Topluma entegrasyon ve geri dönüş arzusu arasında İsrail’deki Lübnanlıların kaderi

İsrail’deki Lübnanlılar meselesiyle görevli Piskopos Musa el-Hac (Independent Arabia)
İsrail’deki Lübnanlılar meselesiyle görevli Piskopos Musa el-Hac (Independent Arabia)
TT

Topluma entegrasyon ve geri dönüş arzusu arasında İsrail’deki Lübnanlıların kaderi

İsrail’deki Lübnanlılar meselesiyle görevli Piskopos Musa el-Hac (Independent Arabia)
İsrail’deki Lübnanlılar meselesiyle görevli Piskopos Musa el-Hac (Independent Arabia)

Amal Şehade
İsrail’in Lübnan’ın güneyinden sürpriz şekilde geri çekilmesinin 20. yıldönümü münasebetiyle sınırın her iki tarafında etkinlikler düzenleniyor.
Kiryat  Shemona, Nahariyah, Metula, Safad ve Tiberya gibi Lübnan sınırına yakın birçok İsrail kasabasında yaklaşık 3 bin 600 Lübnanlı yaşıyor.
Söz konusu vatandaşların bazıları hala zor ekonomik ve toplumsal koşullardan mustarip. Bazıları ise İsrail’e tamamen entegre olmuş durumda. Bu Lübnanlıların çoğunluğu, bu kasabalarda doğdu ya da çocukken buralara geldi, ancak hiçbirisi Lübnan hakkında herhangi bir şey hatırlamıyor.
Bu vatandaşlar, üst düzey mevkilere yükselmeden çeşitli mesleklerde çalışıyor. Ancak İsrail ordusuna katılmış toplam 32 genç ve kadın da bulunuyor. Bunlar, bazılarının dediği gibi ‘İsrail’de saatli bir Lübnan bombası’.
Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre, İsrail’deki Lübnanlılar meselesiyle görevli Piskopos Musa el-Hac, yaptığı açıklamada, “Lübnanlı yetkililerle yaptığım görüşmeler, sadece durmakla kalmadı, artık bunlar için bir yer de yok. Vatandaşların büyük çoğunluğu, şartlı veya şartsız Lübnan’a dönmeyi reddediyor. Onların geri dönüşleri neredeyse imkansız. Geçen yıl bazıları tereddütlüydü ama Lübnan’ın tanık olduğu zor koşullar çerçevesinde kararları artık kesin. Lübnan, onlar için artık geri dönüş adresi olarak görülmüyor” dedi.

