Bakan Koca koronavirüste son durumu paylaştı! Test sayısı arttı, yeni vaka sayısı azaldı

Bakan Koca koronavirüste son durumu paylaştı! Test sayısı arttı, yeni vaka sayısı azaldı
TT

Bakan Koca koronavirüste son durumu paylaştı! Test sayısı arttı, yeni vaka sayısı azaldı

Bakan Koca koronavirüste son durumu paylaştı! Test sayısı arttı, yeni vaka sayısı azaldı

Sağlık Bakanlığı, son 24 saatte korona virüs nedeniyle 28 kişinin hayatını kaybettiğini, toplam can kaybının 4 bin 489 olduğunu açıkladı.
Bugün 36 bin 155 test yapılırken, bin 141 yeni vaka tanısı konuldu, bin 594 kişi ise iyileşti. Bakan Koca, 'Test sayısı arttı, yeni vaka sayısı azaldı. Yoğun bakım ve entübe hasta sayısında düşüş devam ediyor' dedi.
Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamaya göre, son 24 saatte 28 kişi korona virüsten hayatını kaybetti, toplam can kaybı ise 4 bin 489'e yükseldi.
Bugün toplam 36 bin 155 test yapılırken, bin 141 yeni vaka tanısı konuldu, toplam vaka sayısı ise 162 bin 120 oldu. Bugünkü bin 594 kişiyle birlikte toplam iyileşen sayısı da 125 bin 963'e yükseldi. Toplam entübe hasta sayısının 324, toplam yoğun bakım hasta sayısının ise 662 olduğu açıklandı.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Twitter'dan yaptığı paylaşımda, “Test sayısı arttı, yeni vaka sayısı azaldı. Yoğun bakım ve entübe hasta sayısında düşüş devam ediyor. Gelecek günler, el hijyenine dikkate, maske ve sosyal mesafe kuralının her ikisine birlikte uymamıza bağlı. Kontrollü Sosyal Hayatla riskten kaçınalım” dedi.



Moskova, Tahran'ın silah talebinde bulunmadı

Kremlin'in Büyük Çan Kulesi (EPA)
Kremlin'in Büyük Çan Kulesi (EPA)
TT

Moskova, Tahran'ın silah talebinde bulunmadı

Kremlin'in Büyük Çan Kulesi (EPA)
Kremlin'in Büyük Çan Kulesi (EPA)

Kremlin bugün İran'ın Moskova'ya silah tedariki talebinde bulunmadığını ve Rusya'nın bu konudaki tutumunun herkesçe bilindiğini vurguladı. Bu arada, Rusya Dışişleri Bakanlığı, ABD ve İsrail'i İran'ı kışkırtarak ve bölgedeki hedeflere yönelik saldırılar başlatmaya zorlayarak Arap ülkelerini Ortadoğu'da daha geniş bir çatışmaya sürüklemeye çalışmakla suçladı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, “Onlar (ABD ve İsrail) kasıtlı olarak İran'ı bazı Arap ülkelerindeki hedeflere karşı misilleme saldırıları düzenlemeye kışkırttılar ve bu da insan ve maddi kayıplara yol açtı; Rusya bundan derin üzüntü duyuyor” iadelerini kullandı.

Açıklamada ayrıca, “Böylece (ABD ve İsrail) Arapları başkalarının çıkarlarına hizmet eden bir savaşa sürüklemeye çalışıyorlar” denildi.

Bakanlık, Ortadoğu'da daha fazla istikrarsızlığın önlenmesinin tek yolunun Amerika ve İsrail'in "saldırganlığını" durdurmak olduğunu vurgulayarak, şu ana kadar iki "saldırgan" ülkenin saldırılarını durduracağına dair hiçbir işaret olmadığını ifade etti.

İngiliz gazetesi Financial Times, geçtiğimiz hafta bilgilendirilmiş kaynaklara ve sızdırılmış Rus belgelerine dayanarak, 12 günlük savaşın bitiminden birkaç gün sonra, geçen yılın temmuz ayında İran'ın Rusya'dan 500 milyon euro (545 milyon dolar) değerinde hava savunma sistemi talep ettiğini ayrıntılarıyla anlatan bir İran-Rusya anlaşmasını ortaya koydu.


