ABD-Çin uyumsuzluğu

ABD ve Çin ilişkilerinde 1970’lerden bu yana bu seviyelerde bir gerilim yaşanmamıştı (AFP)
ABD ve Çin ilişkilerinde 1970’lerden bu yana bu seviyelerde bir gerilim yaşanmamıştı (AFP)
TT

ABD-Çin uyumsuzluğu

ABD ve Çin ilişkilerinde 1970’lerden bu yana bu seviyelerde bir gerilim yaşanmamıştı (AFP)
ABD ve Çin ilişkilerinde 1970’lerden bu yana bu seviyelerde bir gerilim yaşanmamıştı (AFP)

Nebil Fehmi
Ülkelerin uluslararası ve bölgesel olarak rekabet etmeleri ve zaman zaman aralarında anlaşmazlıklar yaşanması son derece doğal bir durumdur. Ancak ABD-Çin ilişkilerinde ABD Başkanı Donald Trump'ın Çin'i yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını nedeniyle suçlaması ve buna karşın Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin bunu ‘Soğuk Savaş’ın arifesi’ olarak nitelendirilmesiyle yaşanan gerilim beni oldukça endişelendiriyor. Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) verdiği desteği de kesen ABD’nin Dışişleri Bakanı Mike Pompeo daha önce virüsün ‘Çin’in Wuhan'daki bir laboratuarda yaptığı hatalardan dolayı ortaya çıktığını’ söylemiş, ancak bu açıklamasında kısmen geri adım atmıştı.
Tüm ülkelerin siyasi pozisyonlarında, özellikle rekabet kızıştığında veya siyasi, ekonomik veya askeri güç dengesinde bir eksikliğe tanık olduğumuzda yanılma riski olabileceğini söylemeye gerek yoktur sanırım. Bununla birlikte,  şiddetli ve meşru rekabet ile hesaplanmamış veya taktiksel hatalar ya da temel stratejik çelişki ile başkalarının ulusal güvenliğine doğrudan ve kasıtlı olarak veya üçüncü taraflar aracılığıyla müdahale etmek arasında büyük bir fark vardır.  Tüm bunlar, ABD-Çin ilişkilerinde ortaya çıkmaya başladı. Bu ilişkilere, iki ülkenin büyüklüğü, politikalarının uluslararası ekonomik sistem üzerindeki etkisi ve kaçınılmaz olarak küresel siyaset ve güvenlik alanlarının istikrarına dokunması nedeniyle uluslararası dikkat gösterilmesini gerektiriyor.
Ancak ne olursa olsun, öngörülebilir bir gelecekte ABD ile Çin arasında askeri bir çatışma yaşanmasını beklemiyorum. Bununla birlikte olası bir ABD-Çin çatışmasının, özellikle ekonomik ve teknolojik seviyelerdeki yansımalarıyla ilgili derin bir endişem var.  Bu endişem için birçok gerekçem var. Bunlardan en önemlisi, iki ülkenin siyasi kavramlarına muhalefet edilmesi ve her birinin kendi rolünü ve uluslararası duruşunu düşünmesidir. Yani, iki güç de bir birlerinin siyasi kültürüne karşılar.
Burada, Amerikan toplumunun Demokratlar, Cumhuriyetçiler ve Bağımsızlar gibi çeşitli siyasi akımlarının ‘Amerikan istisnacılığı’ (American exceptionalism) olarak nitelendirilen ABD’nin dünyada eşsiz ve istisnai bir yeri olduğu inandıklarını belirtmem gerekiyor. Bu inanç çerçevesinde ABD’liler liderliğe, kazanılmış bir hakmış gibi sıkı sıkıya bağlıdırlar. Öyle ki uluslararası toplumun üyeleri bu liderliğe saygı görmelidirler. Geçtiğimiz yüzyılın son çeyreğinde Sovyetler Birliği'nin çöküşünden, Doğu Avrupa ülkelerini bir araya getiren Varşova Paktı'nın dağılmasından ve böylece bu komünist ve sosyalist eğilimin uluslararası olarak engellenmesinden sonra bu inancın gücü ve katılığı daha da arttı. Bu gelişmelerle ABD ve Batı ülkelerinin ekonomik kapitalist sistemi ve piyasa ekonomisini yayma hakkına sahip olduğu inancı hakim oldu. Dünyadaki siyasi veya ekonomik sistemler arasındaki fark, dünyanın çeşitli ülkelerinde olumlu veya olumsuz bir şekilde karşılık buldu.
