Topluma entegrasyon ve geri dönüş arzusu arasında İsrail’deki Lübnanlıların kaderi

İsrail’deki Lübnanlılar meselesiyle görevli Piskopos Musa el-Hac (Independent Arabia)
İsrail’deki Lübnanlılar meselesiyle görevli Piskopos Musa el-Hac (Independent Arabia)
TT

Topluma entegrasyon ve geri dönüş arzusu arasında İsrail’deki Lübnanlıların kaderi

İsrail’deki Lübnanlılar meselesiyle görevli Piskopos Musa el-Hac (Independent Arabia)
İsrail’deki Lübnanlılar meselesiyle görevli Piskopos Musa el-Hac (Independent Arabia)

Amal Şehade
İsrail’in Lübnan’ın güneyinden sürpriz şekilde geri çekilmesinin 20. yıldönümü münasebetiyle sınırın her iki tarafında etkinlikler düzenleniyor.
Kiryat  Shemona, Nahariyah, Metula, Safad ve Tiberya gibi Lübnan sınırına yakın birçok İsrail kasabasında yaklaşık 3 bin 600 Lübnanlı yaşıyor.
Söz konusu vatandaşların bazıları hala zor ekonomik ve toplumsal koşullardan mustarip. Bazıları ise İsrail’e tamamen entegre olmuş durumda. Bu Lübnanlıların çoğunluğu, bu kasabalarda doğdu ya da çocukken buralara geldi, ancak hiçbirisi Lübnan hakkında herhangi bir şey hatırlamıyor.
Bu vatandaşlar, üst düzey mevkilere yükselmeden çeşitli mesleklerde çalışıyor. Ancak İsrail ordusuna katılmış toplam 32 genç ve kadın da bulunuyor. Bunlar, bazılarının dediği gibi ‘İsrail’de saatli bir Lübnan bombası’.
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre, İsrail’deki Lübnanlılar meselesiyle görevli Piskopos Musa el-Hac, yaptığı açıklamada, “Lübnanlı yetkililerle yaptığım görüşmeler, sadece durmakla kalmadı, artık bunlar için bir yer de yok. Vatandaşların büyük çoğunluğu, şartlı veya şartsız Lübnan’a dönmeyi reddediyor. Onların geri dönüşleri neredeyse imkansız. Geçen yıl bazıları tereddütlüydü ama Lübnan’ın tanık olduğu zor koşullar çerçevesinde kararları artık kesin. Lübnan, onlar için artık geri dönüş adresi olarak görülmüyor” dedi.

