Irak Başbakanı Yardımcısı Allavi Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan yatırımları, ülkenin yeniden imarı için önemli bir itici güçtür

Irak Maliye Bakanı Ali Allavi, 23 Mayıs’ta Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Şarku’l Avsat’a röportaj verirken (Kameraman/ Ahmed Fethi)
Irak Maliye Bakanı Ali Allavi, 23 Mayıs’ta Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Şarku’l Avsat’a röportaj verirken (Kameraman/ Ahmed Fethi)
TT

Irak Başbakanı Yardımcısı Allavi Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan yatırımları, ülkenin yeniden imarı için önemli bir itici güçtür

Irak Maliye Bakanı Ali Allavi, 23 Mayıs’ta Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Şarku’l Avsat’a röportaj verirken (Kameraman/ Ahmed Fethi)
Irak Maliye Bakanı Ali Allavi, 23 Mayıs’ta Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’da Şarku’l Avsat’a röportaj verirken (Kameraman/ Ahmed Fethi)

Irak Başbakanı Yardımcısı ve Maliye Bakanı Dr. Ali Allavi, Irak’taki Suudi yatırımlarının enerji, elektrik, petrokimya ve tarım alanlarında ülkesinin yeniden imarı sürecinde önemli bir rol oynadığını açıkladı. Allavi, petrolün ülke ihracatının yüzde 92’sini oluşturması dolayısıyla Iraklılar açısından vazgeçilmez bir kaynak olduğuna dikkati çekti.
Gelecek vaat eden elektrik sektörü projelerinde en büyük paya sahip olan Suudi Arabistan’ın önemine değinen Allavi, bu kalkınma sürecine katkıda bulunabilecek şekilde Suudi Arabistan, Kuveyt ve Irak arasında üçlü bir elektrik bağlantısına göre harekete geçilmesi çağrısı yaptı. Başbakanı Yardımcısı, ülke bütçesinin şu anda petrol fiyatlarındaki düşüş nedeniyle zorluklarla karşı karşıya olduğunu ve bu durumun da hükümeti işçi ve emekli maaşları hususunda endişelendirdiğini vurguladı.
Irak Başbakanının temsilcisi Allavi, 23 Mayıs’ta Riyad’daki ofisinden Şarku’l Avsat’a açıklamada bulundu. Ali Allavi, geçen cuma günü Suudi Arabistan’a ulaştığını ve Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman, Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan, Ticaret ve Yatırım Bakanı Macid el-Kasbi ve Maliye Bakanı Muhammed el-Cedan ile bazı görüşmeler gerçekleştirdiğini, ayrıca Suudi Arabistan’dan Irak’a yatırım çekmek, ülkeyi yeniden inşa etmek için kendilerine siyasi ve ekonomik projeler sunduğunu ifade etti.
Şarku’l Avsat’ın Dr. Ali Allavi ile gerçekleştirdiği röportaj şu konulara yoğunlaştı;

Irak petrolü
Bazı ülkelerin kaynaklarının petrole olan bağımlılığı, özellikle de son dönemde petrol fiyatlarının dalgalanmasıyla söz konusu ülkeleri ekonomik bir krize sokabilir. Bu çerçevede petrolden sorumlu bakan Allavi, Suudi Arabistan- Rusya girişiminin ‘OPEC Plus’ anlaşmasını ortaya koyduğuna dikkati çekerken, ülkesinin üretimi azaltmak zorunda olduğunu doğruladı.
Dr. Ali Allavi, “Üretimi azaltma kararından en çok etkilenen ülkeler arasındayız. Çoğu ülke, yatırım fonları vanasına ve petrol dışında önemli finansal imkanlara sahip. Ancak petrol fiyatlarında bir düşüş olması durumunda Irak’ın korunma ağı bulunmuyor. Petrol Iraklılar için vazgeçilmez bir kaynaktır ve bu aşamada Irak'ın durumu göz önünde bulundurulmalıdır” ifadelerini kullandı.
Irak Başbakanı Yardımcısı, petrol krizinin uzaması halinde Irak’ın, komşu ülkelerdeki kardeşlerinden ülkedeki koşullara bakmalarını istemek zorunda kalacağını vurguladı. Allavi, ülke kaynaklarının yüzde 92’sinin petrolden sağladığına, esneklik alanlarının mevcut olmadığına, ülkenin konumunun nispeten dar olduğuna ve seçenekler penceresinin son derece sınırlı olduğuna vurgu yaptı.

Irak yatırımları
Suudi Arabistanlı yetkililerle görüşmesinin sonlanmasının ardından 23 Mayıs’ta ülkesine geri dönen Irak Maliye Bakanı, Irak hükümetinin amaçlarından birinin de bölge ülkeleriyle Irak dengesini ekonomik ve ticari açıdan geri kazanmak olduğunu ifade etti. Ali Allavi, Suudi Arabistan’ın Irak’taki ekonomik rolünün, özellikle de Suudi Arabistan ekonomisinin büyüklüğünün Arap dünyasının ekonomisinin yarısına eşit olmasına rağmen yıllık 1 milyar dolara ulaşan Irak’taki Suudi Arabistan yaptırımları karşısında yatırımları yılda 12 milyar dolar olan Türkiye ve İran’a kıyasla zayıf kaldığını belirtti.
Allavi, “Dengeyi değiştirmek istiyoruz. Suudi Arabistan’ın Irak içerisinde elektrik, petrol, petrokimya ve tarım da dahil olmak üzere çeşitli alanlardaki payını artırmaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
Irak’taki Suudi Arabistan yatırımlarının, bu yatırımların önündeki engellere rağmen Irak’ın yeniden imarı sürecinde daha önemli ve daha büyük bir rol oynadığına dikkat çeken Ali Allavi, Irak içerisinde ‘yasal sistemden idari düzenlemelere, boğulmuş bürokrasiye, ülke için bankacılık mali desteğinin kaybına kadar’ büyük engellerin mevcut olduğunu ifade etti.
Allavi, Suudi Arabistan- Irak Koordinasyon Konseyi’nin hala ayakta olduğunu, ancak aşamalardan geçtiğini söyleyerek, Suudi Arabistan’ın ilgisinin oldukça yüksek olduğunu, ancak Irak’taki koşulların ve birbirini takip eden siyasi krizlerin bu ekseni canlandırmayı engellediğini ifade etti. Iraklı yetkili ayrıca, “Bu ekseni etkinleştirmek istiyoruz. Suudi Arabistan’a karşı tüm yükümlülüklerimizi ve vaatlerimizi gerçekleştirmek için ciddi bir plan çerçevesinde ilerliyoruz” dedi.
Allavi, “Suudi Arabistan ile yaptığım görüşmeler sırasında, gelecek haftalarda ilişkinin nasıl geliştirileceği, ekonomik ilişkilere örnek olabilecek, acil ve orta vadede uygulanabilecek projeler ve hedefler, ‘rakamlara, engellere ve yapıya’ dayalı olarak ayrıntılı notlar sunma hususlarında uzlaşı sağladık” ifadelerini kullandı.

Borçlanma talebi
Ali Allavi, Irak’ın Suudi Arabistan’dan yaklaşık 3 milyar dolar borç almak istediği yönündeki haberlerin gerçeği yansıtmadığını ifade etti. Bu haberlerin doğruluğunun bulunmadığını söyleyen Allavi, “Irak’ta uygulanabilecek Suudi projelerden sağlayacağımız destek hacminden bahsedersek, bu projeler için sermayenin artırılması durumunda daha fazlasına ulaşabiliriz. Yatırımları Irak içerisine taşımak istiyoruz” değerlendirmesinde bulundu.
Irak’ın açığı kapatması ve önümüzdeki aylar için işçilerin ve emeklilerin maaşlarını sağlaması gerekliliği çerçevesinde bu projelerin uzun zaman alıp almayacağına dair bir soruya yanıt veren Allavi, “Irak’ta açıklık ve esneklik kaybı ile ilgili acil mali sorunlarımız var. Irak bütçesi iki varsayım üzerine kurulu. Bunlardan ilki petrol fiyatı ve üretim miktarı olarak uçucudur. İkinci olarak ise maaşlar ve emekli maaşları. Bu denklem oldukça endişe verici” ifadelerini kullandı.
Iraklı yetkili, “Düşüş, devletin likiditesini büyük ölçüde etkiledi. Fonları olabildiğince rasyonelleştirmeliyiz. Böylece açığı kısa vadede desteklemeye yardımcı olmak için dostlara hitap edebiliriz. Kısa ve orta vadeye gelince, ticari projeler neredeyse hazırdır ve sadece uygulamaları kalmıştır” dedi.
Ali Allavi, Irak halkını ise ülkeyi yeniden imar etmek ve dengelemek için fedakarlık yapmaya çağırdı.

Elektrik
Bakan Allavi, geçen cuma günü Riyad’daki Suudi yetkililerle yaptığı görüşmelerde elektrik sektörünün de masaya yatırıldığını söyleyerek, bu alandaki projeleri önemli projelerden biri olarak nitelendirdi.
Bu projelerden en büyük payı Suudi Arabistan’ın almasını istediğini söyleyen Ali Allavi, “Irak’taki elektrik ağını, Suudi Arabistan ve Kuveyt ağlarına bağlamamız gerekiyor. Bu çeşitlilik Irak'taki ekonomik denge için önemlidir” dedi.

Dış hegemonya
Başbakan Yardımcısı Allavi, Irak hükümetinin herhangi bir yabancı ülkenin hakimiyeti altında olduğu iddialarını reddederek, Irak’ta kendi çıkarları olan bir devletin bulunduğunu vurguladı. Ali Allavi, ancak bu çıkarların devletin üstünlüğünün çatısı altında olduğunu söylerken, “Sadece güvenlik ve askeri olarak değil, titiz, güçlü, güvenilir ve herkes tarafından kabul edilebilir bir ülke inşa etmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.
Bazı gruplar ve akımları kontrol ettiklerini belirten yetkili, “Ancak bu, hükümetin gücünü yeniden kazanma kapsamında olmalıdır. Irak, karmaşık bir ülkedir ve hiçbir grup kalıcı şekilde diğerinden daha üstün olamaz. 2003 yılından günümüze kadar mücadeleler değişti. Dünün düşmanları bugün dost oldular” değerlendirmesinde bulundu.



SDG'nin yenilgisinin İsrail-Suriye anlaşması açısından sonuçları nelerdir?

İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
TT

SDG'nin yenilgisinin İsrail-Suriye anlaşması açısından sonuçları nelerdir?

İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)
İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri ile Suriye arasındaki ateşkes hattına yakın Mecdel Şems'te, İsrail ve Suriye sınırındaki Dürzi protestocular, 16 Temmuz 2025 (Reuters)

Michael Harari

Bu ayın başlarında Paris'te İsrail ve Suriye arasında yeniden başlayan müzakereler resmi bir anlaşmayla sonuçlanmadı, ancak bir dizi uzlaşıya varılmasını sağlamış gibi görünüyor. Bu toplantılar o dönemde İsrail medyasında kendisine geniş bir yer bulmadı, ancak konu son günlerde, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve Suriye rejimi arasındaki devam eden çatışmalar ve rejimin askeri kazanımları ışığında, yeniden manşetlerde yer almaya başladı.

Genel olarak, İsrail medyasının haberleri Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara'ya karşı artan bir şüpheciliği ifade ediyor, tekrarlanan haberlerinde cihatçı geçmişine ve niyetleri ile İsrail'in güvenlik çıkarlarını ne kadar dikkate alabileceği ile ilgili soru işaretlerine odaklanıyor.

İki taraf arasındaki görüşmelerin özüne ilişkin olarak, İsrail medyasında yer alan haberlerde de yansıtıldığı üzere, birkaç noktanın vurgulanması gerekiyor. Bu noktalar; yanlış değerlendirmeleri önlemeyi amaçlayan bir mekanizmanın kurulması, düzenli periyodik toplantıların yapılmasının yanı sıra, karşılıklı güven artırıcı adımların atılmasında uzlaşıya varılmasıdır.

Güney Suriye'deki Dürzi azınlığın korunmasına ilişkin olarak, iki tarafın da bunu dış müdahale veya güç kullanımı olmaksızın çözülmesi gereken Suriye’nin bir iç meselesi olarak değerlendirme konusunda anlaşmış olduğu görülüyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisinden yapılan açıklamada, “Anlaşma, ortak hedeflere ulaşmak ve ülkedeki Dürzi azınlığın güvenliğini sağlamak için diyaloğun devamını öngörüyor” denildi.

İsrail medyasında yer alan haberlerde, 8 Aralık 2024'te eski Suriye rejiminin çöküşünün ardından İsrail'in ele geçirdiği topraklardan çekilmesinin kapsamına ilişkin herhangi bir ayrıntı yer almıyor. İsminin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir ABD’li yetkili, ABD'nin her iki tarafa da Ürdün'de ortak bir operasyon merkezi kurulmasını ve sınırın her iki tarafında da silahsızlandırılmış bir bölge oluşturulmasını önerdiğini belirtti.

Suriye rejimi ile SDG arasındaki ateşkes geniş yankı uyandırdı ve özellikle SDG’nin ve bunun bir yandan İsrail, diğer yandan Türkiye için potansiyel sonuçları üzerinde duruldu

Son günlerde, Suriye rejimi güçleri ile SDG arasındaki şiddetli çatışmaların ortasında dört önemli nokta öne çıktı.

Birincisi, özellikle Esed rejiminin çöküşünün ardından İsrail'in kontrolünü pekiştirdiği Golan Tepeleri’ndeki topraklardan çekilmesi durumunda Tel Aviv’in hayati çıkarlarını tehdit edebilecek riskler konusunda, Şara yönetimine ilişkin şüpheler belirgin bir şekilde arttı. Benzer şekilde, önde gelen İsrailli askeri kaynaklar, silah kaçakçılığı (Hizbullah dahil) veya radikal İslamcı unsurların yeni rejimin tam kontrol edemediği bölgelere geri dönme olasılığı gibi nedenlerle İsrail’in aşırı bir şekilde geri çekilmesinden endişe duyduklarını dile getirdiler.

İkincisi, Suriye rejimi ile Kürtler arasındaki ateşkes geniş yankı uyandırdı ve özellikle “Kürtlerin yenilgisi” ve bunun bir yandan İsrail, diğer yandan da Türkiye için potansiyel sonuçları üzerinde duruldu; Türkiye, olaylardan en büyük faydayı sağlayan ülke olarak gösterildi.

sc vcf
İsrail güçleri, işgal altındaki Golan Tepeleri'ndeki Mecdel Şems köyü yakınlarında Suriye ile sınır hattında devriye geziyor, 23 Temmuz 2025 (AFP)

Üçüncüsü, Suriye rejimi ile Kürtler arasındaki çatışmanın sonucu ışığında Dürzi azınlığının kaderiyle ilgili endişeler arttı. Hükümetin Dürzi toplumunu koruma rolünden vazgeçmeyi ve bu konudaki etkisinden vazgeçmeyi kabul edebileceği korkusu da belirginleşti.

Dördüncüsü, medyanın İsrail güvenlik teşkilatı ile siyasi liderlik arasında ortaya çıkardığı uçurumla ilgili önemli bir ayrıntıyla bağlantılı. Haberlere göre, ordu daha geniş güvenlik mesafelerini korumaya çalışıyor ve Suriye sınırından kaynaklanabilecek daha fazla sürpriz olasılığı konusunda uyarıyor.

Bu, iki ülke arasında bir güvenlik anlaşmasına varılma şansının azalması anlamına gelmiyor, ancak dikkatlice değerlendirilmesi gereken çeşitli sonuçlar var.

İsrail ve Suriye arasında bir güvenlik anlaşmasına varılmasının önünde halen engeller bulunuyor. Bu engeller aşılmaz görünmese de, özellikle Kürtlerle ilgili son gelişmeler ışığında, bunların üstesinden gelmek daha fazla açıklık ve netlik gerektiriyor

İsrail, özellikle Kürtler tarafından fiili bir teslimiyet teşkil edip etmediği konusunda, Şara ile Kürtler arasında yapılan son anlaşmayı yakından inceleyecektir. Bu gelişme, İsrail'in Dürzi azınlığı ve Kürt nüfusunu koruma konusundaki duruşu açısından önemli sonuçlar doğuracaktır.

