Avrupa, İran’a uyguladığı silah ambargosunu 2023’e kadar devam edecek

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron cuma günü video konferans üzerinden gerçekleştirilen toplantıda Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ile konuşurken. (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron cuma günü video konferans üzerinden gerçekleştirilen toplantıda Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ile konuşurken. (AFP)
TT

Avrupa, İran’a uyguladığı silah ambargosunu 2023’e kadar devam edecek

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron cuma günü video konferans üzerinden gerçekleştirilen toplantıda Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ile konuşurken. (AFP)
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron cuma günü video konferans üzerinden gerçekleştirilen toplantıda Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ile konuşurken. (AFP)

Son zamanlarda İran ile ilgili soruna neden olan birbiriyle bağlantılı üç dosya mevcut. Görünen o ki bu başlıklar önümüzdeki aylarda da sorun olmaya devam edecek. Hiç şüphe yok ki ABD’de önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan başkanlık seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte bu sorunun şiddeti de artıyor.
Bununla birlikte söz konusu dosyalar, ABD-İran ve her iki taraf arasındaki şiddetli çatışma ile sınırlı kalmayacak. Çünkü söz konusu dosyaların “Ortadoğu” ve uluslararası alanda “Avrupa ve Avrupa dışı” olmak üzere bölgesel sonuçları bulunuyor. Bu dosyalardan ilkini Körfez sularındaki ABD birlikleri ile İran gemileri arasında yaşanan askeri gerilimden ve bir tarafın davranışının yanlış okunması veya tahminler doğrultusunda meydana gelen çatışmalara dönüşen karşılıklı tehditlerden kaynaklanan gerginlik oluşturuyor.
İkinci dosya, İran’ın ilk kez askeri alanda kullanmak üzere yörüngeye uydu yerleştirmeyi başarmasının ardından İran uzay programındaki temel gelişme ve bunun İran ile “P5+1” ülkeleri arasında imzalanan nükleer anlaşma üzerindeki etkilerine yönelik.
Üçüncü dosya ise bu yıl ekim ayında geçerliliği sona eren Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 2231 sayılı kararı uyarınca konvansiyonel silahların alım-satımına ilişkin İran'a uygulanan uluslararası ambargonun süresinin sona ermesiyle ilgili. Washington bu dosyaya son birkaç haftadır odaklanıyor.
ABD’nin söz konusu konulara tutumu açık ve belli. İran ile yaşadığı gerginliğin en belirgin örneği Başkan Donald Trump ve Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun açıklamalarıdır. ABD hükümeti “azami baskı” politikasını uygulamaya devam ediyor. Hatta ABD, İran’ın koronavirüsle (Kovid-19) mücadele edebilmesi için üzerindeki baskının azaltılması ya da bu doğrultuda Uluslararası Para Fonu’ndan (IMF) kredi alabilmesine yönelik Avrupa Birliği (AB) tarafından yapılan çağrıları yanıtsız bıraktı. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi ve Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Josep Borrell bir hafta önce yaptığı açıklamada bu konudaki üzüntüsünü dile getirmişti.
Fransa, İngiltere ve Almanya'nın İran ile aralarında karşılıklı ticaret yapmak amacıyla kurdukları “INSTEX” adlı ödeme mekanizması çerçevesinde İran'a tıbbi sevkiyatlar gönderdiği göz önünde bulundurulmalıdır.
Bu üç ülke ile Washington, İran'ın balistik faaliyetleri konusunda aynı görüşü savunuyorlar ve taraflar İran'ın balistik ve füze faaliyetleri ile ilgili BMGK’nın 2231 sayılı kararına aynı pencereden bakıyorlar. Söz konusu karar ile İran'ın “nükleer başlık taşıyabilen balistik füze faaliyetleri” yürütmesi ve nükleer anlaşmanın imzalanmasından itibaren sekiz yıl boyunca balistik füze teknoloji sahasında test yapmasının engellenmesi öngörülüyor.
Her iki taraf da (Avrupa ve ABD) bu kararın İran’ı bu sektörde herhangi bir test yapmaktan mahrum bıraktığı görüşünde. İran “nükleer başlığa sahip olmadığını” ve nükleer güç elde etmemek konusunda kararlı olduğunu iddia etmesine rağmen söz konusu anlaşma bunu engelliyor.
