Riyad'daki Bağışçılar Konferansı’ndan Yemen’e en az 1,3 milyar dolar yardım

Suudi Arabistan'ın talebi üzerine Yemen'i desteklemek için düzenlenen Bağışçılar Konferansı. (SPA)
Suudi Arabistan'ın talebi üzerine Yemen'i desteklemek için düzenlenen Bağışçılar Konferansı. (SPA)
TT

Riyad'daki Bağışçılar Konferansı’ndan Yemen’e en az 1,3 milyar dolar yardım

Suudi Arabistan'ın talebi üzerine Yemen'i desteklemek için düzenlenen Bağışçılar Konferansı. (SPA)
Suudi Arabistan'ın talebi üzerine Yemen'i desteklemek için düzenlenen Bağışçılar Konferansı. (SPA)

Suudi Arabistan'ın talebi üzerine dün Riyad'da, Birleşmiş Milletler (BM) ile iş birliğinde sanal ortamda düzenlenen Bağışçılar Konferansı, en az 1,35 milyar dolar değerindeki insani yardımın açıklanması ile son buldu.
66 ülkeden 15 uluslararası kuruluş, 3 hükümet kuruluşu ve 39 sivil toplum kuruluşu dahil olmak üzere en az 126 tarafın katılım gösterdiği konferansa İslam Kalkınma Bankası (İKB), Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC), Uluslararası Kızılhaç ve Kızılay Dernekleri Federasyonu (IFRC) katıldı.
Konferans çıktılarına göre Suudi Arabistan 500 milyon dolar, Norveç 195 milyon dolar, İngiltere 200 milyon dolar, İsveç 30 milyon dolar, Japonya Yemen yardım kurumlarına 41 milyon dolar, koronavirüsle mücadelede 7,3 ​​milyon dolar, Güney Kore 18,4 milyon dolar ve Kanada 40 milyon dolar, Avrupa Komisyonu 80 milyon dolar, Hollanda ise 16,7 milyon dolar yardım sağlama taahhüdünde bulundu.
Yemen’deki yardım çalışmalarının giderlerini karşılamayı amaçlayan konferans, son zamanlarda koronavirüs salgını ve diğer hastalıkların yayılmasıyla ciddi bir insani krizle karşı karşıya olan ülkedeki insani durumun iyileştirilmesine yönelik BM’nin yürüttüğü, uluslararası çabaların desteklenmesi ve koordine edilmesine odaklandı.
Suudi Arabistan: Siyasi çözümü destekliyoruz
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan bin Abdullah, konferansta yaptığı konuşmada Suudi Arabistan hükümetinin Yemen’i ve kardeş halkını destekleme konusundaki kararlı konumunu teyit etti. Hükümetin BM’nin bilhassa Yemen’de olmak üzere tüm dünyada faaliyet gösteren ajansları aracılığıyla sağlanan insani çalışmalar hakkındaki derin takdirini vurguladı. Ferhan, açıklamalarına şu sözlerle devam etti:
“Biz bugün bir araya gelirken Yemen halkı da bu konferansta verilecek taahhütleri dört gözle bekliyor. İnsani, siyasi, askeri, güvenlik, ekonomik ve kalkınma konularındaki zorluklarla yüzleşmelerine yardımcı olması için bu taahhütlerin acilen sunulmasını umuyor. Nitekim bu zorluklar, Husi milislerin insanlık dışı uygulamalarından insani yardımları hiç etmeleri, yağmalamaları ve vergi uyguladıkları bu yardımların tüm Yemen topraklarına erişimini engellemelerinden kaynaklanıyor. Bu tavırları, Körfez Girişimi ve uygulama mekanizmaları, Yemen Ulusal Diyalogu çıktıları, Güvenlik Konseyi (BMGK) 2216 sayılı kararı olmak üzere üç referansa, ilgili uluslararası kararlara ve 2018 Stockholm Anlaşması'nın uygulanmasına dayanan siyasi çözümü kabul etmeme, aynı zamanda Arap Koalisyonu’nun ilan ettiği ateşkese ya da BM Yemen Özel Temsilcisi’nin Yemen tarafları arasında doğrudan müzakere davetine cevap vermeme konusundaki inatçılıklarının devamı niteliğindedir.”