Türkiye faktörü son derece önemli ve hassas bir konu; zira İsrailli karar vericiler, Türkiye'nin Suriye'deki artan müdahalesinin ve bunun uzun vadeli sonuçlarının etkilerini kapsamlı bir şekilde değerlendirmek zorunda.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suriye ile güvenlik anlaşması konusunda ilerleme kaydedilirse, İsrail'in siyasi liderliğinin bunu eskisinden daha ciddi bir şekilde pazarlaması gerekiyor. Erken seçim olasılığı da dahil olmak üzere iç siyasi gelişmeler de bu bağlamda özellikle önemli.

cdtgh
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ve ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack, Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda, 18 Ocak 2026 (AFP)

Amerikan faktörü de çok önemli. İsrail, Başkan Donald Trump'ın Şara'nın Suriye'deki yönetimini sağlamlaştırma arzusunun yanı sıra, Suudi Arabistan ve Türkiye'nin ABD yönetiminin politikaları üzerindeki etkisinin de farkında.

Bununla birlikte, ki bu çok önemli bir nokta, İsrail'in hayati önemde gördüğü güvenlik çıkarları söz konusu olduğunda, Washington kendisini çok dikkatli bir şekilde dinlemektedir. Bu nedenle, Suriye'deki son gelişmeleri ve bunların Kudüs'te nasıl yorumlandığını (doğru veya yanlış) anlamanın önemi açıkça ortaya çıkmaktadır.

Sonuç olarak, İsrail ve Suriye arasında bir güvenlik anlaşmasına varılmasının önünde halen engeller bulunuyor. Bu engeller aşılmaz görünmese de, özellikle Kürtlerle ilgili son gelişmeler ışığında, bunların üstesinden gelmek daha fazla açıklık ve netlik gerektiriyor. Temel stratejik çerçeve değişmeden kalsa da, son iki yılın son derece istikrarsız bölgesel gerçekliği, hassas ve dengeli bir diplomasiyi zorunlu kılıyor. Hükümetin ayrıca, Suriye ile olası herhangi bir anlaşma için İsrail kamuoyunun desteğini kazanmak üzere iyi planlanmış bir kampanya başlatması da gerekiyor.


Sudan, savaş nedeniyle dünyada en uzun süre okulların kapalı kalması rekorunu kırdı

Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
TT

Sudan, savaş nedeniyle dünyada en uzun süre okulların kapalı kalması rekorunu kırdı

Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)
Sudan'daki öğrenciler, savaşın patlak vermesinden bu yana eğitimlerine ara verdiler (AFP)

Sivil toplum kuruluşu Save the Children tarafından bugün yapılan açıklamada, Sudan’da yaklaşık üç yıldır süren savaşın 8 milyondan fazla çocuğu eğitimden mahrum bıraktığını ve bunun dünyanın en uzun süreli okulların kapanması süresi olduğunu belirtti.

Açıklamada, “8 milyondan fazla çocuk, yani okul çağındaki çocukların yaklaşık yarısı, 484 gün boyunca derslere katılmadan geçirdi” denildi.

Save the Children, bu durumun, koronavirüs (Kovid-19) salgını sırasında okulların kapalı kaldığı gün sayısını aşan ‘dünyanın en uzun süreli okul kapatma süresi’ olduğunu vurguladı.

Sudan, ordu ile Hızlı Destek Güçleri arasında üç yıldır süren savaşın etkilerinden muzdarip. Bu savaş, on binlerce kişinin ölümüne, milyonlarca kişinin yerinden edilmesine ve sağlık ve eğitim altyapısının büyük bir kısmının tahrip olmasına neden oldu.

Save the Children'a göre Sudan, ‘birçok okulun kapatıldığı, diğerlerinin ise çatışmalarda hasar gördüğü veya barınak olarak kullanıldığı, dünyanın en kötü eğitim krizlerinden biriyle’ karşı karşıya.

Büyük bölümü Hızlı Destek Kuvvetleri’nin (HDK) kontrolü altında olan Darfur bölgesi, özellikle ‘Kuzey Darfur eyaletinde bin 100'den fazla okulun sadece yüzde 3'ünün faaliyet göstermesi’ nedeniyle en çok etkilenen bölge olarak kabul ediliyor.

HDK, geçtiğimiz ekim ayında, Kuzey Darfur'un yönetim şehri Faşir’i ele geçirerek tüm bölge üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdı.

O tarihten beri çatışmalar komşu eyalet Kordofan’a da sıçradı ve HDK bu bölgede kontrolünü giderek genişletiyor. Batı Kordofan eyaletinde şu anda okulların sadece yüzde 15'i faaliyet gösteriyor. Açıklamada, birçok öğretmenin maaşlarını alamadıkları için işlerini bıraktıkları bildirildi.

Save the Children Başkanı Inger Ashing, “Eğitime yatırım yapmazsak, tüm bir nesli fırsatlardan ziyade çatışmaların hakim olduğu bir geleceğe mahkum etme riskiyle karşı karşıya kalırız” diye uyardı.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk bu hafta, hastaneler, pazarlar ve okullar başta olmak üzere ‘temel sivil altyapıya’ yönelik saldırıların artmasını kınadı ve ‘toplumun militarizasyon’ ve çocukların silah altına alınması konusunda endişelerini dile getirdi.


Ulusal Komite: Hadramut'taki ihlallerle bağlantılı toplu mezarların varlığını araştırıyoruz

Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)
Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)
TT

Ulusal Komite: Hadramut'taki ihlallerle bağlantılı toplu mezarların varlığını araştırıyoruz

Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)
Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)

Yemen Ulusal İnsan Hakları İhlalleri Araştırma Komisyonu, Hadramut Valiliği'nde 2016'dan bu yana meydana gelen ihlallere ilişkin soruşturmaları kapsamında, keyfi tutuklama ve zorla kaybetmeye maruz kalan 100'den fazla mağdurun ifadesini dinlediğini açıkladı.

Komitenin üyesi ve resmi sözcüsü Eşrak el-MaKtari, Şarku'l Avsat'a yaptığı özel açıklamada, komitenin şu ana kadar söz konusu ihlallerle bağlantılı olduğundan şüphelenilen 3 mezar hakkında ihbar aldığını ve bunların araştırılarak doğrulandığını belirtti.

Resim  Hadhramut kıyılarında keyfi tutuklama ve zorla kaybetme mağdurları için düzenlenen kamuya açık duruşma sırasında Ulusal Soruşturma Komisyonu (Ulusal Komisyon)

Açıklamasında, komitenin, tutuklama ve işkence mağdurlarından bir kısmını, ihlallerin niteliğini ve uygulanan yöntemleri daha doğru bir şekilde tespit etmek amacıyla, tutuldukları gözaltı merkezlerine götüreceğini ifade etti.

İşrak el-Mukatri, mağdurların ifadelerinin çoğunun, soruşturmacıların kasten onlara zarar verdiğini ve insanlık onurlarını ihlal ettiğini doğruladığını, aynı zamanda "Bütün bunlar neden?" diye sorduklarını söyledi. Sözlerine şöyle devam etti: "Mağdurlara neyin onları tatmin edeceğini sorduğumuzda, acılarını ve işkencenin etkilerini aşarak, her şeyden önce onurlarının iade edilmesini ve bu ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesini talep ediyorlar."

Komitenin, Hadramut halkı arasında kendilerine verilen zararın daha büyük olduğu yönündeki kanaate rağmen, Aden, Lahj ve Socotra dahil olmak üzere diğer valilikleri de ziyaret etmeyi planladığını belirtti. Komitenin, mağdurlara karşı kullanılan bir dizi yasadışı uygulamayı ve bununla birlikte gelen özgürlük ve kişisel güvenlik hakkının, düşünce ve ifade özgürlüğünün ciddi ihlallerini ve yasa dışı gözaltıları incelediğini kaydetti.

csdfrgt
Komite, Hadramut'ta meydana gelen ihlallerle bağlantılı mezarların varlığını araştırdığını açıkladı, (Şarku'l Avsat)

Komite sözcüsü, misyonlarının uluslararası standartlara uygun sistematik bir soruşturma yürütmek, ulusal yargıya sevk edilmeye uygun yasal dosyaları hazırlamak ve adaletin sağlanmasına olanak tanıyan her yolu izlemek olduğunu vurgulayarak, bu ihlallere ilişkin bir raporun önümüzdeki iki ay içinde yayınlanacağını öngördü.