Savaşın kapsamı, ‘füze avcılığından’ rejimin ardından ne olacağı sorusuna kadar genişliyor

Tahran’ın merkezinde, ABD-İsrail hava saldırıları sonucu yıkılan binaların önünden geçen bir adam, 4 Mart 2026 (AFP)
Tahran’ın merkezinde, ABD-İsrail hava saldırıları sonucu yıkılan binaların önünden geçen bir adam, 4 Mart 2026 (AFP)
TT

Savaşın kapsamı, ‘füze avcılığından’ rejimin ardından ne olacağı sorusuna kadar genişliyor

Tahran’ın merkezinde, ABD-İsrail hava saldırıları sonucu yıkılan binaların önünden geçen bir adam, 4 Mart 2026 (AFP)
Tahran’ın merkezinde, ABD-İsrail hava saldırıları sonucu yıkılan binaların önünden geçen bir adam, 4 Mart 2026 (AFP)

Trump yönetiminin “bir ay veya daha uzun sürebilir” dediği savaşın beşinci gününde, sahadaki ve siyasi tablo paralel yönde ilerliyor. ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, gerçekleştirilen saldırıları ‘başarılar’ olarak nitelendirerek, operasyonun ‘sonsuz bir savaş’ olmayacağını vurguladı ve İran’ın füze kapasitesi ile ilgili altyapılarını hedef almanın öncelikli olduğunu açıkladı.

Buna karşın, İran ile Washington arasında çatışmayı sonlandırma şartlarını keşfetmeye yönelik gizli temaslar olduğu yönünde sinyaller sızıyor. Ancak Tahran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilcisi, resmi bir kanal bulunmadığını belirterek söz konusu iddiayı yalanladı.

Bölgesel boyut da genişliyor. Türkiye, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) ait hava ve füze savunma sistemlerinin, hava sahasına doğru ilerleyen bir İran füzesini düşürdüğünü duyurdu. Bu gelişme, NATO’yu fiilen -en azından savunma anlamında- çatışma sahnesine dahil ediyor.

xzsvdf
İran’dan Türkiye hava sahasına doğru ateşlenen bir füzenin düşürülmesinin ardından Hatay Dörtyol’da bir mühimmat parçasını çevreleyen Türk askerleri (AFP – AA)

Washington’da ise ‘savaş sonrası’ dilinin yükseldiği görülüyor. Başkan Donald Trump, ileride kurulacak İran hükümeti üzerinde düşündüğünü ima ederek, operasyonun sadece ‘askeri zayıflatma’ ile sınırlı kalmayıp olası siyasi sonuçları şekillendirme boyutunu da kapsadığını gösterdi.

Bu çerçevede, ABD’nin Yakın Doğu İşlerinden Sorumlu Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı David Schenker, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “Başkan Trump’ın bir ay veya daha uzun sürebileceğini söylediği operasyonun yalnızca birkaç gününde İran savaşını değerlendirmek için çok erken” dedi.

İran’ın ‘açık şekilde önemli liderlik kayıpları yaşadığını, askeri gücünün zayıfladığını ve nükleer programının ciddi şekilde zarar gördüğünü’ ifade eden Schenker, “Buna rağmen rejim şimdiye kadar ayakta kalma kapasitesini gösterdi” dedi. Schenker, İran’ın fırlattığı bazı füzelerin ve insansız hava araçlarının (İHA) İsrail’e, çoğunluğunun ise Körfez ülkelerine yöneldiğini aktardı.

