Hamduk, Şarku’l Avsat’a konuştu: Washington ile ilişkilerimiz ilerliyor. Etiyopya’ya dair endişemiz yok. Barış çok yakın

Hamduk, Şarku’l Avsat’a konuştu: Washington ile ilişkilerimiz ilerliyor. Etiyopya’ya dair endişemiz yok. Barış çok yakın
TT

Hamduk, Şarku’l Avsat’a konuştu: Washington ile ilişkilerimiz ilerliyor. Etiyopya’ya dair endişemiz yok. Barış çok yakın

Hamduk, Şarku’l Avsat’a konuştu: Washington ile ilişkilerimiz ilerliyor. Etiyopya’ya dair endişemiz yok. Barış çok yakın

Sudan Başbakanı Abdullah Hamduk, ülkesinin yakın bir zamanda ABD’nin terör listesinden çıkabileceğini söyledi. ABD ile ilişkilerde önemli bir ilerleme kaydedildiğini ve birçok anlayış sağlandığını belirten Hamduk, bu anlayışların kapsamında Nairobi ve Darusselam’daki ABD Büyükelçiliklerine yönelik saldırıyla ilgili olarak tazminat ödenmesi hususunda küçük bir kısmın olduğuna da değinerek, “Bu konuda da büyük adımlar attık. Yakın zamanda sona ulaşmayı umuyoruz” dedi. Sudan Başbakanı, “İktidara geldiğimizden beri, terörizm meselesiyle mücadele etmek için çalışıyoruz. Büyük bir ilerleme kaydettik ve meselenin sonlanmasını umuyoruz” ifadelerini kullandı.
Şarku’l Avsat’a kapsamlı bir röportaj veren Hamduk, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile işbirliği ve yardımların ötesinde güçlü ilişkiler kurulması çağrısında bulundu. Abdullah Hamduk, Riyad ve Abu Dabi ile ilişkilere de dikkati çekerken, “İlişkiler çok iyi. Onlardan aldığımız desteği takdir ediyoruz. Ancak ilişkilerin daha geniş bir yelpazeye ulaşmasını istiyoruz” dedi.
Hamduk, Etiyopya ile son dönemde tırmanışa geçen gerginlikle ilgili bir endişe hissetmediğini ve iki ülkenin krizle mücadelede yardımcı olabilecek bazı mekanizmalara sahip olduğunu söyledi. Ülkesinin ‘Nahda (Rönesans) Barajı hususunda asıl taraf olduğunu ve çok büyük faydalar beklediğini’ ifade etti.
Sudan’ın ekonomik krizlerini çözme yeteneğine sahip olduklarını söyleyen Sudan Başbakanı, “Ekonomik krizle başa çıkabileceğime inanmasaydım, koltuğumda bir gün bile kalmazdım.. Pek çok kaynağa sahip zengin bir ülke olduğumuza inanıyoruz. Tamamen çökmüş bir ekonomi miras aldık. Ancak birliğimiz ve çevremizdeki yerel bileşene ve dış dünyaya hitap etme yeteneğimizle, kısa vadede içinde bulunduğumuz çukurdan çıkmamıza yardımcı olacak bir atmosfer oluşturabiliriz” değerlendirmesinde bulundu.

İşte Hamduk’a yönelttiğimiz sorular ve Hamduk’un cevapları…

-Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK), hükümetin ‘Sudan için siyasi bir misyon oluşturma ve UNAMİD misyonunun süresini uzatma’ talebine yanıt olarak iki karar verdi. Bunların Sudan’daki durum üzerindeki etkileri nelerdir?
Altıncı madde kapsamında Sudan’a siyasi bir misyon gönderilmesini talep ettik. Talep, uluslararası toplumdan ve BMGK’dan olumlu bir yanıt aldı. Bu misyon, başta barış süreci olmak üzere geçiş döneminin zorluklarında bize yardımcı olacak. Sudan’ı 15 yıldır içinde olduğu, yedinci maddenin zorluklarından ve sorunlarından kurtarmaya çalışıyoruz.
Bu süreç, Sudan hükümetinin vizyonuna göre yürütülüyor. BMGK ise sürecin, ulusal egemenliğin korunarak yürütülmesi gerektiğini belirtiyor.
Cuba’daki barış müzakereleri iyi şekilde ilerliyor. Şu an müzakerelere katılmayan hareketler de dahil, bir barış anlaşmasına ulaşacağız. Barışın mültecilerin ve yerinden edilmiş kişilerin geri dönüşü, onlara gıda güvenliği, çeşitli hizmetlerinin sağlanması da dahil olmak üzere birçok faydası var. BM misyonu barışın gereksinimlerini karşılamak için kaynak toplamamıza yardımcı olacak.
Misyon ayrıca, seçimlere hazırlık sürecinde de bize yardımcı olacak. Bu süreç, savaşlardan ve çatışmalardan çıkan tüm ülkeler için maliyetlidir. Kararın alınmasından mutluyuz.
Misyonun askeri güçleri içerdiği yönündeki söylentilere gelince, bu durum doğru değil. Misyon, vizyonumuz uyarınca geldi. Onu yönlendiren ve öncülük eden biziz.

-Ulusal egemenliği ihlal eden misyonun varlığı hakkındaki konuşmalara ilişkin düşünceniz nedir?
Sudan, BM üyesidir. Dolayısıyla bu tür konuşmalar gariptir. Destek istenmesi doğal. Ulusal egemenlik üzerine ağlayanların, 15 yıldan uzun bir süredir, yedinci madde altında ülkede binlerce uluslararası gücün var olduğunu unutması da garip.

-Bu karar, terör listesi hususunda Sudan ve ABD arasında var olan anlaşmazlıklar Sudan’ın uluslararası ilişkilerini nasıl etkileyebilir?
İktidara geldiğimizden beri terör meselesi üzerinde çalışıyoruz. Büyük ilerleme kaydettik ve bu meselesinin sona ulaşmasını bekliyoruz.

-Sudan’ı terörizme sponsorluk yapan devletler listesinden kaldırmak için ABD ile diyalogda gelinen son aşama nedir?
Oldukça büyük bir gelişmeler oldu0,. Bu konuda büyük anlayışlara ulaştık. Bu anlayışlar kapsamında Nairobi ve Darusselam’daki ABD büyükelçiliklerine yönelik saldırılar hususunda tazminat ödenmesiyle ilgili küçük bir anlaşmazlık var. Bu konuda da büyük adımlar attık. Yakın bir zamanda sona ulaşmayı umuyoruz.

-Tazminat parasını nereden ödeyeceksiniz?
Bu meseleyi, ABD’liler ve bölgedeki kardeşlerimizle ele alacağız. İktidara geldiğimizden bu yana üzerinde çalıştığımız bir dosyada anlayışlara ulaşmayı umuyoruz. Yakın bir zamanda büyük bir atılım bekliyoruz.

-Sudan’ın adının ne zaman terör listesinden kaldırılacağını umuyorsunuz?
Beklentimiz, Sudan isminin 4 Haziran’da terörizm listesinden çıkartılmasıydı. Ama acil bir şekilde kaldırılmasını bekliyorum.

-Sudan, Washington’a büyükelçi atadı. Washington, ilişkileri büyükelçilik düzeyine çıkarmayı kabul etti. Büyükelçiler ne zaman ülkelere ulaşacak?
Geçen Aralık ayında Washington’a yaptığım ziyarette büyükelçi ataması hususunda uzlaşı sağladık. ABD’nin 23 yıl yıldır Sudan’da büyükelçisi bulunmuyordu. Bu yüzden büyükelçi atamaya karar verdiler. Bu durum, iki ülke arasındaki ilişkilerde büyük bir gelişme olarak nitelendiriliyor. Koronavirüs salgınıyla ilgili koşulların, ABD’nin Hartum büyükelçisinin atanmasını geciktirdiğine inanıyorum.

-Silahlı hareketlerle barış süreci hususunda tartışmalar var. Bazıları, ordunun barış sürecini engellediği yönünde de eleştiriler yöneltiyor.
Bu doğru değil. Çünkü geçiş hükümetinin kurulmasından bu yana ekonomik ve toplumsal kalkınma konularını, hukuk reformunu, tazminatları ve uzlaşıyı, geçiş adaletini, güvenlik düzenlemelerini ve insani yardımları ele alan bir barış vizyonu ortaya koyduk. Tüm müzakere konuları Bakanlar Kurulu tarafından hazırlandı. Bazı bakanlar, Cuba’daki silahlı hareketlerle müzakerelere giriyor. Ben şahsen Cuba’ya ziyarette bulundum.
Devrimci Cephe liderleri ve müzakerelerde yer almayan diğer silahlı hareketlerle doğrudan ve sürekli temas halindeyim. Barış meselesi hakkında konuşmak gerekirse, bu bir başarı değil. Egemenlik Konseyi, geçici yönetimin bir parçasıdır. Biz entegre bir geçiş hükümetiyiz. Aramızda rekabet yok.
Şu an müzakerelere liderlik eden isim, Egemenlik Konseyi’nin bir üyesi olan Muhammed Hasan et-Teayişi’dir. O bir sivil, barış müzakereleri sorununa gelince, müzakereleri uzatan eksenlere hitap ettiğinden daha fazla yol ele aldı.
Geçici hükümetin kurulmasından sonraki bir ay içinde barış sağlanacağı konusunda büyük bir iyimserlik mevcuttu. Hükümeti kurmama ve silahlı mücadele hareketlerinin hükümette yer alması için bir ay beklemek bir teklif vardı, çünkü o döneme hesap verebilirlik ve iyimserlik ruhu hakimdi ve bu iyimserlik haklı bir yaklaşımdı. Zira silahlı mücadele güçleri devrimin ve değişimin bir parçasıdır ve ona çok fazla katkıda bulundular.
Biz, Cuba’da ‘müzakerede’ ne olup bittiği üzerinde durmuyoruz, aksine iki taraf arasında bir diyalog olarak adlandırıyoruz. Abdulvahid en-Nur liderliğindeki Sudan Kurtuluş Hareketi ve Abdulaziz el-Hulu liderliğindeki Sudan Halk Kurtuluş Hareketi- Kuzey gibi şu ana kadar uzlaşı sağlamamış konular var. Onlarla müzakerelere başladık. Bu müzakereler, daha sonra bazı anlamazklıklar nedeniyle durdu. Barışın ikinci aşamasında, ilk aşamada ortaya çıkan tüm artı ve eksileri değerlendirmek istiyoruz. İki hareketin liderleriyle de sürekli temas halindeyim.

-Fakat Abdulaziz el-Hulu’un hareketi, laik bir devletin kurulmasıyla ilgili müzakere pozisyonuna hala bağlı mı?
Barış sürecinde belirli bir duruma ve sıfır denklemine dikkat etmemek oldukça önemlidir. Kırmızı çizgiler olmadan, açık bir zihinle müzakerelere ve tüm konularda yüksek bir ulusal ruha girmemiz gerekiyor. Bu hususlarda bir anlayışa ulaşacak olmamız muhtemel. 1955 yılında düzenlenen Mısır konulu Asmara Konferansı’nda dinin devletle ilişkilerine ve 2005 yılında geçiş anayasasındaki konulara ilişkin yaklaşımlara değinildi. Ülkeye, kalkınma ve demokrasinin sürdürülebilirliğine meraklı olduğumuz sürece, tüm konularda diyalog masasına oturacağız ve bir anlaşmaya ulaşacağız.
-Uzun süren müzakerelerin hükümetin performansı üzerinde bir etkisi var mı?
Barışın bu kadar uzun bir vakit alması, beklediğimiz bir durum değildi. Bunun nedeni, savaşın durdurulması ve barışın inşasıyla iyimserliğin artmasıdır. Eğer gerçekleşmemiş olsaydı, sürdürülebilir demokrasi ile ilgili her türlü bahis askıda kalırdı.

-Hükümetin, bu hafta Darfur’da ordu ve Sudan Kurtuluş Hareketi arasında meydana gelen gerginlikler hakkındaki görüşü nedir?
Geçiş sürecinin başlamasından bu yana Darfur, Port Sudan, Kassala ve Kadugli vilayetlerinde etnik ve kabilelerle ilgi çatışmalar ve sorunlar durmadı. Bu çatışmalar, devrik rejimin ortaya koyduğu kapsamlı yıkımla, bölgeselciliğe olan bağlılığı ve kabileler arasındaki çatlakları körüklemesiyle bağlantılıdır.
Bu durumlar, hükümetin karşı karşıya olduğu zorluklardır. Öldürülen Sudanlılarla ilgili sorunların da çözülmesi gerekiyor.

-Anayasal belgeye göre geçiş yapıları neden yavaş bir şekilde tamamlanıyormuş gibi görünüyor?
Sivil valilerin atanması ve Yasama Konseyi’nin kurulması yavaş şekilde ilerliyor. Bu iki husus, devrimden sonra hüküm süren iyimserlik ruhu ve barışı sağlamakla bağlantılılar. Barış kurumlarında ve geçiş hükümetinde bir sonuca ulaştık. Bu bağlantının doğru olmadığı ve bunları, barışla ilişkilendirmemiz gerektiği bir hatadır. Ancak barışın yakın olduğu beklentileri de mevcut. Silahlı mücadele güçlerini bu iki yapının oluşumuna dahil etme ruhu içinde, bunları birlikte gerçekleştirme çağrısı yaptık. İki veya üç hafta önce onlarla birlikte geçici valiler atanması ve barışa ulaşmadan önce Yasama Konseyi’nin kurulması hususlarında uzlaşı sağladık. Konuyla tam bir ciddiyetle ilgileniliyor.
Yasama Konseyi... Ekim 1964 ve Nisan 1985 dönemlerine kıyasla üçüncü geçiş dönemi için gerçek bir durum var. Anayasal belgeyi imzalayanlar, kolay bir ek olmayan bir Yasama Konseyi'nin kurulmasın hususunda uzlaşı sağladı ve ben buna “Ulusal Meclis” diyorum. Bu bir yasama konseyi değil. Eğer durum erken olsaydı, bize ülkenin ana meselelerini, laiklik hikayesini, devletin şeklini, seçimleri, anayasayı tartışma fırsatı verirdi. Tüm bu konular, Yasama Konseyi’nde siyasi taraflardan farklı temsilcilerle tartışılabilirdi. Ama yine de bunu yapmak için bir fırsat var. Bir anlayışa ulaşmalı, net bir karar almalıyız. Siyasi taraflar da bizimle bu konuda hemfikir olmalıdır.

-Maaşları, yüzde 500’den fazla artırma kararı, enflasyonun etkilerinden doğan beklenti sonuçları neticesinde mi alındı?
Bu yönün farkındayız. Bu yüzden bu karardan aylar önce, 10’dan fazla stratejik ürünü tanımlayan bir program olan ‘Emtia Programı’ olarak iki ana paket hazırladık ve bütçelerini oluşturduk. Doğrudan üreticiden tüketiciye gitme konusunda üreticilerle ayrıntılı olarak konuyu ele aldık. Bu durum, aracıyı engelleyerek emtiaların fiyatının yüzde 30 ila 40 ucuzlamasını sağladı. Büyük bir ciddiyetle başlattığımız diğer durum ise vatandaşlara mal sağlamak için işbirliği ekonomilerini harekete geçirmektir. Maaşlarda artışa ve herhangi bir enflasyon etkisinden kaynaklanabilecek koşullara yardımcı olacak büyük adımlar attık.

