Antifa, anarşistler ve kışkırtıcılar kimler? ABD’deki rolleri neler?

Göstericiler, George Floyd'un öldürüldüğü yere akın ediyorlar (AP)
Göstericiler, George Floyd'un öldürüldüğü yere akın ediyorlar (AP)
TT

Antifa, anarşistler ve kışkırtıcılar kimler? ABD’deki rolleri neler?

Göstericiler, George Floyd'un öldürüldüğü yere akın ediyorlar (AP)
Göstericiler, George Floyd'un öldürüldüğü yere akın ediyorlar (AP)

Tarık eş-Şami
ABD’nin Minneapolis şehrinde George Floyd’un bir polis tarafından gözaltına alındığı sırada öldürülmesinin ardından ülkenin dört bir yanında protesto gösterilerinin yanı sıra şiddet ve yağma olayları devam ederken  Başkan Donald Trump'ın ABD’nin anti faşist hareketi Antifa’yı terör örgütü ilan edeceklerini duyurması, Başkan’ın Antifa ya da diğer grupları terör örgütü olarak sınıflandırmaya fiili olarak gücü olup olmadığına dair soru işaretlerinin ortaya çıkmasına neden oldu. Bu soru işaretlerine, şiddet ve yağma eylemlerine katılan göstericilerle ilişkilendirilen bu hareketin doğasıyla ilgili soruların yanı sıra dünyanın en güçlü ve önemli ülkesini tehdit eden tarihi şiddet olaylarına dahil oldukları rapor edilen anarşistlerin ve beyaz ırkın üstünlüğünü savunanlardan (White Supremacists)  kışkırtıcıların rolüyle ilgili bir takım sorular da eşlik ediyor.
Başkan Trump’ın açıklamasının, bu gruplara dikkat çekme, muhafazakar tabanı tatmin etme ve sandık başına gitmekte isteksiz beyaz seçmenleri, Kasım 2020’deki başkanlık seçimlerinde desteklerini kazanma çabalarının ötesinde bir anlam içerip içermediği ise net değildi. Başkan’ı eleştirenler, ABD’de yurtiçi terör yasasın yokluğunun yanı sıra kelime kökeni itibariyle ‘anti faşist’ ifadesinin kısaltılmış hali olan Antifa hareketi üyelerinin, belirli bir yapısı olan bir örgütün mensubu veya açık rolleri ya da liderleri olmadığını söylüyorlar.
Bu arada, Antifa hareketinin eylemlerine kınayan Demokratlar, Başkan’ın onları ve aşırı sağcı grupları, gerçekten terörist gruplar arasına dahil etmek isteyip istemediğini merak ediyorlar.
Fakat ABD’li tarih ve siyaset bilimi profesörlerine göre Antifa; aktivistlerin felsefi bir fikri paylaştığı ve ABD'nin son yıllarda şahit olduğu protestolar sırasında Amerikalıların onları tanımasını sağlayan taktikleri kullanan bir hareketten daha fazlasıdır. Söz konusu protestolara 2017 yılında Virginia eyaletinin Charlottesville kentinde gerçekleşen ve iki taraf arasında çatışmaların yaşandığı ‘Unite right’ (beyaz ırkın üstünlüğünü savunanların planladıkları) yürüyüşü de dahil.

Kim bu Antifa üyeleri?
Kaç kişinin kendilerini Antifa üyesi olarak gördüğünü bilmenin imkansız olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü hareketin gizli olduğunu, resmi liderleri olmadığını ve örgütlerinin işleyişinin bağımsız yerel hücrelere dayandığını söylüyorlar. Antifa, aşırı sağcıların eylemlerine karşı son birkaç yıldır ortaya çıkan birkaç aktif hareketten sadece bir tanesidir.
Antifa üyeleri despotik ya da yabancı düşmanlığı, ırkçı ya da homofobik olarak gördükleri eylemlere karşı kampanyalar yürütüyorlar. Antifa hareketinin diğer solcu hareketlerle herhangi bir ilişkisi bulunmuyor. Hatta solcu örgütlerin üyelerinin dikkatleri sorunlarından uzaklaştırmaya çalıştıklarını düşünüyorlar. Antifa üyeleri, Occupy Wall Street (Wall Street'i İşgal Et - OWS) hareketi ve Black Lives Matter (Siyahilerin hayatları önemlidir - BLM) hareketi gibi aynı konularda hemfikir olan grupların aktivistlerden oluşan yerel ağlarla çalışıyorlar.

