Tarihçilerin belirttiğine göre, salgınlar iki farklı düzeyde son buluyor: Birincisi, vaka ve ölüm oranları düştüğünde tıbbi düzeyde; ikincisi ise hastalık korkusu ortadan kalktığında sosyal düzeyde.
Bu konuda Johns Hopkins Üniversitesi’nden Tıp Tarihçisi Prof. Dr. Jeremy Greene, “İnsanlar ‘Salgın ne zaman biter?’ diye sorduklarında aslında salgının sosyal düzeyde ne zaman sona ereceğinden bahsediyor” diyor.
Başka bir deyişle, salgının sonu hastalık yenildiğinde değil; insanlar panik halinden çıkıp bununla birlikte yaşamayı öğrendiklerinde gelebilir.
Harvard Üniversitesi’nden Tarihçi Allan Brandt da bu konuda benzer olarak “Ekonominin açılıp açılmaması tartışmasında gördüğümüz gibi, sözde son hakkındaki birçok soru, tıbbi olarak değil de sosyopolitik süreçlerle belirlenir” ifadelerini kullanıyor.
Kara vebanın neden olduğu karanlık anılar
Hıyarcıklı (bubonik) veba, son 2 bin yılda birkaç kez ortaya çıkmış, milyonlarca kişiyi öldürerek tarihin akışını değiştirmişti. Nitekim her salgın, bir sonraki salgında meydana gelecek korkuyu artırdı. Bu hastalık, sıçanlarda yaşayan pirenin de üzerinde yaşayan bir bakteri türü olan yersinia pestisten kaynaklanıyor. Aynı zamanda kara veba olarak bilinen hıyarcıklı veba, solunum damlacıkları yoluyla insandan insana geçebildiği için yalnızca sıçanların öldürülmesi bu vebanın sonunu getirmiyor.
Johns Hopkins Üniversitesi’nden bir diğer Tarihçi Mary Fissell, tarihte üç büyük veba dalgası yaşandığını söylüyor: 6. yüzyılda ortaya çıkan Justinianus veba salgını, 14. yüzyıldaki ortaçağ salgını ve 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan bir salgın. Ortaçağ salgını, 1331’de Çin’de başlamış; o zamanlar şiddetlenen bir iç savaşla birlikte Çin nüfusunun yarısının ölümüne neden olmuştu. Ardından ticaret rotasını takip ederek Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’ya sıçrayan salgın, 1347-1351 yılları arasında Avrupa nüfusunun en az üçte birini öldürmüştü. İtalya şehri Siena’nın yarısı da salgın nedeniyle hayatını kaybetmişti.
14. yüzyıl tarihçisi Agnolo di Tura, o zamanki salgın için “Kelimeler, korkunç gerçeği anlatmaya yetmiyor. Öyle ki salgın nedeniyle ölenler çukurlara istifleniyordu” diyor. Floransa’dan Giovanni Boccaccio ise “O zaman ölen insanlara bugün hayvanlara gösterilen saygı dahi gösterilmiyordu” ifadelerini kullanıyor. Salgın nedeniyle bazıları evlerinde saklanırken bazılarının ise böyle bir gerçeği kabul etmediği ya da bilmezden gelerek hayattan zevk almaya çalıştığı söyleniyor.
Tarihteki en kötü salgınlardan bir diğeri de 1855 yılında Çin’de patlak vermiş ve buradan dünyaya sıçramıştı. Mumbai’deki sağlık otoriteleri, yalnızca Hindistan’da 12 milyon insanın hayatına mal olan bu vebadan kurtulmak için bütün mahalleleri yaktı. Yale Üniversitesi Tarih Fakültesi’nden Dr. Frank Snowden, “Bu yakma işleminin bir işe yarayıp yaramadığını kimse bilmiyor” diyor.
Hıyarcıklı vebanın nasıl sona erdiği net değil. Bazı araştırmacılar, soğuk havanın hastalık taşıyan pireleri öldürdüğünü savunuyor. Ancak Dr. Snowden, bunun virüsün solunum yoluyla yayılmasına etki etmeyeceğini söylüyor. Salgının sona ermesine neden olan şey, belki de sıçanlarda meydana gelen değişiklikti. 19. yüzyıldaki veba, kara sıçanlar tarafından değil, bunlardan daha güçlü, daha tehlikeli ve insanlardan daha uzakta yaşayan kahverengi sıçanlar tarafından taşınıyordu. Başka bir hipotez ise bakterilerin daha az ölümcül bir forma evrildiği yönünde. Diğer yandan belki de köyleri yakmak gibi insan davranışları da salgının bastırılmasına neden olmuştu.
