Londra, bugün Küresel Aşı Zirvesi'ne ev sahipliği yapacak

Amsterdam’daki bir laboratuvarda Kovid-19 aşısı çalışmaları (AFP)
Amsterdam’daki bir laboratuvarda Kovid-19 aşısı çalışmaları (AFP)
TT

Londra, bugün Küresel Aşı Zirvesi'ne ev sahipliği yapacak

Amsterdam’daki bir laboratuvarda Kovid-19 aşısı çalışmaları (AFP)
Amsterdam’daki bir laboratuvarda Kovid-19 aşısı çalışmaları (AFP)

İngiltere, Küresel Aşı İttifakı (GAVI) için en az 7,4 milyar dolar toplamak amacıyla bugün Küresel Aşı Zirvesi'ne ev sahipliği yapacak. GAVI, bu bağışlarla 300 milyon çocuğu zatürre, difteri ve kızamık gibi ölümcül hastalıklara karşı aşılamaya, 2025’e kadar 8 milyona kadar insanı kurtarmaya çalışıyor. GAVI aynı zamanda, Kovid-19 virüsüne karşı başarılı bir aşının dünyanın en yoksul ülkeleri de dahil olmak üzere yaygın olarak sunulmasını sağlamada önemli bir rol oynayacak.
50 farklı ülkenin katılacağı zirvede; GAVI, G7 ve G20 grupları üye ülkelerinden 15 devlet ve hükümet başkanı da hazır bulunacak. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise zirvede bulunmayacak. Diğer yandan ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, katılımlarını onaylamadı.
İngiltere Başbakanı Boris Johnson, bu sabah zirveyi GAVI Heyet Başkanı Dr. Ngozi Okonjo-Iweala ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ile birlikte açacak. Avustralya Başbakanı Scott Morrison, Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Norveç Başbakanı Erna Solberg, İsviçre Başkanı Simonetta Sommaruga, Kanada Başbakanı Justin Trudeau, İtalya Başbakanı Giuseppe Conte ve Japonya Başbakanı Şinzo Abe’nin de zirveye katılması bekleniyor.
Johnson'un toplantıda, bu zirvenin insanlığın hastalıklarla savaşmak için birleştiği nokta olacağı umudunu dile getirmesi bekleniyor. Konuşmasındaki alıntılarda “Koronavirüs aşısı çabalarının en büyük bağışçısı olan İngiltere olarak, önümüzdeki beş yıl içinde 1,65 milyar sterlin katkıda bulunarak GAVI’nın de önde gelen bağışçısı olmaya devam edeceğiz” ifadeleri yer alıyor. İngiltere Başbakanı, dünya ülkelerini “bu hayat kurtaran ittifakı güçlendirmek için İngiltere’ye katılmaya ve şuandaki en önemli ortak çaba olduğuna inandığı yeni bir küresel sağlık işbirliği dönemi başlatmaya” çağıracak.

Koronavirüs ve kardeşleri
Dünya ülkeleri Kovid-19 ile mücadele çabalarını yoğunlaştırırken sağlık kuruluşları ve uluslararası örgütler ise, gelişmekte olan onlarca ülkede milyonlarca çocuğun hayatını tehdit eden ölümcül hastalıkların yeniden yayılmasına karşı uyarıyor. İngiltere'nin Ortadoğu'dan Sorumlu Devlet Bakanı James Cleverly, bugünkü zirvede yapılacak maddi katkıların önümüzdeki beş yıl içerisinde en az 8 milyon insanın hayatını kurtaracağını, bu katkılar ile çocukların kızamık, çocuk felci ve tifo gibi bulaşıcı hastalıklara karşı aşılanacağını söyledi. Cleverly, söz konusu zirve arifesinde yapılan basın toplantısında, ülkesinin özellikle gelişmekte olan ülkelerde koronavirüs salgınıyla mücadelede önde gelen uluslararası çabalara katkıda bulunduğunu vurguladı. Aynı zamanda uluslararası bir sağlık krizi olan koronavirüsün uzun vadeli bir ekonomik kriz olma yolunda ilerlediğini ifade eden Cleverly, bunun uluslararası çabaların koordinasyonunu zorunlu kıldığının altını çizdi. Bu bağlamda İngiltere, önümüzdeki beş yıl boyunca yıllık 140 milyon dolar aşı ve sağlık çalışmalarına katkıda bulunma sözü verdi.
Bakan Cleverly, Kovid-19’a karşı uluslararası mücadelenin yanı sıra bulaşıcı hastalıklara karşı dünya çapında rutin aşılama çabalarının da sürdürülmesi gerektiğini vurguladı. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ve GAVI, “en az 68 ülkedeki rutin aşılama hizmetlerinin büyük ölçüde kesintiye uğradığı, bu ülkelerde yaşayan bir yaşın altındaki yaklaşık 80 milyon çocuğun bu durumdan etkileneceği” konusunda uyarmıştı. Söz konusu kuruluşların ortak bildirisinde; seyahat kısıtlamaları, aşı sağlamadaki gecikme, bazı ebeveynlerin koronavirüse maruz kalma korkusu nedeniyle evlerini terk etmemeleri, sağlık çalışanları yetersizliği gibi sebeplerin bu tür kapsamlı programların 1970'lerde başlatılmasından bu yana dünya çapında benzeri görülmemiş aksamalara neden olduğu vurgulanmıştı.
UNICEF, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da beş yaş altı yaklaşık 10 milyon çocuğun, aynı zamanda 15 yaşın altındaki yaklaşık 4,5 milyon çocuğun aşıya ulaşamama riski altında olduğunu, zira sağlık çalışanlarının kendilerini koronavirüsle mücadeleye adadıklarını vurgulamıştı. Bakan Cleverly ise salgının Ortadoğu’da Ağustos ayına kadar zirve noktasına ulaşacağı tahmininde bulundu.

