İran yeni parlamentosu, hükümete ekonomi konusunda baskı yapıyorhttps://turkish.aawsat.com/home/article/2315831/iran-yeni-parlamentosu-h%C3%BCk%C3%BCmete-ekonomi-konusunda-bask%C4%B1-yap%C4%B1yor
İran yeni parlamentosu, hükümete ekonomi konusunda baskı yapıyor
İran Bütçe ve Planlama Kurumu Başkanı Muhammed Bakır Nobaht, dün parlamentoda ekonomik durumdan bahsetti (Icana News Agency)
İran Merkez Bankası Başkanı ve Bütçe ve Planlama Kurumu Başkanı’na seslenen İranlı muhafazakar milletvekilleri, ekonomi dosyası idaresi konusunda hükümete baskı yapmaya başladı. Bu, doların döviz piyasasında yükseldiği, bunun vatandaşların hayatlarına baskı oluşturacağından korkulduğu bir zamanda geldi.
Milletvekilleri, hükümetin ekonomiye yaklaşımını sert bir şekilde eleştirdi. Meclis Başkanı Muhammed Bekir Kalibaf, hükümetin İran lideri Ali Hamaney’in yaptırımlarla mücadelede uygulanması konusunda ısrar ettiği ‘direniş ekonomisi’ politikasını uygulama yönündeki hareketlerini eleştirdi. Ajanslar, Kalibaf’ın “Petrol, İran'a baskı yapma aracıdır. Yaptırımların varlığı ile beraber, ülkeyi petrol kaynakları olmadan yürütmeliyiz” dediğini aktardı.
Parlamento huzurunda performansını savunur şekilde konuşan İran Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti ise ABD yaptırımları ve koronavirüs salgınının döviz piyasası üzerindeki olumsuz etkisinden ve piyasalar üzerindeki yeni baskı dalgasından bahsetti. “Yaptırımların ekonomik büyüme endeksleri üzerinde ciddi bir etkisi oldu” diyen Himmeti, geçen yıl, 2018’deki 107 milyar dolar petrol kaynağının yüzde 20’sine denk gelecek şekilde yalnızca 18 milyar dolar gerçekleştirildiğini söyledi.
Güney Kore ve Irak gibi İran ile dostane ilişkileri olan ülkelerin ABD baskısı nedeniyle finansal stoklarına İran tarafından erişime izin vermediğini söyleyen Himmeti, şöyle söyledi:
“Finansal stoklarımızı almak için görüşmelerde bulunuyoruz. Geçen yıl, 1979 devrimi sonrasındaki en zor yıllardan biriydi. Son iki yıldaki yaptırımlar, daha önce görülmemiş şekilde ve kurnazcaydı. İran'ı dış kaynaklardan korumak için her türlü aracı kullanan ABD, tüm bankacılık pencerelerini ve İran ihracatını engelledi.”
Himmeti’nin söyledikleri, İran Bütçe ve Planlama Kurumu Başkanı Muhammed Bakır Nobaht’ın ifadeleriyle çelişti. Nobaht, İran’ın petrol ve gaz kaynaklarından, 2011’de 119 milyar dolara kıyasla, 8,9 milyar dolar elde ettiğini söyledi. Bu yılın kayıplarının ise kapalı bir oturumda açıklanması gerektiğini vurguladı.
Muhafazakar milletvekilleri ise hükümeti suçladı. Icana News Agency’nin haberine göre “İki yıl içerisinde dolar dövizden yaklaşık 40 milyar dolar yağmalandı” ifadelerini kullanan Parlamento Sözcüsü Muhammed Alipour, bundan Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı İshak Cihangiri’nin döviz yönetimi politikasını sorumlu tuttu. Alipour, bu politikanın İran ekonomisine zarar verdiğini söyledi.
Milletvekili Muhsin Zangana, hükümetten kayıt dışı döviz piyasalarının düzenlemesi talebinde bulunarak İranlıların Merkez Bankasına olan güvenlerini kaybedecekleri uyarısında bulundu.
