Salgın, ABD’yi kısıtlayarak rakiplerine fırsat veriyor

Koronavirüs nedeniyle ölen bir askeri taşıyan ABD askerleri (Reuters)
Koronavirüs nedeniyle ölen bir askeri taşıyan ABD askerleri (Reuters)
TT

Salgın, ABD’yi kısıtlayarak rakiplerine fırsat veriyor

Koronavirüs nedeniyle ölen bir askeri taşıyan ABD askerleri (Reuters)
Koronavirüs nedeniyle ölen bir askeri taşıyan ABD askerleri (Reuters)

960 binden fazla ABD’linin yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına yakalanması ve 54 binden çok kişinin hastalık nedeniyle hayatını kaybetmesiyle, küresel salgının (pandemi) hem ABD halkı hem de ulusal güvenliğinin temelleri için uzun vadeli sonuçlar doğuracağı açık hale geldi. Nitekim istatistikler, 2. Dünya Savaşı’nda gerçekleşen Pearl Harbor saldırısı ve ABD’yi Afganistan ve Irak’ta uzun vadeli bir savaşa iten 11 Eylül saldırılarındaki bilançonun bir hayli üstünde.
Şarku’l Avsat’ın Worldometers.info’dan aktardığı verilere göre, ABD’de 26 Nisan itibariyle 960 bin 896 vaka, 54 bin 265 can kaybı kaydedildi.

Koronavirüs ABD Ordusunu vurdu
Salgının felce soktuğu ekonominin yeniden faaliyete geçmesi çağrıları ile beraber, Başkan Donald Trump ve yönetiminin krizi ele alış şekline yönelik eleştiriler de artış gösterdi. Nitekim savaş uçakları, gelişmiş füzeler, fırkateyn ve destroyerlere sahip ABD ordusunun gücü ve yetenekleri ya da deniz ve okyanuslardaki stratejik konumu, koronavirüs salgınını önleyemedi. Üstelik pandemi, ABD askerleri saflarına da sızarak binlerce kişiyi tek bir kurşun bile kullanmadan yaralamayı başardı. Bu durum karşısında bocalayan Pentagon, ABD kuvvetleri misyonlarını ve yurtdışına konuşlanmasını askıya aldı.
Virüs; hem destroyer ve uçak gemilerindeki, hem de Pentagon binasındaki ABD askerlerine sıçradı. Pentagon ise ABD kuvvetlerinin Afrika, Asya ve Avrupa'daki meslektaşları ile ortak askeri tatbikatların azaltıldığını, bazılarının iptal edildiğini ya da ertelendiğini, ayrıca Suriye ve Irak’taki asker sayısının azaltıldığını açıkladı. Pentagon tarafından açıklanan rakamlara göre, yaklaşık 4 bin ABD askeri Kovid-19’a yakalandı. Bunlardan 840 tanesi, 4 bin 800 personeli bulunan ‘USS Theodore Roosevelt’ uçak gemisinde kaydedildi. Memurların ve ordu müteahhitlerinin hesaplamalarına göre, vaka sayısı 5 bin 700’e, can kayıpları ise 25’e çıkıyor. CNN, ABD Deniz Kuvvetleri’ne ait 26 savaş gemisinde koronavirüs salgınının görüldüğünü bildirdi.