İsrail’deki Lübnan topluluğu
Son 20 yıl içerisinde Lübnanlılar, İsrail toplumuna entegre oldu. Çoğu, evlerinin dışında da İbranice konuşacak düzeye ulaşarak tüm yönleriyle bir Yahudi yaşamı sürmeye başladılar. Lübnanlı mı ya da Yahudi mi oldukları arasında ayrım yapmak ise zor.
Yahudi toplumuna karışmak, çocukluk döneminde başladı, daha sonra eğitim ve üniversite dönemlerine sıçradı. 1948 sınırlarındaki Filistinlilerin, onları kasabalarına kabul etmeyi ve onlarla yaşamayı reddetmeleri sonrasında İsrail kasabalarında ev ve iş aramak dışında başka seçenekleri kalmadı. Yalnızca bu durum bile Yahudi topluluğuna karışmaya başlamalarının bir nedeni oldu.
İlk on yıl boyunca birçoğu, Lübnan’a dönmek için aralıksız çabalar sarf etti ve bunu başaramayanlar, ya bir Avrupa ülkesine ya da ABD’ye göç etti. Bugün ise hiçbiri artık ülkelerine geri dönmek istemiyor. Bu durum ise İsrail’de Lübnan toplumu olarak tanınmalarını sağladı. Bu çerçevede Piskopos el-Hac, “Bunların arasında, 2000 yılında İsrail’e gelen ve tutuklanma korkusu dolayısıyla Lübnan’a dönmeyen yaşlıların sayısı ise oldukça az. Beyrut’a dönme tutkuları olduğu doğru, ama bunu istemiyorlar çünkü oradaki akıbetlerinden korkuyorlar. Lübnanlı yetkililerle bu hususta yaptığım son görüşmelerde, geri dönmek isteyen onlarca kişinin affedilmesini talep ettim. Bununla birlikte ülkedeki hızlı gelişmeler, sorunun ertelenmesi ve cesur ve kararlı kararlar alınamaması, meselenin yeniden tartışılması, geri dönüş talebinden uzaklaşılması durumları ortaya çıktı” ifadelerini kullandı.
Piskopos, vatandaşların karşısındaki olasılığın, yabancı bir ülkeye göç etmek, orada çocukları için Lübnan’a girmelerini sağlayan bir vatandaşlık elde etmek olduğunu belirtti. Piskopos el-Hac’a göre gençler ise, burada topluma uyum sağladılar ve İsrail’den ayrılmak istemiyorlar.
Gençlerin, İsrail ordusuna katılmasının tehlikelerine de değinen Piskopos, “ Bu bizi de endişelendiriyor. Çocukları İsrail ordusuna katılacak onlarca aile için büyük çabalar gösterdik. Böyle bir kararın beklenen tehlikelerini önlerine sunmamızın ardından bundan geri adım attılar. Ama ne yazık ki orduya katılanlar var. Onlara nedenlerini sorduğumuzda, orduya katılarak, ev ve eğitim gibi orduya dahil olmayanlara verilen haklar elde ettiklerini söylediler. Ne yazık ki hepsini ikna edemedik. Bu durum,  onların İsrail toplumuna ne düzeyde entegre olduklarını gösteriyor” değerlendirmesinde bulundu.
Piskopos, bir din adamı olarak hayatlarının birçok kişisel yöne müdahale edemeyeceğini de söylerken, yaşamsal zorlukları hafifletmek için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışacağını vurguladı.

‘Güney Lübnan Ordusu İçin Adalet’
2000 yılında İsrail’e ulaşmalarından bu yana çoğu Lübnanlının endişe duyduğu sorunların başında, üst düzey subaylar ve sıradan askerler arasındaki ayrım geliyor. Subaylar, iyi bir yaşam standardına sahip Yahudi kasabalarında lüks evler ve villalara sahip olup, ordudan ve Şin Bet’ten tazminatlar alırken, Lübnan’ın güneyindeki yüzlerce asker, aynı imkana sahip değil ve geçimlerini sağlayamıyor. Nitekim savaşları 20 yıl önce başladı ve hala da devam ediyor.
O dönemlerde ‘Güney Lübnan Ordusu’ lideri General Antoine Lahad’ın ofisinin başkanı, ayrımcılıkla karşı karşıya kalanlardan biri oldu. Lahad, 3 yıl önce de diğer bazı isimlerle birlikte, Lübnanlı ve İsrailli subaylardan oluşan, kendilerini ‘Güney Lübnan Ordusu İçin Adalet’ olarak tanıtan bir grup kurdu. Independent Arabia’ya konuşan ve isminin açık şekilde verilmesini istemeyen K. A., “Durumumuza ilişkin gerçekler gizlenemez. 20 yıl uzun bir dönem. Bugün genç erkek ve kadınların İsrail toplumuna entegrasyonundan şaşkın bir şekilde bahsedilemez. İsrail’de doğan veya buraya çocuk olarak gelenlerin büyük çoğunluğu, Lübnan hakkında hiçbir şey hatırlamıyor. Onlar, Beyrut’u diğer Arapların bildiği gibi televizyonlardan tanıyor. Eğer onları Lübnan’a bağlayan bir şey varsa, oradaki akrabalarıdır. Ancak bu bağlantı onları Lübnan’a dönüş yollarını aramaya itmiyor” ifadelerini kullandı.
K. A., “En önemli durum, başta konut olmak üzere bir dizi talebi güvence altına almak için hükümete ve Savunma Bakanlığı’na sunduğumuz planı aydınlatmaktır” dedi.
Aralarında İsrailli subayların bulunduğunu da söyleyen yetkili, hükümet yetkililerine ulaşmalarına yardımcı oldukları için onlara ihtiyaç duyduklarını belirtti.
Bugün bu grubun taleplerini ele alacak önemli isimlerden biri olan Benny Gantz, 20 yıl önce Lübnan’daki İrtibat Birimi lideri olarak görev yapmış ve 2000 yılında Lübnan’dan çıkan son İsrailli subay olarak kaydedilmişti. Geri çekilme hususunda kendisiyle son konuşmamızda, bu durumu savunmakta istekli değildi. Aksine söz konusu askerlerle müşteri gibi ilgilenildiği hususunda bir soruya yanıt verirken kekelemişti.
3 yıl önce ortaya koyulan taleplerinin yerine getirilmemesine rağmen bugün bu hususta çok şey ortaya koyuldu. Belki de bunların da kaderi, 2000 yılından bu yana ortaya koyulan taleplerle aynı olacak ve İsrail bu taleplere kulak asmayacak.

