İran yeni parlamentosu, hükümete ekonomi konusunda baskı yapıyor

İran Bütçe ve Planlama Kurumu Başkanı Muhammed Bakır Nobaht, dün parlamentoda ekonomik durumdan bahsetti (Icana News Agency)
İran Bütçe ve Planlama Kurumu Başkanı Muhammed Bakır Nobaht, dün parlamentoda ekonomik durumdan bahsetti (Icana News Agency)
TT

İran yeni parlamentosu, hükümete ekonomi konusunda baskı yapıyor

İran Bütçe ve Planlama Kurumu Başkanı Muhammed Bakır Nobaht, dün parlamentoda ekonomik durumdan bahsetti (Icana News Agency)
İran Bütçe ve Planlama Kurumu Başkanı Muhammed Bakır Nobaht, dün parlamentoda ekonomik durumdan bahsetti (Icana News Agency)

İran Merkez Bankası Başkanı ve Bütçe ve Planlama Kurumu Başkanı’na seslenen İranlı muhafazakar milletvekilleri, ekonomi dosyası idaresi konusunda hükümete baskı yapmaya başladı. Bu, doların döviz piyasasında yükseldiği, bunun vatandaşların hayatlarına baskı oluşturacağından korkulduğu bir zamanda geldi.
Milletvekilleri, hükümetin ekonomiye yaklaşımını sert bir şekilde eleştirdi. Meclis Başkanı Muhammed Bekir Kalibaf, hükümetin İran lideri Ali Hamaney’in yaptırımlarla mücadelede uygulanması konusunda ısrar ettiği ‘direniş ekonomisi’ politikasını uygulama yönündeki hareketlerini eleştirdi. Ajanslar, Kalibaf’ın “Petrol, İran'a baskı yapma aracıdır. Yaptırımların varlığı ile beraber, ülkeyi petrol kaynakları olmadan yürütmeliyiz” dediğini aktardı.
Parlamento huzurunda performansını savunur şekilde konuşan İran Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti ise ABD yaptırımları ve koronavirüs salgınının döviz piyasası üzerindeki olumsuz etkisinden ve piyasalar üzerindeki yeni baskı dalgasından bahsetti. “Yaptırımların ekonomik büyüme endeksleri üzerinde ciddi bir etkisi oldu” diyen Himmeti, geçen yıl, 2018’deki 107 milyar dolar petrol kaynağının yüzde 20’sine denk gelecek şekilde yalnızca 18 milyar dolar gerçekleştirildiğini söyledi.
Güney Kore ve Irak gibi İran ile dostane ilişkileri olan ülkelerin ABD baskısı nedeniyle finansal stoklarına İran tarafından erişime izin vermediğini söyleyen Himmeti, şöyle söyledi:
“Finansal stoklarımızı almak için görüşmelerde bulunuyoruz. Geçen yıl, 1979 devrimi sonrasındaki en zor yıllardan biriydi. Son iki yıldaki yaptırımlar, daha önce görülmemiş şekilde ve kurnazcaydı. İran'ı dış kaynaklardan korumak için her türlü aracı kullanan ABD, tüm bankacılık pencerelerini ve İran ihracatını engelledi.”
Himmeti’nin söyledikleri, İran Bütçe ve Planlama Kurumu Başkanı Muhammed Bakır Nobaht’ın ifadeleriyle çelişti. Nobaht, İran’ın petrol ve gaz kaynaklarından, 2011’de 119 milyar dolara kıyasla, 8,9 milyar dolar elde ettiğini söyledi. Bu yılın kayıplarının ise kapalı bir oturumda açıklanması gerektiğini vurguladı.
Muhafazakar milletvekilleri ise hükümeti suçladı. Icana News Agency’nin haberine göre “İki yıl içerisinde dolar dövizden yaklaşık 40 milyar dolar yağmalandı” ifadelerini kullanan Parlamento Sözcüsü Muhammed Alipour, bundan Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri’nin döviz yönetimi politikasını sorumlu tuttu. Alipour, bu politikanın İran ekonomisine zarar verdiğini söyledi.
Milletvekili Muhsin Zangana, hükümetten kayıt dışı döviz piyasalarının düzenlemesi talebinde bulunarak İranlıların Merkez Bankasına olan güvenlerini kaybedecekleri uyarısında bulundu.
Keşan Milletvekili Cevad Sadatinecad, “Ülke, döviz sağlama ve hammadde ithalatında sorun yaşıyor” ifadelerini kullanırken, Şahrud Temsilcisi Ali Asgar Hani ise döviz piyasasının hükümetin avcundan çıkışını eleştirdi. Fiyatların katlandığına, otomobil pazarı ve işgücü piyasasının kötüleştiğine dikkat çeken Hani, “Enflasyon sorunlarının çoğu, Merkez Bankasının yanlış politikalarından kaynaklanıyor” dedi.
Diğer yandan yargı ise, Ekonomik Yolsuzluk ve Piyasa Manipülasyonu Özel Mahkemesi çerçevesinde, döviz piyasasını ihlal etmekle suçlanan 21 kişiyi halka açık duruşmalarda yargıladı.
Donya-e-Eqtesad gazetesi, İran'ın para ve altın piyasasına çarpan yeni bir yüksek fiyat dalgasının üçüncü haftasında 1 ABD dolarının 17 bin 600 tümen sınırına ulaştığını söyledi.
Gazeteye göre, İran altın sikkesi 7 milyon 400 bin tümene ulaştı.
Doların önümüzdeki günlerde yükselişe devam edeceğini öne süren ekonomistler, 17 bin tümen üzerindeki doların istikrarı konusundaki endişelerini ve bunun temel fiyatlara etki edip hayat koşullarını zora sokabileceğini dile getirdi.



Hantavirüs görülen gemiden 94 yolcu tahliye edildi... Bir Amerikalı ve bir Fransız’ın enfekte olduğu doğrulandı

MV Hondius yolcu gemisinden ülkelerine getirilen İngiliz vatandaşlarını taşıyan bir otobüs, İngiltere’deki Arrowe Park Hastanesi’ne ulaştı, 10 Mayıs 2026. (Reuters)
MV Hondius yolcu gemisinden ülkelerine getirilen İngiliz vatandaşlarını taşıyan bir otobüs, İngiltere’deki Arrowe Park Hastanesi’ne ulaştı, 10 Mayıs 2026. (Reuters)
TT

Hantavirüs görülen gemiden 94 yolcu tahliye edildi... Bir Amerikalı ve bir Fransız’ın enfekte olduğu doğrulandı

MV Hondius yolcu gemisinden ülkelerine getirilen İngiliz vatandaşlarını taşıyan bir otobüs, İngiltere’deki Arrowe Park Hastanesi’ne ulaştı, 10 Mayıs 2026. (Reuters)
MV Hondius yolcu gemisinden ülkelerine getirilen İngiliz vatandaşlarını taşıyan bir otobüs, İngiltere’deki Arrowe Park Hastanesi’ne ulaştı, 10 Mayıs 2026. (Reuters)

MV Hondius adlı kruvaziyer gemisinde hantavirüs vakalarının tespit edilmesi üzerine, dün yaklaşık 100 yolcu ve mürettebat üyesi sıkı sağlık önlemleri altında tahliye edildi. Tahliye işlemlerinin bugün de sürmesi ve ardından geminin Hollanda’ya doğru yola çıkması bekleniyor. Diğer yandan ABD’li bir yolcu ile Fransız bir kadının, ülkelerine döndükten sonra enfekte olduklarının doğrulandığı bildirildi.

İspanya Sağlık Bakanı Monica Garcia dün gazetecilere yaptığı açıklamada, 19 farklı milletten toplam 94 yolcu ve mürettebatın tahliye edildiğini duyurdu.

Tahliye edilen ilk grup İspanyol vatandaşları oldu. Yolcuların tek kullanımlık koruyucu kıyafetler giydiği ve maske taktığı görüldü. İspanyolların ardından Fransızlar ve diğer ülke vatandaşları gemiden ayrıldı.

Tahliye edilen kişiler, hava yoluyla İspanya takımadalarından ülkelerine gönderildi.

MV Hondius gemisindeki sağlık krizi dünya genelinde endişe yaratırken, Kovid-19 salgınına ilişkin anıları da yeniden gündeme taşıdı.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), şu ana kadar sekiz şüpheli vakadan altısının hantavirüs olarak doğrulandığını açıkladı. Vakalar arasında üç ölüm bulunurken, nadir görülen bu virüse karşı bilinen bir aşı veya kesin tedavi yöntemi bulunmuyor.

Avustralya’ya yapılacak son uçuş

Tahliye operasyonlarının bugün öğleden sonra yeniden başlaması ve Avustralya’ya yapılacak son uçuşla tamamlanması planlanıyor.

İspanyol yetkililere göre, tahliyelerin ardından gemi saat 19.00’da Granada Limanı’ndan ayrılarak Atlantik Okyanusu’na açılacak.

Madrid yönetiminin ‘karmaşık’ ve ‘benzeri görülmemiş’ olarak nitelendirdiği operasyon kapsamında, 23 farklı milletten 100’den fazla kişi 48 saatten kısa sürede tahliye edilmiş olacak.

yj6
MV Hondius kruvaziyer gemisindeki yolcuların Tenerife Adası’ndaki Granadilla Limanı’nda karaya çıkışı, 10 Mayıs 2026 (AP)

WHO, 1 Nisan’da Arjantin’in Ushuaia kentinden hareket eden gemide bulunan tüm yolcuların ‘yüksek riskli temaslı’ kabul edildiğini ve 42 gün boyunca sağlık gözetimi altında tutulacağını açıkladı.

Gemiden tahliye edilen 14 İspanyol vatandaşını taşıyan uçak dün Madrid yakınlarındaki Torrejon Askeri Üssü’ne indi. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, 13 yolcu ve bir mürettebattan oluşan grup, doğrudan Madrid’in güneybatısındaki Gomez Ulla Askeri Hastanesi’ne sevk edildi. Burada karantinaya alınacak kişilerin gerekli tıbbi bakımı alacağı belirtildi.

Gemiden tahliye edilen beş Fransız vatandaşını taşıyan uçak ise Paris yakınlarındaki Le Bourget Havalimanı’na ulaştı.

Fransa Sağlık Bakanı Stephanie Rist, tahliye edilen yolculardan bir Fransız kadının hantavirüs testinin pozitif çıktığını açıkladı. Rist, Fransa’da şu ana kadar 22 temaslı vakanın kayıt altına alındığını bildirdi.

Paris’e getirilen ve karantinaya alınan beş Fransızdan biri olan kadının durumunun gece saatlerinde kötüleştiğini belirten Rist, France Inter radyosuna yaptığı açıklamada, “Ne yazık ki sağlık durumu bu gece kötüleşti ve yapılan testlerde virüs tespit edildi” dedi.

Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu’nun konuya ilişkin öğleden sonra yeni bir kriz toplantısı düzenlemesi bekleniyor.

Tahliye edilen yolculardan Roland Siter, uçağın kalkışı öncesinde AFP’ye yaptığı açıklamada, “Her şey yolunda” ifadesini kullandı. Fransız hükümetine göre Siter ve diğer dört Fransız vatandaşının 72 saatlik karantinanın ardından sağlık durumlarının stabil olması halinde 45 gün süreyle ev izolasyonuna alınmaları planlanıyor.

Öte yandan Hollanda’ya ait tahliye uçağı da Eindhoven kentine ulaştı. Uçakta Hollandalı, Alman, Belçikalı ve Yunan yolcu ile mürettebat üyelerinden oluşan toplam 26 kişi bulunuyordu.

Eindhoven Havalimanı’nda tahliye edilen kişilere, Kızılhaç ekiplerinin de yer aldığı sağlık görevlileri tarafından test yapıldı. Hollandalı yolcuların altı haftalık karantina şartıyla evlerine gönderileceği bildirildi.

Bir ABD’li enfekte oldu

ABD’li sağlık yetkilileri dün akşam yaptıkları açıklamada, tahliye edilen 17 ABD vatandaşından birinin hantavirüs testinin pozitif çıktığını, ancak kişide herhangi bir belirti görülmediğini duyurdu.

ABD vatandaşlarının ilk olarak, federal hükümet tarafından finanse edilen bir karantina merkezine sahip Nebraska Üniversitesi’ne götürüleceği belirtildi. Burada yolcuların semptom gösteren kişilerle yakın temas kurup kurmadığı değerlendirilecek ve virüsü yayma risk düzeyleri belirlenecek.

Nebraska Tıp Merkezi Sözcüsü Kayla Thomas yaptığı açıklamada, “Bir yolcu varışının ardından Nebraska’daki biyolojik izolasyon ünitesine nakledilecek. Diğer yolcular ise değerlendirme ve gözlem amacıyla ulusal karantina birimine yönlendirilecek. Biyolojik izolasyon ünitesine alınacak yolcunun virüs testi pozitif çıktı ancak herhangi bir semptom göstermiyor” ifadelerini kullandı.