ABD, özellikle Avrupa ve Atlantik arenasındaki rekabete yönelik şevki kırıldıktan sonra, dünya çapında nüfuz, otorite ve liderlik alanlarında gerçek bir rakibin ortaya çıkmasıyla özellikle Asya’ya yoğunlaştı. Asya toplumları dünya genelinde orta sınıfın yüzde 60’ını temsil etmektedirler. Bu durum, eski ABD Başkanı Barack Obama’nın ABD’nin Asya Pivot’a doğru yöneleceğini ve onu gündeminde daha büyük bir yere koyacağını duyurmaya itti.
Herkes Çin'in bu Asya piramidinin tepesinde olduğu ve özellikle liderlik rolü için 5G teknolojisi ve tüm gelişmiş ülkelerin ve diğerlerinin toplumlarını geleceğe hazırlarken faydalanmaya çalıştıkları ‘yapay zeka’ gibi son derece uzmanlaşması ve teknolojik yeteneklere sahip olması nedeniyle ABD için büyük bir rakip ve endişe kaynağı olduğu, artık rahatsızlık verici bir hale geldiği konusunda hem fikir. Bu durum ABD’nin bazı müttefiklerinin Çin merkezli Huawei şirketi ile çalışmalarına yönelik itirazlarını görmezden gelmelerine neden oldu.
İki ay önce iki ülkenin aralarında ekonomik gerilimi yatıştırmak için geçici ekonomik ve ticari anlaşmalar yapmasından sonra bile ABD’nin bu itirazları ve baskısının yoğunlaşarak devam etmesi oldukça dikkat çekici bir durumdur. Anlaşmalar yapılırken hem ABD, hem de Çin bir takım tavizler verdiler. Bazı uygulamaları geri çektiler. ABD, bazı Çin mallarına uygulanan yeni gümrük vergilerini kaldırırken Çin de, ABD’den daha fazla mal satın alma ve yabancı malların Çin pazarına girişini kolaylaştırma sözü verdi.
Ancak tüm bu olumlu adımlara rağmen iki ülke arasındaki anlaşmazlıklar arttı ve karşılıklı suçlamalar yoğunlaştı. İki ülke arasındaki ilişkilerdeki uyuşmazlıklar, dönemin ABD Başkanı Richard Nixon ve Çin Lideri Mao Zedong arasındaki tarihsel anlayışlara dayalı olarak 1970'lerden bu yana benzeri görülmemiş seviyelere yükseldi. Öte yandan bu uyuşmazlıklar, ABD’deki başkanlık seçimleri kampanyası sırasında, özellikle de adayların koronavirüs salgınının sonuçları, yaşam standardındaki düşüş ve ABD’deki işsizlik oranlarındaki artış çerçevesinde karşılıklı suçlamalarda bulunmak için iyi bir koz olması nedeniyle yoğunlaşacak anlaşmazlıklar ve gerilimlerdir. Bu gerginlik, seçim kampanyasının ötesine geçecektir. Çünkü ABD’li ulusal güvenlik kurumları, Çin'i ABD'nin stratejik çıkarlarına ve küresel liderliğine karşı en büyük uluslararası tehdit olarak görüyor.
Çin’in siyasi kültürü ABD’nin perspektifine kıyasla temelde farklılık gösterir. Çin, siyasi ve kültürel kavramlarını diğerlerine ihraç etmeye çalışmadığını ve sistemin diğer ülkeler için uygun olduğu şeklinde bir düşünceye sahip olmadığını birçok kez öne sürdü. Çin, sık sık dile getirdiği ‘Çin değerleri ile sosyalizmin’ temelde ulusal pratiğiyle birlikte başkalarının istediklerini çıkarması veya alıntı yapmasıyla ilgili olduğunu vurguluyor.
