Hafız Esed’in ölümünün 20. yılında Suriye’nin bir oyuncudan oyun sahasını dönüşümü

Hafız Esed’in ölümünün 20. yılında Suriye’nin bir oyuncudan oyun sahasını dönüşümü
TT

Hafız Esed’in ölümünün 20. yılında Suriye’nin bir oyuncudan oyun sahasını dönüşümü

Hafız Esed’in ölümünün 20. yılında Suriye’nin bir oyuncudan oyun sahasını dönüşümü

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 20 yıl önce ölen Hafız Esed’in cenaze törenine katılmamıştı. Ancak Suriye’de bulunan ve askeri üsleri ile destek sağlayan Rus kuvvetleri ölümünün 20’inci yıl dönümü münasebetiyle düzenlenen anma töreninde hazır bulundu. Putin, ekonomi, kültür ve politikadaki ‘ince dokunuşlarıyla’ Rus varlığını genişletme ve güçlendirmeyi hedefliyor.
Türkiye’nin Eski Cumhurbaşkanı Necdet Sezer, Esed’in cenaze törenine katılmıştı. İşte bugün kuvvetleri de Suriye’nin kuzeybatısı, kuzeyi ve kuzeydoğusunda konuşlanmış durumda bulunuyor. Aynı durum İran’ın eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi için de geçerli. İran ‘Muhafızları’ bir ‘gölge devlet’ kurup Suriyeli ve yabancı uyruklu milisler eğitiyor. ABD Dışişleri Bakanı Madeleine Albright'ın da cenaze törenine katılmasından 20 yıl sonra bugün, ABD ordusu takımları ve üsleriyle Fırat’ın doğusunda hazır bulunuyor.
Eski Fransız Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ve İngiltere Dışişleri Bakanı Robin Cook, Esed’i son yolculuğuna uğurlamak üzere Şam’a geldiğinde ülkelerinin güçlerinin, Suriye'nin kuzeyindeki göklere sahip olan Uluslararası Koalisyon arasında olmasını ve Suriye uçaklarının bu Koalisyon’daki varlığının yasaklanmasını beklemiyorlardı. Bölgedeki Koalisyon, başata YPG olmak üzere Kürt grupları içine alan Suriye Demokratik Güçleri’ni (SDG) destekliyor. YPG, bazı milisleri 1998 yılının ortalarında Esed’in Türkiye ile savaşa girmekten kaçınarak Suriye’den çıkışına izin verdiği Abdullah Öcalan liderliğindeki PKK’nın elinde yetiştiriyor.
Aynı şeklide vefatından önce Esed’le konuşan son, taziyeye gelen ilk kişi olan Lübnan Cumhurbaşkanı Emil Lahud, müttefiki olan Hizbullah’ın 2012 yılında rejimin ‘kurtarılması için’ Suriye’ye müdahale edeceğini düşünemezdi. Gerilimi arttıran bir şekilde ‘Lübnan’ın Suriye’deki rolü’ dipnotuna ve bir kelimeye sahip oluşunun Lideri Hasan Nasrallah’ın 20 yıl önce Haziran ayında Kardaha’daki cenaze törenine katılımıyla başlamıştı.
Cumhurbaşkanı el-Esed'in 10 Haziran 2000'de ölümünden sonra cenazesine katılan isimlerin listesinin gözden geçirilmesi Suriye'de meydana gelen değişimin kapsamını ve rolünü gösterecektir. Geniş kapsamlı uluslararası ilişkilerden faydalanan bölgesel bir oyuncuydu. Ancak bölgesel ve uluslararası devletlerin çatışma alanına dönüştü. ‘Ajanları’, ordu üyeleri, subayları ve istihbarat görevlileri komşu ve daha da uzak ülkelerde bulunuyorlardı. Ancak şimdi ise başkalarının ‘ajanları’ ve orduları Suriye toprakları ve hava sahasında bulunuyor.

‘Düzeltme’
İktidardaki ‘Baas’ partisinin askeri komitesinde rol oynadıktan sonra 16 Kasım’da Savunma Bakanı olarak ‘Düzeltici Devrim’ olarak bilinen askeri bir darbe gerçekleştirdi. Dönemin Cumhurbaşkanı Nureddin el-Atasi’yi devirerek ardından cezaevine koydu. Sonraki yılın Mart ayında Cumhurbaşkanı oldu. 6 Ekim 1973’te Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat’la birlikte Arap-İsrail savaşına girdi. Bir yıl sonra İsrail’le ABD aracılığıyla ‘Kuvvetlerin Çekilme Anlaşması’ imzaladı. Haziran ayında ise ABD Başkanı Richard Nixon, 1967’deki ‘Altı Gün’ savaşından sonra askıya alınan diplomatik ilişkileri eski haline getirmek için Şam’a bir ziyarette bulundu.
Suriye’ye doğrudan yapılan ilk dış müdahale, 1976’da Suriye ordusunun Lübnan İç Savaşı’na ABD’nin yaktığı yeşil ışık ve Sovyetlerin desteğiyle girmesi oldu. Bundan bir yıl sonra Lübnan topraklarının büyük bir kısmında konuşlandı. Suriye Kuvvetleri ve istihbaratı, 2005 yılının Nisan ayına kadar Lübnan’daki varlığını sürdürdü. Lübnan’ın Eski Başbakanı Refik el-Hariri’nin suikasta uğramasından sonra uluslararası baskılar sonucunda 1559 sayılı kararı uygulayarak ülkeden çıktı.
Güneydeki komşusu Ürdün’le ilişkiler ise farklı bir boyuta sahipti. Esed yönetimi Baas’ın içindeki ‘sol’ kesimden alıp iktidara geçtikten sonra doğu sınırındaki komşusuyla ilişkiler daha da karmaşık bir hal aldı. 1979 yılında Bağdat’ta önce çıkan Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin, Esed’i ‘komplo kurmakla’ suçladı. Baas’ın iki rakip kolu tarafından yönetilen iki ülke çatışma, rekabete ve entrikaların içine girdi. Ancak Esed yönetiminin son yıllarında iki tarafında ihtiyaç duyması nedeniyle iki ülke arasındaki ilişkilerin yeniden tesis edilişine tanık olundu. Ardından Şam'ın Irak-İran savaşında Tahran'ı desteklemesinden sonra 1980'de kesilen diplomatik ilişkilere yeniden kuruldu.

‘Denge’
Ali el-Humeyni’nin 1979 yılında Tahran’daki devrimin ardından iktidara gelmesi, Suriye-İran ilişkilerinde onlarca yıl Ortadoğu’da iz bırakacak stratejik bir sayfa açtı. Ancak Esed 1990'larda, ‘Arap kucağı’ ve iki büyük Arap devleti; Suudi Arabistan ve Mısır ile ilişkileri dengeledi. Daha sonra ‘Üçlü İttifak’ olarak bilinen ve Arap hareketinin temel direğini oluşturan ve anahtar dönüşlerde koordinasyon için bir çadır sağlayan Suriye-Suudi-Mısır ittifakı dengeyi sağladı.
1982 yılının Şubat ayında Esed, Hama şehrinde İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) tarafından yönetilen bir başkaldırıyla karşı karşıya kaldı. 10 bin ila 40 bin arasında kişi hayatını kaybetti. 1983 yılının sonunda, kalp krizi geçiren Esed, Şam’daki bir hastaneye kaldırıldı. O sırada kardeşi Rıfat, abisi sağlığına kavuşmadan önce bir darbe ile iktidarı ele geçirmeye çalıştı. Bir yıl sonra Rıfat, uluslararası ve bölgesel bir onarım için Suriye’den sürüldü. 2000 yılında abisinin vefatının ardından ülkeye dönmek için başarısız bir girişimde bulunmuştu. Ancak hala Avrupa’da yaşıyor.

Örtüsüz
Suriye’nin 1980 yılında bir dostluk ve işbirliği anlaşması imzaladığı Sovyetler Birliği’nin çöküşünün ardından Esed batıya yönelip ABD ile ilişkilerini iyileştirdi. Batı ile seçenekleri açık tutmak için Sovyetler ile stratejik bir anlaşma imzalamaktan ve Tartus’taki küçük bir liman dışında askeri üsler vermekten kaçınmıştı.
Son günlerinde Moskova’ya yaptığı bu ziyaret Sovyetler Birliği’nin Son Lideri Mihail Gorbaçov ile gerçekleştirdiği görüşmenin ardından aldığı bu kararın faydasını gördü. En büyük müttefikinin çöküşünü fark ettiği anda, yeni bir örtü elde etmek üzere Batı’ya yönelmesi gerektiğini anladı. Suriye, 1990’ların başında Irak’ın Kuveyt’i işgali sonrasında ABD liderliğinde Saddam Hüseyin’e karşı kurulan çok uluslu ittifaka katıldı. 1991 yılı sonunda ise Arap- İsrail müzakerelerini başlatmak üzere Madrid Konferansı’nın açılışına katıldı.
1994 yılının Ekim ayında dönemin ABD Başkanı Bill Clinton, ikili ilişkileri geliştirmek için ABD Dışişleri Bakanları tarafından onlarca kez ziyaret edilen Şam’da İsrail ile barış görüşmeleri konusunda harekete geçirmek için Esed’le bir araya geldi. Esed, daha önce ABD Başkanları ile Cenevre’de görüşüyordu. Hafız Esed, 4 yıl sonra 22 yılın ardından ilk kez bir Batı ülkesine ziyaret gerçekleştirerek Paris’e gitti. Esed’e Avrupa’nın kapılarını açma konusunda büyük rol oynayan Chirac tarafından büyük bir içtenlikle karşılandı.

5 Ordu
Esed ölmeden önce Suriye güçleri Lübnan’daydı. Ülkedeki ‘şifrenin’ sahibi Şam’dı. Suriye, Kuzey Irak'ta bir Kürt varlığının kurulmasına karşı koordine olan Türkiye ve İran ile üçlü eksenin bir parçasıydı. Aynı zamanda Suudi Arabistan, Mısır ve Arap ülkelerini içeren ‘Şam Bildirgesinin’ ve Suudi Arabistan ve Mısır ile kurulan ‘Üçlü İttifakın’ bir parçasıydı. Saddam’a kapıyı açmış, muhaliflerini yüz üstü bırakmıştı.
Suriye, İsrail'e karşı olan örgütlere ev sahipliği yapıyor aynı zamanda Amerikan himayesinde İsrail ile müzakere ediyordu. Mart ayının sonunda Cenevre'de barışa ulaşmak için son bir girişimle Esed ve Clinton arasında bir zirve düzenlendi.
1996 yılının baharında çıkarları çatışan beş ülkenin dışişleri bakanları İsrail'in güneyindeki ‘Gazap Üzümleri’ operasyonundan sonra ‘Nisan Anlaşmasına’ varmak üzere aynı anda Şam’da bulunuyordu; ABD, Rusya, Fransa, İran ve Avrupa Birliği (AB).
Şimdi, Suriye Arap Birliği kapsamı dışında. AB ve ABD tarafından bir tecrit ve yaptırım söz konusu. Ülkede şu an ABD, Rusya, İran, Türkiye ve İsrail (havadan) olmak üzere beş ülke bulunuyor. Bir araştırma merkezine göre 2011 protestolarından sonra Suriye vatandaşlarının yarısı evlerini terk etmek zorunda kaldı. 690 bin kişi yaşamını yitirdi. Ekonomik açıdan ise 530 milyar dolar değerinde bir zarar meydana geldi. Protestolar, gıda, ilaç ve su krizleri bunda etkili oldu.
Sınırlarının dışında mücadele eden Suriye, diğerlerinin çatıştığı bir sahne oldu. Bir oyuncudan, oyun sahasına dönüştü. Fiyatı yükselen tek şey belki de ABD doları oldu. 20 yıl önce 1 dolar 44 Suriye lirası iken, şimdi 3 bin 200 liraya ulaştı.