Antifa’nın hedefleri neler?
Antifa hareketinin destekçileri, genellikle faşist, ırkçı ve aşırı sağcı olduğunu düşündükleri grupların ötekileştirilenlerin, etnik azınlıkların, kadınların ve LGBT üyelerinin hedef alınmasına neden olan fikirlerini yaymalarını engellemeye çalışırlar.
Rutgers Üniversitesi'nde tarih profesörü ve ‘Antifa: The Anti-Fascist Handbook’ (Antifa: Anti-Faşist El Kitabı) adlı kitabın yazarı Mark Bray, “Hareket, faşizme karşı mücadeledeki katılığının, özellikle faşistlerin toplumdaki uç gruplara karşı tarihte belgelenmiş şiddeti nedeniyle doğal bir kendini savunma hali olduğunu savunuyor” yorumunda bulundu.
Dartmouth Üniversitesi'nde öğretim görevlisi iken Antifa’yı savunduğu için eleştiri oklarının hedefi olan Prof. Bray, “Hareketin birçok üyesi toplumdaki barışçıl faaliyetlere katılıyor. Ancak ırkçı ve faşist grupların faaliyetlerini organize etmelerine ve faaliyetlerini serbestçe gerçekleştirmelerine izin verildiği düşündükleri için şiddet kullanmaya hakları olduğuna inanıyorlar.  Bu da kaçınılmaz olarak toplumdaki marjinal gruplara karşı şiddete yol açıyor” ifadelerini kullandı.

Hareket ne zaman ortaya çıktı?
Merriam-Webster sözlüğüne göre Antifa kelimesi ilk kez 1946 yılında Nazi Almanyası'nda Nazi karşıtları için kullanıldı. Ancak Antifa’nın bazı üyeleri, hareketin, 1920'lerde ve 1930'larda Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra zamanın yükselen Avrupa faşizmine karşı çıktığı ortaya çıktığını söylüyorlar. Ancak hareket, ABD’de ilk kez 1980'lerde Ortabatı eyaletilerinde neo-nazi dazlaklarına karşı ortaya çıkan ‘Irkçılığa Karşı Eylem Grubu’ adıyla doğdu. Hareket yaklaşık 25 yıllık sessizliğin ardından 2016 yılında Trump'ın seçilmesinden sonra ülkedeki aşırı sağcıların yükselişine karşı aniden bir kez daha ortaya çıktı.
ABD’de Antifa adını kullanan ilk gruplardan biri, 2007 yılında Oregon eyaletinin Portland şehrinde kurulan ‘Rose City Antifa’ (Gül Şehri Antifa - RCA) hareketiydi. RCA’nın şu anda sosyal medyada çok sayıda takipçisi bulunuyor. Çünkü hareket, konuyla ilgili haberler paylaşırken bazen aşırı sağcı eğilimli önde gelen liderlerin kimliklerini ve kişisel bilgilerini, görüşlerini ve tutumlarını belgelemeye çalışıyorlar.
 Ancak, hareketin yıldızı 2017 yılında, anti-faşist göstericilerin ortaya çıktığı bir dizi eylemden sonra parladı. Bu eylemler arasında aşırı sağın önde gelen üyelerinin bastırılması, Berkeley'deki California Üniversitesi'nde aşırı sağcı bir yazarın konferans vermesinin engellenmesi, Virginia'nın Charlottesville, şehrinde beyaz ırkın üstünlüğünü savunan protestocuların karşısına çıkmak gibi olaylar yer alıyor. Ancak Charlottesville’daki şiddet olaylarında hayatını kaybedenler ve yaralananlar oldu.

Antifa ile diğerleri arasındaki fark ne?
Antifa grupları, tamamen siyah kıyafetler giymek, rakiplerinden ve polisten gizlenmek için maske takmak ve kask giymek gibi anarşistlere benzer taktikler kullanıyorlar ve anaşistlerinkiyle örtüşen ideolojileri var.   Her ikisi de sıklıkla kapitalizmi eleştiriyor ve polis de dahil olmak üzere güç yapılarını lağvetmeye çalışıyorlar.
Antifa üyeleri silah kullanımını ve doğrudan şiddeti kınayan söylemlerde bulunsalar da, şiddeti kullanmaları onları diğer solcu eylemcilerden açıkça ayırmaktadır. Bununla birlikte ‘Alman Nazi Partisi’nin muhalifleri Nazilerden daha güçlü olsalardı dünya İkinci Dünya Savaşı'nın kurbanlarına tanık olmazdı’ şeklindeki gerekçelerine rağmen aşırı sağa karşı şiddet kullanmaları, çoğu siyasi güç tarafından eleştirilmelerine ve reddedilmelerine neden oldu.