Eşrak el-Mukatri, komitenin Hadramut Valiliği'nde altı yasadışı gözaltı ve tutuklama merkeziyle ilgili raporlar aldığını bildirdi. Açıklamasında, "Bu merkezler aslında resmi hizmet kurumları ve tesisleriydi, ancak daha sonra gözaltı merkezleri ve özgürlüğün kısıtlandığı yerler olarak yeniden düzenlendiler" dedi.

Son siyasi, güvenlik ve askeri değişikliklerin, mağdurların seslerini yükseltmeleri ve gerçeklerin daha net bir şekilde ortaya çıkması için fırsat sağladığını ifade etti. Mümkün olduğunca çok eski tutuklu ve zorla kaybettirilen kişiden bilgi alınmasının gerekliliğini vurgulayan Eşrak al-Mukatri, bu nedenle komitenin halka açık bir grup oturumu düzenlediğini, ardından bireysel ve grup oturumları yaptığını belirtti.

sdvd
Işrak el-Mukatri, Ulusal Komite üyesi ve resmi sözcü (Şarku'l Avsat)

Kurbanların ifadelerine göre, Birleşik Arap Emirlikleri'ne bağlı güçler tarafından işletilen Hadramut'taki en öne çıkan yasadışı gözaltı merkezleri arasında Riyan Havaalanı, el-Dhaba Limanı ve Kampı, Cumhurbaşkanlığı Sarayı ve el-Rabva Kampı'nın yanı sıra, artık feshedilmiş olan Güney Geçiş Konseyi'nin liderlerinden Ebu Ali el-Hadrami'nin yönettiği güvenlik destek kampları da bulunuyordu.

İşrak al-Mukatri, komitenin dinlediği ifadelerin "çok acı verici olduğunu ve Hadramut'ta böyle bir şey görmeyi beklemediklerini" vurguladı.

Mukalla'da komite tarafından düzenlenen duruşmalarda mağdurlar, tutuklanmalarının gerçekleştiği bağlamı açıklayarak, evlerinden, iş yerlerinden veya halka açık yollardan alındıklarını ve ailelerine haber verilmeden veya onlarla iletişim kurmalarına izin verilmeden çeşitli süreler boyunca gizli gözaltı merkezlerine götürüldüklerini belirtti. Gözaltında çeşitli şiddet türlerine, fiziksel işkenceye, kötü muameleye ve psikolojik zarara maruz kaldıklarını, bunun da birçok vakada kalıcı sakatlıklara, fiziksel deformitelere ve psikolojik bozukluklara ve hastalıklara yol açtığını ifade ettiler.

fevf
Birleşik Arap Emirlikleri güçleri tarafından Hadramut'ta işletilen yasadışı hapishanelerden biri, (Şarku'l Avsat)

Mağdurlar ayrıca işkence sonucu ölen meslektaşları hakkında ifadeler verdiler, bu ihlalleri işlemekle suçlananların isim listelerini ve gözaltı merkezlerinin isim ve yerlerine ilişkin ayrıntıları sundular. Ayrıca komite üyelerine serbest bırakıldıktan sonraki sağlık durumlarını belgeleyen tıbbi raporlar, videolar ve fotoğraflar teslim ettiler.

Ulusal Komite'ye göre mağdurlar ifadelerinin sonunda, bu ihlallerden sorumlu olanların hesap vermesini, bireysel ve kolektif zararların tazmin edilmesini, onurlarının iade edilmesini ve çeşitli aşağılamalara ve insanlık onuruna yönelik saldırılara maruz kalan herkesin adalete kavuşturulmasını talep etme konusundaki kararlılıklarını teyit ettiler.