İran, Suriye’deki milislerini taktiksel olarak geri çekiyor

Suriye’nin kuzeydoğusundaki bir ABD aracının yakınından geçen Rus askeri devriyesi. (AFP)
Suriye’nin kuzeydoğusundaki bir ABD aracının yakınından geçen Rus askeri devriyesi. (AFP)
TT

İran, Suriye’deki milislerini taktiksel olarak geri çekiyor

Suriye’nin kuzeydoğusundaki bir ABD aracının yakınından geçen Rus askeri devriyesi. (AFP)
Suriye’nin kuzeydoğusundaki bir ABD aracının yakınından geçen Rus askeri devriyesi. (AFP)

İran son günlerde Irak’ın bazı batı bölgeleri de dahil ülkenin güneyindeki Şam’ın doğusundaki Deyrizor’a kadar yeniden Suriye’nin farklı bölgelerinde milislerini mevzilendirdi. Batılı yetkililer, İran’ın bu hamlesinin taktiksel olduğu ve İran’ın Suriye’deki stratejik pozisyonunda bir değişikliğe işaret etmediği kanaatinde.
Batılı bir yetkili, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada taktiksel çekilmenin birkaç nedenden kaynaklandığını belirtti. ‘İran ekonomik krizi, koronavirüsün getirdiği kurallar, Irak’ın ABD ile yaşadığı gelişmenin koşulları, DEAŞ’ın batıda ortaya çıkışı, son dönemde yoğunlaşan İsrail saldırıları, Suriye’nin bazı bölgelerindeki çatışmaların azalması ve Rusya baskısı’ başlıklarına dikkat çekti. Yetkili, bazı durumlarda İran’ın yabancı milisleri Tahran’a bağlı Suriyeli milislerin pozisyonlarına devrettiğini belirtirken “Durum, Suriye dışındaki kuvvetlerin Ürdün sınırının 80 km derinliğine ve işgal altındaki Golan Tepeleri’nde İsrail ile yaşanan çatışmasızlık hattına ulaşmasını öngören ABD-Rusya anlaşması sonrasında Suriye’nin güneyinde yaşananlara benziyor” değerlendirmesinde bulundu.

Yeniden yayılma
Yerel ‘Deyrizor 24’ kanalı, 11 Mayıs’ta Fatimiyyun Tugayı ve 313’üncü Tugay unsurlarının, geçen cumartesi günü Deyrizor’un güneyinden ve Mayadin’den transfer edildiğini duyurdu. Fatimiyyun, Palmira şehrindeki ana karargahına geri dönerken diğer unsurlar da Şam’ın güneyindeki ‘Seyyide Zeyneb’ bölgesindeki ana merkezlere nakledildi. Kanal, çoğu Afgan uyruklu ve yerlerini yerel unsurlarla değişen unsurların silahsız sivil otobüslerde transfer edildiğini aktardı.
Seyyide Zeyneb bölgesi son günlerde salgının yayılacağı öngörüleri çerçevesinde, hükümetin Tahran’a sadık unsurların kalesi olan bölgeyi tecrit etme kararı arkasında, Suriye kuvvetleri ve başkentin güneyindeki İran örgütleri arasında gerginliklere tanık oluyor. Şam’ı destekleyen İran ve Irak güçleri, başta Ebu Kemal ve Mayadin şehirleri olmak üzere Deyrizor’un doğu kırsalında geniş bir alana konuşlandı. Aynı şekilde güçler, Irak sınırındaki Ebu Kemal Sınır Kapısı’nı da kontrol ediyor.
Suriye ‘Jesr’ haber sitesi, Deyrizor’daki İran mevzilerinde yürütülen teslimat faaliyetlerinin, Rus askeri polisinin kontrolünde gerçekleştiğini aktardı. Sitenin haberinde şu ifadelere yer verildi:
“İran kontrol noktaları ve karargahları, Bakara kabilesinin liderlerinden Favaz el-Beşir tarafından yönetilen Deyrizor’daki Katirci milisleri ve Rus güvenlik şirketi Wagner tarafından yönetilen Kudüs Tugayı’nın müfrezeleri tarafından teslim alındı.”
Haber sitesi, geri çekilme faaliyetlerinin Deyrizor’dan başlayarak Fırat Nehri’nin bitişiğindeki yerleşim alanında gerçekleştiğini, doğudan Irak sınırına doğru uzandığını belirtti. Sitede, “Karargâhlar Deyrizor’dan doğuya doğru yaklaşık 70 km boyunca teslim edildi” denildi.
Washington tarafından bu yılın başında suikast düzenlenen Kudüs Gücü Komutanı Kasım Suleymani, (ABD ordusunun Suriye-Ürdün- Irak sınırındaki et-Tanf Üssü’nü kontrol ederek, eski yolu kesmesinin ardından) Irak aracılığıyla İran’dan Suriye’ye ve Akdeniz’e alternatif geçiş olarak Ebu Kemal Sınır Kapısı’nın açılmasını kontrol ediyordu.
Diğer yandan Şam’dan gelen gruplar unsurlarını Deyrizor’un batısındaki Talai el-Baas Kampı’na konuşlandırdı. Yerel kaynaklara göre unsurların hedefinde Ebu Kemal Sınır Kapısı ve ardından da Irak var. Aynı şekilde Halep’te İran’a bağlı diğer örgütlerdeki Suriyeli unsurları, Beşinci Tugay’a bağlı Rus askeri gruplara devredildi. Bu savaşçıların Suriye’nin kuzeyindeki Halep’te bulunan en-Neran Havalimanı yakınlarındaki Cibrin kasabasında Rus özel eğitim merkezinde eğitilmeye başlandığı belirtildi.