-Kurtarma sisteminin feshi hususunda durumu, ‘geçiş dönemi adaleti’ hakkında konuşan ve bunu ‘İslamcıları bu kapıdan cepheye geri döndürme girişimi’ olarak nitelendiren açıklamalarla mı ilişkilendirdiniz?0
Bu husustaki siyasi güçlere, İslamcılara veya diğerlerine değinmedim. Ancak ülkenin bağımsızlığından bu yana geçen 60 yıldan uzun bir süreden bahsettim. İstikrar için bir model oluşturamadık. Sudan'ın istikrarını ve demokrasinin sürdürülebilirliğini koruyan ulusal bir proje ortaya koyamadık. Bu nedenle tüm Sudanlıların uzlaşı sağlayacağı ulusal bir proje hakkında bir anlayış sağlamalıyız. Projenin birincil kısmı olarak Sudan halkının seçimlerini kimin yöneteceği meselesini geride bıraktık. Ama ikinci kısım, sürdürülebilir kalkınma konularını ele alan bir kalkınma projesinin oluşturulmasıyla ilgili. Bu iki kol, birlikte ulusal projeyi oluşturmaktadır.
Bu proje, herhangi bir bileşene veya politikacıya hitap ederken ayrıntıya girmiyor. Hiçbir partinin dahil olmadığı bir geçiş dönemindeyiz ve bu ihtiyaca cevap veren ulusal bir projeden bahsediyoruz.

-Ancak Gazi el-Atabani gibi bazı İslamcı sembollerle bir araya geldiniz.
Bizimle görüşmek istedi. Bazı Sudanlılarla ile bir araya geldik. Atabani, Özgürlük ve Değişim Bildirgesi’nin tüm güçleriyle bir araya geldi. Siyasi bir gündemimiz yok.

-Etiyopya ve Sudan arasındaki sınır son zamanlarda bir güvenlik ve askeri gerilime tanık oldu. Doğu komşusuyla koşullar nereye gidiyor?
Etiyopya ile komşuluk ilişkileri, kültür ve tarihi açıdan bir aradayız. Krizle mücadeleye yardımcı olabilecek bazı mekanizmalara sahibiz. Bizim tarafımızdan Bakanlar Kurulu bakanlarından, onların tarafından ise başbakan yardımcısı, iki ülkenin dışişleri bakanları ve istihbarat başkanlarından oluşan beş üyeli ortak bir komitemiz var. Komite, geçen ay bir araya geldi. Bu ay içerisinde krizle mücadele hususunda toplantı düzenlemeyi bekliyoruz. Biz, bu tırmanış hususunda endişeli değiliz.

- Sudan, Mısır ve Libya’yı Nahda (Rönesans) Barajı sorununu çözmek için müzakere masasına geri döndürmek için bir girişim başlattınız. Bu konuda durum hangi aşamada?
Nahda Barajı hususunda aracı değiliz, asıl tarafız. Barajdan çok önemli faydalar sağlıyoruz. Etiyopya’nın gölü doldurmaya başlamadan önce barajı doldurmaya başlaması için yaptığımız şeyler var; üç tarafa yardım etmek, yetkileri durdurmak, müzakere masasına dönmek. Gölü doldurmaya başlamadan önce Etiyopya'nın baraj gölünü doldurmasını sağlayan bir anlaşmaya varmak.

-Başta Suudi Arabistan ve BAE olmak üzere, Körfez ülkeleriyle iyi ilişkileriniz var. Ancak gözlemciler bir anlaşmazlık hakkında konuşuyor. Bu konuda ne söylersiniz?
Suudi Arabistan ve BAE ile ilişkilerimiz oldukça iyi ve bu iki kardeş ülkeden aldığımız desteğe minnettarız. Ama bu ilişkilerin daha geniş bir yelpazeye yükselmesini istiyoruz. Belirli bir tavan olmadan ortak çıkarlara ve yatırıma dayalı bir ilişki istiyoruz. Milyarlarca dolarlık yatırımlarla Suudi Arabistan ve BAE’nin sermayelerinin bize akması için çabalıyoruz. Çünkü entegrasyonu mümkün kılacak yeteneklere ve avantajlara sahibiz. Yardım sınırlarında durmayan, aksine daha geniş ufuklara uzanan, sınırsız tavana sahip ilişkiler istiyoruz.

-Koronavirüs salgını öncesinde bağışçılar konferansını düzenlemeye yönelik çalışmalar çok iyi gidiyordu. Ancak sonrasında duraksadı. Peki, şu an hangi düzeyde?
Ona yeni bir isim verdik: ‘Sudan Ortaklık Konferansı’. Tüm dost ve kardeşlerle, koronavirüs nedeniyle sanal şekilde düzenlenecek. Ana ortaklar Sudan, Almanya, Birleşmiş Milletler (BM) ve Avrupa Birliği'dir (AB).

- Valilerin atanması ve Yasama Konseyi’nin oluşturulması için birçok çağrı aldınız, ama sonrasında geri adım atıldı. Bu ne zaman gerçekleşecek?
Hayır. Bir geri adım olmadı. Valilerin adlandırılması gecikti. Çünkü gerçek zorluklar yaşanıyor. Halkımızı kandırmayacağız, çözmeye çalıştığımız zorluklar var.

-Özellikle sivil valilerin atanmasıyla ilgili bu zorluklar nelerdir?
Valilerin atanmasıyla ilgili üç zorluk var. Özgür ve Değişim Bildirgesi Güçleri ile görüşmemizde, onlara valilerin, her eyaletin toplumsal ve etnik koşullarını ve karmaşıklıkları ele almasını istediğimizi söyledik. Sorun yaratan bir vali istemiyoruz. Aksine problemleri çözen bir vali istiyoruz. Bu yüzden belirli vilayetlerdeki bileşenlerle uyumlu olmak zorundalar.
Aynı şekilde eyalet yönetimlerinde kadınların temsil edilmesi sorunu da var. Bu da karşımızda duran sorunlardan biri. İkinci zorluk ise silahlı mücadele güçleriyle uzlaşı. Çünkü onlarla birlikte Cuba Bildirgesi’ni imzaladık. Yönetici atanmasının barış gelene kadar ertelenmesini şart koştuk. Bu durumun, barış süreci üzerinde çok olumsuz bir etkisi olabilir. Bu üç zorlukta büyük ölçüde bir anlayışa ulaşıldı ve valileri atamaya yaklaştık.

-Atamalar ne zaman gerçekleşecek?
Bir zaman belirleyemem, daha önce geçen Mayıs ayının sonu olarak belirledik. Ama bunun üzerinde çalışıyoruz. Çünkü diğer tüm taraflardan daha istekliyiz, çünkü bu durum yürütme organlarına da yardımcı olacak. Vilayetlerde meydana gelen değişimi hissetmeyen halkımız var. Bu gerçekleşmeli. Sizi temin ederim ki sivil valilerin atanması gecikirse, bu, insanların bu konu üzerinde çalışmadığı gerekçesiyle değildir, aksine onarmaya çalıştığımız gerçek karışıklıkların sonucudur.

-Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri, önerilen valilerin isim listesini sundu. Bu konuda bir görüşe sahipsiniz. Sunulan liste tekrar gözden geçiriliyor mu?
Bunu düzenli olarak tartışıyoruz.

-Yasama Konseyi’nin kurulmasını ne engelliyor?
Bildiğiniz gibi Yasama Konseyi’nin atanması, yürütme organının yetkisi dahilinde değil. Biz yardımcı oluyoruz ve görüşleri daha da yakınlaştırmak için çalışıyoruz. Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’ne tavsiyelerde bulunuyoruz. Seçme sorumluluğu tamamen onlara aittir.

-Geçişin mevcut şeklini benzeri olmayan bir Sudan modeli olarak tanımladınız. Sudan büyük adımlar atabilir. Ancak her dönemden sonra, bileşenler arasında faaliyetler açısından sorunlar ortaya çıkıyor mu?
Sudan modelinden bahsediyoruz ve bunu bu şekilde isimlendiriyoruz. Çünkü Arap Baharı veya çevremizdeki Afrika ülkelerinin tecrübeleri çerçevesinde benzersiz özelliklere sahip. Buna, siviller ve ordu arasındaki ittifak gibi, benzersiz özellikleri dolayısıyla Sudan modeli diyoruz. Özgürlük ve Değişim gibi siyasi bir bileşene de sahip. Önceki deneyimlerimizde bile buna paralel bir deneyim mevcut değildi. Ama mutlaka bu modelin de sorunları var. Bu nedenle tutarlı olmayan her konuşma, yanlıştır.
Özgürlük ve Değişim İttifakı çok geniş bir ittifaktır. İçerisindeki sorunları ve anlaşmazlıkları yürütme veya egemenlik faaliyetleri, tüm geçiş dönemine, siviller ve askeri personeller arasında ilişkilere de yansır. Tüm bu süreç ‘anayasal belge’ tarafından yönetilir. Bu belge de hataları ve sorunları olan bir belgedir. Uygulanması da yeni karmaşalara ve sorunlara neden olur. Bir hedefe ulaşmak için sabır göstermek ve karmaşıklıkları çözmek çok önemlidir. Eğer yürütme organı, Egemenlik Konseyi ya da Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri dahilindeysek, bu halkı sürdürülebilir demokrasi ve kalkınma dönemine geçirmekten başka hedefimiz olamaz. Bunlar geçiş döneminin hedefleridir. Bu yüzden bunun gibi herhangi bir deneyimin doğal olarak sorunları da vardır.

-İnsanlara sabır çağrısı yaptınız. Onlar da sabrediyorlar. Bu sabır ne kadar devam edecek?
İnsanlar otuz yıldır sabırlılar. 9 ay ya da geçiş dönemi de ‘sabır’ olarak mı isimlendiriliyor?

-Ancak siz beklenti tavanını yükseltiyorsunuz.
Halkımızın semaya bağlı olma, beklentilerini dile getirme hakları var, bununla ilgili bir anlaşmazlık yok. Çünkü en büyük devrimi gerçekleştirdiler. Ama biz cennet sözü vermedik. Daha ziyade, tüm sorunları ele almak için halkımızla çalışmaya geldik.

-Ekonomi meselesine ilişkin olarak, ülkeyi yaşadığınız sıkıntılı krizden kurtarabileceğinizden emin misiniz?
Ekonomik krizle mücadeleye odaklanmış olmasaydım koltuğumda bir gün bile kalmazdım. Pek çok kaynak bakımından zengin bir ülkeyiz ve tamamen çökmüş bir ekonomiyi miras aldık. Ancak birliğimizle, çevremizdeki yerel bileşene ve dış dünyaya hitap edebilme yeteneğimizle, kısa vadede içinde bulunduğumuz ‘çukurdan’ çıkmamıza yardımcı olan bir atmosfer oluşturabiliriz. Pek çok kaynak bakımından zengin bir ülkeyiz ve tamamen çökmüş bir ekonomiyi miras aldık. Ancak birliğimizle, çevremizdeki yerel bileşene ve dış dünyaya hitap edebilme yeteneğimizle, kısa vadede içinde bulunduğumuz ‘çukurdan’ çıkmamıza yardımcı olan bir atmosfer oluşturabiliriz. Çok zengin bir ülke olmamıza rağmen içinde bulunduğumuz "delik" nedeniyle, ekonomik politikalar hakkında özel bir kısım olmalı. Derinliği 60 milyar dolar olan bir borç deliğini mirasını aldık ve ister iç ister dış dengesizlik olsun, giderler ile gelirler arasındaki tutarsızlık ve ihracat ve ithalat ile ilgili kredi, bağış ve borçlarla uğraşma olsun, sorunlarla ilgili birçok konuyu ele alan özel bir kısım var.

-Medyada ilk görünmenizde Başbakan olarak anayasal yemininizi ettikten sonra üretim ekonomisine, bağımlılığa ve ülkenin yerli yeteneklerinden yararlanmaya dikkati çektiniz. Ancak birçok kesim, hükümetin ekonomik faaliyetlerinin hala bağışlara, hibelere ve kredilere bağlı olduğuna inanıyor.
Bu durum, yüzde 100 doğru değil. Kimse bize hediye vermiyor.

-Sunulan vizyon ne düzeyde?
Ekonomimizin kendi ayakları üzerinde durması için çalışıyoruz ve bu temel şeylere bağlıdır. Eğer borç meselesini ele almazsanız, ‘ülkeyi yatırımına açma, yerli veya yabancı sermayeyi çekme’ konusundaki hiçbir konuşma başarılı sonuç vermez. Ülkenin onarımı, iç ve dış dengesizlikleri ele alan eksiksiz bir makroekonomik politika paketine ihtiyaç duymaktadır.
İç sıkıntı, gelir ve harcamalarla ilgilidir ve gelirlerin merkezinde vergiler vardır. Kurtarma dönemi boyunca bir ülke olarak, milli gelirin yüzde 6’sını vergi gelirlerinden ele ettik. Afrika ve küçük ülkelerde yüzde 15’i, diğer bölgelerde de milli gelirin yüzde 20’sinden fazlası vergilerden sağlanmaktadır.
Saygın bir ülkeyi yönetmek için vergilerin, ulusal gelirin en az yüzde 15’ini sağlaması gerekli. Biz bunu yaşamadık. Çünkü hâkim olan koşul, vergi tahsilatı değil, ‘vergi muafiyeti’ ve vergi kaçakçılığıdır. Bu nedenle devlet, elini eğitim ve sağlık alanına uzatmak zorunda kaldı. Buradan, ekonomik iyileşmeye katkı sunmak amacıyla gerçekleştiği düzeyde fayda sağlamak istiyoruz. Hiçbir ülke, eğitim ve sağlığa harcama yapmadan gelişemez. Bu yüzden bunu maaş yapısında da ele aldık. İkinci olarak, tamamen yıkılan altyapıyı (yollar, ulaşım, yol, hava, nehir taşımacılığı, elektrik) onarmak istiyoruz. Bir ülke, bu gibi yıkılmış sektörlerle nasıl gelişebilir?
Bunlar ekonomimizi iyileştireceğine inandığımız konulardır. Dış sorunlar ise ihracat gelirleriyle ele alınıyor. Şu anda ihracatımız yok. Tarım sektörünü tamamen yok ettiler. Bunu Sudan ekonomisinin bel kemiği olacak şekilde sağlığına kavuşturmak için çalışıyoruz. Sanayileşmeyle bağlantılı bir tarım ekonomisinden bahsediyoruz. Çünkü hala hammadde ihracatına dayalı, sömürgecilik mirası modele dayanıyoruz. Örneğin hayvanları canlı olarak ihraç ettiğinizde onlarla kaç ürün ithal etmektesiniz?
Bunu söylemek kolay. Ama çok fazla gereksinimiz var. Biz, ekonomimizi iyileştirmek istiyoruz. Üretime bağımlı olduğumuzu söylediğimizde de bunu kastediyoruz. Bu hususta, bir dizi politika mevcut. Ancak diğer altyapı hususlarında da gereksinimler var.

-Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri de dahil olmak üzere insanlar, altı aydır ülkenin mücadele edecek bir bütçesi olmadığını söylüyor. Bu doğru mu?
Bu doğru değil. Geçen Aralık ayında iki konseyin ortak toplantılarında bir bütçe ortaya koyduk. Destek hususunda sadece bir anlaşmazlık meydana geldi. Bu konuda nihai bir karara varılmasını ulusal ekonomi konferansına erteledik. Konferansın, geçtiğimiz Mart ayında yapılması planlandı. Kimse, koronavirüs salgınının her şeyin ertelenmesine neden olacağını beklemiyordu.
Ancak bu dönem boyunca, hükümetteki ekonomi bürokrasisi ile Özgürlük ve Değişim Ekonomik Komitesi arasında, ekonomik reform paketi görüşünü yakınlaştıran son derece faydalı bir diyalog gerçekleşti. Bu diyalog, 5 belirleyiciden oluşur. Dördü üzerinde yüzde yüz uzlaşı sağladık ve beşincisi kaldı. Bu da emtianın desteklenmesiyle ilgili bir mesele. Aynı şekilde daha sonradan bunda da bir uzlaşı sağlandı. Destek hakkında değil, bunun kaldırılması hakkında konuşuyoruz. Yakıt gibi sektörlerden bahsediyoruz. Az sayıda tüketici olmasına rağmen, benzine büyük destekler sağlamaya gerek yok. Darfur’daki, kuzeydeki, doğudaki ve ülkenin her yerindeki üreticilerin benzinle bir ilişkileri bulunmuyor.
Benzinin desteklenmesi meselesi, sadece tüketimle ilgili değil, aynı şekilde tüketim modelindeki dengesizliğin nedeniyle de ilgilidir. Ucuz olduğunda tüketim artar. bunların en önemlisi yakıt kaçakçılığıdır. Çevremize kıyasla beş kat daha fazla satış yapıyoruz. Bu yüzden maceracılar, büyük bir kazanç sağladıkları için kaçakçılıktan geri adım atmayacak. Sonuç olarak, yakıtın yüzde 40’ı mahallelere kaçırılıyor.

