ABD-Çin uyumsuzluğu

ABD ve Çin ilişkilerinde 1970’lerden bu yana bu seviyelerde bir gerilim yaşanmamıştı (AFP)
ABD ve Çin ilişkilerinde 1970’lerden bu yana bu seviyelerde bir gerilim yaşanmamıştı (AFP)
TT

ABD-Çin uyumsuzluğu

ABD ve Çin ilişkilerinde 1970’lerden bu yana bu seviyelerde bir gerilim yaşanmamıştı (AFP)
ABD ve Çin ilişkilerinde 1970’lerden bu yana bu seviyelerde bir gerilim yaşanmamıştı (AFP)

Nebil Fehmi
Ülkelerin uluslararası ve bölgesel olarak rekabet etmeleri ve zaman zaman aralarında anlaşmazlıklar yaşanması son derece doğal bir durumdur. Ancak ABD-Çin ilişkilerinde ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin'i yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle suçlaması ve buna karşın Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin bunu ‘Soğuk Savaş’ın arifesi’ olarak nitelendirilmesiyle yaşanan gerilim beni oldukça endişelendiriyor. Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) verdiği desteği de kesen ABD’nin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo daha önce virüsün ‘Çin’in Wuhan'daki bir laboratuarda yaptığı hatalardan dolayı ortaya çıktığını’ söylemiş, ancak bu açıklamasında kısmen geri adım atmıştı.
Tüm ülkelerin siyasi pozisyonlarında, özellikle rekabet kızıştığında veya siyasi, ekonomik veya askeri güç dengesinde bir eksikliğe tanık olduğumuzda yanılma riski olabileceğini söylemeye gerek yoktur sanırım. Bununla birlikte,  şiddetli ve meşru rekabet ile hesaplanmamış veya taktiksel hatalar ya da temel stratejik çelişki ile başkalarının ulusal güvenliğine doğrudan ve kasıtlı olarak veya üçüncü taraflar aracılığıyla müdahale etmek arasında büyük bir fark vardır.  Tüm bunlar, ABD-Çin ilişkilerinde ortaya çıkmaya başladı. Bu ilişkilere, iki ülkenin büyüklüğü, politikalarının uluslararası ekonomik sistem üzerindeki etkisi ve kaçınılmaz olarak küresel siyaset ve güvenlik alanlarının istikrarına dokunması nedeniyle uluslararası dikkat gösterilmesini gerektiriyor.
Ancak ne olursa olsun, öngörülebilir bir gelecekte ABD ile Çin arasında askeri bir çatışma yaşanmasını beklemiyorum. Bununla birlikte olası bir ABD-Çin çatışmasının, özellikle ekonomik ve teknolojik seviyelerdeki yansımalarıyla ilgili derin bir endişem var.  Bu endişem için birçok gerekçem var. Bunlardan en önemlisi, iki ülkenin siyasi kavramlarına muhalefet edilmesi ve her birinin kendi rolünü ve uluslararası duruşunu düşünmesidir. Yani, iki güç de bir birlerinin siyasi kültürüne karşılar.
Burada, Amerikan toplumunun Demokratlar, Cumhuriyetçiler ve Bağımsızlar gibi çeşitli siyasi akımlarının ‘Amerikan istisnacılığı’ (American exceptionalism) olarak nitelendirilen ABD’nin dünyada eşsiz ve istisnai bir yeri olduğu inandıklarını belirtmem gerekiyor. Bu inanç çerçevesinde ABD’liler liderliğe, kazanılmış bir hakmış gibi sıkı sıkıya bağlıdırlar. Öyle ki uluslararası toplumun üyeleri bu liderliğe saygı görmelidirler. Geçtiğimiz yüzyılın son çeyreğinde Sovyetler Birliği'nin çöküşünden, Doğu Avrupa ülkelerini bir araya getiren Varşova Paktı'nın dağılmasından ve böylece bu komünist ve sosyalist eğilimin uluslararası olarak engellenmesinden sonra bu inancın gücü ve katılığı daha da arttı. Bu gelişmelerle ABD ve Batı ülkelerinin ekonomik kapitalist sistemi ve piyasa ekonomisini yayma hakkına sahip olduğu inancı hakim oldu. Dünyadaki siyasi veya ekonomik sistemler arasındaki fark, dünyanın çeşitli ülkelerinde olumlu veya olumsuz bir şekilde karşılık buldu.
ABD, özellikle Avrupa ve Atlantik arenasındaki rekabete yönelik şevki kırıldıktan sonra, dünya çapında nüfuz, otorite ve liderlik alanlarında gerçek bir rakibin ortaya çıkmasıyla özellikle Asya’ya yoğunlaştı. Asya toplumları dünya genelinde orta sınıfın yüzde 60’ını temsil etmektedirler. Bu durum, eski ABD Başkanı Barack Obama’nın ABD’nin Asya Pivot’a doğru yöneleceğini ve onu gündeminde daha büyük bir yere koyacağını duyurmaya itti.
Herkes Çin'in bu Asya piramidinin tepesinde olduğu ve özellikle liderlik rolü için 5G teknolojisi ve tüm gelişmiş ülkelerin ve diğerlerinin toplumlarını geleceğe hazırlarken faydalanmaya çalıştıkları ‘yapay zeka’ gibi son derece uzmanlaşması ve teknolojik yeteneklere sahip olması nedeniyle ABD için büyük bir rakip ve endişe kaynağı olduğu, artık rahatsızlık verici bir hale geldiği konusunda hem fikir. Bu durum ABD’nin bazı müttefiklerinin Çin merkezli Huawei şirketi ile çalışmalarına yönelik itirazlarını görmezden gelmelerine neden oldu.
İki ay önce iki ülkenin aralarında ekonomik gerilimi yatıştırmak için geçici ekonomik ve ticari anlaşmalar yapmasından sonra bile ABD’nin bu itirazları ve baskısının yoğunlaşarak devam etmesi oldukça dikkat çekici bir durumdur. Anlaşmalar yapılırken hem ABD, hem de Çin bir takım tavizler verdiler. Bazı uygulamaları geri çektiler. ABD, bazı Çin mallarına uygulanan yeni gümrük vergilerini kaldırırken Çin de, ABD’den daha fazla mal satın alma ve yabancı malların Çin pazarına girişini kolaylaştırma sözü verdi.
Ancak tüm bu olumlu adımlara rağmen iki ülke arasındaki anlaşmazlıklar arttı ve karşılıklı suçlamalar yoğunlaştı. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki uyuşmazlıklar, dönemin ABD Başkanı Richard Nixon ve Çin Lideri Mao Zedong arasındaki tarihsel anlayışlara dayalı olarak 1970'lerden bu yana benzeri görülmemiş seviyelere yükseldi. Öte yandan bu uyuşmazlıklar, ABD’deki başkanlık seçimleri kampanyası sırasında, özellikle de adayların koronavirüs salgınının sonuçları, yaşam standardındaki düşüş ve ABD’deki işsizlik oranlarındaki artış çerçevesinde karşılıklı suçlamalarda bulunmak için iyi bir koz olması nedeniyle yoğunlaşacak anlaşmazlıklar ve gerilimlerdir. Bu gerginlik, seçim kampanyasının ötesine geçecektir. Çünkü ABD’li ulusal güvenlik kurumları, Çin'i ABD'nin stratejik çıkarlarına ve küresel liderliğine karşı en büyük uluslararası tehdit olarak görüyor.
Çin’in siyasi kültürü ABD’nin perspektifine kıyasla temelde farklılık gösterir. Çin, siyasi ve kültürel kavramlarını diğerlerine ihraç etmeye çalışmadığını ve sistemin diğer ülkeler için uygun olduğu şeklinde bir düşünceye sahip olmadığını birçok kez öne sürdü. Çin, sık sık dile getirdiği ‘Çin değerleri ile sosyalizmin’ temelde ulusal pratiğiyle birlikte başkalarının istediklerini çıkarması veya alıntı yapmasıyla ilgili olduğunu vurguluyor.
Çin'in siyasi kavramlarını ihraç ettiği yönünde tarihte açık bir örneği olmadığı doğrudur, ancak bu Pekin'in çıkarlarını korumayacağı, siyasi, güvenlik ve ekonomik ağırlığını, özellikle Asya arenasında kullanmayacağı ve bunların getirdiği başarıyı uluslararası arenaya empoze etmeyeceği anlamına gelmez. Ayrıca Çin politikalarında bunların olmadığı söylenemez. Özellikle Asya'daki diğer ülkelerin çıkarlarıyla çatışabilecek hırsları olduğu biliniyor. Son yıllarda Güney Çin Denizi'ndeki ve Asya'daki komşularıyla ilişkilerinin yanı sıra Hong Kong ile olan arasında yaşananların daha akut hale geldiğine dikkat çekilmekte fayda var. Bazı ülkelerle olan ticari ilişkilerinde ABD doları kullanmama kararı aldıktan sonra, uluslararası ekonomik çıkarlarını koruma konusunda daha güçlü ve daha kalıcı uygulamalara tanık olacağımız konusunda ise şüphem yok. WHO ya da yakın zamanda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) tanık olduğumuz üzere uluslararası örgütlerde Batı’nın eleştirisi veya baskısı altında olsa bile küresel olarak yayıldıkça ve uluslararası arenayla daha da iç içe geçtikçe beklentileri ve uygulamaları tekrarlanacaktır.
Çin ve ABD donanmaları arasındaki sürtüşmeler, askeri tehlikelerin hala var olduğuna dair erken bir uyarı olsa bile yakında iki ülke arasında bir savaş veya askeri çatışma yaşanabileceğini söyleyerek gözünüzü korkutmak istemiyorum. Şuan yaşanan Çin-ABD uyuşmazlığı ile yirminci yüzyılın başlarında, savaşla sona eren bir rekabet arasında rahatsız edici bir benzerlik olduğunu düşünüyorum. Bu rekabetin tarafları İngiltere ve Almanya’ydı. Ekonomik ve teknolojik büyüme aşamasına denk gelen küreselleşmenin ilk döneminde yaşanan bu rekabet, merkezi güç ile demokratik ekonomi arasında yaşanan bir rekabetti. Her ikisi de ekonomiye bağlıydı ve diğerinin tamamlayıcısıydı. Her ikisi de vergi ve mali baskılar, teknoloji işbirliğine yönelik kısıtlamalar gibi rakiplerine karşı engelleyici ve cezalandırıcı önlemler aldılar. Tıpkı Çin ve ABD’nin yaptığı gibi, kendi çıkarlarını desteklemek ve hizmet etmek için altyapıya büyük yatırımlar yaptılar. Bu rekabet, İkinci Dünya Savaşı'na kadar devam etti.
Bu ve diğer hususlar için, Çin ile ABD arasındaki gerilimleri sakinleştirmenin, siyasi algılarında çatışmayı önlemenin ve iki ülke arasındaki anlaşmazlıkların siyasi istikrar ve küresel ekonomi üzerindeki etkilerinin farkında olmalarının son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Mevcut anlaşmazlıkların ve gerginliklerinin önümüzdeki seçim döneminde daha da artacağı ve ABD’de büyüme oranlarında bir düşüşe tanık olunacak ekonomik bir baskı oluşacağı konusunda uyarıyorum.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından  Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