Acil hedef: Füze fırlatma rampalarını avlamak

Schenker’e göre Washington ile Tel Aviv’in kısa vadeli en önemli hedefi, İran’ın füze fırlatma kapasitesini zayıflatmak. Bunu ‘zaman alan bir görev’ olarak nitelendiren Schenker, 1991’de Kuveyt’in kurtarılmasının ardından Irak’taki Scud füzelerinin avlanmasını hatırlattı. Sorun yalnızca füze stoklarında değil; ‘stok ve fırlatma platformları’ denkleminde yatıyor. Schenker’e göre İran büyük bir füze stokuna sahip, ancak daha az sayıda fırlatma platformu bulunuyor. Ayrıca, geniş İran coğrafyası ile buna bağlı tüneller ve sığınaklar, platformların bulunmasını ve etkisiz hale getirilmesini zorlaştırıyor.

Schenker, bu durumun Washington ve Tel Aviv’in ‘fırlatma sıklığının azalmasının görevin tamamlandığı anlamına gelmediğini’ vurgulamalarını açıkladığını söyledi. “Platformlar aktif kaldığı sürece, Tahran savaşın canlı kalması için ara saldırılar düzenleyebilir; bu durum savunma sistemlerini zorlar ve bölge ülkelerinin, özellikle Körfez devletlerinin, siyasi hesaplarını karıştırır” diyen Schenker, füze savunma maliyetlerinin yüksek olduğunu ve saldırılar uzun süreli hale gelirse bunun psikolojik ve ekonomik bir yıpranmaya yol açabileceğini ifade etti.

fvrgr
Tahran’da İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) askeri geçit töreninde sergilenen İran füzeleri (Reuters)

Schenker, sosyal ve siyasi bir boyutu da işaret etti: “İsrail toplumu görece olarak sığınak yaşamına alışkın durumda. Oysa Körfez ülkeleri bu tür bir şoku neredeyse ilk kez yaşıyor ve sığınak altyapısına sahip değil. Bu nedenle, bazı Körfez ülkelerindeki iç baskılar, savaş süresinin kısaltılması veya seyrinin kontrol altına alınması yönünde bir faktör haline gelebilir.”

Rejim değişikliği: Garantisi olmayan beyan edilmiş bir istek

Siyasi düzlemde, söylem ile kapasite arasındaki fark giderek belirginleşiyor. Schenker’e göre Washington, savaşın hedefini ‘rejim değişikliği’ olarak tanımlamış olsa da, en üst düzey isim (Dini Lider Ali Hamaney) öldürülmesine rağmen sistem hâlâ ayakta. Burada, ‘hava baskısı’ stratejilerinde bilinen bir ikilem ortaya çıkıyor: Lider figürlerin ortadan kaldırılması geçici bir kafa karışıklığı yaratabilir, ancak güvenlik kurumları sağlam kaldığı sürece güç yapılarının dağılmasını garanti etmez; iç çatlaklar veya anlamlı bir ihanet dalgası görülmezse rejim direnç gösterebilir.

İşgal senaryosu için pratik bir kırmızı çizgi çizen Schenker, “Trump yönetiminin İran’a kara birlikleri göndermesi olası değil” dedi. “Sadece hava saldırıları, rejimin temellerini sarsacak yeterli zararı verebilir mi?” sorusuna Schenker, “Belirsiz” cevabını verdi. Şu ana kadar, güvenlik birimleri içinde ‘ihanet veya bölünme’ raporları yok ve mevcut elitlerin ‘dışa açılacak bir çıkış’ ya da anlaşma arayışı içinde olduğuna dair bir işaret de bulunmuyor.

fvf
Geçtiğimiz salı günü Tahran’da ABD-İsrail askeri saldırısının ardından Azadi (Özgürlük) Kulesi’nin arkasından yükselen dumanlar (AP)

Buna karşın İsrail giderek artan bir baskı stratejisine yaslanıyor gibi görünüyor. Tehdit tonları, gelecek İran lideri için benzeri görülmemiş bir seviyeye yükseldi ve aynı politikaları sürdürmesi halinde herhangi bir halefin de hedef alınabileceği ima edildi. Bu tür mesajlar iki şekilde okunabilir: Birincisi, liderliğin ‘yeniden üretilmesini’ caydırma girişimi; ikincisi ise, özellikle hassas bir geçiş döneminde, daha sert ve pazarlık yapmaya daha az yatkın bir liderliğin ortaya çıkmasını teşvik etme amacı.

