Tunus’un Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Kabtani: Eğer uzlaşıda başarısız olursak BMGK koronadan önce ve sonra olmak üzere ikiye ayrılacak

Tunus’un Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Kabtani: Eğer uzlaşıda başarısız olursak BMGK koronadan önce ve sonra olmak üzere ikiye ayrılacak
TT

Tunus’un Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Kabtani: Eğer uzlaşıda başarısız olursak BMGK koronadan önce ve sonra olmak üzere ikiye ayrılacak

Tunus’un Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Kabtani: Eğer uzlaşıda başarısız olursak BMGK koronadan önce ve sonra olmak üzere ikiye ayrılacak

Tunus’un Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Kays Kabtani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada ülkesinin ‘küresel ateşkes talebinde bulunmak ve Kovid-19 ile mücadelede iş birliğini güçlendirmek için’ Fransa’yla ortaklaşa hazırladığı karar taslağının Güvenlik Konseyi’ndeki (BMGK) tek karar olduğunu söyledi. Kabtani, diplomatik çabaların sürdüğünü ve Cumhurbaşkanı Kays Said’in söz konusu çabalara ‘kişisel ve günlük olarak’ dahil olduğunu belirtti. Daimi Temsilci, ülkesinin Arap gruplarıyla ve Suudi Arabistan ile ‘kalıcı şekilde’ koordinasyon sağladığını belirtti. Tüm tarafları Körfez girişimi de dahil olmak üzere uluslararası kararlara ve Yemen’deki siyasi çözüm kriterlerine uymaya çağıran yetkili, İran’ın Arap ülkelerinin iç işlerine yönelik her türlü müdahalesine karşı olduklarını vurguladı.
Kabtani, Şarku’l Avsat’ın ülkesinin ‘küresel bir ateşkes çağrısı yapmak ve pandemi karşısında uluslararası çabaları koordine etmek için’ yaklaşık yedi hafta önce Fransa ile sunduğu ve son günlerde Almanya ile Estonya’nın da üzerinde çalıştığı karar taslağı hakkındaki sorusuna ‘şu anda masadaki tek projenin Tunus projesi olduğu ve bir başka projenin mevcut olmadığı’ cevabını verdi. Estonya’nın ve Almanya’nın ‘ateşkes çağrısıyla ve sadece insani yardım sağlanmasıyla’ sınırlı, Tunus projesini 2- 3 paragrafla özetleyen iki yolda ilerlediği biliniyor. Bu çerçevede “Bu rakip ya da benzer bir proje değil” diyen Kays Kabtani şu ifadeleri kullandı:
“Üye ülkeler, ABD, Çin, Rusya ve diğerleriyle istişarelerimizi resmi olarak sürdürüyoruz. Yeni uzlaşılar için fikir alışverişi yaptığımız bazı fikirleri sunma sürecindeyiz.”
Kabtani, Almanya ve Estonya ile koordinasyona ilişkin de şunları söyledi:
“Mesele uzun. Ama sadece birkaç saatle sınırlı kaldığı için neredeyse ölü olarak doğdu. Bu öneriye bir yanıt yok. Herkes Tunus metni üzerinde çalışmayı sürdürmemizi ve uzlaşıya açık olmamızı istiyor.”
Kabtani açıklamalarında başlıca anlaşmazlık noktaları hakkında da bilgi verdi:
“Mesele, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) rolüyle ilgilidir. WHO sorununun, Kovid-19’un dünya güvenliği ve barışı üzerindeki etkilerine ilişkin kararın merkezinde olmadığını söyleyenler var. Sağlık konusu, Dünya Sağlık Örgütü’nde ve Genel Kurul’da görülmektedir. Metodolojik ve ilkeli bir bakış açısıyla, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en zoru olan bu tarihi karara BMGK ve BM’nin genel olarak karşı karşıya kaldığı en büyük ve en zor kriz çerçevesinde itimat göstermeyeceğimizi söyleyen bir diğer kesim daha var.”
Kabtani, iki taraf arasında ortak bir zemin bulmanın mümkün olup olmadığı sorusuna şu yanıtı verdi:
“Bugün insanlığın karşı karşıya olduğu şey o kadar tehlikeli ki hepimizin bu anlaşmazlıkları aşmamızı gerektiriyor. Bu proje, Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said’in kararıdır. Meseleyi kişisel olarak ve günlük şekilde büyük bir istekle takip ediyor. Çünkü mevcut durumun tutarlı, güçlü ve sağlam bir tepki gerektirdiğine inanıyor. Bizler bu tür pazarlıklara izin verecek normal bir konumda değiliz. BMGK, tam sorumluluğunu üstlenmelidir. Bu kriz, insanlığın vicdanının ve mevcut uluslararası sistemin bir yansımasıdır. Yeniden düşünmemiz, kolektif çalışmalarla yeni mekanizmalar ortaya koymamız ve böylece şu veya bunun arzusuna hapsolmamamız gerekiyor.”
Daimi Temsilci, bir fikir birliğine ulaşmak için Tunus tarafından belirlenen zaman sınırına ilişkin de şunları söyledi:
 “Mesele, uyum ve uyumsuzluk sorunları olan tarafların isteğine bağlı. Kimseyi bir köşeye koymak istemiyoruz. BMGK birlik olmalı. Bazı şeyleri beklememizin bir zararı olmaz. Eğer uzlaşıda başarısız olursak BMGK koronadan önce ve sonra olmak üzere ikiye ayrılacak. Cumhurbaşkanı Kays Said, günlük olarak temaslarını sürdürüyor. Aynı şekilde Dışişleri Bakanı, uluslararası taraflar ve BMGK üyeleriyle anlaşmaya varmaya çalışıyor.”
BMGK’nın 5 daimi üyesinin liderleri arasında Kovid-19 hakkındaki karar taslağı da dahil olmak üzere dünyanın karşılaştığı sorunlara çözüm bulmak amacıyla bir zirve düzenlenmesi gerektiğini belirten temsilci, “Her türlü çaba, övgüye değer olacaktır. Bu meselede kalem sahipleri olarak uzlaşı sağlamamıza yardımcı olabilecek her türlü çabayı memnuniyetle karşılıyoruz” dedi.
Tunus’un Arap ve Afrika birlikleriyle koordinasyonu hakkında da konuşan Kays Kabtani sözlerini şöyle sürdürdü:
“Tunus, seçimlerden bu yana BMGK’da Arap ve Afrika’nın sesi olacağını belirtiyor. Bunu gurur ve coşku ile yapıyoruz. Tunus, hepimizi ya da bazı bireyleri ilgilendiren konularda olsun tüm Arap gruplarıyla tam ve sürekli şekilde temas halindedir. Başta Filistin meselesinin çözümü olmak üzere tüm Arap meselelerinde onlarla sürekli olarak koordinasyon sağlıyoruz.”
İsrail’in Batı Şeria’yı ilhak adımının tehlikesine ilişkin de uyarıda bulunan Kabtani “Arap girişiminin derinliğine ve iki devletli çözüme darbe indiriyor ve uluslararası yasalara açık bir ihlal teşkil ediyor” değrlendirmesinde bulundu.
Kays Kabtani, Yemen gibi meselelerde Suudi Arabistan başta olmak üzere Arap Birliği’yle yürütülen koordinasyona da dikkat çekti. “Tabii ki Yemen meselesinde kardeşlerimizle kalıcı bir koordinasyon halindeyiz. Konumumuz herkes tarafından biliniyor” ifadesini kullandı. Tunus’un ‘Yemen’in egemenliğini ve toprak bütünlüğünü koruma’ çağrısı yaptığını hatırlatan temsilci, “BM tarafından denetlenen bir diyalog aracılığıyla Yemen’deki siyasi çözüm yolunu ilerletmek için sarf edilen tüm bölgesel ve uluslararası çabaları destekliyoruz” diyerek herkese ‘başta BMGK kararları ve Körfez girişimi olmak üzere uzlaşı sağlanmış kriterlere uyma’ çağrısında bulundu. Kays Kabtani sözlerini şöyle sürdürdü:
“Yemen’in birliğini korumak ve güvenliğini sağlamak için meşruiyetin yeniden sağlanması ve devlet kurumlarının korunması çabalarını destekliyoruz. Tabii ki Yemen’deki durumu takip ediyoruz ve oradaki trajik insani durumdan çok rahatsızız.”
Suriye meselesine dair de değerlendirmelerde bulunan Kabtani, “10 Temmuz tarihinde sona eren insani mekanizma da dahil olmak üzere geçişler ve anlaşmazlıklar konusunda, insani yardım sağlanmasıyla ilgili BMGK’ya sunulan meseleler var” dedi. Yetkili, kuzeybatısındaki 2,7 milyon kişi de dahil 4 milyon kişinin bulunduğu Suriye’nin kuzeyinde gerçek bir krizin yaşandığını belirterek ülkesinin yardımları belirli bir taraf veya ülkeyle sınırlı tutmadığını vurguladı. Daimi Temsilci, sınır ötesi yardım faaliyetlerinin sonlandırılmasının da aşamalı ve sorunsuz bir yaklaşım gerektirdiğinin altını çizdi.
Kays Kabtani, İran meselesi ve ABD’nin silah ambargosunu genişletme çabaları hakkında da “Silahların yayılması konusundaki tavrımız herkes tarafından biliniyor. Balistik ve geleneksel olmayan silahların yayılmasına yol açan koşulları kabul etmiyoruz. Bu ilkeli bir konumdur. Tunus, dış politikası temelinde İran ile ilişkili” değerlendirmesinde bulundu.
Tunus’un Arap ülkelerinin içişlerine her türlü dış müdahaleyi reddettiğini hatırlatan Kabtani, Körfez ülkelerinin ve genel olarak bölgenin güvenliğini ve istikrarını desteklediklerini söyledi. Temsilci konuya dair şu değerlendirmede bulundu:
“Ülkeler arasında iyi komşuluk ve bir arada yaşama ilkesinin benimsenmesi, askıdaki meseleleri çözmek için diyalog ve anlayışa ulaşılması çağrısı yapıyoruz.”



Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
TT

Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper, Suriye hükümet güçlerini ülkenin kuzeyindeki Halep ve Tabka şehirleri arasındaki bölgede "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı ve Kürt güçleriyle aralarındaki "gerginliğin artmasını önleme" çabalarını memnuniyetle karşıladı.

Cooper, "Suriye hükümet güçlerini Halep ve Tabka arasında bulunan bölgelerdeki her türlü saldırı operasyonunu durdurmaya çağırıyoruz" diyerek, "Suriye'deki tüm tarafların gerginliğin artmasını önlemek ve diyalog yoluyla bir çözüm aramak için sürdürdüğü çabaları memnuniyetle karşılıyoruz" ifadelerini kullandı.


Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor.