BAE’den İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği’nin Kovid-19’la mücadele çabalarına destek

BAE Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayed Âl Nahyan.
BAE Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayed Âl Nahyan.
TT

BAE’den İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap Birliği’nin Kovid-19’la mücadele çabalarına destek

BAE Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayed Âl Nahyan.
BAE Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayed Âl Nahyan.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah bin Zayed Âl Nahyan, ülkesinin İslam İşbirliği Teşkilatı’nın salgınla mücadele çabalarına destek verdiğini bildirdi. Bakan, İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Yusuf el-Useymîn’e gönderdiği mesajda, İslam dininin emrettiği ilkeler ve insani değerlere dayanarak teşkilata üye tüm ülkelerle iş birliği yapmayı taahhüt etti.
Şeyh Abdullah bin Zayed, İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri’ne gönderdiği mesajda şu ifadeleri kullandı:
“İslam dininin teşvik ettiği birlik ve kardeşlik değerlerine olan bağlılık ve istekliliğimize dayanarak Müslüman halklar arasında dayanışma bağlarını desteklemeyi ve güçlendirmeyi amaçlayan ilke ve hedeflere olan bağlılığımızı teyit ediyoruz. Ayrıca acil insani durumlarda teşkilata üye ülkeler ile diğer ülkeler arasındaki iş birliği çerçevesinde oluşan koordinasyonu da teşvik ediyoruz.”
BAE Dışişleri Bakanı gönderdiği mesajda, koronavirüs salgınının başlangıcından bu yana BAE tarafından uygulanan insani girişimlere dikkat çekti:
“BAE yaklaşık 40 ülkeye yardım eli uzatarak 410 tondan fazla tıbbi yardım gönderdi. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve ortaklarıyla birlikte insani yardım için en büyük depolara sahip olan Uluslararası İnsani Yardım Şehri (IHC) aracılığıyla Dünya Sağlık Örgütü’nün tıbbi ve sıhhi yardımlarının yüzde 80’inden fazlasını bu amaca yönlendirdi. Yardımları, dünya genelinde 98’den fazla ülkeye aktarmak ve koronavirüsle mücadelede gerekli olan malzemenin bu yılın ilk çeyreğinde ilgili yerlere ulaştırılmasını sağlamak için çaba gösterdi.”
Şeyh Abdullah bin Zayed Âl Nahyan, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri Yusuf el-Useymîn’in İİT ile İslami Dayanışma Fonu’nun ortak acil girişim başlatmaya yönelik gayretlerine övgüde bulundu. Ayrıca İslam Kalkınma Bankası’nın koronavirüs salgınının üye ülkeler üzerinde bıraktığı sağlık, sosyal ve ekonomik düzeylerdeki olumsuz etkilerinin azaltılması ve bu ülkeler arasında en riskli olanlara yardımcı olmak için stratejik bir hazırlık ve müdahale merkezi kurulması çabalarını da takdirle karşıladı.
Şeyh Abdullah bin Zayed, İslam dünyasındaki tüm çatışma alanlarında ateşkes sağlanması yoluyla salgına karşı mücadele için sıkı çalışmanın önemine dikkat çekti. Bakan, savaşan tüm tarafları düşmanca tutumlara son vermeye, çatışmalara kalıcı bir çözüm bulmak için diyalog ve diğer barışçıl yollarla anlaşmazlıkların çözümüne yönelik çalışma çağrısı yaptı.
BAE Dışişleri Bakanı, Arap Birliği ve mekanizmalarının Arap ülkelerinin Kovid-19 salgınıyla mücadele çabalarının koordinasyonunu sağlamada oynadığı role övgüde bulunarak Arap Birliği Genel Sekreteri Ahmed Ebu Gayt’a gönderdiği mesajda da BAE’nin Arap ülkelerine yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınıyla mücadelesine destek vereceğini vurguladı.
BAE Dışişleri Bakanı, Arap Birliği Genel Sekreteri’ne gönderdiği mesajda şunları söyledi:
“Bugün dünya, üç milyondan fazla insanın enfekte, 228 binden fazla insanın da ölümüne sebep olan koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle zor koşullarda ve zor bir zamanda yaşıyor. Salgın, dünyanın çeşitli bölgelerinde iş, sağlık, ekonomi, ticaret ve finans gibi sektörlerde büyük zararlara sebep oldu. Bu durum hepimizi sorumluluk almaya ve bu tehlikeli salgınla mücadele için bölgesel ve küresel tüm çabalara ortak olmaya çağırıyor.”
BAE Dışişleri Bakanı, koronavirüs krizinin gelecekte Arap dünyası üzerinde meydana getireceği etkilerin araştırılmasına ihtiyaç olduğuna, Arap ortak eyleminin zorluklarıyla yüzleşmek için nasıl bir yol izleneceğinin belirlenmesinin önemine dikkat çekti. Bu bağlamda önleyici stratejiler geliştirmenin, ülkelerin yeteneklerini destekleyen ortak planlar yapmanın, gıda güvenliği sektöründe tedarik ve ticaret zincirini açık tutmanın, sağlık ve ilaç endüstrilerinde ortak çabaları teşvik etmenin ve geliştirmeye yönelik çalışmalar yürütmenin gerekliliğine dikkat çekti. Ayrıca Arap Sağlığı ve Çevre Stratejisi’nin etkin hale getirilmesi de dahil olmak üzere Suudi Arabistan’ın 2018 yılında zirve düzeyinde kabul ettiği 2017-2030 Stratejik Çalışma Klavuzları’na işaret etti.



Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
TT

Suudi deneyimi... Tarihi bir an, bir yönetim projesine dönüştüğünde

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)
Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Sosyolog ve araştırmacı Dr. Abdurrahman eş-Şukayr, Suudi devletinin kuruluş deneyimini daha önce görülmemiş bir yorum çerçevesine oturtuyor. Tarihi, birbirinden kopuk olaylar dizisi olarak değil; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ölçülebilir ve karmaşık ilişkiler tarafından yönetilen bir sistem olarak ele alıyor. Bu yaklaşımın, karmaşıklık bilimi ile ‘tarihin yasaları’ olarak da bilinen kliodinamik teorisine dayandığını belirten eş-Şukayr, devletlerin nasıl ortaya çıktığını, büyüdüğünü ve ardından seçkinlerin aşırı çoğalması nedeniyle baskı aşamasına girerek kriz ve zirve noktalarına ulaştığını; sonrasında ise istikrarı yeniden üreten bir lider figürünün ortaya çıktığını açıklıyor.

Eş-Şukayr, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, bu çerçeve sayesinde Diriye’nin Muhammed bin Suud öncesinde elit doygunluğa ve yapısal istikrarsızlığa ulaşmış yerel bir sistem olduğunun anlaşılabildiğini söyledi. Buna göre Muhammed bin Suud’un yükselişi, yönetim merkezini yeniden şekillendiren ve yeni bir siyasi döngü başlatan tarihsel bir yeniden ayar anı olarak yorumlanıyor.

Karmaşıklık bilimi

Eş-Şukayr, karmaşıklık biliminin; toplumlar ya da ekonomi gibi birbiriyle bağlantılı çok sayıda parçadan oluşan sistemleri incelediğini belirtti. Bu sistemlerde her küçük unsur diğerini etkilerken, yoğun etkileşim sonucunda yalnızca tek tek parçaların incelenmesiyle anlaşılamayacak yeni örüntü ve davranış biçimleri ortaya çıkıyor. Bu çerçevede karmaşıklık bilimi, zaman içinde küçük etkileşimlerin birikmesi sonucu istikrarın, kaosun ya da büyük ölçekli değişimlerin nasıl ortaya çıktığına odaklanıyor.

Devlet dönüşümünün beş yıllık döngüsü

Eş-Şukayr, devletlerin dönüşümüne ilişkin beş aşamalı döngüye de değinerek, devletlerdeki değişimlerin ölçülebilir dinamiklere tabi olduğunu ve genel eğilimlerinin öngörülebileceğini söyledi. Bu çerçevede toplumların beş aşamalı bir döngü içinde hareket ettiğini belirten eş-Şukayr, süreci şöyle açıkladı:

- Büyüme aşaması: Kaynakların genişlediği ve devletin kontrol kapasitesinin arttığı evreyi ifade ediyor. Bu süreç, nüfus artışı ve seçkinlerin çoğalmasıyla eş zamanlı ilerliyor. Aşama; tarihçilerin metinlerine ihtiyaç duyulmaksızın, nüfus ve ekonomik kaynaklara ilişkin yaklaşık veriler ve göstergeler üzerinden ölçülebiliyor ve öngörülebiliyor.

- Baskı aşaması: Kaynak bolluğunun görece azaldığı, kamu görevlerine talip olanların sayısının arttığı ve mevcut elitlerin konumlarını korumaya çalıştığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu durum, devletin herkesi bünyesinde barındırma kapasitesini aşan bir tablo ortaya çıkarıyor. Nüfus artışı, siyasi, ekonomik, bilimsel ve toplumsal elitlerin sayısını artırırken, mevcut pozisyonların sayısı yetersiz kalıyor.

- Kriz aşaması: Seçkinler arasındaki birliğin sarsıldığı ve örtük gerilimlerin açık çatışmalara dönüştüğü evreyi oluşturuyor.

- Zirve aşaması: Kriz ve istikrarsızlığın doruğa ulaştığı bu safhada ittifaklar çözülüyor, dışlamalar ve ayrışmalar hız kazanıyor.

- İstikrar aşaması: Yeni bir liderliğin ya da revize edilmiş bir yönetim sisteminin, nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi toplumun yeni ruhuna uygun biçimde yeniden düzenlemeyi başardığı dönem olarak tanımlanıyor. Bu aşamayla birlikte, önceki döngüye kıyasla daha bütünlüklü yeni bir süreç başlıyor.

Kontrol edilemeyen rekabet

Eş-Şukayr, zirve aşamasının Hicri 1139 yılına yakın dönemde belirginleştiğini belirterek, yönetici kollar arasındaki rekabetin artık kontrol edilemez bir seviyeye ulaştığını ifade etti. Bu süreçte elitler içindeki ayrışmalar hız kazanırken, bazı isimlerin kısa süreli emirlik deneyimleri yaşadığı ve sadakatlerin hızla el değiştirdiği görüldü. Bu tablo, iç dengeleri yönetme kapasitesinin çöktüğünü ortaya koydu. Bu koşullar altında siyasi sistemin sınırına dayandığını kaydeden eş-Şukayr, yönetim makamına talip olanların sayısının emirliğin iktidarı düzenleme kapasitesini aştığını vurguladı. Böylece zirve aşaması, yeniden kurucu bir liderliğin ortaya çıkmasına zemin hazırlayan tam ölçekli bir yapısal çözülme anına dönüştü.

Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)Tarihsel hareketin aşamaları (Araştırmacı Abdurrahman eş-Şukayr tarafından hazırlanan illüstrasyon)

Muhammed bin Suud’un yükselişi, Diriye’de istikrar koşullarının olgunlaşmasının bir sonucu olarak gerçekleşti. Seçkinlerin aşırı çoğalması, eski yönetim sistemini sürdürülemez hale getirirken, çatışan elitlerin okuyamadığı tabloyu kavrayabilecek bir lideri gerekli kılan tarihsel bir moment ortaya çıktı. Bu çerçevede Muhammed bin Suud’un iktidarı devralması, Diriye içindeki güç dengelerinin yeniden ayarlanması anlamına geldi. Böylece yerel siyasi düzen, yapısal istikrarını yeniden tesis etme kapasitesini kazandı.

Yönetim merkezinin inşası

Muhammed bin Suud, Diriye’de yeni bir büyüme sürecinin başlangıcı olarak et-Turayf mahallesini kurarak burayı yönetim merkezi haline getirdi. Oysa daha önce Diriye emirleri Gusaybe ya da el-Mulaybid bölgelerinde ikamet ediyordu. Muhammed bin Suud, siyasi, dini ve askeri elitleri yeni devlet kurumları içinde yeniden dağıtarak, Diriye’deki iktidar yapılarını düzenleyerek, elit fazlasını azaltarak ve rekabet halindeki kollar arasındaki ilişkileri kontrol altına alarak yönetim merkezini yeniden inşa etti.

Bu yapısal düzenleme, emirliğin nüfus, kaynaklar ve elitleri tek bir çerçeve içinde yönetme kapasitesini yeniden kazanmasını sağladı. Böylece, Diriye merkezli yeni bir kuruluş döngüsünün önü açıldı ve bu süreç Diriye Emirliği olarak bilinen yapının çekirdeğini oluşturdu.

Eş-Şukayr, bu yeni okumanın Arap Yarımadası’nda devletlerin ortaya çıkışını; nüfus, kaynaklar ve seçkinler arasındaki ilişkiyi esas alan yapısal döngüler üzerinden açıklayan yeni bir araştırma ufku sunduğunu belirtti. Yerel çevrelerin farklılığına bağlı olarak denetim mekanizmalarının değiştiğini vurgulayan eş-Şukayr, yaklaşık nüfus ve mali istatistiklerin oluşturulmasının, tarihi test edilebilir ve karşılaştırılabilir bir alana dönüştürmek için zorunlu bir giriş olduğunu ifade etti. Bunun ise bölge tarihine ilişkin verilerin toplanmasını ve sınanabilir hipotezlerin geliştirilmesini gerektirdiğini kaydetti. Bu yaklaşımın, parçalı anlatıların ötesine geçen, daha uzun vadeli, daha hassas ve daha bağımsız bir Arap yorum modeli inşa edilmesine katkı sağlayacağını dile getirdi.

Öte yandan, Muhammed bin Suud hakkında kaleme alınan çalışmaların analitik ve anlatısal boyutunun sınırlı kaldığına dikkat çekildi. Kurucu eylemin mantığını açıklayan kapsamlı bir tarihsel biyografinin bulunmadığı, tarih kayıtlarının ise kuruluş öncesi ve kuruluş sırasındaki gelişmeleri yeterince aydınlatmadığı belirtildi. Bu boşluğun, Muhammed bin Suud’un hayatını olayların iç yapısından hareketle yeniden kurgulamayı gerektiren bir araştırma hattını zorunlu kıldığı ifade edildi. Kararların, ittifakların ve çatışmaların; yönetim tasavvurunu ve devletin koşullarını ortaya koyan anlamlı bir sistem olarak okunmasıyla, gerçekliğin hareketinden süzülen bir tarihsel biyografi ve siyasi projenin seyrine ilişkin bütünlüklü bir yorum üretilebileceği vurgulandı.


Muhammed bin Selman, Medine'de alimleri, bakanları ve vatandaşları kabul etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)
TT

Muhammed bin Selman, Medine'de alimleri, bakanları ve vatandaşları kabul etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Medine'de alimler, bakanlar ve bir grup vatandaşı kabul ederken (SPA)

Suudi Arabistan Başbakan Yardımcısı Veliaht Prens Muhammed bin Salman bin Abdulaziz, mübarek Ramazan ayının gelişi vesilesiyle kendisini tebrik etmek ve kutlamak için gelen alimleri, bakanları ve bir grup vatandaşı Medine'de kabul etti.

Hazır bulunanlar, mübarek ay vesilesiyle tebriklerini Veliaht Prens'e ilettiler, Veliaht Prens de herkesin oruçlarını, dualarını ve iyi amellerini Allah'ın kabul etmesini diledi.

Prens Muhammed bin Salman, mübarek Ramazan ayı vesilesiyle Medine'de tebriklerini kabul ediyor (SPA)Prens Muhammed bin Salman, mübarek Ramazan ayı vesilesiyle Medine'de tebriklerini kabul ediyor (SPA)

Resepsiyona Medine Bölgesi Valisi Prens Selman bin Sultan bin Abdulaziz, Devlet Bakanı ve Bakanlar Kurulu Üyesi Prens Turki bin Muhammed bin Fahd bin Abdulaziz, Riyad Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Muhammed bin Abdulrahman bin Abdulaziz, Medine Bölgesi Vali Yardımcısı Prens Suud bin Nahar bin Suud bin Abdulaziz, Kültür Bakanı Prens Bedr bin Abdullah bin Ferhan, Prens Suud bin Selman bin Abdulaziz, Prens Faisal bin Bedr bin Muhammed bin Celavi, Prens Fahd bin Selman bin Sultan bin Abdulaziz, Prens Nahar bin Suud bin Nahar bin Suud bin Abdulaziz ve bakanlar katıldı.


Veliaht Prens Mescid-i Nebevi’yi ziyaret etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)
TT

Veliaht Prens Mescid-i Nebevi’yi ziyaret etti

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)
Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman,(SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi ve Başbakanı Prens Muhammed bin Seman bin Abdulaziz, dün Mescid-i Nebevi’yi ziyaret ederek Ravza-i Şerif'te namaz kıldı. Ayrıca Peygamberimiz Hz. Muhammed'i (Sallallahu aleyhi ve sellem) ve iki sahabesini (Allah onlardan razı olsun) selamlama şerefine nail oldu.