​Tahran daha da katılaşma eğiliminde

Ruhani yönetiminin tutuklu takası meselesini gündeme getirmesinin arkasındaki amaç, Washington'la müzakerelere girmeye yönelik bir pencere açmaktır (Reuters)
Ruhani yönetiminin tutuklu takası meselesini gündeme getirmesinin arkasındaki amaç, Washington'la müzakerelere girmeye yönelik bir pencere açmaktır (Reuters)
TT

​Tahran daha da katılaşma eğiliminde

Ruhani yönetiminin tutuklu takası meselesini gündeme getirmesinin arkasındaki amaç, Washington'la müzakerelere girmeye yönelik bir pencere açmaktır (Reuters)
Ruhani yönetiminin tutuklu takası meselesini gündeme getirmesinin arkasındaki amaç, Washington'la müzakerelere girmeye yönelik bir pencere açmaktır (Reuters)

Hasan Fahs
İran siyaset sahnesi Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile müzakere olasılığını tartışıyor.
Tartışmalar, Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani hükümeti tarafından ABD yönetimi ile müzakere yolunun açılmasına yönelik uygun zeminin hazırlanmasını eksene alıyor.
İran kamuoyu Ruhani tarafından müzakereler için ilk sinyallerin verilmesi ilgili gerek kulislerde gerekse de açıktan yapılan hararetli tartışmalara tanık oluyor.
Ruhani yönetimi, tutuklu takası meselesini gündeme getirerek, Washington ile müzakerelere girmeye yönelik bir pencere açmayı amaçlıyor.
Bu tartışma, İran rejimi lideri Ali Hamaney’in resmi Twitter hesabından paylaşılan bir tweetin ardından alevlendi. Tweette, Hz. Hasan’ın Emevi Halifesi Muaviye ile Hz. Ali’nin şehit edilmesinden sonra halifelikle ilgili tartışma yaşandığı tarihi bir olaydan bahsedildi. Tweette ayrıca Muaviye ile bir anlaşma imzalayan Hz. Hasan, “İslam toplumunun çıkarı uğruna, İslam dinini ve Kur’an-ı Kerim’i korumak ve gelecek nesillere öncülük etmek için barışı kabul etmek adına yakın dostlarının önünde kendini ve itibarını feda eden İslam tarihinin en cesur şahsiyeti” olarak nitelendirildi.
Bu tweet, Irak'ta son haftalarda ortaya çıkan bazı sinyallerle, Mustafa el-Kazimi başkanlığındaki Irak hükümetinin kurulmasıyla ve Afganistan Cumhurbaşkanı Eşref Gani ile siyasi rakibi Cumhurbaşkanı Abdullah Abdullah arasındaki uzlaşıyı kolaylaştırmakla ilişkilendirildi. Ayrıca Suriye sahnesindeki karışıklığın yanı sıra Tahran’ı ve müttefiklerini ABD-Rusya-İsrail anlaşmasının bir sonucu olarak geri çekilmeye zorlayabilecek İran-Rusya anlaşmazlığına dair çok sayıdaki spekülasyonla arasında bağlantı kuruldu. Aynı şekilde rejimin, ABD yaptırımları nedeniyle daha da şiddetlenen ekonomik krize pratik çözümler sunamaması sonucu üzerinde oluşan büyük iç baskılarla ilgisine de işaret edildi. Bu duruma bir de Eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi’nin sessizliğini bozması eklendi. Rejim yönetimini, ülkenin yaptırımlar ve koronavirüs krizi nedeniyle ortaya çıkabilecek iç patlamalar sonucu karşılaşacağı risklere karşı uyaran Hatemi, böyle bir durumun yaşanmaması için milli dayanışmayı güçlendiren farklı bir yaklaşım benimseme çağrısında bulundu.
Öte yandan rejim lideri Hamaney’e yakın katı muhafazakar kanattan bir grup, Ruhani ve kabinesini, ABD ile doğrudan müzakere aşamasına ulaşmak için gösterdiği çabaların ciddi olduğunu öne sürdü. Bu nedenle, böyle bir dönemde yapılacak müzakerelerin ABD Başkanı Donald Trump’ın yararına olacak bir medya hizmetine dönüşeceğini düşünüyorlar. Amacın, bu müzakerelerin arkasında başka hedeflere ulaşmak veya daha ciddi müzakerelerin önünü açmak olması gerektiğine inanan grup, aksi takdirde bunun siyasi konuların ve seçim zayıflığının en ağır olduğu dönemde Trump’a verilen ücretsiz bir seçim hizmetine dönüşeceğinin altını çizdi.
Bu grup, Ruhani ve yönetimine Washington'ın niyetleri ve İran'la olan ilişkileri hakkında birçok soru yöneltti. Bu sorulardan bir tanesi Ruhani'nin Beyaz Saray'dan cevap alamadığı tutuklu takasını teklif etmekten daha ileriye gitmeye hazır olup olmadığıydı. Bu nedenle, müzakere konusundaki söylemlerin, müzakere olasılığının ve somut sonuçlarının tartışıldığı perde arkasındaki çabaların ötesine geçtiği konusunda uyarıyorlar. Bir diğeri ise, müzakerelerin başlaması halinde, Ruhani'nin cumhurbaşkanlığı döneminde olumlu bir sonuca ulaşılabilecek mi yoksa bir sonraki cumhurbaşkanı ile daha derinlemesine ve daha ciddi müzakerelere hazırlık mı yapılacak?  sorusudur.