Bakan Ferhan, uluslararası toplumu BM Proje Hizmetleri Ofisi (UNOPS) personelinin en az 1 milyon varil ham petrol yüklü Safir gemisine erişmesine izin vermek ve böylece petrol sızması durumunda Kızıldeniz’de kapsamlı bir çevresel felaketten kaçınmak için Husi milislere tam baskı uygulamaya çağırdı. Zirâ gemi, Hudeyde Limanı’nı ele geçirdikleri 2015’ten bu yana patlama tehdidi altında. Bakan, yardım taşıyan gemilerin varışını önleyen deniz mayınlarını etkisiz hale getirmenin, hem bunlara vergi dayatılmamasını hem de Hudeyde'deki Kızıldeniz değirmenlerini hedeflemeyi bırakmalarını sağlamanın gerekliliğini de vurguladı.
Bakan, ülkesinin BM’nin Yemen krizine sürdürülebilir bir siyasi çözüme ulaşmak için gösterdiği tüm çabaları desteklemeye ve Yemen halkının ülkenin güvenlik ve istikrarına da yansıyan insani, ekonomi, kalkınma konusunda çektiği acıları sonlandırmaya istekli olduğunu yineledi. Suudi Arabistan’ın Eylül 2014 krizinden bu yana Yemen'e toplamda en az 16 milyar 940 milyon dolar yardım sağladığını vurgulayan Ferhan, Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi’nin (KSRelief) 12 farklı gıda, yardım ve insani sektörde 453 proje yürüttüğünü, yeniden yapılanma yardımları kapsamında ise Yemen'in Geliştirilmesi ve Yeniden İnşa Edilmesi Suudi Programı dahilinde 7 farklı kalkınma sektöründe en az 150 milyon 520 bin dolar maliyetinde 175 projenin yürütüldüğünü hatırlattı. Ayrıca Suudi Arabistan'daki Yemenlilere yardım sağlandığını, ikili hükümet yardımlarının yapıldığını, yerel para birimi ve Yemen ekonomisini desteklemek için 3 milyar dolar değerinde güvence verildiğini, enerji santrallerinin işletilmesi için ayda 60 milyon dolar değerinde petrol türevleri sağlandığını, patlamamış mühimmat ve mayınların temizlenmesi için Mayın Temizleme Projesi’nin (MASAM) yürütüldüğünü de vurguladı.
Yemen'deki durumu ele alma ve halkının insani acılarını hafifletme çabalarına katılmanın önemine değinen Prens Faysal bin Ferhan bin Abdullah tüm ülkelere, uluslararası örgütlere ve sivil toplum örgütlerine, geçen yıl açıklandığı üzere yardım operasyonunu finanse etmek için 2 milyar 410 milyon dolar tutarındaki taahhütlerini yerine getirme çağrısında bulundu. Bu miktarın 180 milyon doları, Yemen'de koronavirüs salgınıyla mücadele etmek ve burada yaşanması mümkün olan insani felaketi önlemeye tahsis edilecek.
Bakan, açıklamalarına BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Griffiths’in Yemen'deki güvenlik ve istikrarı sağlayacak şekilde insani ve ekonomik zorluklarla mücadeledeki çabalarını, insani ve ekonomik güveni inşa etme adımları ya da ateşkes konusundaki, aynı zamanda üç referansa göre kapsamlı bir siyasi çözüme ulaşmak için siyasi istişarelerin sürdürülmesi hususundaki önerilerini desteklediğini yineleyerek devam etti.

Suudi Arabistan'dan 500 milyon dolar
KSRelief Genel Sekreteri ve Suudi Kraliyet Mahkemesi Genel Danışmanı Dr. Abdullah Rabia da yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı:
“Bugün dünyanın Kovid-19 salgını ile karşı karşıya olduğu zor koşullar altında buluşuyoruz. Aynı zamanda beraberinde getirdiği ekonomik, sağlık ve siyasi sıkıntılar, Yemen halkının karşılaştığı zorlu insani ve sağlık koşullar da gündemimizde. Nitekim bu sıkıntılara salgını ya da Yemen halkını tehdit eden insani koşulları dikkate almayan İran destekli Husi milisler neden oldu. Bu milisler, bağışçı ülkelerden gelen insani yardımları yağmalayıp çalmaya ve bunları kendi askeri amaçlarında kullanmaya çalıştı. Milisler, Yemen halkını bağışçıların taahhütlerini olumsuz yönde etkileyecek şekilde en temel haklarından mahrum bıraktı. Böylece BM ve insan hakları örgütlerinin omuzlarına bu ağır suiistimalleri azaltma yolunda ciddi bir sorumluluklar yükledi.”
Krallığın BM Yemen İnsani Müdahale Planı’na 500 milyon dolar katkıda bulunma taahhüdüne değinen Rabia, 300 milyon doların BM kurum ve kuruluşları aracılığıyla KSRelief’in mekanizmalarına göre koronavirüsle mücadeleye tahsis edileceğini, geri kalan 200 milyon doların da mekanizmalarına uygun olarak KSRelief aracılığıyla ulusal, yerel ve uluslararası kuruluşlarla koordineli olarak sunulacağını belirtti. Bu kapsamda MASAM’ın üçüncü aşamasına 30 milyon dolar ayrılacağını, böylece üç aşamaya toplamda 100 milyon dolar tahsis edilmiş olacağını kaydetti.

Guterres: Zor bir dönemle karşı karşıyayız
Hayati önemdeki söz konusu konferansa ve Yemen'e sağlanan kalıcı yardımlara sponsor olduğu için Suudi Arabistan'a teşekkür eden BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Yemen’in hem kurumsal hem de bireysel düzeyde, özellikle koronavirüs salgınının patlak vermesiyle, zorlu ekonomik ve insani koşullarla karşı karşıya olduğunun altını çizdi.
Yemen’in bu insani kriz sırasında yardıma ihtiyacının olduğunu hatırlatan Guterres, açlık ve yetersiz beslenmenin Yemen’de en az 4 milyon insanın yerinden edilmesiyle birlikte çocukların hayatının tehlike altında olduğunu, salgının ise en az 10 milyon insanın hayatını tehdit ettiğini vurguladı. Aynı zamanda “Zor bir dönemle karşı karşıyayız. Acilen bir şeyler yapmazsak yüksek ölüm oranlarıyla karşılaşabiliriz” ifadelerini kullandı.
Yemen'deki sağlık tesislerinin salgın krizini şiddetlendirecek şekilde başta solunum cihazları ve ambulanslar olmak üzere tıbbi cihaz sıkıntısı çektiğini açıklayan Guterres, hastanelerin enerji kaynaklarından yoksun olduğunu, nüfusun yarısının ise temiz suya erişiminin bulunmadığını vurguladı.
BM’nin Yemen'de yürüttüğü en az 30 insani programın fon yetersizliği nedeniyle önümüzdeki yıl sona erdirilmesi konusunda uyarıda bulunan Guterres, bağışçıları Yemen'deki acil insani yardım programlarına cömertçe destek vermeye ve finanse etmeye çağırdı.

Sağlık sektörünün çöküşü
İnsani ve Acil Durum Yardımlarından Sorumlu BM Genel Sekreter Yardımcısı Mark Lowcock, sağlık sektörünün çöküşü, yaşam koşullarının bozulması, kıtlık, yerinden edilme, başta koronavirüs olmak üzere hastalıkların yayılması nedeniyle Yemen'deki insani durumun son derece zor olduğunu bildirdi.
Tüm dünyanın Yemen ve halkının tüm ihtiyaçlarını karşılayacak bağışlarda bulunacağı ümidini dile getiren Lowcock, BM’nin Yemen'deki 10 milyondan fazla insana yardım sağlayan ve buradaki vaziyetin nispeten normale dönmesine yardımcı olacak, eyleme geçirilebilir bir plana sahip olduğunun altını çizdi. “Yemenli ailelere yardımcı olabilmemiz ve koronavirüsle mücadelede temel ihtiyaçları elde edebilmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Yemen hükümetini risklerden kaçınmak için çalışmaya ve gelişmeye devam etmeye çağıran Lowcock, en ciddi zorluğun finansman olduğunu belirterek yeterli finansman sağlanmadığı taktirde 41'den fazla yardım programının yıl içerisinde kapatılacağını söyledi. Ayrıca koronavirüs müdahale ekiplerinin temmuz ayı sonuna kadar ülkedeki kalacağını ve gelecek ay bütçenin azaltılacağını kaydetti.

BAE yardıma devam ediyor
Son birkaç yıl içerisinde BM Yemen İnsani Müdahale Planı ve BM ajansları girişimlerine en az 6 milyar dolar destekte bulunan Birleşik Arap Emirlikleri de yardımları sürdüreceğini açıkladı.
Uluslararası toplumun barışçıl bir çözüm bulma çabalarını söz konusu üç referansa dayanarak desteklemenin önemini vurgulayan BAE’nin açıklamasında şu ifadelere yer verildi:
“Mart-Haziran döneminde 100 milyon dolar değerinde 107 ton insani yardıma başladık. Bunlardan 7 tonu, uçaklar aracılığıyla haftalar önce Yemen’e vardı. Dolayısıyla durum önemli ölçüde değişti. İnsani yardımlara yönelik acil bir değişim gerekiyor. Dünyadaki krize etkili yanıt verebilmek için yeni mekanizmalara ve yenilikçi yaklaşımlara ihtiyaç duyuyoruz.”



Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
TT

Washington, Suriye güçlerini Halep ve Tabka arasında "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı

Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)
Suriye ordusu dün Halep'in doğusundaki kırsal kesimde bulunan Meskene'ye girdi (AFP)

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) komutanı Amiral Brad Cooper, Suriye hükümet güçlerini ülkenin kuzeyindeki Halep ve Tabka şehirleri arasındaki bölgede "herhangi bir saldırı eylemini" durdurmaya çağırdı ve Kürt güçleriyle aralarındaki "gerginliğin artmasını önleme" çabalarını memnuniyetle karşıladı.

Cooper, "Suriye hükümet güçlerini Halep ve Tabka arasında bulunan bölgelerdeki her türlü saldırı operasyonunu durdurmaya çağırıyoruz" diyerek, "Suriye'deki tüm tarafların gerginliğin artmasını önlemek ve diyalog yoluyla bir çözüm aramak için sürdürdüğü çabaları memnuniyetle karşılıyoruz" ifadelerini kullandı.


Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
TT

Uluslararası toplum Lübnan'da sadece ateşkes değil, silahsızlanma da istiyor

Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)
Beyrut'taki Refik Hariri Uluslararası Havalimanı yolunda Lübnan ordusunu destekleyen afişler (Arşiv – AP)

Son günlerde, Lübnan resmî makamlarının 2006’da kabul edilen ve 2024’te güncellenen 1701 sayılı Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasına bağlılık vurgusu ile, yalnızca ateşkesin kalıcı hale getirilmesini değil, silahların bırakılmasını ve gücün devlet elinde toplanmasını açıkça dile getirmeye başlayan uluslararası aktörlerin yaklaşımı arasındaki çelişki giderek belirginleşiyor. Bu yeni yaklaşım, Lübnan devletini son derece hassas bir siyasi ve güvenlik sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

İsrail’in artan askeri faaliyetleri ve Litani Nehri’nin güneyi ile kuzeyine yönelik hava saldırılarının sürmesi eşliğinde, Lübnan devleti 1701 sayılı kararın tüm hükümlerine bağlılığını ortaya koymaya çalışıyor. Resmî açıklamalarda, Lübnan ordusunun Mavi Hat boyunca görevlerini yerine getirdiği ve Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü (UNIFIL) ile iş birliği içinde sükûneti sağlamaya çalıştığı vurgulanıyor.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn da Lübnan’ın ‘ateşkese bağlı olduğunu ve uluslararası yükümlülüklerine saygı gösterdiğini’ yineleyerek, 2006’dan bu yana geçerli olan çerçevenin korunması yönündeki iradeye işaret etti.

