İdam cezası Sudan’da 100 çocuğu tehdit ediyor

Sudan Adliye Binası (Hasan Hamid)
Sudan Adliye Binası (Hasan Hamid)
TT

İdam cezası Sudan’da 100 çocuğu tehdit ediyor

Sudan Adliye Binası (Hasan Hamid)
Sudan Adliye Binası (Hasan Hamid)

Cemal Abdulkadir el-Bedevi
Yaklaşık yüz Sudanlı çocuk idam kararının uygulanmasını bekliyor. Sudan’da çocuklar hakkındaki bir yasa 2010’dan beri yürürlükte olmasına rağmen neredeyse hükümsüz sayılıyor ve söz konusu yasa Sudanlı çocukları koruma konusunda olumlu bir değişiklik yapamamıştır. Bunun sebebi de, çocuk tanımlamasındaki hukuki tutarsızlıklar ve özellikle cezai sorumluluk yaşının belirlenmesinde Ceza Kanunu’nun gücü ve belirsiz hükümleri.
Çocuk Refahı Konseyi Genel Sekreteri Osman Şeybe Ebu Fatıma Independent Arabic’e verdiği demeçte “Sudanlı bir çocuğun yasal haklarının nesilden nesile geçen durumu ve çarpıtılmış gerçekliği” konusunda duyduğu endişeleri dile getiriyor ve “1991 tarihli Ceza Kanunu’nun tüm eksiklikleri ile adalet sistemi üzerinde kurduğu hakimiyet ve bu kanunun Çocuk Kanunu’nun hükümleri gözetilmeksizin yargı organları ve mahkemeler tarafından kabul görmesi, yüz çocuğun idam cezası ile karşı karşıya kaldığı ve buna ek olarak diğer 5 çocuğun nihai uygulama altında olduğu utanç verici bir durumun ortaya çıkmasına sebep oldu” yorumunda bulunuyor.
Ebu Fatıma “Sudan, 1991 tarihli Çocuk Kanunu Anlaşması’nı imzalamış olmasına rağmen, yerel yasaları anlaşmayla uyumlu bir hale getirmek için herhangi bir önlem almadı. Uluslararası komite ve ilgili yerel ve bölgesel kuruluşların Sudan’ın çocuk hakları raporuna ilişkin gözlemler ve yorumlar dikkate alınmıyordu. Bu, çocukların kanun önünde doğal ve yasal haklarının geçersiz sayılmasının bir sonucu olarak maruz kalmaya devam ettikleri adaletsizliği daha da kötüleştiren bir şey” ifadelerini kullandı.
Genel Sekreter Ebu Fatıma, Sudan Egemenlik Konseyi’nin, Ceza Kanunu’nun had ve kısas cezalarını affetme yetkisi içermediği gerekçesiyle bu çocuklar için bir başkanlık affı çıkaramayacağını söylemesi karşısında üzüntüsünü dile getiriyor.
Anayasa Mahkemesi, geçiş dönemini yöneten anayasal kanunu ihlal etmesine ve geçmişte benzer hükümlerin uygulanmasını geçersiz kılan örneklerin olmasına rağmen, söz konusu hükümlerin iptal edilmesine yönelik bir talebi reddetmişti. Bu da ilgili çocukların idam edilmesini önlemek için Çocuk Refahı Konseyi’ni çocukları affetmeleri ve davadan vazgeçmeleri konusunda ikna etmek üzere kan sahipleri ile müzakerede bulunmaya itti.

Yasal değişiklikler
Ebu Fatıma, Çocuk Refahı Konseyi tarafından sunulan, Bakanlar Konseyi tarafından onaylanan ve Egemenlik Konseyi ile Bakanlar Konseyi’nin onayını bekleyen (birlikte yasama organını oluşturuyorlar) Sudan Sudan Ceza Kanunu’nda değişiklik yapılmasına yönelik önerilerden oluşan bir pakete dikkat çekti. Söz konusu öneriler had ya da kısas cezalar gerektiren suçlar olup olmadığına bakmaksızın 18 yaşın altındaki çocuklara verilen idam cezasını sınırlandırmayı hedefliyor.
Ebu Fatıma bu değişikliklerin onaylanmasının, idam cezalarının gözden geçirilmesine ve çocuklara yönelik suçlamaların değiştirilmesine imkan sağladığına dikkat çekiyor.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre değişiklik önerileri, 18 yaşın altındaki çocukların idam cezasının durdurulmasını, çocuk tanımı için bu yaş kriterinin benimsenmesini ve Uluslararası Çocuk Hakları Komitesi’nin tavsiyesine göre ve 2010 yılı Çocuk Yasası tarafından bu yaş grubundaki çocukların suçları ile ilgilenmek için belirlenen önlemler doğrultusunda asgari cezai sorumluluğunun 7 yıl yerine 12’ye yükseltilmesini kapsıyor.

Çocuklara verilen hapis ve kırbaçlama cezalarının kaldırılması
Önerilere göre Ceza Kanunu uyarınca çocuklara verilen kırbaçlama cezasının kaldırılıp bunun yerine, çocukların kamu hizmetinde çalışması ve uygun mesleki, kültürel, spor ve sosyal eğitim kurslarına yerleştirilmesi gibi, özgürlükleri için herhangi bir olumsuzluk teşkil etmeyen veya insan onurunu ayaklar altına almayan önlemler alınacak.
Değişiklikler, beş yaşın altında çocuğu olan ya da hamile ve emziren annelere ciddi olmayan suçlarda hapis cezası dışında alternatif cezalar verilmesini öngörüyor. Aynı zamanda öneriler, savcılığa veya mahkemeye suçlu çocukları kurumsal birimlere sevk etme hakkı veriyor. Değişiklikler arasında, kadın sünneti veya herhangi bir şiddetten kaynaklanan bir zarar konusunda çocuğun rızasının öneminin kaldırılması da yer alıyor.

Had ve Kısas Cezaları
Ebu Fatıma “Değişiklikler, çocuklara verilen ölüm cezalarını kapalılık veya belirsizlik olmaksızın kesin bir şekilde yasaklayan ve şer’i had cezalarının, kısas cezalarının ve devlet ile  kamu malına zarar verilmesine karşı yöneltilen cezaların, çocukların mahremiyetinden istisna tutulmasını ve yanlış algıyı veya bu suçlar için çocuklara ölüm cezasının uygulanabileceği yönündeki öneriyi kaldıran temel bir değişimi temsil ediyor. Bu kısmın karışıklığa ve yorumlamaya sebebiyet verdiği göz önüne alındığında, çocukların şu anda karşı karşıya kaldıkları idam cezalarındaki ana sebep budur.” ifadelerini kullandı.
Ebu Fatıma “Çocukluk yaşını 18 olarak değiştirmek ve bunu standart olarak esas almak, sadece mevcut idam cezalarını durdurmak için değil, aynı zamanda 18 yaşın altındaki kız çocuklarının tecavüze kurban gitmişken zina ile suçlanmasını engellemek için de temel bir adımdır” dedi.
Ebu Fatıma, “yasa uygulayıcılarının hukuki zihniyeti ve baskın eğilimlerinin, ceza yasasının ürettiği kavramlardan etkilendikleri için yapılması beklenen değişikliklerin önünde en büyük problem olduğunu” kaydederek “özellikle maddeler, hükümler ve gerekli sosyal ve idari mekanizmalara ilişkin kanunun uygulanmasını ve şerh edilmesini destekleyen yönetmelikler çıkarmanın önemini ve bunun, bir sonraki aşamada toplumu yasanın uygulanmasına ortak yapacağını” vurguladı.

Ceza Anayasaya aykırı
Aynı bağlamda Independent Arabia’ya konuşan Adalet Bakanlığı’nda hukuk danışmanı olan Muaviye Ebu Karun, çocuklara idam cezası uygulanmasının sebebini, “Sudan’daki bazı mahkemelerin ceza yasasına güvenmesine ve ergenliğin görünürdeki fiziksel belirtilerini bu tür hükümlerin verilmesinin kanuni bir gerekçesi ve nedeni olarak görmesine” bağlıyor.
Ebu Karun çocuklara uygulanan idam cezasını “anayasaya aykırı ve anayasal kanunla ve Sudan’ın imzaladığı bölgesel ve uluslararası anlaşmalara ters düşen” bir ceza olarak nitelendiriyor.
Ebu Karun “Özellikle Sudan’ın esas olarak bölgesel ve uluslararası yükümlülüklerinden kaynaklanan Ceza Kanunu ile Çocuk Kanunu arasında, ulusal kanunların bu sözleşmelerle ve birbiriyle uyumluluğunun sağlanması” çağrısında bulunuyor.
Aynı şekilde Sudanlı Yargıç Ahmet Hamidin, adaleti sağlamak için Ceza Kanunu ile Çocuk Kanunu arasındaki çatışmanın, özellikle yaşın tanımlanması ve cezai sorumluluğun belirlenmesi bakımından giderilmesini talep ediyor.
Sudan’daki ilk aile ve çocuk koruma birimi 2007 yılında Hartum eyaletinde kuruldu ve bunun ardından 2010 yılında Çocuk Kanunu çıkarılana dek tüm illerde bu sayı 18’e ulaştı.