Bu nedenle Avrupa tarafları beş yıldan bu yana İran’ın tüm balistik füze testlerini en sert ifadeler ile kınadı. Ancak bundan daha fazlasını yapmadılar. Fransa ve Avrupalı müttefikleri, İran’ın nükleer faaliyetlerini kısıtlamak amacıyla balistik füze dosyasının gelecekte yapılacak müzakerelerde masaya yatırılmasını önerdi. İran hükümeti ise bu öneriyi radikal bir şekilde reddetti.
Bununla birlikte İran'ın konvansiyonel silah sistemleri satın almasını veya satmasını engelleyen, yukarıda geçen BMGK kararının süresinin 6 ay sonra bitmesiyle ilgili olarak üç Avrupa devleti ve ABD arasında bir görüş ayrılığı mevcut.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ülkesinin bu konu karşısındaki tutumunu geçen cumartesi oldukça sert ve net bir şekilde ifade etmişti. Pompeo yaptığı açıklamada “ABD, İran'ın gelecek ekim ayında konvansiyonel silah satın alma gücünü engellemeye çalışıyor” diyerek İran’a uygulanan silah ambargosunun süresini uzatmak için Birleşmiş Milletler (BM) ile birlikte çalışacaklarını belirtti.
Avrupa’nın bu konuda tutumu iki gün önce Fransa Dışişleri Bakanlığı’ndan gelen bir açıklamada da belirtildi. Fransa hükümeti uluslararası anlaşma ve kararlara “derin bir şekilde bağlı olduğunu” vurguladı. Yani bu, Fransa ve Avrupalı tarafların imzaladıkları anlaşmaya saygı duyup buna karşı çıkmayacakları anlamına geliyor. Ancak bunun yanı sıra söz konusu açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Uluslararası silah ambargosunun BMGK’nın 2231 kararında geçen ifadelere uygun bir şekilde önümüzdeki ekim ayında kaldırılmasının bölgede güvenlik ve istikrar açısından önemli sonuçları olacak.”
Bu durum göz önüne alındığında AB ambargosu “2020’den sonra, 2023’e kadar Viyana Antlaşması’nın şartlarına ve aynı şekilde BM balistik teknolojiler ve ekipman ambargosuna göre yürürlükte kalacak.” Söz konusu brifingde Fransa Rusya, Çin ve BMGK’nın yanı sıra anlaşmada yer alan diğer iki Avrupalı müttefikiyle (İngiltere ve Almanya) “istişare yaparak bu dosyayı ele alacaklarını” duyurdu. Ayrıca bölgedeki gerilimi düşürmeye çalışmak için üzerine düşen görevi yerine getirmeye devam edeceğini kaydetti.
ABD’nin nükleer anlaşmadan geri çekilmesi ve İran’ın anlaşma şartlarını terk ederek kendisine uygulanan silah alım-satımına yönelik AB ambargosunun kaldırılmasına karşı çıkacak güçte olmamasına rağmen uranyum zenginleştirme çıtasını yükseltti, stok kapasitesini artırdı ve daha yüksek oranda uranyum zenginleştirme gücüne sahip modern santrifüjler kullandı. Buna rağmen Avrupalıların bu anlaşmaya uyma konusunda birlikte, kararlı bir tutum sergiledikleri açıktır.
Dosyanın detaylarını bilen Avrupalı kaynaklar, Washington'ın Güvenlik Konseyi’nden yeni bir karar çıkarılması konusunda kendisine katılması için Avrupalı taraflara büyük baskı yaptığını aktardı.
Avrupa ise AB ambargosu 3 yıl daha devam ettiği için şu anda bu sorunla “ilgilenmediklerini” bildirdi.
Söz konusu kaynaklara göre Avrupalı devletler, ABD’nin nükleer yükümlülüklerini yerine getirmediği için İran'a uluslararası yaptırımların yeniden uygulanmasına yol açabilecek İhtilaf Çözüm Mekanizması’nı harekete geçirmelerini sağlamak için kendilerine karşı başlattığı kampanya gibi bu konuda da ABD’nin baskısının devam etmesini bekliyorlar.
Almanya Savunma Bakanı bu yılın başlarında üç Avrupa ülkesinin ABD’nin talebine “yanıt verdiğini” ve söz konusu mekanizmayı devreye soktuklarını “açıkça” kabul etmişti.
Söz konusu kaynaklar, Trump yönetiminin başkanlık seçimleri yaklaştıkça İran dosyasına tekrar odaklanacağına ve bunun da iki sebepten kaynaklandığına dikkat çekti. Bunlardan ilki dikkatleri Kovid-19 salgınının insani, sosyal ve ekonomik etkilerinden başka bir yöne çekmek. İkincisi de önceki başkanlık seçimlerinde aday olan Donald Trump'ın konuşmasını hatırlatmak, başkanın vaatlerini ve yükümlülüklerini yerine getirdiğini ve tutumunda kararlı olduğunu göstermek.
Üç Avrupa ülkesinin Washington’a cevabı, balistik füze konusunda olduğu gibi silah ile ilgili İran’a gösterdikleri tavırdan daha az sert bir tavır göstermeme yönünde olacak. Bunun kanıtı ise AB ambargosunun üç yıl daha devam etmesi. Bununla birlikte Avrupalı taraflar, ABD’nin Tahran’ın savunma fabrikalarından silah temin edebileceği Rusya ve Çin’e yönelmesinin kendisi için daha iyi olacağı vurguladılar.



İran Savaşı’nda ABD askeri kayıpları: Rakamlar Pentagon’un açıkladığını aşıyor

ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
TT

İran Savaşı’nda ABD askeri kayıpları: Rakamlar Pentagon’un açıkladığını aşıyor

ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)
ABD Deniz Piyadeleri, 'USS Portland' gemisinin güvertesinde tatbikat yapıyor(CENTCOM)

Washington Post gazetesinin Bakanlığın iç rakamlarına vakıf altı Amerikalı yetkiliye dayandırdığı haberine göre; İran’a yönelik savaşın ortasında ABD ordusunun verdiği kayıplar, Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından açıklanan resmi istatistiklerin üzerinde.

Söz konusu yetkililerden beşi, ABD ordusunda en az 22 can kaybı olduğunu vurguladı. Bu sayı, Pentagon’un halka açık "Savunma Zayiat Analiz Sistemi" (DCAS) olarak bilinen veri tabanındaki veriye dört kayıp daha ekliyor.

Rakamları değerlendirmek üzere isminin açıklanmaması şartıyla konuşan altıncı bir yetkili ise Trump yönetiminin İsrail ile koordineli olarak İran’a karşı savaşı başlattığı 28 Şubat’tan bu yana 23 askeri personelin hayatını kaybettiğini söyledi. Yetkili, açıklanmayan bütün ölümlerin doğrudan çatışmalarla bağlantılı olmadığını, ancak devam eden düşmanca eylemlerin ortasında Ortadoğu'da konuşlu bulunan Amerikalı personeli de kapsadığını belirtti.

Yetkili ayrıca, çatışma operasyonlarının başlamasından sonra bölgede konuşlanmış üç Amerikalı müteahhidin (yüklenicinin) de hayatını kaybettiğini belirtti.

Dün itibarıyla Pentagon’a bağlı "Savunma Zayiat Analiz Sistemi" veri tabanı, İran ile çatışmaların başlangıcından bu yana çatışma kaynaklı ve çatışma dışı nedenler dahil olmak üzere Amerikan askeri personeli arasında 18 ölüm vakası kaydetti.

Açıklanmayan ölümler etrafındaki belirsizlik

Aralarında askeri personelin kimlikleri, ölüm zamanları, şekilleri ve yerleri de olmak üzere duyurulmayan ölümlere ilişkin ayrıntılar belirsizliğini koruyor. Yüksek zayiat sayısına vakıf olan yetkililer, ilave kayıpların Pentagon’un halka açık zayiat veri portalına yansıtılmamasından duydukları rahatsızlığı dile getirdi.

