Askeri Basın Sözcüsü: DEAŞ artık Irak için bir tehdit değil

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi’nin Askeri Basın Sözcüsü Albay Yahya Resul
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi’nin Askeri Basın Sözcüsü Albay Yahya Resul
TT

Askeri Basın Sözcüsü: DEAŞ artık Irak için bir tehdit değil

Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi’nin Askeri Basın Sözcüsü Albay Yahya Resul
Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi’nin Askeri Basın Sözcüsü Albay Yahya Resul

Irak, Suriye-Irak sınırının her iki tarafında da aldığı yenilgilerin ardından bu yılın başlarından bu yana saflarını büyük ölçüde yeniden düzenlediği belirtilen DEAŞ’ın artan faaliyetlerine tanıklık ediyor. Ancak Irak ordusu yönetimi, terör örgütünün artan faaliyetlerinden endişe etmiyor. Irak Başbakanı Mustafa el-Kazimi’nin Askeri Basın Sözcüsü Albay Yahya Resul, DEAŞ’ın eskisi gibi Irak'a yönelik bir tehdit oluşturmadığını vurgulayarak örgüt hücrelerinin ‘neredeyse bittiğini’ söyledi. Albay Resul, “(DEAŞ) artık şehirlerimizi ve vatandaşlarımızı tehdit edemez” ifadelerini kullandı.
Ancak ‘DEAŞ’ın geri dönüş’ tehlikesiyle ilgili kaygıların açıkça ifade edilmemesi, Irak ordusunun, ülkenin farklı bölgelerindeki DEAŞ üyelerinin saklandıkları noktalara yönelik son haftalarda başlatılan onlarca güvenlik operasyonunun gösterdiği üzere bu tehdidin ciddiye alınmadığı anlamına gelmiyor. 
Albay Resul, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, bu operasyonların ‘ilerleme kaydetmek’ amaçlı olduğunu ve istihbarat bilgilerine dayanarak yapıldığını söylemesi, Irak güvenlik birimlerinin yıllardır Irak’ta ve Uluslararası Koalisyon’un DEAŞ’a karşı desteklediği Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) örgütün hücrelerine karşı yürüttüğü operasyonlarla Suriye’de yaptıkları soruşturmalar sonucunda DEAŞ hücreleriyle ilgili büyük miktarda bilgiye sahip olduğuna işaret etti.
Albay Resul, Başbakan ve Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Mustafa el-Kazimi’nin (eski İstihbarat Direktörü) başkanlığındaki Bakanlar Kurulu’nun talimatıyla bu ayın başlarında, Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Basın Sözcüsü olarak görevlendirildi.
Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Irak ordusunun DEAŞ hücrelerine karşı yürüttüğü operasyonlardan bahseden Albay Resul, “Irak güvenlik güçleri, terörist çeteleri yendikten sonra istihbarat çalışmalarını yoğunlaştırdı ve önleyici operasyonlara başladı. Örgütün birkaç lideri ve unsuru tutuklandı. Ayrıca özellikle bu terörist çeteleri finanse edenler de yakalandı” ifadelerini kullandı. Bu yıl 16 Ocak'ta tutuklanan teröristlerden birinin, sözde ‘DEAŞ müftüsü’ olduğunu da sözlerine ekleyen Albay Resul, bu teröristin ‘Şeriat Komitesi’ olarak adlandırılan sözde kurumun sorumlusu olduğunu ifade etti. Kod adı Ebu Abdulbari olan teröristin, ‘Şifa en-Niğme’ olarak bilinen DEAŞ müftüsü olduğunu söyleyen Albay Resul, bu kişinin güvenlik güçlerine karşı provokatif ifadeleriyle tanındığını ve Musul kentindeki birçok camide imam-hatip olarak çalıştığını belirtti. Bu kişinin DEAŞ çetelerinin önde gelen liderlerden biri olarak kabul edildiğini aktaran Albay Resul, DEAŞ’a biat etmeyi reddeden akademisyenlerin ve din adamlarının infaz edilmesine yönelik yayınlanan fetvaların da sorumlusu olduğunu açıkladı. Albay Resul ayrıca Musul’da Yunus Peygamberin türbesinin bombalanması fetvasının da bu kişi tarafından verildiğini söyledi. DEAŞ üyeleri, Temmuz 2014'te Musul'u ele geçirdikten sonra türbeyi havaya uçurmuştu.