Salgınla mücadele çabalarına Suudi Arabistan’dan 2 milyon değerinde destek
Koronavirüsle mücadelede uluslararası çabalara katkıda bulunan Körfez ülkeleri liderlerine olan minnettarlığı dile getiren Bakan Cleverly, liderlerin “cömert vaatleri ve uluslararası aşı geliştirme ve insani yardım çabalarına finansman çağrılarına verdikleri destekleri” vurguladı.
Koronavirüs salgınıyla mücadelede yürütülen uluslararası çabaların desteklenmesinde liderlik rolü oynayan Suudi Arabistan; acil durum hazırlık ve müdahalesinin güçlendirilmesi, teşhis araçlarının, tedavilerin ve yeni aşıların geliştirilmesi ve dağıtılması, uluslararası gözetleme ve koordinasyon ile ilgili ihtiyaçların karşılanması ve sağlık sektörü çalışanlarına yeterli miktarda koruyucu ekipman temin edilmesinin sağlanmasında uzmanlaşmış uluslararası kuruluşlara 500 milyon dolar katkıda bulunacağını taahhüt etmişti. Bu minvalde Salgın Hastalıklara Hazırlık İçin Yenilik Koalisyonu (CEPI) için 150 milyon dolar, GAVI için 150 milyon dolar, ilgili diğer uluslararası ve bölgesel sağlık kuruluşları ve programları için ise 200 milyon dolar tahsis edeceğini açıklamıştı.
Suudi Arabistan resmi haber ajansı SPA’nın ‘Küresel Hazırlıkları İzleme Konseyi’nden aktardığına göre, koronavirüs salgınıyla mücadelede uluslararası dayanışma ve işbirliğinin önemine inanan Riyad; tüm ülkeleri, sivil toplum kuruluşlarını, hayır kurumlarını ve özel sektörü salgınla mücadelede en az 8 milyar dolar olduğu tahmin edilen finansman boşluğunu kapatmak için uluslararası çabalara katılmaya çağırdı.
Suudi Arabistan’ın katkısı hakkında yorum yapan GAVI Heyet Başkanı Dr. Ngozi Okonjo-Iweala, “Bu hayati taahhütleri için Kral Salman'a ve Suudi Arabistan Krallığı'na, aynı zamanda kritik çalışmalarımızı sürekli olarak kabul ettikleri için G20 sekreterliğine samimi minnettarlığımızı sunuyoruz. Nitekim Kovid-19, küresel bir çözüm gerektiren küresel bir sorundur. Biz ise bu hastalığa karşı savaşı onu her yerde alt edene kadar kazanmış olmayacağız. Bu nedenle, bu fonlar son derece önemlidir; düşük gelirli ülkelerin bu hastalığı kontrol altına alarak yenmesine yardımcı olma çabalarımıza büyük katkı sağlar” dedi.
Aynı şekilde Suudi Arabistan’ın desteğini öven GAVI’nin CEO'su Dr. Seth Berkley ise “Sağlık sistemlerini desteklememize, sağlık çalışanlarını korumamıza, teşhiste bulunmamıza ve desteğe muhtaç ülkelerde gözetimi güçlendirmemize yardımcı olan bu desteğin ciddi etkileri olacak” dedi.
Bu yıl G20 dönem başkanlığını üstlenen Suudi Arabistan, salgınla mücadele çabalarını koordine etmek ve salgının insani, ekonomik etkilerini hafifletmek için diğer ülkeler ve kuruluşlarla birlikte hareket ediyor. Maliye Bakanı Muhammed el-Cudan, önceki açıklamalarından birinde “En yoksul ülkelerin borçlarının askıya alınması koşulsuzdur; bir yıl sürecektir ve en az 20 milyar dolar likidite sağlanacaktır” ifadelerini kullandı.
Suudi bakan, bu sözleri ile G20 ülkeleri maliye bakanları ve merkez bankası yöneticilerinin, koronavirüs salgınıyla mücadelelerine yardımcı olmak için en yoksul ülkelere borç servisini geçici olarak askıya alma anlaşmasına atıfta bulundu.