Pentagon ise zayiat sayılarındaki çelişkiye ilişkin sorulara cevap vermekten kaçındı.

Kamuoyu araştırmalarının Amerikalılar arasında hiç de popüler olmadığını gösterdiği İran savaşı, kasım ayında yapılması planlanan ara seçimler öncesinde ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhuriyetçi Parti üzerinde siyasi bir yüke dönüştü.

Yönetimin zayiat sayımına ilişkin uygulamaları, bu yılın başlarında İran savaşı sonucu hayatını kaybeden 4 ABD askerinin isminin Pentagon’un resmi verilerinden geçici olarak çıkarılmasıyla da yoğun eleştirilere maruz kalmıştı.

ABD kuvvetlerinin kayıplarının doğru sayılmasının önemi

Askeri ölümlerin doğru şekilde sayılması yalnızca kamuoyuna karşı şeffaflıkla sınırlı değil. Şarku’l Avsat’ın Washington Post’tan aktardığına göre bir ABD silahlı kuvvetler mensubu hayatını kaybettiğinde ordu, ölümün resmi görev sırasında gerçekleşip gerçekleşmediğini belirlemek için bir inceleme yürütüyor.

Bu incelemelerin sonuçları, Askeri personel ailelerinin hak kazanacağı tazminat ve hakları doğrudan etkiliyor.

Dün itibarıyla veri tabanı, 14 ölümü Trump yönetiminin İran ile savaşa verdiği ad olan "Destansı Öfke Operasyonu" (Operation Epic Fury) kapsamında gerçekleşmiş olarak kaydetmişti.

"Dış Operasyonlar" başlığı altındaki ayrı bir kategoride yer alan diğer 4 ölüm ise Washington ile Tahran arasında temmuz ayında imzalanan ve daha sonra çökerek saldırıların yeniden başlamasına yol açan ateşkese dayanıyor.

Ayrıca Pentagon, şubat ayından bu yana Ortadoğu’da İran savaşıyla ilgisi olmayan görevlere katılan 2 ABD askerinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Bu iki ölüm, İran kuvvetlerinin saldırısına uğrayan iki üste gerçekleşmesine rağmen, isimleriyle DCAS veri tabanına dahil edilmedi.

Savaşın başından bu yana 820’den fazla ABD askeri yaralandı

Washington Post’a göre, kamuya açık zayiat veri tabanı, İran ile çatışmanın başlamasından bu yana 820’den fazla ABD askerinin operasyonlarda yaralandığını gösteriyor.

Yaralananların birçoğu, İran’ın Ortadoğu genelindeki ABD üslerine düzenlediği misilleme darbeleri sonucunda travmatik beyin hasarı geçirdi.

Pentagon’un zayiat sayım yöntemine inceleme talebi

Savaştan kaynaklanan bütün ölümlerin ve yaralanmaların, ordunun katıldığı çatışmalarda ölen veya yaralanan personelin verilerini kaydettiği DCAS sistemi aracılığıyla kamuoyuna duyurulması gerekiyor.

Yaz aylarında, çatışmalarda ölen 4 ABD askerinin ismi zayiat veri tabanından geçici olarak çıkarıldığında, Trump yönetimi İran ile yeniden başlayan çatışmaları İran savaşıyla ilişkilendirmek yerine "Dış Operasyonlar" olarak yeniden sınıflandırmıştı.

Bu değişiklik, Amerikalı müzakerecilerin Tahran ile kalıcı bir barış anlaşmasına varmakta zorlandığı bir zamanda gerçekleşti. Aynı zamanda yönetim, İran’ın ABD kuvvetlerine ateş açmaya ve Hürmüz Boğazı’ndaki gemileri hedef almaya devam etmesine rağmen, savaşı bir başarı olarak göstermeye çalışıyordu.

Senato’daki Demokrat üyeler, ara seçimlerin ardından çoğunluğu yeniden ele geçirmeleri halinde Pentagon’un askeri zayiat bildirimlerini ele alış biçimine ilişkin bir soruşturma açacaklarını taahhüt ettiler.


