Mahluf'a uygulanan yeni tedbirlerle eş zamanlı olarak Kaplan Kuvvetleri komutanına karşı medya kampanyası başlatıldı

Suriye’nin orta kesimlerinde savaşa hazırlanan Ulusal Savunma Kuvvetleri (Kuvvet ed-Difa el-Vatani - NDF) unsurları (ed-Difa el-Vatani)
Suriye’nin orta kesimlerinde savaşa hazırlanan Ulusal Savunma Kuvvetleri (Kuvvet ed-Difa el-Vatani - NDF) unsurları (ed-Difa el-Vatani)
TT

Mahluf'a uygulanan yeni tedbirlerle eş zamanlı olarak Kaplan Kuvvetleri komutanına karşı medya kampanyası başlatıldı

Suriye’nin orta kesimlerinde savaşa hazırlanan Ulusal Savunma Kuvvetleri (Kuvvet ed-Difa el-Vatani - NDF) unsurları (ed-Difa el-Vatani)
Suriye’nin orta kesimlerinde savaşa hazırlanan Ulusal Savunma Kuvvetleri (Kuvvet ed-Difa el-Vatani - NDF) unsurları (ed-Difa el-Vatani)

İran yanlısı Suriyeli milislerin Kaplan Kuvvetleri, (Kuvvet en-Nimr) Komutanı Tuğgeneral Süheyl el-Hasan’a karşı başlattıkları medya kampanyası Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in kuzeni Rami Mahluf'a karşı alınan yeni tedbirlerle eş zamanlı olarak gerçekleşiyor. Suriyeli işadamı Mahluf’a uygulanan tedbirlere, hisselerinin çoğunluğunun sahibi olduğu ve yönetim kuruluna başkanlığını yaptığı GSM şirketi Syriatel'in hisselerinin dondurulması da dahil edildi.
Geçtiğimiz yılın yazında Mahluf’un mali, ekonomik, askeri ve yardım ağları ile şirketlerine yönelik bir kampanya başlatılırken Rusya’nın himayesinde olan Tuğgeneral Süheyl el-Hasan komutanlığındaki Kaplan Kuvvetleri’nın adı da ‘25. Terörle Mücadele Bölüğü’ olarak değiştirildi. Tuğgeneral Hasan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Beşşar Esed ile Aralık 2018'de Hmeymim Hava Üssü’ndeki bir toplantıya katılmıştı.
Suriye Ulusal Savunma Kuvvetleri’nin (Kuvvet ed-Difa el-Vatani - NDF) Facebook sayfasında “Kaplan Kuvvetleri'nde bir bölük komutanı... Haraç kesen ve zorbalık eden bir mafya babası” başlıklı bir rapor yayınlandı.
‘Nahnu el-Beled’ ağından aktarılan raporda, “Kaplan Kuvvetleri liderlerinden Samir İsmail, iki yıl veya daha fazla süre içinde Kaplan Kuvvetleri içindeki el-Hidrat Bölüğü’nün komutanı oldu. Bu kişi zar zor bir oda sahibi olabilecek haldeyken milyarca Suriye lirası sahibi birine dönüştü. Son yıllarda güç, nüfuz ve silah kullanarak, tehdit ederek ve el koyarak, savaşın en önemli yüzlerinden ve tüccarlarından biri oldu. Bu kişi, hiçbir şeyi yokken bir anda her şeyin sahibi oluverdi. Humus'ta en büyük emlak, araba, arazi, villa, çiftlik ve ticari dükkan sahiplerinden biri haline geldi. Bazı mülkleri satın aldı, bazılarına ise yasaları çiğneyerek el koydu. Hatta Humus’un İkrime semtindeki villasının yakınlarındaki bir bahçeye el koydu ve burada çok katlı bir bina inşa etmeye başladı. Ancak Şam'dan binanın yıkılması emri verildi ve karara uydu. Sonra yine geri döndü ve bahçedeki inşaatı bir karargaha dönüştürdü” ifadeleri kullanıldı.
İsmail’in Kaplan Kuvvetleri’ne yakınlığıyla bilindiği ve Humus'taki kollarından biri olduğu belirtilen raporda, “Samir İsmail, ülkenin orta kesimlerinde çeşitli kontrol noktalarını yönetiyor. Bu kontrol noktalarının göre farklı şehirlerden çiftçilerin sebze ve meyvelerini hallere taşıyan tüccarların çalışmalarından ve kamyonlarından haraç kesmek gibi çeşitli işleri takip ediyorlar. Tüccarlar da ödedikleri ücreti almak zorunda kaldıklarından bunu sebze ve meyve fiyatlarına yansıtıyorlar. Bu da tüketiciye ulaşan meyve ve sebze fiyatlarındaki büyük artışa katkıda bulunuyor. Tüm bunlar diğer gruplar tarafından da taklit ediliyor. Söz konusu gruplar, çok çeşitli SUV, kamyon, zırhlı araç ve çeşitli silahlarla donatılmış muaf araçlarla kurtarılmış alanlara girip ve satılabilecek her şeyi yağmalıyorlar”  denildi. İran, 2012 yılı sonlarında muhalif gruplara karşı rejim güçleriyle birlikte savaşmak üzere Suriye dışından getirilen milislerin yanı sıra Suriyeli milisleri de silah altına alarak Besiç deneyimini NDF’nin oluşumuna katkıda bulunmak için kullandı” denildi.