Nadir bir tür

Uzmanlar, gemide tespit edilen virüs türünün Andes varyantı olduğunu ve bunun insandan insana bulaşabilen nadir bir hantavirüs türü olarak değerlendirildiğini belirtiyor. Yetkililer, virüsün kuluçka süresinin altı haftaya kadar uzayabileceğine dikkat çekiyor.

Hantavirüs genellikle enfekte kemirgenlerden bulaşıyor. Bulaşmanın çoğunlukla kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya salyası yoluyla gerçekleştiği ifade ediliyor.

Yaşanan sağlık krizi nedeniyle Kanarya Adaları’ndaki bölgesel yönetim, geminin takımadalara yanaşmasına karşı çıktı. Bölge halkı da olası bulaş riskine ilişkin endişelerini dile getirdi.

Hastalık ağır solunum yetmezliğine yol açabilse de WHO, virüsün dünya genelinde büyük bir salgına neden olan Kovid-19 ile aynı özellikleri taşımadığını vurguladı.


İsrail ordusu, Hizbullah tarafından düzenlenen İHA saldırısında bir askerin öldürüldüğünü açıkladı

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (DPA)
İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (DPA)
TT

İsrail ordusu, Hizbullah tarafından düzenlenen İHA saldırısında bir askerin öldürüldüğünü açıkladı

İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (DPA)
İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği hava saldırılarının ardından yükselen dumanlar (DPA)

İsrail ordusu bugün yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın İsrail’in kuzeyine düzenlediği insansız hava aracı (İHA) saldırısında bir askerin öldüğünü duyurdu.

Ordudan yapılan açıklamada, ölen askerin 47 yaşındaki yedek astsubay Aleksandr Glovanyov olduğu belirtildi. Petah Tikva kentinde yaşayan Glovanyov’un, Askeri Ulaştırma Merkezi’ne bağlı 6924’üncü taburda şoför olarak görev yaptığı ifade edildi.

Açıklamaya göre saldırı, dün saat 16.00 sularında Lübnan sınırına yakın Menara bölgesi civarında gerçekleşti. Hizbullah tarafından fırlatılan birden fazla kamikaze İHA’nın hedef aldığı bölgede, İHA’lardan birinin Glovanyov’un ölümüne yol açtığı kaydedildi.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, Glovanyov’un “İsrail devletini ve kuzeyde yaşayanları koruma sorumluluğuyla yedek kuvvetlerde görev yaptığını” söyledi.

Katz açıklamasında, “Bu zor dönemde ailesinin yanındayım. Hizbullah’a karşı görevlerini sürdüren askerlerimize destek verilmesi çağrısında bulunuyorum” ifadelerini kullandı.

Glovanyov, ateşkesin sürmesine rağmen Güney Lübnan’da hayatını kaybeden beşinci İsrail askeri oldu.

Hizbullah’ın bugün sabah saatlerinde başka İHA saldırıları da düzenlediği belirtilirken, İsrail ordusu Güney Lübnan’da askerlerinin konuşlandığı bölgeler üzerinde bazı İHA’ları engellemeye çalıştığını açıkladı.

Öte yandan İsrail ordusu, Hizbullah’a ait hedeflere yönelik hava saldırıları öncesinde Güney Lübnan’daki dokuz yerleşim bölgesinin sakinlerine tahliye uyarısı yaptı.

İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “Hizbullah’ın ateşkes anlaşmasını ihlal etmesi nedeniyle İsrail ordusu örgüte karşı güçlü şekilde harekete geçmek zorunda kalıyor. Sivillere zarar verme niyetinde değiliz” ifadelerini kulandı.

Tahliye uyarıları; er-Reyhan (Cezin), Carcu, Kafr Rumman, en-Numeyriyye, Arab Salim, Cumeycime, Meşğara, Kalya (Batı Bekaa) ve Haruf beldelerini kapsadı. İsrail ordusu, bölge sakinlerinden hedef alınacak alanlardan en az bir kilometre uzaklaşmalarını istedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından 16 Nisan’da yayımlandığı belirtilen ateşkes anlaşması metninde, İsrail’in ‘planlı, yaklaşan ve süregelen saldırılara karşı kendini savunmak için her zaman gerekli tüm önlemleri alma hakkına sahip olduğu’ ifade ediliyor. Söz konusu gelişmeler, Lübnan ile İsrail’in 14-15 Mayıs tarihlerinde Washington’da yeni bir müzakere turuna hazırlanırken yaşanıyor. Görüşmelere, geçtiğimiz ay Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn tarafından İsrail’le müzakere heyeti başkanı olarak atanan eski büyükelçi Simon Karam’ın da katılacağı bildirildi.


Dünyanın en güçlü nükleer bombalarına kim sahip?

 ABD ve Rusya, tarihteki en güçlü nükleer bombalara sahip olmalarıyla öne çıkıyor. (Reuters)
ABD ve Rusya, tarihteki en güçlü nükleer bombalara sahip olmalarıyla öne çıkıyor. (Reuters)
TT

Dünyanın en güçlü nükleer bombalarına kim sahip?

 ABD ve Rusya, tarihteki en güçlü nükleer bombalara sahip olmalarıyla öne çıkıyor. (Reuters)
ABD ve Rusya, tarihteki en güçlü nükleer bombalara sahip olmalarıyla öne çıkıyor. (Reuters)

Sami Halife

ABD ve Rusya’nın yanı sıra Çin, Fransa, Birleşik Krallık, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail de büyük miktarda nükleer silaha sahip bulunuyor. Uzmanlara göre bu silahların kullanılması, hayal edilmesi güç ölçekte bir felakete yol açabilir. ABD ile Rusya ise dünyanın en güçlü nükleer bombalarını envanterlerinde bulundurmalarıyla öne çıkıyor.

ABD’nin 1945 yılında Japonya’nın Hiroşima kentine attığı ve yaklaşık 15 kiloton gücünde olduğu belirtilen Little Boy adlı atom bombası, yaklaşık 140 bin kişinin ölümüne neden olmuş ve şehri saniyeler içinde harabeye çevirmişti. Buna karşın, ABD ve Rusya’nın cephaneliğinde gücü 10 megatonu aşan ve Hiroşima’daki yıkımın yüzlerce katına ulaşabilecek nükleer bombalar bulunuyor.

Çar Bombası

Sovyetler Birliği, 30 Ekim 1961’de Kuzey Kutup Dairesi’nin kuzeyindeki Novaya Zemlya takımadalarında tarihin en güçlü nükleer silah denemesini gerçekleştirdi. Çar Bombası olarak bilinen silahın patlama gücü 50 megaton olarak ölçüldü. Bu rakam, Hiroşima’ya atılan atom bombasının yaklaşık 3 bin 300 katına denk geliyor.

dfergty
1945’te ABD tarafından Japonya’nın Hiroşima kentine atılan Little Boy bombasının yaklaşık 15 kilotonluk bir patlama gücüne sahip olduğu tahmin ediliyor. (AFP)

Uzmanlara göre bombanın gücü aslında çok daha yüksek olabilirdi. İlk tasarımda patlama kapasitesinin 100 megatona ulaşması planlanmıştı. Patlama sonucu oluşan ateş topunun çapı yaklaşık 9,7 kilometreye ulaştı. ABD’li bilim insanları, bu büyüklüğün Washington ya da San Francisco kent merkezinin tamamını kapsayabilecek ölçekte olduğunu belirtti.

219 numaralı test

Sovyetler Birliği, 24 Aralık 1962’de Novaya Zemlya takımadalarında yer alan nükleer test sahasında bir nükleer bomba daha denedi. Kuzey Kutbu’ndaki en büyük ikinci buz kütlesini de barındıran bölgede gerçekleştirilen patlamanın gücünün 24,2 megaton olduğu bildirildi. Bu değer, Çar Bombası’nın yarısından daha düşük olmasına rağmen, tarihte patlatılan en güçlü ikinci nükleer silah olarak kayıtlara geçti. Söz konusu bomba, Hiroşima’ya atılan bombadan yaklaşık bin 600 kat daha güçlüydü.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre Çar Bombası gibi özel bir isimle anılmayan bu deneme, kaynaklarda yalnızca ‘219 numaralı test’ olarak geçiyor. Bu patlama, Sovyetler Birliği’nin havadan gerçekleştirdiği son nükleer denemelerden biri oldu. 1963 yılında imzalanan Nükleer Denemelerin Kısmi Yasaklanması Antlaşması ile atmosferde nükleer testler yasaklandı ve sonraki denemelerin yer altına taşınması zorunlu hale geldi.

147 numaralı test

Sovyetler Birliği, 5 Ağustos 1962’de Novaya Zemlya takımadalarında 21,1 megaton gücünde bir nükleer bomba denemesi gerçekleştirdi. Tarihteki üçüncü en güçlü nükleer patlama olarak kabul edilen bu test, ‘147 numaralı test’ olarak biliniyor. Patlamanın gücünün, Hiroşima’ya atılan atom bombasının yaklaşık bin 400 katına denk geldiği belirtiliyor.

ABD’nin Castle Bravo testi

ABD, 1 Mart 1954’te Marshall Adaları’ndaki Bikini Atolü’nde 15 megaton gücünde bir nükleer silah denemesi gerçekleştirdi. Castle Bravo adı verilen bu test, beklenenden yaklaşık 2,5 kat daha güçlü bir patlamaya yol açtı. Patlamanın ardından ortaya çıkan radyoaktif serpinti, Pasifik Okyanusu’nda yaklaşık 18 bin 130 kilometrekarelik bir alana yayıldı. Bu durum, Marshall Adaları’ndaki sivillerin, ABD askerlerinin ve Japon balıkçı gemisi mürettebatının yüksek düzeyde radyasyona maruz kalmasına neden oldu. Sonrasında adalarda yaşayan halk arasında kanser vakalarında artış gözlemlendi.

dvdfvfd
ABD, Mart 1954’te Marshall Adaları’ndaki Bikini Atolü’nde ‘Castle Bravo’ adı verilen bir denemede 15 megaton gücünde bir nükleer bomba patlattı. (AFP)

Castle Bravo testi ve yol açtığı etkiler, nükleer denemelere karşı küresel protestolara neden oldu. Takip eden yıllarda ABD hükümeti adada yaşayanlara tazminat ödedi. 1984 yılında ise bazı emekli ABD askerleri, radyasyon riskinin küçümsendiği gerekçesiyle hükümete karşı dava açtı.

Castle Yankee testi

ABD, 5 Mayıs 1954’te Bikini Atolü yakınlarında bir savaş gemisi üzerinde yeni bir nükleer deneme gerçekleştirdi. Castle Yankee adı verilen bu testte patlama gücünün 13,5 megaton olduğu bildirildi. Bu değer, Hiroşima’ya atılan atom bombasının yaklaşık 900 katına karşılık geliyor.

Deneme sonucunda yaklaşık 43 kilometre yüksekliğe ulaşan mantar şeklinde bir bulut oluştu. Bikini Atolü sakinleri, nükleer testlerden önce tahliye edilmişti ancak ada, yoğun radyoaktif kirlilik nedeniyle sonradan yeniden yerleşime açılamadı ve uzun süre yaşanamaz durumda kaldı.

Castle Romeo testi

ABD, 27 Mart 1954’te Marshall Adaları’nda yeni bir termonükleer deneme gerçekleştirdi. Bu test, kısa süre önce yapılan ve adalarda radyoaktif serpinti yayılmasına yol açan Castle Bravo testinden sadece birkaç hafta sonraydı. Patlama gücünün 11 megaton olduğu bildirilen bu test, Hiroşima’ya atılan atom bombasının yaklaşık 730 katına eşdeğer yıkım potansiyeline sahipti. Test, Pasifik Okyanusu’nda geniş çaplı radyoaktif kirliliğe yol açtı.

Ivy Mike testi

ABD, 1 Kasım 1952’de Marshall Adaları’ndaki Enewetak Atolü’nde Ivy Mike veya kısaca Mike adlı ilk tam işlevli termonükleer (hidrojen) bombasını denedi. Patlama gücünün 10,4 megaton olduğu bildirilen bu test, Hiroşima’ya atılan atom bombasının yaklaşık 690 katına eşdeğer bir yıkım yarattı. Deneme, Kore Savaşı’nın devam ettiği ve ABD ile Sovyetler Birliği arasındaki nükleer silahlanma yarışının hız kazandığı bir dönemde gerçekleştirildi.

Ivy Mike testi, dünyada başarılı bir hidrojen bombası testinin ilk örneği oldu ve nükleer parçalanma temelli silahlardan füzyon teknolojisine geçişin simgesi olarak değerlendirildi. Aynı zamanda, Sovyetler Birliği’nin termonükleer programını hızlandırmasına yol açtı. Kaynaklara göre, hidrojen bombası geliştirme konusu, ABD Başkanı Harry Truman yönetiminde tartışmalı bir gündemdi; bazı yetkililer projeye karşı çıkarken, diğerleri destekliyordu. Sonunda Başkan Truman, bombanın geliştirilmesine onay verdi.