Suriye’yi ön plana çıkartan 7 gelişme ve sürpriz

Suriye’yi ön plana çıkartan 7 gelişme ve sürpriz
TT

Suriye’yi ön plana çıkartan 7 gelişme ve sürpriz

Suriye’yi ön plana çıkartan 7 gelişme ve sürpriz

Suriye dosyası, 2012’deki atmosfere göre nispeten hatırı sayılır ölçüde Batı ve Arap düşünce kuruluşlarının gündemine yeniden oturdu. Medya ve sosyal medya platformları, ülkenin geleceği hakkındaki siyasi ve askeri senaryolardan bahsetmeye başladı. Suriyeli mevcut ve eski yetkililer ile ekonomistler, çeşitli portallardan ‘güven mektuplarını’ sundu. Batılı yetkililer de ülkenin geleceği hakkındaki tutumlarını ve umutlarını belirttiler. Diğer yandan askerler de Suriye atmosferine, topraklarına ve üç nüfuz alanındaki jeopolitik konuşlanmaya odaklandı.
Yoğun olarak koronavirüsle meşgul olan dünyada Suriye dosyasının da ön plana çıkması 7 gelişmeden kaynaklanıyor:

1- Rami Mahluf
Rami Mahluf, 20 yıl boyunca Suriye'nin ekonomi cephesinde ana karar alıcı konumundaydı. Ancak 2019 yazının ardından işler aleyhine döndü. Kendisine ait tüm iktisadi kurumları, askeri, insani ve siyasi olarak dağıtmak üzere bir kampanya başlatıldı. Zirâ Mahluf, ‘Suriye lügatinde’ bulunmayan bir davranış sergiledi. Diplomatik bir dille meydan okuyarak sosyal medya platformlarında açıklamalar yapıp görüntüler paylaştı. Ardından d sahibi olduğu telekomünikasyon şirketi Syriatel’in hükümete 185 milyon dolar ödeme yapmayacağını söyledi.
Peki; Mahluf meselesinde Rusya ve İran’ın yeri ne? Rejim bünyesinde neler olup bitiyor? Tüm bunlar neden şimdi yaşanıyor? Arkasında dış ülkelerin parmağı olabilir mi? Yoksa Suriye’de de tüm iç savaşlarda yaşandığı gibi ‘savaş beylerinin’ eylemlerini meşru hale getirmek istediğinde gerçekleşen siyasi değişimler mi meydana geliyor?

2- Rus kampanyası
Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu geçen mart ayında Şam’ı ziyaret etmiş, Devlet Başkanı Beşşar Esed’den Rusya ve Türkiye’nin İdlib ile ilgili imzaladığı anlaşmaya uymasını istemiş, aynı zamanda imar ile ilgili ekonomik dosyaları da gündeme getirmişti. Hemen ardından Kremlin yakınlarındaki araştırma ve medya platformlarından bir medya kampanyası patlak verdi. Öncelikle birkaç hafta sessiz kalan Moskova son günlerde karşı bir kampanya yürütmeye başladı. Nitekim bir Rus ordu yetkilisi, “Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Esed hakkındaki tutumunun değişmediğini” vurguladı. Rusya'nın Şam Büyükelçisi Aleksandr Yefimov dün bir Suriye gazetesine verdiği röportajda, “Moskova ile Şam arasındaki ilişkiler dostane ve stratejik niteliktedir. İş birliğini yalancı bir şekilde değerlendirmekte ısrar edenler, medya sabotajından başka bir şey yapmıyor” ifadelerini kullandı.
Moskova tutum değişikliğine gitti mi? Yoksa sessizlik kampanyası ile istediği mesajın Şam’a ulaştığına emin olduktan sonra geri adım mı attı? Peki, Moskova’daki değişimin sınırı nedir? Esed’i baskı altına almak ya da onu değiştirmek mi? Reforma gitmek mi? Rusya gerçekten de ekonomik olarak Suriye bataklığına batmak istemiyor mu? Yoksa Rusya nüfuzu çıkmaza girdi de artık sıçraması mı gerekiyor?

3- Rusya-ABD diyalogu
ABD’li yetkililer, Moskova’nın ikili diyalog sürdürme isteğinden söz ettiler. ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte ülkesinin Rusya’nın askeri olarak Suriye’de kalmasına aldırmadığını ancak İran’ı buradan çıkarmak istediğini söylemişti. Birleşmiş Milletler Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen de BM Güvenlik Konseyi’ndeki (BMGK) konuşmasında “Rusya-ABD diyalogunun önemli bir rolü olduğuna inanıyorum, bu yüzden iki tarafı da bu rolü sürdürmeye davet ediyorum” demişti.
Moskova’nın tam da şu anda diyalog istemesinin sebebi nedir? Tutumu ne kadar değişmiş olabilir? ABD seçimleri öncesinde bir anlaşmaya varılabilir mi? Gerçekten de ‘Putin, Esed’e öfkeli’ mi? Yoksa bu yeni bir ‘Çarlık’ manevrası mı?

4- İran’ın çekilmesi
ABD'li ve İsrailli yetkililer, İran'ın Suriye'den ‘taktiksel olarak çekildiğini’ doğruladı. Bu adım İsrail’in Şam, Halep ve Deyrizor’daki İran mevkilerine yoğun saldırılar düzenlemesinin ardından geldi. Ancak bu iki hususla eşzamanlıydı. İlki, İran Yüksek Rehberi Ali Hamaney ve diğer yetkililerin İran kuvvetlerinin Suriye’de kalacağını ve “Dr. Beşşar Esed’in meşru başkan olarak kalacağını” duyurmasıydı.
İkincisi de İran’ın sadık gruplarını Golan yakınlarındaki Güney Suriye’ye dönmekte acele etmeleri için teşvik etmesiydi. Diğer yandan 2018’in başlarında Rusya-ABD-Ürdün-İsrail anlaşmasında ise ‘Suriyeli olmayan kuvvetlerin’ sınır ve güney hatlarından en az 80 km uzaklaştırılması öngörülüyordu. Bu noktada Rusya, İranlıları Dera kırsalından uzaklaştırmak için son günlerde güçlerini göndermekte tereddüt etmedi. Burada dikkat çeken ise İranlı bir yetkilinin Şam’ı desteklemek için 20 ila 30 milyar dolar ödediği, şimdi de o miktarı geri istediğini bildirmesiydi.
İran’ın geri çekilmek ve yeniden mevzilenmekteki amacı nedir? Yaptırımların, koronavirüsün ya da Rus İsrail’in taleplerini karşılamak üzere baskılarının neden olduğu ekonomik krizin bu konuyla bir bağlantısı var mı? Peki, verilen borçlar neden şimdi Şam’dan geri isteniyor?  Washington ve Tel Aviv niçin İran varlığına yeniden odaklandı?

5 - İdlib ateşkesi
5 Mart'ta başlatılan İdlib ateşkesindeki birçok ihlale rağmen Rusya ve Türkiye anlaşmaya bağlı kalmaya ve ortak devriyeler düzenlemeye devam ediyor. Devriyelerden biri Lazkiye yönünde İdlib derinliklerine kadar ulaştı. Türkiye, stratejik bir nokta olan Zaviye Dağı’nda. Ankara ve Moskova; Libya dosyasında farklı tarafları desteklemelerinden ve Suriye’de destekledikleri gruplardan kaynaklanan gerginliğe rağmen, İdlib ve Doğu Fırat’ta birlikte hareket ediyor.
Bu, İdlib ateşkesinin geleceği ve kalıcılığı, Libya meselesinin Suriye üzerindeki etkisi, İdlib'deki radikallerin kaderi ve Rusya’nın sabrının ne zaman tükeneceğine dair soruları gündeme getiriyor.

6- Suriye’deki seçimler
Parlamento seçimleri koronavirüs nedeniyle temmuz ayına ertelendi, Gözler ise gelecek senenin ortalarında yapılacak olan devlet başkanlığı seçimlerine çevrildi. Batılı yetkililer, muhalif bir adayın destekleneceğine işaret ediyor. Nitekim ABD, mali olarak muhalefeti desteklemeye başladı. Bazı muhalifler adaylığa soyunuyor. Pedersen duruma dair şunları söyledi:
“Bu seçimler, mevcut anayasal düzenlemelere göre yapılacaktır. BM’nin bu konuda bir yetkisi yoktur ve kendisinden bu seçimlere dahil olması istenmemiştir. Ben BM kararlarını uygulayarak, BM gözetiminde adil ve özgür seçimler düzenlenmesi için yürüttüğü görevime odaklanıyorum.”
Kasım ayında başkanlık seçimlerine gidecek olan ABD ile Rusya, Suriye seçimlerini yeniden yapılanma, yaptırımlar, İran’ın varlığı ve siyasi süreç hakkında anlayışlara varmak üzere değişime açılan bir kapı olarak görmede bölgesel bir fikir birliğine varacaklar mı? Bu, ‘rejimin değişikliğini’ reddeden Rusya için bir çıkış yolu olabilir mi?

7 - Yaptırım ve yardımlar
Yılın başında yardımlarla ilgili bir kararı kabul eden Rusya’nın Şam'dan yardım sağlama taahhüdünü yerine getirmediğini fark eden ABD, yardımlar için Irak ile Doğu Fırat arasındaki el-Yarubiye Sınır Kapısı dosyasını açtı. Nitekim bu bağlamda BMGK’da yeni bir Rus-Batı diplomatik çatışması gerçekleşmesi bekleniyor. Moskova, Şam’ın koronavirüsle mücadele edememesi ve geçim kaynakları sağlayamamasından ABD ve Avrupa yaptırımlarını sorumlu tutuyor. Bu konuda sessizliğini bozan Washington ve Brüksel ise yaptırımların Suriye'ye tıbbi veya insani yardım araçlarının gönderilmesini engellemediğine dair bir medya kampanyası başlattı. Peki, bu dosya adım üstüne adım atılacağı anlayışına doğru mu yoksa ayrılık sapağına doğru mu yeni bir kapı açıyor?
Suriye ve çevresindeki hareketliliğin hangi yöne doğru ilerleyeceğini söylemek kolay değil. Ancak herkesin arafta olduğu bir dönemde bu gelişmelerin hem iç hem de dış tarafların cevaplarını kendi lehine çevirmek istediği büyük soruları gündeme getirdiğine şüphe yok.



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.