Keşan Milletvekili Cevad Sadatinecad, “Ülke, döviz sağlama ve hammadde ithalatında sorun yaşıyor” ifadelerini kullanırken, Şahrud Temsilcisi Ali Asgar Hani ise döviz piyasasının hükümetin avcundan çıkışını eleştirdi. Fiyatların katlandığına, otomobil pazarı ve işgücü piyasasının kötüleştiğine dikkat çeken Hani, “Enflasyon sorunlarının çoğu, Merkez Bankasının yanlış politikalarından kaynaklanıyor” dedi.
Diğer yandan yargı ise, Ekonomik Yolsuzluk ve Piyasa Manipülasyonu Özel Mahkemesi çerçevesinde, döviz piyasasını ihlal etmekle suçlanan 21 kişiyi halka açık duruşmalarda yargıladı.
Donya-e-Eqtesad gazetesi, İran'ın para ve altın piyasasına çarpan yeni bir yüksek fiyat dalgasının üçüncü haftasında 1 ABD dolarının 17 bin 600 tümen sınırına ulaştığını söyledi.
Gazeteye göre, İran altın sikkesi 7 milyon 400 bin tümene ulaştı.
Doların önümüzdeki günlerde yükselişe devam edeceğini öne süren ekonomistler, 17 bin tümen üzerindeki doların istikrarı konusundaki endişelerini ve bunun temel fiyatlara etki edip hayat koşullarını zora sokabileceğini dile getirdi.
Bennett-Lapid ittifakı Netanyahu’yu rahatsız ediyor… ancak onu devirmek için yeterli değilhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5267258-bennett-lapid-ittifak%C4%B1-netanyahu%E2%80%99yu-rahats%C4%B1z-ediyor%E2%80%A6-ancak-onu-devirmek-i%C3%A7in-yeterli
Bennett-Lapid ittifakı Netanyahu’yu rahatsız ediyor… ancak onu devirmek için yeterli değil
Bennett ve Lapid, pazar akşamı İsrail’in Herzliya kentinde düzenledikleri ortak basın toplantısında (EPA)
İsrail’de eski Başbakan Naftali Bennett ile ana muhalefet lideri Yair Lapid’in partilerini ‘Beyahad’ (Birlikte) adı altında tek çatı altında birleştirme kararı, olağanüstü bir gelişme olarak değerlendirilmese de Başbakan Binyamin Netanyahu cephesinde rahatsızlık yarattı. Netanyahu söz konusu adımı ‘zor bir darbe’ olarak nitelendirdi.
Söz konusu açıklamanın zamanlaması ise dikkat çekti. Pazar günü gelen duyuru, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un, ABD Başkanı Donald Trump’ın Netanyahu hakkında yürütülen yolsuzluk davalarında af çıkarılması yönündeki taleplerine karşılık vermeyeceğini açıklamasının hemen ardından geldi. Herzog’un, süreci savcılık ile Netanyahu’nun savunma ekibi arasındaki hukuki zemine bıraktığını belirtmesiyle, Netanyahu açısından aynı gün içinde iki ayrı baskı unsuru oluştu.
Gelişmelerin ardından Netanyahu’nun nasıl bir yanıt vereceği merak edilirken, Başbakan’ın devam eden yargı sürecine ilişkin haberlere sessiz kaldığı görüldü. Buna karşılık Bennett ve Lapid’in ittifakına sert tepki gösteren Netanyahu, yapay zekâ ile oluşturulmuş bir görsel paylaştı. Görselde iki lider çocuk olarak tasvir edilirken, aracı Knesset üyesi Mansur Abbas’ın kullandığı görüldü. Netanyahu paylaşımında, “Sürücünün Mansur olduğu açık. Solun oyları nasıl bölüşeceği önemli değil; her durumda Müslüman Kardeşler ile ittifak kuracaklar ve onlar da terörü destekliyor” ifadelerini kullandı.
Benzer bir paylaşım da Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’den geldi. Ben-Gvir’in paylaştığı bir diğer yapay zekâ görselinde Bennett ve Lapid gelin-damat olarak resmedilirken, nikâhı ‘haham’ olarak tasvir edilen Ahmed Tibi’nin kıydığı görüldü.
Zayıf noktayı bulmak
Netanyahu liderliğindeki sağ bloğun, Bennett ile Lapid arasındaki ittifaka karşı kullanacağı söylemi netleştirdiği gözlendi. Sağ kesim, muhalefet partilerinin daha önce Arap milletvekillerinin desteğine dayanan bir hükümet kurmama taahhüdünü, bu konuda zayıf nokta olarak değerlendirdi.
Söz konusu söylem yalnızca Arap kesimde değil, aynı zamanda liberal ve sol eğilimli Yahudi siyasetçiler arasında da tepkiye yol açtı. Bu isimler arasında Yair Golan ve eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot da yer aldı. Kamuoyu yoklamaları Netanyahu’nun seçimlerde gerileyebileceğine işaret etse de, muhalefetin Arap partilerden biriyle ittifak kurmadan çoğunluğu aşmasının zor olduğu değerlendiriliyor. Bu çerçevede, Birleşik Arap Listesi lideri Mansur Abbas’ın iş birliğine açık olduğu belirtiliyor.
Öte yandan sağ blok, aşırı sağ eğilimli Kanal 14 muhabiri Moti Kastel’i konuyla ilgili soru yöneltmesi için görevlendirdi. Kastel, Mansur Abbas’ın adını anmadan, Knesset’teki diğer Arap blok olan Hadash-Ta'al üzerinden Bennett’a hitap ederek, “Gözlerimin içine bak ve bana söyle: Ahmed Tibi ile Aida Touma-Suleyman’ın partisiyle koalisyon kurmayacağına şimdi söz verebilir misin?” sorusunu yöneltti.
Birleşik Arap Listesi lideri Mansur Abbas (sağda), Haziran 2021’de Tel Aviv yakınlarındaki Ramat Gan’da Yair Lapid (solda) ve Naftali Bennett ile hükümet koalisyonu anlaşmasını imzalarken (AFP)
Bennett, yöneltilen soruya verdiği yanıtta, Netanyahu’nun daha önce Abbas ile ittifak arayışına giren ilk isim olduğunu öne sürdü. Bennett, Netanyahu’nun ortak hükümet döneminde Abbas ile üç kez görüştüğünü belirterek, “Buna şaşırdım ve kendisine sordum” ifadesini kullandı. Bennett, Netanyahu’nun bu soruya verdiği yanıtı aktarırken, İsrail’in İbrahim Anlaşmaları döneminde bulunduğunu vurguladığını ve “Kendi Arap vatandaşlarımızla diyalog kurmaya çalışmamak mümkün mü?” dediğini aktardı.
Netanyahu’nun Abbas hakkında “Bu kişi gerçekçi ve pragmatik, ittifaka uygun” değerlendirmesinde bulunduğunu da iddia eden Bennett, Abbas ile ilk görüşmesinin de o dönemde Netanyahu’nun girişimi ve katılımıyla gerçekleştiğini öne sürdü.
İttifak işe yarıyor mu?
Bennett ile Lapid arasındaki ittifakın, genel olarak siyasi arenada geniş yankı uyandırdığı ve hatta Netanyahu’nun yargı sürecinin önüne geçtiği değerlendiriliyor. Nitekim dün ortaya çıkan verilere göre, Netanyahu’nun davasında planlanan duruşmaların yüzde 53’ten fazlasının ‘şüpheli güvenlik gerekçeleriyle’ ertelendiği bildirildi.