1948 Filistinlileriyle evlilik
48 Filistinlilerinin çoğunluğu, 2000 yılında ülkelerine gelen Lübnanlıları boykot etti, Arap kasabalarına ve okullarına girmelerini kabul etmedi. O dönem boyunca gösteriler yapıldı ve kapılar Lübnanlıların yüzlerine kapatıldı. Lübnanlılara, İsrail ajanı olarak davranıldı, onlara yönelik her türlü sempatiye karşı çıkıldı. Güney Lübnan’dan gelen bazı ailelerde, 48 yılında göç etmeyi reddeden Filistinlilerin akrabaları da bulunuyordu. Bu aileler arasındaki görüşmeler, 48 Filistinlileri arasında tepkilere yol açacağı dolayısıyla gizlendi.
20 yıl sonra bugün koşullar değişti. Lübnanlıların Yahudi kasabalarına entegrasyonunun Arap kasabalarındaki konut sorunundan kaynaklandığı doğru. Ancak günlük yaşam, onların bir araya gelmesine izin verdi.
Hayfa, Yafa ve Tel Aviv gibi şehirlerde yaşayan ve Arap aileleriyle ilişkiler kuran Lübnanlı aileler mevcut. Ancak bir araya gelme durumu, bu şehirlerdeki Lübnanlılarla sınırlı değil. 1948 Filistinlileri arasından yüzlerce genç, üniversitelerde veya işyerlerinde Lübnanlı yaşıtlarıyla tanıştı. İki taraf arasında ilişki kurulmasında hiçbir sorun yoktu. Bu ilişkiler aralarında bir dizi evliliğe doğru uzandı. Nihayetinde Lübnanlı kızların çoğu, Filistinlilerle evlendi. Bu nedenle Arap kasabalarındaki bu genç aileler, ülkeye varışlarının ilk 10 yılı boyunca yasaklı bir şekilde yaşadı.



Üçüncü Akım… Süveyda’daki çıkmazı sonlandırmak için sivil girişim

İsrail Başbakanı’nın geçtiğimiz yıl şubat ayında yaptığı açıklamaları protesto etmek için, Suriye'nin güneyindeki Süveyda şehrinin el-Kerama Meydanı'nda toplanan Suriyeliler, 25 Şubat 2025 (AFP)
İsrail Başbakanı’nın geçtiğimiz yıl şubat ayında yaptığı açıklamaları protesto etmek için, Suriye'nin güneyindeki Süveyda şehrinin el-Kerama Meydanı'nda toplanan Suriyeliler, 25 Şubat 2025 (AFP)
TT

