'Ölüm oranları yüksek olmasına rağmen trafik kazaları, uçak kazaları kadar gündem olmuyor'

'Ölüm oranları yüksek olmasına rağmen trafik kazaları, uçak kazaları kadar gündem olmuyor'
TT

'Ölüm oranları yüksek olmasına rağmen trafik kazaları, uçak kazaları kadar gündem olmuyor'

'Ölüm oranları yüksek olmasına rağmen trafik kazaları, uçak kazaları kadar gündem olmuyor'

Pakistan’da düşen uçak sonrasında, uçak kazaları ve vaka incelemeleri konusunda uzman Dr. Öğretim Üyesi Haluk Kul değerlendirmelerde bulunarak, olabilecek olan kazaların önüne geçilebilmesi için yapılabilecek önlemlerden bahsetti. Haluk Kul ayrıca, “Dünya ortalamasına bakıldığında trafik kazalarında yılda 1 buçuk milyon kişi hayatını kaybediyor. Fakat bir uçak kazası kadar gündeme gelmiyor” diyerek hava yolunun en güvenilir ulaşım yolu olduğunu vurguladı.
Pakistan Uluslararası Havayolları'na ait Airbus A320 tipi yolcu uçağı motorlarının arızalanması sonucu Karaçi kentinde bir yerleşim alanına düştü. PK8303 sefer sayılı uçak 91 yolcu, 8 mürettebat taşıyordu. Lahor'dan ülkenin en yoğun havalimanlarından Karaçi'deki Cinnah Uluslararası Havaalanı'na giden uçak ikinci iniş denemesinde düşerken, 97 kişi hayatını kaybetti. Genellikle uçaktaki tüm insanların hayatını kaybetmesine sebep olan her uçak kazasından sonra gündem olan ve son zamanlarda uçakların yaşadığı teknik sorunların gündeme gelmesiyle birlikte, hava yolu ulaşımı ne kadar güvenilir sorusu da tekrar gündem oldu. Fakat yine de dünya ortalamasındaki ölümlere bakıldığında en güvenilir ulaşım şeklinin yine de hava yolu olduğuna dikkat çeken İstanbul Gelişim Üniversitesinden Uçak Kazaları ve Vaka İncelemeleri Eğitimcisi Dr. Öğretim Üyesi Haluk Kul, gelişen teknoloji ve alınacak olan tedbirlerle uçak kazalarının her yıl daha da azaldığını söyledi.

“Havalimanları şehir merkezlerine çok uzak olmalı”
Pakistan'a ait olan uçağın bir yerleşim yerine düşmesi ve bu tip durumlarda yerdeki insanların da zarar görmemesi açısından havalimanlarının her zaman şehir dışına yapılması gerektiğini dile getiren Dr. Öğretim Üyesi Haluk Kul, bu şekilde oluşabilecek olan kazalarda zararın daha az olacağını söyledi. Haluk Kul, “Yolcular ulaşımı rahat olsun diye havalimanlarının şehir merkezine yakın olmasını istiyor. Fakat bunun bir yandan da riski var. Mesela Atatürk Havalimanının Yenibosna tarafına doğru pist bitimi tam Küçükçekmece Belediyesinin nikah salonunun olduğu yerdeydi. Bu son derece büyük bir risk, kalkış yapamayan uçağın çarpacağı yer nikah salonundaki birden fazla nikah için bulunan topluluğun olduğu yere olacaktır. Bu bizim maalesef şehirciliğimiz ile ilgili de bir sorun. Çünkü biz çok sıkışık yapılarda yaşayan insanlarız. Gelişmiş ülkelere baktığınızda ise yaygınlaşmanın olduğunu ve pist sonlarının ve civarlarının şehirden uzaktan olduğunu görmekteyiz. Hatta bizde şöyle bir yaklaşım var; havalimanına yakın olması emlak açısından fiyatların artması olarak değerlendiriyor. Fakat gelişmiş ülkelerde havalimanından uzakta olan yerler tercih edilir. Bu durumda herhangi bir kalkış ve iniş esnasından yaşanabilecek olan sorunlar için pist sonu ne kadar açık olursa o kadar yerdeki insanlar açısından iyi olur” dedi.

“Kabin görevlileri tarafından verilen eğitimler hayati önem taşıyor”
Her uçuş öncesinde yolculara kabin görevlileri tarafından verilen eğitimlerin de son derece hayati önem taşıdığını ifade eden Kul, “Örneğin uçak bir şekilde acil iniş yaptı, fakat uçakta yangın var çok hızlı bir şekilde kaçılması lazım. İşte bu çok hızlı bir şekilde kaçılmanın sağlanması için buradaki prosedürlere uyulması gerekiyor. Ya da bir miktar enerji aktarımı ile sert iniş yapıldı bu sert inişte pisi pisine insanların kollarını bacaklarını hatta burunlarını kırmamasını sağlamak için bu tedbirlere uymak lazım. Ya da suya başarılı bir şekilde iniş yapıldı diyelim uçakla beraber batmamak için hemen düzgün bir tahliye yapılması ve kurtarma ekipleri gelene kadar da suyun üzerinde kalabilmek için can yeleklerinin kullanılmasını bilmek gerekiyor. Bu bağlamda havacılıkta yazılmış olan her kural deneyimlerle ve can kaybı ile kazanılmıştır. Uçağın kasidesi kurallardır” şeklinde konuştu.

Havacılıkta emniyet ve güvenlik
Gelişen teknoloji ile birlikte uçak kazalarındaki ölüm oranlarını düşürecek yöntemlerin gün geçtikçe arttığını bu bağlamda havacılığın büyük bir özveri ile çalışarak ilerlediğini ifade eden Kul, “Havacılıkta emniyet kazanın olmaması durumudur. Güvenlik ise yasadışı eylemlerin olmamasıdır. Havayollarında emniyet açısından üç tane aşama oluyor, başlangıçta mekanik ve teknolojik olarak sistemlerin hatasız olması istenir. Bunlarda belli bir yetkinliğe gelince bunları kullanan insanların yani pilotların ve bakım yapan teknisyenlerin bu işi çok düzgün yapabilmesine bakılıyor. Daha sonra ikinci aşama havacılığı düzgün bir örgütle doğru işleri yapan kişilerin doğru teçhizatla doğru işlemler yapabilir hale gelmesine çalışılınıyor. Teknolojik olarak uydu yoluyla navigasyon sistemleri var, bizde kullanıyoruz bunu, daha önceden udu ile navigasyon konum belirlemede hız yön belirleme işlemleri yapılamıyordu birkaç kazadan sonra askeri uygulamadan sivil uygulamalara da geçildi. Şu anda standart hale geldi. Bunun dışında çok farklı sistemler de var. Sürekli olarak düşünülerek hayal edemeyeceğimiz kadar süreçler, kontrol, ölçüm ve kayıt altındadır” ifadelerini kullandı.

“Hava yolu ulaşımında ölüm oranı çok daha düşük”
Hava yolu ulaşımlarının kara yolu ulaşımlarına nazaran ölüm oranlarının arasında çok fazla fark olduğunu da vurgulayan Kul, “Havacılık faaliyetleri her sene yüksek miktarda artmaktadır, Covid 19 nedeniyle bugünlerde bir azalma var ama her sene taşınan yük miktarı, sefer miktarı havadaki uçak miktarı ve yolcu sayısı artıyor. Fakat buna rağmen yıl içerisinde ölen insan miktarı askeri havacılığı ayrı tutuyoruz, sivil havacılıkta belli bir düzeyin altında tutuluyor. Bundan 20 sene önce 1500-2000'lerde olan sayı bu son yıllarda 850 oldu. Oysa dünya ortalamasın bakıldığında trafik kazalarında her yıl 1 buçuk milyon kişi hayatını kaybediyor. Fakat bir uçak kazası kadar gündeme gelmiyor. Her ne kadar çok sansasyonel olsa da uçak kazalarına rağmen havacılığın uçuş emniyeti açısından en emniyetli ve en güvenilir yolculuk tarzı olduğunu belirtmekte fayda var” dedi.

“İhmalin uluslararası standartlarda olmayacağını düşünüyorum”
Son olarak da kazalarda herhangi bir insan ihmalinin olup olmaması durumu hakkında da değerlendirmelerde bulunan Kul, “İnsanın doğasında hata yapmak vardır. Fakat hata olması durumunda bunları telafi edebilecek ya da hata yaptığını fark ettirebilecek önleyici sistemler kullanılır. İhmalin uluslararası standartlarda olmayacağını düşünüyorum. Havacılıkta yapılacak olan ufak bir ihmal insanlığa karşı işlenecek bir suçtur. Bir otomobilin trafik kazasına karıştığını düşünün, buradaki faciaya neden olan şey enerjidir yani genelde arabanın hızından dolayıdır. Kazaya karışan uçak yaklaşık 40 ton civarında yani bir otomobilin 40 katı ağırlığında, hızı bir otomobilin 10 katı kadardır. Yani patlarsa bu çok büyük kazaya neden olur. Havacılıkta bir kaza olursa hiçbir zaman bir suçlu aramayız, yani bir linç girişimi olmaz. Sistemde bir hata olmuşsa bunun nedenlerini aktif ve pasif hataları test edip buna göre önlem almaya çalışırız. O yüzden kişiler hata yapmış olsa bile mümkünse anında ya da sonrasında söylenerek güven ortamı oluşturulur” diyerek sözlerini sonlandırdı.



Yeni hukukun üstünlüğü raporu: Yalnızca bir AB üyesi ilerleme gösteriyor

Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)
Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)
TT

Yeni hukukun üstünlüğü raporu: Yalnızca bir AB üyesi ilerleme gösteriyor

Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)
Pazartesi yayımlanan raporda AB de eleştirildi (Reuters)

Avrupa Sivil Özgürlükler Birliği yeni yayımladığı raporda Avrupa Birliği (AB) üyelerinden 5'i, hukukun üstünlüğünü "kasten ve sürekli" yok etmekle suçlandı. 6 ülkede de standartların gerilediği bildirildi. 

22 ülkedeki 40 sivil toplum örgütünden alınan verilere dayandırılan raporda Bulgaristan, Hırvatistan, İtalya, Macaristan ve Slovakya yönetimlerinin hukukun üstünlüğüne bilerek zarar verdiği iddia edildi. 

Özellikle Slovakya'ya dikkat çekilirken Moskova yanlısı hükümetin hukukun üstünlüğüne dair tüm başlıklarda ülkeyi gerilettiği ileri sürüldü. 

Robert Fico yönetiminin sivil toplumun denetim ve denge görevi, medya özgürlüğü, yolsuzlukla mücadele ve adalet üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekildi. 

12 Nisan'da genel seçime gidecek Macaristan'da da 16 yıllık Viktor Orbán iktidarının gerilemede "başlı başına bir kategori" oluşturduğu ifade edildi. 

Budapeşte yönetiminin hiçbir olumlu değişim emaresi göstermediği ve yeni kanunların standartları daha da gerilettiği dile getirildi. 

Hukukun üstünlüğüne dair bazı alanlarda 6 ülkenin gerilemeye girdiği belirtilirken bunların Almanya, Belçika, Danimarka, İsveç, Fransa ve Malta olduğu açıklandı. 

844 sayfalık raporda Çekya, Estonya, İrlanda, İspanya, Hollanda, Litvanya, Polonya, Romanya, Slovenya, Yunanistan'ın hukuk devleti nitelikleri açısından ne uzadığı ne de kısaldığı öne sürüldü. 

Letonya'nınsa bu konuda olumlu yönde adım atan tek devlet olduğu bildirildi. 

Avrupa Sivil Özgürlükler Birliği, AB'nin hukukun üstünlüğünü korumak ve teşvik etmek için yeterli mekanizmalara sahip olmadığını vurguladı. 

Avrupa Komisyonu'nun 2025'te hazırladığı hukukun üstünlüğü raporundaki önerilerin yüzde 93'ünün bir önceki yıllarda da dile getirildiği aktarıldı. 

Independent Türkçe, Guardian, Balkan Insight


İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi

İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi
TT

İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi

İsrail'in kayaklı askerleri Lübnan'a girdi

Pazar sabahı erken saatlerde İsrail birlikleri, Suriye'de kısa süre önce ele geçirdikleri topraklardan güney Lübnan'a kayakla geçti.

Bu, İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Dağcı Birliği tarafından gerçekleştirilen bu türdeki ilk sınır ötesi operasyon oldu.

İsrail, haftalardır Lübnan'ın güneyindeki Tahran destekli Hizbullah güçleriyle çatışırken, ülkenin doğusundaki ve başkent Beyrut'taki önemli altyapı tesisleriyle sivil yapılara da hava saldırıları düzenliyor.

IDF'in açıklamasına göre, 810. "Dağlar" Bölgesel Tugayı'nın yedek Dağcı Birliği, "karmaşık dağlık arazide faaliyet gösterdi ve Suriye'deki Hermon'dan güney Lübnan'daki Dov Dağı bölgesine karda tırmanarak geçti; bölgeyi taradı, istihbarat topladı ve bölgedeki düşman terör altyapısını tespit etti".

Bu birlikler, Litani Nehri'ne doğru kuzeye ilerleyen, Lübnan'ın güneyinde bir düzineden fazla köyde faaliyet gösteren daha geniş İsrail güçlerine katılıyor.

vfd
26 Mart'ta Lübnan'ın güneyindeki Kfar Roummane köyünü hedef alan İsrail hava saldırısının ardından olay yerine gelen ilk yardım ekipleri (AFP)

IDF'in bölgedeki operasyonel hedefleri daha da netleştikçe, uzun süreli işgal endişeleri artıyor. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, bölgenin tüm sakinlerinden arındırılacağını ve "temas hattı köylerindeki" evlerin "Gazze'deki Beyt Hanun ve Refah modeline uygun olarak" yıkılacağını duyurdu.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu pazar günü yaptığı açıklamada, "Mevcut güvenlik tampon bölgesini daha da genişletme talimatını az önce verdim. [İsrail'in] kuzeyindeki durumu kökten değiştirmeye kararlıyız" dedi.

Lübnan, İran'ın dini lideri Ayetullah Ali Hameney'in öldürülmesinin ardından Hizbullah'ın İsrail'e füze fırlatmasıyla ABD - İsrail'in Ortadoğu'da süregelen savaşına 2 Mart'ta dahil olmuştu.

O tarihten bu yana Lübnan’da 1200’den fazla kişi öldürüldü ve bir milyon kişi yerinden edildi; bu da ülke nüfusunun beşte birine denk geliyor.

Hafta sonu öldürülenler arasında üç gazeteci ve 10 kurtarma görevlisi de bulunuyor; böylece İsrail ateşiyle öldürülen sağlık çalışanlarının toplam sayısı 52'ye ulaştı.

Hermon Dağı, Suriye - Lübnan sınırında yer alıyor ancak eski başkan Beşar Esad'ın devrilmesinin hemen ardından Aralık 2024'te IDF tarafından ele geçirilmişti.

Bu, İsrail'in Suriye'de daha önce elde ettiği toprak kazanımlarını genişletmişti. Bunlar arasında 1967'de Golan Tepeleri'nin ele geçirilmesi de yer alıyor; İsrail hükümetinin 1981'de resmileştirdiği bu ilhakı sadece Birleşik Devletler tanıyor.

İsrail, Suriye'nin güneyinde en az 9 askeri üs bulunduruyor; bunlardan ikisi Hermon Dağı'nın Suriye tarafında yer alıyor ve bu üslerden topçu birlikleri 35 kilometre uzaklıktaki Şam'ı vurabiliyor. Ayrıca 1974'te kurulan ve BM gözetiminde olan bir tampon bölgede de 7 üs daha bulunuyor.

İsrail ordusu, buradaki varlığının, "düşman güçlerin" kullanabileceği silahları ele geçirmek için gerekli olduğunu iddia ediyor.

Independent Türkçe


Savaşın gölgesinde 2028 seçimleri: Vance–Rubio rekabetinde Trump kimi destekleyecek?

Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)
Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)
TT

Savaşın gölgesinde 2028 seçimleri: Vance–Rubio rekabetinde Trump kimi destekleyecek?

Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)
Donald Trump ile birlikte, Başkan Yardımcısı J. D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 25 Haziran 2025’te Oval Office’te (AP)

İran savaşı, ABD Başkanı Donald Trump’ın mirasını tehdit ederken, halef adayları arasında öne çıkan iki isim olan Başkan Yardımcısı J.D. Vance ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio üzerindeki siyasi bahisler de artıyor.

Her iki isim de geniş çapta Trump sonrası başkanlık yarışında öne çıkan adaylar olarak görülüyor ve savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde ön plana çıkarılmış durumda. Cumhuriyetçi Parti ise şimdiden Trump sonrası dönemi planlamaya başladı. Vance, ABD’nin savaşa katılımına karşı  temkinli bir tutum sergilerken, Rubio Trump ile yakın bir pozisyonda, askeri harekâtın açık bir savunucusu olarak öne çıkıyor.

Trump, her iki ismin de İran’ı nükleer ve füze programlarını tasfiye etmeye ve Hürmüz Boğazı’ndan petrol geçişinin güvenliğini sağlamaya ikna etme çabalarına katıldığını ifade etti. Yaklaşan 2028 başkanlık seçimleri öncesinde Trump, özel görüşmelerde müttefiklerine ve danışmanlarına “J.D. mi, yoksa Marco mu?” sorusunu yöneltti.

2028 için hazırlık

Analistler ve Cumhuriyetçi yetkililere göre, beşinci haftasına giren Amerikan askeri operasyonlarının seyri, her iki adayın 2028 şanslarını belirleyebilir. Savaşın hızlı bir şekilde sona ermesi, “krizlerde sabit bir el” olarak görülen ve aynı zamanda Ulusal Güvenlik Danışmanı görevini yürüten Rubio’nun konumunu güçlendirebilir. Öte yandan çatışmanın uzaması, Vance’a Trump tabanında savaş karşıtı eğilimleri temsil etme alanı sağlayabilir.

vcdvdf
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 9 Ekim 2025’te Washington, D.C.’daki Oval Office’te Başkan Yardımcısı J. D. Vance’e bir şey fısıldıyor (AP)

Trump’ın kendi konumu da test altında. Reuters/Ipsos tarafından geçen hafta yapılan bir ankete göre yakıt fiyatlarının artışı ve İran savaşına geniş çaplı muhalefet nedeniyle Trump’ın onayı son günlerde %36’ya gerileyerek Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana en düşük seviyeye ulaştı.

Bazı Cumhuriyetçiler, Trump’ın tercih ettiği üst düzey yardımcıları dikkatle izliyor. Bazıları, Trump’ın Rubio’ya eğilim gösterdiğine dair işaretler gözlemliyor, ancak Trump’ın fikrini hızla değiştirebileceği de kabul ediliyor. Beyaz Saray ise, Trump’ın tercih sinyalleri verdiği iddialarını reddediyor. Sözcü Stephen Chung, “Vance ve Rubio hakkındaki medya spekülasyonları bu yönetimi Amerikan halkı için savaşma görevinden alıkoyamaz” dedi.

Rakiplerden olası mirasçılara

41 yaşındaki Vance, eski bir Deniz Piyadesi mensubu olarak Irak’ta görev yaptı ve uzun süredir ABD’nin dış savaşlara müdahalesine karşı çıktı. İran konusundaki kamuoyuna yönelik açıklamaları sınırlı ve ölçülü oldu. Trump ise aralarındaki “felsefi farklılıklar”a dikkat çekti.

Vance, siyasi kariyerinin başında kendisini “Trump karşıtı” olarak tanımlamıştı. 2023’te Wall Street Journal’da yayımlanan bir makalesinde, Trump’ın ilk dönemindeki en iyi dış politikasının savaş başlatmamak olduğunu savunmuştu. Beyaz Saray ise Başkan ile Başkan Yardımcısı arasındaki olası çatışmayı minimize etmeye çalıştı. Vance, bu ayın başında Trump’ın yanında Oval Ofis’te durarak, İran’ın nükleer silaha sahip olmasını engelleme konusunda Başkan’ın politikasını desteklediğini belirtti.

ferfer
J. D. Vance’in İran’a yönelik askeri harekâtı eleştirme konusunda temkinli davrandığı görülüyor (Reuters)

Vance, Başkan’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve Trump’ın damadı Jared Kushner’in ilerleme kaydetmesi halinde müzakerelerde daha doğrudan bir rol üstlenebilir. Vance’in sözcüsü, “Başkan Trump liderliğinde Amerika’yı daha güvenli ve refah içinde kılmak için etkili bir ekibin parçası olmaktan gurur duyuyoruz” dedi.

Beyaz Saray’daki üst düzey bir yetkili, Trump’ın yardımcılardaki ideolojik farklılıklara, sadık kaldıkları sürece tolerans gösterdiğini belirterek, Vance’in şüpheci tavrının Trump’a tabanının görüşlerini aktarmasına yardımcı olduğunu söyledi.

Vance, Kasım’daki ara seçimler sonrasına kadar 2028 için aday olup olmayacağına karar vermeyi planlıyor. Conservative Political Action Conference (CPAC) katılımcıları arasında yapılan bir ankette, yaklaşık 1 bin 600 kişi arasından yüzde 53 oy alarak Cumhuriyetçi Parti’nin bir sonraki adayı olarak öne çıktı. Rubio ise yüzde 35 ile ikinci sırada yer aldı; geçen yıl sadece yüzde 3 oy almıştı.

54 yaşındaki Rubio, Vance aday olursa kendisinin başkanlığa aday olmayacağını belirtti ve kaynaklara göre Vance’in yanında bir başkan yardımcısı olarak yer almaktan memnuniyet duyacak. Ancak Vance’in herhangi bir zayıflığı, Rubio ve diğer Cumhuriyetçiler için cesaret verici olabilir. Stratejist Ron Bonjean, “Trump uzun hafızalıdır; Vance’in sadakat eksikliğini hatırlayabilir. MAGA tabanında Trump hâlâ popülerse, bu Vance için olumsuz olabilir” dedi.

dsgfr
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Perşembe günü White House’ta düzenlenen toplantıda Başkan Donald Trump ile birlikte (EPA)

Trump, Vance ve Rubio’nun birlikte aday olmasını önerdi; bunun olası rakipler için kazanmayı zorlaştıracağını düşündü. Rubio’nun 2016’daki başkanlık hedefleri Trump ile sert bir karşılaşma sonrası engellenmişti, ancak sonrasında ilişkileri düzeldi. Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Tommy Beigot, Rubio’nun Trump ekibiyle hem profesyonel hem de kişisel olarak mükemmel bir ilişkiye sahip olduğunu belirtti.

Rubio ve Beyaz Saray, bazı açıklamalarının muhafazakar Trump destekçilerini öfkelendirmesi sonrası durumu kontrol altına almak zorunda kaldı. Rubio, savaşta ABD’nin İsrail’in yönlendirmesiyle hareket ettiği izlenimi vermişti, ancak Trump sonrasında Rubio’nun askeri harekâta verdiği desteği övdü. Rubio’nun uzun süren bir savaşın siyasi geleceğini etkileyeceği konusunda endişelenip endişelenmediği sorulduğunda, “Buna tek bir saniye bile düşünmedim” yanıtını verdi.

Belirgin Farklılıklar

CPAC yöneticisi Matt Schlapp, İran’a karşı yürütülen kampanyanın ABD iç siyasetinde önemli sonuçlar doğuracağını belirterek, “Bu savaş hedeflerini başarıyla gerçekleştirirse, insanlar siyasi olarak ödüllendirilecektir. Aksi takdirde maliyeti yüksek olacaktır” dedi.

Anketler, İran politikasının ABD iç siyasetinde keskin bir kutuplaşma yarattığını ortaya koyuyor. Reuters/Ipsos verilerine göre Cumhuriyetçi tabanın yüzde 75’i askeri operasyonları desteklerken, Demokrat seçmenlerde destek oranı yalnızca yüzde 6’da kalıyor. Bağımsızlar ise yüzde 24 ile iki blok arasında sınırlı bir destek sergiliyor.

ugt
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 27 Mart’ta Paris yakınlarında düzenlenen toplantı mekânına varırken (Reuters)

Geçen Perşembe televizyonda yayımlanan bir hükümet toplantısında, Rubio ve Vance’ın yaklaşım farkları öne çıktı. Rubio, Trump’ın İran’a yönelik saldırısını güçlü biçimde savunarak, Başkan’ın böylesi bir tehdidi görmezden gelemeyeceğini söyledi. Vance ise daha temkinli bir tutum sergileyerek, İran’ın nükleer silaha sahip olmasını engelleme seçeneklerine odaklandı. Askeri personele seslenirken, “Sizlerin yanındayız ve her adımda desteğimiz devam ediyor” ifadelerini kullandı.