Kazimi ve Irak'ı krizlerinden çıkarma ikilemi

Kazimi ve Irak'ı krizlerinden çıkarma ikilemi
TT

Kazimi ve Irak'ı krizlerinden çıkarma ikilemi

Kazimi ve Irak'ı krizlerinden çıkarma ikilemi

Irak için yeni bir dönem talebi yönündeki uzun mesafeli yarış pek de kolay olmadı. ‘Bir vatan istiyoruz’ sloganıyla sokaklara dökülen göstericiler, 1 Ekim 2019'dan bu yana Bağdat'taki Tahrir Meydanı’ndan merkez ve güney valiliklerine kadar protestolar gerçekleştirdiler. Bu yarış, gösteriler ve Iraklı Şiilerin en büyük dini mercii olan Ayetullah Ali es-Sistani’nin baskısı altında istifa etmek zorunda kalan Adil Abdulmehdi’nin ardından birçok kişi tarafından denendi. O sıra Abdulmehdi’nin istifasının amacı krizle başa çıkabilecek yeni bir hükümet kurmaktı. Bu da o dönem sadece protestolar kriziydi. Bunun ardından bıraktığı yansımalar, 2003'ten beri ülkeyi yöneten tüm Irak siyasi sınıfı için utanç verici görünüyordu.
Diğer taraftan bu siyasi kutuplar arasındaki çatışmalar ve anlaşmazlıklar güçlü bir şekilde yeniden ortaya çıktı. Irk ve mezhep kotaları sebebiyle Irak hükümetini kurma yolu, ‘seçim sürecinden cumhurbaşkanı tarafından aday gösterilmesine ve ardından parlamento çatısı altında oylanmasına’ dek bir dizi süreçten geçmek zorunda kaldı. Abdulmehdi’nin istifasının ardından bu görev için uygun bir alternatif aranmaya başlandı. Fakat siyasi sınıf gösteriler sorunuyla karşı karşıya kaldı. Göstericiler siyasi bloklar tarafından önerilen herhangi bir adayı reddedeceklerini söylediler. Protesto meydanları da siyasi güçler gibi ortak bir vizyona sahip değillerdi. İstihbarat servisinden gelen yeni başbakan, Şii blokları ile cumhurbaşkanı arasındaki anlaşmazlığın gölgesinde Irak'ı birden fazla krizden çıkarma görevini yürütmek zorunda.
Çeşitli ve karmaşık yolların izlendiği Irak başbakanı seçimini kimin kazanabileceği konusunda bir ‘vur kaç’ oyunu başladı. Başlangıçta ‘siyasi bloklar (özellikle Şiiler) ve göstericiler’ olmak üzere iki temel taraf vardı. Göstericiler de genellikle Şii çoğunlukta bulunan şehirlerden gelen gençlerden oluşuyordu. Ancak bu politik ‘vur ve kaç’ hükümeti görevden almak dışında denklemi değiştirmedi ve ikna edici bir alternatif sunmadı.
Bilindiği üzere krizden kurtulmak veya onu hafifletmek amacıyla ‘denenmemiş olanı denemek’ ve ‘tartışmalı aday’ gibi çeşitli terimler ortaya çıktı ve bu terimler Irak politik söylemine dahil oldu. Diğer taraftan siyasi sınıfın alternatif bir başbakan seçmek için uygun fırsatı bulacağı umuduyla protestoların sona ermesi beklenirken, Abdulmehdi ve onun alternatifi olan isimleri reddetmeye yönelik gösteriler hız kesmeksizin devam etti. Irak'ta siyasi olarak en önemli pozisyon olan başbakanlık için önerilen her ismin resmi bir sonraki gün Tahrir Meydanı'nda göstericiler tarafından yakıldı veya üzerine çarpı işareti atıldı. Ayrıca siyasi bloklar yaşananlar karşısında ciddi tavizler vermeye hazır değildiler, bilakis tüm kartlarını gösterilerin son bulması hususunda zaman faktörü üzerine oynuyorlardı.

Kazimi ve Sadr
Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Ulusal İstihbarat Dairesi Başkanı Mustafa el-Kazimi'yi başbakan olarak öneren ilk Irak liderleri arasındaydı. Sadr, Twitter hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda ‘Kazimi, Irak parlamentosundaki tartışmalı Milletvekili Faik eş-Şeyh Ali ve Yargıç Rahim el-Akili’ gibi isimlerin benimsenmeksizin önerildiğini söyledi. Mukteda es-Sadr'ın mesajı, siyasi sınıfın yanı sıra göstericilere de ulaştı. Bazıları bunu kabul ederken, bazı göstericiler tamamen bağımsız isimleri aradıkları gerekçesiyle reddetti.
Fetih ve Hukuk Devleti koalisyonlarının yanı sıra silahlı gruplar başta olmak üzere Şii güçler, Sadr’ın sunmuş olduğu Kazimi seçeneğiyle ilgilenmediler. Sadr, bu öneriyi benimsenme yaşanmasa da örtük bir şekilde tutumunu sürdürdü. Bu, açık bir şekilde Kazimi'nin herkesin adayı olarak kabul edildiği son zamanlarda ortaya çıktı. Nitekim Sadr'ın desteklediği Sairun Bloğu, onun arkasında olduklarını açıkladı ve parlamentoda ona oy verdi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Sairun Bloğu Milletvekili Burhan Mamuri bu bağlamda şu sözleri söyledi:
“Sairun Bloğu’nun tutumu en başından bu yana açık ve netti. Hükümeti kurmakla görevlendirilmiş olan başbakana İstisnasız herkes için geçerli olan nesnel kriterlere göre kabinesini seçme yetkisinin verilmesi bu tutumun odağını oluşturuyor. Bunun arkasındaki amaç kotalar olmadan bir hükümetin kurulmasıydı. Böylece onun adayları seçimi herhangi bir şekilde tartışma konusu olmaz, bilakis adaylar yetkin, tarafsız ve bağımsız nitelikleriyle kabul edilirlerdi. Odaklandığımız bir diğer önemli şey de seçimler ve bunun için doğru şekilde hazırlık yapılmasıydı. Siyasi blokların tutumlarına gelirsek, bazı blokların tutumları değişkendir. Bu değişiklik bir yandan adaylardan memnun olmamaktan, diğer taraftan yapısal ve ulusal dengeyi koruma gibi birtakım nedenlerden kaynaklanıyor. Bir diğer husus ise bağımsız isimlere güven duymayan bazı blokların bulunmasıdır. Bundan dolayı bu bloklar seçim salahiyeti arıyorlar. Kazimi’nin şansıyla ilgili olarak, bunun da değişken olmakla birlikte genellikle kişilerin seçimindeki taahhüdüne olan bağlılığıyla ilgili olduğunu söyleyebilirim. Bunun yanı sıra siyasi bloklarla ne derecede uzlaşıldığı da önemli bir husustur.”

Berhem Salih ile olan kriz
Kürt Cumhurbaşkanı Dr. Berhem Salih ile ana Şii blokları arasındaki balayı uzun sürmedi. Belki Sadr Hareki lideri Mukteda Sadr ile Hikmet Hareketi Başkanı Ammar Hakim’i istisna olarak görebiliriz. Öte yandan Salih’in, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) liderinin adayı olan Fuad Hüseyin karşısında tören atmosferinde cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından Abdulmehdi’nin de istifa etmesiyle birlikte ilişkiler daha karmaşık bir yol izlemeye başladı.
Şiiler, Cumhurbaşkanı Salih’in hükümet ve iktidar alanları üzerinde etkisini çok fazla genişlettiğini görüyorlar. Salih’in eylemleriyle birlikte cumhurbaşkanlığı pozisyonu şekli olmaktan çıktı. Kendisine yakın olan bir kaynak Şarku’l Avsat’a şu değerlendirmelerde bulundu:
“Cumhurbaşkanı Salih, Başbakan Adil Abdulmehdi’nin istifasıyla ortaya çıkan krizle birlikte ülkedeki diğer krizlerin üstesinden gelebilmek için anayasanın 66’ncı maddesinde yer alan husus doğrultusunda hareket ediyor. Nitekim maddede, Federal Yürütme organının Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu’ndan oluştuğunun yanı sıra bu makamların yetkilerini anayasa ve yasaya uygun olarak kullanabileceği ifade ediliyor. Cumhurbaşkanı anayasanın 76’ncı maddesini uygulamaktan sorumlu değildir. Bu maddede ise cumhurbaşkanının seçildiği tarihi takip eden 15 gün içerisinde en fazla sandalyeye sahip siyasi bloğun adayını bakanlar kurulu oluşturmakla görevlendireceği kaydediliyor. Bu nedenle, başkanın görev süresi boyunca söz sahibi olması gerekir. Diğer taraftan büyük blok sorunu, Federal Mahkemenin bu konudaki ilk yorumundan bu yana var olmuştur. Cumhurbaşkanı tarafından Kazimi'nin görevlendirilmesi ile ilgili olarak yaklaşık 5 ay önce verilen teklif dikkate alınsaydı bu tünele girmeyecektik.”
Her halükarda Kazimi’nin geçen perşembe sabahı açık bir çoğunlukla meclisten onay almasına rağmen Salih ile bir takım Şii liderler arasındaki kriz sona ermedi. Bu kriz, İran tarafından iki kez memnuniyetle karşılanmasına rağmen (görevlendirildiğinde ve güven oyu aldığında) Kazimi ile Şii topluluğunun diğer liderleri arasında da son bulmuş değil.