Tüm bu sorulara ve katı muhafazakar kanadın bağlı kaldığı şartlara rağmen, sinyalin, Hamaney’in Ofisi’ne yakın çevreden başta İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) eski komutanı Muhsin Rızai olmak üzere bazı stratejik kararlara katılanlar tarafından verildiği anlaşılıyor. Rızai, Mahmud Ahmedinejad hükümeti dışında önceki hükümetlerin, yani Haşimi Rafsancani, Muhammed Hatemi ve Hasan Ruhani hükümetlerinin uluslararası topluma açılma ve tüm dosyaları müzakere etme seçeneğine dayanan yaklaşımının çıkmaza girdiğini düşünüyor. Rezai’ye göre bu yaklaşım, İran'ı yönetemediğini, ABD ve Batı Avrupa ülkelerinin aldığı tedbirler ve uyguladığı yaptırımlar sonucunda karşılaştığı ve karşı karşıya kaldığı krizlerden kurtaramadığını kanıtladı. Bu nedenle, bir sonraki aşamada İran'ın bu dosyalarla, özellikle Washington'la olan ilişkileriyle ilgili daha öncekilerle aynı yaklaşımı sergilememeli. İran'ın rejimin ve ülkenin çıkarlarını savunma konusunda atacağı adımlar, rejimin ve karar alma merkezlerinin İran yönetimi ve cumhurbaşkanlığının tutumunu yeniden düzenlemek için yapacağı çalışmalar ve hazırlıklarla daha da katı olmalı. Kapıyı kapatmadan veya müzakere olasılığını engellemeden, ancak İran şartlarında öncekinden daha sert bir tutum ve politika izlenmeli.
Bu perspektiften bakıldığında Hamaney’in resmi Twitter hesabından yayınlanan tweetin, müzakere olasılığı veya rejim yönetiminin bu yöndeki çabalara geçme niyetine dair önerdiklerinden farklı bir yorumu olduğu düşünülebilir. Hasan Bin Ali'yi İslam tarihinin en cesur şahsiyeti olarak tanımlamak, yukarıda tarif edilen tanımın bir parçasıdır. Yani Hamaney, 2013'te başlayan ve Temmuz 2015'te nükleer anlaşmanın imzalanmasıyla sona eren Washington ile doğrudan müzakere sürecini kabul ettiğinde Washington'ın anlaşmaya uymayacağını ve ilk fırsatta geri çekileceğini bilerek ‘cesur bir yaklaşım’ benimseyecek cesarete sahip olduğunu söyledi. Bununla birlikte, ABD’nin gerçek niyetlerini ortaya çıkarmak, rejimi, temelleri, tutumu ve güvenilirliği pahasına olsa bile hedef alınmasına karşı korumak ve İran'ın siyasi, sosyal, dini, ekonomik ve askeri yapılarının çöküşüyle ​​sonuçlanabilecek bir savaşa girmek istemediğini göstermek için bu seçeneğe gitti.
Hamaney’in muhtemel tutumunun, Washington'ın nükleer anlaşmadan çekilme ve hem geçmişte hem de daha sonra İran'a uygulanan tüm ekonomik yaptırımları iptal etme kararından dönmesi için İran’ın öne sürdüğü şartlar dışında ABD ile herhangi bir müzakereyi reddetmekten vazgeçtiği ve bunun da yeni bir şey olmadığı söylenebilir. Oysa Hamaney daha önceleri, iki taraf arasındaki gerilim duvarında bir pencere açmak amacıyla başta Fransa’nın ve Japonya’nın çabaları olmak üzere yapılan tüm uluslararası girişimleri engellemişti. Ruhani'nin Japonya’nın başkenti Osaka’daki G-20 Zirvesi veya Birleşmiş Milletler Genel Kurulu oturum aralarında ABD’li mevkidaşı ile ikili bir görüşme yapma arzusunu bastırmak için tehdit edici bir dil kullanmıştı. Amaç, ABD’deki ve İran’daki başkanlık ve cumhurbaşkanlığı seçimleri sürecinde çözülmesi beklenen müzakere çabalarını askıya almak olabilir. Hamaney ve muhafazakarlar kimi, ABD yönetimiyle doğrudan müzakerelerin önüne örülen tabu duvarını kırması için bir fırsat sunan ABD’deki başkanlık seçimleri sürecini iyi değerlendiremeyen Ruhani’nin halefi olmaya yönlendirecek?
Bununla birlikte Ruhani, Trump'ın seçimlerin ardından Beyaz Saray'a dönüp dönmeyeceğini, dönmesi halinde müzakere konusundaki tutumunun ne olacağını veya İran için Washington yönetiminin nükleer anlaşmadan önceki aşamaya geri dönme olasılığı anlamına gelen Demokrat bir adayın başkan seçilmesi halinde ABD’nin nükleer anlaşmadaki taahhütlerine bağlı kalıp kalmayacağını öğrenmeyi bekliyor.
Bu mantığa göre iki taraf arasındaki siyasi gerilim, ABD seçimleriyle bitmeyecek, ancak Nisan 2021'de İran seçimlerinin ötesine geçecek gibi görünüyor. Bu süreç, iki tarafın bölgedeki tüm kartların yeniden karılacağı doğrudan bir çatışmaya girmesi için bir test aşamasıdır.
*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