Üçüncü Akım… Süveyda’daki çıkmazı sonlandırmak için sivil girişim

İsrail Başbakanı’nın geçtiğimiz yıl şubat ayında yaptığı açıklamaları protesto etmek için, Suriye'nin güneyindeki Süveyda şehrinin el-Kerama Meydanı'nda toplanan Suriyeliler, 25 Şubat 2025 (AFP)
İsrail Başbakanı’nın geçtiğimiz yıl şubat ayında yaptığı açıklamaları protesto etmek için, Suriye'nin güneyindeki Süveyda şehrinin el-Kerama Meydanı'nda toplanan Suriyeliler, 25 Şubat 2025 (AFP)

Suriye’nin çoğunluğu Dürzi nüfusa sahip Süveyda vilayetinden akademisyenler ve aydınlar, dün ‘Üçüncü Akım’ adıyla açık bir sivil inisiyatif başlattı. Girişimin, toplumdan doğacak bir sivil kurtarma heyeti oluşturulması yoluyla toplumu korumayı ve kaosa sürüklenmesini önlemeyi amaçladığı belirtildi. İnisiyatifin ayrıca, Suriye hükümeti ile vilayetin geniş kesimlerinde etkili olan fiili otorite arasında süren ‘kilitlenmiş’ durumdan çıkış hedefi taşıdığı ifade edildi.

Üçüncü Akım’ın hedefleri arasında, Süveyda’nın birleşik Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olduğunun vurgulanması ve çözümün temelini uzlaşıya dayalı idari yerinden yönetim anlayışının oluşturması yer alıyor.

Girişimi başlatanların Süveyda’daki ve yurt dışındaki Süveydalılara hitaben yayımladığı bildiride şu ifadelere yer verildi: “Biz, Süveyda vilayetindeki tıkanmış gerçekliğin dayattığı Üçüncü Akım’ız. Toplumu koruma, istikrarını, onurunu ve güvenliğini sağlama yönündeki ahlaki ve tarihsel sorumluluğumuzdan hareketle, sesimizi cesaret ve şeffaflıkla yükseltiyoruz.” Şarku’l Avsat’ın ulaştığı belgede, söz konusu girişimin, toplumdan doğan ve toplum için çalışan bir sivil kurtarma heyeti kurulması yoluyla toplumu korumayı ve kaosa sürüklenmesini önlemeyi amaçlayan ‘pratik bir yol haritası’ niteliği taşıdığı vurgulandı.

tyu
Geçtiğimiz cumartesi günü Süveyda şehir merkezindeki el-Kerama Meydanı'nda düzenlenen gösteride bağımsızlık ve kendi kaderini tayin hakkı talep edildi. (Sosyal medya)

Bildiride, Süveyda’nın halihazırda ‘halkının yaşadığı acıların görmezden gelindiği bir merkeziyetçi söylem ve siyasi tıkanıklık ortamında kritik bir süreçten geçtiği’ belirtildi. Metinde, bildiriyi imzalayanların yalnızca kendilerini temsil ettiği vurgulandı.

Bildiride, Üçüncü Akım’ın temel hedeflerinin, katliamların kınanması, hesap sorulmasının talep edilmesi ve zararların telafi edilmesi olduğu kaydedildi. Temmuz ayında yaşanan kanlı olaylardan sorumluluğun, bazı tarafların çatışmayı körükleme çabalarına rağmen, yönetime ait olduğu ifade edildi. Açıklamada ayrıca, Süveyda’nın birleşik Suriye’nin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulanırken, halkının tarihinin, Sultan Paşa el-Atraş liderliğindeki Büyük Suriye İsyanı mirası da dahil olmak üzere, ortak ulusal mücadelenin ruhunu yansıttığına dikkat çekildi. Çözümün temelinin ise uzlaşıya dayalı idari yerinden yönetim olduğu belirtildi.