Çin'in siyasi kavramlarını ihraç ettiği yönünde tarihte açık bir örneği olmadığı doğrudur, ancak bu Pekin'in çıkarlarını korumayacağı, siyasi, güvenlik ve ekonomik ağırlığını, özellikle Asya arenasında kullanmayacağı ve bunların getirdiği başarıyı uluslararası arenaya empoze etmeyeceği anlamına gelmez. Ayrıca Çin politikalarında bunların olmadığı söylenemez. Özellikle Asya'daki diğer ülkelerin çıkarlarıyla çatışabilecek hırsları olduğu biliniyor. Son yıllarda Güney Çin Denizi'ndeki ve Asya'daki komşularıyla ilişkilerinin yanı sıra Hong Kong ile olan arasında yaşananların daha akut hale geldiğine dikkat çekilmekte fayda var. Bazı ülkelerle olan ticari ilişkilerinde ABD doları kullanmama kararı aldıktan sonra, uluslararası ekonomik çıkarlarını koruma konusunda daha güçlü ve daha kalıcı uygulamalara tanık olacağımız konusunda ise şüphem yok. WHO ya da yakın zamanda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde (BMGK) tanık olduğumuz üzere uluslararası örgütlerde Batı’nın eleştirisi veya baskısı altında olsa bile küresel olarak yayıldıkça ve uluslararası arenayla daha da iç içe geçtikçe beklentileri ve uygulamaları tekrarlanacaktır.
Çin ve ABD donanmaları arasındaki sürtüşmeler, askeri tehlikelerin hala var olduğuna dair erken bir uyarı olsa bile yakında iki ülke arasında bir savaş veya askeri çatışma yaşanabileceğini söyleyerek gözünüzü korkutmak istemiyorum. Şuan yaşanan Çin-ABD uyuşmazlığı ile yirminci yüzyılın başlarında, savaşla sona eren bir rekabet arasında rahatsız edici bir benzerlik olduğunu düşünüyorum. Bu rekabetin tarafları İngiltere ve Almanya’ydı. Ekonomik ve teknolojik büyüme aşamasına denk gelen küreselleşmenin ilk döneminde yaşanan bu rekabet, merkezi güç ile demokratik ekonomi arasında yaşanan bir rekabetti. Her ikisi de ekonomiye bağlıydı ve diğerinin tamamlayıcısıydı. Her ikisi de vergi ve mali baskılar, teknoloji işbirliğine yönelik kısıtlamalar gibi rakiplerine karşı engelleyici ve cezalandırıcı önlemler aldılar. Tıpkı Çin ve ABD’nin yaptığı gibi, kendi çıkarlarını desteklemek ve hizmet etmek için altyapıya büyük yatırımlar yaptılar. Bu rekabet, İkinci Dünya Savaşı'na kadar devam etti.
Bu ve diğer hususlar için, Çin ile ABD arasındaki gerilimleri sakinleştirmenin, siyasi algılarında çatışmayı önlemenin ve iki ülke arasındaki anlaşmazlıkların siyasi istikrar ve küresel ekonomi üzerindeki etkilerinin farkında olmalarının son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Mevcut anlaşmazlıkların ve gerginliklerinin önümüzdeki seçim döneminde daha da artacağı ve ABD’de büyüme oranlarında bir düşüşe tanık olunacak ekonomik bir baskı oluşacağı konusunda uyarıyorum.
*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından  Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Petrol fiyatları bugün yüzde 25’in üzerinde artış gösterdi... Yeni bir günlük rekora doğru ilerliyor