Uluslararası anlaşmazlıklar, WHO üzerinde yoğunlaşıyor
Dünya genelindeki koronavirüs vakaları 6 buçuk milyonu, ölümler ise 388 bini aşarken, uluslararası anlaşmazlıklar ve bilhassa ABD ile Çin arasındaki gergin ilişkiler, Kovid-19 ile mücadele çabalarını aksatıyor. Nitekim ABD ile Çin ilişkileri, ABD’nin Pekin’in Wuhan’da patlak veren virüsü sakladığı suçlamaları üzerine daha da gerilmiş, Washington’un WHO ile ilişkisini keseceği duyurusu ise salgınla özellikle yoksul ülkelerdeki mücadele çabalarının aksayacağı endişelerini artırmıştı. Washington'un bu kararı hakkında Şarku’l Avsat’a açıklamada bulunan üst düzey bir İngiliz yetkili, “İngiltere, WHO’yu destekleme ve finanse etmeye devam edecek. Zirâ tüm uluslararası örgütlerin bu dönemde zorlandığının farkındayız. WHO’nun çalışmalarının da son derece önemli olduğunu da biliyoruz” ifadelerini kullandı. Avrupa Komisyonu ise ABD’yi bu kararını gözden geçirmeye çağırmıştı.
Bakan Cleverly, dünyanın salgınla mücadele çabalarında yüksek düzeyde uluslararası işbirliğine, deneyim alışverişine ve finansmana tanık olduğuna dikkati çekti. Bu bağlamda, güvenli ve etkili aşıların dünyanın her yerine uygun miktarlarda ulaşmasını sağlamada GAVI’nın rolünü vurguladı. Kovid-19 aşısı geliştirme çabaları hakkında ise, Oxford Üniversitesi tarafından yürütülen klinik çalışmaların ilerleyişine, aynı zamanda yakında Imperial College Üniversitesi’nde başlayacak olan çalışmalara dikkat çekti. İki çalışmanın da İngiliz hükümetinin desteğiyle yürütüldüğünü vurgulayan Cleverly, “Oxford aşı çalışmaları başarılı olursa, 100 milyon doz aşı üretmek için AstraZeneca ile işbirliği yapılacak” ifadelerini kiullandı. İngiliz aşı birimi çalışmalarının; İngiliz canlı bilimi şirketlerinin, araştırma merkezlerinin ve koronavirüsle mücadele için çalışan üniversitelerin çalışmalarını desteklediğine de değindi. Salgınla mücadelede hayati bir faktör olarak bu aşılara ve tedavilere fon sağlamanın önemini vurgulayan Cleverly, İngiltere’nin virüs hızlı teşhis cihazlarına 23 milyon, KOVID-19 Terapötik Hızlandırıcı girişimine ise 40 milyon sterlin yatırım yaptığını açıkladı. Henüz haftalar önce atanan bakan, koronavirüsle mücadelede başarılı aşı ve tedavilerinin ihtiyaç duyan herkese ulaşması gerektiğini vurguladı.



Washington, Tigray krizinde Addis Ababa'nın tarafını mı tuttu?

Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)
Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)
TT

Washington, Tigray krizinde Addis Ababa'nın tarafını mı tuttu?

Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)
Federal hükümet, TPLF liderliğini, barış anlaşmasını engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor (AFP)

Mahmud Ebubekir

Tigray Halk Kurtuluş Cephesi (TPLF), ABD Dışişleri Bakanlığı'nın bazı yetkililerine vize yasağı getirme kararını “sert ve orantısız” olarak nitelendirip, reddetti.

TPLF, 19 Haziran 2026 Cuma günü yayınladığı resmi açıklamada, Amerika Birleşik Devletleri'ni Tigray'daki gerçekleri göz ardı etmekle ve Etiyopya hükümetini sorumluluktan muaf tutmakla suçladı.

ABD’nin 18 Haziran'da bazı TPLF yetkililerine ve ailelerine vize vermeyi reddetmesinin ardından yayınlanan açıklamada TPLF; “Durumun hatalı ve orantısız bir değerlendirmesine dayanan, Etiyopya federal hükümetinin Pretoria Anlaşması kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmeyi sürekli ihmal etmesini göz ardı eden, tüm sorumluluğu Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'ne yükleyen son vize yasağından derin endişe duyuyoruz” diyerek kararı eleştirdi.

ABD Dışişleri Bakanlığı, “Etiyopya hükümeti ile TPLF arasındaki artan gerilimlerin, kuzey Etiyopya'da ve bütün bölgede barış ve güvenliği tehdit eden bir çatışmayı tetikleyebileceğini” vurgulamıştı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, vize kısıtlamalarının “Tigray bölgesindeki krize çözüm bulunmasını engellemeye çalışan veya onlarla iş birliği yapan kişileri hedef aldığı” belirtildi.

Amerikan anlayışı

Etiyopya Başbakanı'nın Afrika Boynuzu İşlerinden Sorumlu Danışmanı (ve eski Tigray bölgesel hükümeti başkanı) Getachew Reda ise Washington'un TPLF üyelerine ve ailelerine uyguladığı yaptırımların, Amerikan yönetiminin Etiyopya'daki siyasi gerçekliği anladığını teyit ettiğini ve ABD yönetiminin TPLF liderlerini kuzey Etiyopya'daki artan gerilimlerden sorumlu tuttuğunu ortaya koyduğunu söyledi.

Etiyopya Başbakanlığı veya Etiyopya Dışişleri Bakanlığı ise Washington'un önlemleri hakkında yorum yapmadı.

Bu durum, Afrika Birliği'nin TPLF ile Etiyopya federal hükümeti arasında Pretoria Barış Anlaşması'nın uygulanması yollarını görüşmek üzere müzakereler başlatma çabalarıyla eş zamanlı olarak geldi. Bu arada, TPLF, federal hükümeti kasıtlı ve sistematik olarak anlaşmanın uygulanmasını engellemekle ve bölgenin yıllık bütçesini önlemekle, ayrıca Başbakan Abiy Ahmed’i anlaşmada belirtilen taahhütlere uymadan General Tadesse Worku'nun Tigray bölgesel hükümeti başkanlığı görevini uzatmakla suçlayarak, anlaşmanın hükümlerini dondurduğunu açıkladı. Buna karşılık federal hükümet, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi liderliğini, anlaşmayı engellemek ve yeni bir silahlı çatışma turuna hazırlanmak için başta Eritre olmak üzere yabancı taraflarla iş birliği yapmakla suçluyor.

Washington, Mekelle'nin anlatısına karşı Addis Ababa'nın tarafını tutarak onun anlatısını mı desteklemeye başladı? Bazı TPLF liderlerine vize yasağı getirilmesi, ABD'nin TPLF’yi anlaşmayı dondurmaktan geri adım atmaya zorlamayı amaçlayan bir tutumunun habercisi mi?

Önleyici kınama

Etiyopya işleri uzmanı Behun Gidawon ise ABD'nin tutumunun, özellikle de anlaşmayı baltalamak ve merkezi hükümete karşı sert tutumlar benimsemekle suçladığı bazı TPLF figürlerinin adını açıklaması nedeniyle, Tigray'daki gerilimleri artırmaktan sorumlu tarafı net bir şekilde belirlediğine inanıyor.

Etiyopya işleri uzmanı, “Bilhassa Etiyopya'daki yönetimi sırasında ve daha sonra bölgedeki savaş (2020-2022) sırasında uzun bir zaman Amerikan desteğine ve himayesine sahip olan TPLF’nin, şimdi resmi bir Amerikan eleştirisiyle karşı karşıya olduğunu ve sorumluluğun kendisine yüklendiğini” belirtti. “TPLF'nin Washington'daki müttefiklerinin çoğunun Demokrat kamptan olduğunu ve Washington'daki mevcut Cumhuriyetçi yönetimin ittifak faktörünü bir kenara bırakarak meseleleri objektif olarak yeniden değerlendirdiğini” kaydetti.