En kötü senaryoya hazırlık
ABD askerleri, raporların koronavirüsün soğuk havaların gelişiyle Eylül ve Ekim ayında yeniden ortaya çıkabileceğini göstermesi nedeniyle, salgının şiddetinin azalması sonrasında bile virüsle mücadele etmeyi planlıyor. ABD Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral David Goldfein, gazetecilere verdiği demeçte, “Aşının en az bir yıl sonrasına kadar bulunmayacağı yönündeki tahminler, yeteneklerimizi geliştirmemiz gerektiği anlamına geliyor. Ordunun görevi, en kötü senaryolara hazırlanmak ve geleneksel tehditlerle başa çıkılması gerektiğinde hazır olduğundan emin olmaktır” ifadelerini kullandı.
11 Eylül ve Pearl Harbor saldırıları nasıl ABD ulusal güvenliğinin tanımını değiştirip ülke politikasının yönünü belirlediyse; bu salgının korkunç sonuçları, ABD’nin onunla mücadeleye hazır olmaması, verdiği yanıttaki kırılganlık ve zayıflık da hükümetin politikalarını, temellerini, ulusal güvenliğinin yönetim şeklini uzun vadeli olarak etkileyecektir. Herhangi bir ABD yönetimi için ulusal güvenlik teriminin en açık ve basit tanımı; herhangi bir tehdit karşısında Amerikalıların güvenliğini ve hayatlarını korumaktır. ABD önceki Savunma Bakanı Robert McNamara’nın “Güvenliğin Özü” kılavuzundaki tanım ise şu şekilde: “Sağlam bir koruma altındaki ekonomik, sosyal veya politik kalkınma ve gelişmedir. Ülkenin gerçek güvenliği, çeşitli yeteneklerini tehdit eden kaynaklar hakkındaki derin bilgisinden geçer.”
Bu bağlamda, ABD’nin güvenliğini sağlamak yalnızca dünya çapında konuşlanmış bir ordu, savaş gemileri ya da filolar anlamına gelmiyor; aynı zamanda sağlıklı ve keşifçi bir ordu ve bir salgını öngörmede daha iyi araçlar ve tıbbi yetenekler geliştirmek anlamına da gelir. Bu yeni zorluklar, ABD’nin politikasını düzenleyenlerin yeni bir savaşa hazırlanmak için daha geniş birimler ve varlıklar oluşturmasını zorunlu kılıyor.
Uzman ve analistler, ABD hükümetinin koronavirüs salgınını ön görememe ve buna karşı hazırlık yapamamasının arkasında istihbarat alanındaki değil, idari alandaki başarısızlığın bulunduğunu söylüyor. Aynı zamanda ABD’lileri beklenmedik tehditlerden korumanın ulusal güvenlik sisteminin kapsamlı reformunu değil, mevcut yeteneklerden faydalanılması ve bunlara yatırım yapılmasını gerektirdiğini vurguluyor.
O zamanki yönetim; ABD’nin 2017 ulusal güvenlik stratejisinde ve Kongre tarafından onaylanan 2018 biyo-savunma stratejisinde, salgınla mücadeleyi ve biyolojik savaşı en mühim unsurlar olarak belirlemişti. Aynı zamanda tıbbi yeniliğin desteklenmesine, olağanüstü hal müdahalesinin iyileştirilmesine odaklanmıştı. Şimdiki yönetim ise bilim ve sağlık alanlarındaki fonlarını kısma eğiliminde olduğu gibi, salgınları tespit etme ve kontrol altına almada başrol alan uluslararası organizasyonları da zayıflattı. Bu bağlamda, Devlet Hesap Verebilirlik Ofisinin Şubat 2020 değerlendirmesinde, biyo-savunma stratejisinin operasyon, rol ve sorumluluklardan yoksun olunduğu belirtildi.

ABD-Çin çatışması
Salgının ortaya çıkışı hakkında Çin’i suçlama yarışına giren ABD, koronavirüse ‘Çin virüsü’ adını verdi. Böylece Washington ve Pekin arasında salgının kökeni hakkındaki anlaşmazlık ve gerginlikler gittikçe arttı, karşılıklı suçlamalar başladı. Nitekim virüsün Vuhan’daki bir laboratuvardan sızdığı hakkında ABD istihbaratına ait raporlar yayınlandı. Washington’u, karalama kampanyası yapmakla suçlayan Çin hükümeti ise koronavirüsü Çin’de ABD ordusunun yaydığını öne sürdü.
İsmini açıklamak istemeyen üst düzey bir askeri yetkili, Fox News’e verdiği demeçte, Çin’in ticaret ve teknoloji araçlara dair bilgi ve sırları çalmak için ABD’nin nispeten açık toplumundan, serbest piyasa ekonomilerinden yararlanarak ABD ile onlarca yıldır casusluk savaşı oyunu oynadığını belirtti. Ancak Çin’in hala daha teknoloji hırsızlığı ve askeri hazırlığa odaklandığını söyleyen kaynak, koronavirüs konusunda Çin’e atfedilen suçları milyar dolarlar değerindeki tazminatların takip edeceğini, ayrıca Çin’in bilgisayar sistemlerine girme ve siber korsanlık alanında girişimlerin de varlığına değindi.
FBI, üniversitelerdeki en son araştırmaları -özellikle de biyotıp alanındakileri- çalmak için Pekin'in ABD akademisine sızacağı konusunda alarm verdi. Aynı zamanda, Kasım 2019 itibariyle bu tür hırsızlık konusunda 200'den fazla soruşturma yürütüldüğünü belirtti. Nitekim iki ekonomi devinin de açıklamalarında bariz hale gelen düşmanca tutum, küresel ekonomi ve güvenlik konularına gölge düşürdü.
Uzmanlar, salgının ABD ile Çin ekonomileri arasında olası bir ayrımı hızlandırmasını bekliyor. Zirâ ABD şirketleri, tedarik zincirlerinin Çin'de yoğunlaşması ve aylardır devam eden ticaret savaşının yansımaları konusunda uyarıda bulundu. İki ülke arasındaki gerginlik yalnızca ekonomiyle sınırlı değil, aksine askeri alana da yansımış durumda. Özellikle de ABD’nin nüfuzunun açıkça ortaya çıktığı alanlarda.
Söz konusu rekabet ve kışkırtıcı hareketler, Çin'in ABD’nin Asya’dan çekildiğini gördüğü vakit Güney Çin Denizi üzerinde hakimiyet elde edişini hızlandırabilir. Zaten Malezya, Vietnam ve Filipinler'e doğru ilerlemekte olan Çin, uluslararası ticarette trilyonlarca doları temsil eden deniz şeritlerini kontrol etmeye çalışıyor. Diğer yandan, New York Times’ın Cuma günü çıkan haberinde, Çin’i virüsü yaymakla suçlamak konusunda tereddüt eden Avrupa Birliği’nin (AB) sessizlik politikasını sürdürdüğü belirtildi. Bunun Çin'in Avrupa Birliği üzerindeki büyük ekonomik etkisinden kaynaklandığına dikkat çeken gazete, aynı zamanda Güney Çin Denizi'nde Çin emperyalizmiyle ya da Rus denizaltılarının Akdeniz'deki işgaliyle karşı karşıya olan Avrupa savaş gemilerinin sayısını sorguladı. En nihayetinde, ABD’nin Çin ile mücadeledeki rolünün önemini vurguladı.
ABD’li bazı yetkililer, Çin’in koronavirüs salgınının ABD ekonomisi üzerindeki yansımalarını rekabetteki çıkarına dönüştürmesini önleme önerisinde bulundu. Aynı zamanda, Soğuk Savaş döneminden kalan ve krizleri öngörebilen teknik programlara dayanan bir programı yeniden başlatma ve ‘teknolojik satranç’ oyununa benzer çözümler geliştirme olasılığına işaret etti.
Bir diğerleri ise çatışma rotasından ayrılıp iki tarafın uzmanları ve devlet kurumları arasındaki işbirliğinin artırılmasına ve Kovid-19’la mücadelede önlemler alınmasına odaklanmanın gerekliliğini vurguladı. Bazı ulusal güvenlik uzmanları, bölgede istikrarın sağlanması ve Kuzey Kore'den gelen nükleer tehdidin kontrol altına alınması hedefiyle Çin-ABD ikili diyaloğunun ya da Güney Kore ve Japonya’yı da içerecek çoklu bir diyaloğun kurulmasını önerdi. Nitekim Kuzey Kore, ABD ile Çin arasındaki bu gerginlikten faydalanarak geçtiğimiz ay füze denemeleri ve topçu tatbikatları yapmıştı.