İsrail’deki Lübnan topluluğu
Son 20 yıl içerisinde Lübnanlılar, İsrail toplumuna entegre oldu. Çoğu, evlerinin dışında da İbranice konuşacak düzeye ulaşarak tüm yönleriyle bir Yahudi yaşamı sürmeye başladılar. Lübnanlı mı ya da Yahudi mi oldukları arasında ayrım yapmak ise zor.
Yahudi toplumuna karışmak, çocukluk döneminde başladı, daha sonra eğitim ve üniversite dönemlerine sıçradı. 1948 sınırlarındaki Filistinlilerin, onları kasabalarına kabul etmeyi ve onlarla yaşamayı reddetmeleri sonrasında İsrail kasabalarında ev ve iş aramak dışında başka seçenekleri kalmadı. Yalnızca bu durum bile Yahudi topluluğuna karışmaya başlamalarının bir nedeni oldu.
İlk on yıl boyunca birçoğu, Lübnan’a dönmek için aralıksız çabalar sarf etti ve bunu başaramayanlar, ya bir Avrupa ülkesine ya da ABD’ye göç etti. Bugün ise hiçbiri artık ülkelerine geri dönmek istemiyor. Bu durum ise İsrail’de Lübnan toplumu olarak tanınmalarını sağladı. Bu çerçevede Piskopos el-Hac, “Bunların arasında, 2000 yılında İsrail’e gelen ve tutuklanma korkusu dolayısıyla Lübnan’a dönmeyen yaşlıların sayısı ise oldukça az. Beyrut’a dönme tutkuları olduğu doğru, ama bunu istemiyorlar çünkü oradaki akıbetlerinden korkuyorlar. Lübnanlı yetkililerle bu hususta yaptığım son görüşmelerde, geri dönmek isteyen onlarca kişinin affedilmesini talep ettim. Bununla birlikte ülkedeki hızlı gelişmeler, sorunun ertelenmesi ve cesur ve kararlı kararlar alınamaması, meselenin yeniden tartışılması, geri dönüş talebinden uzaklaşılması durumları ortaya çıktı” ifadelerini kullandı.
Piskopos, vatandaşların karşısındaki olasılığın, yabancı bir ülkeye göç etmek, orada çocukları için Lübnan’a girmelerini sağlayan bir vatandaşlık elde etmek olduğunu belirtti. Piskopos el-Hac’a göre gençler ise, burada topluma uyum sağladılar ve İsrail’den ayrılmak istemiyorlar.
Gençlerin, İsrail ordusuna katılmasının tehlikelerine de değinen Piskopos, “ Bu bizi de endişelendiriyor. Çocukları İsrail ordusuna katılacak onlarca aile için büyük çabalar gösterdik. Böyle bir kararın beklenen tehlikelerini önlerine sunmamızın ardından bundan geri adım attılar. Ama ne yazık ki orduya katılanlar var. Onlara nedenlerini sorduğumuzda, orduya katılarak, ev ve eğitim gibi orduya dahil olmayanlara verilen haklar elde ettiklerini söylediler. Ne yazık ki hepsini ikna edemedik. Bu durum,  onların İsrail toplumuna ne düzeyde entegre olduklarını gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.
Piskopos, bir din adamı olarak hayatlarının birçok kişisel yöne müdahale edemeyeceğini de söylerken, yaşamsal zorlukları hafifletmek için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışacağını vurguladı.

‘Güney Lübnan Ordusu İçin Adalet’
2000 yılında İsrail’e ulaşmalarından bu yana çoğu Lübnanlının endişe duyduğu sorunların başında, üst düzey subaylar ve sıradan askerler arasındaki ayrım geliyor. Subaylar, iyi bir yaşam standardına sahip Yahudi kasabalarında lüks evler ve villalara sahip olup, ordudan ve Şin Bet’ten tazminatlar alırken, Lübnan’ın güneyindeki yüzlerce asker, aynı imkana sahip değil ve geçimlerini sağlayamıyor. Nitekim savaşları 20 yıl önce başladı ve hala da devam ediyor.
O dönemlerde ‘Güney Lübnan Ordusu’ lideri General Antoine Lahad’ın ofisinin başkanı, ayrımcılıkla karşı karşıya kalanlardan biri oldu. Lahad, 3 yıl önce de diğer bazı isimlerle birlikte, Lübnanlı ve İsrailli subaylardan oluşan, kendilerini ‘Güney Lübnan Ordusu İçin Adalet’ olarak tanıtan bir grup kurdu. Independent Arabia’ya konuşan ve isminin açık şekilde verilmesini istemeyen K. A., “Durumumuza ilişkin gerçekler gizlenemez. 20 yıl uzun bir dönem. Bugün genç erkek ve kadınların İsrail toplumuna entegrasyonundan şaşkın bir şekilde bahsedilemez. İsrail’de doğan veya buraya çocuk olarak gelenlerin büyük çoğunluğu, Lübnan hakkında hiçbir şey hatırlamıyor. Onlar, Beyrut’u diğer Arapların bildiği gibi televizyonlardan tanıyor. Eğer onları Lübnan’a bağlayan bir şey varsa, oradaki akrabalarıdır. Ancak bu bağlantı onları Lübnan’a dönüş yollarını aramaya itmiyor” ifadelerini kullandı.
K. A., “En önemli durum, başta konut olmak üzere bir dizi talebi güvence altına almak için hükümete ve Savunma Bakanlığı’na sunduğumuz planı aydınlatmaktır” dedi.
Aralarında İsrailli subayların bulunduğunu da söyleyen yetkili, hükümet yetkililerine ulaşmalarına yardımcı oldukları için onlara ihtiyaç duyduklarını belirtti.
Bugün bu grubun taleplerini ele alacak önemli isimlerden biri olan Benny Gantz, 20 yıl önce Lübnan’daki İrtibat Birimi lideri olarak görev yapmış ve 2000 yılında Lübnan’dan çıkan son İsrailli subay olarak kaydedilmişti. Geri çekilme hususunda kendisiyle son konuşmamızda, bu durumu savunmakta istekli değildi. Aksine söz konusu askerlerle müşteri gibi ilgilenildiği hususunda bir soruya yanıt verirken kekelemişti.
3 yıl önce ortaya koyulan taleplerinin yerine getirilmemesine rağmen bugün bu hususta çok şey ortaya koyuldu. Belki de bunların da kaderi, 2000 yılından bu yana ortaya koyulan taleplerle aynı olacak ve İsrail bu taleplere kulak asmayacak.