Etiyopya işleri uzmanı, önümüzdeki dönemde vize yasaklarının ötesine geçen ve hatta TPLF içindeki etkili liderlerin, özellikle de bölgenin Addis Ababa ile ilişkilerini gerginleştirmeye önemli ölçüde katkıda bulunan askeri figürlerin banka hesaplarının dondurulmasına kadar uzanabilecek baskılara tanık olunacağı öngörüsünde bulundu; nitekim bu figürler Eritre rejimiyle olan ittifaklarını da gizlemiyorlar.

Gidawon, Etiyopya'nın diplomatik çabalarının şimdi meyve vermeye başladığına ve ABD yönetiminin Tigray Halk Kurtuluş Cephesi, Eritre rejimi ve Amhara bölgesindeki bazı silahlı örgütler arasında “Tessmedo” olarak adlandırılan ittifaka artık şüpheyle baktığına dikkat çekti.

Asmara'nın kazanma kartları

Özellikle ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun, hükümetinin Asmara ile ilişkileri yeniden değerlendirme ve yeni bir sayfa açma niyetini teyit etmesinin ardından, “Tessmedo” projesinin beklenen ABD-Eritre diyaloğunun gündeminde yer alacağı tahmin ediliyor. Rubio, ABD'nin çabalarının nihayetinde Asmara ve Addis Ababa arasında bütün çözülmemiş sorunlar hakkında doğrudan diyalog ile sonuçlanabileceği belirtti. Bu nedenle, Tigray Halk Kurtuluş Cephesi'nin, Eritre rejiminin Addis Ababa ile olası diyaloğunda pazarlık kozu haline gelmektense, Afrika Birliği tarafından önerilen Etiyopya ile ikili diyaloğu kabul ederek, bu tür bir sürecin önüne geçmesi akıllıca olacaktır.

Gidawon, Asmara'nın Washington ile ilişkilerini geliştirmek için büyük olasılıkla Tigray ve Amhara'daki Etiyopyalı güçler ile ittifaklarını kullanmaya çalışacağını söyledi.

Olası yaptırımlar

Yine Gidawon, son ABD kararının bir sonucu olarak, bilhassa TPLF liderlerinin Washington ve New York'ta önemli miktarda banka hesabı bulunduğu yönünde gelen sürekli bilgiler göz önüne alındığında, yaptırımlardan olumsuz etkilenen bir kanat ile yaptırıma maruz kalmaktan kurtulmaya çalışan diğer kanat arasında TPLF içinde iç çatışmaların yaşanacağını öngördü. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre bahsi geçen bilgiler sadece suçlamalardan ibaret olmayıp, bunların ötesine geçiyor. Nitekim 2018 yılında geçiş hükümeti tarafından kurulan denetim komiteleri, TPLF'nin Addis Ababa'yı yönettiği otuz yıl boyunca eski Etiyopyalı yetkililere ait ve Washington da dahil olmak üzere, Batı başkentlerinde büyük miktarda paraların aktarıldığı hesapların olduğunu doğruladı.

Gidawon şunu da belirtti: “Etiyopya'yı yönettiği dönemde TPLF, siyasi söylemini sürekli olarak destekleyen ve yaygın insan hakları ihlallerini haklı çıkaran Amerikalı lobicilere muazzam miktarda para ödedi. 2020'den itibaren karar alma merkezlerinden dışlanması, onu mali kaynaklardan ve Etiyopya ile ilgili karar alma süreçleri üzerindeki etkisinden mahrum bıraktı.”

Sınırlı önlemler

Tigraylı siyasi analist Mehari Solomon ise “bazı TPLF liderlerine yönelik vize yasaklarıyla ilgili Amerikan önlemlerinin, merkezi hükümet ile bölge arasındaki gerilimin nedenleri konusunda Addis Ababa'nın söylemini destekleyen taraflı bir Amerikan duruşu olarak değil, TPLF içindeki etkili figürleri diyaloğa zorlamak için sınırlı bir girişim olarak yorumlanması gerektiğini” değerlendiriyor.

