Doğu Akdeniz'de sıcak bir yaza doğru

Libya'daki çatışma, İdlib ve Suriye'nin kuzeyinde Rusya ve Türkiye'ye yansıyacak (AFP)
Libya'daki çatışma, İdlib ve Suriye'nin kuzeyinde Rusya ve Türkiye'ye yansıyacak (AFP)
TT

Doğu Akdeniz'de sıcak bir yaza doğru

Libya'daki çatışma, İdlib ve Suriye'nin kuzeyinde Rusya ve Türkiye'ye yansıyacak (AFP)
Libya'daki çatışma, İdlib ve Suriye'nin kuzeyinde Rusya ve Türkiye'ye yansıyacak (AFP)

Tony Francis
Bütün dünya önceliklerini yeniden sıralamaya çalışıyor. Büyük ve küçük ülkeler bunu siyasi güçler, popüler eğilimler, milisler ve devrimlere göre yapmaya çalışıyorlar.
Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgını, tüm dünyayı yeni politikalar uygulamaya ve cesaret edilmesi güç önlemler almaya zorladı. İnsan davranışlarını değiştirdi.  İnsanlara farklı bir günlük hayat sundu. Ancak siyasi seçkinlerin düşüncelerine uygun bir değişiklik sağlayamadı. Bu yüzden geleneksel çıkarlarla ilgili öncelikler ön plana çıktı.

Yeni olgular
Ancak koronavirüs salgını neden olduğu tüm bu değişikliklere rağmen, Ortadoğu’daki kronik gerilimlerin artmasını engelleyemedi. Bir yanda ABD-Rusya çatışması, diğer yanda ABD-İran çatışması daha da kötüleşti. ABD-Rusya çekişmesi, iki ülkede zirvede devam ediyor. Bu ülkelerden biri Libya. ABD Libya’da, Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu’na (LUO) karşı başkent Trablus’taki Ulusal Mutabakat Hükümeti’ne (UMH) sempati duyuyor ve onu destekliyor. Rusya ise Hafter’in yanında yer alıyor. Washington, Moskova’yı LUO’ya MiG-29 savaş uçakları sağlamakla suçladı. Ancak Moskova bu suçlamayı her ne kadar reddetse de Rus basını, söz konusu modelde olan, ancak herhangi bir simge taşımayan savaş uçaklarının UMH’ye bağlı güçlere baskın düzenlediğini bildirirken uçakların Suriye’den havalanıp havalanmadığını sorguladı.
Libya'daki çatışmanın başka bir boyutu daha var. Washington, UMH’yi desteklemek için Ankara ile bir araya geldi. Türkiye çatışmaya dahil olurken kendisini, Suriye'deki mevcut durumu düzenlemek için Astana Süreci çerçevesinde birlikte çalıştığı ortağı Rusya ile karşı karşıya buldu.
Libya’daki çatışmanın İdlib ve Suriye'nin kuzeyinde Rusya ve Türkiye’ye yansımaları olacak. Kendisini 1911'de Libya'yı İtalyanlara karşı savunmak için Trablus’a koşan Mustafa Kemal Atatürk'e benzeten Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’nin kuzeyinde ise Enver Paşa'dan aşağı kalır bir yanı olmadığını kabul etmeyecektir.
Ruslar, İdlib bölgesinde kendilerine hakim olmaya çalışsalar da İranlı ortaklarının baskısı ve Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in yönelimleri, onları Türklerle karşı karşıya getirebilir.  Belki de fırsattan yararlanan Türkistanlı milislerin bölgelerine Rusya’nın düzenlediği son baskınlarda bunun başlangıcına tanık olmuş olabiliriz.
Ancak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Türkiye ile siyasi ve askeri ilişkilerde kat edilen yolu kolay kolay kaybetmek istemeyecektir. Valday’da 2008 yılından bu yana Rusya'nın Orta Doğu'daki önceliklerinin iki başlık ile sınırlı olduğunu vurgulayan Putin, bunlardan birinin ‘Türkiye ile ekonomik ilişkiler’ diğerinin ise ‘İsrail ile güvenlik ve askeri ilişkiler’ olduğunu söyledi. Bu noktadan yola çıkarak İsrail, Moskova'nın müdahale etme konusundaki isteksizliği nedeniyle İran’ın Suriye'deki varlığıyla ilgilenmekle meşgul. Bu konuda Rusların ve Amerikalıları, Tel Aviv tarafından Levant Bölgesi’nde başlatılan iki savaş arasındaki çatışma için ortak bir anlayış çerçevesinde bir araya getirmeye çalışıyor.

Üst üste binen öncelikler
Bölgedeki taraflar, Libya'dan Suriye ve Irak'a çatışmalara katılım baskısı altında olmanın yanı sıra ABD’de 3 Kasım'da yapılması planlanan başkanlık seçimlerini beklemenin ağırlığı altında hareket ediyorlar. ABD’nin politikasına karşı olanlar, siyahî Amerikalı George Floyd'un beyaz bir polis memuru tarafından öldürülmesinin ardından ABD'de patlak veren protesto dalgası ve bölünmenin devam etmesinin yanı sıra Başkan Trump’ın, tüm bu yaşananlar karşısında yorgun bir şekilde ikinci dönem yarışına giriyor olmasının üzerine oynadıkları bahisleri gizlemiyorlar.
Rusya’nın ABD’de olan bitenlerle ilgili resmi tutumundaki çekimser duruşunun yanı sıra Putin ve Trump arasında bir telefon görüşmesi yapıldığının açıklanmasına karşın İran Lideri Ali Hamaney, ABD yönetimine yönelik karşı bir kampanya başlattı. Tahran’da, ABD’de yaşanan protestoların ve koronavirüs salgının etkilerinin Washington yönetiminde bir değişikliğe yol açacağına dair umutlar olduğu açıkça ortaya çıktı. Türkiye'de ise protestolarla ilgili ABD yönetimin değişmesi arzusuna kadar uzanmayan resmi ve yarı resmi bir takım yorumlar yapıldı.
İran'ın konumu anlaşılabilir görünüyor, çünkü ABD’nin İran’la dünya güçleri arasında 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesinin sorumlusu olan Trump'ın zayıflamasına katkıda bulunan her şey onun için bir kazanç olacaktır. Bununla birlikte Trump, Tahran'ı ve bölgedeki uzantılarını cezalandırmak için sert bir kampanya yürütürken İran yönetimi, Esed rejimi ve Hizbullah üzerindeki baskıyı artıracak olan ‘Caeser ( Saezar) Yasası’nı da onayladı.
Eğer İran'ın önceliği, içerideki ve çevresindeki güç kartlarını korumaksa, ABD başkanlık seçimlerinde Trump'ın kaderinin belirlenmesini bekleyecektir. En önemli bölgesel rakibi olan İsrail ise önceliklerini ABD’deki gelişmelerin etkisi ve Rusya ile Türkiye arasında yumuşak bir uyum içinde gözden geçirmeyi istiyor.
Tel Aviv, son aylar ve haftalarda, İran’ın Suriye'deki konumlarına karşı Tahran'ın Suriye düzenlemelerindeki iki ortağı Rusya ve Türkiye'nin sessizliğinin ortasında herhangi bir itirazla karşılaşmadan düzenlediği hava saldırılarını artırdı. Ancak sessizlik gürültüye daha yakındır.
Fakat İsrail'in konumu sadece askeri baskı ile sınırlı değil. Tel Aviv, Trump'ın geriye kalan görev süresi içerisinde İran’a ve Lübnan ile Suriye'deki unsurlarına yönelik baskıyı en üst seviyeye çıkarma fırsatı yakalamaya çalışıyor.
Bununla birlikte İsrail'de önceliklerin yeniden sıralanması için Batı Şeria’nın bir bölümünü ve Ürdün Vadisi’ni ilhak etme projesinin uygulanmasına yönelik hazırlıkların durdurulmasını isteyen bazı sesler yükseldi. Tel Aviv, ilhakı reddeden ve iki devletli bir çözüm çağrısında bulunan binlerce gösteriye tanık olurken halk bu yönde bir eğilim gösterdi. ABD’de Demokrat Parti’nin eski başkan adaylarından Bernie Sanders'in halkın taleplerini desteklediğini duyurması ise dikkat çekici bir çıkış oldu.
Öte yandan İran'a odaklanılması çağrısında bulunan Tel Aviv Üniversitesi İsrail Ulusal Güvenlik Araştırma Enstitüsü Başkanı ve eski Askeri İstihbarat Şefi Amos Yadlin, Başbakan Netanyahu'nun Batı Şeria'nın yüzde 30'unun ilhak etmek için acele ederek iki hata yaptığını söyledi. Yadlin’e göre bu hatalardan ilki, İran'ın nükleer programını durdurmaya yönelik verilen genel bir mücadeleyi etkiliyor olması, ikincisi ise İsrail'i stratejik ekonomik ve ahlaki risklerle karşı karşıya getirmesi.
Kısaca İsrail'e göre Trump yönetimi Çin ile mücadele ve içerideki protesto dalgasıyla meşgul durumda olduğundan Ortadoğu ile çok az ilgileniyor. Bu yüzden azalan bu ilgi de en azından tamamen İran'a yönelik olmalı.
Sonuç olarak bir dizi konunun son aşamalarıyla ilgili umutlarla dolu bir yaza giriyoruz. Trump'ın Kasım’da yapılacak başkanlık seçimleri arifesinde dengeyi yeniden sağlamak için en yakın zamanda Ortadoğu’daki girişime  yeniden liderlik etmek için döneceğini söylemek çok da yanlış olmaz.



Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
TT

Nasrallah’ın öldürülmesinin ardından Hizbullah’da liderlik krizi

Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)
Hizbullah destekçisi bir kadın, ABD arabuluculuğunda yürütülen Lübnan-İsrail müzakerelerine karşı Beyrut merkezindeki protestolar sırasında, örgütün eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın fotoğrafını taşıyor (Arşiv- EPA)

Hizbullah’ın eski Genel Sekreteri Hasan Nasrallah’ın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde örgüt, otuz yılı aşkın süre boyunca liderliğini üstlenen ve Genel Sekreterlik makamını siyasi, örgütsel, askeri ve kitlesel açıdan telafisi zor bir ağırlık merkezine dönüştüren Nasrallah’ın yokluğunu henüz gerçek manada aşabilmiş değil.

Hizbullah, Nasrallah ve halefi Haşim Safiyuddin’in öldürülmelerinin ikinci yıl dönümünü yarın anıyor. Bu kapsamda, Nasrallah’ın Beyrut’un güney banliyölerindeki mezarı başında kitlesel bir tören düzenlenecek. Örgütün yeni Genel Sekreteri Naim Kasım’ın da törende konuşma yapması bekleniyor. Tören nedeniyle eski havalimanı yolu ve Ziyad Rahbani Otoyolu üzerinden mezarlık alanına ulaşan yolların kapatılması ve trafiğin alternatif güzergâhlara yönlendirilmesi de dahil olmak üzere çeşitli güvenlik önlemleri alındı.

Hizbullah’a yakın kaynaklar ve örgüte muhalif isimlere göre, mevcut Genel Sekreter Naim Kasım’ın selefinin bıraktığı boşluğu doldurmayı başardığı söylenemez. Buna karşılık örgüt içerisindeki karar merkezinde giderek daha belirgin bir dönüşüm yaşandığı, iç inisiyatif alanının daralırken, İran’dan doğrudan gelen kararların ağırlığının arttığı görülüyor.

Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)
Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, ekrandan bir konuşmasını gerçekleştirirken (Arşiv- sosyal medyada dolaşımda)

Örgütün muhalifleri, meselenin yalnızca iki isim arasındaki karizma ve kitlesel görünürlük farkından ibaret olmadığını, aynı zamanda Nasrallah’ın örgüt içerisindeki rolünün niteliğiyle ilgili olduğunu belirtiyor. Nasrallah, siyasi, örgütsel ve askeri liderliği şahsında birleştiriyor; örgütün tabanı ile İran’daki müttefiki arasında temel bağlantı noktası işlevi görüyordu. Bugün ise örgütün daha kolektif ve kurumsal bir liderlik yapısına yöneldiği, ancak seçeneklerin ve kararların şekillendirilmesinde İran’ın daha doğrudan bir rol üstlendiği ifade ediliyor.

Hizbullah’a yakın isimler, örgütün aldığı ağır darbelere rağmen Naim Kasım liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardığını savunurken, muhalifleri Nasrallah sonrası dönemin bir liderlik krizini ve seferberlik kapasitesinde gerilemeyi ortaya çıkardığını, ayrıca Kasım’ın performansı nedeniyle örgüt içerisinde bölünmelerin belirginleştiğini ileri sürüyor.

Yeni koşullara karşı yeni bir performans

Hizbullah’ın tutumuna yakından vakıf siyasi yazar Dr. Kasım Kasir, Nasrallah sonrası dönemde örgütün “uzun süren merkezi liderlik döneminin ardından, iç ve dış birçok engelle karşı karşıya kaldığını” kabul ediyor. Nasrallah’ın 1992’den 2024’e kadar yaklaşık 33 yıl boyunca örgütün yönetimini elinde tuttuğunu ve son derece zor koşullarda öldürüldüğünü belirten Kasir, “İki genel sekreterini (Nasrallah ve Haşim Safiyuddin) ve çok sayıda kadro ve liderini kaybetmesine rağmen Hizbullah, Şeyh Naim Kasım’ın liderliğinde saflarını yeniden düzenlemeyi, güvenlik ve örgütsel yapısını yeniden yapılandırmayı başardı” değerlendirmesinde bulunuyor.

Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “Hizbullah bugün yeni zorluklarla karşı karşıya ve bu durum onu hem iç hem de dış düzeyde farklı bir yaklaşım benimsemeye itti” ifadelerini kullandı. Kasir şöyle devam etti:

“Eğer Hizbullah geçmişte önemli bir bölgesel aktör idiyse, bugün büyük ölçüde iç durumuna, Lübnan’ın güneyine ve İsrail’le mücadeleye odaklanıyor. Doğru, artık iç siyasi sahnede geçmişte olduğu kadar güçlü bir siyasi aktör değil; ancak hâlâ önemli bir siyasi güç ve iç ve dış aktörler onu Lübnan denkleminde başlıca taraflardan biri olarak görmeye devam ediyor.”

Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)
Hizbullah destekçileri, Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki camilerden birinde büyük ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor (Arşiv- AP)

Nasrallah’ın sahip olduğu ve birçok kişinin Naim Kasım’da bulunmadığını düşündüğü karizma hakkındaki soruya Kasir şu cevabı veriyor:

“Şüphesiz bu karizmanın kendine özgü bir niteliği vardı. Ancak Şeyh Naim, son derece önemli bir örgütsel ve idari kişilik. Çok zor bir dönemde örgütün saflarını yeniden düzenlemeyi ve bütünlüğünü korumayı başardı. Zira örgüt, siyasi, askeri veya ‘cihatçı’ düzeyde yeni bir yaklaşımı gerektiren farklı bir dönemle karşı karşıya.”

Kayıp liderlik

Buna karşılık, Hizbullah’a muhalif Şii siyasetçi ve “Lübnanlı Demokratlar Koalisyonu” Başkanı Cad el-Ahavi, “Naim Kasım’ın şimdiye kadar Hasan Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurabildiğini söylemek zor” görüşünde.

Ahavi’ye göre mesele yalnızca karizma ile ilgili değil; Nasrallah’ın otuz yılı aşkın süre içerisinde inşa ettiği liderliğin niteliği ve örgütsel, siyasi ve askeri liderliği bir araya getirme ve Hizbullah tabanıyla iletişim kurma becerisiyle ilgili. Ahavi, Kasım’ın ise kitlelere hitap etmekten ziyade örgütsel ve ideolojik bir geçmişten geldiğini, onlarca yıl boyunca Genel Sekreter Yardımcılığı görevinde bulunduğunu ve hiçbir zaman örgütün birincil ağırlık merkezi olmadığını belirtiyor.

Ahavi Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Kasım’ın kamuoyuna yönelik görüntülü konuşmalarının niteliğine de dikkat çekiyor. Kasım’ın ekran üzerinden konuştuğunu ancak bunun Nasrallah’ın imajının temel unsurlarından biri olan halkla doğrudan temasın yerini tutmadığını belirten Ahavi, bazı görüntülü konuşmaların “son derece kontrollü ve kurgulanmış” olduğunu, bunun da zaman zaman izleyicide “doğrudan kitlesiyle etkileşim kuran siyasi bir liderden ziyade yapay zekâyla üretilmiş bir görüntü veya karakterle karşı karşıyaymışız” izlenimi oluşturduğunu belirtiyor.

Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)
Hizbullah İran’a teşekkür ederken, Lübnan-İsrail arasındaki doğrudan müzakerelere tepki gösteriyor (Arşiv- Şarku’l Avsat)

Ahavi şöyle devam ediyor:

“Nasrallah yalnızca bir genel sekreter değildi; örgütün tabanı açısından seferberlik, ikna ve karar alma mekanizmasının bir parçasıydı. Naim Kasım ise şimdiye kadar bu işlevlerin tamamını devralabildiğini kanıtlayamadı. Dolayısıyla mesele artık yalnızca Kasım’ın Nasrallah’ın bıraktığı boşluğu doldurup dolduramayacağı değil; Hizbullah’ın kendisinin, eski liderlik yapısının önemli bir bölümünün çökmesinin ardından benzer bir liderlik üretebilip üretemeyeceğidir.”

Kararların adresi İran

Siyasi aktivist ve Lübnan Üniversitesi’nde psikoloji profesörü Dr. Mona Fayad ise Hizbullah’ın insanları seferber etme kapasitesine dikkat çekiyor. Fayad, Naim Kasım’ın Genel Sekreterliği döneminde bu kapasitenin büyük ölçüde gerilediğini belirterek, “Örgüt, Kasım’ı destekleyenlerle ona karşı çıkanlar arasında iç bölünmeler yaşıyor. Bu durum karar alma biçimini ve mevcut dönemin yönetilmesini etkiledi” diyor.

Mona Fayad, Kasım’ın mevcut performansının “İsrail’e hizmet ettiğini” ve bu nedenle İsrail’in onu hedef almasının kendi çıkarına olmayacağını savunuyor. Fayad ayrıca örgüt içerisindeki kararların artık doğrudan İran’dan geldiğini ve Lübnan’daki karar alma alanının asgari düzeye indiğini düşünüyor.

Bu bağlamda Fayad, İran’ın Beyrut’taki büyükelçisinin görevde kalması konusunda gösterdiği “ısrara” da dikkat çekiyor. Fayad’a göre büyükelçinin rolü diplomatik faaliyetlerin ötesine geçerek, güvenlik alanındaki görevlere uzanıyor. Büyükelçiyi “istihbarat görevlisi” olarak nitelendiren Fayad, Tahran’ın yürüttüğü görevleri tamamlayabilmesi için onun görevde kalmasını istediğini ileri sürüyor.


Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
TT

Suriye: Bir telekomünikasyon şirketi, bilgi sızdıran 40 çalışanını işten çıkardı

Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)
Şam’dan genel görünüm (Arşiv – Reuters)

Şarku’l Avsat’ın Suriye’nin El Sevre gazetesinden aktardığına göre, adının açıklanmasını istemeyen bir kaynak, telekomünikasyon şirketi MTN’nin yaklaşık 40 çalışanını işten çıkardı. Haberde, çalışanların, abonelere ait bilgiler, kayıtlı görüşmeler ve Suriye devlet yetkililerine ait telefon numaralarını dış kuruluşlara sızdırdıklarının tespit edildiği belirtildi.

Kaynak ayrıca, işten çıkarılan çalışanların “Suriye’de güvenliği istikrarsızlaştırmak için faaliyet gösteren unsurlarla bağlantılı olduklarının tespit edildiğini” ifade etti.


Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
TT

Cidde’den New York’a… Sudan’daki ateşkesler neden başarısız oluyor?

Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)
Sudan konusunda gerçekleştirdikleri ilk toplantılarının ardından Beşli ve Dörtlü Mekanizma üyeleri (Afrika Birliği)

Sudanlı doktor S., savaşın ilk günlerinde meslektaşlarıyla birlikte mahsur kaldığı bir sağlık merkezinden çıkabilmek için ateşkes yapılmasını beklemek zorunda kaldı. Nil Caddesi’nden başlayarak Fetihab ve Halfaya köprülerinden geçen uzun bir yol kat eden S., sonunda Kober’deki ailesine ulaştı. Odasının duvarlarını kurşunların delik deşik ettiğini, kardeşlerinin ise birlikte ayrılmak üzere kendisini beklediğini anlatıyor. Aile yerinden edildi ve bugün hâlâ yerinden edilmiş durumda.

Mayıs 2023’te çatışmaların kısa süreliğine durması S.’nin hayatta kalmasını sağladı, ancak ailenin evinde kalmasına yetecek kadar uzun sürmedi. Bu kısa ateşkesten bu yana çeşitli girişimler ve anlaşmalar peş peşe geldi. Ancak en zor soru değişmedi: Arabulucular, savaşın iki tarafını uygulanacak ve sürdürülebilecek bir ateşkes konusunda nasıl bir araya getirebilir?

Afrika Birliği (AfB) ve ABD’nin eş başkanlığında, 23 Eylül’de New York’ta düzenlenen Dörtlü ve Beşli Mekanizma’nın ilk toplantısı, bu soruyu yeniden gündeme taşıdı. Toplantıya katılanlar insani ateşkes ve çatışmaların durdurulması çağrısında bulunurken, sivillerin korunması için çabaların koordine edilmesi ve herhangi bir anlaşmanın izlenmesi ile uygulanmasının doğrulanmasına yönelik hazırlık yapılması konusunda mutabık kaldı. Ancak toplantı bildirisi, ordu veya Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) ile herhangi bir anlaşmaya varıldığını açıklamadı ve iki tarafı bir araya getirecek müzakereler için bir tarih belirlemedi.

Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)
Savaş, milyonlarca Sudanlının yerinden edilmesine neden oldu. (AP)

Düğüm, ateşkesin şartlarında başlıyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre ordu tarafından yönetilen hükümet, 90 günlük ateşkese ilişkin ABD önerisinin maddelerinin çoğunu kabul etti ancak HDK’nin geri çekilmesinin belirli bölgelerle sınırlandırılmasını reddetti ve güçlerin kontrolünü ele geçirdiği tüm kentlerden çekilmesini talep etti. Sudan Dışişleri Bakanlığı da bu hafta, HDK’nin zor kullanarak oluşturduğu fiili duruma meşruiyet kazandıracağını düşündüğü herhangi bir müzakere sürecini reddettiğini açıkladı. Buna karşılık HDK ateşkes önerisini memnuniyetle karşıladığını duyurdu ancak bu açıklama çatışmaların durmasını sağlamadı. Taraflar bir anlaşma imzaladığında bile bunun uygulanması güvence altına alınamadı. Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde ordu ile HDK, 11 Mayıs 2023’te Sivillerin Korunmasına İlişkin Taahhüt Bildirisi’ni, aynı ayın 20’sinde ise kısa süreli ateşkes ve insani düzenlemelere ilişkin bir anlaşmayı imzaladı.

Ancak çatışmaların durması kalıcı olmadı. Ordu, HDK’yi anlaşmayı ihlal etmekle suçlayarak haziran ayında müzakerelere katılımını askıya aldı.

Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)
Hartum’da savaşın yol açtığı yıkımın izleri (AFP)

Diğer girişimler de farklı engellerle karşılaştı. Afrika Boynuzu’nda barış çabalarını yürüten Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Aralık 2023’te Orgeneral Abdulfettah el-Burhan ile Korgeneral Muhammed Hamdan Daklu’nun (Hamideti) kendi himayesinde doğrudan görüşme yapmayı kabul ettiğini açıkladı. IGAD, ocak ayında görüşmenin gerçekleştirilmesi yönündeki çağrısını yineledi ancak toplantı yapılamadı.

Manama’da 20 Ocak 2024’te, yayımlanan metne göre ordu adına Şemseddin el-Kebaşi, HDK adına ise Abdurrahim Daklu tarafından ‘Sudan Krizi İçin Kapsamlı Çözümün İlke ve Esasları Belgesi’ parafe edildi. Ancak ön anlaşmanın ardından nihai bir anlaşma veya sürdürülebilir bir müzakere süreci gelmedi. Daklu, Kebaşi’yi belgeye bağlı kalmamakla suçlarken Kebaşi, sürecin neden durduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı.

Ağustos 2024’te ise savaşın taraflarından birinin katılmaması, İsviçre’de ateşkese yönelik doğrudan görüşmelerin yapılmasını engelledi. Bunun üzerine odak noktası, insani yardımların ulaştırılmasının kolaylaştırılması ve sivillerin korunmasına kaydı.

Chatham House araştırmacısı Rosalind Marsden, enstitü tarafından 18 Eylül 2024’te yayımlanan analizinde, İsviçre’de Ağustos 2024’te yürütülen ateşkes görüşmelerinin başarısız olmasının temel nedeninin ordu ile HDK’nin askeri zafer elde etme arayışlarını sürdürmesi olduğunu belirtti. Marsden’e göre tarafların o dönemde askeri kazanımlar elde etme beklentisini koruması, Darfur’a insani yardım ulaştırılmasında sınırlı ilerleme sağlanmasına rağmen müzakerelerin tıkanmasının başlıca nedenlerinden biriydi.

Dörtlü Mekanizma ise Eylül 2025’te üç aylık bir insani ateşkesle başlayan bir yol haritası sundu. Bu süre içinde yardımların Sudan’ın çeşitli bölgelerine ulaştırılması, ardından kalıcı ateşkes ve siyasi geçiş sürecine geçilmesi öngörüldü.

Ancak Dörtlü Mekanizma’nın yol haritası arabulucuların önerisi olarak kaldı ve savaşan taraflar arasında bir anlaşmaya dönüşmedi. ABD’nin son ateşkes önerisindeki geri çekilme konusundaki anlaşmazlık da iki tarafın yeni bir ateşkesin test edilebileceği şartlar üzerinde henüz uzlaşamadığını gösteriyor.

ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)
ABD Başkanı’nın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Danışmanı Massad Boulos (DPA)

Araştırmacı Ahmed Süleyman, arabuluculuk girişimlerinin çokluğu ve bunlar arasındaki koordinasyonun zayıf olmasının, ateşkes çabalarının sivil güçlerin öncülük edeceği Sudanlı bir siyasi süreçle ilişkilendirilmesini gerektirdiğini belirtiyor.

Chatham House araştırmacısı Hubert Kinkoh ise enstitü tarafından 13 Şubat 2026’da yayımlanan analizinde, Sudan konusunda çok sayıda arabuluculuk kanalının bulunmasının yanı sıra bunlar arasında açık bir liderlik ve etkin koordinasyonun olmamasının, ordu ile HDK’nin ciddi tavizler vermekten kaçınmasına imkân sağladığını ifade ediyor.

Bu noktadan hareketle New York toplantısı, arabulucuların çabalarındaki dağınıklığın giderilmesine katkı sağlayabilir. Ancak toplantının gerçek değeri, savaşan tarafları açık bir anlaşma üzerinde uzlaştırabilmesi, anlaşmaya uyulup uyulmadığını izleyecek bir mekanizma oluşturabilmesi ve ihlallerle nasıl başa çıkılacağını belirleyebilmesi halinde ortaya çıkacak.

S., kısa süreli bir ateşkes sayesinde ailesine ulaşabildi ancak aile daha sonra evini terk etmek zorunda kaldı. Bugün yerinden edilenlerin ve mültecilerin beklediği ateşkes ise onlar için yardımların ulaştırılmasına imkân sağlayacak ve çatışmaların kalıcı olarak sona ermesinin başlangıcı olacak bir fırsat anlamına geliyor. Böylece evlerine ve yaşadıkları bölgelere dönüşün mümkün ve güvenli hale gelmesini umuyorlar.