Ulusal Savunma Kuvvetleri’nin Hmeymim Hava Üssü üzerinden Rusya’nın himayesi altında olan Kaplan Kuvvetleri’yle rekabet halinde olduğuna inanılıyor.
 NDF raporunda ayrıca şu ifadeler yer aldı:
“Akaryakıt ve gaz için savaş tüccarına dönüşen bir tanker şoförü olan Rami et-Tabl, Suriye krizinden yararlanarak Baniyas’ta bölge sakinlerinin iyi bildiği bir haydut grubu kurdu. Sonra grubuyla birlikte Kaplan Kuvvetleri’ne katıldı. Bir savaş ağası haline gelen Rami et-Tabl, Halep’in kırsal ve kentsel bölgesinde nam saldı.  Halep'e doğu mahallelerinin rejimin kontrolüne geçmesinden önce bölgeye gıda girişine izin veren kişiydi. Giriş ücretlerini ve kesilecek haracı belirlerdi. Araç sahiplerine kendi eşyalarını taşılar dahi istediği gibi vergi uygulardı. Tabl’ın başta Halep-İsriya yolu olmak üzere yollarda kurduğu kontrol noktalarında sürücüler aşağılandılar, ezildiler. Tabl’ın günden güne servetine servet kattı. Milyarder haline geldi. Lübnan'da petrol alım-satımı için birkaç şirket kurdu. Şimdi yaşadığı Tartus'ta yüz milyonlarca lira değerinde emlak ve villa satın alırken, kardeşi (eski Kaplan Kuvvetleri unsuru) Hama'da yaşıyor.
Syriatel
Öte yandan Şam Borsası dün, Enformasyon Bakanlığı'nın 180 milyon ABD doları ödemesini istediği GSM şirketi Syriatel’in hisselerinin dondurulduğunu açıkladı. Bu adım, Rami Mahluf’a yönelik son dönemde alınan tedbirlerin bir parçası olarak atıldı. Mahluf, birkaç gün önce, ‘miras alınmayan veya satılmayan bir bağış’ olarak tanımladığı ‘Ramak Development' (Ramak Kalkınma ve İnsani Projeler) için birçok banka ve sigorta şirketindeki hisselerinden feragat ettiğini ve mülkiyet devri işleminin tamamlanmasından sonra tüm belgeleri yayınlayacağını açıkladı.
Şam’daki hukuk kaynakları yaptıkları değerlendirmede, Mahluf’un, bankalardaki ve sigorta şirketlerindeki hisselerini devretmesi ve bunları bağış kurumuna aktarması, el koyma kararlarının fonları üzerindeki etkilerini ortadan kaldırmak amacıyla yapıldığını öne sürdüler. Kaynaklar bunun nedenini, hayır ve insani yardım kuruluşlarına vergi uygulayan herhangi bir yasanın bulunmamasına bağladılar.
Şam hükümeti geçtiğimiz hafta Rami Mahluf’un 12 bankada bulunan hisseleri de dahil olmak üzere taşınır ve taşınmaz mallarına el koydu. Bununla birlikte Mahluf’a seyahat engelli getirilirken 5 yıl boyunca kamuda herhangi bir sözleşme yapması da yasaklandı. Bu adımlar, Mahluf'un sahibi olduğu Syriatel’in ödemesi gereken vergileri tahsil etmek için Maliye ve Enformasyon Bakanlığı tarafından alınan tedbirler çerçevesinde atıldı.
Mahluf, Mayıs başlarında yayınladığı ilk video kaydında kuzeni Devlet Başkanı Esed’e, güvenlik birimleri ve hükümetin mallarına el koymalarını engellemesi için şahsen müdahale etmesini istedi. Bununla birlikte dokuz yıllık savaş boyunca rejimi destekleyen yoksul rejim yanlılarına yardım edilmesini talep etti. Ancak rejim yanıtı, 17 Mayıs'ta Beşşar Esed’in eşi Esma’nın sahneye çıkmasıyla geldi. Esma Esed, ‘Anavatanın Yaralıları’ adlı özel çalıştayla Mahluf’un elinden yoksullar ve savaş yaralıları kartını çekip aldı. Bunu, 26 Mayıs'taki rejimin ölen savaşçılarının dul eşleri ve çocuklarının hükümette çeşitli pozisyonlara atanması kararı izledi.
Buna karşın Mahluf, hükümetin mallarına el konulması kararlarına ve rejimin kendisine karşı aldığı tedbirlere meydan okudu. Mahluf, Beşşar Esed’in gözetiminde faaliyetlerine devam ettiğini söylediği ‘Al-Bustan Hayır Kurumu’na bir buçuk milyar lira (Suriye’de 1 dolar bin 800 liraya eşit) aktarıldığını açıkladı.
Şam'daki hukuk kaynaklarına göre bu para transferiyle Mahluf, ‘mallarına el konulmasını engellemek’ amacıyla hisselerin mülkiyetini Ramak Development'a devretti.



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.