Savunma ve İçişleri
Irak hükümetindeki 7 bakanlık hala boşta. Ancak 22 bakandan oluşan hükümetin, Savunma ve İçişleri başta olmak üzere 15 bakanı onay aldı. Nitekim 2003'ten sonra her iki bakanlığın önceki hükümetlerde onaylanması için aradan aylar geçtiği biliniyor. Öyle ki 2010 yılında kurulan bir hükümette, bu her iki bakanlık 4 yıllık parlamento ve hükümet dönemi boyunca boş kaldı ve vekaleten idare edildi.
Irak siyasi yelpazesine ve krizin şiddetine rağmen hükümetin geçişi doğal görünüyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Iraklı politikacı İzzet Şabandar şu değerlendirmelerde bulundu:
“Hükümetin bağımsızlığının şartı olarak adlandırılan şey benim kanaatimce Irak’ın siyasi literatüründe nevzuhur bir şeydir ya da başarısızlıklarını ve geri çekilmelerini açıklamayan kimseleri bir şekilde kırbaçlama aracıdır. Böylece bu gücü ele geçirmek için başvurulan hilelerden biri olur. Şu anda ihtiyacımız olan şey, akıllarımızla alay etmek veya insanları dolandırmak değil. Bakanın hükümetteki bağımsızlığı hakkındaki gerçeğin sadece partiyle veya siyasetle sınırlı olmadığının farkındayız. Kabine üyeleri bağımsız olmadıkça veya hükümeti kurmaktan sorumlu olan kişi tarafından seçilmedikçe kabine de bağımsız olmayacaktır.”
Şarku’l Avsat’a konuşan politikacı ve eski Milletvekili Haydar el-Molla şu değerlendirmelerde bulundu:
“Kazimi bir şekilde oradan veya buradan anlaşmazlıklarla karşı karşıya kalacak. Ancak en nihayetinde itirazlar ne olursa olsun parlamento çatısı altında oy kullanılması için bir engel teşkil etmeyecek. Önemli olan, büyük güçlerin Kazimi’yi kabul etmeleridir. Bundan dolayı oylama sürecini engelleyebilecek esas zorluklar artık yok.”
Irak Danışma Kurulu Başkanı Ferhad Alaaddin, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte şunları söyledi:
“Tüm göstergeler hükümetin güven oyu olacağı yönünde. Fakat 21 bakanlığın 18'i oy alabilir ve bakan ile bakanlık arasındaki anlaşmazlık sorunu çözülene dek Maliye Bakanlığı boş kalabilir. Diğer taraftan mevcut başbakanın elinde krizleri çözmek için sihirli bir değnek bulunmadığı için sahne çok karmaşık olacak. Görevlendirilen başbakan, dost ülkelerin yardımlarıyla bunların üstesinden gelmek hususunda iyi bir konumda olacak. Ayrıca kendisi birtakım girişimler başlatarak ekonomik gerçekliği değiştirmek istiyor. Ekonomik kriz büyük ölçüde listesinin başında yer alacak ve bunu güvenlik dosyası izleyecek.”

Mustafa el-Kazimi
- 1967 yılında Bağdat'ta doğdu. Ancak kökeni Zi Kar ilinin Şarta bölgesine uzanır. Kazimi, bir gazeteci olarak çalışmaya başlamadan önce Irak'ta hukuk okudu.
- Al Monitor medya sitesinin Irak ayağını yönetti ve makaleleriyle ün kazandı.
- Eski Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin'in yönetimine muhalif olmasıyla biliniyor.
- Bağdat ve Londra'dan İnsani Diyalog Vakfı'nı yönetti. Ayrıca yıllarca sürgünde olmasına rağmen Irak siyasi partilerinin hiçbirine katılmadı.
- ABD'nin 2003 yılındaki işgalinden sonra Irak'a döndü ve Irak Medya Ağı’nın kuruluşuna katıldı. Diğer taraftan eski rejimin suçlarını belgelemek amacıyla kurulmuş Irak Hafıza Vakfı’nın yöneticiliğini yaptı.
- Haziran 2016'da Ulusal İstihbarat Teşkilatı'nın başına getirildi. Başbakan olarak görevlendirilmeden önceki son görevi buydu. 



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.