ABD ordusu yapay zekâ hatası yüzünden Çin gemisine yanlışlıkla müdahale etmenin eşiğinden döndü

Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
TT

ABD ordusu yapay zekâ hatası yüzünden Çin gemisine yanlışlıkla müdahale etmenin eşiğinden döndü

Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)
Çin savaş gemisi (Arşiv- Reuters)

CNN’de dün yer alan bir habere göre ABD ordusu, bu yılın başlarında yapay zekâ yardımıyla hazırlanan hatalı bir istihbarat raporu doğrultusunda, Ortadoğu'daki bir Çin gemisine müdahale ederek gemiye çıkmanın eşiğinden döndü.

Konuya yakın bilgili dört kaynağa dayandırılan haberde, ABD istihbaratının söz konusu geminin nükleer silahlarla bağlantılı bileşenler taşıdığına işaret ettiği ve bunun üzerine ABD güçlerinin gemiyi durdurmak üzere harekete geçtiği belirtildi.

Ancak askeri yetkililerin, analistlerden birinin kullandığı yapay zekâ programının geminin kargosunu yanlış tanımladığı sonucuna varmasının ardından operasyon son anda iptal edildi.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığına göre kaynaklardan biri, hazırlanan istihbarat raporunun "tamamen yanlış" olduğunu, ancak "neredeyse bir savaş başlatacağını" ifade etti. Kaynak, geminin gerçekte ne taşıdığını veya rotasının neresi olduğunu ise açıklamadı.

Söz konusu gelişme, bu ayın başlarında önde gelen yapay zekâ şirketlerinden Anthropic'te görevli bir araştırmacının, bu teknolojinin insan kontrolünden çıkabileceği endişesiyle istifa ettiğini kamuoyuna açıklamasının yarattığı yankıların ardından geldi.

Fransız haber ajansı AFP'nin aktardığına göre, son dönemde sektörün önde gelen isimleri, siyasetçiler ve uluslararası kuruluşlar dahil olmak üzere pek çok kesimden yapay zekânın gelişim hızının sınırlandırılması yönünde çağrılar yapılıyor.

Bütün bu uyarılara rağmen ABD Başkanı Donald Trump ve yakın müttefikleri, yapay zekânın geliştirilmesine radikal kısıtlamalar getirilmesine karşı olduklarını dile getiriyor.


Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik tehditlerini sertleştiriyor

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
TT

Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik tehditlerini sertleştiriyor

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Hürmüz Boğazı’ndaki askeri tatbikat sırasında (Arşiv-EPA)

Küresel deniz taşımacılığının en önemli geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer güvenliğinin kırılganlığını bir kez daha ortaya koyan gelişmede, bir petrol tankeri boğazdan geçişi sırasında kimliği belirsiz bir cisimle saldırıya uğradı. Saldırının ardından gemide çıkan yangın söndürülürken, İran da başka bir tankerin hedef alındığını açıkladı. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Donanması ise boğazdan izinsiz geçen gemilerin ‘imha edileceği’ uyarısında bulunarak, gemilere yönelik tehditlerinin tonunu sertleştirdi. Bu açıklama, Tahran’ın stratejik su yolundaki deniz trafiğine kendi şartlarını dayatma konusundaki tutumunun sertleştiğini gösteriyor.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO) dün yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nda bir tankerin ‘kimliği belirsiz bir cisimle’ vurulduğunu ve bunun ardından gemide yangın çıktığını, ancak yangının kontrol altına alındığını bildirdi. Kurum, mürettebatın güvende olduğunu belirtirken, çevreye yönelik herhangi bir zarar meydana geldiğine ilişkin bilgi vermedi.

UKMTO’nun bildirdiği saldırının, DMO’nun sorumluluğunu üstlendiği olayla aynı olup olmadığı ilk etapta netlik kazanmadı. Zira boğazda bundan birkaç saat önce başka bir güvenlik olayının meydana geldiğine ilişkin haberler de yayıldı.

