‘Ceaser Yasası’ Esed’i ve Hizbullah'ı şartlara uymaya nasıl zorlayacak?

Lübnan’ın güneydeki Bint Cubeyl kentinde Suriye bayrakları taşıyan Lübnanlı Hizbullah taraftarları (AFP)
Lübnan’ın güneydeki Bint Cubeyl kentinde Suriye bayrakları taşıyan Lübnanlı Hizbullah taraftarları (AFP)
TT

‘Ceaser Yasası’ Esed’i ve Hizbullah'ı şartlara uymaya nasıl zorlayacak?

Lübnan’ın güneydeki Bint Cubeyl kentinde Suriye bayrakları taşıyan Lübnanlı Hizbullah taraftarları (AFP)
Lübnan’ın güneydeki Bint Cubeyl kentinde Suriye bayrakları taşıyan Lübnanlı Hizbullah taraftarları (AFP)

Sevsen Mehanna
Haziran ayında, Caesar Suriye Sivil Koruma Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle Esed rejiminin boğazındaki ilmek biraz daha sıkılacak. ABD Başkanı Donald Trump 20 Aralık 2019'da, ülke tarihinin Savunma Bakanlığına ayrılan en yüksek bütçesi olan 738 milyar dolarlık 2020 savunma bütçesi çerçevesinde söz konusu yasayı imzaladı.

‘Caesar Yasası’
Caesar Projesi, adını Suriye polisi tarafından “Caesar” takma adlı Suriyeli yetkilinin takma adından alıyor. Söz konusu Suriyeli fotoğrafçı, 50 binden fazla işkence kurbanının görüntüsünü ülke dışına kaçırmayı başarırken 2011 yılından 2013 yılındaki kaçışına kadar Suriye hapishanelerinde işkence sonucu meydana gelen ölümleri belgelemiş oldu.
Yasa, ABD Kongresi’nde hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin desteğiyle onaylandı. Yasa, Beşşar Esed ve yardımcılarının yönetimindeki Suriye rejiminin halkına karşı işlediği savaş suçları nedeniyle maddi olarak cezalandırılmasını öngörüyor. Yasa ayrıca 15 Mart 2011'de başlayan muhalif gösterilerden sonra Esed'e finansman ya da yardım sağlayan şirketlerin ve ya şahısların yanı sıra rejimi destekleyen bir dizi Suriyeli, İranlı ve Rus kurumlarını da hedef alıyor.

Suriye devletine yaptırımlar uygulama tarihi
Suriye’nin 1979'da ABD tarafından ‘Terörizmin Devlet Sponsorları’ listesine dahil edilmesinin ardından yaptırımlar başlamıştı. Bu yüzden Caesar Yasası, Suriye’ye yönelik ilk yaptırım değil. Ayrıca ABD’nin Irak’ı işgalinden sonra 2004 yılında ve Suriye’den Hesap Sorma ve Lübnan'ın Egemenliğini Restore Etme Yasası’nın (SALSRA) yürürlüğe girmesinin ardından yeni yaptırımlar getirilirken 2011'den sonra ABD, Avrupa Birliği (AB) üyeleri ve bazı Arap ülkeleri Suriye’ye daha geniş kapsamlı yaptırımlar uyguladılar.

Suriye’deki gelişmelerin takibi
Peki, Suriye bu yasayı politik ve ekonomik açıdan nasıl karşılıyor? Sosyal düzeydeki yansımaları neler? Uluslararası topluma verebileceği tavizler var mı?
Bu sorular, Suriye Halk Meclisi üyesi Ahmed Mer’i tarafından yanıtlandı. Ülkesinin ‘devleti ya da diğer bir deyişle rejimi devirme ve doğasını değiştirme projesini bitirdiği için ona karşı savaşın farklı bir aşamasına geçtiğine inanan Merhi, bu iki aşamanın geçilmesi nedeniyle bugün ekonomik açıdan Suriye rejimine baskı uygulandığını öne sürdü.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı röportajda, Lübnan'da olanlar ile Suriye'de olanlar arasında bağlantı kuran Mer’i, özellikle ABD’nin yasadışı geçişlerin kapanması için baskı uyguladığını ve resmi geçişleri kontrol etmek için ‘fabrika, kölelik ve Bekaa Vadisi’ gibi ifadeleri sık kullandığını belirterek iki ülkede yaşananları ilişkilendirdi. Mer’i, Uluslararası Para Fonu (IMF) ile Lübnan arasındaki görüşmeleri bile, Şam'ın Beyrut için ekonomik düzeyde yapılan herhangi bir destek faaliyetinden yararlanamaması veya Beyrut’un Şam’a dolar sağlayamamasıyla ilişkilendirdi.
Yasanın yürürlüğe girmesinin Suriye halkı üzerinde ne gibi bir etkisi olacağına dair bir soruyu Mer’i, Caesar Yasası’nın uygulanmasını beklediklerini vurgulayarak, “Savaş yüzünden yıllardır acı çeken insanlar için etkisinin devasa olacağına şüphe yok. Önceki ekonomik yaptırımlar altında boğulan insanlar üzerindeki baskı, Caesar Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle daha da artacak” şeklinde yanıtladı.

Suriye Devlet Başkanlığı seçimleriyle bağlantılı
Asla tavizlerin olmayacağına inanan Mer’i, savaşın başlamasının üzerinden geçen on yılın ardından hala hayatta kalanlar, sonlarını getirecek tavizler vermeyecektir. Fakat ‘Astana Süreci’ garantörleri Rusya, İran ve Türkiye müzakereleri ve Rusya ile ABD arasında bir yardım hattının varlığı çerçevesinde yaptırımların önemli ölçüde hafifletilmesi için çaba gösterebilirler. Dolayısıyla bu yaptırımlar, tavizler verilmesi için bir baskı aracı olarak uygulanıyor ve gelecek yıl 2021'de yapılacak devlet başkanlığı seçimleriyle bağlantılı” ifadelerini kullandı.
Mer’i’ye göre Lübnan'da olup bitenlerle aynı coğrafyada olması nedeniyle Suriye'de olanlar arasında bir bağlantı bulunuyor. Ayrıca hedefin aynı olduğunu söyleyen Mer’i, “İki ülkenin halklarının özellikle de Suriyelilerin silahlandırılması ve devletin temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamadığını düşündükleri bir aşamaya gelmeleri amaçlanıyor. Böylece devletin zayıflaması ve hükümetin dizginleri tutamaması hedefleniyor. ABD’nin öncelikli hedefi, bugün Suriye'de tıpkı Lübnan'da olduğu gibi yüksek fiyatlar ve doların yerel para birimi karşısında yükselişiyle baskı uygulamaktır” yorumunda bulundu.
Rejimin bekasının artık içeride alınacak bir kararla ilgili olmadığını söyleyen Mer’i, rejimin, bölgesel ve uluslararası bir sistemin parçası haline gelmesi nedeniyle bunun uluslararası düzeyde alınması gereken bir karar olduğunu, Rusya ve ABD’nin bu konunun başlıca katılımcıları olduğunu belirtti. Şu ana kadar ‘iyi ve mükemmel şeyler’ olduğunu ve ülkenin hala bir arada kaldığını vurgulayan Mer’i “Ancak ekonomi, çok etkili bir faktör olmaya devam ediyor” dedi.

Dolar fabrikası olarak Şutura kasabası
Öte yandan Lübnan'ın Suriye sınırı yakınlarındaki Bekaa bölgesinde yer alan Şutura kasabası, kasabadaki sarraflardan birinin dediğine göre çok sayıda Suriyeli döviz tüccarlarının akınına uğradı. Sarraf, bu yoğunluk Ramazan bayramı ile ilgili olabileceğini de sözlerine ekledi. Fakat Şutura kasabası, bir süredir Suriyelilerin dolara olan büyük talebi nedeniyle çılgınca bir süreçten geçiyor.
Ancak Bekaa’daki döviz bürolarının kapalı olduğu biliniyor. Bu yüzden sarraf, işlemlerin nasıl yapıldığını “Tüccar ve sarraf, bazen bir otomobilde bazen bir restoranda veya bir kafede ya da bir ofisin arka odasında buluşmak üzere anlaşıyor” diyerek, açıkladı. Lübnanlı yetkililerin buna dahil olan sarraflara  ‘öfke kustuğunu’ söyleyen sarraf,  yetkililerin sarrafları döviz kurunu manipüle etmekle suçladıklarını da sözlerine ekledi. Söz konusu bölgede dolardaki artışın nedeniyle ilgili olarak ise sarraf, buna bölgenin Suriye sınırına yakınlığı ve arz- talep ilkesine tabi fiyatlandırmanın neden olabileceğini söyledi.
Lübnan Merkez Bankası Başkanı Riyad Selame, 2 Nisan'daki son açıklamasında, piyasaya dolar pompalanması ve döviz kurlarının kontrol edilmesi amacıyla bir fiyatlandırma platformunun başlatıldığını açıkladı. Ancak bilinmeyen nedenlerden ötürü, bunu yapamadı ve daha sonra 27 Mayıs'ta yeni bir tarih duyurdu. Konuyu takip eden kaynaklar, aksaklığın teknik bir neden ve tüm sarrafları ortak bir ağa bağlayamamakla ilgili olduğunu söylediler. Ancak kaynaklara göre konunun temelinde siyasi bir sebep yatıyor.  O da Selame’nin piyasalara sürülecek doların hızla Suriye’ye aktarılarak piyasadan çekilmesi korkusu. Bu yüzden ‘Caesar Yasası’nın uygulanma zamanlamasıyla ilgili bir gecikme yaşanıyor. Kaynaklardan biri, Lübnan piyasalarında doların azalmasının yeni bir durum olmadığını Eylül 2019’dan bu yana devam eden bir durum olduğunu söyledi.
Öte yandan Suriye'den gelen haberlerde doların karaborsada 2 bin 100-2 bin 200 liradan alıcı bularak son üç ayın en hızlı yükselişini gerçekleştirdiği belirtilirken bu durum Lübnan'daki dolar krizinin başladığına işaret etti.

IMF ile yapılan müzakereler
Tüm gelişmeler, Lübnan hükümetinin ile IMF arasındaki görüşmeler ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) 1701 sayılı kararıyla ile tartışmaların yaşandığı bir dönemde gerçekleşti. Kapalı bir oturumda BMGK’nın 1701 sayılı kararının uygulanmasına ilişkin tartışmanın başlangıcında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Lübnan hükümetine Hizbullah'ı silahsızlandırma çağrısında bulunmuş ve Hizbullah’ın Suriye'deki müdahalesinin tehlikelerine karşı uyarmıştı. Söz konusu toplantı, uluslararası acil durum güçlerinin, görevlerinin ve yetkilerinin rolünü değiştirmek, doğu sınırlarına nüfuz etmek ve böylece yolsuzluk ve halkın parasının boşa harcanmasını önlemek amacıyla yasadışı geçişlerin kontrol altına alınması çerçevesinde gerçekleşti.

Hizbullah denklemi
Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah bu konudaki açık ve net tutumunu, “Bundan sonra Lübnan-Suriye sınırındaki BM güçleri hakkında konuşulması artık kabul edilemez” diyerek ortaya koydu.
Nasrallah, Şam’la birlikte koordine edilmesi gereken bu dosyayla ilgili çözümleri özetledi.
Peki, Hizbullah, ABD yaptırımlarından kaçarken Caesar Yasası’nın sonuçlarından kaçabilir mi? Hizbullah’ın IMF'nin koşulları arasında yer alan silahsızlandırılmasıyla ilgili söylenenler doğru mu? Şimdi Suriye’ye gitmenin ve koordinasyon kurmanın ne gibi faydaları var?
Independent Arabia’ya konuşan Lübnan’ın eski İçişleri Bakanı Ziyad Barud, “Uluslararası hukuka göre Caesar Yasası, uluslararası değil ABD yasası olarak kabul edilir, ancak yine de sınır ötesi bir etkiye sahiptir.  Çünkü cezalandırıcı mali ve ekonomik tedbirler içeriyor. Daha öncede belirtildiği gibi yasaya göre Suriye’deki savaş suçlarına katılmaları halinde şahıslar ve gruplar cezalandırılırlar. Yasa, petrol, doğalgaz, uçak yedek parçaları ve hükümetin projelerini dahi kapsıyor. Caesar Yasası, insanların da ABD’nin yaptırımlar listesine dâhil edilebileceğini belirtiyor. Dolayısıyla mesele, ülkeler, kurumlar ve şahıslara yaptırım uygulayan önceki yasadan pek farklı değildir. Kendisinden kaçınma ya da yokmuş gibi davranma konusu, uygulanabilirliğine ve dayatılan yaptırımların etkisine bağlıdır” şeklinde konuştu.

Savunma stratejisi
Hizbullah’ın silahlı yapısı sorunu ilgili olarak ise Barud, “Bu konu bir süredir masada bulunuyor ve Lübnan’ın bu konudaki yaklaşımı diğer yaklaşımlardan farklıdır. Lübnan’ın Şeba Çiftlikleri, Kefer Şuba ve Gacer köyü gibi topraklarının bir kısmının işgal altında olmasıyla bağlantılı olarak önce parlamentoda, daha sonra Cumhuriyet Sarayı'nda Lübnan’ın savunma stratejisinin konuşulduğu müzakere oturumlarının yapıldığı unutulmamalı. Elbette silah, meşru direniş hakkıyla ilişkilendirildiğinde farklı bir nitelik kazanır ve bu haktan uzaklaştığında bir tartışma sebebi haline gelir.  IMF’nin Hizbullah’ın silahsızlanmasıyla bağlantılı yardımı, sanki ekonomik çıkmazdaki Lübnan'a uluslararası yardımın iptali ve onu sınır ötesi kaçakçılığa mecbur bırakacak zorlu hayat şartlarına mahkum etmek anlamına geliyor. Çünkü kaçakçılık kabul edilemez olmalı ve devlet, egemenliğini ve yasalarının uygulanabilirliğini sağlamak, gümrük ve vergi kaçakçılığı nedeniyle yılda milyarlarca dolar kaybeden ekonomisini korumak için savaşmak zorundadır” değerlendirmesinde bulundu.

Esed rejimi ile koordinasyon
Barud, şu sıra Suriye Esed rejimi ile koordinasyon çağrısı yapılmasıyla ilgili olarak “Uluslararası hukuka göre Lübnan, hükümetteki bölünmüşlükten ayrı olarak komşusu ile herhangi bir düşmanlık içinde değildir. Resmi bir siyasi temasın neredeyse hiç olmadığı biliniyor. Ancak karşılıklı lojistik ve ticari faaliyetler nedeniyle, meşru ekonomik alanında durum farklıdır. Daha önce eşi benzeri görülmemiş bir ekonomik yük altında zor bir dönemden geçen Lübnan, Suriye ile 375 kilometrelik bir sınırı paylaşan bir ülkedir. Bununla birlikte işgal altındaki bölgelerle olan sınırları ve deniz sınırları kapalıdır. Dolayısıyla Lübnan, kendi ulusal çıkarlarının sınırları dışında kimseye sınırlarını tamamen kapatamaz. Bu çıkarların da Lübnan hükümeti ve Dışişleri Bakanlığı tarafından her işbirliği talebinin çözümüyle birlikte belirlenmesi gerekiyordu. Lübnan’ın, Başbakan Necib Mikati hükümeti sırasında Suriye krizinin zirvesinde kendini uzaklaştırma ilkesini benimsediği unutulmamalı. Çünkü bu küçük ülke eksen oyununa ortak olamazdı” ifadelerini kullandı.
Hizbullah'a yakınlığıyla bilinen Lübnanlı yazar ve siyaset analisti Kasım Kasir ise konuyla ilgili olarak şunları söyledi:
“Hizbullah, Caesar Yasası ile doğrudan ilgilenmiyor, daha ziyade ABD yaptırımlarına karşı çıkıyor. Suriye'de faaliyet gösteren şirketleri yok, bu yüzden yasalar onu etkilemeyecektir. Silahsızlanma konusuna gelince konu şu anda ne IMF ne de Lübnan hükümeti tarafından tartışılıyor. Savunma stratejisini tartışmak için bir müzakere turu düzenleme çağrısı vardı, ancak ekonomik durum, halk hareketleri ve koronavirüs krizi nedeniyle ertelendi. Lübnan ve Suriye arasındaki ilişkiler önemli ve gerekli. Çünkü yasadışı geçişler, Suriyeli mülteciler ve ihracatı kolaylaştırmak gibi birçok dosyayla ilişkilidir. Suriye, Lübnan’ın Arap dünyasına açılan kapısının anahtarıdır. Caesar Yasası’na bakılmaksızın, Beyrut'un Şam ile koordinasyon kurması, oldukça önemli bir zarurettir.”



Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.


Gazze’de gönüllüler, savaşın yıkıntıları arasından yazılı mirasın geriye kalanlarını kurtarmaya çalışıyor

UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)
UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)
TT

Gazze’de gönüllüler, savaşın yıkıntıları arasından yazılı mirasın geriye kalanlarını kurtarmaya çalışıyor

UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)
UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)

Gazze'den bir grup gönüllü, Filistin topraklarındaki en eski ve en büyük kütüphanelerden birinin arazisinde, savaşın bedelini ödeyen ve zengin kültürel mirasın değerli bir parçasını temsil eden paha biçilmez eski kitapları kurtarmak için yoğun bir şekilde çalışıyor.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre diğer kültürel ve dini mekanlar gibi, Gazze Şeridi'nin en büyük ve en eski camisi olan Gazze Eski Şehri'ndeki Ömeri Camii'nin kütüphanesi de İsrail'in bombardımanında ciddi şekilde hasar gördü.

Bir zamanlar kilise olan 12’nci yüzyıldan kalma cami ise büyük ölçüde yıkıntıya dönüşmüş durumda.

Britanya Kütüphanesi'nin desteklediği bir miras koruma fonunu yöneten Hanin el-Umusi şunları söyledi:

“Kütüphanenin aldığı hasarın boyutunu görünce şok oldum. Çok acı bir manzaraydı. Kitapları kurtarmak için acele etmenin benim görevim olduğunu hissettim.”

AFP’ye konuşan Umusi, bir grup gönüllüyle birlikte kütüphaneyi kurtarmak için bir girişim başlattığını açıkladı.

Umusi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kütüphanenin batı kısmı, İsrail ile Hamas arasında 2023 yılının ekim ayında Hamas'ın daha önce eşi ya da benzeri görülmemiş saldırısının ardından iki yıl süren savaş sırasında Büyük Ömeri Camii'nin üç kez bombalanması sonucu yandı.”

Kütüphanede yaklaşık 20 bin kitap bulunduğunu, bunlardan sadece üç veya dört bin tanesinin kurtulduğunu belirten Umusi, “Büyük Ömeri Camii kütüphanesi, El-Aksa Camii Kütüphanesi ve Ahmed Paşa el-Cezar Kütüphanesi'nden sonra Filistin'in üçüncü büyük kütüphanesiydi. Hukuk, tıp, İslam fıkhı, edebiyat ve çeşitli diğer konularda çok çeşitli kitaplar içeren önemli bir tarihi kütüphaneydi” ifadelerini kullandı.

Gazze'nin uzun bir geçmişe sahip. Bu da Filistin topraklarını Kenan, Mısır, Pers ve Yunan gibi ardışık medeniyetlerin eserlerinin hazinesi haline getiriyor.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) geçtiğimiz yılın ekim ayı itibarıyla, savaşın patlak vermesinden bu yana 114 bölgede hasar olduğunu belgeledi. İsrail, iki yıllık savaş boyunca Gazze Şeridi'ne abluka uygulayarak, yıkıma uğramış Filistin topraklarında felaket boyutunda bir insani kriz ve gıda ve temel ihtiyaç maddelerinde kıtlığa neden oldu.

“Küf ve barut”

Eski taş kütüphanenin odalarından birinde, bir grup gönüllü, bazı kısımları yanmış, sayfaları sararmış bir kitabın kalıntılarını toplarken, içlerinden biri ‘küf ve barut kokusunun’ yükseldiğini belirtiyor. Bitişik odada ise Hanin eski bir kitabın tozlarına üfleyerek, “Bu nadir ve tarihi kitapların durumu içler acısı. Çünkü 700 ila 800 günden fazla bir süredir terk edilmiş durumdalar. Kitaplarda büyük hasar ve barut izleri görebiliyoruz” diye ekliyor.

BM’den bağımsız bir komisyon, 2025 yılının haziran ayında yayınladığı bir raporda, İsrail'in Gazze'deki okullara, dini ve kültürel mekanlara yönelik saldırılarının savaş suçu teşkil ettiğini açıkladı.

BM İşgal Altındaki Filistin Toprakları Hakkında Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu raporunda, “İsrail, Gazze'deki eğitim sistemini tahrip etmiş ve Gazze Şeridi'ndeki dini ve kültürel mekanların yarısından fazlasına zarar vermiştir” ifadeleri yer aldı.

Bu rapora, BM komisyonunu ‘BM İnsan Hakları Konseyi'ne (BMİHK) bağlı, önyargılı ve siyasallaşmış bir mekanizma’ olarak nitelendirerek yanıt veren İsrail, raporu ‘Gazze savaşı hakkındaki yanlış anlatısını desteklemek için yapılan bir başka girişim’ olarak değerlendirdi.


İsrail'in Gazze'nin güneyine düzenlediği hava saldırısında bir Filistinli öldü

Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)
Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'nin güneyine düzenlediği hava saldırısında bir Filistinli öldü

Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)
Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)

Gazze Şeridi'nin çeşitli bölgelerinde İsrail güçlerinin bugün düzenlediği topçu ateşi ve silahlı saldırıda bir Filistinli vatandaş öldü, birçok kişi ise yaralandı.

Filistin Haber Ajansı (WAFA) tıbbi kaynaklara dayandırdığı haberinde, Han Yunus'un güneyindeki Ard el-Limon bölgesini hedef alan bombalı saldırıda 27 yaşında bir adamın öldüğünü ve naaşının Nasır Tıp Kompleksi'ne kaldırıldığını bildirdi.

Ayrıca, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Ebu Hüseyin Okulu yakınlarında İsrail insansız hava aracı (İHA) ateşiyle bir Filistinli yaralandı; Han Yunus'un güneyindeki Kizan Ebu Reşvan bölgesinde ise bir kız çocuğu İsrail'in açtığı ateş sonucu yaralandı.

 Filistinliler, Han Yunus'ta 19 Şubat'ta İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden bir akrabaları için yas tutuyor (DPA)Filistinliler, Han Yunus'ta 19 Şubat'ta İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden bir akrabaları için yas tutuyor (DPA)

İsrail uçakları, Gazze şehrinin doğusunda ve Han Yunus'un doğusundaki "sarı hat"ın doğusunda hava saldırıları düzenledi. Bu saldırılar, savaş uçaklarının yoğun alçak irtifa uçuşlarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti. İsrail güçleri, Han Yunus'un doğusundaki yerleşim binalarını yıktı ve Gazze şehrinin doğusundaki Şucaiyye mahallesinin doğusundaki ve Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc kampının doğusundaki bölgeleri bombaladı.

Güney Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'ta, yerinden edilmiş Filistinlilerin barındığı derme çatma bir kampta, çocuklar sular altında kalmış bir sokaktan geçiyor (AFP)Güney Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'ta, yerinden edilmiş Filistinlilerin barındığı derme çatma bir kampta, çocuklar sular altında kalmış bir sokaktan geçiyor (AFP)

İsrail güçleri ayrıca Gazze şehrinin güneydoğusundaki Zeytun mahallesinin doğusunda da defalarca ateş açtı, ancak şu ana kadar bu bölgede herhangi bir yaralanma veya ölüm bildirilmedi.

Şarku’l Avsat’ın WAFA'dan aktardığına göre 11 Ekim'deki ateşkesin ardından İsrail güçleri 615 Filistinliyi öldürdü ve bin 658 Filistinliyi de yaraladı.