-Geçici hükümetin kuruluşundan bu yana dokuz ay geçti. Sizce neler başarıldı?
Ülkedeki rejimin 30 yıllık mirasını aldık. Anayasal belge rehberliğinde başta barış ve ekonomi meselesi olmak üzere geçiş dönemi için 10 önceliğe dayalı bir program belirledik. Bu sorunların büyük bir kısmını ele aldık ve barış sürecinin yavaş ilerlemesine rağmen, doğru yönde seyrettiğine inanıyoruz.
Hükümetin en büyük başarısı, kış tarım sezonunun başarısı ve buğday mahsulünün yüksek verimliliğindir. Çiftçiler sayesinde buğday yeterliğini sağlayabiliyor, hatta yurtdışına ihraç edebiliyoruz.
Maaş yapısının değiştirilmesi meselesini de ele aldık. Halkımıza güven vermiyoruz, çünkü elde ettiğimiz başarılar, bu büyük insanların beklentilerinden daha azdır. Geçiş birimlerinin yavaş şekilde tamamlandığı doğru. Ama bu konu üzerinde çok çalışacağız.



Suriye, Şam bombalamalarından sorumlu hücrenin yakalandığını duyurdu

Suriye polisi (Şarku’l Avsat)
Suriye polisi (Şarku’l Avsat)
TT

Suriye, Şam bombalamalarından sorumlu hücrenin yakalandığını duyurdu

Suriye polisi (Şarku’l Avsat)
Suriye polisi (Şarku’l Avsat)

Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab, bugün yaptığı açıklamada, iki gün önce Şam'ı hedef alan bombalı saldırılardan sorumlu kişilerin yakalandığını duyurdu.

Hattab, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, "İki gün önce Şam'ı hedef alan terör saldırılarından sorumlu hücre artık gözaltımızda" ifadelerini kullandı.

Açıklamasında, "Soruşturmaların tamamlanmasının ardından hücre üyelerinin kimliklerini, üstlendikleri rolleri ve tüm bağlantılarını kamuoyuyla paylaşacağız" ifadelerini kullandı.

Salı günü Şam'da, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı otele yakın bir noktada iki bomba patlamış, olayda 18 kişi yaralanmıştı. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre patlamalar, Beşşar Esed'in devrilmesinin ardından Avrupa Birliği üyesi bir ülkenin devlet başkanının Suriye'ye gerçekleştirdiği ilk ziyarete gölge düşürdü.


ABD’nin Suriye’yi ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinden çıkarması, Suriye ekonomisi açısından ne anlama geliyor?

Trump ile Şara'nın Beyaz Saray'daki görüşmesinden bir kare görülüyor (SANA -AFP)
Trump ile Şara'nın Beyaz Saray'daki görüşmesinden bir kare görülüyor (SANA -AFP)
TT

ABD’nin Suriye’yi ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinden çıkarması, Suriye ekonomisi açısından ne anlama geliyor?

Trump ile Şara'nın Beyaz Saray'daki görüşmesinden bir kare görülüyor (SANA -AFP)
Trump ile Şara'nın Beyaz Saray'daki görüşmesinden bir kare görülüyor (SANA -AFP)

ABD yönetiminin, 1979’dan bu yana ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinde bulunan Suriye’nin bu statüsünü kaldırma sürecini başlatma kararı, onlarca yılın ardından ülkenin karşı karşıya kaldığı en önemli siyasi ve ekonomik dönüşümlerden biri olarak değerlendiriliyor. Söz konusu sınıflandırma yalnızca siyasi bir tanımlama niteliği taşımıyor, aynı zamanda uluslararası yaptırım ağının hukuki ve yapısal temelini oluşturuyor. Bu engelin kaldırılması ise ticaretin, yatırımların ve ülke genelindeki kapsamlı yeniden imar çalışmalarının önünü açabilecek bir adım olarak görülüyor.

Washington’un son açıklaması, ABD’nin ‘Suriye hükümetinin attığı olumlu adımlar’ olarak nitelendirdiği gelişmeler ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’nın gelecekte uluslararası terör eylemlerini desteklemeyeceğine ilişkin verdiği resmi güvencelerin ardından geldi. Bunun ardından ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Başkan Donald Trump’ın, yasal olarak öngörülen 45 günlük bildirim süresinin tamamlanmasının ardından Suriye’nin söz konusu listeden resmen çıkarılması yönündeki niyetini Kongre’ye bildirdi. Rubio, bu adımı ‘tarihi’ olarak nitelendirirken, kararın Suriye’ye yeniden inşa için gerçek bir fırsat sunduğunu ve Suriye halkı için yeni bir dönemin kapısını aralayacağını ifade etti.

Şam yönetimi de ABD’nin kararını memnuniyetle karşıladı. Suriye Maliye Bakanı Muhammed Yusr Berniyye, Başkan Donald Trump’ın Kongre’ye Suriye’nin ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinden çıkarılması yönündeki niyetini bildirmesinin “Suriye halkı için refah, büyüme ve yeni fırsatlar döneminin habercisi olan tarihi bir an” olduğunu söyledi. Berniyye, kararın “Suriye ekonomisi için yeni bir sayfa açacağını, yatırımların artırılmasının, ekonomik toparlanmanın hızlandırılmasının ve Suriye’nin küresel ekonomiye yeniden entegre edilmesinin önünü açacağını” belirterek, bu aşamaya gelinmesine katkı sağlayan diplomatlara teşekkür etti.

Suriye Merkez Bankası Başkanı Safvet Raslan da kararı memnuniyetle karşılayarak, bunun Suriye ekonomisinin toparlanma sürecinde ‘olumlu bir dönüm noktası’ olduğunu ifade etti. Raslan, söz konusu adımın güveni artıracağını, daha fazla yatırımın önünü açacağını ve Suriye’nin küresel finans sistemine yeniden entegrasyonunu destekleyeceğini vurguladı. Merkez Bankası’nın reform sürecini sürdürme, parasal istikrarı koruma ve daha müreffeh bir ekonomik geleceği destekleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Mali yeniden yapılandırma

Pratik açıdan bakıldığında bu tarihi karar, Suriye bankalarının uluslararası finans sistemi ve uluslararası para transfer sistemi SWIFT ile kademeli olarak yeniden bağlantı kurmasının önünü açıyor. Daha önceki ‘teröre destek veren ülke’ statüsü, ABD’deki hukuki yaptırım riski nedeniyle bankaların Suriye’deki herhangi bir finans kuruluşuyla çalışmasını fiilen engelliyordu.

Söz konusu değişim, dış ticaretin finansmanına erişim imkânlarını doğrudan iyileştirirken, yurt dışında yaşayan Suriyelilerin para transferi maliyetlerini de önemli ölçüde düşürecek. Bugüne kadar yaptırımları aşmak amacıyla karmaşık ve gayriresmi döviz transfer kanallarını kullanmak zorunda kalan Suriyeli gurbetçilerin havalelerinin artık daha kolay gerçekleşmesi bekleniyor. Bu durumun ise ülke içinde hem yaşam koşullarının iyileşmesine hem de parasal istikrara doğrudan katkı sağlaması öngörülüyor.

Yatırım yasağını kırmak ve yeniden yapılanma şirketlerinin önünü açmak

Geçtiğimiz yıllar boyunca, ABD’nin ‘teröre destek veren ülkeler’ listesiyle bağlantılı ikincil yaptırımları, yabancı şirketler açısından caydırıcı bir engel oluşturdu. Bu yaptırımlar nedeniyle şirketler, ağır para cezalarına maruz kalma ya da ABD pazarından dışlanma riskiyle karşı karşıya kalmamak için Suriye’deki yeniden imar projelerine girmekten kaçındı.