Politikacıların harekete karşı tutumları
Hareket, hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar tarafından yoğun bir şekilde eleştiriliyor. Ağustos 2017'de Berkeley’de yaşanan protestolardan sonra, mevcut Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, kendilerine ‘Antifa’ diyen kişilerin şiddet eylemlerini kınadı ve onların tutuklanmalarını talep etti. Cumhuriyetçi Parti ve muhafazakârların siyasi liderleri konuşmalarında ve yayınlarında Antifa taraftarlarının Amerikan toplumundaki muhafazakar kesimin barışçıl söylemlerini ortadan kaldırmak istediklerini söylüyorlar. Burada, Trump taraftarlarının Antifa hareketinin üyeleri tarafından maruz kaldıkları şiddetin yansıdığı görüntülere atıfta bulunuyorlar.
New York Üniversitesi'nde tarih profesörü olan ve faşizm uzmanı Ruth Ben-Ghiat yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
“Antifa’nın, tıpkı Charlottesville'de beyaz ırkın üstünlüğü gösterilerine karşı düzenlenen protestoda bir aracın protestocuların arasında daldığı ve bir kişiyi öldürdüğü olaydaki gibi aşırı sağcıların uyguladığı şiddeti solcu akımların uyguladığı şiddetle karşılaştırmaya çalışmak olarak tanımladığı yöntemleri kullanıyor.”
Bir kişinin üzerine milkshake sıçratmakla bir kişiyi öldürmenin hiçbir şekilde aynı olmadığını vurgulayan Ben-Ghiat, “Ancak iktidardakiler sağcılarla müttefik oldukları için, sağcıların uyguladığı şiddete karşı herhangi bir provokasyon veya itiraz geri teper” şeklinde konuştu.
Maryland Üniversitesi tarafından 2010-2016 yılları arasında ABD’de terörist saldırılar üzerine yapılan bir araştırmaya göre dini grupların saldırı oranı yüzde 53, aşırı sağcıların yüzde 35 ve solcu aşırılık yanlılarının yüzde 12 olarak kaydedildi.

Peki, kim bu anarşistler?
Anarşistler bir takım kavramlar ve taktiklerde Antifa üyelerine benzeseler de her birinin temel felsefesi farklıdır. Anarşizm bir felsefe ve siyasi bir harekettir. Yönetim hiyerarşisini tüm biçimleriyle reddeder ve otoritenin, zararlı ve gereksiz gördüğü devletin ortadan kalmasını ister. Bu durum, anarşizmi eleştirenlerin onu, hükümetsiz bir uyum toplumuna yönelik algılarının yanı sıra özgürlük, demokrasi ve eşitlik olan gönüllü bir öz-örgütlenme kurulmasını istemeleri nedeniyle büyük bir nezaketle idealizme bandırılmış siyasi bir kavram olarak tanımlamalarına yol açmıştır.
Anarşizmin ortaya çıkışı tarih öncesi dönemlere kadar uzanıyor. İnsanlar, örgütlü hiyerarşik yapılar olarak ortaya çıkan resmi devletlerin, krallıkların ve imparatorlukların kuruluşundan çok önce anarşist toplumlarda yaşıyorlardı. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında ve yirminci yüzyılın ilk yıllarında, anarşist hareket, dünyanın birçok yerinde güçlendi ve uyguladığı şiddet nedeniyle sahip olduğu kötü şöhrete rağmen ABD’de bile işçi haklarının savunulmasında büyük rol oynadı. Bununla birlikte yeni Amerikan solu ve barışçıl anarşi ABD'de varlığını İkinci Dünya Savaşı sonrasına kadar devam ettirdi.
Yirminci yüzyılın son yıllarında anarşizm, dünyanın tüm ülkelerinin belirli bir çerçevede özelliklerini ve ilişkilerini tanımlayan küresel anlaşmalar kurmaya çalışan küreselleşmeye karşı dünyanın dört bir yanında yeniden ortaya çıktı. Ancak anarşistler ABD’de devrimci taktikler geliştirdiler. Destekçileri yirmi birinci yüzyılın başlarında New York'ta bir koordinasyon konferansı düzenledi.
Anarşizm Başkan Trump iktidara gelinceye kadar ışıltısını kaybetmişti. Ancak Trump’ın başkan olmasının ardından, sert tutumları ve yeni ortaya çıkan ırkçılar nedeniyle pek çok anarşist örgütün öfkesi ve anarşist söylemler de yoğunlaştı.
Trump yönetiminin ve ülkedeki bazı polis memurlarının anarşistleri şiddet ve yağma olaylarına karışmakla suçlamasına rağmen aşırı sağcılara karşı yıkıcı faaliyetlerde bulundukları şeklinde çok sayıda suçlamada söz konusu.