Savaşın devamı mı yoksa müzakere yoluyla çözüm mü?

Gündemde artık sadece “Savaş devam edecek mi?” sorusu yok; esas soru “Nasıl devam edecek ve hangi sınırlar içinde?” şeklinde. NATO savunma sistemleri tarafından Türkiye’ye yönelen bir İran füzesinin düşürülmesi, kazara tırmanma riskinin somut bir örneğini sunuyor: Füzelerin rota hatası, üçüncü bir tarafın hedef alınması ya da geniş çaplı bir misilleme, ilgili başkentlerin çoğunun istemeyeceği sonuçlara yol açabilir.

ABD ve İran açısından savaşın devam etme olasılığına dair göstergeler, her iki tarafın da motivasyon sahibi olduğunu gösteriyor. Schenker’in değerlendirmesine göre Washington, füze fırlatmalarını azaltma görevini tamamlamayı önceliyor; bu, Körfez’deki sivil ve enerji altyapısı tehditlerini sınırlamanın koşulu olarak görülüyor. Aynı zamanda Washington, operasyonun ABD’yi açık bir batağa sürüklemediğini iç kamuoyuna göstermek istiyor.

İran ise füze ve İHA’larla zarar verebilme kapasitesine sahip görünüyor. Ancak hava üstünlüğünü tersine çevirecek gücü sınırlı; bu nedenle Tahran, resmi temasları reddederken, gizli kanallardan ateşkesi veya gerilimi sınırlayacak şartları test etme yoluna da başvuruyor.

ntht
İran yapımı Şahed İHA (AP)

Bu tablo ışığında, önümüzdeki haftalarda üç olası pratik senaryo öne çıkıyor: Birincisi, ‘kontrollü’ bir tırmanışın sürdürülmesi; öncelik fırlatma platformlarının takip edilmesi ve füze atışlarının azaltılması. Bu yol, zaman ve hassas istihbarat gerektiriyor.

İkincisi, bir kaza veya misilleme kararı nedeniyle bölgesel çatışmanın genişlemesi; özellikle füzelerin Türkiye gibi ülkelere yakın geçişlerinin tekrarlanması veya Körfez’deki hassas altyapıların büyük saldırılara maruz kalması durumunda bu risk artıyor.

Üçüncü yol ise ‘ateş altında’ müzakere ile bir çıkış arayışı; bu kapsamlı bir barış anlamına gelmiyor. Daha çok, Washington’da ‘zafer’ ve Tahran’da ‘direnç’ olarak sunulabilecek geçici bir ateşkes sağlanması hedefleniyor.


Suriye ve İran'daki savaş: Arap dünyasının açıkça dayanışması ve sınırları korumak için acil önlemler

Şam'ın orta kesimlerinde dalgalanan Suriye bayrağı, 4 Haziran 2025 (AFP)
Şam'ın orta kesimlerinde dalgalanan Suriye bayrağı, 4 Haziran 2025 (AFP)
TT

Suriye ve İran'daki savaş: Arap dünyasının açıkça dayanışması ve sınırları korumak için acil önlemler

Şam'ın orta kesimlerinde dalgalanan Suriye bayrağı, 4 Haziran 2025 (AFP)
Şam'ın orta kesimlerinde dalgalanan Suriye bayrağı, 4 Haziran 2025 (AFP)

Subhi Franjieh

Suriye hükümeti, ABD ve İsrail'in 28 Şubat Cumartesi günü İran'a karşı başlattığı savaşı son derece ihtiyatlı bir şekilde ele alıyor. Irak ve Lübnan sınır bölgelerinde yoğun güvenlik önlemleri alınması ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani'nin Arap ve komşu ülkelerin liderleriyle yoğun iletişim halinde olmaları, bu ihtiyatlılığın birer göstergesi.