1948 Filistinlileriyle evlilik
48 Filistinlilerinin çoğunluğu, 2000 yılında ülkelerine gelen Lübnanlıları boykot etti, Arap kasabalarına ve okullarına girmelerini kabul etmedi. O dönem boyunca gösteriler yapıldı ve kapılar Lübnanlıların yüzlerine kapatıldı. Lübnanlılara, İsrail ajanı olarak davranıldı, onlara yönelik her türlü sempatiye karşı çıkıldı. Güney Lübnan’dan gelen bazı ailelerde, 48 yılında göç etmeyi reddeden Filistinlilerin akrabaları da bulunuyordu. Bu aileler arasındaki görüşmeler, 48 Filistinlileri arasında tepkilere yol açacağı dolayısıyla gizlendi.
20 yıl sonra bugün koşullar değişti. Lübnanlıların Yahudi kasabalarına entegrasyonunun Arap kasabalarındaki konut sorunundan kaynaklandığı doğru. Ancak günlük yaşam, onların bir araya gelmesine izin verdi.
Hayfa, Yafa ve Tel Aviv gibi şehirlerde yaşayan ve Arap aileleriyle ilişkiler kuran Lübnanlı aileler mevcut. Ancak bir araya gelme durumu, bu şehirlerdeki Lübnanlılarla sınırlı değil. 1948 Filistinlileri arasından yüzlerce genç, üniversitelerde veya işyerlerinde Lübnanlı yaşıtlarıyla tanıştı. İki taraf arasında ilişki kurulmasında hiçbir sorun yoktu. Bu ilişkiler aralarında bir dizi evliliğe doğru uzandı. Nihayetinde Lübnanlı kızların çoğu, Filistinlilerle evlendi. Bu nedenle Arap kasabalarındaki bu genç aileler, ülkeye varışlarının ilk 10 yılı boyunca yasaklı bir şekilde yaşadı.



Papa Francis, Lübnan'a "olağanüstü bir ziyaret" yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
TT

Papa Francis, Lübnan'a "olağanüstü bir ziyaret" yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)

Lübnan, yarın öğleden sonra Beyrut'a gelecek ve 2 Aralık Salı günü ayrılacak olan Papa XIV. Leo'yu ağırlamaya hazırlanıyor. Ziyaret, özellikle Lübnan için olağanüstü bir zamanda gerçekleşmesi ve Vatikan dışına ilk çıkışı olması nedeniyle "tarihi" olarak nitelendiriliyor. Papa, Lübnan yolculuğu öncesinde Türkiye'ye de uğrasa da Türkiye ziyaretinin amacı, Hristiyan doktrinini oluşturan ilk ekümenik konsey olan İznik Konsili'nin 1700. yıldönümünü İstanbul Patriği ile birlikte anmaktı.

Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)

Bu bağlamda, Papalık ziyaretinin resmi kilise koordinatörü Piskopos Mişel Avn, "Papa, Lübnan ve Lübnan halkının büyük acılar çektiğinin farkındadır ve yalnızca Lübnan halkı düzeyinde değil, aynı zamanda ziyaretinin Lübnan'a dünya çapında ışık tutması nedeniyle de bu ülkenin yanında durmayı gerektiren zor durumu anlamaktadır" dedi. Piskopos Avn, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Papa'nın Beyrut'tan açıklayacağı tutumların "Lübnan'ın mesajını ve bir arada yaşama taahhüdünü vurgulayacağını, böylece bölgesel veya uluslararası olsun, dünyadaki tüm karar vericilerin bunları duyacağını" belirtti. Papa, bizzat Lübnanlılara hitap edecek ve Beyrut'taki liderleri tüm vatandaşlarına layık bir devlet kurmak için birleşmeye çağıracak. Ayrıca tüm dünya için açık bir mesaj olacak"ifadesini kullandı. Avn, bu nedenle "Papa, ziyaretinde, Vatikan'ın Lübnan'ın varlığına, çağrısına ve misyonuna önem verdiğini söylemek için Lübnan'ın yanında yer aldığını" vurguladı.

Büyük Ayin

Piskopos Avn, Papa'nın seyahat programındaki durakların belirlenmesinin nedenlerini anlattı. Ziyaretin en önemli etkinliği olan ve yaklaşık yüz bin Lübnanlının katılması beklenen Büyük Ayin'in yanı sıra gençlerle buluşma da bu kapsamda değerlendirildi. Papa'nın insani yardım odaklı bir yeri ziyaret etme isteği doğrultusunda, Ortadoğu'da türünün tek örneği olan Deyr el-Salib Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi seçildi.

Dini Liderlerle Toplantı

Lübnan, diyalog ve Müslüman-Hristiyan birlikteliğinin ülkesi olarak bilindiği için Beyrut şehir merkezinde düzenlenecek "Ekümenik Toplantı" önemli bir etkinlik olacak. Lübnan'daki dini toplulukların liderleri, 1 Aralık Pazartesi günü saat 16:00'da Papa'nın etrafında toplanacak. Piskopos Avn'a göre resmi bir diyalog olmayacak, bunun yerine dört Müslüman ve dört Hristiyan liderin yapacağı sekiz konuşmanın ardından Papa konuşacak. Papa ayrıca, başta Harissa'daki din adamlarıyla bir toplantı ve Aziz Çarbel türbesinin bulunduğu Annaya'daki Aziz Maron Manastırı olmak üzere çeşitli yerleri ziyaret ederek, dua edecek.

Beyrut Limanı'nda Dua

Bu ziyaretin dikkat çeken bir özelliği de 4 Ağustos 2020'de Lübnan'ı vuran büyük patlamada hayatını kaybedenlerin anısına Beyrut Limanı'nda bir dakikalık saygı duruşunda bulunulacak olmasıdır. Ziyaretin başlayacağı Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda üç cumhurbaşkanı yetkililerle bir araya gelecek. Üç cumhurbaşkanının, Papa'yı Beyrut Uluslararası Havalimanı'na varışında karşılayacakları da unutulmamalıdır.

Piskopos Avn, bu ziyaretin kilise üzerinde olumlu bir etki yaratmasını umduğunu belirterek, "Duanın amacı sadece ziyaretin herhangi bir güvenlik sorunu yaşanmadan barışçıl bir şekilde geçmesi değil, aynı zamanda Kutsal Hazretleri'nden gelecek önemli mesajları ve sunacağı davetleri almaya hazırlanmaktır" dedi.