Sağ kesim, muhalefetin birleşmesini Arap partilerle ittifaka karşı çıkan söylem üzerinden ve ırkçı bir çerçevede eleştirirken, merkez ve sol blokta ise bu adımın siyasi faydası sorgulanmaya başlandı. Kamuoyu yoklamaları, muhalefet partilerinin seçimlere ayrı listelerle girmesi durumunda 120 sandalyeli parlamentoda 61 çoğunluğuna ulaşabileceğini gösteriyor. Buna karşılık, tek blok halinde seçime girilmesinin siyasi kutuplaşmayı artıracağı ve Arap partilerden birinin desteği olmadan çoğunluğun sağlanamayacağı görüşü öne çıkıyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 2 Şubat 2026’da Knesset’te bir konuşma yaptı. (EPA)
Ocak ayında yayımlanan son kamuoyu yoklamasında, Bennett, Lapid ve Eisenkot’un yer aldığı bir ittifak senaryosu ele alındı. Buna göre söz konusu bloğun 38 sandalye kazanabileceği, bunun da partilerin ayrı ayrı seçime girmesi durumunda elde edecekleri toplamla aynı olduğu görüldü.
Ancak aynı senaryoda, bu üçlü ittifakın Likud lideri Binyamin Netanyahu ile Itamar Ben-Gvir’in temsil ettiği aşırı sağ bloğun da sandalye sayısını birer artırdığı ve Netanyahu liderliğindeki koalisyonun 51 sandalyeye ulaştığı hesaplandı. Buna karşılık, Arap partiler hariç tutulduğunda muhalefetin toplamda 59 sandalyede kaldığı belirtildi.
Dün yapılan bir ankette ise Bennett ve Lapid’in birlikteliğinin, ayrı hareket etmeleri halinde elde edebilecekleri sonuca kıyasla toplamda 4 sandalye kaybına yol açabileceği ifade edildi.
Buna rağmen iki liderin bu adımı atmasının, seçim atmosferini canlandırmak ve son 30 aydır savaş nedeniyle siyasi gündemi domine eden Netanyahu’nun inisiyatifini kırmak amacı taşıdığı değerlendiriliyor. Netanyahu’nun söz konusu süreci kişisel ve partisel hedefleri doğrultusunda sürdürdüğü yönünde eleştiriler de dile getiriliyor.
İki liderin, Ekim 2026 sonunda yapılması planlanan seçimlerden yaklaşık altı ay önce attıkları bu adımın, kamuoyunda geniş bir ivme yaratabileceği ve muhalefetin anketlerdeki konumunu güçlendirebileceği görüşünde olduğu ifade ediliyor.
Bu çerçevede, Netanyahu açısından en büyük sınamanın söz konusu ivmeyi kırarak kendi lehine çevirmek olduğu belirtiliyor. Başbakan’ın bu nedenle eleştirilerini özellikle Arap partilerle olası ittifak üzerinden ve sert bir söylemle yoğunlaştırdığı görülüyor.
Savaşın etkisiyle İsrail kamuoyunda Araplara yönelik tepkinin arttığı, Arapların çoğu zaman Hamas, Hizbullah, Husiler ve hatta İran ile birlikte anıldığı ifade ediliyor. Bu atmosferde Arap vatandaşların günlük hayatta ayrımcılığa maruz kaldığı, bunun da Bennett ve Lapid’in 2021’de Mansur Abbas ile yaşadıkları ‘olumlu’ deneyime rağmen Arap partilerle açık bir siyasi ittifaktan uzak durmalarına neden olduğu değerlendiriliyor.
Neden şimdi ittifak kurdular?... 4 önemli neden
Bugün öne çıkan soru, Bennett’in neden tam da bu dönemde Lapid ile ittifak kurmayı tercih ettiği yönünde.
Bu soruya yanıt olarak birkaç gerekçe öne çıkıyor. Öncelikle, ittifaka yeşil ışık yakan tarafın Lapid olduğu belirtiliyor. Bennett’in daha önce aynı teklifi Eisenkot’a sunduğu, ancak Eisenkot’un birleşik listenin başına geçme şartı ileri sürdüğü ifade ediliyor. Bennett’in ise kamuoyu yoklamalarında muhalif seçmenlerin yüzde 60’ının kendisini başbakanlık için tercih ettiğini belirterek bu talebi reddettiği aktarılıyor.
İkinci olarak, Lapid’in partisinin mevcut durumda parlamentoda güçlü bir temsile sahip olması dikkat çekiyor. 24 sandalyeyle temsil edilen partinin, her milletvekili için aylık yaklaşık 1,5 milyon şekel finansman aldığı ve bunun seçim kampanyası açısından önemli bir maddi avantaj sağladığı vurgulanıyor.
Üçüncü neden ise Lapid ve partisinin düşen popülaritesi olarak öne çıkıyor. Anketler, partinin sandalye sayısının 24’ten 7’ye gerileyebileceğine işaret ederken, Benny Gantz örneğinde olduğu gibi siyasi sahneden silinme riskine karşı bu ittifakın bir ‘koruma kalkanı’ olarak görüldüğü ifade ediliyor.
İsrail muhalefet lideri Benny Gantz ve Başbakan Binyamin Netanyahu (Reuters)
Dördüncü gerekçe ise iki lider arasındaki önceki iş birliği deneyimine dayanıyor. Bennett ile Lapid, Haziran 2021’den Aralık 2022’ye kadar 18 ay süren bir koalisyon hükümeti kurmuştu. Bu hükümetin çöküşünün başarısızlıktan değil, aşırı sağcı bazı milletvekillerinin ayrılarak Netanyahu bloğuna katılmasından kaynaklandığı ifade ediliyor. Söz konusu vekillerin bakanlık veya garanti siyasi pozisyonlar karşılığında saf değiştirdiği öne sürülüyor.
Bennett, düzenlediği bir basın toplantısında bu dönemi ‘başarılı’ olarak nitelendirerek, hükümetlerinin enflasyonu kontrol altına aldığını, ülke ekonomisini yüksek borç seviyesinden daha güçlü bir mali yapıya taşıdığını ve İsrail’in dış ilişkilerini iyileştirdiğini savundu. Ayrıca Netanyahu’yu eleştiren Bennett, onun politikalarını durdurduklarını ve Netanyahu’nun ‘Hamas’a nakit para dolu çantalar gönderdiğini’ iddia etti.
Gelecek
Bennett, seçim sonrası kurmayı planladığı hükümetin ana hatlarını ortaya koymaya çalışırken, dikkat çekici şekilde savaş konusuna değinmedi. Daha önce Netanyahu’yu savaş hedeflerine ulaşamamakla eleştiren Bennett’in açıklamalarından, savaşın sürdürülmesini desteklediği izlenimi çıkarken, Washington’dan gelen ‘Donald Trump ile şimdiden karşı karşıya gelinmemesi’ yönündeki tavsiyelerin etkili olduğu değerlendirildi.
Bennett pazar akşamı Lapid ile birlikte düzenlediği ortak basın toplantısında hükümet programının ana çerçevesini açıkladı. “Bu, devleti onarma yolunda büyük bir adımdır, ancak kesinlikle son adım değildir” diyen Bennett, “Ülkenin çehresini değiştirecek yeni adımlar ve sürprizler göreceksiniz” ifadesini kullandı.