Suriye hükümeti, ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper'dan bölgede büyük bir tırmanış olacağına dair mesajları daha önce birkaç kez duymuştu. Bu mesajlar, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile bir anlaşmaya varılması ve Fırat'ın doğusundaki coğrafi parçalanmanın sona erdirilmesi gerektiği bağlamında verildi. ABD tarafı, Suriye hükümetine ve SDG lideri Mazlum Abdi'ye, bölgenin büyük bir savaşın eşiğinde olduğunu ve Washington'ın Suriye'nin bu savaşı karmaşıklaştıracak veya Washington'ın hedeflerine ulaşma hızını etkileyecek bir kaos kaynağı olmasını istemediğini defalarca kez garanti etti.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Suriye hükümeti yetkilileri, ABD güçlerinin Suriye'den Irak'a çekilmesi ve tutuklu DEAŞ’lıların Suriye hapishanelerinden Irak hapishanelerine nakledilmesi ile bahsi geçen savaşın yaklaştığını hissettiler. ABD'nin aldığı hızlı önlemler, Washington’ın Suriye'deki üslerinin saldırıya uğrayarak kuvvetlerinde kayıplara yol açacağı ve İran destekli milislerin ya da DEAŞ’ın bölgede daha da genişlemesine olanak sağlayacak bir güvenlik boşluğu yaratacağı endişesini yansıtıyor. Bu durum, Beşşar Esed rejiminin düşüşünün ilk günlerinde İsrail'in Suriye'deki askeri üslere düzenlediği yüzlerce saldırı sonucunda askeri kapasitesinin büyük çoğunluğunu kaybeden Suriye hükümetinin askeri hava gücü (önleme kabiliyeti) zayıflığı çerçevesinde değerlendirilmeli.

Bunun yanında Suriye İran'ın füzelerini ve saldırılarını önleyebilecek gelişmiş yeteneklere sahip değil. İran yanlısı hücrelerin Suriye topraklarında faaliyet gösterme olasılığı, Washington'ın Amerikan askerlerinin Suriye topraklarından ve yakın mesafeden saldırılara maruz kalacağına dair endişelerini artırdı.

İran, Irak'taki milislerini Irak ve Erbil'deki ABD üslerine saldırılara katılmaya zorlayarak savaş alanını genişletirken, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ve Ürdün'ü hedef almaya başladı. Suriye hükümeti, Arap ülkelerine desteğini açıklayıp İran'ın bu ülkelere yönelik saldırılarını kınamanın yanı sıra, sınır bölgelerinde derhal önlemler aldı. Bu durum, Suriye Dışişleri Bakanlığı'nın 28 Şubat Cumartesi günü yayınladığı açıklamada açıkça belirtildi. Açıklamada, ‘İran’ın Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Bahreyn, Katar, Kuveyt ve Ürdün’ün egemenliğini ve güvenliğini hedef alan saldırıları’ şiddetle kınandı. Suriye, ‘bu saldırılara maruz kalan kardeş ülkelerle tam dayanışma içinde olduğunu’ da ekledi.

Al Majalla, Suriye hükümetinin Irak, Lübnan ve Irak Kürdistanı'na, güvenliği sağlamak için Irak ve Lübnan sınır bölgelerine takviye kuvvetler gönderdiğini ve Suriye'nin kendi topraklarından silah veya savaşçıların geçişini engellemek için her türlü çabayı göstereceğini garanti ettiğini bildiriyor. Suriye hükümeti, Suriye'nin topraklarının herhangi bir saldırı için kullanılmasını istemediğini vurguladı.

İran yanlısı hücrelerin Suriye topraklarında faaliyet gösterme olasılığı, Washington'ın Amerikan askerlerinin Suriye topraklarından ve yakın mesafeden saldırılara maruz kalacağına dair endişelerini artırdı.

Sınırların destek koridoru haline gelmesini önlemeyi amaçlayan seferberlik

28 Şubat Cumartesi günü, Suriye hükümeti Suriye-Lübnan ve Suriye-Irak sınırlarına takviye kuvvetler göndermeye başladı. Takviye kuvvetler, Savunma ve İçişleri Bakanlıklarından Lübnan sınırına gruplar gönderilmesiyle başladı. Sınırı kontrol etmek ve Suriye'den Lübnan'a yahut tersi yönde silah veya insan kaçakçılığını önlemek şeklindeki talimatlar açıktı.