Üçüncü Akım bildirisini imzalayanlar, halkın köylerine güvenli şekilde geri dönmesini, kaçırılanların serbest bırakılmasını ve mağdurların zararlarının tazmin edilmesini, öğrencilerin korunmasını ve eğitim haklarının güvence altına alınmasını, Süveyda’nın bölgesel eksenlerden uzak tutulmasını ve insanca yaşam koşullarının sağlanmasını, ayrıca diyalog ve sivil iş birliğinin toplumsal çalışmanın temeli olmasını hedeflediklerini ifade etti.

Bildiride, girişimin ‘bir iktidar ilanı ya da yönetim projesi olmadığı, geliştirmeye ve tartışmaya açık bir inisiyatif’ olduğu vurgulanarak, Süveyda’nın tüm sakinleri ve istikrarla ilgilenen taraflar, toplumu koruyan ve ona hizmet eden pratik bir sürece dönüştürülmesi için bu girişimi tartışmaya ve katkı sunmaya davet edildi.

sfgrt
Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Söz konusu girişim, Şeyh Hikmet el-Hicri ve kendisine bağlı olduğu belirtilen Ulusal Muhafızlar’ın Süveyda’nın geniş kesimlerinde etkisini sürdürdüğü bir dönemde gündeme geldi. El-Hicri ve çevresinin, İsrail desteğiyle Süveyda vilayetinde kurmayı planladıkları yapılanma doğrultusunda hareket ettikleri, geçtiğimiz eylül ayında ABD ve Ürdün desteğiyle Şam’dan ilan edilen ‘yol haritasını’ ise reddettikleri kaydedildi.

Öte yandan, el-Hicri ve destekçilerinin, Süveyda Valisi Mustafa el-Bekkur’un kısa süre önce duyurduğu girişime ilişkin şimdiye kadar herhangi bir tutum açıklamadığı belirtildi. ‘Süveyda için güvenli bir geleceğe doğru’ başlığıyla ve ‘Krizin sürmesi ile geleceğin gölgesini koruyan bir çözüm arasında kader belirleyici bir tercih’ sloganıyla duyurulan söz konusu girişimin, vilayetteki krize kapsamlı bir çözüm hedeflediği ifade edildi.

Vilayetteki gelişmeleri takip eden gözlemciler, geçtiğimiz cumartesi günü Süveyda kentinde el-Hicri yanlılarının düzenlediği ve vilayetin Suriye devletinden ayrılması yönündeki taleplerin yeniden dile getirildiği toplantının, Vali el-Bekkur’un girişimine fiili bir ret anlamına geldiğini değerlendirdi.

dfg
Süveyda’daki Ulusal Muhafızlar’ın liderleri, Şeyh Hikmet el-Hicri ile birlikte (Arşiv – Facebook)

Diğer yandan Ulusal Muhafızlar’ın kasım ayının sonlarında yaklaşık 10 kişiyi gözaltına aldığı hatırlatıldı. Söz konusu kişilerin, el-Hicri’nin politikaları ve projelerine karşı ‘darbe girişiminde bulunmak’ ve onun akımına paralel bir ‘alternatif akım’ oluşturmakla suçlandığı belirtildi.

Gözaltına alınanlar arasında din adamı Şeyh Raid el-Meteni’nin yanı sıra Asım Ebu Fahr, Ganidi Ebu Fahr, Mahir Felhut, Hüsam Zeydan, Zeydan Zeydan ve İlmüddin Zeydan’ın bulunduğu kaydedildi. Güvenlik operasyonundan iki gün sonra ise yerel kaynaklar, Şeyh el-Meteni’nin Ulusal Muhafızlar tarafından gözaltında tutulduğu sırada hayatını kaybettiğini duyurdu.


Irak, Suriye'den getirilen bin 387 DEAŞ üyesi hakkında soruşturma başlattı

 Irak'ın Kaym vilayetinde Suriye sınırındaki beton duvarda devriye gezen Haşdi Şabi Güçleri mensupları (AP)
Irak'ın Kaym vilayetinde Suriye sınırındaki beton duvarda devriye gezen Haşdi Şabi Güçleri mensupları (AP)
TT

Irak, Suriye'den getirilen bin 387 DEAŞ üyesi hakkında soruşturma başlattı

 Irak'ın Kaym vilayetinde Suriye sınırındaki beton duvarda devriye gezen Haşdi Şabi Güçleri mensupları (AP)
Irak'ın Kaym vilayetinde Suriye sınırındaki beton duvarda devriye gezen Haşdi Şabi Güçleri mensupları (AP)

Irak Yüksek Yargı Konseyi Suriye topraklarındaki tutuklulardan Irak'a teslim edilen "DEAŞ" örgütüne mensup bin 387 kişi hakkında soruşturma başlatıldığını duyurdu.

Irak Yüksek Yargı Konseyi'nden dün yapılan açıklamada, "Birinci Kerh Soruşturma Mahkemesi, terörle mücadele konusunda uzmanlaşmış hakimlerin gözetiminde, Yüksek Yargı Konseyi Başkanı Hakim Faık Zeydan'ın doğrudan gözetimi altında, Suriye topraklarındaki tutuklulardan yakın zamanda teslim alınan bin 387 DEAŞ terör örgütü üyesi hakkında soruşturma işlemlerine başlamıştır" denildi.

DEAŞ militanları, Suriye hükümetinin onları yeniden yakalamasından sonra nakledildikleri 200 numaralı hücreden Eş Şeddadi cezaevinden kaçtı (DPA)DEAŞ militanları, Suriye hükümetinin onları yeniden yakalamasından sonra nakledildikleri 200 numaralı hücreden Eş Şeddadi cezaevinden kaçtı (DPA)

Açıklamada, “tutuklularla ilgili işlemlerin, yerleşik yasal ve insani çerçeveler dahilinde ve ulusal yasalar ile uluslararası standartlara uygun olarak yürütüleceği” belirtildi.

Açıklamada ayrıca, “bu işlemlerin, Irak'ın DEAŞ terör örgütünün suçlarına karışanları soruşturmak ve hesap sormak için yürüttüğü çabalar bağlamında, yürürlükteki yasalara uygun olarak ve DEAŞ terör unsurları ile soykırım ve insanlığa karşı suç teşkil eden suçların ele alınmasına yönelik uluslararası koordinasyonla paralel olarak gerçekleştirildiği” ifade edildi.

Açıklamada, “Irak'a gelmesi beklenen DEAŞ terör örgütü üyesinin sayısının 7 bini aştığı ve Uluslararası Adli İşbirliği Ulusal Merkezi'nin, soruşturma organlarına ve mahkemelere daha önce arşivlenmiş belgeleri ve kanıtları derleyip sunmak için çalışacağı” belirtildi.

Yaklaşık iki hafta önce, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), yaklaşık 7 bin DEAŞ tutuklusunun Suriye'den Irak'a transferinin başlatıldığını duyurmuştu; bu hamlenin amacının “teröristlerin güvenli gözaltı tesislerinde kalmasını sağlamak” olduğu belirtilmişti.

Irak güvenlik kaynaklarına göre Irak'a transfer edilenler arasında Suriyeliler, Iraklılar, Avrupalılar ve diğer uyruklardan kişiler bulunuyor.

Aşırılıkçı grup, 2014'ten 2017'ye kadar Irak'ın kuzey ve batısındaki geniş alanları kontrol etti ve ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun desteğiyle Irak güçleri tarafından bölgeden çıkarıldı.

Irak, terörist grubun yol açtığı yıkıcı etkilerden hala kurtulmaya çalışıyor.

Örgütün 2019'da yenilgiye uğratıldığı Suriye'de, aralarında yabancıların da bulunduğu binlerce aşırılıkçı grup üyesi olduğundan şüphelenilen kişi ve aileleri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) tarafından işletilen hapishanelerde ve kamplarda gözaltına alındı.