IMF, 2027’de Suudi Arabistan ekonomisinin yüzde 7,9 büyümesini öngörüyor

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'dan, (Reuters)
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'dan, (Reuters)
TT

IMF, 2027’de Suudi Arabistan ekonomisinin yüzde 7,9 büyümesini öngörüyor

Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'dan, (Reuters)
Suudi Arabistan'ın başkenti Riyad'dan, (Reuters)

Uluslararası Para Fonu (IMF), Suudi Arabistan ekonomisinin 2027 yılında yüzde 7,9 oranında güçlü bir büyüme kaydetmesini bekliyor. Bu öngörüde, enerji üretimi ve ihracatındaki toparlanmanın yanı sıra bölgesel ticaretin kademeli olarak yeniden canlanması, savaş kaynaklı aksaklıkların azalması ve raporun temel senaryosu kapsamında Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması etkili oluyor.

Tahminler, Suudi Arabistan ekonomisinin bu yıl enerji üretimi ve taşımacılığında yaşanan aksaklıkların yol açtığı baskıların ardından yeniden ivme kazanabileceğine işaret ediyor. Petrol ihracat güzergâhlarının çeşitliliği ve ihracatın bir bölümünün Hürmüz Boğazı’na uğramadan Kızıldeniz üzerinden gerçekleştirilebilmesini sağlayan altyapı, ülkenin toparlanma kapasitesini destekleyen başlıca unsurlar arasında yer alıyor.

IMF, ekim ayında yayımladığı Dünya Ekonomik Görünümü raporunda Suudi Arabistan ekonomisinin 2026’da yüzde 3,3 daralacağını, 2027’de ise yüzde 7,9 büyüyeceğini öngördü. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Fon, nisan ayında yayımladığı tahminlerinde 2026 için yüzde 3,1, 2027 için ise yüzde 4,5 büyüme bekliyordu. Tahminlerdeki bu belirgin değişim, savaşın seyrindeki gelişmeleri ve ekonomik faaliyetlerin yeniden başlamasına ilişkin varsayımları yansıtıyor.