Kışkırtıcılar ve beyaz ırkın üstünlüğünü savunanlar
Sosyal paylaşım sitesi Twitter’ın sözcüsü tarafından yapılan bir açıklamada, Antifa hareketine bağlı olduğu belirtilen, ancak sahte olduğu vurgulanan bir Twitter hesabından ABD'de devam eden protestolarla ilgili olarak şiddet çağrısı yapıldığı ve hesabından  ‘Evropa’ olarak adlandırılan bir grup beyaz milliyetçi tarafından yönetildiği belirtildi.
Bununla birlikte Minnesota Valisi, eyaletteki iki şehirde yağma eylemlerine karışan ve mülklere zarar verenlerin söz konusu şehirlerin dışından geldiği iddialarından bahsederken Paul şehrindeki görgü tanıkları, polisin ırkçı gerginliklerin körüklenmesine katkıda bulunduğunu ve polis şiddetine karşı gösterilerin meşruiyetini zayıflatmak için mülklerin kundaklanmasını teşvik ettiklerini söylediler.
Aynı şekilde bazı medya kuruluşlarında yağmalama ve kundaklama olaylarında beyaz ırkçıların rolü olduğuna dair birçok haberde henüz teyit edilmezse, aşırı sağcı gruplardan ‘Kışkırtıcılar’ olarak adlandırılan unsurular ön plana çıktı. Bu adı ilk kez duyanlar için söz konusu unsurların, hedefi, kışkırtma ilkesini benimseyen bir doktrine dayanan kaos ve yıkım yaratmak olan beyaz ırkın üstünlüğünü savunan aşırılık yanlısı bir alt grup olduklarını söyleyebiliriz. Onların görüşüne göre Batı hükümetleri doğal olarak artık yozlaşmıştır. Bu nedenle, beyaz ırkın üstünlüğü teorisinin elindeki tek seçenek, kaosu yayarak ve politik gerginlikleri artırarak toplumun sonunu hızlandırmaktır.
Beyaz ırkın üstülüğünün savunanların internetteki sohbet odalarındaki yazılar, 2019 yılında Yeni Zelanda'daki iki camide ibadet eden Müslümanları katleden katilin yayınladığı manifestodaki ‘kışkırtma’ fikirleri ile doludur.
ABD'deki bir dizi neo-nazi liderinin ve teorisyeninin yazılarına göre Kışkırtıcılar’ın amacı, her şeyi yakmak, düşmanlarına karşı şiddet uygulamak ve hükümetin açıktan ve aşırı tepkiler vermesi için olayları körüklemektir.
 Bu teori, Gustavo Goretti'nin aşırılık yanlısı ‘Aydınlık Yol’ grubu hakkındaki yazılarında da yer aldı. Goretti, hareketin amacını ‘devleti gözü kapalı bir şekilde aşırı tepkiler vermeye kışkırtmak’ olduğunu söylüyor.
Aynı şekilde, Kışkırtıcılar, beyazlar tarafından kontrol edilen bir gelecek kurup aralarında duran devlet aygıtını yok etmeyi umuyorlar. Just Security adlı internet sitesi, beyaz ırkın üstünlüğü teorisinin farklı açılardan temsil edilebileceğini, daha fazla siyasi değişim konusunda açık veya kasıtlı görüşlere sahip olmayan göstericileri itibarsızlaştırmak için örgütlendiklerini öne sürdü.
Billengcat adlı internet sitesi, beyaz ırkın üstünlüğünü savunan aşırı sağcı Boogaloo hareketin unsurlarının protestocuların arasına karıştığını belgeledi. Site, Boogaloo üyeleri, kolluk kuvvetleri ile silahlı çatışmaların yaşanmasını ya da ABD’de ikinci bir iç savaş çıkmasını umduklarını belirtti.
Tess Owen, VICE News internet sitesinde kaleme aldığı makalede şunları yazdı:
“Hükümet karşıtı Boogaloo hareketine mensup aşırılık yanlıları protestolara katılmaktan hoşnut değiller. Daha çok sosyal medyada şiddete çağıran ‘hashtag’ (etiket) ile etkileşimleri çerçevesinde protestolara katılıyorlar ve iç savaşı nasıl başlatabileceklerini konuşuyorlar.”



Avrupa ve 2030 Savaşı’na hazırlık ikilemi

Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)
Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)
TT

Avrupa ve 2030 Savaşı’na hazırlık ikilemi

Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)
Litvanya’da düzenlenen ortak topçu atış tatbikatı sırasında Fransa ve Litvanya askerleri (AFP)

Antoine el-Hac

Avrupa’da savaşın genişleme ihtimali artık uzak bir senaryo ya da teorik bir varsayım olarak tartışılmıyor. Ukrayna’da savaşın başlamasından bu yana kıta, askeri çatışmanın siber saldırılar, sabotajlar, hava sahası ihlalleri, dezenformasyon kampanyaları ve altyapıya yönelik baskıyla iç içe geçtiği yeni bir güvenlik dönemine girdi. NATO’nun yakın zamanda bir saldırıya işaret eden herhangi bir belirti bulunmadığını vurgulamayı sürdürmesine rağmen, Avrupa’da on yılın sonuna doğru Rusya ile olası bir savaşa hazırlık konusunda giderek daha fazla konuşulması endişe yaratıyor.

