Koronavirüs vücuda nasıl saldırıyor?

Bilim insanları daha fazla teşhisin salgını durdurmada önemli rol oynayacağını söylüyor (Pixabay)
Bilim insanları daha fazla teşhisin salgını durdurmada önemli rol oynayacağını söylüyor (Pixabay)
TT

Koronavirüs vücuda nasıl saldırıyor?

Bilim insanları daha fazla teşhisin salgını durdurmada önemli rol oynayacağını söylüyor (Pixabay)
Bilim insanları daha fazla teşhisin salgını durdurmada önemli rol oynayacağını söylüyor (Pixabay)

Henüz 6 ay önce neredeyse hiç konuşulmayan koronavirüs, artık bütün dünyanın başlıca gündem maddesi. Bir yandan küresel salgını durdurma mücadelesi verilirken, diğer yandan yapılan yeni çalışmalar Kovid-19’un daha iyi tanınmasını sağlıyor.

Mevcut bilgilere göre hastalık şu semptomlara yol açabiliyor
Beyin: 
Kan pıhtısı kaynaklı felç, nörolojik sıkıntılar
Göz: Kırmızı göz hastalığı olarak da bilinen konjonktivit
Burun: Koku ve tat kaybı
Kan: Beklenmedik pıhtılaşma, kan damarlarının duvarlarına saldırı
Mide ve bağırsaklar: Kusma ve ishal
Ciğerler: Akciğer keseciklerinin tıkanarak iltihaplanması ve nefesin engellenmesi, kan pıhtısı kaynaklı akciğer embolisi
Kalp: Kasların zayıflaması, küçük pıhtı kaynaklı tehlikeli aritmiler ve kalp krizleri
Böbrekler: Kanı süzen yapılara, diyalizi gerektirecek kadar zarar verme
Cilt: Ayak ya da el parmaklıklarında kızarıklık
Bağışıklık sistemi: Bağışıklık sistemini sağlıklı dokulara saldırtan geniş çapta etki
ABD’de koronavirüsün merkez üssü olan New York'taki Mount Sinai Hastanesi’nin başhekimi Valentin Fuster, Washington Post’a şöyle konuştu:
"İlk başta neyle karşı karşıya olduğumuzu bilmiyorduk. Hastaların gözlerimizin önünde öldüğünü görüyorduk. Bir anda süregiden durumdan tamamen farklı bir durum görüyorsun ve nedenini bilmiyorsun."
Artık Dünya Sağlık Örgütü’nün veri bankasında Kovid-19 hakkında yazılmış 15 bine yakın makale var ve yeni koronavirüsün yalnızca solunum yolu rahatsızlıklarına yol açmadığı kabul ediliyor.
Mount Sinai Hastanesi CEO'su Dr. David Reich, “Zatürre ve solunum hastalığı modellerine uymayan bir hastalığı kimse beklemiyordu” dedi.
Koronavirüs az semptomla başlayıp hastaları bir anda nefessiz bırakabiliyor. Özellikle hastalık geçmişi olan yaşlı kişiler ve obezite sorunu yaşayanlar Kovid-19’dan daha fazla etkileniyor. Virüsün erkeklere daha fazla zarar verdiği de tespit edildi.
Diğer yandan uzmanlara göre, neredeyse 300 bin kişinin ölüm sebebi olarak kaydedilen hastalık hakkında daha keşfedilecek çok şey olabilir. Bu da tavsiyelerin sürekli değişmesine yol açıyor.
İlk başlarda Kovid-19’un gençlere çok da zarar vermediği düşünülüyordu. Geçen hafta ortaya çıkan ve koronavirüsle ilişkili olduğu düşünülen bir çocuk hastalığı, bu düşünceyi de sarstı. Cuma günü New York’ta 73 çocuğun pediatrik multisistem inflamatuar sendromuna yakalandığı açıklanırken, ertesi gün bu sendromun üç çocuğun ölüm sebebi olduğu bildirildi.
Kovid-19’un şifresinin çözülmeye başladığını düşünen uzmanlar, bir kere daha şaşırdı.
Milyonlarca tip koronavirüsten yalnızca 6’sının insanlara bulaştığı biliniyordu. Bunların dördü çoğu zaman fark edilmeden atlatılan soğuk algınlıklarına neden oluyordu. Biri yüzlerce ölüme neden olan SARS’a, bir diğeri de bulaştığı insanların yüzde 34’ünü öldüren MERS’e neden olarak virüsün ciddiyetini ortaya koydu.
Ancak asıl darbe, yedinci koronavirüs cinsi SARS-CoV-2’den geldi. Soğuk algınlığıyla SARS ve MERS’in ölümcül taraflarını birleştiren virüs, Kovid-19’a neden olarak insanlara sosyal mesafeden daha garanti bir çözüm yolu bırakmadı.
Harvard Tıp Okulu akademisyenlerinden Mandeep Mehra, küresel salgınla ilgili “Viral enfeksiyon olarak başlıyor ve daha sonra bağışıklık sistemine ve kan damarlarına sıkıntı yaratıyor ve tam olarak öldüren şey de bu. Hipotezimiz şu: Kovid-19 solunum virüsü gibi başlıyor, kardiyovasküler bir virüs gibi öldürüyor” ifadesini kullandı.
Independent Türkçe'de yer alan habere göre, ABD’deki Johns Hopkins Üniversitesi’nin derlediği verilere göre, dünyada 4 milyon 275 binden fazla kişide tespit edilen Kovid-19, yaklaşık 300 bin insanın ölüm sebebi olarak kayıtlara geçti.
Yeni koronavirüs hakkında daha öğrenilecek çok şey olduğunu söyleyen uzmanlardan biri de Michigan Üniversitesi’nde kalp sağlığı üzerine çalışan Geoffrey Barnes:
"Bu insanlarda 6 ay önce görülmeyen bir virüs. Virüsün insan bedenini nasıl etkilediğini ve buna karşı gelme yollarını haftalar içinde çabukça öğrenmemiz gerekti. Diğer hastalıklara karşı on yıllarca süremiz vardı."
Boston’daki bir hastanede çalışan kardiyoloji uzmanı Deepak Bhatt da “Bilimde sürekli değişim vardır. Teoriler kurulur ve bozulur. Bu ne yaptığımızı bilmediğimiz anlamına değil, öğrendiğimiz anlamına geliyor” dedi.



Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
TT

Epifiz bezinin kökeni eski omurgalının ikinci göz çifti olabilir

Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)
Myllokunmingia gözleri sayesinde avcılardan kaçma şansını artırıyordu (Xiangtong Lei/Sihang Zhang)

Bilinen en eski omurgalının 4 gözü olduğu tespit edildi. 

Örümceklerin 8, arıların 5, kutu denizanalarının ise 24 gözü var. Ancak bu istisnaların dışında yeryüzündeki çoğu hayvan sadece iki göze sahip.

Öte yandan bilim insanları, omurgalıların zaman içinde diğer gözlerini kaybederek bugünkü görünümüne ulaştığını söylüyor.

518 milyon yıl önce yaşayan Myllokunmingia, dünyanın bilinen en eski omurgalısı. İlk omurgalıların yanı sıra pek çok omurgasız türün de ortaya çıktığı Kambriyen Dönemi'nde yaşayan bu deniz canlıları, bugünkü Çin'in yakınlarındaki sularda dolaşıyordu.

Çin ve Birleşik Krallık'tan araştırmacılar, Çin'in güneyindeki Chengjiang formasyonunda keşfedilen 10 ayrı Myllokunmingia fosilini analiz etti. Bunların 6'sı Haikouichthys ercaicunensis türüne aitken, diğerleri kesin olarak tanımlanamadı.

Göz gibi yumuşak vücut parçaları nadiren korunuyor ancak bilim insanları bu fosillerde göz kalıntıları elde etmeyi başardı.

İleri mikroskop teknikleri ve kimyasal analizler kullanan ekip, hayvanın yüzünün her iki yanında iki büyük göz ve yüzün ortasında iki küçük göz bulunduğunu saptadı.

Bulguları hakemli dergi Nature'da yayımlanan çalışmanın başyazarı Peiyun Cong "Anatomilerini anlamak için işe büyük gözleri inceleyerek başladık ve aralarında iki küçük, tamamen işlevsel göz bulmak tam bir sürpriz oldu" diyerek ekliyor: 

Bunu görmek inanılmaz derecede heyecan vericiydi.

Gözlerin hepsinde melanozom tespit eden araştırmacılar, bu organların "kamera tipi" olduğunu, yani görebilmek için ışığa ihtiyaç duyduğunu saptadı. Bu organeller vücudun çeşitli yerlerinde bulunurken, gözdekiler ışığın emilmesinden ve göz renginden sorumlu.

Ardından gözlerde tespit edilen dairesel yapıların da lens olduğu düşünülüyor. Bu sayede gözler muhtemelen ışığı algılamakla kalmayıp görüntü de oluşturabiliyordu. 

Bilim insanları bu deniz canlısının gelişmiş gözleri sayesinde diğer hayvanlara yem olmaktan kurtulduğunu düşünüyor. Kambriyen patlaması sonucu bu dönemde pek çok büyük yırtıcı tür ortaya çıkmıştı.

Makalenin bir diğer yazarı Jakob Vinther "Böyle bir ortamda 4 göze sahip olmak, bu hayvanlara daha geniş bir görüş alanı sağlamış olabilir ve bu da avcılardan kaçınmada önem taşıyor" diye açıklıyor.

Araştırmacılar ikinci göz çiftinin, bazı modern omurgalılardaki göz benzeri ilkel bir yapının ve insanlarda melatonin salgılayan epifiz bezinin evrimsel kökeni olabileceğini düşünüyor.

Bugünkü bazı balıklar, sürüngenler ve amfibiler, ışığı algılamaktan sorumlu paryetal göze sahip. Bu gözün bağlı olduğu epifiz bezi, insanlarda ve pek çok omurgalıda melatonin üreterek uyumaya yardımcı oluyor.

Cong "Epifiz organları ilk başta görüntü üreten gözlermiş" diyerek ekliyor:

Ancak evrimin ilerleyen aşamalarında küçüldüler, görme yeteneklerini kaybettiler ve uykuyu düzenlemedeki modern rollerini üstlendiler.

Independent Türkçe, Live Science, Discover Magazine, Nature


Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
TT

Devasa dinozorun büyük burnunun gizemi çözüldü

Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)
Triceratopslar, 2 metreden fazla boya ve 8 metrenin üzerinde uzunluğa ulaşabiliyordu (Carnegie Doğa Tarihi Müzesi)

Bilim insanları Triceratops'un burnunun, koku alma dışında sıcaklık ve nemi kontrol ettiği için çok büyük olduğunu buldu.

Devasa otobur dinozorlar olan Triceratops'un en dikkat çekici özelliği büyük kafaları ve burunlarıydı. 

Tokyo Üniversitesi'nden Seishiro Tada, Geç Kretase döneminde yaşayan Ceratopsia grubuna ait olan bu dinozorlar hakkında şöyle diyor: 

Özellikle Triceratops'un çok büyük ve sıradışı bir burnu var ve sürüngenlerin temel yapılarını hatırlasam da organların bunun içine nasıl sığdığını anlayamıyordum.

Tada ve ekibi, bu hayvanların burnunun anatomisini ilk kez kapsamlı bir şekilde inceledikleri bir çalışma yürüttü.

Bilim insanları bilgisayarlı tomografiden yararlanarak fosilleri inceledi. Ayrıca burun yapısını daha iyi anlamak için bugün yaşayan sürüngenlere ait verilere de başvurdular.

Bulguları hakemli dergi The Anatomical Record'da yayımlanan çalışmaya göre Triceratops'un sinirleri, diğer sürüngenlerden farklı bir bağlantıya sahipti.

Çoğu sürüngende sinirler ve kan damarları çeneyle burundan geçerek burun deliklerine ulaşıyor. Ancak Triceratops'un kafatası şekli çene yolunu engelleyerek sinir ve damarların burundan ilerlemesine neden oluyordu. 

Tada "Triceratops dokuları büyük burnunu desteklemek için bu şekilde evrimleşti" diye açıklıyor.

Fosil örneklerinde, neredeyse başka hiçbir dinozorda görülmeyen özel bir yapı da keşfedildi. 

Solunum türbinatı adı verilen bu ince, kıvrımlı yapılar, kanı beyne ulaşmadan önce soğutarak nemin kaybolup gitmesinin önüne geçiyordu. 

Araştırmacılar hem bu yapıların hem de sinir ve damarların rotasının değişmesinin, devasa dinozorun vücut sıcaklığını ve nemi kontrol altında tutmaya yaradığını düşünüyor.

Özellikle Geç Kretase'nin nemli sıcağında büyük kafalarını serinletmek üzere evrimleşmişler. 

Yeni çalışma, dinozorların yumuşak doku anatomisi hakkındaki önemli bir boşluğu dolduruyor. 

Araştırmacılar daha sonraki çalışmalarda bu ilginç hayvanların kafatasının diğer kısımlarına dair gizemleri aydınlatmayı umuyor.

Independent Türkçe, Phys.org, Science Blog, The Anatomical Record


Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
TT

Stephen King uyarlaması korku dizisi için takvim netleşiyor

Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)
Dışlanmış lise öğrencisi Carrie White'ın ürkütücü hikayesini anlatan 2013 yapımı Carrie: Günah Tohumu'nda (Carrie) başrolde Chloë Grace Moretz yer almıştı (Sony Pictures Releasing)

Korku türünün son yıllarda öne çıkan isimlerinden Mike Flanagan'ın sıradaki Stephen King uyarlaması, mevsimine son derece uygun bir takvimle gelebilir. 

Yapımda rol alan Katee Sackhoff, Amazon Prime Video için hazırlanan Carrie dizisinin yayın takvimine dair net bir işaret verdi.

The Haunting: Tepedeki Ev'in (The Haunting of Hill House) dizi sorumlusu ve yönetmeni olarak da tanınan Flanagan'ın, Carrie'yi bölüm bölüm anlatacak bir uyarlama için bizzat King tarafından seçildiği belirtiliyor. Dizinin çekimleri Ekim 2025'te tamamlandı ve 2026'da yayımlanacağı duyuruldu.

"Sizi güzel bir şey bekliyor"

The Direct'in aktardığına göre Sackhoff, açıklamayı Kanada'nın Vancouver kentindeki Fan Expo'da 14 Şubat'ta yaptı. Bo-Katan Kryze rolüyle Yıldız Savaşları (Star Wars) evreninden de tanınan oyuncu, Flanagan evreni anlamına gelen "Flanniverse" esprisiyle söze girip şu ifadeleri kullandı:

Mike Flanagan'a dönersek... Evet, Flanniverse... Carrie, Ekim 2026'da Amazon'da yayına giriyor. Sizi güzel bir şey bekliyor. Çok iyi. Gerçekten çok iyi.

Flanagan'ın Carrie dizisine dair şimdilik fazla detay yok ancak elbette King'in ikonik Göz (Carrie) romanından uyarlandığı biliniyor. Korku yazarının ilk romanı olan kitapta, genç Carrie, maruz kaldığı acımasız zorbalığın ardından mezuniyet balosunu kabusa çeviriyor.

Dizide Carrie White'ı genç yıldız Summer Howell canlandıracak. Çığlık'la (Scream) tanınan Matthew Lillard ise Müdür Grayle rolüyle kadroda yer alacak. Carrie'nin annesi Margaret'ı, Flanagan'ın diğer projeleriyle de tanınan Amerikalı aktris Samantha Sloyan oynayacak. 

Oyuncu kadrosunda ayrıca Alison Thornton ve Thalia Dudek gibi isimler yer alıyor.

Sackhoff, etkinlikte dizinin tonuna dair ufak bir ipucu da verdi: 

Yani, sonuçta Carrie bu... Ateş var mı? Biraz kan da olabilir.

Ardından şunu ekledi: 

Ben çok heyecanlıyım. Bayılacaksınız. Mike Flanagan işini çok iyi yapıyor.

Oyuncu ayrıca Flanagan'ın özellikle King uyarlamalarındaki başarısına dikkat çekerek, "Stephen ona güveniyor" dedi. Ayrıca şakayla karışık King'in Flanagan'a neredeyse "tüm kütüphanesini" açtığını ima etti: 

Şunu da yap, bunu da yap... Peki ya şu?

Flanagan daha önce Doktor Uyku (Doctor Sleep), Chuck'ın Hayatı (The Life of Chuck) ve Oyun (Gerald's Game) gibi eserleri uyarlamıştı. Şimdiyse Kara Kule (The Dark Tower) uyarlaması üzerinde çalışıyor. Flanagan'ın yakın zamanda söylediğine göre proje "ilerliyor, çok sayıda senaryo hazır ve ilk öncelik konumunda".

Independent Türkçe, GamesRadar, The Direct