Farid Hazen: Ziyaretin Manevi ve Siyasi derinliği var

Papa'nın ziyaretinin dini öneminin ötesinde, siyasi bir boyutu da var. Patrikhane ile uzun süredir devam eden ilişkisinden güç alan Milletvekili Farid Hazen, bu noktayı Şarku'l Avsat'a şöyle anlattı: "Ziyaretin zamanlaması oldukça önemli. Papa'nın ilk ziyaretlerinden biri olmasının yanı sıra, asıl etken Vatikan'ın Lübnan'ı bölgedeki Hristiyanların son kalesi olarak görmesi ve Hristiyan varlığını ve Hristiyanların Lübnan'daki statüsünü korumak istemesidir." Hazen, "Bir diğer nokta da genel bölgesel durum, Güney Lübnan'da yaşananlar ve İsrail ile yaşanan savaş. Tüm bu tehlikeler, Papa'nın gelip 'Medeniyetlerin bir mesajı ve buluşma noktası, bir arada yaşama ve birlik Lübnan'ı olarak Lübnan'a bağlıyız ve Lübnan'da istikrara bağlıyız' demesi için birincil ve ilave bir motivasyon kaynağı" değerlendirmesinde bulundu.

Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)

Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndan gelen mesajla ilgili olarak Hazen, "Vatikan Devlet Başkanı olarak vereceği mesajın büyük olasılıkla Lübnan devletinin, kurumlarının, Lübnan'daki barışçıl yolun ve genel olarak barışın onayını içereceğini" belirtiyor.

Güvenlik garantileri

Güvenlik açısından Hazen, ziyaretin iptal edilmesinin söz konusu olmadığını vurguladı. Vatikan ve Kilise'nin ziyaretin planlandığı gibi devam edeceğine dair güvence aldığını belirten Hazen, "Vatikan'ın, güvenlik sağlanacağından emin olmadan Papa Hazretleri'ni getirme riskini göze alacağını sanmıyorum" dedi.

Papa'nın ziyareti, lojistik, güvenlik ve medya düzenlemelerinin yanı sıra, özellikle seyahat edeceği güzergahlar için yol planlarını da içeriyor. İsviçre Muhafızları ve İtalyan Jandarma yetkilileri, Papa'nın gezileri sırasında güvenliğinden sorumlu.

Aktif Vatikan Diplomasisi

El-Hazen, "Lübnan yararına uluslararası toplumla temaslar aracılığıyla dünyada aktif, etkili ve çok etkili bir Vatikan diplomasisi"nden bahsediyor ve ekliyor: "Bu ziyaretin doğrudan etkisinden çok dolaylı bir etkisi var." "(Dolaylı etki) dediğimde, asıl önemli olanın ziyaret değil, Hazretleri'nin ziyaretten sonra yapacağı çalışmalar olduğunu kastediyorum."

El-Hazen, Vatikan'ın tüm mezheplerden uzak durduğunu ve aralarında birlik, iş birliği ve iletişimi teşvik etmeye kararlı olduğunu teyit ettiği için çeşitli dini toplulukların bir araya gelmesinin olağanüstü önem taşıdığını belirtti. El-Hazen, bu çoğulculuk ve çeşitlilik olmadan, Lübnan'ın Vatikan'ın hayal ettiği Lübnan olmayacağına inanıyor.

Papa'nın Lübnan'a Dördüncü Ziyareti

Papa'nın Lübnan'a yaptığı bu ziyaret, bir papanın ilk ziyareti değil. İlk ziyaret, Papa VI. Paul'ün Hindistan'a giderken Beyrut'u ziyaret ettiği ve havaalanında resmi bir karşılama aldığı 1964 yılındaydı.

Olağanüstü önem kazanan ikinci ziyaret, Papa II. Jean Paul'ün 10 ve 11 Mayıs 1997 tarihlerinde, üçüncüsü ise Papa XVI. Benedict'in 14, 15 ve 16 Eylül 2012 tarihlerinde yaptığı ziyaretti.