ABD’deki güneybatıdaki çayır köpekleri arasında yaygın olan salgınlar da hayvanlardan insanlara bulaşabiliyor. Dr. Snowden, arkadaşlarından birinin, eskiden bir köpek sahibinin kiraladığı otel odasında kaldığı sırada enfekte olduğundan bahsediyor. Nadir olan bu tür vakalar, antibiyotiklerle başarılı bir şekilde tedavi edilebiliyor, ancak vaka ile ilgili herhangi bir haber paniğe neden oluyor.
Sona eren bir hastalık
Tıbbi olarak sona ulaşan hastalıklardan biri, çiçek hastalığı. Ancak bazı istisnai nedenleri var: bu hastalığa neden olan variola virüsüne karşı ömür boyu koruma sağlayan etkili bir aşı bulunmuştu. Nitekim herhangi bir hayvanı konak edinmeyen bu virüsün insanlar üzerinde kaldırılması tamamen ortadan kalkması anlamına geliyordu. Bir diğer neden ise bu hastalığın kendini belli eder semptomlara sahip oluşu, böylece vakaların kolayca takip edilmesi.
Şu anki haline bakılmaksızın, ortaya çıktığı sırada oldukça korkunç bir tablo çizen çiçek hastalığı, dünyayı 3 bin yıl boyunca kasıp kavurdu. Bu virüse yakalananlar önce ateşleniyor, ardından iltihaplı noktacıklara dönüşecek şekilde isilikleniyordu. Bu isilikler sönüp düşünce de geriye yara izi kalıyordu. Nitekim bu hastalık, ciddi acılar çeken 10 kurbanından 3’ünün ölümüne neden oluyordu.
Çiçek hastalığına doğal olarak yakalanan son kişi, 1977 yılında Somalili bir aşçı olan Ali Maow Maalin’di. Daha sonradan iyileşen Maalin, 2013’te sıtma nedeniyle hayatını kaybetti.
Unutulmuş gripler
Bugünkü salgının neden olduğu tahribattan ya da karantina ve sosyal mesafenin öneminden bahsedilirken 1918 yılında yaşanan İspanyol gribi örnek veriliyor. Sona erene kadar 50 milyon ila 100 milyon kişinin ölümüne neden olan bu grip, genç ve orta yaşlıları deviriyor; öksüz çocukların, ailelerine ekmek getirenlerin ve askeri birliklerin canına kastediyordu.
Dünyayı kasıp kavuran bu grip, yavaş yavaş azalarak her yıl daha farklı ve daha iyi huylu bir forma dönüştü. Salgın sosyal olarak da sona erdiği vakit Birinci Dünya Savaşı da sona ermişti. Böylece insanlar hem salgını hem de savaşı mazide bırakıp yeni bir sayfa açmaya hazır hale geldi. Böylece bu grip büyük ölçüde unutuldu. Ancak bu sefer sahneye diğer grip salgınları çıktı; bunların hiçbiri İspanyol gribi kadar kötü olmasa da yine de iç karartıcıydı. 1968’deki Hong Kong gribinde, 100 bini ABD’de olmak üzere dünya çapında çoğu 65 yaşından büyük olan bir milyon insan hayatını kaybetti. Nitekim bu virüs, şimdi insanlar arasında mevsimsel grip olarak dolaşmaya devam ediyor.
Peki Kovid-19 ne zaman sona erecek?
Tarihçilerin bu konuda değindiği bir olasılık, koronavirüs salgınının öncelikle sosyal düzeyde sona ereceği yönünde. Zirâ virüs devam etse ancak henüz bir aşı bulunmayacak olsa dahi kısıtlamalardan ziyadesiyle sıkılacak olan insanlar salgının sonunu ilan edebilir.
Yale Üniversitesi’nden Tarihçi Naomi Rogers, bu konu hakkında “Bence bu tür bir yorgunluk ve bastırılmışlık, toplumsal psikolojik bir sorun teşkil eder. Bu noktada insanların ‘Bu kadar yeter, eski hayatıma geri dönmeliyim’ dediğini duyabiliriz” diyor.
Şuanda olup biten de bu. Bazı eyalet yöneticileri, sağlık yetkililerinin bu adımların erken olduğu yönündeki uyarılarına rağmen kısıtlamaları kaldırarak kuaförler, manikürcüler ve spor salonlarının açılmasına izin veriyor. Nitekim kısıtlamaların neden olduğu ekonomik felaket daha da kötü bir hale geldikçe ‘bu kadarı yeter’ demeye adım adım yaklaşıyoruz.