Ancak Lübnan’ın bu yaklaşımı Batılı başkentleri artık ikna etmiyor. Son dönemde ABD ve Avrupa’dan gelen açıklamalar, ‘uluslararası toplumun istikrarı yönetme aşamasından, değişimi dayatma aşamasına geçtiğini’ açık biçimde ortaya koyuyor. Özellikle Lübnan ordusunun güneyde sahadaki planını uygulamaya başlamasının ardından, silahların devlet otoritesi altında toplanması gerekliliği yönündeki söylem daha da güç kazanmış durumda.

Uluslararası silahsızlanma takvimi

Eski milletvekili Faris Said, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun Lübnan’daki tüm yasadışı silahların tasfiyesi, özellikle de Hizbullah’ın silahları için bir takvim belirlediğinin artık netleştiğini, bunun yalnızca Litani Nehri güneyindeki silahları kapsayan 1701 sayılı karar ile sınırlı olmadığını söyledi.

Said, “Lübnan yetkilileri bu takvimden haberdar, ancak kamuoyuna açıklanmadı. Yetkililerin bu konuda ciddi adımlar atması gerekiyor, çünkü gecikme ülkeyi büyük siyasi ve güvenlik risklerine maruz bırakır” ifadelerini kullandı.

Said’e göre mevcut aşama, uluslararası yaklaşımda bir değişimi gösteriyor: “Artık odak sadece güneydeki durumu düzenleyen 1701 sayılı kararın uygulanmasında değil. Zira şimdi tüm milislerin silahsızlandırılması yönünde açık talepler öne çıkıyor” (yani 1559 sayılı karar). Said bu değişimi, ‘Lübnan siyasetinde silahın egemenliğine son verme iradesi’ olarak nitelendirdi.

Said ayrıca, “Lübnan’da Hizbullah tarafından yapılan sözlü tırmanış, gerçek durumla uyumlu değil. Hizbullah medyada tonunu yükseltiyor, ancak geniş çaplı bir askeri çatışmaya girişecek kapasitesi yok” değerlendirmesinde bulundu. Said, Hizbullah içinde iki eğilim olduğunu belirterek, birinin İran-ABD müzakerelerini beklediğini, diğerinin ise Hizbullah’ı çıkmazdan kurtaracak bir Arap çözümü arayışında olduğunu bildirdi.

 Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)Hizbullah tarafından Lübnan'ın güneyindeki Kaleviyeh köyüne yerleştirilen bir füze maketi… Duvarda “Silahlarımızı bırakmayacağız” yazıyor. (EPA)

1701 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararının uygulanmasının geçmiş yıllarda Hizbullah’ın silahları ve siyasi sisteme derinlemesine nüfuzu nedeniyle aksadığını belirten Said, Hizbullah’ın seçim yasası ve mezhep ötesi ittifakları aracılığıyla kendisine bir siyasi güvenlik ağı oluşturduğunu söyledi.

Said sözlerini şöyle noktaladı: “Artık Lübnan devletinin zaman kaybetme lüksü yok. Devlet, BM gözetiminde tek bir masada oturup bekleyen meseleleri çözmeli ve müzakerelere parti mantığıyla değil, devlet mantığıyla başlamalı. Zamanla yarış içindeyiz; eğer bu yılı da aşarsak ve silah konusunda siyasi çözümler bulamazsak, tüm Lübnan’ın yeniden şiddet sarmalına gireceği düşüncesi gerçek olabilir.”

1701 sayılı karar artık uygulanabilir değil

Lübnan devleti, uluslararası meşruiyet politikasını savunmak zorunda kalırken, ülkedeki en etkili güçlerden Hizbullah, kararı kabul eden devletlerin yorumladığı şekliyle 1701 sayılı kararın sınırlarını tanımıyor.

Hukuk profesörü Dr. Ali Murad, “Lübnan, savaşın ve ateşkes anlaşmasının ortaya çıkardığı güç dengeleri ışığında son derece zor bir gerçeklikle karşı karşıya” dedi. Murad, İsrail’in, Lübnan hükümetinin son olarak silahları devletin elinde toplama çabalarına rağmen, ‘adım adım’ dengesini aştığını belirtti.