Öte yandan DMO, Togo bayraklı Trend adlı petrol tankerini hedef aldığını açıkladı. İran tarafı, tankerin Hürmüz Boğazı’ndan ‘yasa dışı’ şekilde geçmeye çalıştığını öne sürdü. Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre, DMO Donanma Komutanı Ali Azmai, tankerin ‘ABD ordusunun kışkırtması ve yanıltması’ sonucu geçiş yapmaya çalıştığını söyledi. Azmai, tankerin vurulmasının ardından gemide yangın çıktığını ve seyrinin durduğunu belirtti.

UKMTO ise daha önce Umman’ın Hasab kentinin yaklaşık 16 deniz mili kuzeydoğusunda bir ‘güvenlik olayı’ meydana geldiğini bildirmiş, ancak o sırada ayrıntı vermemişti. Bu nedenle DMO’nun sözünü ettiği tankerin, İngiliz denizcilik makamlarının kimliği belirsiz bir cisimle vurulduğunu bildirdiği tankerle aynı olup olmadığı belirsizliğini korudu.

Deniz taşımacılığı düşük seviyelere geriliyor

Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğindeki aksaklıklar denizcilerin güvenliğini tehdit ediyor. (AFP)
Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğindeki aksaklıklar denizcilerin güvenliğini tehdit ediyor. (AFP)

Yeni gelişme, çarşamba günü başka bir tankerin de Hürmüz Boğazı’ndan ayrıldığı sırada UKMTO tarafından ‘kimliği belirsiz bir cisim’ olarak tanımlanan bir saldırıya maruz kalmasının ardından yaşandı. UKMTO, tankerin mürettebatının durumunun iyi olduğunu ve çevreye yönelik herhangi bir zarara ilişkin ilk etapta bir işaret bulunmadığını açıkladı. Olayın duyurulmasının neden geciktiği veya son dönemde bölgede yaşanan gelişmelerle bağlantılı olup olmadığı ise netlik kazanmadı.

Arka arkaya yaşanan bu olaylar, İran’ın geçiş trafiği üzerindeki kontrolünü artırmaya çalıştığı, ABD’nin ise Tahran’ın getirdiği kısıtlamalara karşı deniz ulaşım koridorlarını açık tutmaya çalıştığı bir dönemde, ticari gemilerin boğazda karşı karşıya olduğu risklerin arttığına işaret ediyor.

Güvenlik gerilimi, Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemi trafiğindeki sert düşüşün devam ettiği bir dönemde gerçekleşti. Gemi hareketlerini takip eden Kpler şirketinin ön verilerine göre, perşembe günü boğazdan 4 yük gemisi geçti. Bu sayı bir gün önce 6 olurken, önceki 10 günün günlük ortalaması yaklaşık 16 gemi olarak kaydedilmişti. Perşembe günü boğazdan geçen 4 gemi arasında 2 Panamax tipi petrol tankeri, bir Supermax ve bir Kamsarmax tipi gemi bulunuyordu.

Söz konusu rakamlar değişebilir. Zira bazı gemiler, tespit edilme ihtimalini azaltmak amacıyla çatışma bölgelerinden geçerken kimlik ve takip sistemlerini kapatıyor. Savaşın başlamasından önce Hürmüz Boğazı, küresel petrol ve gaz sevkiyatının yaklaşık beşte birinin geçtiği güzergâh konumundaydı. Bu nedenle boğazdaki deniz trafiğinin uzun süreli olarak aksaması, küresel enerji piyasaları üzerinde doğrudan etkiler yaratma potansiyeli taşıyor.

LNG tankerlerinin sınırlı ölçüde geri dönüşü

Hürmüz Boğazı’nı geçmeye çalışan bir petrol tankeri (Reuters)
Hürmüz Boğazı’nı geçmeye çalışan bir petrol tankeri (Reuters)

Hürmüz Boğazı üzerinden enerji taşımacılığının yeniden başlatılmasına yönelik çabaların sürdüğüne işaret eden Kpler verilerine göre, önceki günlerde bölgede görünmeyen 3 sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) tankeri perşembe günü boğazın dışında yeniden tespit edildi.

Bu tankerler arasında Katar’daki Ras Laffan’dan yük alan Al Daayen ve Al Samriya ile Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Das Adası’ndan yükünü aldıktan sonra Hindistan’a doğru yola çıkan Marigold LNG yer aldı.

Fortexsa şirketi ayrıca Qatar Energy ile bağlantılı Al Rayyan adlı tankerin, Umman açıklarında takip sistemlerini çalıştırmadan gemiden gemiye yük transferi gerçekleştirdiğini bildirdi. Kpler verilerine göre söz konusu operasyon 13 Eylül’de gerçekleşti.

Savaşın etkileri Hürmüz Boğazı’yla sınırlı kalmazken, Kızıldeniz’in güney girişinde yer alan Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz trafiğinde de düşüş yaşanıyor. Perşembe günü Babu’l Mendeb’ten 23 yük gemisi geçti. Bunların 13’ü Kızıldeniz yönünde, 10’u ise Aden Körfezi yönünde ilerledi. Önceki 10 günlük ortalama ise günde yaklaşık 26 gemi seviyesindeydi.

Çatışmaların kapsamının genişlemesi, özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığına yönelik kısıtlamaların devam etmesi halinde Kızıldeniz’in Körfez ülkelerinden yapılan enerji sevkiyatları açısından başlıca alternatif güzergâhlardan biri olması nedeniyle, petrol ihracat yollarına ilişkin endişeleri artırıyor.

Seul, savaşa katılmayı reddediyor

Güney Kore ordusuna ait savaş uçakları (Güney Kore Hava Kuvvetleri)
Güney Kore ordusuna ait savaş uçakları (Güney Kore Hava Kuvvetleri)

Asya’da ise Güney Kore, deniz taşımacılığı krizindeki rolünün sınırlarını net biçimde ortaya koydu. Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung dün yaptığı açıklamada, ülkesinin İran’la savaşa sürüklenmesine yol açabilecek şekilde Ortadoğu’ya asker veya askeri unsurlar göndermeyeceğini söyledi.

Lee, Seul’ün savaşa müdahil olmama ilkesine bağlılığını sürdürdüğünü vurgularken, ülkesinin bölgedeki ticari gemilerini, ham petrol sevkiyatlarını ve vatandaşlarını korumadaki rolünü güçlendirme seçeneklerini değerlendirdiğini belirtti. Güney Kore, korsanlıkla mücadele görevi kapsamında Somali açıklarında deniz gücü bulundururken hükümet, çatışma operasyonlarına dahil olmadan deniz ulaşımının güvenliğini korumaya yönelik faaliyetlerini genişletme ihtimalini değerlendiriyor.

Güney Kore’nin bu tutumu, ABD’nin Seul üzerinde ‘Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin korunmasına daha fazla katkı sunması’ yönündeki baskısının arttığı bir dönemde geldi. Bununla birlikte, savaşa doğrudan askeri müdahalede bulunulması Güney Kore’de geniş bir toplumsal destek görmüyor.

Savaşın tam ortasında yer alan stratejik bir boğaz

Gemilere yönelik saldırıların sürmesi ve geçiş trafiğinin gerilemesiyle Hürmüz Boğazı, savaşta giderek en önemli dolaylı çatışma alanlarından birine dönüşüyor. İran su yolundan geçen gemilere kendi şartlarını dayatma konusunda ısrar ederken, ABD ticaret ve enerji trafiğini açık tutmaya çalışıyor. Denizcilik şirketleri ise geçişin riskini üstlenmek, beklemek ve gecikmelerden kaynaklanan maliyetleri karşılamak arasında zor bir tercihle karşı karşıya kalıyor.

Gerilimin Hürmüz’den Babu’l Mendeb’e uzanmasıyla savaşın etkileri de çatışmanın iki tarafıyla sınırlı kalmıyor. Küresel enerji ve ticaret açısından en önemli iki deniz geçiş güzergâhının güvenliği, bölgedeki askeri çatışmanın seyrine doğrudan bağlı hale geliyor.