Beyt Cin operasyonu... İsrail'in gerilimi artıran adımları, Şam'ın işgal altındaki toprakları terk etmeyi reddetmesiyle bağlantılı mı?

 İsrail'in Beyt Cin operasyonunda hayatını kaybedenlerden birinin cenazesi dün toprağa verildi. (EPA)
İsrail'in Beyt Cin operasyonunda hayatını kaybedenlerden birinin cenazesi dün toprağa verildi. (EPA)
TT

Beyt Cin operasyonu... İsrail'in gerilimi artıran adımları, Şam'ın işgal altındaki toprakları terk etmeyi reddetmesiyle bağlantılı mı?

 İsrail'in Beyt Cin operasyonunda hayatını kaybedenlerden birinin cenazesi dün toprağa verildi. (EPA)
İsrail'in Beyt Cin operasyonunda hayatını kaybedenlerden birinin cenazesi dün toprağa verildi. (EPA)

İsrail, güçlerinin son saatlerde Suriye'nin Beyt Cin kasabasına düzenlediği saldırının terör örgütlerini hedef alan bir güvenlik operasyonu olduğunu savunurken, analistler bu saldırının ardındaki asıl nedenin Şam ile Tel Aviv arasındaki son müzakere turunun başarısız olmasından kaynaklandığını belirtti. Analistlere göre İsrail, ‘güç yoluyla barış’ ilkesi doğrultusunda Suriye topraklarını ilhak etme iradesini dayatmaya çalışıyor.

Söz konusu analistlerin aktardığına göre İsrailli müzakereciler, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera hükümetine iki seçenek sundu: Ya Şam, 1967’den bu yana İsrail işgali altında bulunan Golan topraklarından vazgeçecek ve tam kapsamlı bir barış anlaşması yapılacak; ya da İsrail’in kuzeyde Şeyh Dağı’ndan (Hermon Dağı) güneye sınır hattına kadar Suriye topraklarının derinliklerinde yer alan on noktayı işgal altında tutmasına imkân tanıyan aşamalı bir mutabakat anlaşması imzalanacak.

Anlaşmazlığın özünü ise İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, son açıklamalarıyla ortaya koydu. Katz, parlamentonun Dışişleri ve Güvenlik Komitesi’nin kapalı oturumunda yaptığı değerlendirmede, Suriye ile ‘bir barış eğiliminin’ bulunmadığını söyledi. Katz, “Suriye, İsrail’in Golan’dan çekilmesini talep ediyor. Bu imkânsız” ifadelerini kullandı.

Katz ayrıca, İsrail ordusunun Suriye içlerinde operasyon yürütmeye devam etmesi için gerekçeler sundu. Suriye sınırları içinde ‘Golan kasabalarını işgal etmeyi ve buraları İsrail yerleşimlerine saldırı düzenlemek için bir çıkış noktası olarak kullanmayı düşünen güçler bulunduğunu’ ileri sürdü.

Bu güçler arasında Husiler, İran’a bağlı milisler, DEAŞ, Hamas ve başka İslami grupların olduğunu söyleyen Katz, bunların hepsini ‘kuzey İsrail'e karadan yapılacak bir işgal’ için tehdit olarak değerlendirdi.

Söz konusu açıklamalar, Tel Aviv’de bile tepki çekti. Şarku’l Avsat’ın Yediot Aharonot gazetesinden aktardığına göre “İsrail daha önce Yemen’deki Husilerin Suriye topraklarından İsrail’e karşı faaliyet yürüttüğünden” hiç söz etmedi. Gazeteye göre Husilerin, Gazze’nin yok edilmesine yol açan savaş nedeniyle son iki yılda İsrail’e füze ve insansız hava aracı (İHA) fırlatmış olmalarına karşın, Suriye’de faaliyet gösterdiklerine dair herhangi bir bilgi de bulunmuyor.

