Filistin ve zorlu yollar

Batı Şeria'daki Yahudi yerleşim birimleri (Reuters)
Batı Şeria'daki Yahudi yerleşim birimleri (Reuters)
TT

Filistin ve zorlu yollar

Batı Şeria'daki Yahudi yerleşim birimleri (Reuters)
Batı Şeria'daki Yahudi yerleşim birimleri (Reuters)

Muhammed Bedreddin Zayid
Filistin meselesi, daha önce belki de şimdiki sorunlar kadar büyük zorluklara tanık olmamıştır. Aslında gerileme ve kırılma eğrisi, Arafat'ın suikastının ardından yaşanan ve mevcut koşulların çoğunun kaynağı olan, en tehlikeli olumsuz gelişmelerden biri olarak kabul edilen Hamas’ın darbesinden bu yana yıllardır artarak devam ediyor. Filistin’in birçok içsel nedenden kaynaklı zayıflığıyla Binyamin Netanyahu liderliğindeki İsrail sağının yükselişi, konuyu karanlık bir tünele sokarken, bu duruma da ayak uyduruldu. Amerikan Yahudi cemaatinin yapısındaki militanlık ve dini hoşgörüsüzlüğe doğru giden tehlikeli kaymalar ve Amerikan Protestan tabanındaki, ülkesini taraflı ve dürüst olmayan bir arabulucu olarak yönlendiren, sorunun tavsiyesini dayatan ve İsrail toplumundaki aşırılık yanlılarını teşvik etmeye çalışan bir taraf haline getiren genişleme belki daha önceleri başlamıştı.
Netanyahu, üç kez yapılan seçimlerde hükümeti kurmasını sağlayacak çoğunluğu elde etmede başarısız oldu. Şimdi ise muhalefet lideri Benny Gantz ile bir ulusal birlik hükümeti kuracak. Demokrasiyle yönetildiği söylenen bir toplumun çoğunluğu, yolsuzlukla suçlanan ve yargılanmaktan kaçınmak için iktidarda kalmakta ısrar eden bir siyasi lidere zayıf olmasına rağmen nasıl destek vermeye devam edebilir? Bunun tek ve basit bir açıklaması var. O da toplumun içinde Amerikan toplumunun aşırılık yanlısı kesimlerini etkileyebildiği için aşırılık ve şiddeti kabul eden büyük bir kesimin olduğudur. İsrail toplumu içindeki bu kesim, kısa vadede dahi amaçlarına ve çıkarlarına ulaşmak için herhangi bir ahlaki değeri veya ideali çiğnemekten çekinmiyor.
Gantz’ın partisi Mavi-Beyaz İttifakı’nda karmaşa yaşanması, beklenmedik bir gelişme değildi. Gantz, ABD Başkanı Donald Trump ve Netanyahu'nun, ABD-İsrail iradesini dayatma planını tüm dünyaya açıkladıkları ortak basın toplantısında perde arkasında duruyordu.  Plan ise şuana kadar dünya ülkelerinin büyük bir bölümü tarafından reddedildi.
Ardından sahneye Gantz çıktı ve partisinin Netanyahu temsilcileri ile müzakere etmek için görevlendirdiği adamların girişimlerinde başarısız olduğunu açıkladıktan sonra Netanyahu ile koalisyon hükümeti kurmayı kabul etti. Çünkü önemli olan Netanyahu’nun iktidarda kalması ve yargılanmaktan kaçınmasıydı. Duyurdukları anlaşmazlıklar, bu iki faktörü ortaya koyuyor. Buna Netanyahu’nun lideri olduğu Likud Partisi’nin Yüksek Mahkeme’nin hakkında iddianame olan bir devlet bakanının görevinin askıya alınması konusunu tartışmaktan kaçındığı, hükümetin temel yasasını değiştirme arzusu da ekleniyor.
Likud Partisi, Netanyahu'nun başbakanlık görevini üstlenmesini veya kendisine karşı soruşturma açılmasını engellemek amacıyla İsrail parlamentosu Knesset'in feshedilmesi ve yeni bir seçime gidilmesini istedi. Likud'un Hakim Atama Komisyonu’ndan üç hakim talep etmesinden kaynaklanan bir başka anlaşmazlık daha söz konusu.  Gantz'ın delegeleri, Likud'un amacının yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle bir acil durum hükümeti kurmak yerine, Netanyahu'yu kendisini bekleyen davadan korumak olduğunu duyurdular. Seçim programının en önemli bileşeni olan Gantz’ın bloğu, Netanyahu'yu düşürmek için harekete geçtikten iki günden kısa bir süre sonra bir koalisyon hükümetinin oluşturduklarını, adının koronavirüs salgınına karşı acil durum hükümeti olmadığını, bunun yerine Batı Şeria'nın üçte birini ilhak etmeyi planladıklarını açıkladı.
İsrail’in bu açıklamalarının ardından ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, atılan adımı cesaretlendirici açıklamalar yapmakta gecikmedi. Bunun sonucunda konunun ciddi olduğu, herhangi bir test balonu olmadığı anlaşıldı. Aslında Trump’ın ABD yönetimine gelmesinden bu yana hiçbir şey test balonu değildi.