Almanya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Carsten Breuer, Batı Almanya’daki Nörvenich Hava Üssü’nü ziyaret ederken (AFP)  Avrupa’daki tablo b
Almanya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Carsten Breuer, Batı Almanya’daki Nörvenich Hava Üssü’nü ziyaret ederken (AFP)

 

Avrupa’daki tablo bu nedenle iki paralel mesaj taşıyor: Birincisi, daha geniş çaplı bir çatışma riski Soğuk Savaş’ın sona ermesinden bu yana hiç olmadığı kadar ciddi hale geldi. İkincisi ise topyekûn savaşın şu aşamada yarın ya da öbür gün gerçekleşmesi beklenen bir senaryo olmadığı. Mevcut endişeler esas olarak ‘hibrit savaş’ kapsamındaki olayların birikmesine ve Moskova’nın ittifakın karşılık verme kapasitesini test etmek amacıyla sınırlı ya da gizli operasyonlara başvurabileceği ihtimaline dayanıyor.

Bu yöndeki işaretler de giderek artıyor. Son aylarda hava sahasıyla bağlantılı çeşitli olaylar yaşandı. Bunlar arasında NATO’ya bağlı savaş uçaklarının Litvanya üzerinde bir Rus insansız hava aracını (İHA) düşürmesi ile bir Rus askeri uçağı, bir Rus gemisi ve Danimarka’ya ait bir askeri helikopterin dahil olduğu diğer olaylar yer aldı. Almanya’da ise Leipzig Havalimanı’nda bir İHA’yla gerçekleştirildiği belirtilen saldırı girişimi, Rusya ile bağlantılı olduğundan şüphelenilen bir kişiyle ilişkilendirildi. Aynı zamanda Avrupa hükümetleri, sabotaj faaliyetleri, siber saldırılar ve altyapının hedef alınmasına yönelik girişimlerde artış yaşandığını belirtiyor.

Saha hazırlıkları

Mesele artık yalnızca siyasi uyarılarla sınırlı değil. Almanya, hastanelerde çok sayıda yaralının tedavi edilmesi ihtimaline karşı hazırlık yaparken, Litvanya da sivillerin tahliyesine yönelik planlarını güncelledi. Baltık Denizi bölgesi ve İskandinav ülkelerinde askeri tatbikatlar yoğunlaştırıldı. Alman ve İsveç birlikleri stratejik Gotland Adası yakınlarında ortak tatbikat gerçekleştirirken, NATO güçleri de Rusya’nın Polonya ile Litvanya arasında bulunan ve Rusya sınırına yaklaşık 360 kilometre uzaklıktaki Kaliningrad yakınlarında başka tatbikatlar düzenliyor.

Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)
Belçika’nın başkenti Brüksel’deki NATO karargâhının önünde dalgalanan NATO bayrağı (DPA)

Ancak tartışmanın en çok gündeme gelen boyutu yalnızca şu anda yaşananlarla değil, Avrupa’da açıkça ya da kapalı kapılar ardında dile getirilen savaş tarihiyle ilgili: 2029-2030.

Peki, neden özellikle on yılın sonu?

Avrupa ve NATO’nun resmî açıklamalarında savaşın 2030’a kadar başlayacağı belirtilmiyor. Bunun yerine değerlendirmelerde, Ukrayna’daki savaşın ardından Rusya’nın askeri kapasitesini yeniden inşa edebileceği ve NATO’nun doğu kanadını tehdit etmeye yetecek ölçüde kuvvetlerini yeniden donatabileceği döneme işaret ediliyor. Almanya Genelkurmay Başkanı Orgeneral Carsten Breuer, belirli bir tarihten söz edilmesinin bir kehanet değil, Rus ordusunun gücünü yeniden kazanabileceği döneme ilişkin bir zaman tahmini olduğunu belirtiyor. NATO’ya atfedilen değerlendirmelere göre Moskova, on yılın sonuna kadar olası bir saldırı için gerekli kaynak ve kapasiteyi biriktirmiş olabilir.

Burada Avrupa’nın siyasi açmazı ortaya çıkıyor. 2029 veya 2030’da olası bir savaşa ilişkin uyarılar tekrarlandıkça, bu tarihler de kamuoyunun gündeminin bir parçası haline geliyor. Daha da önemlisi, Avrupalı yetkililer savunma harcamalarının artırılması çağrısında bulunuyor, hükümetler askeri kapasitelerini yeniden inşa ediyor, NATO tatbikatlarını yoğunlaştırıyor ve gelecekteki bir savaşa hazırlık fikri kalıcı bir politikaya dönüşüyor.

Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Rus füze saldırısının izleri (AFP)
Ukrayna’nın başkenti Kiev’de Rus füze saldırısının izleri (AFP)

NATO Genel Sekreteri Mark Rutte de bu yaklaşımı, Avrupa’nın ‘şu anda güvende olduğu’, ancak üç ila beş yıl sonra aynı durumun geçerli olmayabileceği sözleriyle ifade etti. Buna karşılık Avrupalı yetkililer, Rusya ile savaşa girme yönünde alınmış bir Avrupa kararından ziyade ‘Rus saldırganlığına’ karşılık vermeye hazırlıklı olunması gerektiğini dile getirdi.

Önleme ve tedavi arasında

Buradan hareketle, tablonun en dikkat çekici boyutlarından biri daha iyi anlaşılabilir: Avrupa savaşı önlemeye mi çalışıyor, yoksa savaşı gerçekleşmesi muhtemel bir sonuç olarak görüp buna hazırlanmaya mı başladı?