İhracat altyapısı ekonomik dayanıklılığı destekliyor

Suudi Arabistan ekonomisi, alternatif petrol ihracat güzergâhlarına sahip olmasından yararlanıyor. Bu güzergâhların başında, ham petrolü ülkenin doğusundaki petrol sahalarından Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanı’na taşıyan Doğu-Batı Petrol Boru Hattı geliyor. Hattın günlük taşıma kapasitesi yaklaşık 7 milyon varile ulaşıyor.

Suudi Arabistan, petrol boru hatlarının toplam kapasitesini günlük 10 milyon varile çıkarmayı hedefliyor. Bu adımın, deniz taşımacılığında yaşanabilecek aksaklıklar karşısında ihracat sisteminin esnekliğini artırması amaçlanıyor.

Alternatif güzergâhlar, deniz taşımacılığındaki sorunların petrol akışına etkisini sınırlama imkânı sunuyor. IMF’nin varsayımlarına göre üretim ve ihracatın kademeli olarak toparlanması da gelecek yıl ekonomik faaliyetleri destekleyecek.

Körfez ekonomilerinde enerji üretiminin yeniden başlamasıyla toparlanma beklentisi

Güçlü büyüme beklentisi yalnızca Suudi Arabistan ile sınırlı değil. IMF, enerji üretimi ve ihracatının yanı sıra lojistik faaliyetlerin yeniden canlanmasıyla diğer Körfez ekonomilerinin de 2027’de yüksek büyüme oranlarına ulaşacağını öngörüyor.

Fonun 2027 yılına ilişkin büyüme tahminleri şöyle:

Katar: Yüzde 18,8

Kuveyt: Yüzde 17,1

Bahreyn: Yüzde 13,9

Suudi Arabistan: Yüzde 7,9

Birleşik Arap Emirlikleri: Yüzde 7,7

Umman: Yüzde 2,2

Bu tahminler, 2026 yılında yaşanması beklenen ciddi ekonomik daralmaların ardından geliyor. IMF, 2026’da Kuveyt ekonomisinin yüzde 16,7, Katar ekonomisinin yüzde 15,6 ve Bahreyn ekonomisinin yüzde 11,3 daralacağını öngörüyor. Birleşik Arap Emirlikleri için yüzde 3,9 daralma beklenirken, Umman ekonomisinin yüzde 4,1 büyüyeceği tahmin ediliyor.

Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması temel senaryonun parçası

IMF’nin temel senaryosu, Hürmüz Boğazı’nın Mart 2027’de yeniden açılmaya başlamasını ve aynı yılın ekim ayına kadar genel olarak savaş öncesi koşullara dönülmesini öngörüyor. Bu süreçte enerji akışının, deniz taşımacılığının, sigorta işlemlerinin ve ödemelerin kademeli olarak normale dönmesi bekleniyor.

Bununla birlikte, toparlanmanın ne kadar hızlı gerçekleşeceği çatışmaların seyrine ve deniz ulaşımının istikrar kazanmasına bağlı olacak. Suudi Arabistan’ın alternatif ihracat güzergâhları ise bölgesel koşulların iyileşmesiyle birlikte ekonominin dış şokları absorbe etme ve büyüme ivmesini yeniden kazanma kapasitesini destekleyen önemli bir unsur olarak öne çıkıyor.


Altın, petrol ve dolardaki gerilemenin desteğiyle yükseliyor... Piyasalar ABD’nin enflasyon verilerini bekliyor

Kuveyt şehir merkezindeki mağazasında altın ve gümüş külçelerini sergileyen bir kuyumcu (AFP)
Kuveyt şehir merkezindeki mağazasında altın ve gümüş külçelerini sergileyen bir kuyumcu (AFP)
TT

Altın, petrol ve dolardaki gerilemenin desteğiyle yükseliyor... Piyasalar ABD’nin enflasyon verilerini bekliyor

Kuveyt şehir merkezindeki mağazasında altın ve gümüş külçelerini sergileyen bir kuyumcu (AFP)
Kuveyt şehir merkezindeki mağazasında altın ve gümüş külçelerini sergileyen bir kuyumcu (AFP)

Altın fiyatları, bugün dolar ve petrol fiyatlarındaki gerilemenin desteğiyle yükseldi. Yatırımcılar, ABD Merkez Bankasının (FED) gelecekteki para politikası adımlarına ilişkin ipuçları ararken, bu hafta açıklanacak ABD enflasyon verilerini bekliyor.