İsrail'de koronavirüs vaka sayısının yüksel olmasına rağmen ölüm oranlarının düşük olmasının bu ülkedeki sağlık sistemlerinin gelişimine işaret ederken bu durum, uluslararası kuruluşların ve ülkelerin Kovid-19 salgını karşısındaki kafa karışıklığına dahil oluyor. Bununla birlikte Netanyahu hükümetinin yıllardır Trump yönetimiyle arasındaki ortak düzenlemeler içinde planladığı yeni ihlaller için uygun bir atmosfer oluşmuş gibi görünüyor. Bu nedenle Pompeo'nun açıklamaları bu konuda hazırlanan planla da tutarlıdır.
Bu ihlaller, Arap ülkelerinin dışişleri bakanlarının video konferans şeklinde ilk kez yaptığı toplantıda temsil edilen Araplar tarafından reddedilirken İsrail'in adımları, Filistin halkına yönelik işlenen birer savaş suçu olduğu suçlaması yapıldı. Bununla birlikte Ortadoğu Dörtlüsü’ne bu konuyu ele almak üzere toplanması çağrısında bulunuldu. Öte yandan İngiltere başta olmak üzere bazı Avrupa ülkeleri büyükelçileri aracılığıyla İsrail’in böyle bir adım atmasına karşı olduklarını belirtirken, bu adımı, uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğunu, bölgesel istikrarın ve İsrail'in uluslararası statüsünün ciddi şekilde sarsılması anlamına geldiğini belirtiler.
Burada ABD’de Kasım ayında yapılması planlanan Başkanlık seçimlerinde yarışan Demokrat aday Joe Biden’ın uluslararası siyaset danışmanı Tom Blinky’nin Batı Şeria'nın tek taraflı ilhakına karşı olduğunu ve durumun etkisini azaltmak için Biden'ın ABD’nin Kudüs'teki büyükelçiliğini koruyacağını ve Trump’ın bu konudaki kararını iptal etmek istemeyeceğini açıkladığı belirtilmelidir.
Esasen ne Biden, ne de gelecekteki başka hiçbir ABD başkanı, önceki başkanlar tarafından askıya alınan bu kararı daha önce vermiş olan Kongre'den bu yasa tasarısı çıkmadan bunu yapamaz.  Bu da Trump'ın durumu, sadece başkanın değiştirmesiyle düzelecek şekilde değil, aynı zamanda Amerikan politikasında tam ve farklı bir rota çizilmesini gerektirecek şekilde karmaşıklaştırdığı anlamına geliyor. Bu yüzden kararın değişebileceği ihmaline karşı herhangi bir ışık görünmüyor.  Protestan kitlenin ve Amerikan Siyonist lobisinin tüm ağırlıklarını Biden'a karşı ortaya koyacakları açık.  Her halükarda, şu ana kadar bizi ilgilendiren durum ise uluslararası tepkilerin çoğunun yaklaşan İsrail kararlarına karşı rahatsız olmasıdır. Fakat hepimiz biliyoruz ki, tüm bunlar bu icraatları durdurmak için yeterli değil. Hatta tüm bu tepkiler, ne kadar etkisiz olduklarını da ortaya koymaktadır.
Netanyahu'nun açıklamalarına göre İsrail bu icraatları, Oslo anlaşmasını sona erdirecek olmasına rağmen, önümüzdeki Temmuz'dan itibaren yürürlüğe girecek. İsrail ırkçılığına dayanan bu eğilimleri, daha geniş bir perspektiften yeniden düşünmeliyiz. Bunu bugün Netanyahu'nun yargılanmaktan kaçınmasını sağlayan koşulların oluşmasına izin veren bu oluşumdaki illetler grubuna eklemeliyiz. Bu oluşum, bugün modern Yahudi propaganda makinesinin, ilerici ve aydınlatıcı düşünceyi formüle etmede Yahudi rolü konusunda uğraştığı değerlerden tamamen farklıdır. Yeniden olumsuz bir imaj çizilirken onlarca yılda ortaya konan entelektüel girişimlerle ilgili çabalar bir çırpıda silindi.
Öte yandan, bu ırkçı doğanın kutsanması, geçtiğimiz yıllarda Filistinlilerin modern çağın tüm araçlarıyla bu ırkçılığa karşı barışçıl mücadele yöntemleri geliştirmesini savunan seslere kulak verilmesini sağladı. Bu modern araçlarla kastedilen, İsrail'den ziyade dünyanın vicdanına karşı Filistin halkının hala adalete inananların olduğunu ve hiçbir şeyin sonsuza dek sürmeyeceğini hatırlatan barışçıl protestolarını vurgulayan ve boykot çağrılarına odaklanan sosyal medya kampanyalarıdır. Filistin topraklarının tarihini, peş peşe gelen krallıkları ve medeniyetleri hatırlamalıyız. Kötü bir zamandan geçiliyor olsa da birçok ders çıkarılmalıdır. Ancak tüm bunlar, bu zorluklarla başa çıkmak için yeni ve daha değerli bir Filistin formülü bulunmasını gerektiriyor. Herkes, bu ırkçı projeyle mücadele görevinin, Batı Şeria’daki Arapları desteklemede önemli bir rol oynayan 48 Araplarını da içereceğini unutmamalıdır. Gazze Şeridi'ne gelince, ‘Hamas liderlerinin davalarına ve Filistin halkının geleceğine verdikleri zararı fark etselerdi’ konusu, başka bir başlıkta değerlendirilmeli.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Sudan ordusu, Batı Libya yetkilileriyle askeri iş birliğini güçlendiriyor

Libya Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir’i kabul etti, 5 Nisan 2026. (UBH Genelkurmay Başkanlığı)
Libya Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir’i kabul etti, 5 Nisan 2026. (UBH Genelkurmay Başkanlığı)
TT

Sudan ordusu, Batı Libya yetkilileriyle askeri iş birliğini güçlendiriyor

Libya Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir’i kabul etti, 5 Nisan 2026. (UBH Genelkurmay Başkanlığı)
Libya Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir’i kabul etti, 5 Nisan 2026. (UBH Genelkurmay Başkanlığı)

Sudan ordusu, Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) ile Batı Libya’da iş birliğini güçlendirmek amacıyla sürpriz görüşmeler gerçekleştirdi. Toplantılarda iki ülke arasında askeri ve güvenlik iş birliğinin artırılması yolları ele alındı.

UBH Genelkurmay Başkanlığı dün yaptığı açıklamada, Genelkurmay Başkanı Salah en-Nemruş’ın, Sudan Silahlı Kuvvetleri İstihbarat Müdürü Muhammed Ali Sabir ve beraberindeki heyeti kabul ettiğini bildirdi. Açıklamada, yüksek seviyeli toplantının ‘iki kardeş ülke arasında askeri ve güvenlik iş birliğinin güçlendirilmesi yollarını görüşmek için’ düzenlendiği belirtildi.

Libya’nın başkentinde düzenlenen üst düzey Libya-Sudan askeri toplantısından bir kare, 5 Nisan 2026 (UBH Genelkurmay Başkanlığı)Libya’nın başkentinde düzenlenen üst düzey Libya-Sudan askeri toplantısından bir kare, 5 Nisan 2026 (UBH Genelkurmay Başkanlığı)

Bu görüşme, Batı Libya ile Libya Ulusal Ordusu (LUO) Genel Komutanı Mareşal Halife Hafter’in kontrolündeki Doğu Libya arasında yaşanan siyasi ve askeri bölünmenin arka planında gerçekleşiyor. Hafter, Muhammed Hamdan Dagalu (Hamideti) liderliğindeki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile ‘iş birliği’ yaptığı yönündeki suçlamalarla karşı karşıya.

UBH hükümetine yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu toplantıyı, ‘Sudan ordusunun Libya’daki askeri ve güvenlik bölünmesinden yararlanan HDK karşısında attığı önemli bir adım’ olarak nitelendirdi.

Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, 26 Şubat 2024’te başkent Trablus’a gerçekleştirdiği ilk resmi ziyarette, Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi ile bir araya gelmişti. İki lider, ikili ilişkilerin güçlendirilmesi, desteklenmesi ve geliştirilmesine yönelik ikili görüşmeler gerçekleştirmişti.

 Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Şubat 2024’te Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ı karşıladı. (Libya Başkanlık Konseyi)Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Şubat 2024’te Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ı karşıladı. (Libya Başkanlık Konseyi)

El-Menfi ile Burhan, o dönemde iki ülke arasında heyet değişimini ve imzalanan anlaşmaların uygulanmasını kararlaştırdı. İki ülke heyetlerinin katıldığı görüşmelerde ortak ilgi alanındaki konular ele alındı ve ‘Sudan ile bölgedeki barış ve istikrarın sağlanması’ hedeflendi.

Trablus’taki Genelkurmay Başkanlığı’nda dün yapılan buluşmada, Libyalı yetkili en-Nemruş, Libya ve Sudan halklarını birleştiren ‘tarihî bağlar ve köklü ilişkilerin derinliğine’ vurgu yaptı. En-Nemruş, ‘ülkelerin çıkarlarına hizmet edecek şekilde ortak koordinasyonun geliştirilmesinin ve bölgedeki güvenlik ile istikrara katkı sağlamasının önemini’ vurguladı.

Genelkurmay Başkanlığı, toplantıda ‘bilgi paylaşımı ve güvenlik koordinasyonu alanında iş birliğinin uygulanma yöntemlerinin’ ele alındığını açıkladı. Taraflar ayrıca, ‘askeri eğitim programlarının ve deneyim paylaşımının genişletilmesi; personelin yeterliliğinin artırılması ve hazırlık seviyesinin yükseltilmesi’ konusunda mutabık kaldı. Bu adımlar, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığı ve yapıcı iş birliği hedeflerini yansıtıyor.

Öte yandan LUO, Sudan’daki HDK’ye destek sağlamakla ilgili suçlamaları daha önce görmezden gelmişti. Reuters, güneydoğu Libya’daki Kufra Havalimanı’nın, Darfur’daki el-Faşir kenti üzerindeki kontrolün güçlendirilmesi için lojistik üs olarak kullanıldığını bildirmişti. LUO, bu iddialara yanıt vermemişti.

Reuters geçtiğimiz aralık ayında yayınladığı bir haberde, ‘Kufra üzerinden geçen ikmal hattının, HDK’nin el-Faşir şehri üzerindeki kontrolünü güçlendirmede merkezi bir rol oynadığını ve bu sayede Darfur’daki varlığını sağlamlaştırmasını sağladığını’ belirtmişti.

Nisan 2023’te Sudan iç savaşı başladığından bu yana LUO’ya HDK’ye yardım sağladığı yönünde tekrar eden suçlamalar yapıldı. Ancak LUO, o dönemde bu iddiaları yalanlayarak, Sudan tarafları arasında çatışmaların durdurulması için ‘arabuluculuk yapmaya hazır olduğunu’ açıklamıştı.


İsrail hava saldırıları Lübnan'ın güneyindeki kasabaları hedef aldı

Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)
TT

İsrail hava saldırıları Lübnan'ın güneyindeki kasabaları hedef aldı

Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)

İsrail savaş uçakları bugün Lübnan'ın güneyindeki Burc Rahal kasabasına hava saldırıları düzenledi. Saldırılarda 3 kişi öldü, bir kişi yaralandı. Ayrıca güney Lübnan'daki kasabalara da saldırılar düzenlendi.

İsrail savaş uçakları bu sabah Lübnan'ın güneyindeki Burc Rahal kasabasında bir eve hava saldırısı düzenleyerek 3 kişiyi öldürdü, birkaç kişiyi yaraladı ve birçok evi yıktı. Sivil savunma ekipleri cesetleri çıkarmak ve yolu temizlemek için çalışıyor. Resmi Lübnan Ulusal Haber Ajansı, hava saldırılarının ayrıca şafak vakti Lübnan'ın güneyindeki Haris kasabaların da hedef aldığını bildirdi.

İlgili bir gelişmede, Hizbullah bugün dört ayrı açıklamada, savaşçılarının İsrail'in Liman, Hurfish, Shlomi ve Nahariya yerleşimlerini roket saldırılarıyla hedef aldığını duyurdu.

Şarku'l Avsat'ın DPA'den aktardığına göre Hizbullah yaptığı açıklamada, bugün saat 02:25'te Liman yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını belirtti. İkinci bir açıklamada ise saat 00:30'da Hurfish yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını duyurdu.

Üçüncü bir açıklamada Hizbullah, saat 02:30'da Shlomi yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını açıkladı. Dördüncü bir açıklamada ise saat 03:10'da Nahariya yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını bildirdi.

Şunu belirtmekte fayda var ki, 2 Mart sabahından itibaren İsrail savaş uçakları Beyrut'un güney banliyölerini, Güney Lübnan'daki çeşitli bölgeleri ve Doğu Lübnan'daki Bekaa Vadisi'ni hedef alan bir dizi hava saldırısı düzenledi. Saldırılar ayrıca Lübnan Dağı ve Kuzey Lübnan'daki bölgelere de yayıldı. İsrail hava saldırıları halen devam etmektedir. Mart ortasından sonra İsrail ordusu Güney Lübnan'a bir saldırı başlattı.


Gazze Şeridi’ndeki direnişçi gruplar, ‘silahsızlanma’ planında değişiklik talep edilmesinin ardından yoğun saldırı bekliyor

Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)
Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)
TT

Gazze Şeridi’ndeki direnişçi gruplar, ‘silahsızlanma’ planında değişiklik talep edilmesinin ardından yoğun saldırı bekliyor

Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)
Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)

Gazze Şeridi’ndeki büyük Filistinli gruplardan çeşitli kaynaklar, İsrail’in Gazze Şeridi içindeki saldırılarını yoğunlaştırmasının beklendiğini belirtti. Bu beklentinin, Barış Konseyi planında yer alan silahsızlanma maddelerinde değişiklik yapılması talebinin ardından ortaya çıktığı ifade edildi.

Hamas’a bağlı üç kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, sahada İsrail’in daha geniş çaplı bir askeri gerilime hazırlandığına dair göstergeler bulunduğunu belirtti. Kaynaklar, bu olası gerilimin polis ve güvenlik noktalarının hedef alınmasının, silahlı grup üyelerine yönelik saldırıların ve suikastların ötesine geçebileceğini dile getirdi.

Hamas’ın silahsızlandırılması, Gazze Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov tarafından sunulan planın en önemli maddeleri arasında yer alıyor. Söz konusu plan, Mladenov tarafından mart ayı sonunda Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde açıklanmıştı. Uluslararası ve bölgesel medyada yayımlanan maddelere göre plan, Filistinli hareketin tünel ağını imha etmesini ve sekiz ay içinde aşamalı olarak silah bırakmasını öngörüyor. Plan ayrıca, ‘Gazze Şeridi’nin silahlardan tamamen arındığının nihai olarak doğrulanması’ sonrasında İsrail güçlerinin tamamen çekilmesini içeriyor.

 Hamas ve İslami Cihad Hareketi’ne bağlı silahlı güçler Gazze’de konuşlandırıldı. (AFP)Hamas ve İslami Cihad Hareketi’ne bağlı silahlı güçler Gazze’de konuşlandırıldı. (AFP)

Son günlerde İsrail’in tırmanışı, polis güçlerine bağlı güvenlik unsurları ile sahadaki silahlı grup üyelerine yönelik saldırıların yoğunlaştırılmasıyla daha da arttı. Kaynaklara göre Hamas’a bağlı hükümet kurumlarındaki güvenlik personeline ve grupların askeri kanatlarına mensup silahlı unsurlara, alarm seviyesini en üst düzeye çıkarmaları yönünde talimat verildi. Aynı talimatlarda, tekrar eden hedef alınma girişimlerini önlemek amacıyla mümkün olan tüm güvenlik önlemlerinin alınması istendi.

Planda yapılan değişiklikler

Geçtiğimiz hafta Hamas heyeti, Kahire’ye gerçekleştirdiği ziyaretin ardından, iki gün önce Gazze Şeridi’ndeki gruplar adına ‘silahsızlanma planı’ önerisine yanıtını sundu. Kaynaklara göre, Nikolay Mladenov ile yapılan görüşmede iletilen yanıtta, ‘ikinci aşamaya geçilmeden önce İsrail’in ilk aşamadaki tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesini zorunlu kılacak değişikliklerin yapılması’ gerektiği vurgulandı.

Hamas kaynaklarına göre, İsrail’in söz konusu değişiklik talebini ‘hareketin silah bırakmayı reddettiği’ gerekçesiyle önümüzdeki dönemde saldırılarını artırmak için bir bahane olarak kullanabileceği değerlendiriliyor. Kaynaklardan biri, Hamas’ın ve diğer grupların planı farklı çerçeveler içinde incelemeyi sürdürdüğünü kaydetti.

İslami Cihad Hareketi’nden bir kaynak ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, özellikle İran ile bağlantılı gelişmelerin ardından İsrail’de tırmanış ihtimalinin artmasıyla birlikte, sahadaki savaşçılara izlerinin sürülmesini ve hedef alınmalarını önlemek amacıyla tüm gerekli güvenlik tedbirlerini almaları yönünde kesin talimatlar verildiğini ifade etti.

Öte yandan İsrail, cumartesiyi pazara bağlayan gece yarısı, Gazze kentinin doğusundaki Şeva Meydanı bölgesinde, özel İsrail birliklerinin ya da silahlı grupların sızmasını önlemek amacıyla kurulan bir kontrol noktasında bulunan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensubu dört silahlı kişiyi öldürdü.

Bir polis aracını hedef alan İsrail saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen Filistinliler (Reuters)Bir polis aracını hedef alan İsrail saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen Filistinliler (Reuters)

Hamas’a bağlı bir polis mensubu dün, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Meğazi Mülteci Kampı girişinde aracının İsrail’e ait bir insansız hava aracı (İHA) tarafından hedef alınması sonucu hayatını kaybetti. Aynı gün, Han Yunus’un güneyindeki ‘sarı hat’ olarak bilinen bölgede bir genç de İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu öldürüldü.

Sahadaki kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hedef alınan aracın Kassam Tugayları’na bağlı bir üyeye ait olduğunu, aracı kullanan kişinin ise daha önce önde gelen isimlerden birinin korumalığını yapmış polis memuru olduğunu belirtti.

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’na göre İsrail, 10 Ekim 2025’te ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana 718’den fazla Filistinliyi öldürdü.

Erdoğan ile görüşme

Bu arada Hamas dün yaptığı açıklamada, üst düzey bir heyetinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İstanbul’da bir araya geldiğini duyurdu. Görüşmede, Gazze Şeridi’ndeki gelişmeler, ateşkes anlaşmasının kalıcı hale getirilmesi ve Kudüs’teki son durum ele alındı.

Hareketten yapılan açıklamaya göre, Hamas Liderlik Konseyi Başkanı Muhammed Derviş başkanlığındaki heyette Halid Meşal, Halil el-Hayye ve Zahir Cebbarin yer aldı. Cumartesi günü gerçekleşen görüşmede, Gazze Şeridi’ndeki gelişmeler ele alındı. Açıklamada ayrıca, ateşkes anlaşmasının uygulanmasının güvence altına alınması, insani yardımların bölgeye ulaştırılması ve halkın temel ihtiyaçlarının karşılanmasının önemine vurgu yapıldı.

Açıklamada, Kudüs’teki durumun, özellikle de Mescid-i Aksa çevresindeki gelişmelerin ciddiyetine dikkat çekilerek, ‘ihlaller’ olarak nitelendirilen uygulamaların sonuçlarına karşı uyarıda bulunuldu. Ayrıca, esirlere yönelik idam cezasını içeren yasa tasarısına da karşı çıkılarak, bunun uluslararası hukuka aykırı olduğu ifade edildi.

Heyetin, Türkiye’nin Filistin davasına verdiği destekten duyduğu memnuniyeti dile getirdiği ve Erdoğan’ın bu konudaki çabalarını takdir ettiği aktarıldı. Açıklamaya göre Erdoğan da Türkiye’nin Filistin halkının haklarına verdiği desteğin süreceğini ve bu konudaki tutumunun değişmeyeceğini vurguladı.