Silahlı Kuvvetler Başkomutanı Basın Sözcüsü Albay Resul şöyle devam etti:
“Güvenlik güçleri, zaman zaman aralarında Zafer İradesi Operasyonu, Irak Kahramanları Operasyonu ve Cezire Aslanları Operasyonu’nun da bulunduğu çok sayıda kapsamlı askeri operasyon gerçekleştirdi. Bu operasyonlar, istihbarat çalışmaları ve güvenlik birimlerinin liderlerinin belirli alanlardaki koşulları genel olarak değerlendirmesine bağlıdır.”
Bununla birlikte bu operasyonlarla DEAŞ’ın Irak'ta hiçbir alanı kontrol etmediğini vurgulayan Albay Resul, “Irak topraklarında DEAŞ’a yer yok. Bu örgütün çeteleri Irak’ın hiçbir bölgesini kontrol etmiyor. Güvenlik güçlerimiz, teröristlerin etki alanlarına ulaşmasını veya minyatür de olsa yeniden bir örgütlenmeye gitmesini önlemek için dağlardaki ve çöl bölgelerindeki terör yuvalarına karşı operasyonlar yürütüyor” diye konuştu.
Albay Resul, DEAŞ üyelerinin hangi  dağlarda ve çöl bölgelerinde aktif olduğunu belirtmezken uzman raporları, örgüt üyelerinin başta Salahaddin, Kerkük ve Erbil bölgelerindeki dağlık bölgelerde bulunan mağaralarda ve Enbar’dan Ninova’nın kuzeyine uzanan çöl bölgesindeki kuytu noktalarda saklandıklarına işaret etti. Söz konusu raporlara göre örgüt ayrıca Bağdat’ın kuzey bölgelerindeki hücrelerini de canlandırmaya çalışıyor.
Öte yandan örgüt son zamanlarda, Irak hükümeti ile koordinasyon halinde olanlar” şeklinde tanımlanan kişilerin kaçırılmalarına ve infazlarına dair üyelerinin güçlü faaliyetlerini gösteren görseller yayınladı.

Ancak Albay Resul bu konuyla ilgili olarak şu değerlendirmede bulundu:
“DEAŞ, birçok eski video kayıtlarını yayınlayarak medyada ön plana çıkmaya çalışıyor. Buna karşın Irak Silahlı Kuvvetleri de örgütün kalıntılarını ortadan kaldırmak için istihbarat çalışmalarını sürdürüyor. Güvenlik güçleri, basit bile olsa her türlü ihlale sert bir şekilde karşılık verir. DEAŞ üyeleri bazen doğrudan çatışmaya girerken bazen de vur-kaç yöntemine başvuruyorlar. Güvenlik güçlerimiz de onları takip eder ve ya etkisiz hale getirir ya da tutuklar. Yine DEAŞ üyeleri bazen rastgele patlayıcı tuzaklar kurarlar. Bu saldırılar ağır kayıplara neden olmasa da yere düşen her damla kanın bizim için değerli olduğu unutulmamalı.”
 DEAŞ’ın eylemlerini artırması ve kontrolü altındaki şehirleri birer birer kaybettiği 2014'te yaptıklarını tekrarlaması olasılığına dair korkularla ilgili bir soru üzerine Irak Silahlı Kuvvetleri’nin böyle bir şey tekrarlanmasına izin vermeyeceğini vurgulayan sözcü, söz konusu olasılığı reddetti. DAEŞ'ın terörist çetelerinin ‘neredeyse bittiğinin’ ve eskisi gibi geri dönemeyeceğinin altını çizen Albay Resul, “Bu çetelerin artık şehirlerimizi ve vatandaşlarımızı tehdit edemediğini ve Irak güvenlik güçlerinin meydana gelebilecek herhangi bir ihlale karşı büyük bir deneyime sahip olduklarını teyit ediyoruz. Bir takım ihlaller olsa bile, herhangi bir güç veya etkiye sahip olmayacağından eminiz” yorumunda bulundu.
Haşdi Şabi’nin DEAŞ’a yönelik operasyonlara Irak Savunma Bakanlığı'nın gözetimi altında mı yoksa ayrı olarak mı faaliyet yürüttüğüne ilişkin bir soruyu ise Albay Abdullah, “Haşdi Şabi, Irak askeri sisteminin bir parçası ve örgütün kalıntılarını takip etmek için operasyonlar yürütmek üzere ordu ve güvenlik güçleriyle birlikte çalışıyor. Ortak Operasyonlar Komutanlığı, ister Haşdi Şabi ister diğer güvenlik ortakları olsun, tüm güvenlik güçlerine komuta ediyor” şeklinde yanıtladı.