Spot altın, % 0,3 artışla ons başına 4 bin 206,01 dolara yükseldi. Altın, günün erken saatlerinde 2 Ekim'den bu yana en yüksek seviyesini gördü. ABD'de aralık vadeli altın kontratları da % 0,3 değer kazanarak ons başına 4 bin 230,40 dolara çıktı.

KCM Trade Baş Piyasa Analisti Tim Waterer, ABD Başkanı Donald Trump'ın Rusya ile Ukrayna arasında enerji tesislerine yönelik saldırıların durdurulması konusunda ateşkes sağlandığını duyurmasının ardından petrol fiyatlarının gerilemesinin ve doların zayıflamasının, haftanın başında altının yükselişine zemin hazırladığını söyledi.

Waterer, petrol fiyatlarındaki düşüşün enflasyona ilişkin kısa vadeli baskıları ve faiz oranlarına yönelik endişeleri hafiflettiğini, bunun da altının cazibesini artırdığını belirtti.

Trump, dün Rusya ile Ukrayna arasında enerji tesislerine yönelik saldırıların durdurulması konusunda anlaşmaya varıldığını ve anlaşmanın derhal yürürlüğe girdiğini açıkladı. Ancak Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, anlaşmanın ayrıntılarını hâlâ beklediğini ifade etti. Rus petrol arzının artabileceği beklentisiyle petrol fiyatları geriledi.

Döviz piyasalarında dolar sınırlı bir bantta hareket etti. Doların zayıf seyri, ABD doları üzerinden fiyatlanan altını diğer para birimlerini kullanan yatırımcılar açısından daha ucuz hâle getirdi.

Altın geleneksel olarak enflasyona karşı korunma aracı olarak görülse de faiz oranlarının yükselmesi, yatırımcısına faiz getirisi sağlamayan altının cazibesini genellikle azaltıyor.

Enflasyon verileri piyasaların yönünü belirleyecek

Piyasalar, ABD'de çarşamba günü açıklanacak tüketici fiyat endeksini (TÜFE), perşembe günü yayımlanacak üretici fiyat endeksi (ÜFE) ve perakende satış verilerini bekliyor. Söz konusu verilerin, FED'in önümüzdeki dönemde izleyeceği para politikasına ilişkin ipuçları sunması bekleniyor.

CME Group bünyesindeki FedWatch aracına göre piyasalar, ekim ayında ABD'de faiz artırımı yapılması ihtimalini yüzde 17 olarak fiyatlıyor. Aralık ayına kadar faiz artırımı olasılığı ise yüzde 86'ya yükseliyor.

Ekonomik baskıların bir başka göstergesi olarak, ABD'li tüketicilerin ekonomik görünüme ilişkin değerlendirmeleri ekim ayının başında daha da kötüleşti. Ortadoğu'daki çatışmalarla bağlantılı yaşam maliyeti artışının tüketici beklentileri üzerinde baskı oluşturduğu belirtildi.

Diğer değerli metaller de yükseldi

Değerli metallerdeki yükseliş altınla sınırlı kalmadı. Spot gümüş % 0,5 artışla ons başına 61,12 dolara yükselirken platin yüzde 1 değer kazanarak bin 704,70 dolara çıktı. Paladyumun ons fiyatı da % 1,2 artışla bin161,81 dolara ulaştı.


Suudi Arabistan’ın ulaşım ağı, saldırılar artarken seyahat akışını güvence altına alıyor

Suudi Arabistan’ın ulaşım sistemi, geniş bir operasyonel alternatif yelpazesi sunan çok merkezli ve çok modlu bir ağ üzerine kurulu (SPA)
Suudi Arabistan’ın ulaşım sistemi, geniş bir operasyonel alternatif yelpazesi sunan çok merkezli ve çok modlu bir ağ üzerine kurulu (SPA)
TT

Suudi Arabistan’ın ulaşım ağı, saldırılar artarken seyahat akışını güvence altına alıyor

Suudi Arabistan’ın ulaşım sistemi, geniş bir operasyonel alternatif yelpazesi sunan çok merkezli ve çok modlu bir ağ üzerine kurulu (SPA)
Suudi Arabistan’ın ulaşım sistemi, geniş bir operasyonel alternatif yelpazesi sunan çok merkezli ve çok modlu bir ağ üzerine kurulu (SPA)

Husilerin son dönemde Suudi Arabistan’daki sivil tesisleri, özellikle de havalimanlarını hedef alması, Krallık’ın ulaşım ağının gücünü ve dayanıklılığını ortaya koydu. Alınan çeşitli önlemler, benzer krizlerle başa çıkma ve alternatif ulaşım seçenekleri sunma kapasitesini gözler önüne sererken yolcuların seyahatlerini daha sorunsuz sürdürmesine olanak sağladı.