İsrail’in konumu
İsrailli yetkililer 5 Mayıs’ta İran’ın İsrail bombardımanları nedeniyle Suriye’den geri çekilmeye başladığını duyurdu. Yeni hükümette yerini kaybeden İsrail Savunma Bakanı Naftali Bennett, “İran’ın Suriye’de hiçbir işi yok. İranlılar Suriye’den ayrılmadan durmayacağız” açıklamasında bulunmuştu. Bennett, İran’ın 2011 yılından bu yana söz konusu kasabada devam eden savaş çerçevesinde Suriye’ye girdiğini, Tel Aviv, Kudüs ve Hayfa gibi şehirleri tehdit etmek için İsrail sınırındaki konumunu derinleştirmeye çalıştığını belirtmişti. İsrailli yetkili ayrıca “İran bir yük haline geldi. Geçmişte İranlılar, Suriyeliler için bir güç kaynağıydı ve Devlet Başkanı Beşşar Esed’e DEAŞ karşısında yardım ettiler. Ama şu an bir yük haline geldiler” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Bennett, söz konusu açıklamaları Deyrizor’daki mevziileri hedef alan saldırılarda İran güçlerinden ve yandaş Irak gruplarından 14 savaşçının öldürülmesi sonrasında yaptı. Aynı şekilde İsrail, kuzeydeki Halep’te es-Sefire bölgesinde askeri depoları da hedef almıştı.
Suriye resmi basınında geçen ay sonunda çıkan haberlere göre Şam yakınlarındaki İsrail saldırıları sonucu üç sivil öldü. Saldırılardan bir hafta önce Palmira bölgesini hedef alan bir İsrail saldırısında rejime ve İran’a sadık gruplardan dokuz unsur öldürüldü.
Son yıllarda İsrail, Suriye’de kırmızı çizgiler belirledi. Bunların ‘Hizbullah’a füze transferinin engellenmesi, Tahran’ın Suriye’de kalıcı askeri üsler kurmasının önlenmesi, uzun menzilli füzeler geliştirmek için fabrikalar kurulması ve Golan’da ‘hücre’ oluşumunu önlenmesi’ olduğu ifade edildi.