Aradaki fark yalnızca dilsel değil. Askeri hazırlık caydırıcılık aracı olabilir ve bunun amacı, saldırının maliyetinin yüksek olacağı konusunda karşı tarafı ikna etmek olabilir. Ancak savaş söyleminin yoğunlaşması, birkaç yıl önce uzak görünen bir senaryonun bugün siyasi tartışmaların günlük bir parçası haline gelmesine de yol açabilir.

İki adet Rus Suhoy Su-35 tipi savaş uçağı (Arşiv – Reuters)
İki adet Rus Suhoy Su-35 tipi savaş uçağı (Arşiv – Reuters)

Bu çerçevede bazı Avrupalı çevreler aynı zamanda Moskova ile yeniden diyaloğa dönülmesi çağrısında bulunmaya başladı. Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Avrupa Birliği’nin (AB) Rusya ile iletişim kanallarını açmaya başlamasının zamanının geldiğini belirtirken, Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa da Avrupa’nın Ukrayna konusunda müzakereler yürütülmesi ihtimaline hazır olduğunu söyledi. AB’de bu görüşmeleri yürütmek üzere bir muhatap belirlenmesi de gündemde.

Askeri hazırlık ile diyalog ihtiyacı arasındaki bu çelişki, Avrupa’nın karşı karşıya olduğu gerçek açmazı yansıtıyor. Bir yandan kamuoyundaki savaşı sona erdirme ve silahlara harcanan parayı azaltma yönündeki baskı artıyor. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre diğer yandan Avrupa hükümetleri, savaşın Rusya’nın askeri gücünü hızla yeniden inşa etmesine imkân verecek koşullarda sona ermesinin mümkün olduğunu değerlendiriyor. Avrupa ise aynı dönemde ordularını yeniden silahlandırma sürecinden geçiyor.

Ukrayna ise kendisini bu denklemin merkezinde buluyor. Avrupa’nın askeri desteğinin sürmesi, Kiev’e silah akışının devam etmesi anlamına geliyor; ancak aynı zamanda savaşın da sürmesi demek. Böylece askeri destek, bir yandan Ukrayna’ya yardım etmenin, diğer yandan Avrupa’nın savunma kapasitesini yeniden kazanmasını beklerken Rusya üzerindeki askeri baskıyı sürdürmenin aracı haline geliyor.

Psikolojik bir kampanya mı?

Ancak tüm bu hesaplamalar, Rusya ile NATO arasında bir savaşın kaçınılmaz hale geldiği anlamına gelmiyor. Aksine, NATO kaynakları şu aşamada yakın zamanda gerçekleşmesi beklenen bir saldırı tehdidinin bulunmadığını belirtiyor. İttifakın resmi değerlendirmesinde de bir değişiklik yaşanmadığı ve müttefiklere yakın zamanda bir saldırıya işaret eden yeni istihbarat bilgileri konusunda resmi bir bilgilendirme yapılmadığı ifade ediliyor.

Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa, 15 Eylül 2026’da Roma’ya yaptığı ziyaret sırasında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile el sıkışıyor. (DPA)
Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa, 15 Eylül 2026’da Roma’ya yaptığı ziyaret sırasında İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ile el sıkışıyor. (DPA)

Litvanya Dışişleri Bakanı Kestutis Budrys’in, siyasi açıklamaların Moskova’yı NATO’nun kolektif savunmayı düzenleyen 5. maddesini test etme konusunda uyarmaya yönelik koordineli bir kampanyanın parçası olabileceğini söylemesi dikkat çekti.

Ancak rakamlar da endişenin nedenini ortaya koyuyor. Ukrayna’daki Sahaidachny Güvenlik Merkezi’nin verilerine göre Avrupa’da Ocak-Ağustos 2026 döneminde resmi olarak kayda geçen 100 hibrit savaş vakası yaşandı. Bu sayı geçen yılın aynı döneminde 60’tı. NATO’dan bir kaynak, ittifat kurumlarına yönelik siber saldırıların bu hesaba dahil edilmemesi halinde gerçek vaka sayısının 200’ü aşabileceğini belirtti. Kaynak, siber saldırıların ittifak kurumlarına yönelik ayda binlerce saldırıya ulaştığını söyledi.

Avrupa’daki endişenin boyutunu ortaya koyan gelişmelerden biri de Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 18 Eylül’de Elysee Sarayı’nda siyasi parti liderleri ve gelecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinin adaylarını gizli bir güvenlik toplantısında bir araya getirmesi oldu. Katılımcılara üst düzey istihbarat yetkilileri tarafından tehdidin seyri konusunda brifing verildi. Macron, Avrupa’daki Rusya kaynaklı tehdidin niteliğinin değiştiğini ve daha önce ağırlıklı olarak hükümet ya da askeri tesisleri hedef alan sabotaj faaliyetlerinin, sivil kayıplara yol açabilecek hedeflere yönelmeye başlayabileceğini söyledi.