 İsrail askerlerinin Beyt Cin'den çekilmeleri sırasında imha ettikleri bir askeri araç (AFP)İsrail askerlerinin Beyt Cin'den çekilmeleri sırasında imha ettikleri bir askeri araç (AFP)

Katz, Suriye’deki Dürzi meselesinin ‘İsrailli yetkilileri endişelendiren bir konu’ olduğunu söyledi. Katz, ‘İsrail ordusunun hazır bir planı bulunduğunu, Dürzi Dağı’na (Güney Suriye) yönelik saldırıların yinelenmesi halinde yeniden müdahalede bulunacaklarını ve buna sınırın kapatılmasının da dahil olacağını’ belirterek tehdit etti.

Aynı dönemde İsrail ordusu, Beşşar Esed rejiminin devrilmesinden bu yana Suriye’nin iç kesimlerinde işgal ettiği ve 450 kilometrekareyi bulan geniş bölgede varlığını güçlendirdi. İsrail ayrıca Şeyh Dağı’nın tüm zirvelerini kontrol altına aldı ve burada 10 büyük askeri üs kurdu. Rejimin yaklaşık bir yıl önce devrilmesinin hemen ardından İsrail hava kuvvetleri, Suriye’nin havaalanları ve askeri üslerine kapsamlı saldırı düzenleyerek ülkenin hava savunma kapasitesinin yüzde 85’ini imha etmişti. Ardından İsrail, Deyrizor’dan Humus’a, Halep’ten Dera’ya kadar Suriye’nin farklı noktalarına hava saldırıları düzenlemeyi sürdürdü ve ‘terör şüphelisi’ olarak nitelediği kişileri yakalamak için çeşitli bölgelerde operasyonlar gerçekleştirdi. İsrail ordusu, Dürzileri koruma iddiasıyla Suriye’nin güneyindeki iç çatışmalara da müdahil oldu ve çoğunlukla Dürzilerin yaşadığı Süveyda’ya Golan’dan uzanan bir İsrail koridoru açılmasını talep etti.

İsrail, Suriye’nin güneyini iki bölgeye ayırdı. İlk bölge, sınır boyunca 5 ila 7 kilometre derinliğinde bir güvenlik kuşağıydı ve buraya herhangi bir silahlı unsurun girmesi yasaktı. İkinci bölge ise Şam’dan Dera’ya uzanan ve Suriye ordusunun ağır araç sokamadığı silahtan arındırılmış bir alandan oluşuyordu. Bu sınır bölgelerinde İsrail, iki ülkenin üst düzey müzakere heyetlerinin ABD, Türkiye ve Azerbaycan gibi arabulucuların gözetiminde farklı başkentlerde toplandığı bir dönemde dahi zaman zaman saldırılar düzenledi.

İsrail askerlerinin Suriye'nin Beyt Cin kasabasında bombaladığı bir evde meydana gelen yıkım (Suriye Sivil Savunma Müdürlüğü – AP)İsrail askerlerinin Suriye'nin Beyt Cin kasabasında bombaladığı bir evde meydana gelen yıkım (Suriye Sivil Savunma Müdürlüğü – AP)

Analistler, İsrail’in son saldırılarının müzakere sürecinin bir parçası olduğunu ve Şam’a taviz kabul ettirmek için baskı aracı olarak kullanıldığını ifade etti.

Son haftalarda İsrail, ordunun komando birlikleri olarak bilinen 55. Tugay’ı Gazze Şeridi’ndeki Han Yunus bölgesinden çekerek Suriye’ye konuşlandırdı. Bu birliklerin, Gazze’de ve Lübnan’ın Bint Cubeyl kasabasında yürüttüğüne benzer operasyonlar gerçekleştirmesi planlandı. Dün şafak vakti, geniş bir güçle Şam kırsalındaki Beyt Cin kasabasına giren birlikler, İsrail’e karşı saldırı hazırlığında oldukları iddia edilen üç kişiyi gözaltına almak için operasyon düzenledi. Evlerinde yatakta yakalanan üç kişi gözaltına alındı. Birlikler bölgeden çekilmeye hazırlanırken açılan ateş sonucu paniğe kapıldı; bir zırhlı personel taşıyıcı çamura saplandı ve İsrail gücü geri çekilerek geride tank işlevi gören ağır donanımlı bir Hummer aracını bırakmak zorunda kaldı. Araç, silahlı kişilerin eline geçmesinin önlenmesi için havadan imha edildi.