ABD’nin konumu
ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey geçen hafta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada ülkesinin Suriye’deki hava saldırıları sırasında İsrail’e destek verdiğini belirtti. ABD’nin et-Tanf Üssü’nün İsrail’e istihbarat ve lojistik destek sağladığına inanılıyor. Aynı şekilde Jeffrey, İranlılar da dahil olmak üzere tüm yabancı güçlerin Suriye’den çıkması gerektiğini belirterek Rusya’nın 2011 öncesinde de bölgede var olması dolayısıyla istisna olduğuna dikkat çekmişti.
Batılı yetkililer de 11 Mayıs’ta Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamalarda Suriye’deki İran hareketliliğinde bir değişiklik yaşandığına dikkat çektiler. Jeffrey de açıklamasında şu ifadeleri kullanmıştı:
“Suriye’deki İran güçlerinin taktiksel şekilde yer değiştirdiğini gördük. Bu hareketliliğin bir kısmı bölgede bu sayıda kara kuvvetine ihtiyaç duyulmamasından ve ABD’den devam eden ekonomik yaptırımlar ışığında kuvvetlerin sürekli konuşlandırılmasına yönelik yüksek maliyetlerden kaynaklanıyor. Koronavirüs salgınının İran hükümeti üzerinde yol açtığı muazzam finansal baskıdan bahsetmiyoruz bile. Bununla birlikte bunlar sadece taktiksel nitelikte önlemler de olabilir.”
Suriye’nin komşu ülkelerindeki ABD’li ve bölgesel yetkililer, İran’ın Suriye'deki konumunda meydana gelen değişiklikleri değerlendirmek için istişarelerde bulunuyor. Konuya ilişkin ilk değerlendirme ‘iç ve dış baskılara yönelik taktiksel bir nitelik taşıdığı ve henüz stratejik bir değişiklik yapılmadığı’ yönünde.



İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
TT

İran-Hizbullah hattında değişmeyen denklem: Kasım’a gönderilen Hamaney mesajında tek cephe vurgusu

Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)
Güney Lübnan’da İsrail hava saldırısında öldürülen gazetecilerin cenaze törenine katılan bir kadın (AFP)

İran Dini Lideri Mücteba Hamaney’in, Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği ve ‘babasının İslam Devrimi lideri olarak hayatını kaybetmesi dolayısıyla ilettiği taziye için teşekkür’ içeren mesaj, bölgesel gerilimin kritik bir aşamasında geldi. Bu durum, mesajın hem iç hem de dış kamuoyuna doğrudan siyasi mesajlar taşıdığı şeklinde yorumlandı. Mesajın, İran ile Hizbullah arasındaki ilişkinin sürekliliğini teyit ettiği ve örgütün Tahran’ın yürüttüğü strateji içindeki yerini pekiştirdiği değerlendirilirken, aynı zamanda açık çatışmanın sürdürülmesine yönelik bir teşvik içerdiği ifade edildi.

Hamaney’in mesajında Lübnan devletine yer verilmemesi dikkat çekerken, söz konusu mesajın, Lübnanlı yetkililerin İran ile ‘bağları koparma’ yönünde adımlar attığı bir döneme denk gelmesi öne çıktı. Bu kapsamda, Hizbullah’ın güney cephesinde İran’a destek amacıyla başlattığı çatışmaların ardından Lübnan’da İran büyükelçisinin sınır dışı edilmesi ve örgütün askeri kanadının yasaklanması gibi çeşitli adımların atıldığı belirtildi.

Kesin olanın teyidi

Bu çerçevede Lübnanlı bakanlık kaynakları, İran’ın yeni Dini Lideri’nin mesajına ilişkin değerlendirmelerini ‘kesin olanın teyidi’ şeklinde özetledi. Kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, “Mesaj herhangi bir yenilik içermiyor; aksine önceden bilinen ve var olan bir durumu pekiştirme bağlamında geliyor. İran ile Hizbullah arasındaki ilişkide hiçbir aşamada kopuş yaşanmadı; karşılıklı destek ve sürekli koordinasyon çerçevesinde sabit kaldı. Devam eden savaşta gerçekleşen ortak operasyonlar bunun en açık göstergesidir” ifadelerini kullandı.

dfbfd
İran’ın yeni Dini Lideri Mücteba Hamaney’in Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a gönderdiği mesaj (Sosyal medya)

Kaynaklar, “Mesajın içeriği her iki tarafın da kamuoyuna açıkladığı söylemle tamamen örtüşüyor, bu da onu mevcut tutumların yeniden teyidi haline getiriyor. Dolayısıyla tartışma artık kullanılan ifadelerle ilgili değil; ilişkinin özü açık ve görünür hale gelmiş, geleneksel devlet anlayışını aşan bir yaklaşımı yansıtan kalıcı bir siyasi tablonun parçası olmuştur” dedi.

Savaş birliği ve ABD’nin düşman olarak kabul edilmesi

İran mesajının satır aralarına ilişkin değerlendirmesinde siyasi analist Ali el-Emin, metnin İran ile Hizbullah’ın yürüttüğü mücadelenin ‘tek bir savaş’ olduğunu açık şekilde yansıttığını belirtti. El-Emin, Mücteba Hamaney’in ifadelerinde yer alan ‘ABD ve İsrail’e karşı direniş ve sebat’ vurgusuna dikkat çekerek, bunun iki tarafın aynı cephede konumlandığını ortaya koyduğunu ifade etti. El-Emin, “Hizbullah ve İran’a ait, İsrail tarafından hedef alınan isimlere ilişkin sunulan anlatı, iki tarafın izlediği yol ve yöntemin ortak olduğunu teyit etmeye yönelik bir çabadır. Bu durum takipçiler açısından yeni olmasa da, aynı çizginin, yakın ilişkinin ve bu savaş bağlamında ortak kaderin altını çizme girişimidir” değerlendirmesinde bulundu.

fv
Sana’da bir Husi, babasının öldürülmesinin ardından İran’ın yeni Dini Lideri olan Mücteba Hamaney’in fotoğrafını kaldırıyor. (EPA)

Analist, mesajda dikkat çeken unsurlardan birinin de ABD’nin İsrail ile aynı düzeyde ‘düşman’ olarak konumlandırılması olduğunu belirterek, bunun metnin sonunda yer alan ‘Amerikan-Siyonist düşmanın yenilgisi’ vurgusunda açıkça görüldüğünü söyledi.

Öte yandan Hamaney, mesajında Kasım’a hitaben, ‘direniş tarihinin bu kritik anında hareketi yönettiğini’ ifade ederek, ‘düşmanın planlarını boşa çıkarma ve Lübnan halkına yeniden onur ve refah kazandırma konusunda onun tecrübesine, zekâsına ve cesaretine güvendiğini’ dile getirdi.

Mesajın sonunda ise İran’ın politikasının, ‘merhum Dini Lider ve şehit komutanın izlediği çizgi doğrultusunda sabit olduğu’ vurgulanarak, ‘İsrail ve ABD’ye karşı direnişe desteğin süreceği’ ifade edildi.

Lübnan devletinin yokluğu ve Hizbullah çevresinin çilesi

El-Emin, mesajda Lübnan devletinin yok sayılması noktasına da dikkat çekerek, “Metinde Lübnan devletiyle ilgili herhangi bir ifadeye yer verilmediği açıkça görülüyor” dedi. “Halktan söz ediliyor ancak egemenliği ve saygınlığı olan devletten bahsedilmiyor” ifadesini kullanan el-Emin, mesajda yalnızca ‘Lübnan halkına’ atıf yapıldığını, devlete ise hiçbir şekilde değinilmediğini belirtti. El-Emin, mesajın doğrudan Hizbullah’a yönelik olduğunu vurgulayarak, bunun Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım’a hitaben kullanılan “Direniş tarihinin bu kritik anında hareketi bugün o yönetiyor” ifadesinde de açıkça görüldüğünü kaydetti.

dvdsv
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım (Reuters)

El-Emin, mesajın odağının tamamen ‘çatışma’, Hizbullah’ın rolü ve ‘direniş’ olarak tanımlanan çizgi üzerinde yoğunlaştığını belirterek, “Metinde Lübnan devletinin varlığına, resmi otoriteye ya da karar alma yetkisine sahip bir yapıya dair hiçbir unsurun dikkate alınmadığı açıkça görülüyor” dedi.