Murad, güç dengelerinin bugün her zamankinden daha fazla İsrail lehine döndüğünü, özellikle Suriye rejiminin çöküşü ve Hizbullah’ın yanıt verememesi sonrası, herkesin durumu objektif şekilde değerlendirmesi gerektiğini vurguladı. Murad, “2006’da kabul edilen 1701 sayılı karar, o dönemdeki koşullar değiştiği için artık uygulanabilir değil” ifadesini kullandı.

Mevcut durumun çok daha zor olduğunu belirten Murad, Hizbullah’ın o dönemde silahlarını karar gereği teslim etmemesinin, sonraki uygulamaları daha karmaşık hale getirdiğini söyledi. Murad, savaş sonrası kabul edilen yorum çerçevesinde ateşkesin artık uygulanabilir olmadığını, durumun daha karmaşık ve zor hale geldiğini vurguladı.

Murad, Lübnan devletinin dolaylı müzakere fikrini kabul etmesinin, ulusal çıkarı koruma sorumluluğunu beraberinde getirdiğini belirterek, bunun; saldırıların durdurulması, İsrail’in çekilmesi, tutukluların geri dönmesi ve yeniden imar sürecinin başlatılması gibi açık hedefleri kapsaması gerektiğini ifade etti. Murad, “Bu hedeflerin hiçbiri Hizbullah’ın silahlarıyla artık gerçekleştirilemez” dedi.

Murad sözlerini şu ifadelerle bitirdi: “2006 versiyonu artık geçerli değil, mevcut ateşkes versiyonu ise gerçeklik tarafından aşılmış durumda. Lübnan devleti ve Hizbullah, durumu olduğu gibi değerlendirmeli, inkâr veya kaçma yoluna başvurmamalı.”


İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
TT

İsrail: Hamas'ı iki ay içinde silahsızlandırın... yoksa savaşla karşı karşıya kalırsınız

Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)
Gazze'deki Hamas savaşçıları (Arşiv- Reuters)

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki Filistinli gruplara silahsızlanmaları için iki aylık bir ültimatom verdi ve bunu uygulamak için yeniden askeri müdahale tehdidinde bulunarak, savaşı yeniden alevlendirebileceğini belirtti.

İsrail kaynakları, Tel Aviv'in bu ültimatomu ABD ile tam bir mutabakat içinde verdiğini ve silahsızlanma sürecinin niteliğini ve kriterlerini İsrail'in belirleyeceğini ifade etti.

İsrail medya kuruluşu Kanal 12'ye göre ordu şimdiden bir askeri operasyon senaryosuna hazırlanıyor ve ABD Başkanı Donald Trump, "Onlar (Hamas) bunu kolay yoldan da zor yoldan da yapabilirler" diyerek İsrail'in pozisyonunu güçlendirdi.

13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)13 Ocak 2026'da Gazze Şehri sahilinde yerinden edilmiş Filistinliler için kurulan bir kamp (AP)

Kanal haberinde, “Barış Konseyi ve teknokrat yönetim kurulduğu andan itibaren Hamas'a silahsızlanması için iki ay süre verilecek. Eğer bunu gönüllü olarak yapmazsa, İsrail ordusu müdahale edecek” ifadelerini kullandı.

İsrail'de bu tehditkar tavrın, ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında tam bir anlaşmanın sonucu olduğu iddiası var.

İsrailli bir güvenlik kaynağı, Hamas'ın belirtilen süre içinde silahsızlandırılmaması durumunda "İsrail ordusunun şimdiden planlar hazırladığını" belirtti.

İsrail güvenlik teşkilatının değerlendirmesine göre Hamas hâlâ sahada faaliyet gösteriyor, zaman onların lehine işliyor ve hareket çatışmalar sırasında ağır hasar görmüş olsa da çöküşten çok uzak.

Güvenlik değerlendirmelerine göre, “örgüt hâlâ Gazze’nin bazı bölgelerinde otorite ve askeri kontrolü sürdürüyor, sahada faaliyet gösteriyor ve özellikle hâlâ etkin kontrolü altında bulunan bölgelerde silahlanmaya ve büyümeye devam ediyor… Ortaya çıkan geçiş dönemi (Hamas'a) hizmet ediyor ve yeteneklerini yeniden inşa etmesine, yeraltı altyapısını harekete geçirmesine ve bir savaş gücünü yeniden kurmasına olanak tanıyor.”

 Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)Gazze'yi yönetmekle görevlendirilen teknokrat komite dün Kahire'de toplandı (Reuters)

İsrail'deki bilgili kaynaklar, bu durum ışığında "mevcut aşamayı uzatmanın bir seçenek olmadığını" belirterek, "belirli ve sınırlı bir zaman çizelgesi belirlendiğini ve bu çizelgenin sonunda kesin bir karar verileceğini" vurguladı.

Siyasi ve güvenlik kaynakları, bu kararın ABD ile tam koordinasyon içinde alındığını ve Washington ile Tel Aviv arasında doğrudan varılan anlaşmaların bir parçası olduğunu doğruladı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre bu anlaşmalar, Hamas'ın silahsızlandırılmasının sadece belirtilen bir hedef değil, Gazze Şeridi'ndeki herhangi bir ilerleme için bağlayıcı bir koşul olduğu konusunda da mutabakatı içeriyor.

Kaynaklar, İsrail'in "silahsızlanma" tanımının, kriterlerinin, nasıl doğrulanacağının ve ne zaman gerçek ve tamamlanmış sayılacağının tam kontrolüne sahip olacağını ifade etti.

İsrail kaynakları, kısmi bir dağılmanın veya sembolik bir adımın kabul edilmeyeceğini ve Hamas askeri yeteneklere sahip olduğu sürece "sarı hat’tan" geri adım atılmayacağını vurguladı.

İsrail, Hamas silahsızlandırılana kadar Gazze'de kurulan teknokrat hükümetle iş birliğinin sınırlı ve temkinli olmasına karar verdi.

Kaynaklar, İsrail'in teknokrat hükümetin bileşimini ve üyelerinin isimlerini incelediğini belirtti.

Tel Aviv'de hakim olan varsayım, Hamas'ın kendi isteğiyle silahsızlanmayacağı yönünde ve ültimatom, (askeri olarak) harekete geçmeden önce net bir zaman çerçevesi belirlemeyi de amaçlıyor.

 Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)Gazze'nin güneyindeki Refah'ta, Hamas'ın silahlı kanadı olan Kassam Tugayları mensupları (Arşiv- Reuters)

İsrail'in uyarısı, yıkıcı bir savaştan iki yıl sonra geldi ve İsrail'in Hamas karşısında başka ne yapacağı bilinmiyor.

İsrail, Gazze Şeridi'ndeki her türlü silahı ortadan kaldırmak ve tüm tünelleri yok etmek istiyor.

Hamas, Gazze Şeridi'nde iktidarı teknokrat bir hükümete devredeceğini açıkladı, ancak silahsızlanacağına dair bir açıklama yapmadı.

ABD yetkilileri, Axios'a daha önceki bir raporda, Hamas'ın gizli iletişimlerde, Gazze anlaşmasının ikinci aşamasının başlangıcıyla eş zamanlı olarak ABD'nin silahsızlanma planını kabul etmeye istekli olduğunu ifade ettiğini söylemişti.

Rapora göre, Trump'ın Hamas'ı silahsızlandırma planı, tüneller ve silah fabrikaları gibi askeri altyapının imha edilmesi, füzeler ile ağır silahların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek depolama alanlarına yerleştirilmesiyle başlayarak, aşamalı olarak uygulanmasını öngörüyor.

Aynı aşamada, Gazze Şeridi'nde teknokrat bir hükümete bağlı, güvenlik ve düzeni sağlamaktan sorumlu ve Şerit içinde silah bulundurma yetkisine sahip tek kurum olacak bir polis gücü oluşturmak için çalışmalar sürüyor.

İnternet sitesi, bir ABD yetkilisinin Hamas'ın silahsızlanma konusunda "olumlu sinyaller" gönderdiğini söylediğini aktarırken, ateşkesin başarısının ve kalıcı bir barışa dönüşmesinin, hareketin silahlarını bırakmasına ve İsrail güçlerinin Gazze'den çekilmesine bağlı olduğunu vurguladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, kişisel silahlarını teslim etmeye ve askeri faaliyetlerden vazgeçmeye istekli Hamas üyelerine özel af çıkarma olasılığını değerlendiriyor.