Suriye Savunma Bakanlığı: Ateşkes 15 gün daha uzatıldı

Haseke'de Suriye Demokratik Güçlerine (SDD) ait bir kamyon, cephe hatlarına giden bir yolun üstünde duruyor. (AP)
Haseke'de Suriye Demokratik Güçlerine (SDD) ait bir kamyon, cephe hatlarına giden bir yolun üstünde duruyor. (AP)
TT

Suriye Savunma Bakanlığı: Ateşkes 15 gün daha uzatıldı

Haseke'de Suriye Demokratik Güçlerine (SDD) ait bir kamyon, cephe hatlarına giden bir yolun üstünde duruyor. (AP)
Haseke'de Suriye Demokratik Güçlerine (SDD) ait bir kamyon, cephe hatlarına giden bir yolun üstünde duruyor. (AP)

Suriye Savunma Bakanlığı bugün, Suriye Arap Ordusu'nun operasyonlarının tüm bölgelerinde ateşkesin 15 gün daha uzatıldığını duyurdu.

Bakanlık açıklamasında, ateşkes uzatmasının 24 Ocak 2026 saat 23:00 itibarı ile başlayacağını belirtti.

Bakanlık, uzatmanın "ABD'nin DEAŞ mahkumlarını SDG hapishanelerinden Irak'a transfer etme operasyonuna destek amacıyla" verildiğini belirtti.

Suriye Ordusu Operasyon Komutanlığı bugün yaptığı açıklamada, SDG’nin, Kandil Dağları'ndan Haseke vilayetine Kürdistan İşçi Partisi (PKK) milislerinden takviye birlikleri getirdiğini belirtti.

Şarku’l Avsat’ın resmi El-İhbariya TV kanalından aktardığına göre Komutanlık açıklamasında, "SDG, kontrolü altındaki bölgelerde, politikalarına karşı çıkan herkesi tutuklayarak, zorla yerinden ederek ve işkence ederek yaygın ihlallere devam ediyor" denildi.

Suriye Ordusu Operasyon Komutanlığı, SDG ve PKK milislerini provokasyonlarına devam etmemeleri ve yalan ve kurgulanmış görüntüler yaymamaları konusunda uyardı. Komutanlık, "Sahadaki durumu inceliyor ve operasyonel koşulları değerlendirerek bir sonraki adımımızı belirliyoruz" ifadelerini kullandı.

Suriye Ordusu Operasyon Komutanlığı, ilgili bakanlıklarla iş birliği içinde, çatışmalardan etkilenenlere destek ve yardım sağlamak amacıyla önümüzdeki saatlerde insani yardım koridorlarının açılacağını vurguladı.

Ajans, ordunun "tüm Suriye toplumu için koruyucu kalkan olacağını, Suriye topraklarının birliğini koruyacağını ve sınır ötesi tüm terörist projelere karşı duracağını" belirtti.

Bugün erken saatlerde Suriye Enformasyon Bakanı Hamza el-Mustafa, ateşkes anlaşması kapsamında SDG'ye verilen sürenin dolduğunu ve hükümetin sonraki adımlarını değerlendirdiğini söyledi.

Suriye Dışişleri Bakanlığı ise "tüm seçeneklerin masada olduğunu, aynı zamanda hukukun uygulanması ve ülkenin birleştirilmesi için gerilimin azaltılması ve diyalog yolunun izlendiğini" ifade etti.


Witkoff ve Kushner, Gazze Şeridi'nin geleceğini görüşmek üzere İsrail'de

ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)
ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)
TT

Witkoff ve Kushner, Gazze Şeridi'nin geleceğini görüşmek üzere İsrail'de

ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)
ABD'li elçiler Steve Witkoff ve Jared Kushner Davos'ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'na katıldı. (AP)

Bilgi sahibi iki kaynak, ABD’li temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner’in, Gazze Şeridi başta olmak üzere bölgesel gelişmeleri görüşmek üzere bugün İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu ile bir araya gelmek için ülkede bulunduğunu bildirdi. Aynı gün Gazze’de iki yeni şiddet olayı yaşandığı açıklandı. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, bölgedeki gelişmeler uluslararası kamuoyunun gündeminde yer almaya devam ediyor.

ABD, perşembe günü, sıfırdan inşa edilecek ‘yeni bir Gazze’ planını duyurdu. Planın, konutlar, veri merkezleri ve sahil şeridinde tatil tesislerini kapsadığı belirtildi. Bu girişimin, İsrail ile Hamas arasında, sık sık ihlallerle sekteye uğrayan ateşkes anlaşmasını ilerletme amacı taşıyan ABD Başkanı Donald Trump’ın çabaları kapsamında gündeme geldiği ifade edildi.

Öte yandan Gazze Şeridi’ndeki Sağlık Bakanlığı, bugün yaptığı açıklamada, biri kuzeyde olmak üzere iki ayrı olayda, aralarında iki çocuğun da bulunduğu üç kişinin İsrail ateşi sonucu hayatını kaybettiğini duyurdu. Bakanlığın verilerine göre, savaşın başlamasından bu yana Gazze Şeridi’nde hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bin 654’e ulaştı.

Netanyahu’nun ofisinden bir sözcü, taraflar arasında bir toplantı yapılacağını doğruladı ancak görüşmenin içeriğine ilişkin ayrıntı paylaşmadı.

İsrail’in yürüttüğü savaş nedeniyle Gazze Şeridi’nin büyük bölümü yıkıma uğradı. ABD destekli Gazze Yönetim Komitesi Başkanı Ali Şaas, perşembe günü yaptığı açıklamada, Refah Sınır Kapısı’nın bu hafta açılacağını söyledi. Kapı, nüfusu iki milyonu aşan Gazze halkı için fiilen bölgeye giriş ve çıkışın tek yolu konumunda bulunuyor.

Reuters’a konuşan üç kaynağa göre İsrail, Mısır üzerinden Refah Sınır Kapısı’ndan Gazze’ye dönecek Filistinlilerin sayısını sınırlamak istiyor. Bu çerçevede, Gazze Şeridi’nden çıkan Filistinlilerin sayısının, bölgeye girenlerden fazla olması hedefleniyor.

Refah Sınır Kapısı’nın, Trump’ın savaşı sona erdirmeye yönelik planının ilk aşamasında açılması öngörülüyordu. ABD, bu ay planın ikinci aşamasına geçildiğini açıklamıştı. Söz konusu aşamada İsrail’in Gazze’den asker çekmesi ve Hamas’ın bölgenin yönetiminden çekilmesi bekleniyor. İsrail ordusu, 2024 yılından bu yana sınır kapısının Filistin tarafını kontrol ediyor.


Filistinlilerin yıkıntıları üzerine inşa edilecek “Gazze Rivierası” hakkında ne biliyoruz?

Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı
Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı
TT

Filistinlilerin yıkıntıları üzerine inşa edilecek “Gazze Rivierası” hakkında ne biliyoruz?

Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı
Davos Forumu 2026'nın oturum aralarında “Barış Konseyi” girişiminin duyurulması sırasında “Yeni Gazze” başlıklı bir slayt gösterimi yapıldı

Hala en-Naci

Bugün ‘Gazze Rivierası’ ya da ‘Yeni Gazze” adıyla tanıtımı yapılan proje, sadece bir kentsel konsept veya ertelenmiş bir kalkınma hayali değil, Filistin bağlamını açıkça dışlayan, toprak, insan ve kentleşmeyi yeniden tanımlayan eksiksiz bir siyasi projedir. Zarif sunumlarla tanıtılan ve kendisini ‘Barış Konseyi’nin başkanı ilan eden ABD Başkanı Donald Trump tarafından ‘deniz kenarında harika bir mülk’ olarak tanımlanan ve damadı Jared Kushner’in iş çevrelerinde pazarladığı bu proje, “Filistinliler nasıl yaşayacak?” sorusuna yanıt aramak yerine, “Gazze nasıl verimli bir yatırım projesine dönüştürülebilir?” sorusunun cevabına odaklanıyor.