Kaliforniya’nın Kern County bölgesindeki bir petrol kuyusu (AFP)
Kaliforniya’nın Kern County bölgesindeki bir petrol kuyusu (AFP)
TT

Petrol fiyatları bugün yüzde 25’in üzerinde artış gösterdi... Yeni bir günlük rekora doğru ilerliyor

Kaliforniya’nın Kern County bölgesindeki bir petrol kuyusu (AFP)
Kaliforniya’nın Kern County bölgesindeki bir petrol kuyusu (AFP)

Petrol fiyatları bugün yüzde 25’in üzerinde artış göstererek 2022 ortalarından bu yana en yüksek seviyelerine ulaştı. Artış, bazı büyük üreticilerin arzı kısması ve ABD-İsrail ile İran arasındaki çatışmanın tırmanmasının deniz taşımacılığında uzun süreli aksamalara yol açabileceği endişeleriyle şekillendi.

Enerji piyasaları, özellikle dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı çevresindeki kriz nedeniyle ciddi bir gerilim yaşıyor.

Petrol tankerlerindeki aksaklıklar ve artan güvenlik riskleri, nakliye faaliyetlerini yavaşlattı ve bu durum, Ortadoğu’dan petrol tedarikine yüksek bağımlılığı bulunan Asyalı alıcıları daha savunmasız hale getirdi.

Brent ham petrol vadeli işlemleri 24,96 dolar artışla yüzde 27 yükselerek varil başına 117,65 dolara ulaştı ve tarihteki en büyük günlük sıçramayı kaydetti. Amerikan Batı Teksas Ham Petrolü (WTI) ise 25,72 dolar artışla yüzde 28,3 yükselerek varil başına 116,62 dolara çıktı.

Bugün erken saatlerde WTI yüzde 31,4 artışla 119,48 doları görürken, Brent ham petrol yüzde 29 yükselerek 119,50 dolara ulaştı. Pazartesi öncesinde, geçen hafta Brent ham petrol yüzde 27, WTI ise yüzde 35,6 oranında yükselmişti.

Singapur merkezli OCBC Bank’ın Yatırım Stratejisi Genel Müdürü Vasu Menon, “Hürmüz Boğazı’ndan petrol akışı yakın zamanda yeniden başlamaz ve bölgesel gerilimler hafiflemezse, fiyatlar üzerindeki yukarı yönlü baskının devam etmesi muhtemel” dedi.

Irak ve Kuveyt üretimlerini azaltmaya başladı; önceden doğal gaz üretimini kısmış olan Katar da arzını kısıtlama kararı aldı. Bu adımlar, savaş nedeniyle Ortadoğu’dan yapılan sevkiyatların durmasının bir sonucu olarak fiyatları destekledi.

Fiyatlardaki yükselişe bir diğer etken olarak, İran’da merhum Dini Lider Ali Hamaney’in yerine oğlu Mücteba Hamaney’in atanması gösterildi. Bu gelişme, ABD ve İsrail ile çatışmanın başlamasının ardından bir hafta geçmesine rağmen, İran’da sert kanatların hâlâ güçlü şekilde kontrolü elinde tuttuğunu işaret ediyor.

Rakuten Securities’te emtia analisti olan Satoru Yoshida, “Merhum Dini Lider’in oğlu İran’ın yeni Dini Lideri olarak atanmış durumda. Bu durum, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran rejimini değiştirme hedefini daha da zorlaştırıyor” şeklinde konuştu.

Yoshida, “Bu gelişme, alımları hızlandırdı. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya ve petrol üreten ülkelerin tesislerine saldırılar düzenlemeye devam etmesi bekleniyor; geçtiğimiz hafta da buna şahit olduk” ifadelerini kullandı.

Yoshida, WTI fiyatının kısa süre içinde varil başına 120 dolara, ardından 130 dolara yükselmesini öngördü.

Savaş, tüketicileri ve şirketleri, çatışma kısa sürse bile haftalar veya aylar süren yüksek yakıt fiyatlarıyla karşı karşıya bırakabilir. Bunun nedeni, üreticilerin zarar görmüş tesisler, lojistik aksaklıklar ve taşımacılıkta artan risklerle mücadele etmesi olarak gösteriliyor.

ANZ Bank’ta kıdemli emtia stratejisti olan Daniel Hines, “Bir sonraki kritik gösterge, durumun İran’ı petrol kuyularını kapatmaya zorlayıp zorlamayacağıdır. Bu yalnızca üretimi etkilemekle kalmaz, aynı zamanda çatışma sona erdikten sonra yanıt süresini de geciktirir. Bu da fiyatların uzun süre yüksek kalmasına yol açar” dedi.

Üç petrol sektörü kaynağı, dün Irak’ın güneyde bulunan ana petrol sahalarındaki üretiminin yüzde 70 düşerek günde yalnızca 1,3 milyon varile gerilediğini bildirdi. Bunun nedeni, İran ile yaşanan savaş nedeniyle ülkenin Hürmüz Boğazı üzerinden petrol ihraç edememesi olarak açıklandı. Basra Devlet Petrol Şirketi’nden bir yetkili, ham petrol depolama kapasitesinin maksimuma ulaştığını belirtti.

