık yüzde 40 daha düşük tahmin edildiği bildirilmişti.

Yeni çalışma da resmi vefat sayısının gerçek rakamın oldukça altında kaldığına işaret etti. Araştırma, Gazze Şeridi genelini temsil edecek şekilde özenle seçilen 2 bin aileyle yapılan bir ankete dayanıyor. Katılımcılardan, aile fertleri arasındaki ölümlere ilişkin ayrıntılı bilgi vermeleri istendi. Saha çalışması, Filistin’de ve bölgenin diğer kısımlarında yürüttükleri çalışmalarla tanınan deneyimli Filistinli kamuoyu araştırmacıları tarafından gerçekleştirildi.

Londra’daki Royal Holloway, University of London bünyesinde görev yapan ve çatışmalardaki can kayıplarının hesaplanması üzerine 20 yılı aşkın süredir çalışan ekonomist Michael Spagat, hakemli olarak yayımlanan araştırmanın yazarlarından biri olarak, yeni bulguların Ekim 2023 ile Ocak 2025 arasında Gazze Şeridi’nde 8 bin 200 ölümün yetersiz beslenme ya da tedavi edilemeyen hastalıklar gibi dolaylı etkilerden kaynaklandığını gösterdiğini belirtti.

Çalışma, İsrail saldırılarının en yoğun ve en ölümcül dönemini kapsarken, Gazze Şeridi’ndeki insani krizin en ağır safhasını içermiyor. Birleşmiş Milletler (BM) destekli uzmanlar, geçen yıl ağustos ayında Gazze Şeridi’nde kıtlık ilan etmişti.

Araştırmacılar, nihai ve kesin bir can kaybı sayısına ulaşmanın uzun zaman ve önemli kaynaklar gerektireceğini vurgulayarak, kendi bulguları da dahil olmak üzere mevcut tüm tahminlerin geniş hata payları içerdiğine dikkat çekti.