Gazze'yi soyup yatırım amaçlı bir mülk haline getirmek

Bu projede Gazze, tarihi zengin, sosyal ilişkilere, çatışma geçmişine ve hatıralara sahip kalabalık bir şehir olarak değil, bir yatırım yeri olarak görülüyor. Bu yeni kent inşa etme fantezisine göre Gazze, orada yaşayanlar silinip, yeniden şekillendirilebilecek boş bir alan olarak lanse ediliyor. Sanki son birkaç ayda yaşananlar sistematik bir imha değil de gelecek için zemin hazırlayan gerekli bir yıkım ve boşaltma süreciymiş gibi.

Gazze siyasi, kültürel, sosyal ve insani tüm sahip olduklarından arındırılıp otellere, mali fırsatlara, sahil şeridine ve gayrimenkul geliştirmeye indirgendiğinde, orijinal sakinleri dışlayan ve onları potansiyel yararlanıcılar ve tüketiciler olarak soyut bir şekilde sunan bir piyasa dili ve ticari eylem ortaya çıkıyor.

Bu anlayışa göre Filistinlilere siyasi aktörler veya bu yerin hak sahipleri olarak değil, idari olarak ele alınması gereken fazlalık unsurlar olarak bakılıyor. Bu çerçevede insanlıklarından ve iradelerinden mahrum bırakılan Filistinliler, sınıflandırma, nakil, kontrol ve idare gibi otoriter önlemlere tabi bir nüfusa indirgeniyor.

Söz konusu projenin duyurusunda verilen ayrıntılara göre İsrail tarafından Filistinlilerin, inşa edilmesi planlanan köylerde ve kapalı topluluklar olarak ikamet etmeye hak kazananların belirlendiği bir tarama sürecine tabi tutulmaları kararlaştırıldı. Bu, yerli nüfusun, kimin kalmasına izin verileceği ve kimin dışlanacağına ilişkin kendi kaderini belirleme sürecinden sistematik olarak dışlanması anlamına geliyor.

Bu anlayışa göre Filistinlilere, siyasi aktörler veya bu yerin hak sahipleri olarak değil, idari olarak ele alınması gereken fazlalık unsurlar olarak bakılıyor.

Ayrıca, kapalı ve izlenen konut kompleksleri fikri, sıkı konut düzenlemeleri, izinler ve şartlı hizmetler yoluyla yönetilecek olan Gazze'nin modern bir hapishane biçimidir. Bu anlamda, şehir Filistinliler için değil, onların üzerine inşa edilmektedir. Filistinliler, kendilerinin tasarlamadığı bir forma, seçmedikleri bir yaşam tarzına ve kendilerine benzemeyen bir şehre uyum sağlamak zorunda bırakılıyor.

Buradaki planlama, “İnsanlar nasıl yaşıyor? Nasıl çalışıyorlar? Nasıl bir arada bulunuyorlar?” gibi günlük yaşama dair sorularla ilgilenmiyor. Daha ziyade “Nerede olmalılar? Nasıl kontrol edilebilirler? Nasıl susturulabilirler? Nasıl tekrar siyasi bir sorun haline gelmelerini engelleyebiliriz?” gibi kontrolle ilgili sorulardan yola çıkıyor.

Askeri operasyonların ardından Han Yunus sokaklarında yıkımın yaşandığı manzara (AP Photo/ Abdulkerim Hana)Askeri operasyonların ardından Han Yunus sokaklarında yıkımın yaşandığı manzara (AP Photo/ Abdulkerim Hana)

Proje, ne bu yerin tarihine, ne kültürüne, ne de kolektif hafızasına dayanıyor. Yok edilen mahallelerin, isimlerin, akrabalık bağlarının, on yıllarca süren kuşatma sonucu şekillenen geçim ekonomisinin hiçbir izi yok. Projede yer alan bu şehir, anlamından arındırılmış bir araziye yapıştırılmış, hazır fikir olarak ithal edilmiş bir şehir. Bu şehir, Filistin gerçekliğine değil, sahil şeridi, kuleler, oteller ve tüketim alanları gibi yatırımcıların hayal gücüne dayalı olarak tasarlanmış bir şehir.

Dolayısıyla Yeni Gazze projesi, Filistin karakterinden yoksun, gerçek bir yaşam ritmi olmayan, köklü sosyal ilişkilerin bulunmadığı bir şehir gibi görünmektedir. Bu şehir, arkasında derin bir boşluğu gizleyen cilalı  cephedir: anlam boşluğu, haklar boşluğu ve katılım boşluğu. Bu şehir, sakinlerini varlığının bir koşulu değil, kalkınmanın önünde bir engelmiş gibi görüyor. Bu da özünde, günümüz dilinde yeniden üretilen eski bir sömürge mantığını, yani ‘halkı olmayan bir toprak ya da toprağın yatırım yapılabilir hale gelmesi için görünmez kılınması gereken bir halk’ düşüncesini yansıtıyor.