İran, protestolar sırasında bir Besic üyesinin öldüğünü duyurdu

Başkent Tahran'ın güvenliğini korumakla görevli Sarallah Özel Kuvvetler Birimi'ne bağlı Besic devriyeleri (Tesnim Haber Ajansı)
Başkent Tahran'ın güvenliğini korumakla görevli Sarallah Özel Kuvvetler Birimi'ne bağlı Besic devriyeleri (Tesnim Haber Ajansı)
TT

İran, protestolar sırasında bir Besic üyesinin öldüğünü duyurdu

Başkent Tahran'ın güvenliğini korumakla görevli Sarallah Özel Kuvvetler Birimi'ne bağlı Besic devriyeleri (Tesnim Haber Ajansı)
Başkent Tahran'ın güvenliğini korumakla görevli Sarallah Özel Kuvvetler Birimi'ne bağlı Besic devriyeleri (Tesnim Haber Ajansı)

İranlı yetkililer bugün yaptıkları açıklamada, ülkede giderek yayılan protestolar sırasında batıdaki Luristan eyaletinde İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı seferberlik gücü Besic’ten bir unsurun öldüğünü duyurdu. Bu olay, güvenlik güçleri saflarında kaydedilen ilk ölüm olarak bildirildi.

Protestolar, ülkedeki ekonomik koşulların kötüleşmesine tepki olarak pazar günü başlamıştı.

Çarşamba gecesi hayatını kaybeden ve 21 yaşında olduğu belirtilen Besic üyesinin ölümü, başkent Tahran’da protestoların görece zayıflamasına karşın diğer eyaletlere yayılmasıyla birlikte, İran yönetiminin gösterilere karşı daha sert bir tutum benimseyebileceğine işaret ediyor.

Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, İran resmi haber ajansı IRNA, DMO mensubunun ölümünü doğruladı ancak olaya ilişkin ayrıntı vermedi.