Lübnan İsrail'in model bölgeler konusundaki tutumunu bekliyor

Dün Güney Lübnan'ın Nebatiye şehrinde İsrail’in daha önce düzenlediği hava saldırılarında hasar gören binaların enkazının ortasından scooterıyla geçen bir adam (AP)
Dün Güney Lübnan'ın Nebatiye şehrinde İsrail’in daha önce düzenlediği hava saldırılarında hasar gören binaların enkazının ortasından scooterıyla geçen bir adam (AP)
TT

Lübnan İsrail'in model bölgeler konusundaki tutumunu bekliyor

Dün Güney Lübnan'ın Nebatiye şehrinde İsrail’in daha önce düzenlediği hava saldırılarında hasar gören binaların enkazının ortasından scooterıyla geçen bir adam (AP)
Dün Güney Lübnan'ın Nebatiye şehrinde İsrail’in daha önce düzenlediği hava saldırılarında hasar gören binaların enkazının ortasından scooterıyla geçen bir adam (AP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Washington'da sürdürülen Lübnan-ABD-İsrail müzakerelerinin ülkesinin güneyinde istikrarı yeniden tesis etmek ve devlet otoritesini uluslararası alanda tanınan sınırlara kadar yaymak için gerekli güvenlik düzenlemelerini ele aldığını açıkladı. Avn, güvenlik düzenlemeleri çerçevesinde gündeme gelen ‘model bölgeler’ konusundaki araştırmaların İsrail tarafının onayı beklentisiyle sürdüğünü de belirtti.

Dünkü müzakere oturumunda Lübnanlı müzakereciler, ABD’nin baskısıyla, İsrailli meslektaşlarından Hizbullah'ın askeri varlığından arındırılmış ‘model bölgeler’ oluşturulmasının ilk uygulama adımı olarak Litani Nehri'nin kuzeyindeki işgal altındaki topraklardan ilk İsrail kuvvetleri çekilmesini gerçekleştirme onayını kopardı.

Bu tur, son derece gergin bir atmosferde yürütüldü. İsrail'de Trump yönetiminin İran rejimiyle vardığı mutabakat muhtırasına karşı öfke patlaması yaşanırken İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümeti Hizbullah ile süren savaşa son verme ve İsrail ordusunun Lübnan'ın işgal altındaki topraklarından çekilmesi için yoğun çabalar gösterme konusunda baskıyla karşılaştı.


Irak, İHA kullanımını “terörle mücadele yasası” kapsamına aldı

İHA saldırısı olduğundan şüphelenilen bir saldırının ardından Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanları izleyen Iraklılar, 1 Nisan 2026 (AFP)
İHA saldırısı olduğundan şüphelenilen bir saldırının ardından Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanları izleyen Iraklılar, 1 Nisan 2026 (AFP)
TT

Irak, İHA kullanımını “terörle mücadele yasası” kapsamına aldı

İHA saldırısı olduğundan şüphelenilen bir saldırının ardından Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanları izleyen Iraklılar, 1 Nisan 2026 (AFP)
İHA saldırısı olduğundan şüphelenilen bir saldırının ardından Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanları izleyen Iraklılar, 1 Nisan 2026 (AFP)

Irak Yüksek Yargı Konseyi, yetkili mahkemelere insansız hava aracı kullanıcıları hakkında ‘terörle mücadele yasası’ hükümlerini uygulamaları yönünde talimat verdiğini açıkladı.

Konsey tarafından dün yapılan açıklamada ‘yetkili mahkemelere, yasaya aykırı amaçlarla kullanılan insansız hava araçlarını üreten, kullanan veya bulunduran herkese 2005 tarihli ve 13 sayılı Terörle Mücadele Kanunu hükümlerini uygulamaları yönünde talimat verildiği’ belirtildi.

Söz konusu yasa, Irak'ta ‘ulusal birliği ve toplum güvenliğini tehdit eden terör suçlarında ve eylemlerinde failleri yargılamak’ için başvurulan temel mevzuat olup fiili uygulayıcılar, kışkırtıcılar, planlayıcılar ve finansörler hakkında idam cezasına kadar hükmedilmesine olanak tanıyor.

Bir güvenlik yetkilisi, Yüksek Yargı Konseyi'nin bu talimatının özellikle silahlı grupların faaliyetlerini kısıtlamayı hedeflediğini vurguladı.

Başta Hizbullah Tugayları ve Nüceba olmak üzere çeşitli gruplar silahların devlet tekeline alınması planını reddediyor. İran ise yakın zamanda kendi tutumunun "anlaşılmasını" talep ettiğini duyurdu.


İsrail'in Mescid-i Aksa’nın idaresi üzerindeki kontrolünü güçlendirme girişimleri endişeleri artırıyor

Doğu Kudüs'te Mescid-i Aksa kubbesi ile Kubbetu's-Sahra'nın bir bölümünden görünüm (AFP)
Doğu Kudüs'te Mescid-i Aksa kubbesi ile Kubbetu's-Sahra'nın bir bölümünden görünüm (AFP)
TT

İsrail'in Mescid-i Aksa’nın idaresi üzerindeki kontrolünü güçlendirme girişimleri endişeleri artırıyor

Doğu Kudüs'te Mescid-i Aksa kubbesi ile Kubbetu's-Sahra'nın bir bölümünden görünüm (AFP)
Doğu Kudüs'te Mescid-i Aksa kubbesi ile Kubbetu's-Sahra'nın bir bölümünden görünüm (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Kudüs'teki Mescid-i Aksa ile ilgili herhangi bir karar alınmadığını ve oradaki ‘statükoyu’ değiştirme niyeti bulunmadığını defalarca kez öne sürmesine karşın Mescid-i Aksa çevresinde yaşanan her gelişme bunun tam tersini ortaya koyuyor.

İsrail, fiili durum itibarıyla Mescid-i Aksa’nın güvenliğini kontrol ediyor. Oysa onlarca yıldır uluslararası ve ikili anlaşmalar çerçevesinde gözetim hakkına sahip olan Ürdün Haşimi Krallığı'na bağlı İslam Vakıfları İdaresi Mescid-i Aksa’nın yönetiminden sorumlu.

Bununla birlikte İsrail, bu idareyi sessiz sedasız hedef alarak sahadaki fiili gerçeklikleri değiştirmeye çalışıyor.

Filistin yönetimine bağlı Kudüs Valiliği Vali Vekili Maruf er-Rifai, salı günü ‘İsrail'in İslam Vakıfları İdaresi’ni ve çalışanlarını sürekli olarak hedef aldığını, bu durumun idarenin mescitteki rolünü ve yönetim işlevini yerine getirme kapasitesini tehdit ettiğini’ söyledi.

sdc
İran, İsrail ve ABD arasında ateşkes anlaşması imzalanmasının ardından Kudüs’ün Eski Şehri’ndeki El-Aksa Camii avlusunda bir işçi, alanı temizliyor (AP)

Rifai açıklamasında işgal makamlarının Mescid-i Aksa içindeki görevli ve personel sayısını sistematik biçimde azaltma politikası izlediğini teyit etti. Buna göre her vardiyada 50 kişi olması gereken görevli sayısı 20'ye düşürüldü. Bu durum yıllardır Mescid-i Aksa’nın güvenlik sisteminin karşılaştığı en ağır krizlerden biri.

