ABD’liler ve Ruslar, Suriye arenasında sanki diğer tarafın geri adım atması hususunda bahis oynarmış gibi, köklü bir değişiklik olmadan karşı taraftan taviz kopartmaya çalışıyor.
ABD stratejisi, Şam’a ‘maksimum baskı’ ve ‘azil fonu’ politikası çerçevesinde şekilleniyor. Washington’da Esed rejimi içerisinde çatışma ve gerginliklerin ortaya çıkmasının bu stratejinin sonucu olduğu inancı mevcut.
‘Stratejik sabır’, her iki taraf için de zamanında ortaya koyulan esas anahtar oldu. Washington, rejimin yeniden yapılanmaksızın savaşı sürdürme maliyetinin ve Esed müttefikleri arasındaki çıkar çatışmasının, Moskova’yı bir çözüm kabul etmeye ve rejimin tavrını değiştirmeye iteceği inancı taşıyor.
Moskova ise komşu ülkelere, Avrupa’ya ve ABD’nin müttefiklerine yönelik savaş etkilerinin, Washington’u ‘mevcut koşulları ve rejimin meşruiyetini kabul etmek zorunda bırakacağına’ inanıyor.
Bu bağlamda her iki taraf da her münasebette kartları toplama ve puan kazanma fırsatını kaçırmıyor.
Son test ise koronavirüs oldu. Öyle ki salgının yayılması, ABD ve Rusya’daki vakaların fazlalığı, Beyaz Saray ve Kremlin’i vurması, ‘siyasallaştırma’ iddialarının aleni şekilde reddedilmesine rağmen tarafları bu meseleyi siyasallaştırmaktan alıkoymadı.
Pekin ve Moskova, Şam rejimine uygulanan ABD ve AB yaptırımlarını salgının Suriye’de yayılmasına yol açtığını ileri sürüyor, yaptırımların, Suriyelilerin acılarını artırır şekilde insani yardım ve tıbbi araçların girişlerini engellediğini savunuyor.
Rusya’nın çözümü ise ‘haksız yaptırımların’ kaldırılması, ülkeleri Suriye’nin yeniden inşasına katkıda bulunmaya ve Arap Birliği’ne yeniden dahil etmeye teşvik etme yönünde.
Rusya’nın bu tedavisi, aynı zamanda mültecilerin Avrupa’ya akışını durdurmak ve terörle mücadele için işbirliği yapmak yolunda da bir reçete olarak sayılıyor.
ABD’liler ve Avrupalılarla yapılan görüşmelerde Rus müzakereciler, ‘rejim üzerindeki ablukanın kaldırılmasının, Avrupa’nın istikrarına katkıda bulunacağı ve çıkarlarına hizmet edeceği’ söylemini sürdürdü.
Rus tezlerine göre bu nedenle Batı, kimyasal silahlar, siyasi süreç, hesap verebilirlik ve yeniden yapılanma ile ilgili diğer konularda Şam ile olan ilişkilerinde Rus kanadında saf tutması gerekiyor. Bu durum aynı zamanda, Türkiye’nin Fırat’ın doğusundan çekilmesi, et-Tanf üssünün boşaltılması ve Kürtlerin Şam’a itilmesi anlamına geliyor.
Denklemin diğer tarafında duran Washington ise hala Şam üzerine ‘maksimum baskı’ uygulamayı sürdürüyor. Ancak yeni bir adım olarak ABD ve AB, ekonomik yaptırımların amaçlarını açıklamak için koordineli bir genel ilişkiler kampanyası başlattı. Brüksel, birkaç gün önce yardımlar ve tıbbi edevatlar sağlamak için kriterler ve yönergeler hususunda bir belge yayınlayarak, bu hizmetlerin ekonomik yaptırımlardan muaf olduğunu belirtti. Bu da koronavirüsle mücadeleyi engellemek üzere bir katkı söz konusu olmadığı anlamına geliyor.
Bu belgede, yaptırımların dondurulmuş olduğundan söz edilmiyor. Aksine bu yönergelerin yayınlanması, AB’nin gelecek ayın başlarında 227 kişi ve 71 kuruluşu içeren ekonomik yaptırımları genişletmesinin de yolunu açıyor, aynı şekilde 30 Haziran’daki bağış konferansında Suriye’nin yeniden imarı ve siyasi çözüm arasında bağlantılı olan siyasi bir duruş ortaya koyuyor. Hazine Bakanlığı tarafından yayınlanan benzer bir ABD belgesi de Suriye’nin yeniden imarına katkıda bulunan tüm taraflara karşı benzeri görülmemiş yaptırımlar uygulayan ‘Caesar Yasası’nın gelecek ayın ortasında uygulanmaya başlanması için bir ön hazırlık görevi gördü. Avrupalılar ve ABD’liler, dokuz yıllık savaş boyunca Suriye’ye yaklaşık 30 milyar dolarlık insani yardım sağladıklarını iddia ediyorlar.
(Güney) Kıbrıs, Macaristan ve Yunanistan gibi bazı Avrupa ülkelerinin, bir ölçüde Avrupa uzlaşmasını bozduğu ve Şam’a diplomatik normalleşme sinyalleri gönderdiği göz önüne alındığında Washington, mevcut baskı araçlarını kullanarak birliği korumak ve Moskova’ya baskı amacıyla Şam’a ambargoları sıkılaştırmak için ‘kararsız olunmaması gerektiği’ mesajları gönderdi.
Bu baskı araçları, ‘ekonomik yaptırımlar, siyasi tecrit, Suriye’nin imarını engelleme, ülkenin doğusundaki askeri mevcudiyet, İsrail’in İran mevziilerine saldırısına destek, İdlib’deki Türk askeri varlığına destek, Şam’ın Hama kırsalında kimyasal silah kullandığı suçlamaları sonrasında kimyasal silah meselesini Lahey’e ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) taşımak, savaş suçları hakkında hesap verebilirlik bayrağını kaldırmayı sürdürmek’ meselelerini içeriyor.
ABD’li yetkililer, ‘maksimum baskı’ yaklaşımının başarısını üç şekilde görüyor:
İlk olarak İran, ülkede bulunan ve Suriyeli olmayan milislerin yanından taktiksel olarak geri çekilmeye başladı.
İkinci olarak Devlet Başkanı Beşşar Esed’in dayısının oğlu Rami Mahluf ortaya çıktı ve ekonomik kriz nedeniyle Şam’da gerginlikler yaşanıyor.
Üçüncü olarak ise Şam ve Moskova’daki karar merkezlerine yakın medya organları arasında karşılıklı medya kampanyaları ve eleştiriler başladı.
Şüphe yok ki bu göstergeler, ABD’liler ve Ruslar arasında olası müzakerelerle sınanacak. Nitekim bu müzakerelerde de ABD Başkanı Donald Trump’ın görev süresi sona yaklaşırken, ‘ya bir anlaşma hususunda oluşan ciddiyete tanık olunacak’ ya da ‘tutumların değiştiği yanılsamasıyla’ yeniden bir zaman kazanılmış olunacak.
Libya’nın başkentinde düzenlenen üst düzey Libya-Sudan askeri toplantısından bir kare, 5 Nisan 2026 (UBH Genelkurmay Başkanlığı)
Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Şubat 2024’te Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan’ı karşıladı. (Libya Başkanlık Konseyi)
Hamas ve İslami Cihad Hareketi’ne bağlı silahlı güçler Gazze’de konuşlandırıldı. (AFP)
Bir polis aracını hedef alan İsrail saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen Filistinliler (Reuters)