 Suriye ordusunun geçen ay kampın kontrolünü ele geçirmesinin ardından tutuklular Haseke'deki el-Hol kampında toplandı (Reuters)Suriye ordusunun geçen ay kampın kontrolünü ele geçirmesinin ardından tutuklular Haseke'deki el-Hol kampında toplandı (Reuters)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre örgüt üyelerinin Irak'a transferine ilişkin planın duyurulması, ABD'nin Şam Büyükelçisi Tom Barrack'ın "Suriye Demokratik Güçleri"nin aşırılıkçı örgütle mücadeledeki rolünün sona erdiğini açıklamasının ardından geçen ay gerçekleşti.

Son yıllarda Irak mahkemeleri, terörizm ve aralarında Fransız vatandaşlarının da bulunduğu yüzlerce insanın öldürülmesiyle ilgili davalarda "terör örgütüne" üye olmaktan suçlu bulunan kişilere ölüm ve ömür boyu hapis cezaları verdi.

Örgüte üye olmaktan suçlu bulunan binlerce Iraklı ve yabancı uyruklu şu anda Irak hapishanelerinde bulunuyor.


İsrail'in güney Lübnan'a yönelik baskınları ve tahliye emirleri

Vatandaşlar, 31 Ocak'ta Güney Lübnan'da İsrail hava saldırılarının hedef aldığı bir bölgeyi inceliyor (Arşiv- EPA)
Vatandaşlar, 31 Ocak'ta Güney Lübnan'da İsrail hava saldırılarının hedef aldığı bir bölgeyi inceliyor (Arşiv- EPA)
TT

İsrail'in güney Lübnan'a yönelik baskınları ve tahliye emirleri

Vatandaşlar, 31 Ocak'ta Güney Lübnan'da İsrail hava saldırılarının hedef aldığı bir bölgeyi inceliyor (Arşiv- EPA)
Vatandaşlar, 31 Ocak'ta Güney Lübnan'da İsrail hava saldırılarının hedef aldığı bir bölgeyi inceliyor (Arşiv- EPA)

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, İsrail'e ait bir insansız hava aracı (İHA) bugün Sur'un (Tyre) güneyinde bir aracı hedef aldı.

Bu sabah erken saatlerde, İsrail'e ait bir İHA Lübnan'ın güneyindeki Zahrani kasabası yakınlarındaki otoyolda bir aracı hedef aldı. Yine bu sabah, İsrail güçleri Lübnan'ın güneyindeki Aita al-Shaab kasabasında bir evi yıktı. İsrail'e ait bir İHA Aita al-Shaab’ı bu sabah üç adet şok bombasıyla hedef aldı.

Tahliye emirleri

AFP bugün ilerleyen saatlerde, İsrail ordusunun hava saldırılarına hazırlık olarak Lübnan'ın güneyindeki iki köyde bulunan iki binanın tahliyesi konusunda uyarıda bulunduğunu bildirdi.

Askeri sözcü Avichai Adraee, X platformundaki hesabından şu açıklamayı yaptı: "Güney Lübnan sakinlerine, özellikle de şu iki köye acil uyarı: Kfar Tibnit ve Ain Qana. İsrail Savunma Kuvvetleri yakın gelecekte Hizbullah'ın askeri altyapısına saldıracak."

İsrail uzun zamandır İran destekli Hizbullah'ın yeteneklerini yeniden inşa etmeye çalıştığını söylüyor; bu nokta Adraee'nin açıklamasında da dile getirildi.

Şunu belirtmek gerekir ki, İsrail, 27 Kasım 2014'te yürürlüğe giren Lübnan ile yapılan ateşkes anlaşmasının şartlarına uymamış ve uymamaktadır. İsrail güçleri, Lübnan'ın güneyinde buldozerlerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam etmekte ve neredeyse her gün baskınlar düzenlemektedir. Ayrıca, İsrail güçleri Lübnan'ın güneyindeki çeşitli noktalarda konuşlanmış durumdadır.