Kuveyt Petrol Şirketi de cumartesi günü üretimi azaltmaya başladı ve sevkiyatlar için mücbir sebep ilan etti, ancak durdurulacak üretim miktarını açıklamadı.

ABD petrol rezervleri

Petrol fiyatlarındaki yükselişle birlikte ABD Senatosu Çoğunluk Lideri Demokrat Chuck Schumer, Başkan Donald Trump’a Stratejik Petrol Rezervi’nden petrol salması çağrısında bulundu.

Schumer yaptığı açıklamada, “Başkan Trump, piyasaları istikrara kavuşturmak, fiyatları düşürmek ve Amerikalı ailelerin zaten aşina olduğu fiyat şoklarını durdurmak için Stratejik Petrol Rezervi’nden derhal petrol salmalıdır. Bu fiyat artışlarının sorumlusu onun pervasız savaşıdır” ifadelerini kullandı.


Savaş petrol fiyatlarını zirveye taşıdı: Batı Teksas Petrolü  2022’den bu yana ilk kez 100 doları aştı

Fotoğrafta, Akdeniz’de petrol çıkarımı yapılan bir deniz platformu görülüyor (Arşiv)
Fotoğrafta, Akdeniz’de petrol çıkarımı yapılan bir deniz platformu görülüyor (Arşiv)
TT

Savaş petrol fiyatlarını zirveye taşıdı: Batı Teksas Petrolü  2022’den bu yana ilk kez 100 doları aştı

Fotoğrafta, Akdeniz’de petrol çıkarımı yapılan bir deniz platformu görülüyor (Arşiv)
Fotoğrafta, Akdeniz’de petrol çıkarımı yapılan bir deniz platformu görülüyor (Arşiv)

Batı Teksas türü ham petrol (WTI), ABD petrol piyasasının referans fiyatı, Ortadoğu’daki savaşın etkisiyle Temmuz 2022’den bu yana ilk kez 100 doları aştı.

Şikago Borsası’nın açılışında WTI petrol fiyatı yüzde 13,84 yükselerek 103,48 dolara ulaştı. Pazartesi günü erken işlemlerde ABD ham petrolü vadeli kontratları yüzde 20’den fazla artış göstererek Temmuz 2022’den bu yana en yüksek seviyesine çıktı. Bu yükseliş, ABD ile İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın artan şiddeti ve Hürmüz Boğazı üzerinden petrol sevkiyatlarının uzun süre aksayabileceği endişeleriyle tetiklendi.

WTI ham petrolü, seans boyunca ciddi dalgalanmalar yaşadı. Erken işlemlerde yüzde 22,4 artışla 111,24 dolara çıkan fiyatlar, gün sonunda yüzde 16,31 artışla 105,73 dolarda dengelendi. Bu hareket, geçen Cuma günü kaydedilen yüzde 12’lik artış ve haftalık yüzde 36’lık yükselişle birleşince, petrol piyasasında önemli bir kırılma olarak değerlendiriliyor.


Hürmüz Boğazı neden Asya’nın can damarı?

Seul’deki bir benzin istasyonunda bir adam arabasının yakıt deposunu doldururken, diğerleri sırada bekliyor. (Reuters)
Seul’deki bir benzin istasyonunda bir adam arabasının yakıt deposunu doldururken, diğerleri sırada bekliyor. (Reuters)
TT

Hürmüz Boğazı neden Asya’nın can damarı?

Seul’deki bir benzin istasyonunda bir adam arabasının yakıt deposunu doldururken, diğerleri sırada bekliyor. (Reuters)
Seul’deki bir benzin istasyonunda bir adam arabasının yakıt deposunu doldururken, diğerleri sırada bekliyor. (Reuters)

Asya, petrol ve gaz ihtiyacının büyük kısmını Ortadoğu’dan karşılıyor; bölgeden ham petrol ithalatının yüzde 60’ını gerçekleştiriyor. Bu durum, İran savaşının Hürmüz Boğazı’nı uzun süre kapatması halinde Asya’yı ciddi risk altına sokuyor.