Solomon şuna da işaret etti; “Washington Etiyopya'nın tutumunu destekleyen herhangi bir resmî açıklama yapmadı. Aksine, Başkan Trump'ın Etiyopya’nın Büyük Rönesans Barajı ve bölgedeki devam eden çatışmalarla ilgili açıklaması da dahil olmak üzere, Amerikan hükümetinin en üst düzey isimlerinin, Etiyopya'nın resmi tutumlarını eleştiren bazı açıklamaları var. Bu nedenle, meseleyi bir tarafı cezalandırmak ve diğerini ödüllendirmek olarak göstermek bir yanılgıdır.”

Solomon, “Addis Ababa ile Washington arasındaki ilişkilerde açık bir soğuma ve gerçek bir kriz yaşandığına, zira son Trump-Sisi görüşmesinde de görüldüğü gibi, ABD'nin başkanı aracılığıyla, Etiyopya'ya karşı Mısır'ı desteklediğini deklare ettiğine” dikkat çekti.

Bunun Amerikan yönetiminin, “Etiyopya'nın Mısır'a haksızlık ettiğini” kamuoyu önünde ilk kez kabul ettiği bir durumu temsil ettiğini, Washington'un bu sorunu çözmek için çalışacağını ve Etiyopya ile ABD arasındaki tarihsel olarak gergin ilişkilerdeki krizin büyüklüğünü gösterdiğini de belirtti.

Solomon, “ABD Dışişleri Bakanlığı'nın Tigray Halk Kurtuluş Cephesi içindeki bazı kişilere uyguladığı vize kısıtlamalarının, Addis Ababa hükümetinin Washington ile diğer konularda, özellikle Nil meselesinde karşılaştığı zorluklarla karşılaştırıldığında önemli bir sorun teşkil etmediğini” belirterek sözlerine devam etti.

Uluslararasılaşmanın önemi

Tigray işleri uzmanı Solomon, TPLF ile Washington arasında meselelerin adil bir şekilde yeniden değerlendirilmesine olanak sağlayabilecek doğrudan diyalog kanallarının mevcut olduğunu düşünüyor ve ekliyor: “TPLF'nin Amerikan önlemlerine verdiği yanıt sakin ve dengeli görünüyordu, bu da Etiyopya'nın bölgenin ABD ile ilişkilerinde bir kriz olduğu yönündeki algısının kırılganlığını ortaya koyuyor.”

Solomon, her iki taraf üzerindeki etkisi göz önüne alındığında, Washington'un Pretoria Anlaşması'nın uygulanmasına ilişkin mekanizmalar konusunda gidişatı düzeltmek için müdahale etmesinin Tigray'ın çıkarına olduğunu düşünüyor.

TPLF'nin “anlaşmanın uygulanmasını askıya alma” açıklamasının öncelikle uluslararası toplumun ve özellikle de ABD'nin dikkatini, anlaşmanın uygulanmasında karşılaşılan zorluklara çekmeyi amaçladığını, özellikle de uluslararası toplumun İran, Ukrayna ve Gazze'deki savaşlar gibi diğer krizlerle meşgul olduğu bir dönemde bunun önem taşıdığını belirtti.

 Açıklamasını şu sözlerle sonlandırdı: “Krizi uluslararası arenaya kaydırmak Tigray'ın aleyhine değil, onun çıkarınadır; çünkü anlaşmanın en iyi şekilde uygulanması Tigraylıların çıkarınadır. Addis Ababa ise yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşü, bölgesel hükümetin seçimine TPLF’nin katılması, yıllık bütçenin gönderilmesi ve temel malzemelerin sağlanması gibi yükümlülüklerin yerine getirilmesini geciktirme, bu konuda oyalama eğiliminde.”

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.


Venezuela, son 126 yılın en güçlü depremlerinden biriyle sarsıldı... Çifte depremde yüzlerce kişi hayatını kaybetti, arama kurtarma çalışmaları sürüyor

Venezuela’da meydana gelen iki büyük depremin ardından arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)
Venezuela’da meydana gelen iki büyük depremin ardından arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)
TT

Venezuela, son 126 yılın en güçlü depremlerinden biriyle sarsıldı... Çifte depremde yüzlerce kişi hayatını kaybetti, arama kurtarma çalışmaları sürüyor

Venezuela’da meydana gelen iki büyük depremin ardından arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)
Venezuela’da meydana gelen iki büyük depremin ardından arama-kurtarma ekipleri enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)

Venezuela Devlet Başkan Vekili Delcy Rodríguez, bugün (Perşembe) yaptığı açıklamada, Çarşamba akşamı ülkeyi vuran iki güçlü depremin bilançosunun en az 164 ölü ve 971 yaralıya yükseldiğini duyurdu.

Rodríguez günün erken saatlerinde ulusa sesleniş konuşmasında, “Şu ana kadar elimizdeki bilgilere göre 32 kişi hayatını kaybetti ve 700’den fazla kişi yaralandı” demiş, ancak başkente yakın ve en ağır hasarı alan bölgelerden biri olduğunu belirttiği La Guaira eyaletine ilişkin henüz net verilerin bulunmadığını ifade etmişti.

Rodríguez, yaptığı açıklamada, büyüklükleri 7,2 ve 7,5 olarak ölçülen iki güçlü depremin ardından meydana gelen 20 artçı sarsıntının başkent Karakas’ta çok sayıda binanın çökmesine neden olduğunu ve başkente hizmet veren Maiquetía Uluslararası Havalimanı’nın altyapıda oluşan ciddi hasar nedeniyle kapatıldığını söyledi.

dfvdfvfd
Arama-kurtarma ekipleri, Venezuela'nın kuzey-orta kesimini vuran ve büyüklükleri 7,2 ile 7,5 olarak ölçülen iki ardışık depremin ardından Karakas'ta enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalışıyor. (EPA)

Chacao Belediye Başkanı ise Karakas’ta gece boyunca çalışan arama-kurtarma ekiplerinin hâlâ enkaz altında mahsur kalan ve hayatta olduğu düşünülen kişilerin seslerini duyduğunu açıkladı.

Gustavo Duque, Instagram üzerinden yayımladığı videoda, “Şükürler olsun ki hayatta olan insanların seslerini duyuyoruz ve onları kurtaracağız” dedi. Duque, şu ana kadar 23 kişinin enkazdan sağ çıkarıldığını ve kurtarılanların yerel sağlık merkezlerinde tedavi altına alındığını belirtti.

Ayrıca Almanya Jeolojik Araştırmalar Merkezi (GFZ), bugün internet sitesindeki verileri güncelleyerek Çarşamba günü Venezuela’yı vuran iki güçlü depremden ikincisine ilişkin bilgileri revize etti. Kurum, bugün 7,43 büyüklüğünde yeni bir deprem kaydedilmediğini bildirdi.

Duque, “Kurtarabileceğimiz son kişiyi de kurtarana kadar bölgeden ayrılmayacağız. Bunu başaracağımıza inanıyorum” ifadelerini kullandı.

1900’den bu yana en güçlü depremlerden biri

ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’nun (USGS) verilerine göre, söz konusu iki deprem Venezuela’da son yüzyıldan uzun bir süredir meydana gelen en güçlü depremler arasında yer alıyor.

USGS kayıtlarına göre 29 Ekim 1900’de, Karakas’ın kuzeydoğusunda Venezuela açıklarında meydana gelen 7,7 büyüklüğündeki deprem ciddi hasara yol açmıştı.

dfghyju
Venezuela'nın Barinas eyaleti milletvekili Wilmer Azuaje'nin resmî Instagram hesabında yayımlanan görüntüde, Simon Bolivar Havalimanı'nın bazı bölümlerinin insanların üzerine çöktüğü anlar yer alıyor. (AFP)

Kuruma göre Karakas’taki binaların yıkılmasına neden olan ve komşu Kolombiya’da da hissedilen depremler, birbirinden yaklaşık 45 kilometre uzaklıktaki iki farklı noktada ve farklı derinliklerde, yalnızca bir dakika arayla meydana geldi.

Çifte depremin ardından Karakas’ın kuzeyindeki La Guaira bölgesindeki birçok bina ağır hasar gördü. AFP muhabiri, elektrik kesintisinin yaşandığı bölgede çok sayıda kişinin karanlıkta enkaz altında kalanlara ulaşmaya çalıştığını aktardı.

sdvferg
Venezuela'nın La Guaira kentinde meydana gelen depremlerin ardından yaralanan kişiler, sahra hastanesinde tedavi görüyor. (Reuters)

Yetkililer, depremin merkez üssünün ülkenin Karayip kıyısındaki Morón kasabasının batısında, Karakas’ın yaklaşık 168 kilometre batısında ve 13 kilometre derinlikte bulunduğunu açıkladı.

Kurtarma çalışmaları sürerken şok hâkim

Karakas’ta sarsıntıdan etkilenen birçok binadan vatandaşlar tahliye edilirken, çok sayıda kişi güvenlik gerekçesiyle geceyi dışarıda geçirdi.