Suriye'nin endişeleri, Suriye'de saklanan silahların sınırdan Lübnan’daki Hizbullah’a ulaşması ya da Hizbullah'ın silahlarının Suriye'de onunla birlikte hareket eden gruplara ulaşarak Suriye topraklarından İsrail veya ABD üslerine saldırılar düzenlenmesi olasılığından kaynaklanıyor. Suriye, Hizbullah ile İsrail arasında Lübnan topraklarında savaşın tırmanması durumunda, Hizbullah ile bağlantılı Suriyelilerin Lübnan'a kaçak olarak sokulup Hizbullah'a katılarak olası askeri operasyonlara katılmaları konusunda da endişelerini dile getirdi.

Görsel kaldırıldı.
Lübnan'da ikamet eden Suriyeliler, Hizbullah ile İsrail arasında savaşın patlak vermesinin ardından Suriye'ye dönmek üzere Suriye-Lübnan sınırındaki İçişleri Bakanlığı Göçmenlik ve Pasaport Dairesi önünde beklerken, 3 Mart 2026 (Reuters)

Al Majalla’ya konuşan güvenlik kaynakları, sınırların kontrol edilmesinin zorluğuna rağmen, Suriye hükümetinin ilk üç gün içinde sınır bölgelerine binlerce personel ve savunma silahları gönderdiğini, bunun amacının Hizbullah'ın sınırları kullanarak güvenliği bozma ve Suriye'yi devam eden savaşa sürükleme girişimlerini önlemek olduğunu vurguladılar. Savunma ve İçişleri bakanlıkları da İsrail yakınlarındaki bölgenin Suriye'yi savaş ve kaos durumuna sürükleyecek saldırılar düzenlemek için kullanılmasını önlemek amacıyla, Suriye'nin güneyinde güvenlik ve istihbarat varlıklarını güçlendirerek azami hazırlık durumuna geçtiler. Zira bu tür saldırılar, Suriye hükümetinin güvenlik ve istikrarı sağlama çabalarını baltalar.

Suriye'nin endişeleri, Suriye'de saklanan silahların sınırdan Lübnan’daki Hizbullah’a ulaşması ya da Hizbullah'ın silahlarının Suriye'de onunla birlikte hareket eden gruplara ulaşarak Suriye topraklarından İsrail veya ABD üslerine saldırılar düzenlenmesi olasılığından kaynaklanıyor.

Irak sınırında, güvenlik ve DEAŞ hücreleriyle mücadele için bölgeye getirilen iç güvenlik güçleri ve Savunma Bakanlığı’na bağlı birimlerle zaten kalabalık olan bölgede, son günlerde takviye güçlerinin gelme hızı yavaşladı. Bu güçler bugün DEAŞ hücrelerini takip edip bunlarla çatışmak ve yeteneklerini ortadan kaldırmak, İran bağlantılı Iraklı milislerin sızmasını veya Suriye'deki hücrelere silah getirme ya da bunları Hizbullah'a aktarma girişimlerini önlemek için Suriye-Irak sınırını korumak gibi karmaşık bir görev üstleniyor. Al Majalla’nın edindiği bilgilere göre Suriye, Irak ve Lübnan hükümetleri arasında güvenlik koordinasyonu yoğunlaştırıldı. Özellikle İran, uluslararası toplumu kendisine yönelik ABD-İsrail saldırılarını sona erdirmek için baskı yapmak amacıyla kaosa güveniyor olması nedeniyle, bölgede daha fazla tırmanışın önlenmesi amacıyla taraflar arasında istihbarat alışverişi de son günlerde artırdı.

Görsel kaldırıldı.
Golan Tepeleri yakınlarındaki Suriye'nin güneyindeki Kuneytra kırsalında İsrail savunma sistemleri tarafından önlenen İran füzesinin enkazını inceleyen BM barış gücü askerleri, 28 Şubat 2026 (AFP)

Suriye’de faaliyet gösteren ‘Suriye İslamî Direnişi – Uli’l-Ba’s’ adlı grup, 28 Şubat Cumartesi günü, bu duruma seyirci kalmayacağını açıkladı. Grup, ‘herkesin kendi konumuna ve yeteneklerine göre kişisel gayret ve farkındalıkla ve mümkün olduğunda üst makamlar ve referanslarla koordineli olarak direniş savaşçılarını ve onurlu insanları, tarihsel sorumluluklarını üstlenmeye’ çağırdı. Bu açıklama ve çağrı, İran'a bağlı grupların, meseleyi ve eylemin niteliğini bireylere ve gruplara bırakarak yaygın bir kaos yaratma arzusunu gösteriyor. Aynı grup, 2 Mart Pazartesi günü, ABD güçlerinin haftalar önce tahliye ettiği Şeddadi Üssü’ne düzenlenen saldırının sorumluluğunu üstlendi. Saldırı, ABD'nin çıkarlarını doğrudan hedef almamasına rağmen, grubun Suriye'de İran'ın çıkarları için çalışan ve hizmet eden herhangi bir kişi veya grubu harekete geçmeye teşvik etme girişiminin bir parçası olarak değerlendirilebilir.

İran bağlantılı milislerin bölgeyi kaosa sürüklemek istediğini gösteren bir başka faktör ise, bir yılı aşkın bir sürenin ardından ‘Irak İslam Direnişi’ adının yeniden gündeme gelmesiydi.

İran bağlantılı milislerin bölgeyi kaosa sürüklemek istediğini gösteren bir başka faktör ise, bir yılı aşkın bir sürenin ardından ‘Irak İslam Direnişi’ adının yeniden gündeme gelmesiydi. Bu grubun, Irak'ta organize ve organize olmayan gruplar tarafından gerçekleştirilen saldırıların sorumluluğunu üstlenmek amacıyla kurulmuş sahte bir çatı örgütü veya sahte operasyon odası olduğu düşünülüyor. Böylelikle, bu gruplar saldırıların sorumluluğunu gerçek isimleriyle üstlenerek kendilerini tehlikeye uzak tutuyor. Suriye'de son birkaç yıldır, uluslararası koalisyon ve SDG üslerine saldırı planlayan iki grup bulunuyor. Bunlardan biri Halk Direnişi, diğeri ise İslam Direnişi. Bu iki grup, SDG'nin 2023 yılının ağustos ayında Deyrezor Askeri Meclis Başkanı Ahmed el-Habil'i (Ebu Havle) tutuklamasının ardından Arap aşiretleri ile SDG arasında gerginlik ve çatışmaların yaşandığı dönemde aktifti. Suriye İslam Direnişi – Uli’l-Ba’s grubu, Irak ve Lübnan’daki İran yanlısı milislerle halen temas halinde olan kişiler tarafından gerçekleştirilen saldırıların yanı sıra, grubun kendisi tarafından gerçekleştirilebilecek saldırılar için yeni bir çatı örgütü olabilir. 

Suriye hükümeti, bölgenin içinde bulunduğu zorlu dönemin farkında ve sahada bu durumu ihtiyatlı bir şekilde ele alıyor. İran'ın Arap ülkeleri üzerindeki saldırganlığına karşı siyasi olarak Arap ülkeleriyle birlikte hareket ediyor. Ancak aynı zamanda, savaşın daha da karmaşık hale gelmesi ihtimaline karşı tüm askeri ve güvenlik seçeneklerini değerlendiriyor. İran'ın vekilleri, Suriye'yi devam eden savaşa sürüklemek amacıyla Suriye'ye ve güvenliğine doğrudan tehdit oluşturmaya başladı. Önümüzdeki dönemde cevap bekleyen en önemli soru şu: Suriye'nin Irak ve Lübnan sınırlarındaki seferberliği sınır güvenliğiyle sınırlı kalacak mı, yoksa bir noktada bölgedeki İran'ın vekilleriyle doğrudan çatışarak Suriye'nin güvenliğini savunma görevine dönüşecek mi?