Avrupa bugün böylece iki savaşın arasında sıkışmış görünüyor: Ukrayna’da devam eden savaş ve on yılın sonunda yaşanması ihtimaline karşı hazırlıkların yapıldığı olası bir savaş. Bu ikisinin arasında ise geniş bir caydırıcılık, sabotaj, siber savaş, askeri tatbikatlar ve uyarılar alanı bulunuyor.

2029 veya 2030’dan söz edilmesi, Avrupa’nın askeri kapasitesini yeniden inşa etmesine yönelik yalnızca bir planlama çerçevesi olabilir ya da Moskova’nın NATO’yu test etmeyi düşünmesini engellemeyi amaçlayan bir caydırıcılık stratejisinin parçası olabilir. Ancak asıl risk, savaşa hazırlığın kalıcı bir duruma dönüşmesi ve savaş senaryosunun barış senaryosundan daha sıradan hale gelmesi.

 T-72 tipi bir Rus tankı (Arşiv – Reuters)
T-72 tipi bir Rus tankı (Arşiv – Reuters)

Sonuç olarak, mevcut veriler Avrupa’nın Rusya ile kaçınılmaz olarak savaşa sürüklendiğini göstermiyor. Ancak daha karmaşık bir tabloya işaret ediyor: Avrupa, buna hazırlıklı olması gerektiği varsayımıyla hareket etmeye başlarken, aynı zamanda savaşın çıkmasını engelleyebilecek yolu aramayı sürdürüyor. İkinci seçenek ise her iki tarafın da sorumluluğunu gerektiriyor.


Çin'in Tayvan mesajı, ABD'nin tutumunu nasıl etkileyecek?

Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)
Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)
TT

Çin'in Tayvan mesajı, ABD'nin tutumunu nasıl etkileyecek?

Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)
Şi ve Trump'ın görüşmesinde birçok konu ele alınsa da beklenen somut sonuçlar gelmedi (AP)

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve ABD Başkanı Donald Trump'ın görüşmesinin ardından Tayvan, Washington'dan silah tedariki talebini gündemde tutmayı sürdürüyor.

Şi'nin üç günlük ABD ziyareti dün sonlandı. Çin liderini özel törenle Beyaz Saray'da ağırlayan Trump, "Ülkelerimiz için daha iyi bir gelecek inşa etmek üzere birlikte çalışmayı sürdüreceğiz" dedi.

Şi de görüşmenin, "stratejik istikrar temelli Çin-ABD ilişkilerine yeni bir boyut kazandırdığını ve ikili ilişkiler için yeni bir stratejik yol haritası sunduğunu" söyledi.

Tayvan meselesi de görüşmenin önemli başlıklarından biri oldu. Şi, ABD'nin Tayvan'a silah satışlarının Çin'in kırmızı çizgisi olduğunu tekrar vurgulayarak Washington'ın konuyu "ihtiyatla ele almasını umduğunu" belirtti. Ayrıca Tayvan'a yönelik tutumun "ikili stratejik işbirliği ve Çin-ABD ilişkilerinin geliştirilmesi için sağlam bir temel" oluşturması gerektiğini ifade etti.

Perşembe günü iki liderin kapalı kapılar ardında yaptığı görüşme sonrasında Çin Dışişleri Bakanlığı'ndan yayımlanan açıklamada, Şi'nin Washington'dan "Tayvan'ın bağımsızlığına karşı çıkmasını" istediği de bildirildi.

Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Uluslararası Kriz Grubu'ndan William Yang, Çin liderinin artık Washington'ın Tayvan meselesini ele alış biçimini ABD-Çin ilişkilerinin temel unsurlarından biri olarak konumlandırdığına dikkat çekiyor.

Şi'nin Tayvan meselesini bu şekilde ele almasının, Washington'ın gelecekte Taipei'yle ilişkilerini karmaşıklaştırabileceğini ifade ediyor.

Diğer yandan Tayvan Dışişleri Bakan Yardımcısı Francois Wu, Tayvan'a askeri teçhizat ve silah satışının sürdürülmesinin ABD'nin çıkarına olacağını savundu.

Washington'ın Taipei'ye "kendini savunmaya yetecek kadar askeri kapasite sağlamasını" isteyen bakan yardımcısı, ülkesinin yarı iletken endüstrisindeki başarılarının da ABD'nin çıkarlarıyla örtüştüğünü ifade etti.

Trump yönetimi henüz Şi'nin Tayvan'la ilgili açıklamalarına yanıt vermedi. Ancak Cumhuriyetçi lider, mayısta Şi'yle yaptığı görüşmenin ardından Tayvan'a 14 milyar dolarlık silah paketinin onayını ertelemişti.

Singapur merkezli haber kanalı CNA'ya konuşan Amerikan Girişim Enstitüsü'nden Zack Cooper, Trump'ın silah paketini onaylamak için 2027'ye kadar bekleyebileceğini savunuyor. Analist, ABD Başkanı'nın paketi bölerek farklı dönemlere yayabileceği tahminini de paylaşıyor.

Pekin, "tek Çin" politikası kapsamında Tayvan'ı kendi toprağı olarak görüyor. Son yıllarda askeri baskıyı artıran Çin, adanın anakarayla yeniden birleşmesi için gerekirse güç kullanabileceğini vurguluyor.

Taipei yönetimiyse Çin tehdidine karşı ABD'nin askeri ve siyasi desteğine güveniyor. ABD'de 1979'da yürürlüğe konan Tayvan İlişkileri Yasası kapsamında Washington, olası bir Çin saldırısına karşı Tayvan'a kendini koruyacak askeri teçhizatı sağlamak zorunda.

Independent Türkçe, Reuters, Japan Times, Global Times, Focus Taiwan, China Daily


Netanyahu, Mısır ve BAE'nin Hamas uyarılarını neden dikkate almadı?

İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)
İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)
TT

Netanyahu, Mısır ve BAE'nin Hamas uyarılarını neden dikkate almadı?

İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)
İsrail'in Ekim 2023'ten beri Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 73 binden fazla kişi öldürülürken, sivil altyapının yüzde 90'ı yıkıldı (Reuters)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Gazze'de Hamas'ın üst düzey isimlerine yönelik askeri operasyonların Suudi Arabistan'la normalleşme görüşmelerini tehlikeye atabileceği gerekçesiyle bunlara karşı çıkmış.

Haaretz'in 8 Eylül'deki haberinde, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid Al Nahyan'ın 23 Eylül 2023'te Netanyahu'yu arayarak Hamas'ın bir operasyon planladığı hakkında uyarıda bulunduğu öne sürülmüştü.  

İsrail Başbakanlık Ofisi ise iddiaları reddetmiş, gazeteye dava açılacağı duyurulmuştu.

New York Times'ın dün (25 Eylül) yayımladığı haberde ise Haaretz'in haberindeki bazı iddiaları destekleyen yeni bilgiler aktarıldı.

NYT'nin haberine göre Netanyahu, bu uyarıyı aldıktan sonra Suudi Arabistan'la ABD arabuluculuğunda yürütülen normalleşme görüşmelerinin tehlikeye girebileceği endişesiyle Gazze'de Hamas'a yönelik hava saldırılarına izin vermek istememiş.

İsrail liderinin bunu, 1 Ekim 2023'te düzenlediği güvenlik toplantısında dile getirdiği aktarılıyor. Ancak NYT'nin incelediği toplantı kayıtlarına göre Netanyahu, BAE tarafından yapılan uyarıyı güvenlik yetkilileriyle paylaşmamış.

Bunun yerine Gazze'deki üst düzey Hamas yetkililerine yönelik askeri operasyon düzenlenmesini öngören planlara karşı çıkarak bölgede tansiyonun artırılmamasını istemiş.

Riyad ve Tel Aviv, Hamas'ın 7 Ekim 2023'teki Aksa Tufanı saldırısı öncesinde tarafların normalleşme anlaşmasına yakın olduğuna dair açıklamalar yapmıştı. Ancak Gazze savaşının patlak vermesiyle süreç askıya alınmıştı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla NYT'ye konuşan kaynaklar, BAE liderinin Netanyahu'yu arayarak paylaşılan istihbaratın eline geçip geçmediğinden emin olmak istediğini öne sürüyor. Kaynaklara göre Netanyahu, BAE lideriyle görüşmesinde mesajı aldığını ve konuyla ilgilendiğini söylemiş.

Diğer yandan Amerikan dergisi The Atlantic'in dünkü (25 Eylül) haberinde, dönemin Mısır İstihbarat Başkanı Abbas Kamil'in 26 Eylül 2023'te İsrailli yetkililere Hamas'ın saldırı düzenleyebileceğine dair uyarıda bulunduğu ileri sürüldü.  

Adının gizli tutulması kaydıyla konuşan İsrailli bir yetkiliye göre Kamil, "Eğer tutumunuzu değiştirmezseniz Gazze meselesi elinizde patlayacak" mesajını iletmiş.

İsrail'deki Ben Gurion Havalimanı'nda yapılan görüşmede Kamil'in, muhtemel bir çatışmayı önlemek için İsrail'den Gazze'ye yönelik politikasını değiştirmesini, Hamas'a ekonomik baskıyı hafifletmesini istediği aktarılıyor.

Aksa Tufanı sırasında İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı olarak görev yapan Tzachi Hanegbi ise The Atlantic'e açıklamasında, Kamil'in İsrail'e böyle bir ziyarette bulunmadığını ve Mısır'dan herhangi bir uyarı almadıklarını savundu.

Independent Türkçe, Times of Israel, Haaretz, New York Times, Atlantic