Kahire bildirgesi ve Batı’nın belirsiz tavrı

Libya krizine ilişkin olarak yayınlanan Kahire bildirgesinin çeşitli tepkilere ve tavırlara yol açması bekleniyor (AFP)
Libya krizine ilişkin olarak yayınlanan Kahire bildirgesinin çeşitli tepkilere ve tavırlara yol açması bekleniyor (AFP)
TT

Kahire bildirgesi ve Batı’nın belirsiz tavrı

Libya krizine ilişkin olarak yayınlanan Kahire bildirgesinin çeşitli tepkilere ve tavırlara yol açması bekleniyor (AFP)
Libya krizine ilişkin olarak yayınlanan Kahire bildirgesinin çeşitli tepkilere ve tavırlara yol açması bekleniyor (AFP)

İnci Mecdi
Kahire, 7 Haziran’da Libya Ulusal Ordusu (LUO) lideri Mareşal Halife Hafter’in ve siyasi müttefiki Temsilciler Meclisi Başkanı Akile Salih’in Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi’nin aracılığındaki bir anlaşma uyarınca Libya genelinde ateşkes ilan etmesine tanık oldu. Anlaşma, Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde siyasi sürece geri dönmeyi içeriyor.
Mısır’daki yabancı diplomatik misyonların katılımına da tanık olan toplantıda, 90 gün içerisinde seçilmiş bir Başkanlık Konseyi kurulmasına hazırlık olarak BM sponsorluğunda Cenevre’deki 5+5 Libya Ortak Askeri Komitesi ile görüşmeler düzenlenmesi çağrısı yapıldı. Aynı şekilde konseyin, ülkenin üç bölgesinden temsilcileri içermesi gerektiği belirtildi. Temsilciler Meclisi Başkanı’nın, 18 aylık bir geçiş döneminde seçimlere yol göstermesi için ‘anayasal bildirge’ hazırlamak üzere bir yasama komitesi kurması gerektiği ifade edildi.

UMH’nin tutumu
Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) kısa süre içerisinde söz konusu ilanı reddederken, UMH sözcüsü Muhammed Kanunu, “Bu savaşı biz başlatmadık. Ama nerede ve ne zaman biteceğine biz karar veririz” ifadelerini kullandı. UMH kuvvetleri, 7 Haziran’da ülkenin doğu ve batısı arasında stratejik bir şehir olan Sirte’yi ele geçirmek için de operasyon başlattı. Kanunu ayrıca, Trablus ile müttefik güçlerin Misrata sahil şehrinin doğusundaki el-Vişka şehrini kontrol altına aldığını duyurdu.
UMH yandaşı kuvvetler, geçen birkaç ay boyunca Türkiye’nin askeri desteğini alması sonrasında Libya’nın batısında Hafter’i hezimete uğrattı. LUO, hala ülkenin doğusunu ve petrol üreten Petrol Hilali bölgesini kontrol ediyor. UMH’nin petrol tesislerine karşı askeri operasyonları sürdürüp sürdürmeyeceği ise net değil.

ABD memnun 
Libya’daki çatışmanın geleceği, ‘geri çekilme ve müzakere masasına dönüş’ ya da ‘bölgedeki nüfuz için mücadele eden bölgesel ve uluslararası güçler arasında kapsamlı bir vekalet savaşına katılma’ arasında iki senaryoya hala açık.
Ortadoğu uzmanı İtalyalı siyasi analist Pierfrancesco Corsi, Independent Arabia’dan İnci Mecdi’ye yaptığı açıklamada, Libya arenasını ‘Serrac’ı destekleyen taraflar ve Hafter’i destekleyen taraflar arasında küçük bir dünya savaşı’ olarak nitelendirdi. Corsi, Libya’nın Muammer Kaddafi rejiminin 2011 yılında devrilmesinden bu yana ‘uluslararası jeopolitik stratejinin bir odağı’ haline geldiğini söylerken, “Her halükarda, Kahire Bildirgesi’nin farklı tepkiler ve tavırlar ortaya çıkarması bekleniyor” dedi.
Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı, Mısır ve diğer ülkelerin ‘BM önderliğindeki siyasi müzakerelere ve ateşkes ilanına’ geri dönmelerini memnuniyetle karşıladı. Bakanlık, “Libya’nın doğusundaki siyasi seslerin kendilerini ifade etmek için yükselmesini memnuniyetle takip ediyoruz. Ateşkesle ilgilenen misyonun ev sahipliğindeki 5+5 Ortak Komite görüşmeleri yeniden başlar başlamaz, bu seslerin de ulusal düzeydeki gerçek bir siyasi diyaloga dahil olmasını sabırsızlıkla bekliyoruz” değerlendirmesinde bulundu. Mısır’daki hareketlilik, Rusya’ya karşı yapılan ABD uyarılarıyla eş zamanlı olarak yaşandı. Zira ABD, Rusya’yı bölgeyi istikrarsızlaştırıcı eylemlerinden caydırmak için kuvvetlerini Tunus’ta konuşlandırmakla tehdit etti. Bu durum da çatışma taraflarına Washington için hayati öneme sahip bir konu olarak müzakere masasına dönmeleri için baskı yapıyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın, bir yıl önce düzenledikleri bir toplantıda Hafter’i ve terör gruplarına karşı savaşını övmesine ve ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun da Serrac’ı ‘Washington’un, Libya’ya giren (ve ülkeden çıkan) silah ve mühimmat akışının devam etmesini reddettiği’ hususunda bilgilendirmesine rağmen, ABD’nin tavrındaki değişiklik, Avrupa’nın ‘Libya’daki Rus rolü hakkındaki’ endişesi sonrasında gelişti. Geçtiğimiz Mayıs ayı sonlarında da ABD Savunma Bakanlığı, Rusya’nın Hafter’i desteklemek için Libya’ya savaş uçakları konuşlandırabileceği hususunda uyarıda bulundu.
ABD Afrika Kuvvetleri Komutanlığı (AFRICOM) Komutanı Orgeneral Stephen Townsend, yayınladığı bir bildiride, “Rusya, Libya’da dengeleri kendi lehine çevirmeye çalışıyor. Tıpkı Suriye’de yaptıkları gibi, Afrika’daki askeri varlığını genişletiyor” dedi.

Trablus, karara sahip değil
Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Forumu Başkanı Samir Gattas yaptığı açıklamada, “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Washington’a Libya’daki varlığının Rusya’nın nüfuzuna karşı koyma amaçlı olduğunu söylemeyi başardı” dedi. Serrac’ın Mısır girişimini kabul etmesinin uzak bir ihtimal olduğunu söyleyen Gattas, UMH’nin stratejik öneme sahip el-Cufta üssüne ulaşmak için Sirte şehrini ele geçirmeye çalışarak, sahada tepki verdiğini ifade etti.
Samir Gattas, “Serrac, bir karara sahip değil. Bağımsız bir karar alamıyor. Bir yandan Trablus içerisindeki Müslüman Kardeşler, diğer yandan da Türkiye kararı ile kısıtlanıyor. Karar, Erdoğan tarafından şahsen alınıyor” ifadelerini kullandı.
Gattas, “Erdoğan, buradan çıkmak için Libya’ya gelmedi. Yeni Osmanlı dediği bir projeye sahip. Girdiği hiçbir ülkeden ayrılmadı. 1982 yılından bu yana Irak’ta bulunuyor. Duhok ve Erbil’de 19 üssü var. Somali’ye girdi, orada büyük bir üssü var ve ayrılmadı. Katar’da da Tarık bin Ziyad üssüne sahip, yeni bir üs inşa etmeye hazırlanıyor ve Yemen’de de şu an üsler kurmaya çalışıyor” dedi.
Ortadoğu Forumu Başkanı ve Mısır Temsilciler Meclisi üyesi, “Erdoğan, sadece projesini genişletmek için değil, aynı zamanda ekonomik nedenlerle ülkeye girdi. Doğalgaz arıyor. Komşu ülkeler olan Yunanistan, Mısır, Kıbrıs ve hatta İsrail’in Avrupa’ya gaz ihracatı yapma yolunu kesti. Çünkü Akdeniz’de bir engelleme hattı inşa etti. Avrupa’ya geçmek isteyenler onu geçmek zorundadır. Bu nedenle özel manevralar yapmasına izin veren ittifaklar kurabildiği için geri çekilmesi beklenmiyor. Aynı zamanda ABD’ye, Libya’daki Rus nüfuzu ile karşı karşıya olduğunu da söyledi” değerlendirmesinde bulundu.

Avrupa’daki çatlak devam ediyor
Öte yandan Hafter’i desteleyen 3 ülke olan Fransa, Rusya ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), söz konusu girişimi memnuniyetle karşılarken, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in Ortadoğu ve Afrika Özel Temsilcisi ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov da “Bu girişimi memnuniyetle karşılıyoruz. Bu adımın, ciddi bir siyasi süreç başlatmak için iyi bir temel olduğuna inanıyoruz” dedi. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Yves Le Drian ise adım karşısında büyük bir memnuniyet hissettiğini belirtirken, Mısırlı mevkidaşı Samih Şukri ile de istişarelerde bulunarak, Mısır girişimine verdiği desteği dile getirdi.
Ancak Avrupa’nın Libya hususundaki bölünmüş tavrı henüz belirsiz. Öyle ki Avrupa Birliği (AB) konu hakkında herhangi bir adım atmazken, AB’nin Libya’daki misyonunun başkanı Alain Pogba da Libya parlamentosunda Dışişleri Komitesi Başkanı Yusuf el-Akkuri ile gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde, ateşkesin gerekli olduğunu ve dış müdahalenin reddedildiğini belirtmekle yetindi.
Fayiz es-Serrac’ın yandaşlarından İtalya ise girişime destek vermedi. İtalya Dışişleri Bakanlığı, yayınladığı bir bildiride, yalnızca Libya krizini sona erdirmek için siyasi bir çözüme ulaşılmasına katkıda bulunacak her türlü girişime destek verildiğini belirtti. Bakanlık, tüm taraflara ‘BM himayesindeki 5+5 müzakerelerinde, ateşkes için iyi niyet ve yapıcı bir ruh sergileme’ çağrısında bulundu.

Fransa, desteğini sürdürüyor
Avrupa’daki ana bölünme, Total petrol şirketinin çıkarlarını güvence altına aldığı göz önüne alındığında Hafter’i destekleyen Paris ve Libya kıyılarında mültecilerin İtalya’ya sızmasını engellemek için bir anlaşma imzaladığı Serrac’ı destekleyen Roma arasında yaşanıyor. İtalya ayrıca ENI şirketinin çıkarlarını güvence altına almayı da amaçlıyor.
Fransa’nın Hafter’e verdiği desteğin, Fransız petrol şirketlerinin çıkarlarını savunmak amacıyla devam etmesi beklenirken Samir Gattas ise LUO komutanının, kendisini destekleyen ülkeler için çok fazla zarara yol açmış olabileceğini, zira zemindeki savaşın sonuçlanma beklentilerinin geciktiğini vurguladı.
Gattas, Fransa’nın Hafter’e finansal, siyasal ve askeri destek sağladığını, ancak Libya’ya askeri müdahalede bulunmadığını söylerken, Mali’de zaten son derece ağır bir yükü olduğunu, birkaç gün önce El-Kaide liderini öldürdüğünü söyledi. Şarku'l Avsat'ın Independent Arabia kaynaklı haberine göre, yetkili, bunların yanı sıra birçok uluslararası tarafın müdahalesi göz önüne alındığında, Libya açısından koşulların farklı olduğunu ifade etti. Bu nedenle Fransa’nın AB içerisinde birleşik bir tavır olmaması nedeniyle riske girmeyeceğini söyleyen Samir Gattas, Almanya’nın da askeri müdahaleyi tercih etmediğini belirtti.

İtalya kaybetti
İtalyalı siyasi analist Pierfrancesco Corsi, İtalya’nın tavrını eleştirirken, bu tavrı ‘utanç verici bir sessizlik’ olarak niteledi. Corsi, “Serrac ile olan ilişkisinde İtalya hükümeti, tüm zaaflarını gösterdi ve Türkiye’nin, yerini almasına da izin verdi. Bu durum, İtalya’nın uluslararası öneme sahip konularda ilk kez zayıf göründüğü bir durum değil. Ancak bu durumda sonuçlar hassastır. Roma, eşit menfaat alışverişine dayalı işbirliğini sürdürdü. Rolünü tamamlamadan yasadışı göçle mücadeleye destek karşılığında Hafter’e karşı Serrac’a destek verdi” ifadelerini kullandı.
Corsi, İtalya’nın Libya krizinde istikrar sağlama yarışına geç kalmasının, uluslararası bir bakış açısıyla her şeyden önce ekonomik olarak zemini kaybetmesi anlamına geldiğini söyledi. Corsi, uzun yıllar süren ilişkiler ve müzakerelerde stratejik avantaj sağlasa da İtalya’nın artık diğer rakipleri karşısında kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti. Ayrıca İtalya’nın, jeopolitik senaryolarda Libya ve Avrupa’da başrol oynayamaması nedeniyle bedel ödediği belirtildi.
Gözlemciler, Libya’daki durumun tırmanmasını beklerken, Serrac’a yandaş kuvvetlerin elde ettikleri kazanımlarla yetinmediğini ve petrol hilaline genişleme arayışı içerisine girdiklerini söyledi. Türkiye’nin desteklediği muhalifler tarafından kontrol edilen Suriye’nin İdlib şehri hususunda Rusya ve Türkiye arasında bir anlaşma sağlanırken, Samir Gattas bu durumun, Rusya ve Türkiye’yi bir araya getiren büyük çıkarların var olduğu anlamına geldiğini vurguladı. Gattas, “Örneğin Rus gaz boru hattı Türkiye üzerinden Avrupa’ya ve Orta Asya ülkelerine geçiyor. Türkiye, Rusya’nın S-400 hava savunma sistemini sattığı tek ülkedir ve Moskova, ittifakın çatlamasına neden olabileceği umuduyla Erdoğan’ı destekleyerek, NATO’yu etkisiz hale getirmeyi umuyor. Böylece Rusya’nın Türkiye içindeki büyük çıkarları, Libya’daki istikrarsız koşullar lehine kayıp yaşamasını engelliyor” değerlendirmesinde bulundu.



İsrail’in bombardıman uyarısı, Lübnan’la Cideyde Yabus Sınır Kapısı geçişini durdurdu

Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
TT

İsrail’in bombardıman uyarısı, Lübnan’la Cideyde Yabus Sınır Kapısı geçişini durdurdu

Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)
Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı’nın karşısında bulunan Suriye’ye ait Cideyde Yabus Sınır Kapısı (Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi)

Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi Halkla İlişkiler Müdürü Mazen Alluş, Cideyde Yabus Sınır Kapısı’nın Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı üzerinden geçişlerin ikinci bir duyuruya kadar kapalı olduğunu açıkladı. Alluş, özellikle Beyrut Refik Hariri Uluslararası Havalimanı üzerinden uçuşu bulunan yolcuların, seyahatlerini sürdürebilmeleri için Humus kırsalındaki Cusiye Sınır Kapısı üzerinden geçiş yapabileceklerini belirtti.

Suriye Genel Sınır Kapıları ve Gümrük İdaresi, cumartesiyi pazara bağlayan gece yarısı itibarıyla Cideyde Yabus Sınır Kapısı üzerinden geçişlerin geçici olarak durdurulduğunu duyurdu.

Bu karar, İsrail ordusunun Lübnan tarafındaki Masnaa Sınır Kapısı ile bu kapıya ulaşan M30 karayolunu hedef alacağı yönündeki uyarısının ardından geldi.

Alluş, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Cideyde Yabus Sınır Kapısı’nın yalnızca sivillerin geçişi için kullanıldığını, herhangi bir askerî amaçla kullanılmadığını vurguladı.

İsrail ordusu ise cumartesi günü yaptığı açıklamada, Suriye–Lübnan sınırındaki Masnaa Sınır Kapısı çevresinde bulunanlara ve M30 yolunu kullananlara bölgeyi derhal boşaltmaları çağrısında bulundu. Açıklamada, bölgenin hedef alınacağı belirtilerek, Hizbullah’ın söz konusu geçiş noktasını askerî amaçlarla ve silah kaçakçılığı için kullandığı iddia edildi.

fdvfdv
İsrail bombardımanından kaçan Suriyeliler ve Lübnanlılar, Lübnan ile Suriye arasındaki Masnaa Sınır Kapısı’nda (Şarku’l Avsat)

Bir Lübnan güvenlik kaynağı da uyarının ardından Masnaa Sınır Kapısı’nda tahliye sürecinin başlatıldığını doğruladı.

Alluş, gece saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada ise sınır kapısının tamamen sivil amaçlarla kullanıldığını, herhangi bir silahlı grup ya da milis varlığının bulunmadığını ve yasal çerçeve dışı faaliyetlere izin verilmediğini yineledi.

Şarku’l Avsat’ın Alman Haber Ajansı DPA’dan aktardığı habere konuşan Alluş, “Mevcut uyarılar ışığında ve yolcuların güvenliği için, olası riskler ortadan kalkana kadar sınır kapısından geçişler geçici olarak durdurulacaktır. Durumun istikrara kavuşmasının ardından faaliyetlerin yeniden başladığı duyurulacaktır” dedi.

vrrv
Bir çocuk, sırtında eşyalarını taşırken 4 Ekim 2024’te İsrail bombardımanının oluşturduğu çukurun yanında, Masnaa Sınır Kapısı’ndan geçiyor (AP)

Suriye ile Lübnan arasındaki sınır kapılarında, özellikle İsrail’in Güney Lübnan’a yönelik yoğun hava saldırılarının ardından ülkelerine dönen Suriyelilerin oluşturduğu yoğun bir geçiş trafiği yaşanıyor. Saldırılarda çok sayıda Suriyeli hayatını kaybederken, çok sayıda kişi de yaralandı.

rbrg
Humus kırsalında, Lübnan sınırındaki Cusiye Sınır Kapısı (SANA)

Masnaa Sınır Kapısı, iki ülke arasındaki ana geçiş noktası olmasının yanı sıra, ticaret açısından hayati bir arter ve Lübnan’ın bölgeye açılan başlıca kara kapısı konumunda bulunuyor. İsrail, söz konusu sınır kapısını daha önce Ekim 2024’te İsrail ile Hizbullah arasındaki çatışmalar sırasında hedef almıştı. Kapı, o dönemdeki ateşkesin ardından yaklaşık bir ay sonra başlatılan onarım çalışmalarıyla yeniden açılmıştı.


Cezayir'in İran Savaşı’na ilişkin endişelerinin ardında yatan gerçekler

Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
TT

Cezayir'in İran Savaşı’na ilişkin endişelerinin ardında yatan gerçekler

Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)
Cezayir Körfezi'nin yakınlarında Cezayir bayrağı dalgalanırken başkentte ‘Kasbah’ olarak bilinen eski şehir (solda) ve nakliye konteynerleri (sağda) görülüyor, 25 Ağustos 2022 (AFP)

Rabia Abdusselam

Cezayir’deki yetkililerin ve siyasi parti liderlerinin açıklamalarını dinleyen ya da yayınladıkları bildirileri okuyanlar, ‘sert güç’ olarak bilinen olguya ve uluslararası ortamın hiçbir kuralın geçerli olmadığı açık bir alana dönüşmesine yönelik ‘endişe ve gerginliği’ hissedebilir. Buna komşu ülkelerdeki (Libya, Mali ve Afrika Sahel Bölgesi) güvenlik istikrarsızlığından kaynaklanan karmaşık bölgesel tehditler de ekleniyor.

Bu bağlamda Cezayir Genelkurmay Başkanı General Said Şangariha, Ramazan Bayramı vesilesiyle komutanlarla gerçekleştirdiği toplantıda yaptığı konuşmanın büyük bir bölümünü, yumuşak güç araçları yerine askeri ve savunma varlıklarına öncelik veren ‘güç savaşları’ veya ‘sert güç’ olarak bilinen konuya değindi. General Şangariha konuşmasında, “Silahlı kuvvetler mensupları, uluslararası durumun tanık olduğu ve savaş seçeneğinin geri dönüşü, askeri müdahaleler, çok taraflı kuruluşların konumunun gerilemesi ve uluslararası hukuk kurallarının göz ardı edilmesi ile karakterize edilen, devletlerin egemenliğini ve ulusal tercihlerini etkileyen hızlanan jeopolitik dönüşümlerin gerçeklerini kavramaya davet ediliyor” dedi.

General Şangariha, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları, Cumhuriyet Muhafızları ve Ulusal Jandarma komutanları ile ordunun merkezi kurum ve birimlerinin komutanlarının da katıldığı toplantıda şunları söyledi:

“Ortadoğu’da yaşanan kaos ve şiddetli askeri gerginlik, ‘herkesin, dünyanın yaşadığı derin jeopolitik dönüşümler, özellikle de bunların Güney ülkeleri üzerindeki etkileri konusunda, yüksek profesyonellik ve öngörülü bir proaktiflikle farkındalık düzeyini artırmasını’ gerektiriyor.”

Aynı söylem, bir süredir ülkedeki siyasi liderler tarafından da tekrarlanıyor. Bu bağlamda, solcu İşçi Partisi lideri ve eski cumhurbaşkanlığı adayı Louisa Hanoune, başkent Cezayir’de Siyasi Büro ile yaptığı toplantıda, “Eğer dostlarına vurulduğunu görürsen, bunun sana da ulaşacağını bil” deyişini kullandı. Bu atasözü, ülkede başkalarına (arkadaşlara) gelen kötülük veya zarardan ders çıkarmaya ve tedbirli olmaya teşvik etmek için kullanılır. Zira Hanoune da öncelikle İran'a ve ayrıca ‘Mutlak Kararlılık Operasyonu’ adı verilen ABD askeri müdahalesine sahne olan Venezuela'ya atıfta bulunuyordu. Söz konusu operasyon, artan jeopolitik gerginlikler ortasında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ile eşinin tutuklanıp ABD’ye götürülmesiyle sonuçlanan bir operasyondu.

Hanoune’a göre Cezayir'in şu anda iç istikrarı ve toplumsal uyumu koruması gerekiyor. Zira arka arkaya gelen uluslararası krizler, devletlerin dış baskılara karşı koyabilecek güçlü bir iç cepheye sahip olmasının önemini teyit ediyor ve kanıtlıyor. Ayrıca bu durum ‘geniş çaplı bir siyasi seferberlik ve ulusal bilincin güçlendirilmesini’ de gerektiriyor.

Öte yandan (Cezayir'in en eski muhalefet partisi) Sosyalist Güçler Cephesi’nin birinci sekreteri Youcef Aouchiche, başkentte düzenlenen parti kadroları toplantısında yaptığı konuşmada, Ortadoğu'da tırmanan gerginliklerin ‘yüksek düzeyde uyanıklık ve ulusal sorumluluk’ gerektirdiğini vurguladı. Aouchiche, ulusal egemenliğin savunulması ve devletin stratejik direncinin güçlendirilmesinin, kalkınma ve demokrasiye dayalı bir ulusal proje gerektirdiğine dikkati çekti.

fvf
Cezayir Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun, başkent Cezayir’de İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'yi ağırladı, 25 Mart 2026 (AFP)

Cezayir, tehditler ortak olduğundan ve bölgesel güvenlik ulusal güvenliğin savunma mekanizması bulunduğundan özellikle Mağrip ve Akdeniz bölgelerindeki komşu ülkelerle güçlü ortaklıklar ve ittifaklar kurmaya ihtiyaç duyuyor ve bunun için şu an çok uygun bir fırsat bulunuyor.

Daha önce 2024 cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olan Youcef Aouchiche’e göre bir devletin gücü askeri kapasitesi veya doğal kaynaklarıyla değil, esas olarak toplumunun uyumu ve vatandaşlarının kurumlarına duyduğu güvenle ölçülür. Ayrıca Aouchiche, halkın kamu hayatına fiilen katılımı ve demokratik meşruiyete dayalı bir yönetimin varlığı olmadan hiçbir devletin güçlü, istikrarlı ve güvenli olmasının mümkün olmadığını düşünüyor. Aouchiche, dış zorluklar ve baskılarla mücadelenin, hukukun üstünlüğü ve özgürlüklerin sağlamlaştırılması, ekonomik bağımsızlığımızın güçlendirilmesi ve başta gıda, enerji, teknoloji ve dijital güvenlik olmak üzere hayati alanlarda kendi kendine yeterliliği sağlayabilecek bir ulusal ekonominin inşa edilmesi sayesinde gerçekleştirilebileceğini de sözlerine ekledi.

Endişenin sebebi ne?

Cezayir’deki askeri yetkililer ve parti liderleri arasında endişeli açıklamaların dikkat çekici şekilde artması, ‘İran’a karşı savaş, neden resmi yönetici kesimleri ve ülkenin siyasetçilerini endişelendiriyor?’ şeklindeki temel bir soruyu gündeme getiriyor.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre uzmanlar, Cezayir’in bugün, on binlerce kurbanın verildiği ve ülkenin 1990’lı yıllarda yaşadığı ‘kara on yıl’ diye adlandırılan döneme hakim olan türden bir ‘siyasi parçalanma’ ya da ‘çatışma’ yaşamadığı ve kurumsal bir kriz bulunmadığı konusunda hemfikir. Ancak dış faktörler güçlü bir şekilde kendini hissettiriyor. Stratejik çalışmalar uzmanı Prof. Muhammed Zenasni, Al Majalla’ya yaptığı değerlendirmede, Cezayir’in dengeleyici bir bölgesel aktör olarak büyük zorluklarla karşı karşıya kaldığını ve bugün egemenliğini ve bağımsızlığını korumak için karşı karşıya olduğu bu büyük tehditlerin farkında olduğunu, bu sebeple Cezayir’in askeri ve siyasi liderliğinin, herhangi bir acil duruma karşı iç cepheyi sağlamlaştırmayı amaçlayan bir dizi konuşma başlattığını belirtti.

Prof. Zenasni'ye göre Cezayir'in temel korku ve endişesinin arkasında, toplumsal güvenliği sarsmak amacıyla toplumu mezheplere bölme girişimleri yoluyla toprak bütünlüğüne ve toplumsal uyuma yönelik olası tehdit yatıyor. Bu da değerler düzeyindeki güvenliği sarsmaktan geçiyor. Bu yüzden Cezayir'den, liderleri ve halkı, sosyal güvenliğin bir emniyet valfi olarak fikri, değerler ve hukuki güvenliği sağlamaları ve böylece ulusal uyumu güçlendirmeleri bekleniyor.

Cezayir’in tehditler ortak olduğundan ve bölgesel güvenlik ulusal güvenliğin savunma mekanizması bulunduğundan özellikle Mağrip ve Akdeniz bölgelerindeki komşu ülkelerle güçlü ortaklıklar ve ittifaklar kurmaya ihtiyaç duyduğunu, bunun için diplomatik iletişim kanallarını açık tutmanın yanı sıra şu an çok uygun bir fırsatın olduğunu belirten Prof. Zenasni, “Şu and, kapsayıcı diplomasi uygulamanın, bazı düşman güçlerin hesaplanamayan tırmanışlarını önlemenin ve başta enerji dosyası olmak üzere mevcut tüm kozları kullanmanın en uygun zamanı” yorumunda bulundu.

Cezayir, bir enerji ülkesi olarak, petrol fiyatlarındaki artıştan geçici olarak fayda sağlayabilir. Ancak bunun karşılığında, büyük savaşların küresel ekonomik belirsizliğe yol açtığını ve tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşturduğunu çok iyi biliyor.

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler alanında doktora sahibi Nabila Ben Yahya, Cezayir’deki askeri liderlikte güç savaşlarının şiddetlenmesi konusunda artan endişeye ilişkin özel bir açıklamada bulundu. Al Majalla’ya konuşan Ben Yahya, “Cezayir’deki resmi ve askeri elitler arasında artan endişe, yapısal, bölgesel ve iç olmak üzere üç analitik düzeyin kesişimi üzerinden açıklanabilir” ifadelerini kullandı.

Bunlardan birincisinin yapısal düzey olduğunu ifade eden Ben Yahya'ya göre Cezayir, ‘İran'a karşı savaşın sadece geleneksel bir çatışma olmadığını, aksine uluslararası sistemin doğasında, uluslararası hukuk kurallarının etkisinin azalarak sert güç dengelerinin öne çıktığı, yasal çerçevelerin dışındaki (güç savaşları) mantığına doğru bir dönüşümü yansıttığının’ farkında. Bu dönüşüm, Cezayir dahil olmak üzere orta büyüklükteki ülkeleri tehdit ediyor. Çünkü bu, müdahalelerin ve önleyici saldırıların meşrulaştırılmasına kapı açarak, 2003'ten beri bölgede tanık olduğumuz kaos modellerini yeniden üretiyor.

dfbfgb
Başkent Cezayir’deki sahil şeridi boyunca dalgalanan Cezayir bayrakları, 18 Eylül 2021 (AP)

Ben Yahya’ya göre ikincisi olan bölgesel düzeyde ise Cezayir, ulusal güvenliğinin stratejik derinliği olarak bölgesel istikrarı sağlamak için mevcut tüm mekanizmaları kullanıyor. Ben Yahya, Ortadoğu'da yaşanacak herhangi bir büyük patlamanın diğer etkileşimleri yeniden şekillendirebileceğini ve bölgedeki askerileşmenin artırabileceğini, bunun da özellikle zaten kırılgan olan Afrika Sahel bölgesinde uluslararası aktörlerin geri dönüşü için elverişli bir ortam yaratabileceğini söyledi.

Cezayir, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerini de kapsayan askeri tırmanışı kınadı ve İran-ABD müzakerelerinin tıkanmasından duyduğu derin üzüntüyü dile getirdi. Dışişleri Bakanlığı'nın daha önceki bir açıklamasında Cezayir, Umman'ın arabuluculuğunda yürütülen ve birçok kişinin İran-ABD müzakerelerinde barışçıl bir çözüme ulaşılabileceğine dair büyük umutlar beslediği müzakerelerin başarısız olmasından duyduğu üzüntüyü dile getirmişti.

Ben Yahya, üçüncü ve son olan iç düzeydeki endişenin ise ekonomik ve sosyal dengelerin yönetilmesiyle ilgili olduğunu ifade etti. Ben Yahya bu ayrıntıyı açıklarken Cezayir'in bir enerji ülkesi olarak petrol fiyatlarındaki artıştan geçici olarak faydalanabileceğini, ancak bunun karşılığında büyük savaşların küresel ekonomik belirsizlik yarattığını ve tedarik zincirleri üzerinde baskı oluşturduğunu tam olarak farkında olduğunu belirtti. Ben Yahya’ya göre bu durum, gelişmekte olan ülkelerin istikrarı pahasına büyük güçlerin önceliklerini yeniden düzenleyebilir. Bunun yanında, düzensiz göç veya sınır ötesi ağların büyümesi yoluyla bir ‘güvenlik bulaşması’ endişesi de bulunuyor.

Bu yüzden Cezayir'in güvenlik doktrini, saldırganlığı reddetme ve devletlerin egemenliğini destekleme üzerine kurulu ilkesel bir tutum benimsiyor. Bu da Cezayir'in, hegemonyayı meşrulaştırabilecek ve adalet dengesindeki bozulmayı pekiştirebilecek herhangi bir savaşa endişeyle bakmasına neden oluyor.


Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
TT

Suriye, İran savaşında ne kadar tarafsız kalabilecek?

Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)
Ahmed Şara, Suriye'nin bölgedeki çatışmaların içine çekilmesine müsaade etmeyeceklerini söyledi (AFP)

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'tan beri yürüttüğü İran savaşı, Suriye yönetimini de tehdit ediyor.

Irak'taki Şii milislerin ve Tahran destekli Hizbullah'ın saldırılarının hedefindeki Suriye, İran savaşında tarafsız kalmaya çalışıyor.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Birleşik Krallık'a (BK) gerçekleştirdiği bu haftaki ziyaretinde Başbakanı Keir Starmer'la bir araya geldi.

Londra yönetiminden yapılan açıklamada, iki ülkenin de Hürmüz Boğazı'nın yeniden tam kapasite faaliyet göstermesi için uygulanabilir bir planın gerekliliği üzerinde durduğu belirtildi.

Şara, BK merkezli düşünce kuruluşu Chatham House'un düzenlediği etkinlikte ülkesini savaşın dışında tutmak istediğini yineleyerek, "Yeterince savaş yaşadık. Başka bir savaş deneyimine hazır değiliz" dedi.

14 yıl süren yıkıcı iç savaşın ardından Suriye'yi yeni bir çatışmanın içine sokmak istemediğini vurgulayan lider, şöyle devam etti:

Suriye herhangi bir tarafın hedefi haline gelmedikçe, herhangi bir çatışmaya dahil olmayacak. Suriye'nin bir savaş alanı haline gelmesini istemiyoruz. Ancak ne yazık ki bugün işler akıllı kişiler tarafından yönetilmiyor. Durum istikrarsız ve öngörülemez.

Ancak Financial Times'ın analizinde, İran savaşının başından bu yana Suriye topraklarına düzenlenen saldırıların ülkenin tarafsızlık politikasını zora soktuğuna dikkat çekiliyor.

Beyrut'taki düşüne kuruluşu Carnegie Ortadoğu Merkezi'nden Suriye uzmanı Kheder Khaddour, savaşın uzamasıyla Şam yönetiminin çatışmalara çekilebileceğine işaret ediyor:

Suriye ne kadar süre tarafsız kalabilir? Bu savaş ne kadar uzun sürerse, bu çatışma ne kadar yayılırsa Suriye'ye sıçrama riski de o kadar artar.

Reuters'ın geçen ay yayımladığı haberde, ABD'nin Lübnan'daki Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına yönelik operasyonlara katılması için Şara yönetimine baskı yaptığı öne sürülmüştü.

ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack ise iddiaları yalanlayarak "ABD'nin, Suriye'yi Lübnan'a asker göndermeye teşvik ettiği yönündeki haberler yanlış ve gerçeğe aykırıdır" demişti.

Khaddour da "Suriye silahlı kuvvetlerinin böyle bir şey yapma imkanı yok. Kendi topraklarını zar zor koruyacak kadar güce sahipler" diyor.  

Diğer yandan Şam yönetimi, İran savaşının yarattığı krizi kullanarak yatırım çekmeyi de amaçlıyor.

Avrupa temaslarında Almanya'yı da ziyaret eden Şara, Berlin'deki iş insanlarının yer aldığı toplantıda, Hürmüz Boğazı'ndaki durumun yarattığı enerji krizinde Suriye'nin "güvenli bir alternatif rota" oluşturduğunu söyledi:

Suriye güvenli bir liman işlevi görebilir. Stratejik konumu sayesinde tedarik zincirlerinin güvenliğini sağlayabileceği gibi, Akdeniz kıyıları üzerinden enerji tedarikini de güvence altına alabilir.

Irak da yıllar sonra Suriye üzerinden karayoluyla petrol ihracatına bu hafta başladı. Politico'nun aktardığına göre Iraklı yetkililer, kamyonlarla sevkıyatın başarılı olması halinde Kerkük-Baniyas boru hattının tamir edilerek yeniden kullanılabileceğini söylüyor.

Analizde, İran savaşının yarattığı krizde Şara'nın "farklı bir yol çizmeye çalıştığı" yazılıyor. Medya kuruluşuna konuşan kaynaklardan biri şu ifadeleri kullanıyor:

Savaş, Ortadoğu'yu farklı şekilde düşünmeye zorluyor.

Independent Türkçe, Financial Times, Politico, SANA