Rifai, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu tarihi, keskin ve emsalsiz gerileme, 37'den fazla görevli ve personelin mescitten uzaklaştırılması ve Batı Şeria'dan gelen 30 idari personelin erişim izninin iptal edilmesi dahil bir dizi keyfi uygulamanın ürünüdür. Bu durum, idari, teknik ve hizmet boyutlarıyla Vakıflar İdaresi’nin farklı birimlerinde açık bir felce uğrattı.”

Rifai, söz konusu uygulamaların İslam Vakıfları İdaresi’nin rolünü zayıflatmayı ve mescidin yönetim kapasitesini engellemeyi hedefleyen daha kapsamlı bir İsrail politikasından bağımsız değerlendirilemeyeceğini vurguladı.

Açıklamaya göre İsrail, Vakıflar Dairesi'nin bakım ve restorasyon çalışmaları yapmasını engellemeye devam ediyor. Mescid-i Aksa avlusunda zorunlu olan basit işleri bile sekteye uğratıyor. Öte yandan polis, İmam Gazali Kubbesi, Daru'l-Hadis eş-Şerif, Süleyman Kubbesi ve Musa Kubbesi gibi yapılar için güvenlik bahanesiyle Mescid-i Aksa'daki tesis ve tarihi alanlara el koyma politikasını artırarak sürdürüyor.

Rifai, “Tüm bunlar Mescid-i Aksa içinde yeni fiili gerçeklikler dayatmaya yönelik tehlikeli bir eğilimi yansıtıyor” diye vurguladı.

Tüm bunlar, işgal polisi ile aşırı sağcı ‘Tapınak’ grupları arasında emsalsiz bir koordinasyon düzeyini yansıtan başka adımlarla eş zamanlı gerçekleşti. İşgal polisi 3 Haziran'da ‘Tapınak Dağı Birimi’ olarak adlandırdığı yapıya yeni gönüllüler kazandırmayı hedefleyen bir kampanya başlattı. Söz konusu birim, yerleşimcilere eşlik ederek mescide baskınlarını güvence altına almak ve onları korumakla görevlendiriliyor.

Rifai, bu yönelimin işgalci İsrail’in Mescid-i Aksa içinde aşırılıkçı grupların nüfuzunu genişletmeye çalıştığını açıkça ortaya koyduğunu vurguladı. Bu girişim, İslam Vakıfları İdaresi’nin rolünü kısıtlama ve çalışmalarını engelleme girişimleriyle eş zamanlı yürütülüyor. Böylece Mescid-i Aksa ve ona bağlı alanların İsrail’in kontrolüne geçirilmesi projesine zemin hazırlanıyor.

Mescid-i Aksa üzerindeki egemenlik savaşı

Mescid-i Aksa üzerindeki egemenlik mücadelesinin geçmişi çok eskilere uzanıyor. Bu mücadele İsrail'in kurulması kararından önce başladı. Siyasi, güvenlik ve çok cepheli hassasiyetler olmasaydı İsrail bu meseleyi çok daha erken çözüme kavuşturmuş olabilirdi.

Ürdün Dışişleri Bakanlığı'na göre hikâye 1924 yılında Şerif Hüseyin bin Ali döneminde başladı. Mescid-i Aksa'nın tüm hakları o dönemde kendisine bırakıldı. Bu gelenek, 1954 yılında Mescid-i Aksa ve Kubbetu's-Sahra'nın imarı için bir komisyon kuran merhum Kral Hüseyin bin Talal döneminde de sürdü. Ürdün'e bağlı İslam Vakıfları İdaresi, bu kutsal mekanlar üzerinde gözetim yetkisini elinde bulunduran son dini idari otorite olması nedeniyle bu uygulama İsrail'in Kudüs'ü işgalinin ardından da devam etti. Ürdün'ün 1988'de Batı Şeria ile yasal ve idari bağını kopardığını ilan ettiğinde, kentin bir boşluğa düşmesine ya da işgalin buraya sızmasına zemin hazırlamamak amacıyla Kudüs şehri bu kararın kapsamı dışında tutuldu.

Ürdün, 1994'te İsrail ile imzaladığı ‘Vadi Arabe Barış Anlaşması’ uyarınca Kudüs'teki dini işlere ilişkin gözetim hakkını korudu.

2013 yılının mart ayına gelindiğinde Ürdün Kralı Abdullah ile Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Filistin’deki Kudüs ve kutsal mekânlar üzerinde Ürdün Haşimi Krallığı'nın ‘vesayet ve savunma hakkını’ teyit eden bir anlaşma imzaladı.

xsdfv
Kudüs’teki Mescid-i Aksa avlusunda, Kubbetu’s-Sahra yakınlarında sabah namazını kılan cemaat (AFP)

Filistin Yönetimi Ürdün'ün kutsal mekânlar üzerindeki gözetim rolünü kabul ediyor, ancak bu durum İsraillilerin hiç hoşuna gitmiyor.

İsrail, yıllar içinde Mescid-i Aksa üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdı, İslam Vakıfları İdaresi’nin rolüne karşı girişimlerde bulundu, her olayı mekân üzerindeki tam hâkimiyetini sergileme fırsatına dönüştürdü. Savaşlar ve dini bayramlar sırasında Müslümanların Mescid-i Aksa’ya erişimini engelledi. Erişimi kısıtladı ve belirli yaş ve kategorilerin yalnızca belli zamanlarda girebileceğini belirledi.

İsrail hükümetleri Mescid-i Aksa’ya baskınları destekledi. Bakanlar bu baskınlara öncülük etti. Hem İsrailli hem Filistinli taraflar, 1969 yılında Mescid-i Aksa içinde yer alan Kıble Mescidi’nin yakılması olayından başlayarak 2000 yılındaki Mescid-i Aksa İntifadası'na, ‘Aksa Hareketi’ ve ‘Kapılar Savaşı’ gibi küçük çaplı çatışma ve intifadalara, 2021'de Gazze'de Hamas ile yaşanan toğyekun savaşa ve son olarak Hamas'ın büyük ölçüde Mescid-i Aksa ile ilgili gerekçelerle başlattığı ‘Aksa Tufanı’ adını verdiği 7 Ekim’de başlayan savaşa kadar uzanan süreçte kutsal mekândan kaynaklanan pek çok çatışmayı birlikte deneyimledi.

cfvrbg
Aşırı sağcı İsrailli Bakan Itamar Ben-Gvir, geçtiğimiz perşembe günü Kudüs’ün Eski Şehir bölgesinde bulunan Mescid-i Aksa avlusunda İsrail bayrağıyla poz verirken (Reuters)

Filistinliler, Ürdünlüler ve tüm Müslümanlar Mescid-i Aksa'yı İslam dininin üçüncü en kutsal mekânı olarak benimseyip tüm Müslümanlara ait olduğunda ısrar ederken fanatik Yahudi gruplar bir gün orada ‘Tapınak’ inşa edeceklerini söylüyor.

İsrail’in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı İtamar Ben Gvir, son iki yılda Mescid-i Aksa’ya düzenlenen çok sayıdaki baskına öncülük etti. Orada Yahudi inancına göre ibadet etti ve ‘Tapınağın yıkılışı’ olarak adlandırdıkları yıldönümünde başkalarını da burada ibadet etmeye teşvik ederek Mescid-i Aksa’da ‘hâkimiyet ve egemenlik’ kuracağı vaadinde bulundu.

İsrail Başbakanı Netanyahu, Mescid-i Aksa’nın statükosunun değişmeyeceğini söylese de İsrail'de pek çok kesim Ben Gvir ve Yahudi yerleşimcilerin bu statükoyu fiilen ihlal edip değiştirdiğini öne sürdü.

Filistin meselesine ilişkin sürdürülen çok sayıda müzakere sürecinde Mescid-i Aksa üzerindeki İslami egemenliğe son verilmesini, İslam Vakıfları İdaresi’nin feshedilmesini ve Mescid-i Aksa’nın denetimini İslam Vakıfları İdaresi’nin yerine işgal devletinin de dahil olduğu uluslararası bir kurula devredilmesini öngören ve ABD tarafından hazırlandığı belirtilen bir plana dair haberler sızdı. Ancak ABD, böyle bir plandan haberdar olmadığını savunurken İsrail, herhangi bir yorum yapmadı.