Bennett, yeni hükümetin ilk gününde 7 Ekim saldırısı ile ilgili resmi bir soruşturma komisyonu kurulacağını, böylece hem mağdur ailelere hem de tüm İsrail toplumuna gerçeklerin açıklanacağını söyledi. Ayrıca tüm kesimleri kapsayan zorunlu askerlik yasası çıkarılacağını, ultra-Ortodoks (Haredi) kesimin de buna dahil edileceğini ve buna karşı çıkan dini kurumların finansmanının kesileceğini belirtti. Planlar arasında başbakanlık görev süresinin sekiz yıl ile sınırlandırılması, ülke topraklarının korunması ve ‘tek bir santimetreden dahi taviz verilmemesi’ de yer aldı. Bennett ayrıca, toplumu birleştiren, kapsayıcı ve zorlamadan uzak bir Yahudilik anlayışının güçlendirileceğini ifade ederek, “Bugün burada birlikte durarak İsrail’de köklü bir reform başlatıyoruz. Her zaman yaptığımız gibi egolarımızı bir kenara bırakıp ülke için en doğru olanı yapıyoruz” dedi.
Öte yandan, iki lidere yakın kaynaklar, Bennett ve Lapid’in birlik kararının, mevcut bölünmüşlük devam ettiği sürece seçim kazanmanın imkânsız olduğu sonucuna varılmasının ardından alındığını aktardı. Kaynaklara göre, Netanyahu liderliğindeki mevcut hükümete karşı olan blok, iç bölünmeler nedeniyle zayıf durumda bulunuyor. İki liderin karar öncesinde anketler yaptırdığı ve son bir hafta içinde birden fazla görüşme gerçekleştirdiği, nihayetinde anlaşmanın tamamlanarak resmi olarak imzalandığı bildirildi.
Kayıp af
New York Times gazetesi, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un, Donald Trump’ın Netanyahu için af çıkarılması yönündeki taleplerine uymayı düşünmediğini ortaya koydu. Şarku’l Avsat’ın New York Times’tan aktardığına göre Herzog, bağlayıcı hukuki süreçler tamamlanmadan af seçeneğinin gündeme gelmeyeceğini savunuyor. Bu çerçevede Herzog’un, savcılık ile Netanyahu’nun avukatları arasında bir uzlaşma sağlanması için arabuluculuk yapmayı planladığı ve böyle bir anlaşma kapsamında Netanyahu’nun kendisine yöneltilen suçlamaları kabul edebileceği belirtiliyor.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kendisine yöneltilen yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili ifade vermek üzere mahkemeye çıktı. (Reuters)
Bu gelişme, yargı sürecini sonuçlanmadan sonlandırmaya çalışan Netanyahu açısından önemli bir darbe olarak değerlendiriliyor. Herzog’un, af verilip verilmemesi ikileminin ötesinde farklı seçeneklerin bulunduğuna inandığı ve öncelikli rolünü, yolsuzluk suçlamaları nedeniyle derin şekilde bölünmüş olan İsrail toplumunda birliği güçlendirmek olarak gördüğü ifade ediliyor. Bu nedenle af meselesinin müzakere yoluyla çözülmesini tercih ettiği kaydediliyor.
İsrail Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nden yapılan açıklamada da Herzog’un daha önce defalarca dile getirdiği gibi, savcılık ile Netanyahu arasında bir uzlaşmaya varılmasının ‘uygun ve doğru bir çözüm’ olduğu vurgulandı. Açıklamada ayrıca, taraflar arasında yürütülen temasların, karşılıklı mutabakata ulaşılması açısından ‘gerekli bir süreç’ olduğu belirtildi.