Cumartesi günü Kral Halid Uluslararası Havalimanı’nın saldırıya uğramasının ardından Suudi Arabistan’ın ulaşım ağının her türlü koşula hazırlıklı olduğunu gösteren dikkat çekici adımlar atıldı. Suudi Arabistan Demiryolları (SAR), cumartesi günü yaptığı açıklamada, pazar sabahının erken saatlerinde Kasım’dan Riyad’a, Mecmaa İstasyonu üzerinden ek tren seferleri düzenleneceğini duyurdu.

Şarku’l Avsat’a konuşan yolcular, bu uygulamanın kendilerine alternatif bir güzergâh sunduğunu belirtti. Yolcular, önce Suudi Arabistan’ın orta kesimindeki Kasım bölgesinde bulunan Prens Muhammed bin Abdülaziz Havalimanı’na giderek buradan SAR trenine binebildiklerini ve nihai varış noktaları olan Riyad’a ulaşabildiklerini ifade etti. Yolculara göre bu durum, olası krizlerde ulaşım ağının dayanıklılığını ve sunduğu alternatiflerin çeşitliliğini ortaya koyuyor.

Öte yandan Suudi Arabistan’ın batısındaki Cidde kentinde bulunan Kral Abdülaziz Uluslararası Havalimanı’nda kademeli operasyon süreci devam ediyor. Havayolu şirketlerinin Kuzey Terminali’nden 4 numaralı terminale taşınması sürerken uçuş takip uygulamalarında çok sayıda uçuşun gerçekleştirildiği görülüyor.

Şarku’l Avsat’a konuşan bazı yolcular da başlangıçta Riyad’a yapılması planlanan uçuşlarının, başkent Riyad’a bağlı Devadimi kentindeki havalimanına yönlendirildiğini aktardı. Yolcular buradan kara yoluyla, 300 kilometrenin altında bir mesafe katederek Riyad’a ulaştı.

Bu kapsamda Suudi Arabistan’ın Kuveyt Büyükelçiliği, uçuşları iptal edilen ve Riyad’a dönmek isteyen vatandaşların taşınması için otobüs seferleri düzenleneceğini duyurdu. Bu hizmetten yararlanmak isteyenlerin iptal edilmiş bir seyahat rezervasyonuna sahip olması gerekiyor.

Suudi Arabistan’ın Bahreyn Büyükelçiliği de Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na yönelik bazı uçuşların durdurulması veya gecikmesi nedeniyle seyahatleri aksayan ya da varış noktalarına ulaşamayan vatandaşları yardım ve gerekli yönlendirmeler için büyükelçilikle iletişime geçmeye çağırdı.

Suudi Arabistan’ın ulaşım altyapısı, farklı merkezlere ve ulaşım türlerine dayanan çok yönlü bir ağdan oluşuyor. Ülke genelinde uluslararası, bölgesel ve iç hatlara hizmet veren toplam 27 ticari havalimanı bulunuyor.

Genel İstatistik Kurumu verilerine göre Suudi Arabistan’daki havalimanları 2025 yılında 979 bin 800 uçuşla 140,9 milyon yolcuya hizmet verdi. Ülkenin havalimanları 66 ülkedeki 176 noktaya bağlanıyor.

Ulaşım ağının kapsamı yalnızca hava yolu taşımacılığıyla sınırlı değil. Suudi Arabistan Demiryolları (SAR), 5 bin 500 kilometreyi aşan bir demir yolu ağı işletiyor. Şirket, 2025 yılında 14 milyondan fazla yolcu ile 30 milyon tonun üzerinde maden ve yük taşıdı.

Başkent Riyad’da ise Riyad Metrosu, toplam 176 kilometre uzunluğundaki altı hat ve 85 istasyonuyla ulaşım altyapısını tamamlıyor. Hatlardan biri Kral Halid Uluslararası Havalimanı’na uzanıyor.

Bu veriler, Suudi Arabistan’ın ulaşım altyapısının genişliğini ve ülke genelinde farklı merkezlere ve güzergâhlara dayanan çok yönlü yapısını ortaya koyuyor.