İsrail hava saldırıları Lübnan'ın güneyindeki kasabaları hedef aldı

Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)
TT

İsrail hava saldırıları Lübnan'ın güneyindeki kasabaları hedef aldı

Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)
Beyrut'un güney banliyölerinde, Hizbullah'a ait olduğu iddia edilen bir bölgeden duman yükseliyor (DPA)

İsrail savaş uçakları bugün Lübnan'ın güneyindeki Burc Rahal kasabasına hava saldırıları düzenledi. Saldırılarda 3 kişi öldü, bir kişi yaralandı. Ayrıca güney Lübnan'daki kasabalara da saldırılar düzenlendi.

İsrail savaş uçakları bu sabah Lübnan'ın güneyindeki Burc Rahal kasabasında bir eve hava saldırısı düzenleyerek 3 kişiyi öldürdü, birkaç kişiyi yaraladı ve birçok evi yıktı. Sivil savunma ekipleri cesetleri çıkarmak ve yolu temizlemek için çalışıyor. Resmi Lübnan Ulusal Haber Ajansı, hava saldırılarının ayrıca şafak vakti Lübnan'ın güneyindeki Haris kasabaların da hedef aldığını bildirdi.

İlgili bir gelişmede, Hizbullah bugün dört ayrı açıklamada, savaşçılarının İsrail'in Liman, Hurfish, Shlomi ve Nahariya yerleşimlerini roket saldırılarıyla hedef aldığını duyurdu.

Şarku'l Avsat'ın DPA'den aktardığına göre Hizbullah yaptığı açıklamada, bugün saat 02:25'te Liman yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını belirtti. İkinci bir açıklamada ise saat 00:30'da Hurfish yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını duyurdu.

Üçüncü bir açıklamada Hizbullah, saat 02:30'da Shlomi yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını açıkladı. Dördüncü bir açıklamada ise saat 03:10'da Nahariya yerleşimini roket saldırısıyla hedef aldığını bildirdi.

Şunu belirtmekte fayda var ki, 2 Mart sabahından itibaren İsrail savaş uçakları Beyrut'un güney banliyölerini, Güney Lübnan'daki çeşitli bölgeleri ve Doğu Lübnan'daki Bekaa Vadisi'ni hedef alan bir dizi hava saldırısı düzenledi. Saldırılar ayrıca Lübnan Dağı ve Kuzey Lübnan'daki bölgelere de yayıldı. İsrail hava saldırıları halen devam etmektedir. Mart ortasından sonra İsrail ordusu Güney Lübnan'a bir saldırı başlattı.


Gazze Şeridi’ndeki direnişçi gruplar, ‘silahsızlanma’ planında değişiklik talep edilmesinin ardından yoğun saldırı bekliyor

Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)
Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)
TT

Gazze Şeridi’ndeki direnişçi gruplar, ‘silahsızlanma’ planında değişiklik talep edilmesinin ardından yoğun saldırı bekliyor

Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)
Gazze’deki Aziz Porphyrius Kilisesi’nde düzenlenen ayine katılan Filistinli bir Hristiyan, 5 Nisan 2026 (DPA)

Gazze Şeridi’ndeki büyük Filistinli gruplardan çeşitli kaynaklar, İsrail’in Gazze Şeridi içindeki saldırılarını yoğunlaştırmasının beklendiğini belirtti. Bu beklentinin, Barış Konseyi planında yer alan silahsızlanma maddelerinde değişiklik yapılması talebinin ardından ortaya çıktığı ifade edildi.

Hamas’a bağlı üç kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, sahada İsrail’in daha geniş çaplı bir askeri gerilime hazırlandığına dair göstergeler bulunduğunu belirtti. Kaynaklar, bu olası gerilimin polis ve güvenlik noktalarının hedef alınmasının, silahlı grup üyelerine yönelik saldırıların ve suikastların ötesine geçebileceğini dile getirdi.

Hamas’ın silahsızlandırılması, Gazze Barış Konseyi Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov tarafından sunulan planın en önemli maddeleri arasında yer alıyor. Söz konusu plan, Mladenov tarafından mart ayı sonunda Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde açıklanmıştı. Uluslararası ve bölgesel medyada yayımlanan maddelere göre plan, Filistinli hareketin tünel ağını imha etmesini ve sekiz ay içinde aşamalı olarak silah bırakmasını öngörüyor. Plan ayrıca, ‘Gazze Şeridi’nin silahlardan tamamen arındığının nihai olarak doğrulanması’ sonrasında İsrail güçlerinin tamamen çekilmesini içeriyor.

 Hamas ve İslami Cihad Hareketi’ne bağlı silahlı güçler Gazze’de konuşlandırıldı. (AFP)Hamas ve İslami Cihad Hareketi’ne bağlı silahlı güçler Gazze’de konuşlandırıldı. (AFP)

Son günlerde İsrail’in tırmanışı, polis güçlerine bağlı güvenlik unsurları ile sahadaki silahlı grup üyelerine yönelik saldırıların yoğunlaştırılmasıyla daha da arttı. Kaynaklara göre Hamas’a bağlı hükümet kurumlarındaki güvenlik personeline ve grupların askeri kanatlarına mensup silahlı unsurlara, alarm seviyesini en üst düzeye çıkarmaları yönünde talimat verildi. Aynı talimatlarda, tekrar eden hedef alınma girişimlerini önlemek amacıyla mümkün olan tüm güvenlik önlemlerinin alınması istendi.

Planda yapılan değişiklikler

Geçtiğimiz hafta Hamas heyeti, Kahire’ye gerçekleştirdiği ziyaretin ardından, iki gün önce Gazze Şeridi’ndeki gruplar adına ‘silahsızlanma planı’ önerisine yanıtını sundu. Kaynaklara göre, Nikolay Mladenov ile yapılan görüşmede iletilen yanıtta, ‘ikinci aşamaya geçilmeden önce İsrail’in ilk aşamadaki tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesini zorunlu kılacak değişikliklerin yapılması’ gerektiği vurgulandı.

Hamas kaynaklarına göre, İsrail’in söz konusu değişiklik talebini ‘hareketin silah bırakmayı reddettiği’ gerekçesiyle önümüzdeki dönemde saldırılarını artırmak için bir bahane olarak kullanabileceği değerlendiriliyor. Kaynaklardan biri, Hamas’ın ve diğer grupların planı farklı çerçeveler içinde incelemeyi sürdürdüğünü kaydetti.

İslami Cihad Hareketi’nden bir kaynak ise Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, özellikle İran ile bağlantılı gelişmelerin ardından İsrail’de tırmanış ihtimalinin artmasıyla birlikte, sahadaki savaşçılara izlerinin sürülmesini ve hedef alınmalarını önlemek amacıyla tüm gerekli güvenlik tedbirlerini almaları yönünde kesin talimatlar verildiğini ifade etti.

Öte yandan İsrail, cumartesiyi pazara bağlayan gece yarısı, Gazze kentinin doğusundaki Şeva Meydanı bölgesinde, özel İsrail birliklerinin ya da silahlı grupların sızmasını önlemek amacıyla kurulan bir kontrol noktasında bulunan İzzeddin el-Kassam Tugayları mensubu dört silahlı kişiyi öldürdü.

Bir polis aracını hedef alan İsrail saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen Filistinliler (Reuters)Bir polis aracını hedef alan İsrail saldırısının gerçekleştiği yeri inceleyen Filistinliler (Reuters)

Hamas’a bağlı bir polis mensubu dün, Gazze Şeridi’nin orta kesimindeki el-Meğazi Mülteci Kampı girişinde aracının İsrail’e ait bir insansız hava aracı (İHA) tarafından hedef alınması sonucu hayatını kaybetti. Aynı gün, Han Yunus’un güneyindeki ‘sarı hat’ olarak bilinen bölgede bir genç de İsrail güçlerinin açtığı ateş sonucu öldürüldü.

Sahadaki kaynaklar Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, hedef alınan aracın Kassam Tugayları’na bağlı bir üyeye ait olduğunu, aracı kullanan kişinin ise daha önce önde gelen isimlerden birinin korumalığını yapmış polis memuru olduğunu belirtti.

Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı’na göre İsrail, 10 Ekim 2025’te ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana 718’den fazla Filistinliyi öldürdü.

Erdoğan ile görüşme

Bu arada Hamas dün yaptığı açıklamada, üst düzey bir heyetinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İstanbul’da bir araya geldiğini duyurdu. Görüşmede, Gazze Şeridi’ndeki gelişmeler, ateşkes anlaşmasının kalıcı hale getirilmesi ve Kudüs’teki son durum ele alındı.

Hareketten yapılan açıklamaya göre, Hamas Liderlik Konseyi Başkanı Muhammed Derviş başkanlığındaki heyette Halid Meşal, Halil el-Hayye ve Zahir Cebbarin yer aldı. Cumartesi günü gerçekleşen görüşmede, Gazze Şeridi’ndeki gelişmeler ele alındı. Açıklamada ayrıca, ateşkes anlaşmasının uygulanmasının güvence altına alınması, insani yardımların bölgeye ulaştırılması ve halkın temel ihtiyaçlarının karşılanmasının önemine vurgu yapıldı.

Açıklamada, Kudüs’teki durumun, özellikle de Mescid-i Aksa çevresindeki gelişmelerin ciddiyetine dikkat çekilerek, ‘ihlaller’ olarak nitelendirilen uygulamaların sonuçlarına karşı uyarıda bulunuldu. Ayrıca, esirlere yönelik idam cezasını içeren yasa tasarısına da karşı çıkılarak, bunun uluslararası hukuka aykırı olduğu ifade edildi.

Heyetin, Türkiye’nin Filistin davasına verdiği destekten duyduğu memnuniyeti dile getirdiği ve Erdoğan’ın bu konudaki çabalarını takdir ettiği aktarıldı. Açıklamaya göre Erdoğan da Türkiye’nin Filistin halkının haklarına verdiği desteğin süreceğini ve bu konudaki tutumunun değişmeyeceğini vurguladı.


Masnaa Sınır Kapısı, ABD'nin Lübnan'a verdiği garantileri test ediyor

İsrail'in bombalamakla tehdit ettiği Suriye sınırındaki Masnaa Sınır Kapısı çevresinde Lübnan Genel Güvenlik Teşkilatı mensupları (EPA)
İsrail'in bombalamakla tehdit ettiği Suriye sınırındaki Masnaa Sınır Kapısı çevresinde Lübnan Genel Güvenlik Teşkilatı mensupları (EPA)
TT

Masnaa Sınır Kapısı, ABD'nin Lübnan'a verdiği garantileri test ediyor

İsrail'in bombalamakla tehdit ettiği Suriye sınırındaki Masnaa Sınır Kapısı çevresinde Lübnan Genel Güvenlik Teşkilatı mensupları (EPA)
İsrail'in bombalamakla tehdit ettiği Suriye sınırındaki Masnaa Sınır Kapısı çevresinde Lübnan Genel Güvenlik Teşkilatı mensupları (EPA)

Lübnan, İsrail'in altyapısına karşı düzenlediği bombardımanın ardından kendisine güvence veren ABD'ye yardım çağrısında bulundu. Bu çağrı, Tel Aviv'in Lübnan'ı Suriye'ye Cedide Yabus üzerinden bağlayan Bekaa'daki (doğu) el-Müsnefer Sınır Kapısı’nı hedef almaması için yapılırken, bu gelişme, İsrail'in sınır kapısını bombalamakla tehdit edip tahliye edilmesini talep etmesinin ardından yaşandı.

Şarku’l Avsat’a konuşan Lübnanlı kaynaklar, Lübnan'ın İsrail'in tehdidini ciddiye aldığını ve bunun endişe verici olduğunu açıkladığını söylediler. Bu durum, Cumhurbaşkanı General Joseph Avn ve Başbakan Nevvaf Selam tarafından yürütülen ve sabaha kadar süren Washington ile temasların yoğunlaştırılmasına neden oldu. Sile tatili için Washington'da bulunan ABD'nin Beyrut Büyükelçisi Mişel İsa da temaslarda yer aldı. Avn ve Selam, İsa'dan ülkesinin İsrail nezdinde müdahale ederek uyarıyı geri çekmesini talep etti.

Öte yandan, Cumhurbaşkanı Avn, İsrail ile doğrudan müzakere çağrısını yineledi. Avn, “Müzakere taviz vermek değildir, diplomasi de teslim olmak değildir” diyerek, iç barışın ‘kırmızı çizgi’ olduğunu vurguladı.