Irak için yeni bir dönem talebi yönündeki uzun mesafeli yarış pek de kolay olmadı. ‘Bir vatan istiyoruz’ sloganıyla sokaklara dökülen göstericiler, 1 Ekim 2019'dan bu yana Bağdat'taki Tahrir Meydanı’ndan merkez ve güney valiliklerine kadar protestolar gerçekleştirdiler. Bu yarış, gösteriler ve Iraklı Şiilerin en büyük dini mercii olan Ayetullah Ali es-Sistani’nin baskısı altında istifa etmek zorunda kalan Adil Abdulmehdi’nin ardından birçok kişi tarafından denendi. O sıra Abdulmehdi’nin istifasının amacı krizle başa çıkabilecek yeni bir hükümet kurmaktı. Bu da o dönem sadece protestolar kriziydi. Bunun ardından bıraktığı yansımalar, 2003'ten beri ülkeyi yöneten tüm Irak siyasi sınıfı için utanç verici görünüyordu.
Diğer taraftan bu siyasi kutuplar arasındaki çatışmalar ve anlaşmazlıklar güçlü bir şekilde yeniden ortaya çıktı. Irk ve mezhep kotaları sebebiyle Irak hükümetini kurma yolu, ‘seçim sürecinden cumhurbaşkanı tarafından aday gösterilmesine ve ardından parlamento çatısı altında oylanmasına’ dek bir dizi süreçten geçmek zorunda kaldı. Abdulmehdi’nin istifasının ardından bu görev için uygun bir alternatif aranmaya başlandı. Fakat siyasi sınıf gösteriler sorunuyla karşı karşıya kaldı. Göstericiler siyasi bloklar tarafından önerilen herhangi bir adayı reddedeceklerini söylediler. Protesto meydanları da siyasi güçler gibi ortak bir vizyona sahip değillerdi. İstihbarat servisinden gelen yeni başbakan, Şii blokları ile cumhurbaşkanı arasındaki anlaşmazlığın gölgesinde Irak'ı birden fazla krizden çıkarma görevini yürütmek zorunda.
Çeşitli ve karmaşık yolların izlendiği Irak başbakanı seçimini kimin kazanabileceği konusunda bir ‘vur kaç’ oyunu başladı. Başlangıçta ‘siyasi bloklar (özellikle Şiiler) ve göstericiler’ olmak üzere iki temel taraf vardı. Göstericiler de genellikle Şii çoğunlukta bulunan şehirlerden gelen gençlerden oluşuyordu. Ancak bu politik ‘vur ve kaç’ hükümeti görevden almak dışında denklemi değiştirmedi ve ikna edici bir alternatif sunmadı.
Bilindiği üzere krizden kurtulmak veya onu hafifletmek amacıyla ‘denenmemiş olanı denemek’ ve ‘tartışmalı aday’ gibi çeşitli terimler ortaya çıktı ve bu terimler Irak politik söylemine dahil oldu. Diğer taraftan siyasi sınıfın alternatif bir başbakan seçmek için uygun fırsatı bulacağı umuduyla protestoların sona ermesi beklenirken, Abdulmehdi ve onun alternatifi olan isimleri reddetmeye yönelik gösteriler hız kesmeksizin devam etti. Irak'ta siyasi olarak en önemli pozisyon olan başbakanlık için önerilen her ismin resmi bir sonraki gün Tahrir Meydanı'nda göstericiler tarafından yakıldı veya üzerine çarpı işareti atıldı. Ayrıca siyasi bloklar yaşananlar karşısında ciddi tavizler vermeye hazır değildiler, bilakis tüm kartlarını gösterilerin son bulması hususunda zaman faktörü üzerine oynuyorlardı.
Kazimi ve Sadr
Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr, Ulusal İstihbarat Dairesi Başkanı Mustafa el-Kazimi'yi başbakan olarak öneren ilk Irak liderleri arasındaydı. Sadr, Twitter hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda ‘Kazimi, Irak parlamentosundaki tartışmalı Milletvekili Faik eş-Şeyh Ali ve Yargıç Rahim el-Akili’ gibi isimlerin benimsenmeksizin önerildiğini söyledi. Mukteda es-Sadr'ın mesajı, siyasi sınıfın yanı sıra göstericilere de ulaştı. Bazıları bunu kabul ederken, bazı göstericiler tamamen bağımsız isimleri aradıkları gerekçesiyle reddetti.
Fetih ve Hukuk Devleti koalisyonlarının yanı sıra silahlı gruplar başta olmak üzere Şii güçler, Sadr’ın sunmuş olduğu Kazimi seçeneğiyle ilgilenmediler. Sadr, bu öneriyi benimsenme yaşanmasa da örtük bir şekilde tutumunu sürdürdü. Bu, açık bir şekilde Kazimi'nin herkesin adayı olarak kabul edildiği son zamanlarda ortaya çıktı. Nitekim Sadr'ın desteklediği Sairun Bloğu, onun arkasında olduklarını açıkladı ve parlamentoda ona oy verdi.
Şarku’l Avsat’a konuşan Sairun Bloğu Milletvekili Burhan Mamuri bu bağlamda şu sözleri söyledi:
“Sairun Bloğu’nun tutumu en başından bu yana açık ve netti. Hükümeti kurmakla görevlendirilmiş olan başbakana İstisnasız herkes için geçerli olan nesnel kriterlere göre kabinesini seçme yetkisinin verilmesi bu tutumun odağını oluşturuyor. Bunun arkasındaki amaç kotalar olmadan bir hükümetin kurulmasıydı. Böylece onun adayları seçimi herhangi bir şekilde tartışma konusu olmaz, bilakis adaylar yetkin, tarafsız ve bağımsız nitelikleriyle kabul edilirlerdi. Odaklandığımız bir diğer önemli şey de seçimler ve bunun için doğru şekilde hazırlık yapılmasıydı. Siyasi blokların tutumlarına gelirsek, bazı blokların tutumları değişkendir. Bu değişiklik bir yandan adaylardan memnun olmamaktan, diğer taraftan yapısal ve ulusal dengeyi koruma gibi birtakım nedenlerden kaynaklanıyor. Bir diğer husus ise bağımsız isimlere güven duymayan bazı blokların bulunmasıdır. Bundan dolayı bu bloklar seçim salahiyeti arıyorlar. Kazimi’nin şansıyla ilgili olarak, bunun da değişken olmakla birlikte genellikle kişilerin seçimindeki taahhüdüne olan bağlılığıyla ilgili olduğunu söyleyebilirim. Bunun yanı sıra siyasi bloklarla ne derecede uzlaşıldığı da önemli bir husustur.”
Berhem Salih ile olan kriz
Kürt Cumhurbaşkanı Dr. Berhem Salih ile ana Şii blokları arasındaki balayı uzun sürmedi. Belki Sadr Hareki lideri Mukteda Sadr ile Hikmet Hareketi Başkanı Ammar Hakim’i istisna olarak görebiliriz. Öte yandan Salih’in, Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) liderinin adayı olan Fuad Hüseyin karşısında tören atmosferinde cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından Abdulmehdi’nin de istifa etmesiyle birlikte ilişkiler daha karmaşık bir yol izlemeye başladı.
Şiiler, Cumhurbaşkanı Salih’in hükümet ve iktidar alanları üzerinde etkisini çok fazla genişlettiğini görüyorlar. Salih’in eylemleriyle birlikte cumhurbaşkanlığı pozisyonu şekli olmaktan çıktı. Kendisine yakın olan bir kaynak Şarku’l Avsat’a şu değerlendirmelerde bulundu:
“Cumhurbaşkanı Salih, Başbakan Adil Abdulmehdi’nin istifasıyla ortaya çıkan krizle birlikte ülkedeki diğer krizlerin üstesinden gelebilmek için anayasanın 66’ncı maddesinde yer alan husus doğrultusunda hareket ediyor. Nitekim maddede, Federal Yürütme organının Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu’ndan oluştuğunun yanı sıra bu makamların yetkilerini anayasa ve yasaya uygun olarak kullanabileceği ifade ediliyor. Cumhurbaşkanı anayasanın 76’ncı maddesini uygulamaktan sorumlu değildir. Bu maddede ise cumhurbaşkanının seçildiği tarihi takip eden 15 gün içerisinde en fazla sandalyeye sahip siyasi bloğun adayını bakanlar kurulu oluşturmakla görevlendireceği kaydediliyor. Bu nedenle, başkanın görev süresi boyunca söz sahibi olması gerekir. Diğer taraftan büyük blok sorunu, Federal Mahkemenin bu konudaki ilk yorumundan bu yana var olmuştur. Cumhurbaşkanı tarafından Kazimi'nin görevlendirilmesi ile ilgili olarak yaklaşık 5 ay önce verilen teklif dikkate alınsaydı bu tünele girmeyecektik.”
Her halükarda Kazimi’nin geçen perşembe sabahı açık bir çoğunlukla meclisten onay almasına rağmen Salih ile bir takım Şii liderler arasındaki kriz sona ermedi. Bu kriz, İran tarafından iki kez memnuniyetle karşılanmasına rağmen (görevlendirildiğinde ve güven oyu aldığında) Kazimi ile Şii topluluğunun diğer liderleri arasında da son bulmuş değil.
Savunma ve İçişleri
Irak hükümetindeki 7 bakanlık hala boşta. Ancak 22 bakandan oluşan hükümetin, Savunma ve İçişleri başta olmak üzere 15 bakanı onay aldı. Nitekim 2003'ten sonra her iki bakanlığın önceki hükümetlerde onaylanması için aradan aylar geçtiği biliniyor. Öyle ki 2010 yılında kurulan bir hükümette, bu her iki bakanlık 4 yıllık parlamento ve hükümet dönemi boyunca boş kaldı ve vekaleten idare edildi.
Irak siyasi yelpazesine ve krizin şiddetine rağmen hükümetin geçişi doğal görünüyor. Şarku’l Avsat’a konuşan Iraklı politikacı İzzet Şabandar şu değerlendirmelerde bulundu:
“Hükümetin bağımsızlığının şartı olarak adlandırılan şey benim kanaatimce Irak’ın siyasi literatüründe nevzuhur bir şeydir ya da başarısızlıklarını ve geri çekilmelerini açıklamayan kimseleri bir şekilde kırbaçlama aracıdır. Böylece bu gücü ele geçirmek için başvurulan hilelerden biri olur. Şu anda ihtiyacımız olan şey, akıllarımızla alay etmek veya insanları dolandırmak değil. Bakanın hükümetteki bağımsızlığı hakkındaki gerçeğin sadece partiyle veya siyasetle sınırlı olmadığının farkındayız. Kabine üyeleri bağımsız olmadıkça veya hükümeti kurmaktan sorumlu olan kişi tarafından seçilmedikçe kabine de bağımsız olmayacaktır.”
Şarku’l Avsat’a konuşan politikacı ve eski Milletvekili Haydar el-Molla şu değerlendirmelerde bulundu:
“Kazimi bir şekilde oradan veya buradan anlaşmazlıklarla karşı karşıya kalacak. Ancak en nihayetinde itirazlar ne olursa olsun parlamento çatısı altında oy kullanılması için bir engel teşkil etmeyecek. Önemli olan, büyük güçlerin Kazimi’yi kabul etmeleridir. Bundan dolayı oylama sürecini engelleyebilecek esas zorluklar artık yok.”
Irak Danışma Kurulu Başkanı Ferhad Alaaddin, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte şunları söyledi:
“Tüm göstergeler hükümetin güven oyu olacağı yönünde. Fakat 21 bakanlığın 18'i oy alabilir ve bakan ile bakanlık arasındaki anlaşmazlık sorunu çözülene dek Maliye Bakanlığı boş kalabilir. Diğer taraftan mevcut başbakanın elinde krizleri çözmek için sihirli bir değnek bulunmadığı için sahne çok karmaşık olacak. Görevlendirilen başbakan, dost ülkelerin yardımlarıyla bunların üstesinden gelmek hususunda iyi bir konumda olacak. Ayrıca kendisi birtakım girişimler başlatarak ekonomik gerçekliği değiştirmek istiyor. Ekonomik kriz büyük ölçüde listesinin başında yer alacak ve bunu güvenlik dosyası izleyecek.”
Mustafa el-Kazimi
- 1967 yılında Bağdat'ta doğdu. Ancak kökeni Zi Kar ilinin Şarta bölgesine uzanır. Kazimi, bir gazeteci olarak çalışmaya başlamadan önce Irak'ta hukuk okudu.
- Al Monitor medya sitesinin Irak ayağını yönetti ve makaleleriyle ün kazandı.
- Eski Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin'in yönetimine muhalif olmasıyla biliniyor.
- Bağdat ve Londra'dan İnsani Diyalog Vakfı'nı yönetti. Ayrıca yıllarca sürgünde olmasına rağmen Irak siyasi partilerinin hiçbirine katılmadı.
- ABD'nin 2003 yılındaki işgalinden sonra Irak'a döndü ve Irak Medya Ağı’nın kuruluşuna katıldı. Diğer taraftan eski rejimin suçlarını belgelemek amacıyla kurulmuş Irak Hafıza Vakfı’nın yöneticiliğini yaptı.
- Haziran 2016'da Ulusal İstihbarat Teşkilatı'nın başına getirildi. Başbakan olarak görevlendirilmeden önceki son görevi buydu.
Libya’nın başkentinde düzenlenen üst düzey Libya-Sudan askeri toplantısından bir kare, 5 Nisan 2026 (UBH Genelkurmay Başkanlığı)
Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Şubat 2024’te Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ı karşıladı. (Libya Başkanlık Konseyi)
Hamas ve İslami Cihad Hareketi’ne bağlı silahlı güçler Gazze’de konuşlandırıldı. (AFP)
Bir polis aracını hedef alan İsrail saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen Filistinliler (Reuters)