Bazı binaların duvarlarının tamamen çökmesi sonucu evlerin içindeki eşyalar sokaktan görülebilir hâle geldi. Başkentin restoran ve ticari faaliyetleriyle bilinen iki semtinde yoğun toz bulutları yükseldiği gözlendi.

778ıkı89l
Depremin ardından Venezuela'nın başkenti Karakas'ta hasarın görüldüğü bir sokak. (AFP)

Venezuela İçişleri Bakanı Diosdado Cabello, depremin birçok eyalette hissedildiğini belirterek, Karakas’ın Altamira bölgesinde ev ve binaların çökmesi nedeniyle “endişe verici durumlar” yaşandığını söyledi.

Vatandaşlara binalardan uzak durmaları çağrısında bulunan Cabello, artçı sarsıntıların hasarlı yapılarda yeni yıkımlara yol açabileceği uyarısında bulundu.

Devlet televizyonuna konuşan Cabello, “Bazı insanların panik yaşadığını biliyoruz. Ancak yardım ve kurtarma çalışmalarını devreye sokmak ve ihtiyaç sahiplerine ulaşmak için belirlenen prosedürler doğrultusunda hareket ediyoruz” dedi.

ty55j6uk7
Karakas’ın yaklaşık 30 kilometre kuzeybatısındaki La Guaira eyaletine bağlı Catia La Mar’da meydana gelen depremin ardından, hasar gören bir binanın yakınında enkaz arasında duran insanlar görülüyor. (AFP)

Cabello ayrıca, “Çocuklar ve yaşlılar konusunda son derece dikkatli olun. Kimsenin zarar görmediğinden emin olmak için yakınlarınızla iletişim kurun” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Pasifik Tsunami Uyarı Merkezi, Virgin Adaları için tsunami uyarısı yayımladı. Dominik Cumhuriyeti yetkilileri de ada için benzer bir uyarı yayınlarken, Porto Riko için daha önce yapılan tsunami uyarısı kısa süre sonra kaldırıldı.


İran UAEA müfettişlerinin geri dönüşü için nihai anlaşmaya varılmasını şart koştu

Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan gemiler (Reuters)
TT

İran UAEA müfettişlerinin geri dönüşü için nihai anlaşmaya varılmasını şart koştu

Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nda mahsur kalan gemiler (Reuters)

İran dün Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerinin nükleer tesislerde yeniden denetimlere başlamasını ABD ile varılacak nihai anlaşmaya bağladı. Bu açıklama, Washington'ın Tahran ile nükleer denetim konusunda uzlaşıya varıldığını teyit etmesine karşın geldi.

UAEA Genel Direktörü Rafael Grossi, uygulama düzenlemelerinin tamamlanmasının ardından denetimlerin’kaçınılmaz olarak gerçekleşeceğini’ söyledi.

Ancak İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, Tahran'ın şu an nükleer tesislerini erişime açmaya yönelik herhangi bir planının bulunmadığını belirterek bu meselelerin yalnızca nihai bir anlaşma çerçevesinde ve yaptırımların kaldırılmasına yönelik adımların atılmasının ardından ele alınacağını vurguladı.

Washington'da ise ABD Başkanı Donald Trump, İran'ın denetimleri kabul ettiğini açıkladı. Fox News'e verdiği röportajda ABD’li müfettişlerin İran’daki nükleer tesisleri incelemek üzere UAEA müfettişlerine eşlik edeceğini belirtti. Tahran'ın ayrıca Washington'a Hürmüz Boğazı'ndan geçen gemilere herhangi bir geçiş ücreti uygulamayı düşünmediğini bildirdiğini de aktaran Trump, bunun aksinin kanıtlanması halinde müzakerelerin derhal sona erdirileceği uyarısında bulundu.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise İslamabad’da varılan mutabakatı ‘ABD’nin yenilgisinin ilanı’ olarak nitelendirdi. Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de gerçekleşen İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamento Birliği (İSİPAB) toplantısında konuşan Kalibaf, Lübnan'daki savaşın sona erdirilmesinin İran açısından İran'daki savaşın bitirilmesi kadar önem taşıdığını söyledi.

Pakistan ise nükleer program, yaptırımlar ve Hürmüz Boğazı düzenlemelerine ilişkin müzakerelerin sürdürülmesi amacıyla teknik görüşmelerin gelecek hafta yeniden başlayacağını duyurdu.