Vatandaşlıktan nüfus yönetimine

Yeni Gazze projesinin en tehlikeli yönü, gelecekteki şekli veya pazarlama dili değil, politikasında yer alan, vatandaşlık fikrinden nüfus yönetimi mantığına geçişi simgeleyen egemenlik mantığıdır. Bu vizyonda Filistinliler, kendi kaderini tayin etme hakkına sahip bir siyasi grup olarak ya da toprak ve şehirlerin sahipleri olarak değil, hareket ve varoluşları açısından organize edilmesi, dağıtılması ve kontrol edilmesi gereken bir insan kitlesi olarak görülüyor. Kullanılan dil bu değişimi açıkça ortaya koyuyor. Konuşma mahalleler, açık şehirler veya yaşayabilir bir kentsel doku hakkında değil, kapalı konut kompleksleri, model köyler ve bölge sakinlerinin İsrail makamları tarafından sınıflandırıldıktan sonra burada kalıp kalmayacaklarının kararlaştırılması hakkında yapılıyor.

Gazze'deki yıkımın sınırın İsrail tarafından görünüşü (Reuters)Gazze'deki yıkımın sınırın İsrail tarafından görünüşü (Reuters)

Bu terimler, genel olarak, sivil ve kentsel planlama sözlüğüne ait olmaktan çok, kontrol sözlüğüne aittir. Bunlar, nüfusun izole edildiği, yerlerinin belirlendiği ve hayatlarının dışarıdan yönetildiği kamplar, rezervler ve kontrol bölgeleri gibi askeri bağlamlarda tarihsel olarak kullanılan kelimeleri yeniden üretir.

Kentsel eylem bağlamında bile, bu kentsel planlama değildir, çünkü planlama esasen sakinlerin katılımını, yaşam tarzlarının tanınmasını ve sosyal ve ekonomik ağlarının üzerine inşa edilmesini gerektirir. Ancak burada, önceden tasarlanmış ve daha sonra insanlara dayatılan zorlayıcı bir sosyal mühendislikle karşı karşıyayız. Şehir içinden büyümez, yukarıdan dayatılır. Günlük deneyimlerle şekillenmez, nüfusun tasarımla çözülebilecek teknik bir sorun olduğunu varsayan hazır planlarla şekillenir.

Planın en tehlikeli yönü ise, bu şiddetin şiddet olarak sunulmaması, aksine yumuşak insani bir dil ile örtbas edilmesi: yeniden inşa, insana yakışır konutlar, daha iyi bir yaşam. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ancak bu dilin ardında, Filistinlilerin yaşamı, siyasi ve sosyal boyutlarından arındırılacak ve kontrol ve gözetim altında tutulan idari bir meseleye indirgenecek şekilde yeniden düzenleniyor.

Cezalandırma aracı olarak şehir: itaat et hayatta kal

Yeni Gazze projesinin arkasındaki üstü kapalı denklem açıkça belirtilmemiş olsa da bu, olayların dışında kalanların belirlediği bir modele göre yaşamayı kabul etmek demek ve bu kabul, hayat karşılığında elde edilir. Sadece boyun eğmek Filistinlileri ölümden, yerinden edilmeden ve yavaş yavaş yok olmaktan kurtarabilir.

Yeni Gazze, Filistin karakterinden yoksun, gerçek bir yaşam ritmi olmayan, köklü sosyal ilişkilerin bulunmadığı bir şehir gibi görünüyor. Arkasında anlam boşluğu, haklar boşluğu ve katılım boşluğu gibi derin bir boşluğu gizleyen cilalı cephe.

Bu bağlamda proje, bölge sakinleri için doğal bir hak ya da önceki yaşamlarının bir uzantısı olarak değil, hayatta kalmak için şartlı bir alternatif olarak sunuluyor. Burada hayatta kalmak, onurlu bir yaşam anlamına gelmiyor, sadece hayatta kalmak anlamına gelir. Böylece konut, yaşam alanı olmaktan çıkıp bir disiplin mekanizmasına dönüşür. Ev artık mahremiyet, hatıralar veya felaket sonrası kendini yeniden inşa etme yeri değil, hareketleri izleyen, sosyal toplantıları sınırlayan ve özgürlüğü değil, asgari istikrarı sağlamak için sosyal ilişkileri yeniden şekillendiren daha büyük bir sistem içinde kontrol edilen bir konut birimidir.

Han Yunus’ta gıda yardımından alabilmeyi bekleyen Filistinliler (AP Photo/Abdulkerim Hana)Han Yunus’ta gıda yardımından alabilmeyi bekleyen Filistinliler (AP Photo/Abdulkerim Hana)

Bu mantığa göre, şehir başka yollarla şiddeti sürdürmek için bir araç olarak kullanılıyor. Zorla yıkıldıktan sonra, halkın siyasi veya sosyal olarak geri kazanmasını engelleyecek şekilde yeniden inşa ediliyor. Buradaki şehir yarayı iyileştirmiyor, aksine zorla kapatıyor ve adaleti sağlamak yerine sakinlerinden minnettarlık bekliyor.

Burada cezanın baskı dilinde değil, bakım dilinde sunulması asıl tehlikeyi arz ediyor. Filistinlilere ‘size barınma, güvenlik ve hizmetler sağlıyoruz’ deniyor. Ancak bu barınmanın sessizlik şartına, bu güvenliğin itaat şartına ve bu hizmetlerin, yeri veya geleceğini yeniden tanımlama hakkından vazgeçme şartına bağlı olduğu söylenmiyor.

Şu anda olanlar sömürge tarihinde yeni bir şey değil. Sadece görünüşü yeni. Kampları, kolonileri ve yeniden yerleşim şehirlerini yöneten mantık, bugün yatırım araçları ve daha iyi bir yaşam vaadiyle çağdaş bir dilde yeniden üretiliyor.

Filistinlilere değil, yatırımcılara yönelik bir proje

“Gazze Rivierası” projesinin öncelikle Filistinlilere yönelik olmadığının açıkça belirtilmesi gerekiyor. Sadece fiziksel olarak orada bulunmadıkları için değil, aynı zamanda söylemden yapısal olarak dışlandıkları için de bu böyle. Projenin sunulduğu dil, ortam ve mekan, hedeflenen kitlenin; iş adamları, yatırım fonları ve genellikle Dünya Ekonomik Forumu gibi platformlarda bir araya gelen küresel ekonomik elit olduğunu ortaya koyuyor. Burada Filistinliler hedef kitle değil, konu olarak ele alınmaktadır. Onlar bu vizyonun ortakları değil, yatırımın mümkün olabilmesi için aşılması veya yönetilmesi gereken engellerdir. Proje, Gazze'de yaşayan insanların sorularına cevap vermek için değil, sermaye sahiplerinin ve yatırımcıların ‘Burası güvenli mi? Sakinleri kontrol edilebilir mi? Siyasi riskler kontrol altında mı?’ şeklindeki sorularına cevap vermek için tasarlanmış görünüyor.

Çeşitli ülkelerin liderleri, Davos 2026'da Trump ile birlikte Barış Konseyi tüzüğünü imzaladı (AFP – Mandel NGAN)Çeşitli ülkelerin liderleri, Davos 2026'da Trump ile birlikte Barış Konseyi tüzüğünü imzaladı (AFP – Mandel NGAN)

Bu tehlikeli gelişmeler, sorunu sömürgecilik, soykırım savaşı ve ihlal edilen haklar meselesinden yönetilebilir bir ekonomi meselesine dönüştürüyor. Bu söylemde Filistin, adalet meselesi olarak değil, felaketin ardından ortaya çıkan bir pazar olarak görülüyor. Bu yüzden Filistinlilerin yokluğu, projenin bir kusuru değil, başarısının şartıdır. Siyasi talepleri, hafızası ve tarihi hakları olan bir halkın varlığı, yatırımı bozuyor.

Bu şiddet, şiddet olarak sunulmuyor, yeniden inşa, insana yakışır konutlar, daha iyi bir yaşam gibi ifadelerin kullanıldığı yumuşak insani bir dil ile örtülüyor.

Gazze ile ilgili bu öneride Filistin, adalete muhtaç yaralı bir vatan olarak değil, yeniden pazarlanmaya hazır bir toprak olarak sunuluyor. Bu da projeyi özünde bir yeniden inşa önerisi değil, yatırım diline bürünmüş bir siyasi çekilme önerisi haline getiriyor.

Soykırımdan kalkınmaya: Dil değişiyor ama öz değişmiyor

Son yıllarda soykırımla ilgili açık söylemlerin azaldığı doğru olsa da sadece dil değişti, mantık değil. Artık Gazze'nin sakinlerinin boşaltılması gerektiği açıkça ifade edilmiyor, bunun yerine Filistinlilerin ya gereksiz oldukları ya da bu yer için yeni bir vizyona hizmet etmek üzere yeniden şekillendirilebilecekleri varsayımıyla bir kalkınma modeli öneriliyor. Gazze ile ilgili bu öneride Filistin, adalete muhtaç yaralı bir vatan olarak değil, yeniden pazarlanmaya hazır bir toprak olarak sunuluyor. Bu da projeyi özünde bir yeniden inşa önerisi değil, yatırım diline bürünmüş bir siyasi çekilme önerisi haline getiriyor.

Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına hizmet edecek komite Kahire'de oluşturuldu (AFP – Egypt’s State Information Service)Gazze Şeridi'ndeki Filistin halkına hizmet edecek komite Kahire'de oluşturuldu (AFP – Egypt’s State Information Service)

Artık silahlar tek araç değil; şehirlerin kendisi bir araç haline geldi. Planlama tankların yerini aldı, yatırımlar askerlerin yerini aldı ve insani dil açık ırkçı söylemlerin yerini aldı. Devam eden dilsel aldatmaca, kalkınma, yeniden inşa, istikrar ve daha iyi bir yaşam gibi kelimeleri kullanarak, önerilenin Filistinlilerin siyasi konumlarına geri dönmelerini engelleyecek şekilde bölgenin yeniden düzenlenmesi olduğu gerçeğini gizliyor. Burada kalkınma, toplumu güçlendirmek ve yıkılanları yeniden inşa etmek anlamına gelmiyor, aksine başka bir halk için ya da en azından orijinal sakinlerin bu yerle olan ilişkilerini geri kazanmalarına izin vermeyen bir mantığa göre başka bir şey inşa etmek anlamına geliyor. Bu bağlamda kalkınma, gelişmiş bir kontrol biçimine dönüşüyor. Dışlama niyetini açıkça beyan etmesine de gerek yok, sonuçlar bunu kendiliğinden halledecektir. Geri dönülmesi imkansız bir şehir, sakinlerine benzemeyen mahalleler, Gazze'deki Filistinlilerin yaşam tarzıyla bağdaşmayan yaşam koşulları ve insanlar için yeniden inşa edilmesi gereken yerden yavaş yavaş dışlayan bir ekonomi söz konusu.

Gazze'deki yıkılmış binaların yanından geçen İsrail ordusuna ait askeri araçlar (Reuters)Gazze'deki yıkılmış binaların yanından geçen İsrail ordusuna ait askeri araçlar (Reuters)

Bu değişimin en tehlikeli yanı, şiddetin rasyonel, teknik ve tarafsız olarak sunulmasına olanak tanımasıdır. İnsanlar suçtan bahsetmek yerine çözümlerden bahsediyorlar. Sorumluluğu sorgulamak yerine ekonomik uygulanabilirliği tartışıyorlar. Bu şekilde, etnik temizlik adından sıyrılıyor, ancak etkisinden sıyrılmıyor. Gazze Rivierası, sakinlerinden boşaltma mantığından kopuş değil, daha çok onun gelişmiş bir versiyonudur. Yaşam koşullarının kendisinin itici hale gelmesi nedeniyle, doğrudan sürgün gerektirmeyen bir gerçeklik yaratma girişimidir. Bir şehrin yıkıntıları üzerine inşa edilmiş, halkını geri getirmek değil, onların nazikçe dışlanmasını sistematik hale getirmek amacıyla kurulmuş bir şehir.

Ancak bu söylemin arkasında, Filistinlilerin yaşamları siyasi ve sosyal boyutlarından arındırılacak şekilde yeniden düzenleniyor. Bir şehrin yıkıntıları üzerine inşa edilen bu proje, halkını geri getirmeyi değil, onların kademeli olarak dışlanmasını sistematik hale getirmeyi amaçlıyor.

Dolayısıyla söz konusu proje, dili ne kadar değişmiş olursa olsun, yok etme savaşının bağlamından ayrı düşünülemez. Şiddet, Filistinlilere fazlalık, bir koşul veya bir anıdan başka bir yerin olmadığı gelecek vaat eden planlar, yatırımlar ve sözlerle sessizce yönetilen aşamayı sona erdirmiyor, yeni bir aşamaya geçiyor.