İran’dan Hürmüz Boğazı’nı açması karşılığında ablukanın kaldırılması önerisihttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5267257-i%CC%87ran%E2%80%99dan-h%C3%BCrm%C3%BCz-bo%C4%9Faz%C4%B1%E2%80%99n%C4%B1-a%C3%A7mas%C4%B1-kar%C5%9F%C4%B1l%C4%B1%C4%9F%C4%B1nda-ablukan%C4%B1n-kald%C4%B1r%C4%B1lmas%C4%B1-%C3%B6nerisi
M/V Sevan gemisi, ABD Donanması'na ait bir helikopter tarafından Basra (Arap) Denizi'nde durdurulup cumartesi günü İran'a gözetim altında iade edilmeden önce İran’ın ‘gölge filosuna’ ait 19 gemiden biri olarak kayıtlara geçti (CENTCOM)
İran’dan Hürmüz Boğazı’nı açması karşılığında ablukanın kaldırılması önerisi
M/V Sevan gemisi, ABD Donanması'na ait bir helikopter tarafından Basra (Arap) Denizi'nde durdurulup cumartesi günü İran'a gözetim altında iade edilmeden önce İran’ın ‘gölge filosuna’ ait 19 gemiden biri olarak kayıtlara geçti (CENTCOM)
İran, Hürmüz Boğazı'nı açma ve savaşı sona erdirme karşılında ABD’nin İran limanlarına ve gemilerine uyguladığı ablukanın kaldırılması önerisinde bulundu. Arabulucular aracılığıyla Beyaz Saray'a iletilen bu yeni teklifte denizcilik krizinin öncelikle ele alınması ve nükleer müzakerelerin sonraki bir aşamaya ertelenmesi öngörülüyor. Teklifin ayrıntıları, Pakistan’daki müzakerelerin çıkmaza girmesinin ardından gün yüzüne çıktı.
ABD ve İran’dan kaynaklar, teklifin İslamabad aracılığıyla iletildiğini ve nükleer alanda herhangi bir taviz içermediğini belirtti. Washington ise kapsamlı bir anlaşma çerçevesinde nükleer programın tasfiyesi konusundaki tutumundan geri adım atmadı.
Bu gelişmeler yaşanırken İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İslamabad ve Maskat'a gerçekleştirdiği ziyaretlerin ardından Rusya'ya giderek burada Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştü. Arakçi, Washington'ın ‘aşırı taleplerinin’ İslamabad'daki önceki turu sekteye uğrattığını söyleyerek Hürmüz'ün güvenliğinin ‘önemli küresel bir mesele’ olduğunu vurguladı.
Rusya Devlet Başkanı Putin ise Moskova'nın Orta doğu'da barışın bir an önce sağlanması için elinden gelen her şeyi yapmaya hazır olduğunu belirterek Tahran ile stratejik ilişkileri ön plana çıkardı.
Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, pazar günü yaptığı açıklamada, ülkesinin ‘tüm kozu elinde tuttuğunu’ ve İran'ın müzakere etmek istiyorsa Washington'ı arayabileceğini söyleyerek deniz ablukasının süreceğini vurguladı. Pakistanlı kaynaklar ise iki taraf arasındaki temasların sürdüğünü belirtti.
Diğer taraftan İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Tahran'ın hâlâ Hürmüz Boğazı, Bab’ul-Mendeb Boğazı ve petrol hatları dahil olmak üzere çeşitli kozları elinde bulundurduğunu söyleyerek karşılık verdi. Bu arada ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ABD güçlerinin 38 gemiyi rota değiştirmeye ya da limana dönmeye yönlendirdiğini duyurdu.
İran petrol tankerleri ABD'nin ablukası sebebiyle limanlara geri dönüyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5267250-i%CC%87ran-petrol-tankerleri-abdnin-ablukas%C4%B1-sebebiyle-limanlara-geri-d%C3%B6n%C3%BCyor
M/V Sevan gemisi, ABD Donanması'na ait bir helikopter tarafından Basra (Arap) Denizi'nde durdurulup cumartesi günü İran'a gözetim altında iade edilmeden önce İran’ın ‘gölge filosuna’ ait 19 gemiden biri olarak kayıtlara geçti (CENTCOM)
İran petrol tankerleri ABD'nin ablukası sebebiyle limanlara geri dönüyor
M/V Sevan gemisi, ABD Donanması'na ait bir helikopter tarafından Basra (Arap) Denizi'nde durdurulup cumartesi günü İran'a gözetim altında iade edilmeden önce İran’ın ‘gölge filosuna’ ait 19 gemiden biri olarak kayıtlara geçti (CENTCOM)
Gemi takip verileri, pazartesi günü İran petrolünü taşıyan 6 tankerin ABD’nin ablukası nedeniyle İran limanlarına geri dönmek zorunda kaldığını ortaya koydu. Bu durum, İran ile yaşanan savaşın dünya petrol ihracatının en önemli geçiş noktalarından biri olan Hürmüz Boğazı'ndaki deniz trafiğine etkisini gözler önüne serdi.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından dün sabah yapılan açıklamada, ABD güçlerinin İran limanlarına abluka uygulamayı ve gemilerin giriş çıkışını engellemeyi sürdürdüğü belirtildi.