Ortadoğu, dünya genelinde en büyük petrol üreticisi ve ihracatçısı konumunda bulunuyor. Bölge, günlük ham petrol üretiminin dörtte birini ihraç ediyor ve bu ihracatın büyük kısmı Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleştiriliyor.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre 2025 yılında Asya, Ortadoğu’dan günlük 14,74 milyon varil ham petrol ithal etti; bu, bölgenin toplam 25 milyon varillik günlük ham petrol alımının yaklaşık yüzde 60’ına karşılık geliyor.

Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Irak, Ortadoğu’dan Asya’ya ham petrol tedarikinde önde gelen ülkeler arasında yer alıyor. Japonya ve Güney Kore ise Ortadoğu petrolüne en fazla bağımlı ülkeler; Japonya’nın ithalatının yaklaşık yüzde 95’i, Güney Kore’nin ise yüzde 70’i Ortadoğu’dan sağlanıyor.

Asya’nın petrol merkezi Singapur, geçen yıl Ortadoğu petrolüne bağımlılığını yüzde 50’den yüzde 70’in üzerine çıkardı. Bu artış, Exxon Mobil’in ağır petrol arzını artıracak şekilde genişlettiği rafinerinin tamamlanmasının ardından gerçekleşti.

Kpler şirketinin verilerine göre, dünyanın en büyük ham petrol ithalatçısı Çin, deniz yoluyla gerçekleştirdiği ithalatın yaklaşık yarısını -günde 5,4 milyon varil- Ortadoğu’dan sağlıyor.

Çin, petrolünü İran, Rusya ve Kanada gibi ülkelerden de ithal ediyor ve günlük 4 milyon varilin üzerinde üretim yapıyor. Piyasalarda, Çin’in tek bir ülkeye olan bağımlılığının tedarikinin yüzde 20’sini aşmadığı biliniyor.

Ortadoğu’dan Kuzey Asya’ya petrol sevkiyatları genellikle 30-40 gün sürerken, Hindistan’a yapılan sevkiyatlar bir haftadan daha kısa sürede ulaşıyor.

Asya ve petrol talebi

Asya, dünya genelinde petrol talebinin en hızlı arttığı bölge konumunda ve aynı zamanda net ithalatçı durumunda bulunuyor. Bunun nedeni, Asya-Pasifik bölgesindeki üretimin, petrol sahalarının eskimesi ve yeni keşiflerin azlığı nedeniyle gerilemiş olması.

Bölgedeki çoğu rafineri, Ortadoğu’dan gelen yüksek kükürtlü ham petrolü işlemek için kükürt giderme üniteleriyle donatılmış durumda. Bu tür petrol genellikle düşük kükürtlü ham petrolden daha ucuz olduğu için rafineriler, daha yüksek kâr marjları elde edebiliyor.

Ortadoğu ham petrolü, aynı zamanda yüksek miktarda fuel oil (yakıt yağı) içeriyor. Bu yakıt, benzin ve dizel gibi yüksek kaliteli yakıtların üretiminde işlenebiliyor. Fuel oil ayrıca, Singapur ve Çin’in doğusundaki Zhoushan gibi dünyanın en önemli yakıt ikmal limanlarında gemi yakıtı olarak da kullanılıyor.

Bu süreçte, Suudi Arabistan’ın Asya pazarındaki payı, Saudi Aramco’nun bölgesel rafinerilerde hisse satın almasıyla birlikte arttı.

Sınırlı seçenekler

Asya’daki rafineriler, tedarik kaynaklarını çeşitlendirmek amacıyla işleyebilecekleri ham petrol türlerini artırmaya çalışsa da, işleyebilecekleri petrol miktarı belirli bir sınıra tabii. Petrolün kalitesindeki değişimler, rafine ürün üretimini ve yakıt karışımı gereksinimlerini doğrudan etkiliyor.

Ayrıca, Asya’daki çoğu rafineri, ham petrol ihtiyaçlarının genellikle yüzde 50’den fazlasını uzun vadeli sözleşmelerle temin ederek arzın istikrarını garanti altına alıyor.