ABD yönetiminin aktardığına göre Başkan Donald Trump, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’ya, “Ülkenizi yeniden inşa etmenizin önündeki tüm engelleri kaldıracağıma söz verdim. Çok yakında bunu nihayet gerçekleştirebileceksiniz” ifadelerini kullandı. Trump ayrıca, Suriye’ye yatırım yapmaya hazır ABD’li şirketlerin bulunduğunu belirtti. Suriye’nin bu listeden çıkarılmasıyla birlikte, uluslararası şirketler açısından ‘itibar riski’ önemli ölçüde azalırken, çok uluslu şirketlerin altyapı, gayrimenkul ve telekomünikasyon başta olmak üzere çeşitli sektörlere yatırım yapmasının önündeki hukuki ve prosedürel engellerin büyük ölçüde ortadan kalkması bekleniyor.

Şam’da bir cadde (Reuters)Şam’da bir cadde (Reuters)

Dış ticaretin canlandırılması ve enerji sektörünün yeniden yapılandırılması

Karardan en fazla fayda sağlaması beklenen alanlardan biri de dış ticaret sektörü olacak. Daha önce uygulanan yaptırımlar kapsamında, ‘çift kullanımlı’ (sivil ve askeri amaçlı kullanılabilen) ürünler gerekçesiyle ileri teknoloji makineleri ve sanayi ekipmanlarının ithalatına da kısıtlama getiriliyordu. Bu engelin kaldırılmasıyla birlikte Suriye’deki fabrikalar ve üretim tesislerinin, üretim hatları ile tarım ve sağlık sektörlerinde ihtiyaç duyulan ekipmanları daha az bürokratik engelle ithal edebilmesi bekleniyor.

Ciddi krizler ve neredeyse tam bir durgunluk yaşayan enerji sektöründe ise kararın, uluslararası uzman şirketlerin zarar gören petrol ve doğal gaz sahalarının rehabilitasyonu ile eskiyen elektrik santrallerinin bakım ve onarımı için gerekli yedek parça ve teknolojiyi sağlamasının önünü açacağı değerlendiriliyor. Bunun da enerji krizinin hafiflemesine katkı sağlayarak genel sanayi üretimini olumlu yönde etkilemesi bekleniyor.

Bretton Woods kurumlarıyla finansman olanakları açmak

İkili ilişkiler ve ticaretin yanı sıra, Suriye’nin ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinde yer alması, başta Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) olmak üzere uluslararası finans kuruluşlarının sağlayacağı kredi, hibe, mali yardım ve teknik desteklere yönelik ABD vetosunu da otomatik olarak devreye sokuyordu.

Ortaya çıkan yeni tabloyla birlikte, Suriye hükümetinin teorik olarak bu uluslararası kuruluşlarla müzakere kanalları açarak ekonomik kalkınma desteği, ekonominin yeniden yapılandırılması ile para ve maliye politikalarının reformu için gerekli finansmanı talep etmesinin önü açılıyor. Bu gelişme, yıllar süren uluslararası izolasyonun ardından Suriye ekonomisinin yeniden şekillendirilmesi açısından önemli bir fırsat olarak değerlendiriliyor.

Suriye’deki Baniyas petrol terminalinde Irak’tan gelen tankerlerden petrol boşaltılırken çalışan bir adam (Reuters)Suriye’deki Baniyas petrol terminalinde Irak’tan gelen tankerlerden petrol boşaltılırken çalışan bir adam (Reuters)

Kanunen uygulanan kapsamlı yasaktan isteğe bağlı risk değerlendirmesine

Uluslararası ticaret hukuku uzmanlarına göre, sürecin nasıl işleyeceğini anlamak açısından ABD’nin kararı, yaptırım rejiminin işleyişinde yapısal bir değişime işaret ediyor. Buna göre Suriye piyasası, ‘kanunen uygulanan kapsamlı yasak’ döneminden çıkarak, uluslararası kuruluşlar açısından ‘isteğe bağlı risk değerlendirmesi’ aşamasına geçiyor.

Suriye’nin daha önce ‘teröre destek veren ülke’ olarak sınıflandırılması nedeniyle, ABD’nin katı mevzuatı uyarınca herhangi bir uluslararası banka veya şirketin ülkeyle iş yapması otomatik ve kesin biçimde yasaklanıyor, kurumlara herhangi bir hareket alanı tanınmıyordu. Yeni dönemde ise bu genel ve otomatik yasak ortadan kalkarken, karar süreci şirketler ile bankaların kendi iç uyum mekanizmalarına bırakılıyor. Buna göre kurumlar, Suriye’deki ticari ve yatırım fırsatlarını bağımsız şekilde değerlendirebilecek, kalan hukuki düzenlemelerle uyumlu olduğu sonucuna varmaları halinde işlemlerini sürdürebilecek. Uzmanlar, bunun 1979’dan bu yana sermaye hareketleri ve yatırımlar açısından görülmeyen ölçüde geniş bir esneklik sağlayan temel bir değişim olduğuna dikkat çekiyor.

Suriye’deki el-Cebse petrol sahasında bulunan petrol rafinerisi (2020 yılına ait arşiv fotoğrafı – Reuters)Suriye’deki el-Cebse petrol sahasında bulunan petrol rafinerisi (2020 yılına ait arşiv fotoğrafı – Reuters)

Kriz neden hemen sona ermiyor?

ABD Dışişleri Bakanı’nın açıklaması ile 30 Haziran 2025 tarihli başkanlık kararnamesinde yapılan ve yaptırımları hafifleten tamamlayıcı düzenleme tarihi önem taşısa da, karmaşık hukuki ve yapısal engeller nedeniyle kararın ekonomik etkisinin sahaya yüzde 100 oranında ve kısa sürede yansıması beklenmiyor. Bu engellerin başında, yürürlükte kalmaya devam eden diğer yaptırım mekanizmaları geliyor. Zira söz konusu statünün kaldırılması, ekonomik yaptırım rejiminin tamamen sona erdiği anlamına gelmiyor. Ekonominin kritik sektörlerini, belirli kurumları ve kişileri hedef alan diğer yasa ve başkanlık kararnamelerine dayalı geniş kapsamlı yaptırımlar varlığını sürdürüyor.

Bunun yanı sıra, uzun yıllar izolasyon altında kalan piyasalarda uluslararası bankacılık sisteminin temkinli yaklaşımı da önemli bir engel olarak öne çıkıyor. Uzmanların ‘aşırı uyum’ (over-compliance) olarak tanımladığı bu durum kapsamında, küresel bankalar ve büyük finans kuruluşları, Suriye piyasasıyla hesap açma ya da ticari kredi işlemlerini kolaylaştırma konusunda aylarca, hatta yıllarca beklemeyi tercih edebiliyor. Kuruluşlar, yürürlükte kalan diğer yaptırım paketlerinden kaynaklanabilecek hukuki riskler ve olası para cezalarından kaçınmak amacıyla uzun ve maliyetli iç hukuk incelemeleri yürütüyor.

Sonuç olarak uzmanlar, Suriye ekonomisinin yeniden toparlanması ve sürdürülebilir yatırımları çekebilmesinin yalnızca ABD’nin uyguladığı kısıtlamaların hafifletilmesine bağlı olmadığını vurguluyor. Bunun, aynı zamanda ülke içinde kapsamlı yapısal ve kurumsal reformların hayata geçirilmesi, iş ortamının iyileştirilmesi ve parasal istikrarın güçlendirilmesiyle yakından ilişkili olduğu belirtiliyor. Bu çerçevede, Suriye’nin ‘teröre destek veren ülkeler’ listesinden çıkarılması, ülkenin itibar riskini azaltan ve uzun süredir kapalı olan kapıları aralayan önemli bir adım olarak görülse de gerçek ekonomik toparlanmanın sağlanabilmesi için Şam’ın küresel ekonomiye yeniden entegrasyonunun önündeki en büyük engel olarak görülen diğer yaptırımların da kademeli şekilde kaldırılması gerektiği değerlendiriliyor.


Çin, Sudan ile ilişkilerinde borç tuzağının üzerinden mi atlıyor?