İranlı Öğrenciler Haber Ajansı (ISNA) ise Luristan Vali Yardımcısı Said Burali’nin açıklamalarına yer verdi. Burali, güvenlik görevlisinin ölümünden doğrudan göstericileri sorumlu tuttu.

Burali, söz konusu DMO mensubunun, protestolar sırasında ‘kamu düzenini savunurken’ ‘ayaklanmacılar’ tarafından öldürüldüğünü söyledi. Burali ayrıca, Besic ve polis güçlerinden 13 kişinin de olaylarda yaralandığını açıkladı.

İran’da protestolar, Tahran’daki ticaret merkezlerinden üniversitelere ve birçok kente yayılarak genişledi. Geçtiğimiz pazar günü, ekonomik krizin derinleşmesi, riyalin rekor düzeyde değer kaybetmesi, enflasyonun yükselmesi ve yaşam koşullarının ağırlaşmasıyla başlayan hareketlilik, dikkat çekici bir boyut kazandı.


İstanbul'da Gazze'ye destek amacıyla düzenlenen gösteriye binlerce kişi katıldı

İstanbul'da düzenlenen Gazze yanlısı mitinge katılanlar, Gazze Şeridi'ndeki şiddetin sona ermesini talep ederek Filistin ve Türk bayrakları taşıdılar (AP)
İstanbul'da düzenlenen Gazze yanlısı mitinge katılanlar, Gazze Şeridi'ndeki şiddetin sona ermesini talep ederek Filistin ve Türk bayrakları taşıdılar (AP)
TT

İstanbul'da Gazze'ye destek amacıyla düzenlenen gösteriye binlerce kişi katıldı

İstanbul'da düzenlenen Gazze yanlısı mitinge katılanlar, Gazze Şeridi'ndeki şiddetin sona ermesini talep ederek Filistin ve Türk bayrakları taşıdılar (AP)
İstanbul'da düzenlenen Gazze yanlısı mitinge katılanlar, Gazze Şeridi'ndeki şiddetin sona ermesini talep ederek Filistin ve Türk bayrakları taşıdılar (AP)

Yeni yılın ilk gününde bugün İstanbul'da binlerce kişi Gazze’ye destek amacıyla yürüyüş düzenledi. Filistin ve Türk bayraklarının taşındığı yürüyüşte, savaşın harap ettiği bölgedeki şiddetin sona ermesi talep edildi.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre protestocular dondurucu soğukta toplanarak Galata Köprüsü'ne doğru yürüdüler ve "Sessiz kalmayacağız, Filistin'i unutmayacağız" sloganıyla oturma eylemi yaptılar.

Gazze yanlısı göstericiler dondurucu soğukta toplandı ve Galata Köprüsü'ne doğru yürüdü (AP)Gazze yanlısı göstericiler dondurucu soğukta toplandı ve Galata Köprüsü'ne doğru yürüdü (AP)

Bilal Erdoğan da dahil olmak üzere 400'den fazla sivil toplum örgütü yürüyüşe katıldı.

Polis kaynakları ve Anadolu haber ajansı (AA), yürüyüşe yaklaşık 500 bin kişinin katıldığını, konuşmalar yapıldığını ve Lübnan doğumlu şarkıcı Maher Zain'in "Filistin'e Özgürlük" şarkısını seslendirdiğini bildirdi.

Binlerce kişi, yılbaşı sabahı İstanbul'da Gazze'ye destek yürüyüşü düzenledi (Reuters)Binlerce kişi, yılbaşı sabahı İstanbul'da Gazze'ye destek yürüyüşü düzenledi (Reuters)

Eğitim amaçlı bir hayır kurumu olan İlim Yayma Vakfı'nın başkanı olan ve yürüyüşün düzenlenmesine destek veren Bilal Erdoğan, "2026 yılının tüm milletimize ve ezilen Filistinlilere iyilik getirmesini diliyoruz" dedi.

Türkiye, Gazze'deki savaşın en sert eleştirmenlerinden biri olup, 7 Ekim 2023'te İsrail'e yönelik eşi benzeri görülmemiş bir Hamas saldırısına karşılık olarak patlak veren savaşı sona erdiren ateşkesin sağlanmasına yardımcı oldu.

İstanbul'da Gazze'ye destek amacıyla düzenlenen yürüyüşe 400'den fazla sivil toplum örgütü katıldı (AP)İstanbul'da Gazze'ye destek amacıyla düzenlenen yürüyüşe 400'den fazla sivil toplum örgütü katıldı (AP)

10 Ekim'de kırılgan bir ateşkes yürürlüğe girdi, ancak bu ateşkes şiddeti etkili bir şekilde sona erdirmedi; yürürlüğe girmesinden bu yana 400'den fazla Filistinli öldürüldü.


İsrail'de demografi rakamları alarm veriyor

2025'te 182 bin doğumun gerçekleştiği Ortadoğu ülkesinin nüfusu 112 bin artarak 10,2 milyona yaklaştı (AFP/Arşiv)
2025'te 182 bin doğumun gerçekleştiği Ortadoğu ülkesinin nüfusu 112 bin artarak 10,2 milyona yaklaştı (AFP/Arşiv)
TT

İsrail'de demografi rakamları alarm veriyor

2025'te 182 bin doğumun gerçekleştiği Ortadoğu ülkesinin nüfusu 112 bin artarak 10,2 milyona yaklaştı (AFP/Arşiv)
2025'te 182 bin doğumun gerçekleştiği Ortadoğu ülkesinin nüfusu 112 bin artarak 10,2 milyona yaklaştı (AFP/Arşiv)

Gazze savaşında ateşkes sağlansa da 7 Ekim 2023'te başlayan çatışmaların etkileri her iki tarafta da derinden hissediliyor. 

İsrail Merkezi İstatistik Bürosu verilerine göre, savaşla ilgili ölümler hesaba katılmadığında dahi, ülkedeki beklenen yaşam süresi 2024'te düştü. 

Yahudi erkeklerin ortalama ömrü 82,4'ten 82,1'e gerilerken, kadınlarda 86,1'den 85,8'e gelindi. 

Bu süre zarfında İsrail yurttaşı Arap erkeklerinde düşüş daha fazla oldu: Beklenen yaşam süresi 78,3'ten 77,7'ye azaldı. 

2023'te ortalama ömrü 83,3 olan Arap kadınlarıysa 2024'te 83,2'ye düştü.

Böylece İsrail'deki ortalama yaşam beklentilerinde 2020'den beri ilk kez düşüş kaydedildi. 

Geçen hafta yayımlanan bu verileri haberleştiren Haaretz, 2,7 milyon İsraillinin sigortalı olduğu Maccabi adlı şirketin çarşamba açıkladığı rakamları da dünya kamuoyuna duyurdu. 

Her üç İsrailliden birinin profesyonel psikolojik desteğe ihtiyaç duyduğu vurgulandı. 

İsrail'den göç edenlerin sayısı Gazze savaşının ardından iki katına çıkarken neredeyse üç aydır süren ateşkes de bu eğilimi değiştirmeyecek gibi görünüyor.  

İsrail Merkezi İstatistik Bürosu'nun yıl sonu raporuna göre 2025'te 69 bini aşkın İsrailli ülkesini terk etti. 24 bin 600 kişininse Ortadoğu ülkesine taşındığı bildiriliyor. 

Resmi verilere göre, 2024'te ülkesinden kaçan İsrailli rakamı 82 bin 700'dü. Aynı yıl yerleşmek üzere ülkeye giden kişi sayısının 55 bin civarında kaldığı düşünülünce İsrail'de nadir görülen bir negatif net göç ortaya çıkmıştı.

Son rakamlara göre bu yıl da aynı durum tekrarlandı. 

Times of Israel, Gazze savaşıyla birlikte ülkedeki gergin siyasi atmosferin bu düşüşten sorumlu tutulduğunu aktarıyor.

İsrailli sosyologlar ve nüfusbilimciler, ülkeyi terk edenlerin çoğunun iyi eğitimli, yüksek gelirli, seküler ve sola yatkın kişiler olduğunu söylüyor. 

Göç dalgasının ekonomik, sosyal ve siyasi etkilerinin ülkenin geleceğini ciddi bir şekilde belirleyebileceği uyarısında bulunuyorlar. 

Avrupa'da yaşayan İsrail yurttaşı sayısının 200 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. 

Independent Türkçe, Haaretz, Times of Israel