Bu çerçevede el-Emin, mesajın Lübnan’ın yaşadığı yıkım, yerinden edilme ve insani kayıplara da değinmediğini vurgulayarak, “Bir milyondan fazla yerinden edilmiş kişinin bulunduğu, büyük kısmının Şii topluluğa mensup olduğu ve önemli bir bölümünün Hizbullah destekçilerinden oluştuğu bir tabloda, bu acılara özellikle değinilmesi gerekirdi. Evlerini terk etmek zorunda kalan ve ülkenin farklı bölgelerine dağılan bu insanların yaşadıkları göz ardı ediliyor” ifadelerini kullandı.


Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
TT

Husilerin bölgesel düzeydeki faaliyetleri Hudeyde Limanı’nın kurtarılmasına yol açacak mı?

Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)
Sana’da İran bayrağını taşıyan Husiler (EPA)

İran ile ABD-İsrail arasında süren savaşın ilk ayının sona ermesiyle birlikte, Husiler de çatışmalara dahil oldu. Örgüt, Tahran’a destek amacıyla İsrail’e karşı roket saldırıları başlattığını duyurdu.

İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile bağları bilinen Husilerin bu müdahalesi, Yemen’deki dengelerde derin değişimlerin kapısını aralıyor. Analistler, bu adımın çatışma haritasının yeniden şekillenmesini hızlandırabileceğini ve Kızıldeniz kıyısındaki Hudeyde vilayeti ile limanının kurtarılması amacıyla olası askeri operasyonların yeniden başlamasına yol açabileceğini, hatta daha geniş kapsamlı etkiler doğurabileceğini belirtiyor.

Bu gelişmeler, Birleşmiş Milletler’in (BM) Hudeyde Anlaşmasını Destekleme Misyonu’nu mart sonu itibarıyla sona erdirme kararıyla aynı döneme denk geliyor. Uzmanlar, bunun Batı sahili cephesinin yeniden silahlı çatışma alanına dönme ihtimalini güçlendirdiğini, bölgesel gerilimlerin tırmanması ve barış süreçlerinin yavaşlamasıyla bu riskin arttığını vurguluyor.

Bölgesel ve uluslararası endişeler, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kapatma ihtimaline de odaklanıyor. Bu adımın, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki hareketlerinin bir devamı niteliğinde olabileceği ve stratejik deniz geçitlerine baskıyı artıracağı değerlendiriliyor.

Askeri uzman Adnan el-Ceberni, “BM misyonunun çekilmesi ile Husilerin İran lehine yeni bir savaşa girmesi ve bunun Yemen ile bölge üzerindeki muhtemel etkileri, tüm olasılıkları açık bırakıyor” dedi.

El-Ceberni Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Husilerin müdahalesinin, örgütün önceliklerinin ve hareket noktalarının esas olarak İran ve müttefikleriyle bağlantılı olduğunu gösterdiğini belirterek, bunun Yemen halkı ve çıkarları için ciddi bir tehdit oluşturduğunu, ayrıca bölge genelinde de riskleri artırdığını vurguladı.

efdvf
Husilerin bölgesel savaşa dahil olması, Hudeyde vilayetinin ve limanının kurtarılmasına yönelik olası bir operasyona yol açabilir. (Haber ajansları)

El-Ceberni, Husilerin iç politikada ciddi bir tıkanma ve izolasyon yaşadığını belirterek, “Halkın öfkesi ve toplumsal izolasyonları benzeri görülmemiş düzeylere ulaştı. Bu durum, onları dış çatışmalara daha fazla katılmaya zorluyor; bu da örgütün geleceği için yüksek maliyetli olabilir” dedi.

Avrupa Birliği (AB) misyonu ise Husilerin Kızıldeniz ve Aden Körfezi’nde gemilere yönelik saldırılar düzenleme ihtimalini dışlamayarak, bu bölgeden geçen deniz taşımacılığı için dikkatli olunması uyarısında bulundu.

Öte yandan, BM çatısı altındaki Washington Yemen Araştırmaları Merkezi araştırmacısı Mervan Numan, Hudeyde şehrinin Husilerin elinden alınmasının zamanı geldiğini belirtti. Numan, 2022’de kurulan Başkanlık Konseyi’nin, Yemen krizinin çözümünün ya barış ya da savaş yoluyla olacağını ortaya koyduğunu vurguladı.

Numan, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Başkanlık Konseyi Başkanı Reşad el-Alimi’nin yakın zamanda Kızıldeniz’de Husilerin tehditlerine karşı uluslararası bir koalisyon kurulmasını talep ettiğini ve bölgedeki yeni gelişmelerin Hudeyde’nin özgürleştirilmesini zorunlu kıldığını ifade etti.

Numan, Husilerin DMO’nun yönlendirmesiyle İran’ın bölgesel istikrarı bozma ve genişleme hedeflerine hizmet etmesinin, örgütün sonunu hazırlayan adım olduğunu bildirdi.

dvde
Analistlere göre Husiler en kötü dönemini yaşıyor. (EPA)

Yemenli siyaset yazarı Hemdan el-Aliy, Stockholm Anlaşması’nın sona ermesi ve BM misyonunun çekilmesini, Yemenliler, bölge ve uluslararası toplum için Hudeyde’de devlet kurumlarını yeniden tesis etme ve nihayetinde Sana’ya ulaşma açısından gerçek bir fırsat olarak değerlendirdi.

El-Aliy, Hudeyde ve limanının kurtarılmasının, Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki deniz geçitlerini Husilerin saldırılarından korumaya katkı sağlayacağını belirterek, “Görünüşe göre yeni bir karşılaşma söz konusu… Husilerin herhangi bir yeni ihlali, bu stratejik bölgenin kurtarılmasına yol açabilecek farklı bir aşamayı başlatabilir” dedi.

Yemenli siyaset analisti Abdullah İsmail ise Hudeyde ve Yemen’in diğer bölgelerinin kurtarılması mücadelesinin kaçınılmaz olduğuna dair çok sayıda gösterge olduğunu belirtti, ancak zamanlamanın kritik olduğunu vurguladı. İsmail, “Bana göre Hudeyde ve diğer bölgelerin kurtarılması savaşı gelecekte yaşanacak. Bunun zamanlaması, Husilerin güç toplamasından veya Yemenlileri manipüle etmesinden fayda sağlamalarını önleyecek bir dizi kriter ve düzenlemeye bağlı” ifadelerini kullandı.

İsmail, “Karşı karşıya olduğumuz değişkenler açık; belki de Yemen içindeki ayaklanma belirleyici olacak. Zira birçok kişi grubun kendi eliyle mezarını kazdığını düşünüyor” dedi.

Askerî açıdan ise Yemen Ortak Operasyonlar Komutanı Danışmanı Albay Muhammed Cabir, mevcut yerel ve bölgesel verilerin, ‘İran rejiminin projesiyle sert bir çatışmaya doğru gidildiğini’ gösterdiğini belirtti.

Cabir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Stockholm Anlaşması’nın siyasi ve askerî açıdan çökmesinin ardından Hudeyde ve Batı sahili cephesinin önümüzdeki günlerde açık çatışma alanına dönüşmesine dair net göstergelerin ortaya çıktığını ifade etti.

ervfe
 Batı sahilindeki Ulusal Direniş Güçleri’ne bağlı birlikler (Yemen ordusu)

Cabir, Husilerin 2026 başından itibaren benzeri görülmemiş bir askeri seferberlikle Batı sahilini İran rejiminin bölgesel çatışmalarında kullanılacak bir füze üssüne dönüştürmeyi ve Babu’l Mendeb’i siyasi pazarlık kartı olarak kullanmayı amaçladığını söyledi.

Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el-İryani’ye göre, son tırmanışla eş zamanlı olarak, geçtiğimiz hafta DMO liderleri ve uzmanları Sana’ya geldi.

Cabir, meşru hükümet ve askeri komite tarafından, Suudi Arabistan denetiminde yürütülen son hareketlerin, cepheleri ortak bir komuta altında birleştirmek, Husileri caydırmak ve limanları geri almak için ciddi hazırlıklar yapıldığını gösterdiğini belirtti.