Fotoğraf: Dünya Bankası tahminlerine göre, Sudan'ın kamu borcu GSYİH'sının yaklaşık yüzde 147'sine denk geliyor (Independent Arabia - Hasan Hamed)
Fotoğraf: Dünya Bankası tahminlerine göre, Sudan'ın kamu borcu GSYİH'sının yaklaşık yüzde 147'sine denk geliyor (Independent Arabia - Hasan Hamed)
TT

Çin, Sudan ile ilişkilerinde borç tuzağının üzerinden mi atlıyor?

Fotoğraf: Dünya Bankası tahminlerine göre, Sudan'ın kamu borcu GSYİH'sının yaklaşık yüzde 147'sine denk geliyor (Independent Arabia - Hasan Hamed)
Fotoğraf: Dünya Bankası tahminlerine göre, Sudan'ın kamu borcu GSYİH'sının yaklaşık yüzde 147'sine denk geliyor (Independent Arabia - Hasan Hamed)

Muna Abdulfettah

Sudan ekonomisini sarsan ve ülkeyi bağımsızlığından bu yana en derin finansal krizlerinden birine sürükleyen bir savaşın ortasında, Çin, Hartum'un kendisine olan yaklaşık 50 milyon dolarlık borcunu sildiğini duyurdu. Bu hamle, Sudan'ın dünyanın en karmaşık borç krizlerinden biriyle karşı karşıya olduğu bir dönemde geldi. Sudan’ın dış borcu yaklaşık 67 milyar dolara ulaşıyor ve bunun büyük kısmı on yıllar içinde biriken faiz ve gecikmelerden oluşuyor. Öte yandan, Sudan'ın Ağır Borçlu Yoksul Ülkeler (HIPC) Girişimi kapsamında borçlarının önemli ölçüde silinmesi yolunda ilerleme kaydedilmişken, bu süreç, Egemenlik Konseyi Başkanı General Abdulfettah el-Burhan'ın 2021'de hayata geçirdiği önlemler ve ardından Nisan 2023'te savaşın patlak vermesiyle tamamen durdu.

Tamamen finansal açıdan bakıldığında, bu miktar dış borcun büyüklüğünü önemli ölçüde değiştirmiyor, savaşın neden olduğu ciddi ekonomik daralmayı çözmüyor ve çatışmanın genişlemesiyle duran uluslararası finansman akışını da yeniden başlatmıyor. Bununla birlikte, bu adımın önemi zamanlaması ve bağlamında gizli; zira borçların yeniden yapılandırılması çabalarının sekteye uğradığı, Sudan'ın uluslararası finans kuruluşlarına erişiminin azaldığı ve devam eden savaş ve kötüleşen ekonomik faaliyet nedeniyle kamu maliyesinin artan bir baskı altında olduğu bir dönemde geldi.

Anlaşma, Çin hükümetinin verdiği dört faizsiz kredi borcunun silinmesini içeriyor ve Port Sudan'da protokolün imzalanmasının hemen ardından yürürlüğe girdi. Bu gelişme, her iki tarafın da bankacılık engellerinin giderilmesi, Çin Ulusal Petrol Şirketi'nin (CNPC) faaliyetlerinin yeniden başlatılması ve enerji, su ve tarım projelerine tahsis edilen Çin hibelerinin uygulanmasına devam edilmesi de dahil olmak üzere çeşitli ekonomik konularda devam eden iş birliğine olan bağlılıklarını teyit etmeleriyle aynı zamana denk geldi. Bu, savaş ve neden olduğu siyasi ve ekonomik karmaşıklıklar nedeniyle birçok uluslararası finansörün ve ortağın varlığının azaldığı bir dönemde, Çin'in özellikle petrol sektöründe Sudan'ın en önde gelen yatırımcılarından ve ekonomik ortaklarından biri haline geldiği, on yıllara yayılan bir ekonomik ilişkinin uzantısı olarak öne çıkıyor.

Durdurulan projeler

Sudan-Çin ilişkileri, Afrika'da siyasi ekonomi ve jeopolitik değerlendirmelerin iç içe geçişinin bir örneğini teşkil ediyor. 1990'ların ortalarından beri Pekin, Sudan'ı kıtada enerji sektöründe varlığını genişletmesine olanak tanıyan bir ortak olarak gördü. Bu arada Hartum, Batı'nın artan izolasyonu, sermayeye ve uluslararası pazarlara erişimini sınırlayan ekonomik yaptırımlardan muzdarip olduğu bir dönemde Çin'de bir finansman, yatırım ve teknoloji kaynağı buldu. Çin yatırımları, Sudan'ın petrol endüstrisi gelişiminin omurgasını oluşturdu; Port Sudan'daki petrol sahalarını, boru hatlarını ve ihracat tesislerini finanse etti. Bu durum, Çin'i uzun yıllar boyunca Sudan'ın en büyük yabancı yatırımcısı ve en önemli ticaret ortağı haline getirdi.

Ancak bu ilişki, 2011'de Güney Sudan'ın ayrılmasından sonra, petrol rezervlerinin büyük çoğunluğunun yeni devlete devredilmesiyle farklı bir aşamaya girdi. Bu durum, Sudan'daki Çin yatırımlarının ekonomik olarak faydasını azalttı, ancak ilişkilerde tam bir kopmaya yol açmadı. Pekin, siyasi istikrarsızlığa rağmen sürekli ekonomik etkileşim politikası benimseyerek altyapı, enerji ve madencilik sektörlerindeki varlığını sürdürdü. Fakat, devam eden savaş, projeleri aksatan ve birçok şirketin faaliyetlerini kısıtlayan zorluklar ortaya çıkardı. Ayrıca, kötüleşen güvenlik ortamında bazı yatırımların yeniden değerlendirildiğine dair işaretler de ortaya çıktı.

Dünya Bankası tahminlerine göre, Sudan'ın kamu borcu GSYİH'sının yaklaşık yüzde 147'sine denk geliyor ve hükümet, uluslararası piyasalardan borçlanamadığı için nakit finansmanına güvenmeye devam ediyor.

e7kı
Pekin'in Sudan'ın borcunun bir kısmını silme kararı, Çin'in Afrika'da küçük, faizsiz devlet kredilerinin silinmesine dayanan diplomatik yaklaşımının bir uzantısı olarak görülüyor (Independent Arabia - Hasan Hamed)

Çin'in Sudan'ın alacaklılarının başında geldiği yönündeki yaygın algıya rağmen, Sudan'ın dış borcunun büyük çoğunluğu aslında uluslararası finans kuruluşlarına ve diğer resmi alacaklılara ait. Çin’e borcu, toplamın sınırlı bir yüzdesini temsil ediyor ve imtiyazlı krediler, tercihli krediler ve altyapı ve enerji projelerine bağlı finansman karışımından oluşuyor. Pekin'in son kredi borcunu silme kararı, ticari krediler veya büyük yatırım projelerine bağlı finansman hariç, imtiyazsız devlet kredilerine ilişkin olağan politikası çerçevesinde yer alıyor. Bu da Çin'in ortaklarının borçlarını yönetmedeki rolünün yanı sıra, devam eden çatışmaya rağmen Sudan'daki ekonomik varlığını sürdürdüğünü yansıtıyor.

Varlığını pekiştirme

Sudan, Çin için gelişmekte olan bir pazar ve doğal kaynaklar için bir kaynak olmasının yanı sıra, Afrika Boynuzu'nu Kızıldeniz'e bağlayan stratejik bir konumda yer alıyor ve bölgesel ticaret ve enerji ağlarında önemli bir bağlantı noktası oluşturuyor. Bu anlayışa dayanarak, Pekin 1990'ların ortalarından beri petrol, altyapı, enerji ve ulaşım projelerini düşük faizli krediler ve kalkınma kredileri yoluyla finanse ederek ülkedeki varlığını pekiştirirken, aynı zamanda ekonomik iş birliğini yönetim veya iç reformlarla ilgili siyasi koşullara bağlamaktan kaçındı. Bu yaklaşım, Çin'in on yıllardır Sudan'ın en büyük ekonomik ortağı olmasına katkıda bulundu, ancak aynı zamanda finansal yükümlülükler de biriktirdi, çünkü Çin'in finansmanının çoğu hibe yerine üretken projelere bağlı krediler şeklinde oldu.

rgthyju
Çin için Sudan, gelişmekte olan bir pazar ve doğal kaynaklar için bir kaynaktır (Independent Arabia - Hasan Hamed)

Bu bağlamda, Pekin'in Sudan'ın borcunu silme kararı, Çin'in Afrika'da benimsediği diplomatik yaklaşımın bir uzantısıdır; bu yaklaşım, küçük, faizsiz devlet kredileri borcunu silmeyi, ticari krediler ve altyapı finansmanını ise silme programının kapsamı dışında tutmayı içeriyor. Bu nedenle, kararın finansal etkisi, dış borç ve Çin'e olan 5 milyar dolardan fazla borçla karşılaştırıldığında sınırlı kalıyor. Ancak, gerçek değeri zamanlamasında gizli, çünkü karar, HIPC girişiminin durduğu, Batı finansman kanallarının azaldığı ve Sudan'ın savaş nedeniyle finansal izolasyonunun arttığı bir dönemde geldi.

Buna karşılık, ekonomik çöküş ve ardından gelecek muazzam yeniden inşa ihtiyacı, Çin için limanlar, yollar, enerji ve lojistik alanlarında büyük yatırımlar gerektirecek bir ülkede varlığını pekiştirmek için stratejik bir fırsat sunuyor. Mesele, sadece sınırlı bir borç yükünü hafifletmekle ilgili değil, aynı zamanda gelecekteki yeniden inşa pazarında lider bir konumu korumak ve Kızıldeniz'de stratejik bir konumda bulunan bir ülkede uzun vadeli ekonomik nüfuz ağlarını pekiştirmekle de ilgili. Burada altyapının yeniden inşası, bir ekonomik kalkınma projesi olduğu kadar, güç dengesini yeniden şekillendirmenin bir aracı haline de geliyor.

Borç tuzağı

Sudan'ın Çin'e olan borcunu yalnızca “borç tuzağı diplomasisi” anlatısıyla yorumlamak uygun olmayabilir, aynı şekilde Çin finansmanını garantili bir kalkınma motoru olarak gösteren karşı bir anlatıya da indirgenemez. Sudan'daki durum, siyasi ekonomi değerlendirmeler ve jeopolitik değişimlerin kesişim noktasında şekilleniyor. Milenyumun başından beri Çin'den alınan borçların genişlemesi, Hartum'un sermaye ve teknik uzmanlık ihtiyaçlarını karşılayan ve aynı zamanda Çin'in enerji sektöründeki stratejik çıkarlarını güçlendiren karşılıklı bir ilişki içinde, petrol ve altyapı projelerinin finansmanıyla bağlantılı oldu. Ancak, Güney Sudan'ın ayrılmasıyla Sudan ekonomisi petrol kaynaklarının büyük bir kısmından mahrum kaldı ve bu durum denklemin dengesini büyük ölçüde bozdu. Bu dengesizlikler, ardı ardına gelen finansal krizlerle daha da kötüleşti. Ardından, borç sürdürülebilirliğini, borçların şartlarından ziyade devletin kurumsal hayatta kalmasına bağımlı hale getirecek bir şekilde ekonomik ortamı yeniden şekillendiren savaş patlak verdi.

Bu perspektiften bakıldığında, Çin'in stratejik varlıklar edinmek veya doğrudan egemen düzenlemeler dayatmak için borçları kullandığına dair kesin bir kanıt olmadığı için, “borç tuzağı” tezi Sudan deneyimini açıklamak için yetersiz görünüyor. Buna karşılık, dış yükümlülüklerin birikiminden kaynaklanan yapısal riskleri göz ardı etmek de aynı derecede aşırı bir basitleştirmedir. Borçlanmanın zayıf yönetişim, dar bir üretim tabanı ve kamu maliyesinin değişken gelirlere bağımlılığıyla birleşimi, şartlarından bağımsız olarak her türlü dış borcu, ekonomik kırılganlığı şiddetlendiren ve kamu politikası seçeneklerini kısıtlayan bir unsur haline getiriyor. Dahası Sudan'ın Çin'e olan borcunun geleceği, borç verenin niteliğinden ziyade, devletin savaş sonrası dönemde istikrarı yeniden sağlama, kamu maliyesini yeniden yapılandırma, gelir kaynaklarını çeşitlendirme ve finansmanları sürdürülebilir getiri sağlayabilecek verimli yatırımlara yönlendirme becerisine bağlı olacaktır. Borç sürdürülebilirliği, borcun kendisinin doğal bir özelliği değil, devletin borçlanmayı ekonomik büyümeye dönüştürmedeki verimliliğinin doğrudan bir sonucudur; bu da devletin egemenliğini veya kalkınma fırsatlarını tehlikeye atmadan yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesini desteklemektedir.

Rekabet avantajı

Şarku’l Avsat Indpendent Arabia’dan aktardığı analize göre Sudan ve Çin arasındaki ekonomik ilişkilerin geleceği, herhangi bir tekli finansal anlaşmadan daha belirleyici bir değişkene bağlı kalacaktır, o da savaşın sonucu. Sudan ekonomisinin canlandırılması, siyasi olarak ne kadar önemli olursa olsun, sınırlı borç silme ile sağlanamaz. Minimum düzeyde güvenliğin yeniden sağlanmasını, devlet kurumlarının yeniden inşasını, üretimin yeniden başlatılmasını ve Sudan'ın uluslararası finans sistemine yeniden entegre edilmesini gerektiriyor. Bu adımlar atılmadığı takdirde, nedenleri ve büyüklüğü dış mali yükümlülüklerin çok ötesine uzanan yapısal bir kriz karşısında, herhangi bir borç hafifletme önleminin etkisi sınırlı kalacaktır.

Bu bağlamda, Çin, otuz yılı aşkın süredir inşa ettiği ekonomik varlığından ve koşullar uygun olduğunda yeniden inşaya katılma isteğinden yararlanarak, Sudan'ın en önde gelen dış ortaklarından biri olarak konumunu korumaya hazır görünüyor. Ancak, bu rolün niteliği, Hartum'un borcunu etkin bir şekilde yönetme, kamu harcama önceliklerini yeniden yapılandırma ve borçlanmayı, mali dengesizlikleri daha da kötüleştirmek yerine, gelecekteki borç ödemelerini güvence altına alacak getiriler üretebilen verimli projelere yönlendirme becerisine bağlı olacaktır. Ayrıca, Çin ile iş birliği, büyük olasılıkla Çinli şirketlerin rekabet avantajına ve Afrika pazarlarında geniş deneyime sahip olduğu altyapı, enerji ve lojistik sektörlerine odaklanmaya devam edecektir.

Buna karşılık, Sudan da aynı derecede önemli bir zorlukla karşı karşıya; Çin finansmanından yararlanmak ile tek bir ortağa bağımlılığın ekonomik veya müzakere açısından kırılganlık kaynağı haline gelmesini önlemek arasında hassas bir denge kurmak. HIPC girişiminin askıya alınması, borç krizinin ele alınmasının, ne kadar önemli olurlarsa olsunlar, ikili girişimlere dayanamayacağını gösterdi. Aynı zamanda, uluslararası finans kuruluşlarıyla iş birliğinin yeniden başlatılmasına ve Sudan ekonomisine olan güvenin yeniden inşa edilmesine olanak tanıyan siyasi bir çözüme ihtiyaç duyulduğunu da gösterdi.

Jeopolitik düzeyde, 50 milyon dolarlık bir borcun silinmesinin tek başına Afrika'daki güç dengesini değiştirmesi beklenmiyor, ancak Pekin'in izlediği daha geniş bir eğilimi destekliyor; krizler sırasında kırılgan devletlerde varlık göstermek ve böylece yeniden inşa aşamasında göreceli bir avantaj elde etmek. Dahası söz konusu hamlenin stratejik değeri, finansal rakamın kendisinde değil, Sudan istikrar kazanırsa daha derin ve daha geniş bir ekonomik ortaklığa dönüşebilecek veya savaş devam ederse, kalkınma mantığından ziyade kriz yönetimi mantığıyla yönetilmeye devam edecek uzun vadeli bir ilişkiyi sağlamlaştırmaya katkısında yatıyor.