ABD/İsrail-İran savaşında kritik saatler yaklaşırken, kısmi bir anlaşma için bölgesel girişim başlatıldı

Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD/İsrail-İran savaşında kritik saatler yaklaşırken, kısmi bir anlaşma için bölgesel girişim başlatıldı

Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)
Geçtiğimiz mart ayı sonlarında düzenlenen dörtlü toplantıda Pakistan, Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır dışişleri bakanları, gerilimi azaltma çabalarını görüşmek üzere bir araya geldi (Mısır Dışişleri Bakanlığı)

ABD ve İran arasında karşılıklı tehditlerin sürdüğü bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump’ın salı akşamı sona erecek olan süresinin yaklaşması ve bunun beraberinde getireceği benzeri görülmemiş bir gerginlik artışıyla birlikte, Ortadoğu bölgesinde gerginliği yatıştırmaya yönelik yoğun bölgesel girişimler yaşanıyor.

ABD kaynaklarından sızan bilgiler, bu çabaların İran'da 45 günlük kısmi ateşkes anlaşması sağlanmasına yönelik olduğuna işaret etti. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlara göre ise bu çabalar, 28 Şubat'tan bu yana süren bu şiddetli savaşı durdurmak için üçlü arabuluculuğun sahip olduğu bölgesel ağırlık ve uluslararası istek göz önüne alındığında Trump'ın son tarihini uzatarak veya geçici bir durdurma sağlayarak ilerleme kaydetme umuduyla daha önce eşi ve benzeri görülmemiş tehditler altında yürütülen baskı diplomasisi çerçevesinde değerlendiriliyor.

Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından duman yükseliyor (Reuters)Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından duman yükseliyor (Reuters)

ABD ve İran, arabulucular aracılığıyla, Mısır, Türkiye ve Pakistan aracılığıyla, 45 günlük olası bir ateşkesin şartları hakkında görüşmeler yürütüyor. Bu ateşkes, savaşın kalıcı olarak sona ermesine yol açabilir. Görüşmelerden haberdar olan ve ABD merkezli haber sitesi Axios’a konuşan ABD'li, İsrailli ve bölge ülkelerinden dört kaynak dün yaptıkları açıklamalarda, bu istişareleri ‘son şans’ olarak nitelendirdi.

Reuters ise dün, İran ve ABD'nin düşmanlıkların sona erdirilmesine yönelik bir teklif aldığını doğruladı.

Mısır'ın eski Dışişleri Bakan Yardımcısı Büyükelçi Muhammed Hicazi'nin değerlendirmesine göre Mısır, Türkiye ve Pakistan'ın öncülüğündeki arabuluculuk, caydırıcılık hesaplarının yatıştırma baskılarıyla kesiştiği, son derece hassas bir bölgesel anın izlerini ortaya koyuyor ve bu da müzakere dengelerini yeniden düzenlemek ve bölgesel çerçeveyi aşabilecek daha geniş bir çatışmaya sürüklenmeyi önlemek için zaman kazanmak amacıyla yapılıyor.

Üçlü arabuluculuğun, sürece dahil olan tarafların niteliği nedeniyle özel bir öneme sahip olduğunu düşünen Hicazi, "Mısır, bölgesel krizlerin yönetilmesinde geleneksel bir ağırlığa sahipken, Türkiye çeşitli aktörlerle karmaşık iletişim kanallarına sahip. Pakistan ise Tahran ile iletişimde son derece hassas bir rol üstleniyor. Bu durum, çok yönlü bir diplomatik mimariyi yansıtıyor. Ancak savaşın tarafları arasında asgari düzeyde dahi stratejik bir uzlaşının olmaması, bu çabayı krizin çözümünden çok, kriz yönetimine yaklaştırıyor” değerlendirmesinde bulundu.

İran Politika Analizi Arap Forumu Başkanı ve İran uzmanı Muhammed Muhsin Ebu’n-Nur, bu girişimin kriz yönetimi modelinde önemli bir dönüşümü yansıttığını, zira uluslararası ve bölgesel güçlerin gerginliği geleneksel ikili kanallar yerine çok taraflı bir format aracılığıyla kontrol altına almaya çalıştığını belirtti. Ebu'n-Nur, girişimin sadece geçici bir ateşkes hedeflemediğini, aynı zamanda küresel enerjinin en önemli arterlerinden birinde gerilimi kontrol altına almak için daha geniş kapsamlı düzenlemeler oluşturmayı amaçladığını da vurguladı.

Müzakere sürecinin sonuçları merakla beklenirken, Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi dün, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Mısır Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre Sisi bu görüşmede, Mısır'ın savaşı durdurmaya yönelik çabalarını gözden geçirdi ve bu hedefe ulaşmak için uluslararası ve bölgesel çabaların birleştirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

Mısır'ın kardeş Arap ülkelerine yönelik saldırıları kesin bir dille kınadığını, bu ülkelerin egemenliğine, istikrarına ve halklarının kaynaklarına yönelik her türlü müdahaleyi reddettiğini vurgulayan Sisi, Mısır'ın bu kardeş Arap ülkeleri destekleme konusundaki kararlı tutumunu bir kez daha teyit etti.

Mısır Temsilciler Meclisi üyesi Mustafa Bekri ise dün sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, Mısır'ın Türkiye ve Pakistan ile birlikte gösterdiği çabaları ‘bölgeyi yıkıcı savaş selinden kurtarmak için son dakika girişimleri’ olarak nitelendirdi. Bekri, ‘önümüzdeki saatlerin belirleyici olacağını’ ifade etti.

Mısır’ın bu tür girişimlerde oynayacağı rolün belirleyici olmaya aday olduğunu düşünen İran uzmanı Ebu’n-Nur’a göre Mısır, çatışan taraflar arasındaki iletişim kanallarını yönetme konusunda uzun yıllara dayanan bir deneyime sahip olmasının yanı sıra hem ABD hem de Körfez ülkeleriyle dengeli bir ilişki ağına sahip ve İran ile de doğrudan iletişim kanallarını açık tutmaya devam ediyor.

Ahvaz ilindeki Mahşahr Petrokimya Kompleksi’ne düzenlenen saldırıların ardından duman yükseliyor (Reuters)Ahvaz ilindeki Mahşahr Petrokimya Kompleksi’ne düzenlenen saldırıların ardından duman yükseliyor (Reuters)

Şarku'l Avsat'ın İran resmi haber ajansı IRNA'dan aktardığına göre Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi dün “Savaşın sona ermesini ve tekrarlanmamasını istiyoruz”ifadesini kullandı. IRNA’nın haberine göre geçici ateşkes istemediklerini belirten Bekayi, ABD Başkanı Donald Trump'ın Tahran'ın Hürmüz Boğazı'nı açmaması halinde salı akşamı İran'ın ana altyapısını bombalayacağı yönündeki tehdidine atıfla, herhangi bir diplomatik görüşmenin ‘savaş suçu işleme uyarıları ve tehditleriyle tamamen çeliştiğini’ ifade etti.

Trump, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı bir paylaşımda, “Salı günü İran'da hem 'Elektrik Santrali Günü hem de Köprü Günü' olacak” ifadelerini kullandı. İran'ın altyapısını hedef alan olası geniş çaplı saldırılar düzenleneceğini ima eden Trump, “Bunun benzeri bir şey olmayacak” dedi. Müzakere yolunun açık olduğunu da belirten Trump, Fox News'e verdiği röportajda, dolaylı temasların devam ettiği bir ortamda anlaşmaya varılması için ‘iyi bir şans’ olduğunu söyledi.

Anlaşmazlıklar devam ederken kısmi bir anlaşmaya varılma olasılığından söz etmenin sadece siyasi iradeyle ilgili bir mesele olmadığını, özellikle de üçlü arabuluculuk çerçevesinde diplomasiye son bir şans tanınması yönünde bir adım da olduğunu düşünen Büyükelçi Hicazi, ancak bunun, ‘zorlayıcı diplomasi’ çerçevesi içinde değerlendirilebileceğini kaydetti. Askeri tehditlerin, tarafları müzakereye itmek için kullanıldığını belirten Hicazi, fakat bunun uzlaşı koşullarının mevcut olduğu anlamına gelmediğini vurguladı.

Hicazi’ye göre şimdiye kadar elde edilen veriler, önümüzdeki birkaç saat içinde tarafların tutumlarında niteliksel bir dönüşüm yaşanmadığı sürece, bölgenin sürdürülebilir bir sükûnet sürecine girmekten ziyade, kontrollü bir gerginlik yönetimine daha yakın olduğunu gösteriyor.

Öte yandan Ebu’n-Nur, İran'ın ‘hesaplı bir tereddüt’ içinde olduğunu, bunun amacının sunulan garantilerin ciddiyetini test etmek ya da müzakere koşullarını iyileştirmek olabileceğini, buna karşın ABD'nin ise özellikle de girişimin stratejik kazanımlara dönüşüp dönüşmeyeceği ya da İran'a kartlarını yeniden düzenlemesi için zaman kazandıran geçici bir ateşkes olup olmayacağının belirsizliği nedeniyle taktiksel bir ihtiyat içinde olduğunu değerlendirdi.

Ebu’n-Nur’a göre girişimin başarısı, arabulucuların her iki tarafa da ikna edici güvenlik ve siyasi garantiler sunabilmesine bağlı. Aksi takdirde, taraflar bu aşamada gerçek bir uzlaşma sürecine geçmek yerine, mevcut gerginlik sınırları içinde çatışmayı sürdürmeye devam edecekler.


İstanbul'da İsrail konsolosluğu yakınlarında düzenlenen saldırıda üç kişi öldü, iki polis memuru yaralandı

Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).
Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).
TT

İstanbul'da İsrail konsolosluğu yakınlarında düzenlenen saldırıda üç kişi öldü, iki polis memuru yaralandı

Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).
Türkiye'deki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında silah sesleri duyulmasının ardından polis olay yerine müdahale etti (Reuters).

Medyada yar alan haberlere göre bugün İstanbul'daki İsrail konsolosluğu binası yakınlarında meydana gelen silahlı saldırıda üç kişi öldü, iki polis memuru ise yaralandı.

Reuters'e göre, Türkiye Adalet Bakanı, İsrail konsolosluğu yakınlarındaki silahlı saldırıyla ilgili olarak üç savcının görevlendirildiğini belirtti.

Reuters'ın yayınladığı bir videoda, silah sesleri duyulurken bir polis memurunun silahını çekip siper aldığı görülüyor. Videoda kan içinde bir kişi de görülüyor. İsrail konsolosluğu çevresinde her zaman yoğun güvenlik önlemleri alınıyor.

Televizyon görüntülerinde ise silahlı polis memurlarının olaydan sonra bölgede devriye gezdiği gösterildi.

NTV ve Doğan Haber Ajansı'na (DHA) göre, operasyonda üç şüpheli "etkisiz hale getirildi".

Soruşturmaya yakın bir kaynak AFP'ye, şu anda Türkiye topraklarında İsrail diplomatı bulunmadığını söyledi.


‘Bilinci kapalı, hareket edemiyor ve durumu kritik’... The Times, Mücteba Hamaney’in durumunu ve bulunduğu yeri ortaya koydu

Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)
Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)
TT

‘Bilinci kapalı, hareket edemiyor ve durumu kritik’... The Times, Mücteba Hamaney’in durumunu ve bulunduğu yeri ortaya koydu

Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)
Tahran’da bir caddede İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in fotoğrafının yer aldığı bir afiş (AFP)

 

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in sağlık durumu hakkındaki belirsizlik artarken, ülke yönetiminde aktif rol oynayıp oynamadığı tartışma konusu olmaya devam ediyor. Hamaney, şubat ayı sonunda gerçekleşen ABD-İsrail hava saldırısında yaralanmasının ardından yalnızca yazılı mesajlar yayımlamakla yetindi ve doğrudan halka görünmedi. Bu gelişmeler, kendisine ait olduğu iddia edilen askeri kontrol odasında çekilmiş görüntülerin dolaşıma girmesiyle, durumunun ve İran’ı bu hassas dönemde yönetme rolünün gerçekliği hakkında spekülasyonlara yol açtı.

Bu bağlamda, İngiliz gazetesi The Times, Hamaney’in sağlık durumuna dair yeni ayrıntıları yayımladı. Söz konusu hava saldırısı, Hamaney’in babasının hayatını kaybetmesine de neden olmuştu.

Gazete, bir diplomatik yazıya dayandırdığı bilgilere göre, Mücteba Hamaney’in ‘çaresiz durumda olduğu ve Kum şehrinde tedavi gördüğünü, ayrıca bilincini kaybettiğini ve ciddi olarak nitelendirilen bir durumdan dolayı tedavi altında bulunduğunu’ açıkladı.

Bu açıklama, Hamaney’in konumunun ilk kez kamuoyuna duyurulması anlamına geliyor. Kum, Tahran’ın yaklaşık 140 kilometre güneyinde yer alıyor ve Şii dini eğitim merkezlerinin ve İran’daki din âlimlerinin merkezi olarak biliniyor.

Diplomatik yazıda, “Mücteba Hamaney, Kum’da ciddi bir durumda tedavi görüyor ve rejimin herhangi bir kararına katılamıyor” ifadesi yer aldı.

Bu verilerin ışığında gazete, Amerikan ve İsrail istihbarat servislerinin uzun süredir Hamaney’in konumunun farkında olduğunu ancak bilgilerin bugüne kadar gizli tutulduğunu belirtti.

Ali Hamaney’in cenaze töreni düzenlemeleri

Diplomatik yazıya göre, merhum Dini Lider Ali Hamaney’in cenazesi Kum’da defnedilmek üzere hazırlanıyor.

The Times, istihbarat birimlerinin ‘Kum’da birden fazla mezar kapasitesine sahip büyük bir türbe inşa edilmesi için hazırlık yapıldığını’ tespit ettiğini ve bunun, aileden diğer kişilerin veya belki Mücteba Hamaney’in de merhum Dini Lider’in yanına defnedilme olasılığına işaret ettiğini aktardı.

İran, Hamaney’in oğlunun, babası, annesi, eşi Zehra Haddad-Adil ve çocuklarından birinin hayatını kaybettiği saldırıda yaralandığını doğruladı. Söz konusu saldırı, Ortadoğu’da beş haftadan fazla süren savaşın ilk gününde gerçekleşmişti.

O tarihten bu yana, yalnızca iki açıklama resmi İran televizyonunda yayımlandı. Kanal dün, yapay zekâ teknolojisiyle üretilmiş ve Hamaney’in bir savaş odasına girip İsrail’deki Dimona Nükleer Santrali’nin haritasını incelediğini gösteren bir video yayımladı.

Ses kaydının olmaması, Hamaney’in hâlâ kritik durumda olduğuna dair doğrulanmamış iddiaları güçlendiriyor.

İran’da kontrol kimin elinde?

İranlı yetkililerin, Mücteba Hamaney’in hâlâ ülkeyi yönettiğinde ısrar etmesine rağmen, sızıntılar ve çeşitli raporlar farklı bir tablo çiziyor. Muhalif gruplar Hamaney’in komaya girdiğini iddia ederken, bazı kaynaklar ise ağır yaralandığını, buna bacak kırığı ve yüzünde yaralanmaların da dahil olduğunu aktardı.

Şarku’l Avsat’ın The Times’tan aktardığına göre bu çelişkili anlatılar, İran’da siyasi ve dini otoritenin mutlak merkezi olan Dini Lider’in durumuyla ilgili soruları artırdı.

Bu çerçevede The Times, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) fiilen yönetimi elinde tutabileceği, Hamaney’in ise karar verenden çok sessiz bir figür konumunda kalıyor olabileceği yönünde spekülasyonların arttığını aktardı.