Cabir, Husilerin kendi iradeleriyle bölgesel çatışmaya dahil olduklarını, kendilerini DMO ile bağlantılı operasyon odasının bir yürütme aracı olarak sunduklarını ve bölgesel çatışma önceliklerini Yemen’in ve Yemenlilerin çıkarlarının önüne koyduklarını vurguladı. Cabir, bu kararın Husileri hem Yemen halkıyla iç çatışmaya hem de bölgesel ve uluslararası çevreyle doğrudan karşı karşıya bırakacağını, bu durumun örgüt için sonu hızlandırabileceğini ifade etti.


Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti
TT

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar, İran Büyükelçiliği’ndeki askeri ve güvenlik ataşelerini sınır dışı etti

Katar Dışişleri Bakanlığı, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran Büyükelçiliği’nde görevli askeri ve güvenlik ataşeleri ile ataşeliklerde çalışan personelin Persona non grata (istenmeyen kişi) ilan edildiğini ve 24 saat içinde ülkeyi terk etmelerinin talep edildiğini duyurdu.

Katar Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, söz konusu kişilere resmi bir nota teslim edildiği belirtilerek, “Katar Devleti, askeri ve güvenlik ataşesi ile ataşeliklerde görevli çalışanları istenmeyen kişiler olarak kabul etmekte ve en geç 24 saat içinde ülke topraklarını terk etmelerini istemektedir” denildi.

Bakanlık, bu kararın İran tarafına, Dışişleri Bakanlığı Törenler Müdürü İbrahim Yusuf Fakhro ile  İran'ın Doha Büyükelçisi Ali Salih Abadi arasında Çarşamba günü yapılan görüşmede iletildiğini açıkladı.

Kararın Gerekçesi: İran’ın tekrarlayan saldırıları

Bakanlık, kararın “Katar’ı hedef alan İran saldırıları ve saldırgan eylemlerinin, Katar’ın egemenliği ve güvenliğini ihlal etmesi” gerekçesiyle alındığını belirtti. Açıklamada, bu eylemlerin uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2817 sayılı kararına aykırı olduğu vurgulandı.

Bakanlık ayrıca, İran’ın saldırgan tutumunu sürdürmesi durumunda Katar’ın egemenlik, güvenlik ve ulusal çıkarlarını korumak için ek önlemler alacağını bildirdi. “Katar, uluslararası hukuka uygun şekilde gerekli tüm adımları atma hakkını saklı tutmaktadır” ifadeleri kullanıldı.

Doha, gaz tesislerine yapılan saldırıyı kınadı

Katar, İran’ın Ras Laffan Endüstri Bölgesi’ni hedef alan saldırısını da kınayarak, tesiste çıkan yangınlar nedeniyle ciddi maddi hasar oluştuğunu belirtti. Dışişleri Bakanlığı, bu saldırıyı “ciddi bir tırmanış ve ülke egemenliğine açık bir ihlal” olarak nitelendirdi.

Bakanlık, Katar’ın savaşın başından itibaren çatışmalardan uzak durduğunu ve tırmanışa katılmadığını vurgularken, İran’ın kendisini ve komşu ülkeleri hedef almaya devam ettiğini ifade etti. Bu tutumun bölgesel güvenliği zayıflattığı ve uluslararası barışı tehdit ettiği kaydedildi.

Bakanlık, İran’a defalarca sivil ve enerji tesislerine saldırılmaması çağrısında bulunduklarını belirterek, “İran tarafı bölgeyi uçuruma sürükleyen ve bu krizin tarafı olmayan ülkeleri çatışma içine çeken tırmanmacı politikalarına devam ediyor” dedi.

Saldırının, BM Güvenlik Konseyi’nin 2817 sayılı kararının ihlali olduğu vurgulandı ve Katar, Konsey’i uluslararası barış ve güvenliği koruma sorumluluğunu yerine getirmeye çağırdı.

Bakanlık, Katar’ın BM Antlaşması’nın 51. Maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını saklı tuttuğunu ve egemenliğini, güvenliğini ve vatandaşlarının korunmasını sağlamak için gerekli tüm adımları atacağını vurguladı.