CENTCOM ayrıca abluka uygulanırken bir Amerikan gemisinin ticari bir gemiyi gözetlediğini belirterek ABD güçlerinin 38 gemiyi rota değiştirmeye ya da limana dönmeye zorladığını duyurdu.
ABD ve İsrail'in İran'a karşı 28 Şubat'ta başlattığı savaş öncesi günlük 125 ila 140 gemi Hürmüz Boğazı’ndan geçiyordu. Ancak Kpler şirketinin gemi takip verileri ve Cinemaks şirketinin uydu analizlerine göre dün yalnızca 7 gemi boğazdan geçiş yaptı. Reuters'ın aktardığına göre bu gemilerin hiçbiri küresel pazara yönelik petrol taşımıyordu.
Verilerde geçiş yapan gemiler arasında İran’daki limanlardan birinden hareket eden İran bandıralı kuru yük gemisi Pavand’ın yanı sıra Irak limanlarından kalkan başka gemilerin olduğu görüldü.
İran, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğine kısıtlamalar getirirken ABD 13 Nisan'da İran bağlantılı deniz trafiğine abluka uygulayacağını duyurdu. ABD ordusu 25 Nisan'da ise, abluka başlangıcından bu yana 37 gemiyi geri çevirdiğini açıkladı. ABD ordusu, rotası değiştirilen gemilerin türleri ve müdahale operasyonlarının kesin konumları hakkında ayrıntılı bilgi vermedi.
A U.S. Sailor watches a commercial ship as U.S. forces continue to enforce a blockade against Iranian ports, preventing ships from entering or exiting. American forces have directed 38 ships to turn around, or return to port. pic.twitter.com/Trtc41NZyp
Dünyanın en büyük nakliye hizmetleri sağlayıcısı olan Clarksons, pazartesi günü yayımladığı notta ‘İran'ın gerekli geçiş koşullarına uymayan gemilere saldırdığını ve bu gemileri alıkoyduğunu, ABD'nin ise ablukasını sürdürdüğünü’ belirtti.
TankerTrackers.com sitesinden uydu görüntüsü analizleri ise 6 İran tankerinin limanlara döndükten sonra son birkaç gün içinde yaklaşık 10,5 milyon varil petrol yüküyle boğazı yeniden geçtiğini ortaya koydu. ABD’nin Umman Körfezi'nde konuşlandırdığı güçler, bazı gemilere geri dönme talimatı verirken bazılarına yolculuğa devam etme izni tanındı.
TankerTrackers.com tarafından sağlanan veriler, yaklaşık 4 milyon varil İran petrolü taşıyan iki tankerin ABD’nin ablukasına rağmen 24 Nisan'da Asya'ya doğru yola çıktığına işaret etti. Aynı verilere göre Asya'dan dönen 4 boş İran petrol tankeri de en son Pakistan kıyıları açıklarında görüldü.
Analistler, ABD kuvvetlerinin İran bağlantılı gemileri doğuda Malakka Boğazı'na kadar rota değiştirmeye zorladığını belirterek bu yüklerin alıcılara mı ulaşacağının yoksa İran'a geri mi döneceğinin henüz netlik kazanmadığını ifade etti.
Öte yandan Körfez'de yüzlerce gemi ve yaklaşık 20 bin denizci mahsur kalmaya devam ediyor.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة