Irak siyasetinin yeni figürü Kazimi’yi nasıl bir gelecek bekliyor?

Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih ve hükümeti kurmakla görevli Başbakan Mustafa Kazimi (Irak Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi)
Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih ve hükümeti kurmakla görevli Başbakan Mustafa Kazimi (Irak Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi)
TT

Irak siyasetinin yeni figürü Kazimi’yi nasıl bir gelecek bekliyor?

Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih ve hükümeti kurmakla görevli Başbakan Mustafa Kazimi (Irak Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi)
Irak Cumhurbaşkanı Berhem Salih ve hükümeti kurmakla görevli Başbakan Mustafa Kazimi (Irak Cumhurbaşkanlığı Basın Ofisi)

Sabah Nahi*
1967 doğumlu olan ve ‘Kazimi’ lakaplı Mustafa Abdüllatif Mişatat, Irak'ın 2003 yılından bu yana geçen süre içerisindeki en genç başbakanı olacak. Kazimi, ABD işgali sonrasında uluslararası toplumun inşa ettiği Irak’ın “Demokratik ve Federal” rejiminin yürütme organını yöneten bu üst düzey makama gelecek.

Yeni Irak’ın “Kurtuluş Nesli”
ABD kuvvetlerinin Irak’a müdahalesi olmasaydı, Kazimi ve onun neslinden olanların Yeni Irak'taki bu yüksek konuma ulaşmaları mümkün olmazdı. ABD güçleri, işgalden önce yönetime hâkim olan Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in 35 yıllık iktidarının gölgesindeki Irak siyasi rejimini ortadan kaldırdı. ABD’nin devasa ordusu 2003-2011 yılları arasında Irak’ta kaldı. 200 bin ABD askeri, onlarca Batı ve Ortadoğu ülkesinin de desteğiyle ülkeye girmişti.

Trump: Irak’a girmek ABD tarihinin en kötü kararı
ABD Başkanı Donald Trump'ın hafta içerisinde yaptığı açıklamada, Başkan George Bush tarafından alınan müdahale kararının ABD tarihindeki en kötü karar olduğu değerlendirmesinde bulundu. ABD merkezli New York Post gazetesine konuşan Başkan Trump, “Ortadoğu’ya girmek için alınan kötü bir kararla 8 trilyon dolar harcadık. Muhtemelen bu ülkemiz tarihinde alınmış en kötü karardır” ifadelerini kullandı.

‘Kurtarıcılar’ kuşağı ortadan kalktı
Kazimi, ‘ölüm, cinayet, hastalık ve geldikleri ülkelere geri dönme’ gibi sebeplerle ülkenin içerisinde olduğu zor koşullarda eriyip giden ‘kurtarıcıların’ safında yer almadı. Bu kadrolar arkalarında tamamen yok edilmiş bir ülke bıraktılar. Şii Evi adlı çatı yapılanmanın kurucusu ve değişimin öncülerinden olan Ahmed Çelebi, gizemli koşullarda öldü. Onu Kürt lider Celal Talabani, Dava Partisi lideri İbrahim el-Caferi ve Adnan Paçacı izledi.
Irak muhalefetinin Viyana ve Londra konferanslarının demokratik rejim kurmaya yönelik hayallerden başka bir şey olmadığını fark eden muhalif saflardaki onlarca şahin de Saddam sonrası dönemdeki yeniden inşa sürecinden geri çekildi. Çünkü hem Şii hem de Sünni siyasal İslamcılığın, ‘Velayet-i Fakih’e bağlı partiler ve milisler üretmek amacıyla’ İran'la yürütülecek bir projeye sahip olduğunu ve hazinelerle dolu Irak vagonunu Velayet-i Fakih lokomotifine bağlayacağını erken fark ettiler.
Fark ettikleri bir diğer şey ise “kurtarıcılar”ın İran Devrim Muhafızları’nın ve Lübnan’daki Hizbullah’ın gölgesinde militarist bir devlet kuracaklarıydı.
Nitekim İran, Kazimi ve diğerlerine gerek silah gücüyle gerekse de milisleri konuşlandırarak kendi gündemini dayatmaya çalışıyor.
ABD Irak’a müdahalesiyle her ne kadar bir çok hedefine ulaşsa da yukarıda belirttiğimiz tüm bu süreç sebebiyle Trump, müdahale sonrası için “ABD tarihinin en kötü kararı” demek zorunda kaldı.

Irak hafızası bir deneyim olarak yeterli mi?
Kazimi, “Kenan Makiya, Ahmed Çelebi, Rend er-Rahim, Aras Habib ve Nebil Musevi gibi gurbetçi Iraklı politikacıların önderliğinde bir grup seçkin ismin kurduğu Irak Bellek Vakfı’nın çalışmasından’ istifade ederek Irak’ta devletin kaybettiği özellikleri geri kazanmaya çalışıyor. Bu vakıf, önceki rejimin insanlık suçlarının belgeleneceği iddiasıyla Irak devlet arşivini ve hafızasını elinde bulundurmakta.
Kazimi, Irak İstihbarat Servisi’nin yanı sıra Baas partisi kuruluşları, bakanlıklar ve devlet dairelerinden edinilen yüzbinlerce belgenin toplanmasını üstlenen Irak Bellek Vakfı’nın başkanlığını da yaptı. Bu veriler, çoğunluğu ülke dışına aktarılan ve değerlendirmek üzere toplanan Irak devletinin hafızasının büyük bir kısmını oluşturmaktadır. Kazımi, modern Irak tarihindeki bu en tehlikeli projeyi denetleyen ve koordine eden maestroydu.

Kazimi’nin çalışmalarının merkezi: Süleymaniye
Süleymaniye, bu benzeri olmayan çalışmanın merkeziydi. Diğer taraftan Kazimi, bu tehlikeli konuma adaylığından sonra kendisini desteklemeye devam eden ve aynı zamanda onun için entelektüel bir rehber olan Berhem Salih ile koordineli bir şekilde çalışıyordu.
Kazimi, Irak ve Arap basın çevrelerindeki etkileşimlerinden kaynaklı da kendisine has bazı özelliklere sahip. Ayrıca özellikle günlük gazete ve istihbarat çalışmalarında yazar olarak ciddi bir deneyime de sahip.
Diyalog kabiliyeti ve nüfuz sahibi olması dolayısıyla yetenekli kişilerin işe alım çalışmalarına öncülük etmiştir. Kendisine yakın bir gazetecinin söylediği gibi onun görevi Irak’taki ABD Demokrasi Enstitüsü ile koordinasyon sağlamaktı. Onun bu görevi sivil toplum örgütleri kurmasını sağladı. Berhem Salih’in sahibi olduğu ‘Hendan’ dergisini kurdu. İslami Davet Partisi mütefekkirlerinden olan ve ayrıca partinin basın sorumlusu olan Muhammed Şabut ile birlikte derginin editörlüğünü yaptı. Aynı zamanda bir dizi basın mensubunu kendine çeken Al Monitor haber analiz portalını kurdu.

Şatra’dan Bağdat'a göçmen bir aile
Ailesi el-Garaf Nehri’ne bakan Irak siyasetinin ve düşüncesinin kaynağı olan Şatra kasabasını terk eden bu genç adamın tutkuları dur durak bilmedi. O, belediye binasında araştırmacı mühendis olan babasının geçmişinden fazlasına sahip değildi.
Babası, 1963'te Bağdat'a göç etti ve Kerh bölgesinde yer alan İmam Musa el-Kazım türbesinin yakınlarına yerleşti. Babası, 1967 yılında dünyaya gelen oğluna aynı zamanda aşireti de olan Garibavi yerine Kazimi lakabını verdi. Birbirine bağlı olan ailenin büyük çocuğu, çalışma ve davranışlarında ölçülü olan bilge mühendis Malik'i tanıyorum. Kazimi’nin Sabah adında bir de erkek kardeşi var. Her ikisi de çalışkanlık ve pek konuşkan olmamak gibi özellikleriyle ön plana çıkarlar.
Irak’ın eski Başbakanı Haydar el-İbadi, eski rejim döneminde ciddi bir deneyim kazanmış olan Züheyr Garibavi yerine Kazimi’yi istihbarat servisinin başına seçti. Yakınlarının aktardığına kadarıyla İbadi ile Kazimi aileleri arasında gerçekleşen bir evlilik bu seçim nedenlerinden biriydi. ABD’liler de ‘zor biri’ olarak nitelendirdikleri Garibavi’nin yerine Kazimi’nin atanmasını teşvik ettiler.
1990'larda Baas rejimine karşı çıkan genç Mustafa, Ahmed Çelebi’nin ekibinden olan Irak muhalefetinin liderleriyle uzun süre seyahat etti. Ahmed Çelebi’den siyasi çalışmalara ilişkin pek çok şey öğrendi.
Öte yandan gizli endişesi ve Bağdat'taki ailesiyle ilgili duyduğu şekilde korku nedeniyle akademik eğitimine devam edemedi. Irak'a gelene, ismini duyurana ve gazetecilik haricindeki diğer özelliğiyle bilinene dek gölge adam oldu. Bağdat'ta çalışmalarını tamamladıktan sonra 2012 yılında Al Turas Üniversitesi'nde hukuk dalında lisans öğrenimini tamamladı.

Kazimi’nin başbakanlığa aday olma hikayesi
Kazimi’nin başbakanlığa adaylığının hikayesi, 6 ay kadar önce Adil Abdülmehdi’nin yerine geçici başbakan olarak görev yapacak biri olarak adının gündeme gelmesiyle başladı.
Muhammed Tevfik Allavi'den ve Adnan el-Zarfi günlerinden önce de ismi dolaşımdaydı. Fakat kendisi sürece dahil olmayı reddediyor ve mazur görülmesini istiyordu. Fetih listesinden ciddi bir ret ile karşı karşıya olan Zarfi’nin durumu kötüleşene kadar böyle devam etti. Hadi el-Amiri’nin liderliğini yaptığı Fetih Koalisyonu ve İran yanlısı olan silahlı milisler onu istifaya zorladı.
Berhem Salih anayasada belirlenen yetkileri doğrultusunda güvendiği isimlerden olan İstihbarat Başkanı Mustafa Kazimi’yi aday olarak gösterdi. Kazimi, kabinesini kendisinin seçmesini ve sadece bir görevi yerine getirmek için 1 yıl süre verilmesini şart koştu.
Bu görev, parlamentonun feshinin yanı sıra seçim yasası çalışmalarının tamamlanmasının ve bağımsız komisyonun oluşturulmasının ardından seçimlerin yapılmasıdır.
İnsanlar 9 Nisan'da İstihbarat Dairesi Başkanı Mustafa el-Kazimi'ye hükümeti kurma görevi verilmesini memnuniyetle karşıladılar. Yeni adayın Şii, Sünni ve Kürt bileşenlerinin temsilcileri tarafından sıcak bir şekilde karşılandığını gördüler. Ancak Kazimi, feraseti ve uzmanlığıyla birlikte bu ‘görünüşteki sıcak’ atmosfere dahil olmayan tek kişiydi. Oysa bu atmosfer, akıl hocası olan Berhem Salih’i Şii bileşeninden başbakan atama krizini çözme konusunda son derece iyimser kıldı. Fakat durum, bir Irak atasözünde de dile getirildiği gibi ‘gülümseyen yüzler, fakat farklı düşünceler’ ifadesinden ibaretti.
Ertesi gün Şii politikacılar, hükümeti kurmakla görevlendirilen Kazimi'nin kotaları dikkate almayarak kabinesini belirlemesine karşı çıktılar. Kazimi’nin görevi teslim alma töreni yapılmadı aksine Şii liderler Başbakan adayını, ‘parti kotaları, yönetici ailelerin hakları ve bakanlık kotaları’ girdabına sürüklediler.

Yapılması gereken görevler
Kazimi’nin bir sonraki Irak hükümetinde yer almasını tehdit eden 4 görevi var:
- Gelecek yıl erken seçimleri yapmak ve olağanüstü kabinesini oluşturmak.
- Petrol ihracatındaki düşüşün yanı sıra petrol fiyatlarının yarıdan daha azına düşmesinden kaynaklanan gelir sıkıntısı nedeniyle ciddi bir tehditle karşı karşıya kalan ülkenin mali durumunu idare etmek.
- Ülkenin geri kalan fonlarını korumak için yolsuzluğa son vermek ve yolsuzluğa bulaşanları herhangi bir şekilde merhamet göstermeksizin yargıya teslim etmek.
- Devletin kontrolü dışında olan milisleri ve onların kaçak silahlarını kontrol altına almak.
* Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.