İsrail ordusu, olayda altı asker ve subayın yaralandığını; ikisinin durumunun ağır olduğunu açıkladı. Suriye tarafı ise 13 sivilin yaşamını yitirdiğini bildirdi ve saldırıların yalnızca sivilleri hedef aldığını savundu. İsrail ordusu, operasyonun tamamlandığını, aranan kişilerin gözaltına alındığını ve ‘çok sayıda terör unsurunun etkisiz hâle getirildiğini’ duyurdu. Ayrıca bölgede kuvvetlerin konuşlu olduğunu ve İsrail’e yönelik her türlü tehdide karşı harekete geçileceğini belirtti. İsrailli yetkililer yakalanan kişilerin ‘İslamcı bir gruba mensup militanlar’ olduğunu iddia etse de yerel kaynaklar, gözaltına alınanların herhangi bir örgütsel bağlantısının bilinmediğini, çiftçilik ve hayvancılıkla geçinen siviller olduğunu söyledi.

Olayın ardından İsrail misilleme saldırılarına başladı. Kuneytra’da işgal güçleri, kentin doğusundaki Tel Ahmer bölgesini topçu ateşiyle vurdu. Ayrıca Kuneytra’nın kuzey kırsalında, Um Batna kavşağı çevresine doğru ilerleyerek üç askeri araçla bölgeye sızdı. İsrail, Beyt Cin’de askerlerinin yaralanmasına karşılık vermek üzere elinde ‘hedef bankası’ bulunduğunu açıkladı.


Patrik Bişara, Hizbullah'ın İran'dan ayrılmasını istiyor

Maruni Patriği Bişara er-Rahi
Maruni Patriği Bişara er-Rahi
TT

Patrik Bişara, Hizbullah'ın İran'dan ayrılmasını istiyor

Maruni Patriği Bişara er-Rahi
Maruni Patriği Bişara er-Rahi

Maruni Patriği Bişara er-Rahi, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasının "vatanımızdaki kardeşlerimiz" olan Şiilere yönelik bir saldırı olmadığını belirterek, grubu İran'dan kurtulmaya çağırdı.

Şarku'l Avsat'a verdiği röportajda er-Rahi, "Parti, silah tekeli konusunda nihai bir karar verildiğinin farkında. Bu nedenle silahlarını Lübnan ordusuna teslim etmeli ve diğer tüm Lübnan partileri gibi siyasi bir parti olarak yaşamalıdır" ifadelerini kullandı.

İsrail ise 1701 sayılı Karar'a uymadığı gibi, ateşkese de uymamış, sanki Lübnan'ı bir eyaletiymiş gibi her gün vuruyor, bombalıyor, yer yer hedef alıyor. Lübnan, taş yığınına dönüşecek.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım ise buna karşılık, "İsrail'in istediği gibi silahsızlanmayı isteyen herkes, İsrail'in çıkarlarına hizmet ediyor ve hedeflerine ulaşmasına yardım ediyor demektir" dedi. Kasım, partinin, komutan Heysem el-Tabtabai suikastına misillemede bulunacağını belirterek, "Bu, apaçık bir saldırganlık ve iğrenç bir suçtur ve karşılık verme hakkımız var. Bu karşılığın zamanlamasını biz belirleyeceğiz" dedi. Kasım, partiye sızan ajanların varlığını kabul ederek, "Düşünmemiz ve ders çıkarmamız gereken hatalar var" ifadesini kullandı.